Türkiye'nin Kıyı ve Deniz
Alanları I.Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 97 KonferansBildiriler Kitabı;
24-27 Haziran, 1997; Ankara, E.Özhan (Editör)
Kıyı Yönetimi
Birleşmiş Milletler Bölgesel
Deniz Programları;
Karadeniz Çevre Rejimi
Şule GÜNEŞ
ODTÜ Uluslararası İlişkiler
Bölümü, 06531, Ankara.
Tel: (312) 210 20 37, Fax: (312) 210 12 45,
E-posta: gunes@metu.edu.tr
Özet
Çevre kirliliği ve ekolojik bozulma bakımından
dünyanın en kötü durumda olan denizlerinden biri olarak gösterilen Karadeniz’de,
deniz çevresinin ve kıyı alanlarının korunmasına ilişkin uluslararası düzeyde
bir rejim oluşturulabilmesi doğu ve batı blokları arasındaki soğuk savaş
koşullarının ortadan kalkması ile mümkün hale gelebilmiştir. Çevre sorunları
ile karşı karşıya bulunan çeşitli denizlerde
1970 li ve 80 li yıllarda oluşturulan uluslararası çevre rejimleri, Karadeniz
bakımından yirmi yıl gecikme ile başlamış olmakla beraber, sevindirici
ve dikkat çekici olan durum, Karadeniz çevre rejiminin hukuksal ve teknik
altyapısının diğer bölgesel rejimlerine
göre çok daha kısa bir süre içinde hazırlanmış olmasıdır. Karadenize kıyısı
olan Türkiye, Rusya, Ukrayna. Romanya. Bulgaristan. ve Gürcistan’ın bir
araya gelerek oluşturdukları ve hukuksal altyapısını sırasıyla 1992 Bükreş
Sözleşmesi, 1993 Odessa Bildirgesi
ile 1996 Karadeniz Stratejik Eylem Planının oluşturduğu Karadeniz Çevre
Rejiminin özelliği, çevre sorunları ile ilgili olarak küresel düzeyde yapılan
ikinci dünya zirvesinden sonra gerçekleştirilen ve dolayısıyla Rio’da kabul
edilen yeni ilkelerin hayata geçirildiği
ilk örnek olmasıdır. Bu çalışmada Karadeniz çevre sorunlarının irdelenmesinden
sonra, bu sorunların çözümlenmesi için Karadeniz çevre programı tarafından
öngörülen modeli olumlu ve olumsuz yönleri ile değerlendirmeye çalışacağız.
Karadeniz Entegre Kıyı
Alanları Yönetimi Politika ve Stratejileri
M. Remzi SÖNMEZ
DAMPO Ltd. Şti., YeŞilyurt
Sokak, 14 / 6, 06690, Kavaklıdere, Ankara.
Tel: (312) 418 28 86, Fax: (312) 468 08 75
Özet
Kendine özgü ekosistemi olan, zengin deniz ve
kıyı kaynaklarına sahip ve dünyanın en önemli iç denizlerinden birisi olan
Karadeniz ortamı son 30 yıldan bu yana çeşitli nedenlerle kirlenmiş, bozulmuş
ve çevre ülkelerin ekonomilerini de olumsuz yönde etkileyen bir krize girmiştir.
Karadeniz ortamındaki bu olumsuz değişimde
birçok faktörün yanısıra, kıyı kaynaklarının yetersiz yönetimininde önemli
payı bulunmaktadır.
“Karadeniz’in Rehabilitasyonu ve Korunması
için Stratejik Eylem Planı”, bu konuda “Kıyı alanlarının uygun yönetimini
sağlamak amacı ile Karadeniz Bölgesi için koordine edilmiş, entegre kıyı
alanları yönetim stratejilerinin geliştirilmesi”ni, bu amaçla da planlama
sisteminde, yasal ve kurumsal, vb. alanda düzenlemeler ve uyumlaştırmalar
yapılmasını öngörmektedir.
“Karadeniz Çevre Programı” kapsamında hazırlanan
“Entegre Kıyı Alanları Yönetimi Politika ve Stratejileri” raporu, bu alana
ilişkin politika ve stratejileri geliştirmeyi ve bu amaçla yapılması gerekli
eylemleri tanımlamayı amaçlamaktadır.
Bu bildiride, “Karadeniz Çevre Programı”
kapsamında hazırlanmış olan “Karadeniz Kıyı Alanları Yönetimi Politika
ve Stratejileri” Raporunun sunulması ve tartışılması amaçlanmaktadır.
Rio Sonrası Entegre Kıyı
Alanları Yönetimi;
Türkiye Deneyimi
Şule GÜNEŞ1,
Nilgün GÖRER2 , Arzu NURAY3
1Öğretim Görevlisi,
ODTÜ, Uluslararası İlişkiler Bölümü.
E-posta: gunes@metu.edu.tr
2Doktora
Öğrencisi, A.Ü., SBF, Kamu Yönetimi, Kent ve Çevre Bilimleri Kürsüsü. E-posta:
nilgun@mikasa.mmf.gazi.edu.tr
3Kimyager,
Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü.
E-posta: Cevreb-d@tr-net.net.tr
Özet:
1992 BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda
kabul edilen en önemli belgelerden biri olan Gündem 21, deniz ve kıyı alanlarına
ilişkin olarak ayrıntılı düzenlemelere yer vermektedir. “Okyanusların,
Kapalı ve Yarı Kapalı Denizler de Dahil Olmak Üzere Tüm Denizlerin Kıyı
Alanlarının ve Canlı Kaynaklarının
Korunması, Rasyonel Kullanımı ve Geliştirilmesi” başlığı altında yer alan
bu düzenleme kıyı devletlerini, kıyı alanlarını ve kaynaklarını sürdürülebilir
kalkınma anlayışına uygun olarak kullanmaları konusunda yükümlülük altına
sokmaktadır. Kıyı devletleri bu yükümlülük
çerçevesinde, “Entegre Kıyı Alanları Yönetimi”(EKAY) anlayışına uygun olarak
bölgesel ve ulusal düzeyde çeşitli çalışmalar başlatmışlardır. Bu çalışmada
EKAY, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası andlaşmalar ve andlaşma
niteliğinde olmayan belgeler ve bu düzenlemeler çerçevesinde ulusal düzeyde
gerçekleştirilen düzenleme ve uygulamalar kapsamında değerlendirilecektir.
Kıyı Alanları Yönetiminde
Kurumsal Düzenlemelerin Ön Koşulları
Melih BİRSEL
İstanbul Varlığını
Koruma Grubu. Tel:(212) 293 82 27 – 251 68 44
Fax: (212) 293 82 27 – 245 02 28
Özet
30 Yılı aşan bir süre içinde, Uluslararası
toplantı kararlarını imzalayıp TBMM’ince onaylanmasına karşın, ülkemizin
8.000 km’lik kıyılarını, göl ve akarsularımızı koruyamadığımızı biliyoruz.Çıkarılan
yasaların üretilen kurum, kuruluş ve Vakıfların bu amaçla çok etkili oldukları
kanısında değiliz.Bu sonuçta 4 ana nedenbulunmaktadır:
Karar ve uygulamada çok başlılık
Araştırmaya gerekli kaynak ve süre ayırmamak
alışkanlığı
Ulusal boyutta fiziki bir planın bugüne
kadar gündem dışı bırakılması
Uygulama ve kontrolün aynı kurumca yapılması
Yasal Konular, Politika
Kıyı Alanlarının Rasyonel
Kullanımı ve Yönetiminde “Kamu Yararı” İlkesi
M. Ali AKKAYA, Cem GAZİOĞLU,
Zeki Yaşar YÜCEL,
Dr. Selmin BURAK
“Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Kıyılarla kıyıları çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle
kamu yararı gözetilir” 1982 Anayasası Madde.43
Özet
Ekonomik anlamda iktisadi kalkınma sürecinde
doğal kaynaklar tüketilmektedir. Bu süreçte doğal kaynakların korunması,
sürdürülebilir, dengeli ve sağlıklı bir yaşama ortamının devamı ve bu doğal
mirasın gelecek nesillere aktarılması sürecinde toplumsal yararın nasıl
gerçekleştirileceği tartışılmaktadır. Kıyı kullanımı konusunda nasıl bir
sosyal denge sağlanarak Anayasada öngörülen “kamu yararı” (public interest)
ilkesi gerçekleşmiş olacaktır. Çalışmamızın esası “kamu yararı” ve “kıyıların
kullanımı” ilişkisini kurarak Anayasada öngörülen kıyıların kullanımının
kamu yararı içerikli olmasına katkıda
bulunacak yasal-idari-politik-sosyal ve toplumsal değerleri irdelemektir.
Kıyının Tüzel Yapısı ve
Bu Yapıyı Belirleyici Yargısal ve Yönetsel Kararlar
Halil AKDENİZ
A.Ü. Sosyal Bilimler
Enstitüsü, ve Harita Genel Komutanlığı, 06100, Dikimevi, Ankara. Tel: (312)
363 85 50 / 2325
Özet
Kıyısal değerlerin korunması çevre dostu
planlama ile olası görünmektedir. Planlama ise doğrudan tüzel yapı tarafından
belirlenir. Süreç içinde tüzel yapıda sürekli bir değişim gözlenmektedir.
Kıyının tüzel yapısındaki bu değişimin yargısal ve yönetsel kararların
mücadelesi sonucu ortaya çıktığı söylenebilir.
Çalışmada, kıyının bugünkü tüzel yapısı,
bu yapıya ulaşmasını sağlayan yargısal kararlar ve yargı ile yönetim arasındaki
mücadele ortaya konmaktadır. Anayasa mahkemesi ve diğer yargı kararlarına
rağmen kıyıların toplum yararına aykırı olarak kullanıma açılmasının temelinde
rant kaynaklı çıkar çatışmalarına dayalı yönetsel ödünlerin yattığı söylenebilir.
İzmir Kenti’nde Kıyı Alanlarının
Kullanımı
Doç.Dr. Huriye KUBİLAY
Dokuz Eylül Üniversitesi
Hukuk Fakültesi, Deniz Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı, 35160, Buca, Dokuzçeşmeler,
İzmir.
Tel: (232) 420 18 24, 440 66 66, Fax: (232) 420
18 27
Özet
Kıyılar, gerek doğal dengenin korunması
ve gerekse ülke ekonomisi açısından büyük bir öneme sahiptirler.
Kıyıların korunmasında insanların duyarlı
davranışlarının yanısıra uygun hukukî düzenlemelerin varlığı da önem taşımaktadır.
Antik çağlardan bu yana canlı bir kıyı
kenti olan İzmir kıyıları ne yazık ki ciddî sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır.
Bu çalışmanın amacı, Türk Hukukunda kıyı
alanlarına ilişkin hükümler ile İzmir Kenti’nde kıyı alanlarının kullanımında
karşılaşılan sorunlar ve başvurulan hukukî önlemler üzerinde durmaktır.
Kıyı Alanları Yönetimi
ve
Mahalli İdarelerin Reformu
Yasa Tasarısı
Seyhun ÖRS
Turizm Planlama Uzmanı,
Turizm Bakanlığı, APKK Başkanlığı, İsmet İnönü Bulvarı, No: 5, G Katı,
06100, Ankara.
Tel: (312) 212 39 97, 491 28 52, Fax: (312) 212
83 97,
E-posta: motswc@bir.net.tr
Özet
Bu gün için Türkiye'de etkin ve bütünleşik
bir kıyı alanları yönetimi olduğu ileri sürülemez. Arazi kullanım ve yerleşme
düzeninin planlanması ve bu planların uygulanması, kıyılarda ve karasularında
su ürünlerinin üretilmesi ve yakalanması, kıyının, deniz ya da göl dibinin
doğal malzemesinin başka amaçlarla kullanılmak üzere alınması, kıyı ve
denizin ya da akarsu ya da gölün kentsel ve endüstriyel atıklar için bir
reseptif ortam olarak kullanılması, denizlerden
ve iç sulardan endüstri ve enerji tesislerinde soğutma suyu olarak yararlanılması,
denizlerin sağlık amacıyla kullanılması, deniz, hava ve kara ulaşımı altyapısının
kıyılarda ve deniz ve göller doldurularak kazanılan arazilerde yapılması
gibi çok sayıda konunun her biri birden
fazla kuruluşu ilgilendirmektedir.
Mahalli İdarelerin Reformu Yasa Tasarısı
halen Merkezi Hükûmet organlarınca yürütülen birçok konuyu İl Özel İdaresi
kanalıyla Vilayet'e, kısmen de Belediye'ye devretmektedir.
Ancak, görevlerin gerekli eğitim, deneyim
ve yeterliğe sahip kişilerce üstlenilmesinin güvenceye alınması, karar
sürecinin ve uygulama denetiminin saydamlaştırılması ve demokratikleştirilmesi,
yargının hızlı müdahelesi sağlanarak onarımı olanaksız yıkım ve zarara
yol
açılmaması, sorumlulukların yasalarda açıkça tanımlanarak kişilerin davranışlarının
sorumluluğundan kaçmasının önlenmesi gibi bir çok açıdan, yasa tasarısının
eksikliklerinin giderilmesi gerekmektedir.
Deniz Politikasının Kavramsal
Analizi
Prof. Dr. Ertuğrul Doğan,
Ertan Ersoy, Çağatay Özdemir
İstanbul Üniversitesi,
Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, No:1, 34470, Vefa, İstanbul.
Tel: (212) 528 25 39, Fax: (212) 526 84 33
Özet
Deniz politikası kavramını siyaset bilimi
disiplini içersinde değerlendirmek daha doğrudur. Siyaseti ülke, devlet,
insan yönetimi olarak tanımladığımızda ‘Deniz Politikası’ nı da coğrafi
bir ölçüt olan deniz ile sınırlı bir alanda ülke, devlet ve insan yönetimi
olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda deniz politikasının kapsamına
devletin deniz ülkesi, devletin buralardaki egemenliğinin sınırları, buralarla
ilgili yönetsel kuruluşlar, ulusal hukuk - uluslararası hukuk ilişkisi
gibi unsurlar girmektedir.
Diğer bir taraftan siyaseti; ‘bir orgüt
ya da bir örgüt baş yöneticisinin önemli konularda benimsediği tutum, ya
da genel yönelim, izlediği yol ve yöntem’ olarak tanımladığımızda ‘Denizcilik
Politikaları" kavramına uygun düşen bir yaklaşım içersine girmiş oluruz.
Bu anlamıyla da daha çok uygulamada karşılaşılan ve her ülke ve
hatta denizcilik sektörünün her bir alt dalı için ayrı politikalar ve sorunlara
yönelik ayrı ayrı çözüm önerileri sunan bir nitelik arzedecektir.
Şimdi deniz polititikasının konuları şöyle
sıralanabilir.
-
deniz politikası – ekonomisi - hukuku ilişkisi,
-
sefer güvenliği ve deniz kirliliği,
-
deniz alanlarından ve kaynaklarından yararlanma,
-
denizlerde bilimsel araştırmalar yapma,
-
deniz alanlarının sınırlandırılması,
-
uluslararası deniz kuruluşları ve ilgili kuruluşlar,
-
Türk deniz politikası.
Deniz politikası – hukuku - ekonomisi ilişkisini
incelediğimizde, değişkenlerin dinamik bir süreç ve karşılıklı etkileşim
içinde var oldukları gerçeği karşımıza çıkar. Dünyada nüfusun artmasına
karşılık kaynakların azalması, insanlığı yeni kaynaklar aramaya yöneltmiş
ve burada denizler hem sağladığı ulaşım kolaylığı ile hem de içinde bulundurduğu
zengin besin ve maden kaynaklarıyla uluslararası politikada en önemli mücadele
alanı olmuştur.
20.yy' a gelindiğinde paradoksal bir şekilde
yukarıda söz ettiğimiz ülkelerde çevre sorunlarına duyarlılık ortaya çıkmış
ve bu duyarlılık politik alanda kendini ifade etme olanağı bulmuştur. 1972'
de Stockholm' de B.M. İnsan Çevresi Konferansı gerçekleştirilmiştir. Daha
sonra bunun bir benzeri 1992'de Rio' da gerçekleştirilmiş
ve buralarda diğer birçok konu yanında deniz çevresi kirliliğine de değinilmiştir.
Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle insan
oğlu denizlerin çok derinlerine inebilme ve buralarda bilimsel araştırmalar
yapma olanağı bulmuştur. Yapılan bu araştırmalar, deniz dibinin petrol
ve çeşitli madenler açısından çok büyük bir zenginliğe sahip olduğunu göstermiştir.
Bu kaynakların özellikle açık denizlerde kimin tarafindan işletileceği
tartışma konusu olmuş ve bu tartışmalar yapılan uluslararası konvansiyonlara
damgasını vurmuştur.
19.yy' da egemen olan görüşün sonucu olarak,
denizler, ‘devlet egemenliğine uyruk’ deniz kesimleri (kara suları) ve
‘egemenliğe uyruk olmayan’ deniz kesimleri (açık denizler) olarak ikiye
ayrılıyordu. Bu ayrıma, o dönemdeki ticari gereksinmelere de teknolojinin
olanaklarına da uygun düşüyordu.
20.yy' da ortaya çıkan gelişmeler bu ayrımın
yetersiz kalmasına neden oldu. B.M Genel Kurulu' nun 1947'de başlattığı
ilk çalışmalar sonucu 1958' de Karasuları ve Bitişik Bölge Konvansiyonu,
Açık Denizler Konvansiyonu, Kıta Sahanlığı Konvansiyonu, Açık Denizlerde
Balıkçılık ve Canlı Hayvanların Korunmasına Dair Konvansiyon olarak dört
ayrı düzenleme yapılmıştır.
Bunun ardından ortaya çıkan gelişmeler
1974'de yeni çalışmaların başlatılmasına neden olmuş ve bu çalışmalar sonucu
1982'de Montego Bay'da B.M. Deniz Hukuku Konvansiyonu kabul edilmiştir.
Yukarıdaki süreç, denizlerde sürdürülen
faaliyetleri organize eden yeni hukuksal düzenlemeler oluşturan ve bunların
uygulanmasını denetleyen bazı uluslararası kuruluşları da ortaya çıkarmıştır.
Bu kuruluşların en önemlisi B.M. Teşkilatına bağlı bir uzmanlık kuruluşu
olan IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü) 'dur. Kuruluş denizlerde seyir
ve yolcu güvenliğini sağlamak ve deniz kirliliğini
önlemek amacıyla 1948'de Cenevre'de toplanan B.M. Denizcilik Konferansı
sonucunda IMCO adıyla kurulmuş ve 1982' de de IMO adını almıştır.
Türkiye geçmişte olduğu gibi günümüzde
de üzerinde çok yönlü çıkar çatışmalarına sahne olan hassas bir cografi
konuma sahiptir. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının düğüm noktası olarak
dünyanın jeopolitik merkezini teşkil eden Akdeniz ve Ortadoğu' nun tam
ortasında bulunması ve bu genel konum içinde stratejik maddelerin üretici
ve tüketici ülkelere taşınmasını sağlayan ulaştırma
yollarını kontrol eden coğrafi mevkii ile Türkiye bö1gede emelleri olan
dış güçler için cazip bir stratejik hedeftir.
Ekonomik açıdan da yaklaşırsak denizlerin
ülkemiz için sahip olduğu önemi daha iyi kavrayabiliriz. Türkiye ihracatının
%72' sini ithalatının ise %95' ini deniz yoluyla yapmaktadır. İthal edilen
petrolün % 85 'i deniz yoluyla yurda getirilmektedir. Bu durum askeri malzeme
akışı için de geçerlidir. Bunun dışında yakın gelecekte Bakü -Ceyhan boru
hattının da devreye girmesi sözkonusudur.
Bu taktirde tanker trafiğinde yıllık 24 milyon tonluk bir artış meydana
gelecektir.
Ülkemiz denizciliğinin hem sektörel hem
de ulusal ölçekte var olan sorunlarına karşın büyük bir gelişme potansiyeline
de sahip olduğunu görmekteyiz. Bu sorunların hem ulusal hem de sektörel
hedeflere yönelik olarak oluşturulmuş ve genel ulusal hedefler içinde ifadesini
bulan her aşaması büyük bir titizlikle hayata geçirilecek denizcilik politikaları
ile çözüleceğine ve mevcut potansiyelin de bu sayede harekete geçirileceğine
inanıyoruz.
Biyoçeşitlilik ve Özel
Çevre Koruma Bölgelerinin Yönetimi
Türkiye Kıyıları Aydıncık
- Taşucu Deniz Mağaralarının Araştırılması
Serdar HAMARAT1,
Haldun ÜLKENLİ1,
Gökhan TÜRE1, Doç.Dr. Serdar BAYARI2
1ODTÜ -
Sualtı Topluluğu, Sualtı Araştırmaları Derneği, Mağara Dalışı ve Araştırmaları
Grubu, madag, Ankara.
E-posta: hamarat@derinsu.com
2Hacettepe
Üniversitesi, Uluslararası Karst Su Kaynakları, Uygulama ve Araştırma Merkezi,
UKAM, Ankara.
E-posta: serdar@eti.cc.hun.edu.tr
Özet
Türkiye, sahip olduğu yüksek karstik potansiyeli
ile yıllardır mağarabilimcilerin, jeologların ve hidrojeologların çalışma
alanını oluşturmuştur. Kara mağaralarında farklı amaçlarla çeşitli çalışmalar
MTA, UKAM, DSİ ve amatör dernekler tarafından yürütülmüş, ancak sualtı
mağaraları ve mağaraların sualtı pasajlarının araştırılması konusunda ülkemizde
yapılan çalışmalar çok yetersiz kalmıştır. Mağara Dalışı ve Araştırmaları
Grubu (madag) mağaraların araştırılmasında bu eksiği tamamlamak ve bilimsel
çalışmalar için veri toplamak amacıyla etkinliklerini yürütmektedir. Bildiriye
konu olan çalışmada yeraltı sularının denize deşarjı, kıyı bölgelerinin
jeolojik yapısı ve deniz mağaralarının
flora ve faunası hakkında veri toplanması amaçlanmış, toplanan veriler
bilgisayar ortamında bir veri tabanına işlenmiştir. Çalışma kısaca DEMA
- Deniz Mağaraları Envanter Projesi olarak adlandırılmıştır. Bu çalışmayla
Türkiye kıyılarının ayrı bir doğal
değerine ve belki de ayrı bir doğal kaynağına dikkat çekilmek istenmiş,
konuyla ilgili yeni araştırmalar için itici güç olmak hedeflenmiştir.
Foça Adalarının Ornitolojik
Açıdan
Değerlendirilmesi
Sühendan KARAUZ, Cem O. KIRAÇ,
Marianne THEUNISSEN
Sualtı Araştırmaları
Derneği - Deniz ve Kıyı Kuşları Araştırma Grubu (SAD/DEZKUŞ), PK: 245,
Yenişehir, 06443, Ankara, Turkey.
E-posta: karauz@surf.net.tr
Özet
Türkiye kıyıları açıklarında yaklaşık 159
ada bulunmasına rağmen bu adalarda gerçekleştirilen biyolojik envanter
çalışmaları son derece azdır. Bu boşluğu bir ölçüde doldurabilmek amacıyla
Foça adalarında araştırmacılar tarafından Mart-1993 ile Mart-1996 tarihleri
arasında avifauna tespit çalışmaları
gerçekleştirilmiştir.
Foça adaları; İzmir Körfezi’nin çıkışında
yer alan Foça Kasabası’nın açıklarındaki 6 adadan oluşan adalar grubudur.
Bu adalar, en büyüğü Orak Adası (93 ha.) olmak üzere, İncir (18 ha.), Fener
(14 ha.), Hayırsız (5 ha.), Kartdere (2 ha.) ve Metalik adalarından (1.5
ha.) oluşmaktadır. Hayırsız ve Kartdere adalarının dışında Foça adalarının
tamamı, 1990 yılında “Özel Çevre Koruma Alanı” olarak ilan edilmiştir.
Bölgede 6 adayı içine alacak şekilde kuzeyde Aslan burnu ile
güneyde Deveboynu burnu arasında kalan tüm alan “Akdeniz Foku ve Deniz
Koruma Alanı” dır. Bölgede yaptığımız araştırmalar neticesinde, adalar,
üreyen tepeli karabatak popülasyonu ile Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları’ndan
bir tanesi olarak belirlenmiştir (YARAR ve MAGNIN, 1997).
Bu makale, 1993-96 yılları arasında bölgede
yapılan düzenli çalışmalar ile farklı araştırmacılar tarafından sağlanan
kuş gözlem kayıtlarının sonucunu içermekte ve bölgenin avifaunasını toplu
olarak vermektedir. Foça adalarında toplam 68 kuş türü kaydedilmiştir.
Foça adalarında insan baskısının olmaması,
adaların deniz kuşları açısından önemli bir üreme alanı olmasına neden
olmaktadır. Adalarda 4 tür deniz kuşu üremektedir. Gümüş martıLarus
cachinnans İncir Adası hariç bütün adalarda,
tepeli
karabatak Phalacrocorax aristotelis desmarestii Metalik hariç
bütün adalarda, sumru
Sterna hirundo ve küçük sumru Sterna albifrons
ise sadece Orak Adası’nda üremektedir. Gümüş martı, 257 çift
(1994 üreme döneminde), 300-320 çift (1995); tepeli karabatak, 59
çift (1994), 50 çift (1995); sumru 29 çift (1994), 60 çift (1995)
; küçük sumru 10 çift (1994), 20 çift
(1995) olarak kaydedilmiştir. Ayrıca, 1 çift (1994-95) poyrazkuşuHaematopus
ostralegus ve 1 çift akça cılıbıtCharadrius
alexandrinus (1993-95 yılları arasında)
ile 2 çift (1993-95) ve >5 çift (1996-97) angıtTadorna
ferruginea Orak Adası’nda üremiştir.
Foça adalarının yüksek ve dik yarları bazı
yırtıcı kuşların üremesi için uygun habitatlardır. Orak Adası’nda küçük
kerkenez Falco naumanni 3 çift
(1993-95) ve 2 çift (1996); Fener ve Hayırsız adalarında kerkenezFalco
tinninculus 2 çift (1993-96); Kartdere
Adası’nda doğan Falco peregrinus
1 çift (1993-95) üremiştir.
Adalar diğer kuş grupları içinde üreme,
barınma ve göç döneminde konaklama alanı oluşturmaktadır. Yelkovan kuşlarıPuffinus
yelkouan göç döneminde gruplar halinde
Foça adalarının açıklarından geçmektedir. Maskeli ötleğenSylvia
melanocephala Metalik hariç tüm adalardaki makilerde, taş
kuşu Saxicola torquata ve kınalı
keklik Alectoris chukar
ise Orak Adası’nda üremektedir. Yaz göçmeni olan akkarınlı sağanApus
melba’nın Kartdere,
Hayırsız ve Orak Adalarındaki kayalık yarlarda koloni halinde ürediği tespit
edilmiştir.
Korunan Kıyı Alanlarının
Yönetimi İçin
Biyoçeşitliliğin Değerlendirilmesi
Hakan ALPHAN1, Doç.Dr. K.Tuluhan YILMAZ2
Ç.Ü. Z.F. Peyzaj Mimarlığı
Bölümü, 01330, Balcalı, Adana.
Tel: (322) 338 64 45, Fax: (322) 338 61 89
1 E-posta: alphan@pamuk.cu.edu.tr
2 E-posta: tuluhan@pamuk.cu.edu.tr
Özet
Günümüzde kıyı alanları üzerindeki ekonomik
faydalanma talepleri genellikle, geriye dönüşü mümkün olmayan büyük kayıplara
yol açmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde doğal kaynaklar üzerindeki
bu talep, doğa koruma kavramı ile kıyaslandığında daima öncelikli olarak
değerlendirilmektedir. Yeraltı sularının
depolanması, taşkın kontrolü, kıyı stabilizasyonu, besin maddelerinin tutulması
ve aktarılması yolu ile besin zincirinin desteklenmesi gibi işlevlere sahip
olan kıyı kumulları ve gerisindeki sulak alanlar, tarım, turizm,
sanayi ve ulaşım gibi farklı alan kullanımlarının yarattığı antropojen
etkiler altında bulunmaktadır. Bu nedenle doğa koruma potansiyeli açısından
büyük önem taşıyan bu alanların rasyonel yönetimi, planlama kapsamında
önemli bir yer tutmaktadır. Kıyı kumulları,
orman ve sulak alan ekosistemlerini bulunduran Yumurtalık Dalyanı Tabiatı
Koruma Alanı için günümüze kadar ekolojik anlamda özel olarak herhangibir
çalışma yapılmamış, bu nedenle de bir yönetim planı oluşturulması mümkün
olmamıştır. Bu çalışmada; Seyhan, Ceyhan ve Berdan delta sistemlerinin
doğudaki sınırını oluşturan Tabiatı
Koruma Alanı (TKA) ölçeğindeki flora ve habitat gözlemlerinin yanısıra,
geçmişte tüm delta sistemi için yapılan ekolojik bazlı çalışmalardan sağlanan
veriler koruma alanı ölçeğinde özelleştirilmiştir. Toplanan verilerin yorumlanması
ile biyoçeşitlilik ve doğallık parametreleri yardımıyla, koruma-kullanma
dengesinin sağlanması açısından yönetsel yaklaşımlar getirilmiştir.
Olimpos-Beydağları Sahil
Milli Parkı Örneğinde Türkiye’de Kıyı ve Deniz Parkları
Dr.Veli ORTAÇEŞME,
Yrd.Doç.Dr. Osman KARAGÜZEL,
Meryem ATİK
Akdeniz Üniversitesi,
Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Antalya. Tel: (242) 227 45 60,
Fax: (242) 227 45 64
E- posta: v.cesme@agric.akdeniz.edu.tr
Özet
Dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun bağımlı
olduğu kıyısal ve denizel kaynakların korunması konusu son yıllarda artan
bir ilgi görmektedir. Uluslararası girişimlerin yanısıra, ülkeler de bireysel
olarak kendi kıyısal ve denizel ekosistemlerini temsil edici nitelikte
bir koruma alanları sistemi oluşturma çabası içine girmişlerdir. Üç tarafı
denizlerle çevrili olan Türkiye'de Akdeniz ve Karadeniz'in olağanüstü güzel
jeomorfolojik gösterileri, plajları, koyları, şelaleleri, zengin bitki
örtüsü ile birleşerek birbirinden güzel
kıyı peyzajları sergilemekte ve bütün bu özellikleri ile ülkemiz kıyı ve
deniz parklarının oluşturulması için önemli bir potansiyel göstermektedir.
Bu bildiride, 2873 Sayılı Milli Parklar
Kanunu’na göre T.C.Orman Bakanlığı’nca ilan edilmiş ülkemizdeki üç kıyısal
milli parktan birisi olan Olimpos-Beydağları Sahil Milli Parkı deneyimi
esas alınarak, ülkemizde bu konudaki eksiklikler tartışılmakta ve ülkemiz
kıyılarını temsil edici nitelikte bir kıyı ve deniz parkları sistemi oluşturulmasına
yönelik önerilere yer verilmektedir.
Özel Çevre Koruma Bölgelerinde
İl Özel Yönetimleri ve
Kıyı Problemleri
Kadriye ADAY1, Kayhan KAVAS2
1 Çevre Bakanlığı-Özel
Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, Koza Sk., No:32, 06700, GOP, Ankara Tel:
(312) 440 69 19 Faks: (312) 440 85 53
2 Ortaca
Kaymakamı, Ortaca, Muğla.
Tel: (252) 282 29 70, Faks: (252) 282 29 72
Özet
Ülkemizde çevreye ilişkin önleyici, koruyucu,
iyileştirici ve geliştirici hizmetler yerel yönetimler tarafından yürütülmektedir.
Yerel yönetim birimlerinden il özel yönetimleri, yasalarla kendilerine
verilmiş çevreye ilişkin görevleri, kendi akçal kaynakları, kendi birimleri
ve personeli eli ile çok sınırlı hizmetler üretebilmektedirler. Dolayısıyla
yerel alanda çevre hizmetleri, esas itibarı ile merkezin taşra
kuruluşları aracılığı ile yürütülmektedir. Ve yürütülmekte olan bu hizmetler
açısından il özel yönetimlerinin önemleri yadsınamayacak bir gerçektir.
1913 yılında kurulduklarında il özel yönetimlerine
bayındırlık, eğitim, sağlık, tarım, hayvancılık, ormancılık, ekonomi ve
sosyal yardım alanlarında çok geniş görevler verilmiştir. 1989 yılında
ise, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
ile kurulmuştur. Ve doğal, kültürel ve tarihi değerlere sahip bazı bölgeler,
Bakanlar Kurulu Kararı ile Özel Çevre
Koruma Bölgesi olarak ilan edilmişlerdir. Bu bağlamda, bu bölgelerde İl
Özel Yönetimleri ile Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı arasında özellikle
bayındırlık ve imar konularında bir eşgüdüm zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Özel Çevre Koruma Bölgelerinde, ilgili
mevzuat hükümlerine göre çevrenin korunması, geliştirilmesi ve yapılaşması
hakkındaki esas ve usuller Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı’nca hazırlanır.
Söz konusu esas ve usuller çerçevesinde bölgelerdeki faaliyetlerle ilgili
tedbirlerin alınması ve kontrolü yetkisi bütünüyle il özel yönetimlerine
aittir.
Bu çalışmada, Özel Çevre Koruma Bölgelerinde
il özel yönetimlerinin özellikle kıyı problemlerine yaklaşımları ve bu
problemlere nasıl sahip çıkabildikleri örneklerle açıklanmağa çalışılacaktır.
Bu problemlerden; kıyılardaki kaçak yapılaşmalar, günübirlik düzenlemeleri
ve çöp sorunu ağırlıklı olarak ele alınacak konular arasında olacaktır.
Ayrıca, Özel Çevre Koruma Bölgelerinde il özel yönetimlerinin görev ve
sorumlulukları nasıl daha iyiye kavuşturulabilir sorusunun yanıtları verilmeye
çalışılacaktır.
Koruma ve Eğitim
Deniz Memelileri Araştırmalarında
Toplumsal Bilinçlendirmenin Önemi
Elif KARAER, Nuray GÜVEN
Sualtı Araştırmaları
Derneği-Deniz Memelileri Araştırma Grubu (SAD/DEMAG), PK 420, 06440, Yenişehir,
Ankara.
Tel/Fax: (312) 231 65 01, E-posta: nguven@aidata.com.tr
Özet
Deniz Memelilerinin Cetacean ordosuna dahil
olan; yunus, balina ve porpoiseler Türkiye ve Dünya deniz ekosistemi için
büyük önem taşımaktadır. Deniz memelilerinin korunması konusu oldukça karışıktır.
Fikirler ayrılır, ilgiler farklıdır. Deniz memelilerini korumak isteyenler
bunu ortak bir çerçevede yapmalıdır. En etkili koruma programı olan "Global
Koruma Programı" için deniz memelileri populasyon
araştırmaları temel araç olarak kullanır. Deniz memelileri populasyonlarının
sonuçları, bizlere; koruma statüleri geliştirme ve deniz memelileri populasyonlarının
yönetimi hakkında bilgiler sunar. 1984 yılında UNEP (United Nations Environment
Programme) tarafından hareket planı
hazırlanmıştır. Bu plan; politika usulleri, düzenleme ve koruma yönetimi,
bilimsel araştırma, yasa hazırlanması ve uygulanması, toplumsal bilinçlendirme
kategorilerini kapsamaktadır. Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) bünyesinde
kurulan,
Deniz Memelileri Araştırma Grubu (SAD/DEMAG); bu kategoriler çerçevesinde
Türkiye’ de yunus, balina ve porpoiseleri topluma tanıtılması ve halkın
bilinçlendirilmesi amacıyla bir dizi seminer vermiştir. Gerçekleştirilen
seminerler sonucunda, seminere katılanlar
arasında ortak bir dil oluşturulmuş ve temel düzeyde biyolojik ve ekolojik
bilgiler katılımcılara verilmiştir. Bu bildiride SAD/DEMAG tarafından düzenlenen
seminerler sonucunda yapılan anketlerle ortaya çıkan sonuçlar ve toplumsal
bilinçlendirme çalışmalarının önemi
ortaya konacaktır. Gerçekleştirilen araştırma projelerinin başarılı olabilmesi,
toplumun bilinçlendirilmesi ve yapılacak araştırmalarda onlardan yardım
alınmasıyla sağlanabilir. Yapılan ve yapılacak olan seminerler ileride
gerçekleştirilecek birçok bilimsel çalışmaya temel oluşturacaktır.
Kıyı Yönetiminde Mavi
Bayrak Projesinin Önemi
Erol GÜNGÖR
Türkiye Çevre Eğitim
Vakfı, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, No: 121/22, 06570, Tandoğan / ANKARA,
Tel: (312) 232 30 96,
Faks: (312) 229 06 13, E-posta: turcev@escortnet.com
Özet
Mavi Bayrak Kampanyası kıyıların korunmasını
öngören uluslararası bir projedir. Kriterleri yerine getiren plajlara verilen
Mavi Bayrak ödülü, teşvik ve rekabeti artıran bir özelliğe sahiptir. Deniz
suyu temizliği ve kıyı yönetimi konusunda yaptırımlar getirmesi ve aynı
zamanda uluslararası standartlar doğrultuunda yürütülmesi kampanyanın önemini
göstermektedir.
Eğitim, Halkın Katılımı
ve Gönüllü Kuruluşların
Rolü
Mehmet Harun TOPAY1,
Huriye OĞUZ2
1 Meydan
Kavağı mah., 1595. Sok., No: 102, Antalya.
Tel: (242) 312 05 59
2 Akdeniz
Üniversitesi, Çevre Sorunları Uyg. ve Arş. Merkezi, Antalya. Tel: (242)
227 53 60, Faks: (242) 227 53 60
Özet
Dünya nüfusunun 1/3’ lük bir kısmının,
tüm karaların yaklaşık 10.000’ de 3’ ü kadarlık bir yer kaplayan kıyı alanlarında
yaşadığından hareketle, kıyı alanlarının kullanım ve korunmasında eğitim
faktörünün olmazsa olmaz koşul olduğu görülecektir.
Kıyı yönetimiyle ilgili olarak örgün eğitim
kurumlarında verilecek eğitimin yanı sıra radyo, televizyon, gazete ve
dergilerde eğitici yayınlara yer verilerek kıyı alanlarının daha temiz
ve rahat yaşanacak yerler olması sağlanmış olacaktır.
Kıyı yönetiminde başarıya ulaşmak için
halkın katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Bu konuda halk örgütlenerek bilinçlendirilmelidir.
Şu anda bulunduğumuz noktada kıyılarımızın
bizim desteğimiz olmadan yaşama şansının olmadığı açıktır. Bu yüzden çevre
ile ilgilenen gönüllü kuruluşlara büyük sorumluluklar düşmektedir.
Bu konuda kendini sorumlu hisseden iş adamlarş
ve gönüllülerce kurulan DENİZ TEMİZ – TURMEPA Derneği, bir dizi çalışmalarda
bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Doğal
Hayatı Koruma Derneği, Çevre Gönüllüleri Derneği, Çevre Girişimi Derneği,
Deniz Ticaret Odası gibi sivil toplum örgütleri de çalışmalarını sürdürmektedirler.
Sonuçta, kıyı ve deniz kaynaklarının yönetimi
ve geliştirilmesinde eğitim, halkın katılımı ve gönüllü kuruluşların rolü
büyüktür.
Kıyı ve Deniz Biyolojisi
Son Otuzbeş Yılda İzmir
Körfezinde Kaybolan Deniz Yıldızı (Clasis Asteroidae) Türleri
Prof. Dr. Sumru ÜNSAL
Ege Universitesi, Su
Ürünleri Fakültesi, Avlama İşleme Teknolojisi Bölümü, 35100, Bornova, İzmir.
Tel: (232) 388 40 00 –13 10
Fax: (232) 388 36 85, E-posta: Unsal@sufak.ege.eu.tr
Özet
Bindokuzyüzaltmış'lı yılların sonunda yaptığımız
araştırmalarla; Ege Denizi'nde 20 Asteroidae türünün yaşamakta olduğu saptanmıştı.
Bunlardan 12 tür o tarihlerde İzmir Körfezi'nde de yaşamlarını başarıyla
sürdürmeye devam ediyordu. Ancak son 30-40 yılda hızla artan kirlenme,
körfezdeki binlerce fauna ve flora türünü etkileyerek yöreden tamamen yok
olmasına ya da temiz Ege Deniz'i sularına çekilmesine yol açmıştır. Önceleri
körfezin hemen her kesiminde yaşamakta
olan bu denizyıldızları artık günümüzde büyük çoğunlukla iç ve orta körfezi
terketmişler, hatta dış körfezin Egedenizi'ne kavuştuğu suların dahi ötesine
çekilmişlerdir. 1960'ların son ikinci yarısında iç körfezde beş Asteroidae
türü yaşarken günümüzde, en son 1986
yılında sadece bir türün (Asterina gibbosa) birkaç bireyine rastlanmıştır.
Orta körfezde sekiz tür yaşarken günümüzde çok nadir olmak kaydıyla ancak
dört tür kalmıştır. Dış körfezde de içe bakan kesimlerde değil, Ege Denizi
yakasında ve oldukça azalmış ve zor
rastlanır durumda yaşam savaşı vermektedirler.
Laurencia Obtusa (Hudson)
Lamouroux ve Laurencia Papillosa (C.Agardh) Greville’nin Bileşenlerinin
Mevsimsel Değişimi
Prof.Dr. Ö. O. ERTAN,
Yrd.Doç.Dr. İ. TURNA,
H. GÜLYAVUZ, Yrd.Doç.Dr.
S. SAVAŞ,
A. YÜCE, Ş. ATEŞ
S.D.Ü., Eğirdir Su
Ürünleri Fakültesi, 32500, Isparta.
Tel: (246) 311 64 60, Faks: (246) 311 64 66
Özet
Bu araştırmada, kırmızı alglerden (Rhodophyta)
Laurencia
obtusa (Hudson) Lamouroux ve Laurencia papillosa (C.Agardh)
Greville türlerinin; su, kuru madde, protein, lipid, karbonhidrat, inorganik
madde, kalsiyum ve magnezyum içerikleri ile bazı ekolojik özellikleri mevsimsel
olarak incelenmiştir. Çalışmada materyal olarak kullanılan alg örnekleri
Antalya sahillerinden toplanmıştır.
Çalışma sonunda L. obtusa’nın
karbonhidrat (Ortalama % 69.60), kalsiyum (ortalama % 26.90), magnezyum
(ortalama % 6.03); L. papillosa’nın
ise kalsiyum (ortalama % 26.63) içeriklerinin yüksek olduğu görülmüştür.
Antalya Körfezi’nin Malakolojik Özellikleri
Doç. Dr. Ramazan İKİZ,
Doç. Dr. M. Zeki YILDIRIM, Yrd. Doç. Dr. Fahrettin KÜÇÜK
Süleyman Demirel Üniversitesi,
Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi,
Isparta, Türkiye. Tel: (246) 311 64 60, Faks: (246)
311 64 66
Özet
Bu çalışmada, Antalya Körfezi¢
ni temsilen seçilen 6 istasyonun supralittoral, mediolittoral ve infralittoral
zonlarında yayılış gösteren Mollusca türleri mevsimsel olarak araştırılmıştır.
Araştırma bölgesi ve araştırma tekniklerine uygun olarak Placophora sınıfına
ait 2 tür; Gastropoda sınıfına ait 51 tür; Bivalvia sınıfına ait 20 tür;
Cephalopoda sınıfına ait 1 türün yayılış gösterdiği belirlenmiştir.
Ayrıca araştırma istasyonlarına ait bazı
fiziksel ve kimyasal parametrelerin ölçümleri yapılarak sonuçları metin
içerisinde verilmiştir.
Kabuklularda (Bivalve-Mollusk)
Algal Biotoksin ve İnsan Üzerindeki Etkileri
Aynur HİNDİOĞLU1,
Serpil SERDAR2,
Sefa YOLKOLU3
Ege Üniversitesi, Su
Ürünleri Fakültesi, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü, Bornova. 1
E-posta:
Hindioglu@sufak.ege.edu.tr2,
E-posta: Serdar@sufak.ege.edu.tr3,
E-posta: Yolkolu@sufak.ege.edu.tr
Özet
Su ürünleri üretiminde ve tüketiminde kabuklu
su canlıları (Bivalve-Mollusc) da balık türlerinin üretimi ve tüketimi
kadar önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizde henüz yetiştiriciliği yapılmaya
başlanmamış olmasına karşın, Avrupa, Amerika ve Asya ülkelerinde yoğun
miktarlarda ki üretim önemli bir potansiyeldir. Bununla birlikte, ülkemiz
sularında birçok ekonomik tür bulunmakta ve doğal ortamdan avcılığı
gerçekleştirilmektedir. Kabuklu su canlıları suyu süzerek beslendikleri
için, ortamda bulunan ve süzebilecekleri boyutta olan her türlü organik
ve inorganik maddeyi bünyelerine alırlar. Bu beslenme esnasında aldıkları
maddeleri zararlı veya zararsız diye
ayırmazlar. Bu maddeler direkt olarak kabukluyu etkileyebileceği gibi,
endirekt olarak kabukluları tüketen canlıları da etkilemektedir.
Özellikle planktonik Dinophyceae üyelerinin
ortamda aşırı miktarda üremeleri ile hücre yoğunluklarının 104-105/lt’yi
geçmesi ile karotenoid grubu pigmentlerine bağlı olarak deniz suyuna turuncu-kırmızı-kahverengi
bir renk vermeleri sonucu ilkbahar ve yaz mevsimleri başlarında meydana
gelen red-tide olayları dünyanın birçok tropik ve sub-tropik bölgelerinde
sürekli takip edilen önemli konulardandır.
Bu olaylara neden olan bir hücrelilerin bazıları Neurotoxic Shellfish Poision
(NSP) ve Parayltic Shellfish Poision (PSP) gibi hücre dışı (exo) ve hücre
içi (endo) toksinleri içermeleri zaman zaman doğal afet niteliginde midye,
istiridye ve balık ölümlerine neden olmaktadır. Özellikle zehir almış midye
ve istiridye gibi kabukluların tüketimi sonucu, zehirlenme ve hatta ölümlere
kadar varan sonuclar görülmektedir.
Sulak Alanlar, Kumullar, Lagünler
Küçükmenderes Deltasında
Sulak Alanlar
ve Sorunları
Dr. İlker ATIŞ, Aslı ERDENİR,
Ahmet TOMAR
DSİ II. Bölge Planlama
Şube Müdürlüğü, 35100, Bornova, İzmir.
Tel: (232) 435 51 00
Özet
Küçükmenderes deltası, Küçükmenderes nehir
havzasında nehirin denize dökül-düğü yerde yaklaşık olarak 7 165 km2
alanı kapsamaktadır. Küçükmenderes havzası Türkiye'nin batısında, Ege Bölgesi'nde
yer almaktadır. Küçükmenderes havzası uzunluğuna 110 km. genişliğine ise
15 - 50 km. arasında değişmekte olup, ortalama 30 km genişliğindedir. Havzanın
orta bölümünde, yoğunluğu tarım arazisi olarak kullanılan düz bir ova yer
almaktadır.
Küçükmenderes nehrinin oluşturduğu alüvyonel
ovada, 74 ha genişliğinde ve 4 m derinliğine sahip tatlı Çakal gölü, 75
ha genişliğinde ve 5 m derinliğindeki hafif tuzlu Gebekirse gölü ve büyük
bataklıklar yer almaktadır. Bu göl ve bataklıklar Küçükmenderes deltasını
oluşturmaktadır.
İlk çağlardan beri insanoğlunun dikkatini
çekmiş olan 110 km uzunluğundaki Küçükmenderes nehri ve vadisindeki verimli
topraklar tarımsal faaliyetlerde kullanıl-mıştır. Küçükmenderes deltasında
son yıllarda tarımsal faaliyetler dışında yoğun alan kullanımlarının olduğu
ve bu kullanımların da sulak alanları tehdit ettiği giörülmektedir. 1930'lu
yıllarda ülkemizde sağlık sorunlarının başında gelen
sıtma ile savaşım nedeniyle deltadaki mevcut bataklıkların büyük bir bölümünde
kurutma işlemi yapılmıştır. Sağlık amaçları ile başlatılan kurutmalar daha
sonra tarımsal amaçlı alan kazanımı talepleriyle devam etmiştir.
Ancak son yıllarda sulak alanların doğal
denge ve diğer kullanımlar üzerindeki olumlu etkilerinin önemi dikkate
alınarak kurutma faaliyetlerine son verilerek korunması gerekli alanlar
kapsamına alınmıştır.
Ülke genelinde olan bu olumlu gelişmelere
rağmen halen deltadaki alan kullanımları da doğal dengenin ve diğer kullanımların
dikkate alınmadan uygulama-larının yapıldığı görülmektedir. Deltada bu
kullanımların başında turizm faaliyetleri gelmektedir.
Bu çalışmada deltadaki sulak alanların
korunmasının gerekliliği ortaya konarak, korumanın nasıl yapılacağı yönünde
öneriler verilecektir.
Çalışmada deltanın sorunları irdelenirken
sadece delta alanı ile sınırlı kalın-mayarak havza bütünü ile ilişkilendirilecektir.
Özellikle deltadaki sulak alanların havza-da Devlet Su İşleri tarafından
yürütülen master planı çalışmalarından nasıl etkileneceği irdelenecektir.
Havza bütünü içinde konu ele alınırken deltanın içinde yeralan bölgelerin
turizm alanı ilan edilmesinin sulak alanlar üzerinde olası etkileri ortaya
konarak çözüm önerileri geliştirilecektir.
Belek (Antalya) Kıyı Kumulu
Prof.Dr. Turhan USLU
Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji
Bölümü, 06500, Ankara. Faks: (312) 212 22 79, Tel: (312) 212 60 30 / 2708
Özet
Belek Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde
bulunan Serik-Side kıyı kumulunun 1951 ve 1994 hava fotoğrafları bilgisayar
ortamında karşılaştırıldı. 43 yıllık süre içerisinde alanında %1.9, uzunluğunda
%1.4, genişliğinde %9.0 ve kum tepelerinde %100 azalma olmuştur. Belek
Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde bulunan kıyı kumul,
kıyı tuzlu bataklıklar, kıyı makisi, kıyı ormanları ve dere ekosistemlerinin
florası ve ilk üç ekosistemin vejetasyonu araştırıldı. Floraya ait 135
takson tespit edildi ve bunlardan üçü endemiktir. Vejetasyona ait 12 asosyasyon,
6 subasosyasyon ve 6 grupman tespit
edildi. Bunlardan 5’i endemik asosyasyondur. Aksu çayı ile Club Asteria
arasındaki kıyı kumulları ve Acısu nehri batısındaki tuzlu baktaklık korunmaya
layık alanlardır.
Lara (Antalya) Kıyı Alanı
ve Kumulları
Nihat DIPOVA1,
Cem OĞUZ2
1 Akdeniz Üniversitesi, Teknik Bilimler
M.Y.O., Kampüs, Antalya.
Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85
2Akdeniz
Üniversitesi, Müh.Fak., İnş.Müh.Böl., Kampüs, Antalya.
Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85
Özet
Lara Kıyı Alanı Antalya’nın doğusunda 9
km uzunluğunda kumsalı ile doğal ve turistik değer taşır. Kumsal traverten
falezlerinin doğuda alçalarak deniz seviyesine indiği yerde başlar ve Kundu
Çayı’nın denize döküldüğü yere kadar uzanır. Lara kumsalının hemen arkasında
Lara Kumulları yer alır. Kumulların üzerinde baskın olarak gözlenen Pinus
Brutia ve Pinus Pineanın yanısıra,
Akdeniz bitki örtüsünün tipik örnekleri olan Nerium Oleander,
Vitex Agnus, Quercus ve Celtis Australis
gibi bitki türleri bulunmaktadır. Çıplak kum üzerinde, Akdeniz Bölgesi’ne
has bir geofit olan Pancratium yetişmektedir.
Lara kumsalları Akdeniz’de soyu tükenmekte olan dev deniz kaplumbağalarının
(Caretta Caretta) yumurtlama
alanlarından biridir.
Lara kumsallarında çok sayıda otel ve yaz
kampı ile turistik faaliyet gösterilmektedir. Turizm ile birlikte alanın
albenisi artmış ve kumsalın gerisinde yapılaşma hızlanmıştır. Ayrıca rant
gelirine çabuk ulaşmak için tüm işlemler hızlanmakta, gerekli etüd ve planlamalar
yapılmaksızın inşaatlara başlanmaktadır. Kıyı alanındaki zeminler
jeoteknik açıdan olumsuzluklar içermektedir. Birçok bina zeminin bu özelliği
yeterince bilinmeden yapıldığı için, zeminden kaynaklı hasarlara uğramıştır.
Lara kumullarını oluşturan malzeme inşaat
işlerinde “sıfır numara” adı verilen ve sıva işlerinde kullanım alanı bulan
ince taneli kumdur. Bu nedenle kumul tepeleri yıllardan beri kum ocağı
olarak kullanılmaktadır. Yerel yönetimin aldığı birtakım yasaklayıcı önleme
karşın kum alımı kaçak olarak sürmektedir. Bu durum kumullara zarar verdiği
gibi üzerindeki ormanı ve gerisindeki tarım alanlarını da olumsuz etkilemektedir.
Bu çalışmada Lara kıyı alanında çevreye verilen zararlar belirlenecek ve
bu zararların en aza indirilmesi için çözümler önerilecektir.
Tuzla Lagünü Çevresinde
Tarımsal Kimyasalların
Kullanımı
Gülay ÇETİNKAYA1,
Prof. Dr. Türker ALTAN2
1Sankt-Peterburg
Devlet Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, 190068, Sankt-Peterburg, Rusya
Federasyonu. Faks: 007 812-316 58 72
2Çukurova Üniversitesi
Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Tel: (322) 338 65 45, Faks:(322) 338 61
89, Faks+Tel:(322) 224 63 24
Özet
Çukurova Deltası ülkemizin en önemli sulakalan
sistemlerindendir. Bu bölgede yer alan Tuzla lagünü ve çevresi ise biyolojik
çeşitlilik ve zenginlik bakımından olağanüstü değerler taşımaktadır. Son
yıllarda insan baskıları ve özellikle de yeni tarım alanları açmak amacıyla
bu alanlar tahrip edilmeye başlanmıştır. Ayrıca tarımda üretimi arttırmak
için de oldukça yoğun olarak tarıımsal kimyasallar kullanılmaktadır.
Bu araştırmada Tuzla lagünü ve çevresindeki
14 köyde ürün bazında kullanılan tarımsal kimyasalların (gübre+pestisid)
çeşitleri ve bölgede kullanılan toplam tarımsal kimyasal miktarı çiftçilerle
yapılan anketlerle belirlenmiştir. Bu kimyasalların lagün ve kıyı ekosistemlerine
olası etkileri ve etkiledikleri alanlar
saptanmıştır. Tuzla'da bir üretim yılında 14 köy'de pamuk, buğday, mısır,
yerfıstığı, karpuz ve turunçgillerde toplam 120,790.47 kg pestisid ve 14,063,997.00
kg mineral gübre kullanıldığı ve bu kimyasalların uygulandıkları tarım
alanlarının yanında, lagün ve deniz kıyısı canlı yaşamını da olumsuz etkilediği
belirlenmiştir.
Uydu Verileri İle Hızlı
Bir Delta Gelişiminin İncelenmesi Aşağı Meriç ve Enez Deltaları
Cem GAZİOĞLU, Zeki Yaşar
YÜCEL,
Dr. Levent EREL, Doç. Dr. Bedri ALPAR
İstanbul Üniversitesi,
Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Vefa, 34470 İstanbul.
E-posta: debien@superonline.com
Özet
Günümüzde kuzeydoğu Ege Denizine akan Meriç
Nehrinin batı kolu Yunanistan sınırları içinde kalmakta ve doğu kolu ise
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınır çizgisini teşkil etmektedir. Çok
sık yatak değiştiren Meriç Nehri iki ülke arasında tartışma konusu olmuştur.
Deniz yan sınırının başlangıç noktası ile bu sınırın denize olan uzantısının
belirlenmesi karasuyu ve kıta sahanlığı
sınırlamalarında göz önüne alınması gerekli önemli bir durumdur. Lozan
Antlaşmasında deniz yan sınırının başlangıç noktası sabit bir koordinat
ile tanımlanmamış olduğundan, deniz sınırı tam olarak belirlenmemiş durumdadır.
Meriç’ in doğu kolu Aşağı Meriç Deltasının
günümüzde deniz içindeki Enez Deltasının gelişiminden sorumludur. Aşağı
Meriç Deltası terkedilmiş akış ağızları, farklı devreleri işaret eden kıyı
setleri, kilometrelerce açıkta bulunan eski denizaltı deltası üzerine dik
yamaçları ile bağlanan prodeltası ile
zengin bir birim teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı, jeolojik, sismik,
arkeolojik, oşinografik, ve uydu verilerinin yardımıyla hızlı bir delta
gelişimi sonucu değişen kıyı çizgisi şeklini çıkartmak, Meriç Nehrinin
gelişimi ve kıyı çizgisinin genel gidişine
göre iki ülke arasındaki deniz sınırının belirlenmesi durumuna belgeler
sunabilmektir.
Geç Pleyistosen’de, kıta sahanlığı Riss-Würm
buzul arası devrede deniz tarafından işgal edilmiş, Würm buzul çağında
su yüzüne çıkmış ve Holosen’deki Flandr Transgresyonu sırasında tekrar
deniz altında kalmıştır. Deniz sismiği verileriyle de desteklenen bu jeolojik
gelişimi dışında, tarihi gelişimini gösteren eski haritaları, arkeolojik
verilere göre çizilen muhtemel eski kıyı çizgileri Enez bölgesindeki
büyük bir körfezin son 3000 yılda çok hızlı bir şekilde dolduğunu göstermektedir.
Deltanın jeolojik ve yakın tarihteki gelişimi dışında güncel değişimlerini
de ortaya koymak amacı ile uydu görüntüleri kullanılmıştır. Bu amaçla Landsat
5 Thematic Mapper (TM) verileri filtreleme
ve zenginleştirme yöntemleri ile daha fazla detay verir hale getirilmiştir.
Bölgenin bu çalışmada belirlenen 1992 yılındaki durumu ile gelecek yıllarda
elde edilecek görüntüler karşılaştırılıp ileriye dönük projeksiyon yapılabilecektir.
Canlı Kaynaklar ve Balıkçılık
Kıyı Alanı İçinde Balıkçılığın
Yeri
ve Urla Yarımadası Örneği
Doç. Dr. H. Tuncay KINACIGİL1,
Vahdet ÜNAL2, Mustafa ERDEM3
Ege Üni., Su Ürünleri
Fak., Avlama ve İşleme Tek. Böl.,Bornova, İzmir. Tel: (232) 388
0 1 10 / 130, Faks: (232) 388 36 85
1 E-posta: tkinacigil@sufak.ege.edu.tr
2 E-posta: vunal@sufak.ege.edu.tr
3 E-posta: erdem@sufak.ege.edu.tr
Özet
Kıyı alanına gösterilen yoğun ilgi, bu
alanın özel durumunun doğal bir sonucudur. Dünya nüfusunun yarısından fazlasının
kıyı alanlarında yaşaması çözümü pek de kolay olmayan bir çok problemin
özellikle bu bölgelerde ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Adları kıyı
ile birlikte anılan balıkçılık, turizm ve inşaat sektörleri bu bölgeye
ayrı ayrı problemler taşımaktadır..
Diğer taraftan kıyı alanı içinde faaliyet gösteren madencilik, doğal park-sit
ve eğlence alanları ve daha bir çok aktiviteyi de aynı kapsamda ele almak
zorunluluğu vardır. Ancak tüm bunların içinde kıyı alanının gözardı edilemez
ve belkide en eski faaliyeti balıkçılıktır.
Kıyı alanı yönetimi içinde balıkçılığı
ele alırken kıyı kültür tesislerini ve kıyı avcılığını ayrı olarak ele
alıp değerlendirmek gerekir. Kıyı balıkçılığı, doğayla barışık avcılık
yönünde ağırlıklı olarak yerini almalı ve kıyı kültür tesislerinin durumu
ekonomik yararları yanında ekolojik zararları da göz önünde tutularak incelenmelidir.
Bu bağlamda, konu Urla Yarımadası örneğinde ele alınmış olup son yıllarda
sayıları giderek artan kıyı kültür tesislerinin ve kıyı avcılığındabulunan
balıkçıların bugünkü durumları ortaya konularak; sorunlarına kıyı alanı
yönetimi bütünlüğü içinde çözüm getirilmeye çalışılmıştır.
Gırgır ve Trol Avcılığının
Karadeniz’deki Kıyı Balıkçılığına
Etkileri
Mustafa ZENGİN, Yaşar
GENÇ, Mustafa BAHAR
Su Ürünleri Merkez
Araştırma Enstitüsü, Trabzon.
Tel: (462) 341 10 53, Fax: (462) 341 10 53
Özet
Bu çalışmada Karadeniz’de ağ derinliği
150 m’ye ulaşmış gırgır ağlarının hamsi av sezonunda yoğun olarak kıyıya
çok yakın sularda avlanmaları, aynı şekilde çevirme ağları grubu içerisinde
yer alan voli ağlarının tamamen amaç dışı, hiçbir seçici özelliği bulunmayan
trol ağlarının kontrolsüz kullanılması sonucu littoral zondaki bentik ve
pelajik faunanın önemli ölçüde etkilendiği, yanlış ve kontrolsüz avcılık
sonucunda henüz avlanma boyuna ulaşmamış
hamsi, istavrit, mezgit, barbunya, kalkan gibi ekonomik öneme sahip balıkların
stoktan çekildiği, bunun yanısıra şimdilik ticari olmayan ve ekosistemin
alt gruplarını oluşturan populasyonların hızla yıpratıldığı görülmüştür.
Deniz Balıkları Yetiştiriciliği
ile Kabuklu Kültürünün Entegrasyonu
Yrd. Doç. Dr. Aynur HİNDİOĞLU
Ege Üniversitesi, Su
Ürünleri Fakültesi, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü, Bornova, İzmir.
E-posta: Hindioglu@sufak.ege.edu.tr
Özet
Türkiye’de 1980’li yıllardan bu yana deniz
balıkları üretiminde büyük bir gelişme olmuştur. Özellikle uygun koylarda,
bugün 400’ün üzerinde irili-ufaklı ağ kafeslerde balık üretim çiftlikleri
kurulmuştur. Balık besleme esnasında yapılan fazla yemleme ile bazı yemlerinbalıklar
tarafından alınamadan kafes dışına çıkması, kullanılan kalitesiz yemler
nedeniyle yemlerin besleme esnasında suda çözünüp parçalanması, balık dışkıları
ve balık beslemenin bilinçli kişiler tarafından yapılmaması nedeniyle kafeslerin
kurulduğu bölgelerde su kalitesinde
bozulmalar gözlenmektedir. Deniz ortamına gelen bu girdiler mevcut ağ kafes
ünitesinin bulunduğu koyun özellikleri ile değişir. Kafeslerin koylarda
kirlilik yapmasını, koyun dar ve kapalı olması, fazla derin olmaması, su
hareketlerinin (akıntıların) yeterli
olmaması v.b. etkileyen önemli faktörlerdendir.
Denizlerde balık yetiştirme amaçlı kurulan
veya kurulacak ağ kafes ünitelerinin suda herhangi bir kirlilik ve zeminde
de birikim yapmaması için alınması gereken bazı önlemler vardır. Kafesler
kurulmadan önce uygun yer seçiminin çok dikkatli yapılması hatta gerekiyorsa
kıyı ötesi kafes sistemlerine geçilerek açık deniz alanlarından yararlanılması,
yetiştirme alanının kapasitesi ölçüsünde projelendirme yapılması dikkate
alınması gereken konulardandır.
Kafesler kurulduktan sonra ise kafes yakınlarında
kabuklu su canlıları veya makroalg kültürü de yapılarak olabilecek bir
kirlilik ile biyolojik bir mücadele yapılmış olurken aynı zamanda ek bir
besinin üretimi de gerçekleştirilmiş olur. Kabuklu su canlıları (midye,
istiridye, akivades, tarak, v.b.) suda süzebilecekleri büyüklükte olan
(yaklaşık 30-40 mm) organik ve inorganik her türlü partikülü süzerek (filter-feeding)
beslenmektedirler. Ağ kafeslerin bulunduğu alanlarda ise, yemlerin suda
çözünmesi ile ortama önemli miktarlarda
N ve P girdisi olmakta ve böylece fitoplankton türlerinin ortamda çoğalmasına
izin verilmektedir. Ortalama büyüklükte bir midyenin günde 4-5 litre suyu
süzdüğünü düşünürsek hiç de küçümsenmeyecek rakamlara ulaşabiliriz.
Suyu süzerek beslenen canlılar ile deniz balıkları kültürleri birlikte
yapıldığında, hem sudaki fitoplankton, hem de alabilecekleri büyüklükteki
diğer partiküller bu canlılar tarafından değerlendirilerek ete çevrilmiş
olur. Böylece hem üretici, hem de ülke
ekonomisi açısından büyük bir kazanç sağlanmış olur.
Kıyı Alanları ve Balıkçılık
Yönetiminde
Yapay Resiflerin Kullanım
İmkanları
Yrd.Doç.Dr. Altan LÖK
Ege Üniversitesi, Su
Ürünleri Fakültesi, Urla-İskele, 35440, İzmir.
Tel: (232) 752 11 62, Fax: (232) 388 36 85,
E-posta: lok@sufak.ege.edu.tr
Özet
Genel anlamıyla yapay resifler, çeşitli
amaçlar için dizayn ve inşa edilerek, deniz tabanına yerleştirilmiş yapılar
olarak tarif edilebilir. Kullanım amaçları ülkelere göre değişmekle birlikte
en yaygın olanları; balıkçılık üretimini arttırmak, kıyı erozyonunu önlemek
(Japonya), sportif balıkçılık ve dalış aktivitelerini geliştirmek (ABD),
yasadışı trolcülüğe engel olmak, küçük balıkçılığı korumak, deniz çayırları
ekosistemini korumak ve desteklemek, kabuklu
kültürü yapmak ve yetiştiricilik sonucu ağ kafeslerden kaynaklanan aşırı
organik maddenin enerji çevrimine katılmasını sağlamak (Akdeniz ülkeleri)
şeklinde sıralanabilir.
Türkiye’de 1989 yılında başlayan yapay
resif projeleri küçük ölçekli olup, üniversite, kıyı belediyeleri ve balıkçı
kooperatifleri arasında işbirliği ile yürütülmektedir. Bu güne kadar yürütülen
projelerdeki amaçları; deniz çayırlarını yasadışı trollerden ve kıyı sürütme
takımlarından korumak, olta balıkçılığını geliştirmek ve sportif dalışı
desteklemek olarak sıralayabiliriz. 1989’da uygulanan ilk proje hariç tüm
projelerde, demir iskelet ile güçlendirilmiş, herbiri farklı hacimde beş
farklı dizaynda beton modüller kullanılmıştır. Projelerde kullanılan toplam
resif hacimleri 30 m³ ' ten 320 m³
' e kadar değişmektedir.
Türkiyede Uygulanan Yapay Resif Projeleri
Ali ULAŞ, Yrd. Doç. Dr.
Altan LÖK,
Prof. Dr. Sumru ÜNSAL
Ege Üniversitesi Su
ürünleri Fakültesi, 35100, Bornova, İzmir.
Tel: (232) 388 40 00 / 1305, 1826, 1310, Fax: (232)
388 36 85,
E-posta: ulas@sufak.ege.edu.tr,
E-posta: lok@sufak.ege.edu.tr,
E-posta: unsal@sufak.ege.edu.tr
Özet
Dünya’da yapay resif uygulamaları belirli
amaçlar çerçevesinde 1950’li yıllarda başlamıştır.Yapay resif çalışmaları,
yasadışı balıkçılığın engellenmesi, flora ve fauna olarak zengin olan kıyısal
bölgenin korunması ve dalış turizmine yönelik sualtı görsel zenğinliğin
arttırılması gibi amaçları hedeflemektedir.
Ülkemizde yapay resif çalışmaları 1989
yılında İzmir Körfezine eski troleybüs kasalarının atılması ile başlamış,
bu çalışma belli bir sürede olsa körfez içi yasadışı trol balıkçılığını
engellemiştir.1992 yılında ilk bilimsel amaçlı yapay resif çalışması Ege
Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi tarafından
Urla-Hekim Adası kıyılarında gerçekleştirilmiş, ortamdaki tür ve birey
sayısının artışına yönelik başarılı sonuçlar alınmış, çalışma halen gözlenmektedir.
Bu çalışmayı 1995 yılında Çeşme-Dalyanköy, 1997 –Hekim Adası, 1998 –Ürkmez,
1998 –İskele Yapay Ahtapot resifleri,Zonguldak-Ereğli
yapay resif projesi izlemiştir.Son uygulanan ahtapot (Octopus
vulgaris Cuvier. 1797) yapay resifleri
ülkemizdeki ilk türe özgü uygulanan yapay resif çalışması özelliğini taşımaktadır.
Bu çalışmada ülkemizde uygulanan çalışmaların
yeri, amacı, materyal ve şekli, etkinliği’nin yanısıra bir yapay resif
projesinin uygulama aşamaları belirtilmiştir.
Balıkçılıkla İlgili Kıyı
Tesisleri
M. Metin SONUVAR
Ulaştırma Bakanlığı,
D.L.H. İnş. Gn. Md. Lüğü, Ankara,
Tel: (312) 215 22 22, Fax: (312) 212 38 47
Özet
Balıkçılığının gelişmesi ve teşvik edilmesinde
balıkçı barınakları şüphesiz çok önemli rol oynamaktadır. Bunun bilincinde
olan ülkeler balıkçı barınaklarını basit bir kıyı tesisi gibi düşünmeyip
fonksiyonlarını ve kapasitelerini sürekli artırmakta ve rasyonel bir yaklaşımla
çevre ile ilişkilerini ön plana almaktadırlar. Ülkemizde ise balıkçılığa
yeterince önem verilmemesi gerçeğinin altında yatan sebeplerin arasında
kıyı tesislerimizin de yetersizliği yadsınamaz.
Bu konuda bir iyi niyet ve çaba söz konusu ise öncelikle mevcut durum bilinmeli,
yanlış olan bir şeyler varsa sebepleri araştırılmalı ve çözüm için Dünya’da
neler yapılmakta olduğu öğrenilmelidir. Balıkçılıkta ileri düzeye ulaşmış
bulunan Japonya ve Kuzey Avrupa Ülkelerini
eğitsel ve görsel amaçla gezmekte, seminer ve konferanslara katılmakta
yarar vardır.
Bildiri metninde, bu sektör kapsamında
bulunan kıyı tesisleri net bir çerçevede tanımlanarak kategorilere ayrılmıştır.
Bu konu yatırım boyutlarının tercihi ve fizibilitesi bakımından önemli
bir unsur olacaktır. Hiç şüphesiz diğer önemli bir unsur da doğru yer seçimidir.
Bu bağlamda fiziki planlama, demografik gelişime katkı, çevresel
etkileşim ve ticari değer ana başlıklar olarak kabul edilebilir.
Balıkçılıkla ilgili kıyı tesislerimizin
çok önemli yapısal sorunları vardır. Bu sorunlar ana başlıklar halinde
belirtilmiş olup acil çözüm beklemektedir.
Ülkemizde son yıllarda yabancı uzman kuruluşların
teknik yardım ve kredi katkıları ile gerek ulaştırma gerekse turizm sektöründe
modernizasyon sağlanmaktadır. Ancak balıkçılık sektöründe benzeri bir aktiviteden
söz etmek mümkün değildir.
Balıkçılıkla ilgili tesislerin ve balıkçı
toplumunun geliştirilmesi, diğer bir ifade ile modernizasyonu en kısa zamanda
gündem konusu olmalıdır.
Balıkçılık ve bu sektörle ilgili kıyı tesislerimizin
gelişiminde mühendislik konuları iki grupta özetlenmiş ve daha iyi anlaşılabilmesi
için kısa açıklamalar yapılmıştır.
Kıyı Turizmi
Eko-Turizmin Sosyal, Ekonomik
ve Kültürel Katkıları
Yrd.Doç.Dr .Gülser ÖZTUNALI-KAYIR
Akdeniz Üniversitesi
İ.İ.B.F, Kamu Yönetimi Bölümü, Kampüs, 07003, Antalya. Tel: (242) 227 85
44, Faks: (242) 227 44 54
Özet
Ekonomik ağırlıklı kabul edilen ancak ekolojik,
sosyo-ekonomik ve kültürel bileşenler bütünü olan turizm etkinliği, günümüzde,
sürdürülebilir turizm, ekolojik turizm, eko-turizm, yumuşak turizm, doğa
turizmi gibi öz açısından benzer kavramlar çerçevesinde tartışılır ve uygulanır
hale geldi. Turizmin evrensel olma niteliğinden kaynaklanarak
sosyal, ekonomik ve kültürel yapılarla örtüşmesi, doğal çevrenin korunması,
yerel halkın katılımının sağlanması ve yerel yönetimlerin işbirliği açısından
eko-turizm olumlu katkılar sağlamaktadır. Ülke ekonomimize büyük parasal
girdiler sağlayan turizm endüstrisinin,
ekolojik ilkeler bazında çalışır hale gelmesi, turistler ve ulusal turizm
sektörü bazında etik ilkelere dayalı olarak yürümesi, topluma, kültüre,
doğaya ve ekonomiye duyarlı, ulusal ve yerel değerlerimizi güçlendiren
bir evrensel turizm endüstrisi için
uygun bir ortam hazırlayacaktır.
Batı Akdeniz Kıyıları
Taşıma Kapasitesi
ve Ekoturizm
Doç. Dr. Tuncay NEYİŞÇİ
Akdeniz Üniversitesi,
Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu, Antalya, Tel: (242) 227
53 60, Faks: (242) 227 53 60
E-posta: neyi?çi@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr
Özet
Ağırlıklı olarak, kırdan kente, sanayiden
hizmet sektörüne geçişin bir sonucu olarak,1970’li yıllar Turizmde köklü
değişimlerin yaşandığı ve talebin yeniden biçimlendiği yıllar olmuştur.
Batı Akdeniz Bölgesi başta olmak üzere, büyük bölümüyle eldeğmemiş Türkiye
kıyılarının turizme açılması ve turistik yatak sayısının hızla artmaya
başlaması bu köklü değişimden sonra, 1980’lı yıllarla başlamıştır. Değişimin
yön ve niteliği iyi irdelenmeden, çok dar bir şerit üzerinde gerçekleştirilen
yatırımlar, alternatifi bulunmayan doğal kıyı ekosistemlerinin taşıma kapasitelerinin
çok üzerinde kullanıma açılmasına neden olmuştur. Kapasite aşımı kaynak
aşınımını hızlandırmanın yanında, yarattığı kalabalık, gürültülü ve betonlaşmış
kentsel
çevre nedeniyle, ekonomik ve kültürel tüketimi yüksek turistlerin bölgeden
uzaklaşmalarınayol açmıştır. Sonuçta bölge ucuz kitle turizmine mahkum
olmak durumuyla karşı karşıya kalmıştır.
1980’li yıllarda sözü edilmeye başlanan
ve 1990’lı yıllarla birlikte turizm ekonomisinde giderek önem kazanan ekoturim,
iyi kavranıp doğru uygulanabildiğinde, Batı Akdeniz Bölgesinde bugüne kadar
gerçekleştirilen ve yeni nesil turizm talebiyle örtüşmeyen uygulamaların
rehabilitasyonunda önemli bir işlev yüklenebilir.
Göller bölgesini de içine alacak biçimde geniş bir alana yayılmış Batı
Akdeniz Bölgesinin ülkemizin başta gelen ‘Turizm Merkez olması olması gibi
nitelik tanımlaması olmayan bir politikayı terk ederek, ‘Ekoturizm Merkezi’
olma gibi tanımlanmış bir turizm politikasına
ağırlık verilmesi tek çıkar yol olarak görülmektedir. Kıyılar üzwrindeki
bunaltıcı olumsuz baskı ancak bu köklü politika değişimi ile sağlanabilir.
Kıyı Alanları İçin Sürdürülebilir
Turizm ve Rekreasyon Modelleri
Adnan SEMENDEROĞLU
D.E.Ü. Buca Eğitim
Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Bölümü, 35150, Buca, İzmir. Tel: (232) 420
48 82/1736, E-posta: semen@egtm.bef.deu.edu.tr
Özet
Ülkemizin özellikle güney ve batı sahillerinde,
yaz sezonunda turizm ve rekreasyon faaliyetlerinden kaynaklanan belirgin
bir çevresel baskı oluşmaktadır. Bu baskı kıyılarımızın jemorofolojik karakterine
bağlı olarak özellikle koylar ve plâ j bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Ne
var ki, kıyı alanlarında düzensiz yapılaşma Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuatla
adeta desteklenmektedir. Bu çalışmada
bazı eko-morflojik özellik ve kriterlere göre kıyı alanları kategorize
edilerek sürdürülebilir turizm ve rekreasyon tasarımları için modeller
önerilmektedir. Kıyı alanı farklı kullanım alanlarına sahip birimlerden
oluşan bir bütün olarak değerlendirilmektedir.
Böylelikle ortamda baskı en aza indirilerek çeşitli istek gruplarına aynı
yüksek kalitede kıyı ve deniz ortamı sunulması hedeflenmektedir.
Türkiye’de Kıyı Turizmi
Planlaması Yönetimi
ve Sorunları
Dr. Murat Aykaç ERGİNÖZ
A-12 Blok, D: 33, 5.Kısım,
34750, Ataköy, İstanbul.
Tel: (212) 543 49 21, Fax: (212) 542 57 10
Özet
Türkiye’de plansız turizm gelişiminin çevreyi
en az sanayi kadar olumsuz etkilediğini söylemek mümkündür. Türkiye’de
kentleşme süreci ileride turizim amaçlı kıyı rekreasyon alanlarına bakıldığında
gelişmeler, tam anlamıyla plansız ve başıboşluk içinde olmaktadır. Turizm
gelişimine yol açan ve onu hızlandıran etmenlerin başında kıyı merkezlerinin
çoğu, son on yılda kabuk değiştirme süreci koşutunda çevre sorunları
ile başbaşa kalmıştır.
Karayla denizi birbirine bağlayan kırılgan
bir alan olan kıyı her zaman insanlar tarafından bir doyumsuzluğun konusu
olmuştur. Kıyı insanoğlunun tarihinin bir ürünü olmuştur. Fiziksel bir
alandan daha çok bir sosyal alandır. Türkiye’ de Akdeniz kıyılarının cazibesi,
hem iç turizmi hem de dış turizmi ve bütün dünyayı cezbetmektedir. Akdeniz’deki
bitki örtüsü, yazların uzunluğu, denizin temizliğine bir de tarihi kalıntılar
ve zenginlikleri eklenince turizm ticareti için büyük rant
oluşturmaktadır. Kıyılara yapılan biliçsiz, turistik tesisler ve ikinci
konutlar süratle doğal zenginlikleri tüketmeye başlamıştır. Deniz kirlenmekte,
kıyılar betonlaşmaktadır. Işte bu bilinçsiz tüketmeye karşı çok geç kalmadan
ne yapılabilir?
Turizm Merkezlerinin Kıyı
Kullanımı Açısından Etkilerine Bir Örnek: Çökertme (Milas - Muğla)
Dr. Barbaros GÖNENÇGİL
İ.Ü. Deniz Bilimleri
ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sk., Vefa, İstanbul. Tel: (212) 528
60 22 – 23, Fax: (212) 526 84 33
Özet
T.C. Çevre Bakanlığı III. Çevre Şurası,
Kıyı Alanlarının Rasyonel Kullanımı ve Yönetimi Komisyonu raporunda, kıyı
alanlarımızda turizmin hızla gelişmesi sonucu doğal ve tarihsel alanların
korunmaması, kumsal boyunca dolgu yapılarak konut ve turistik tesislerin
inşa edilmesi gibi turizm faaliyetleri
ile ilgili olarak problemler yaşandığı ve gün geçtikçe etkisinin daha fazla
hissedildiği vurgulanmıştır.
Gerçekten, turizm gelirlerinin ülke ekonomisi
içindeki payının gittikçe artmasının yanında turizm faaliyetlerinin ve
tesislerinin doğal çekiciliğe sahip alanlarda ve özellikle kıyılarda yoğunlaşmasıyla,
bu alanlarda bir yapay çevre baskısı gündeme gelmiştir. Plansız büyüyen
ikincil konutların yanında 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’na (TTK) dayanılarak
ilan edilen turizm bölgeleri, turizm
alanları ve turizm merkezleri belirli bir yerleşme planı ve kuralları içinde
yapılaşmaya izin verse de özellikle kıyı alanlarında yapılaşmayı arttırmaktadır.
Doğal alanların alehine gelişen bu durum hem yapılaşma mevzuatında ve hem
de çevreye uyum konusunda bazı problemleri
de beraberinde getirmektedir.
Bu çalışmada genelde ilan edilen tüm turizm
bölgeleri, alanları ve merkezleri için, özelde çalışma konumuz olan Muğla
- Milas Çökertme Turizm Merkezi (MMÇTM) (Resmi Gazete 07.10.1997 tarih,
23133 sayı) için bu konu irdelenmiştir. Turizm alanı ilan edilen yerlerin
Turizm Bakanlığı dışında kişi veya kuruluşlara ait olması, belirli bir
potansiyel arazi kullanım planının olmayışı, yapılaşma sırasında yatırımcıdan
istenen koşullar, kullanım şartlarının
ortaya konmasında bir “bütünlük sorunu”nu gündeme getirmektedir. Bütünlük
sorunu deyiminden kasıt sahanın bir kısmının veya tamamının ait olduğu
kişi veya kuruluşlardan, burada faaliyet yapmak isteyen yatırımcıya kadar
konuyla ilgisi olan tüm birimlerin
yapılaşma esaslarının belirlenmesindeki uyumudur. Bu uyum, alanın taşıma
kapasitesinin belirlenmesinde ve uygun kullanım şartlarının oluşturulmasında
gereklidir. Bunun için hazırlanması gerekli ÇED raporları, turizm merkezlerinin
ilanından sonra turizm faaliyeti için
başvuru yapan yatırımcıdan istenmektedir. Buna karşılık turizm merkezi
ilan edilmek istenen alanlarla ilgili ÇED ve benzeri çalışmaların daha
önceden T.C. Turizm Bakanlığı tarafından gerçekleştirilip, sahanın bu çalışmalar
sonucunda turizm merkezi ilan edilip
edilmemesine karar verilmesi daha gerçekçi bir yol olacaktır.
Bu çalışmada MMÇTM’nin çevresel etkileri
için bir değerlendirmeye gidilmiştir. Saha, Bodrum Yarımadası’nın güneyinde,
tipik Akdeniz iklimi ve bitki örtüsü özelliklerine sahip tenha bir alandır.
Kıyı ve yat turizmine elverişli koyları ile dikkat çeken bir kıyı yapısına
sahiptir. Henüz ikincil konutların baskısı hissedilmemekle birlikte Bodrum’u
kıyıdan Mumcular - Çökertme - Ören üzerinden Gökova Körfezi’ne (Akyaka)
bağlayacak yolun yapılmasıyla sahanın
yoğun ve plansız kullanıma sahne olacağı kuşkusuzdur. Bu açıdan turizm
merkezinin ilanı bu plansız yapılaşmayı önlemekle birlikte taşıma kapasitelerinin
yanlış tespiti de turizm faaliyetlerinin çevreye olumsuz etkisine neden
olacaktır. Turizm merkezi ilan edilen
bu ve benzeri alanlarda ilandan önce ÇED çalışmalarının yapılması gerekmektedir.
Tekirdağ - Şarköy Arasında
Kıyı Kullanımı
ve Turizm Faaliyetleri
Zeki Yaşar YÜCEL1,
Cem GAZİOĞLU1,
Şinasi KAYA2,
Prof. Dr. Ertuğrul DOĞAN1,
Prof. Dr. Oğuz MÜFTÜOĞLU2
1İstanbul
Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, 34470, Vefa,
İstanbul.
E-posta: debien@superonline.com
2İstanbul
Teknik Üniversitesi, İnşaat Fakültesi, Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği
Bölümü.
Özet
Bu çalışma Marmara Denizi' nin kuzeyinde,
Tekirdağ- Şarköy arasında yaklaşık 70 kilometre uzunluğundaki kıyı bölgesinin
kıyı kullanımı ve turizm faaliyetlerini kapsamaktadır. Ayrıca kıyı kullanımında
ve turizm faaliyetlerinin dağılışında önemli rol oynayan kıyının doğal
özellikleri ve bunun etkileri üzerinde de durulmuştur.
Tekirdağ- Şarköy arasındaki kıyıda turizm
faaliyetlerinin yoğunlaştığı Şarköy- Gaziköy ve Kumbağ- Tekirdağ arasında,
özellikle ikinci konutların yapımı ile kıyıdaki kırsal yerleşimlerin geçim
kaynağı olan bağlar ve zeytinlikler tahrip edilmiş veya azalmıştır. Bununla
birlikte tatil amaçlı bu ikinci konutlar, kıyıdaki arazi fiyatlarının da
yükselmesine neden olmuştur. Sonuç olarak kıyı bölgesi, doğal özelliğini
yitirmekte ve hızla zarar görmektedir.
Ayrıca tatil amacı ile yapılan bu konutların sadece hafta sonları veya
yaz mevsiminde dönemsel olarak kullanıldıkları düşünüldüğünde ise yılın
büyük bir bölümünde atıl olarak kalmaktadır. Bununla birlikte turizm sezonunda,
ikincil konutların yoğun olduğu yerleşmelerde,
hizmet yetersizliği ve çevre sorunları ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan
Tekirdağ- Şarköy arasındaki kıyının planlı bir şekilde korunması gerekmektedir.
Deniz Ulaştırması
Türkiye’nin Uluslararası
Deniz Taşımacılığına
Genel Bir Bakış
Doç.Dr. Nil GÜLER1,
Dr. Muhsin KADIOĞLU2
İstanbul Teknik Üniversitesi,
Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırması ve İşletmesi Mühendisliği Bölümü
Tel: (216) 395 45 01 / 395 10 64, Faks: (216) 395
45 00
1E-Posta: n-guler@usa.net
2E-Posta: bleda@usa.net,
icq:7538513,
Özet
Ülkemizde 1980 sonrasında dış ticaret hacminin
büyük ölçüde artması denizyolu taşımacılığının önemini daha da arttırmış
bulunmaktadır.
Uluslararası deniz taşımacılığı ülkemiz
limanlarından yüklenen ve boşaltılan ihracat ve ithalat yükleri ve de yolcu
ve araç taşımacılığını; limanlarımızda yüklenen ve boşaltılan başka ülkelere
ait transit yükleri; limanlarımızla ilgili bulunmayan ülkemiz dışında üçüncü
ülkelerin limanları arasında deniz ticaret filomuza ait gemilerle yapılan
taşımaları kapsamaktadır.
Bu bildiride, Türkiye'nin uluslararası
deniz taşımasına ait kısa bir tarihçe verildikten sonra DİE ve TDİ verileri
ışığında Türkiye'nin uluslararası deniz taşıması irdelenmektedir.
Uluslararası deniz taşımasında öne çıkan
limanlar ele alınmaktadır. Bu limanlarda gerçekleştirilen yolcu ve yük
taşımaları giren ve çıkan gemilere ait değerler ve Türkiye’nin konteyner
taşımacılığı incelenmektedir.
AB’nin Deniz ve İçsu Yolu
Taşımacılığı Politikası
ve Türkiye
Dr. Muhsin KADIOĞLU
İstanbul Teknik Üniversitesi,
Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırması ve İşletmesi Mühendisliği, Deniz
Ulaştırması ve İşletmesi Ana Bilim Dalı, Tuzla, İstanbul.
E-posta: bleda@usa.net,
Web Sayfası: http://www2.itu.edu.tr/~kadiogm
Özet
Bu bildiride, Avrupa Birliği’nin kuruluşundan
günümüze, denizcilik sektöründe alınan ilk kararlardan günümüze kadar tarihi
bir perspektif çizilmektedir. Birlik içinde denizci devletlerin yer almasıyla,
denizcilik politikasında ortaya çıkan ana hatlar ve ana hatların toplandığı
Beyaz Kitap ayrıntılarıyla incelenmektedir.
Bildiride, AB'nin genel olarak deniz ve
iç su yolları taşımacılığı politikası incelenmektedir. Avrupa Topluluğu'nun
denizcilik alanındaki “sektörde, açık ve adil bir rekabet ortamı yaratmak,
denizyolu taşımacılığı hizmetlerini serbest sağlayabilmek için üye ülkeler
arasında mevcut engelleri kaldırmak, malların serbest dolaşımını sağlamak,
topluluk ticaret politikasına, bayrak farkı gözetmeksizin katkıda bulunmak”
gibi ilkeleri doğrultusunda aldığı kararlar irdelenmektedir.
AB'ne üye ülkeler arasında ana hatlarıyla
liman hizmetleri, denizde can güvenliğinin sağlanması, deniz kirliliği,
gemiadamlarının eğitimi ve istihdam koşulları, serbest sicil, AB’nin uluslararası
örgütlerin çalışmalarında deniz ve iç su yolu taşımacılığı konusundaki
tezleri ve Avrupa Birliği bayraklı filo oluşturma yaptığı çalışmalara değinilmektedir.
Ayrıca, Avrupa Birliği’nin denizcilik alanında
aldığı kararların Avrupa Birliği dışındaki Türkiye’nin Türk Deniz Ticaret
Filosu’na olabilecek muhtemel etkileri hakkında değerlendirmelerde bulunulmaktadır.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi durumunda ise, denizcilik alanında
vazgeçemeyeceği ana ilkeler hatırlatılmaktadır. Bildirinin sonuç bölümünde
ise, Türkiye’nin denizcilik sektöründe dünya devletleri arasında ve
AB karşısında daha etkin duruma gelebilmesi için önerilere yer verilmektedir.
Türkiye’nin Dünya Deniz
Taşımacılığındaki Rekabet Şansını Arttıracak Bir Yatırım Planı: Kuzey Ege
Limanı
Dr. Nermin TEKOĞUL, Dr.
Doğan YAŞAR
D.E.Ü. Deniz Bilimleri ve Teknolojisi
Enstitüsü, Haydar Aliyev Bulvarı, İnciraltı-izmir. Tel: (232) 278 55 65,
Faks: (232) 278 50 82
E-posta: yasar@neptune.imst.deu.edu.tr
Özet
Türkiye’nin dış ticaret etkinlikleri, günümüz
dünya ticaret etkinliklerinde olduğu gibi %85’lik bir oranla, en etkin
ve ucuz yöntem olan deniz taşımacılığı ile gerçekleştirilmektedir.
Dünya deniz ticaretinde gözlenen konvansiyonel
yük taşımacılığından konteynerleştirilmiş yük taşımacılığına yöneliş, Türkiye
deniz taşımacılığını da aynı yönde etkilemektedir. Maliyetten, zamandan
ve işgücünden tasarruf sağlama isteği, konteynerizasyon ile ambalaj masraflarının
minimuma indirilmesi, denizyolu ile kara ve demiryolu arasında sağlanan
entegrasyon bu yönelişin başlıca etmenleridir. Hızla gelişen konteyner
taşımacılığı ise kendine özgü alt yapı
ihtiyaçlarını ve sistem değişikliklerini de beraberinde getirmektedir.
Dünya konteyner taşımacılığında kullanılan
tüm gemilerin % 25’nin özellikle Süveyş Kanalı nedeni ile Doğu Akdeniz
yolunu kullanması bu hat üzerindeki limanların önemini bir kat daha arttırmaktadır.
Ayrıca, Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucu ortaya çıkan yeni devletlerin
genellikle Karadeniz limanlarına yönelmeleri ve dünya deniz ticaret hacminin
çok hızlı artması, transit taşımacılığın Akdeniz'de önem kazanmasına
neden olmuştur. Bu durum, Akdeniz ülkeleri arasında özellikle transit deniz
taşımacılığı pastasından daha fazla pay kapma mücadelesine neden olmaktadır.
Türkiye, içinde bulunduğu jeocoğrafik ve
stratejik konumu ile taşımacılık hatları üzerindedir. Ancak, Türkiye limanları
sadece düzenli hatların üzerinde bulunan yükleme boşaltma ve aktarma limanı
olarak görülmekte, transit taşımacılığa hizmet verememektedir. Bu durum
Türkiye limanlarının Akdeniz'deki ana limanlarla rekabet etme şansını ortada
kaldırmaktadır. Konum itibarıyla transit
taşımacılık için Doğu Akdeniz’in en uygun limanlarından biri olan İzmir
Limanı ise bugünkü durumuyla büyük konteyner gemilerine servis sağlayamamaktadır.
Bu çalışmada, ulusal ölçekte artan yük
trafiğine hizmet vermesi ve Türkiye’nin transit taşımacılıktaki eksiğinin
giderilmesi amacıyla yapımı planlanan Kuzey Ege Limanı’nın amacı, yer seçimi,
seçilen yerin çevresel özellikleri, faaliyet üniteleri irdelenmiştir.
Limanların İşlevleri,
Gelişme Etkileri
ve İşletilme Politikaları
Dr. Nesrin (Cilasın) BAYKAN
Pamukkale Üniversitesi,
Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 20017, Çamlık, Denizli.
Tel: (258) 266 20 09, Fax: (258) 266 20 12
Özet
Denize kıyısı olan bir ülkenin ekonomik
büyümesinde limanların işlevi gerçekten önemlidir. Bu ülkemiz gibi gelişmekte
olan ülkelerdeki limanların sahip olduğu rolün, gelişmiş ülkelerdeki limanların
sahip olduğu rolden gerçek anlamda farklılıklar gösterdiği anlamına gelmez.
Küreselleşme çağının başlangıcı ile birlikte limanların
işlevleri, özellikle ekonomik faaliyetler içinde herzaman olduğundan daha
önemli hale gelmiştir. Eğer bir limanda farklı endüstri dalları gelişirse
ve ekonomik faaliyetler limanın merkez olduğu bölgede yoğunlaşırsa, burada
kentsel yerleşim artar, dolayısıyla tüketimle birlikte üretim artar ve
liman aracılığıyla taşınan yük artar. Böylece limanlar ve yakınındaki kentler
birbirlerini etkileyerek gelişirler.
Liman inşaatı planları deniz alanları ve
kıyı bölgeleri için özellikle ayrıntılandırılarak planlanmalıdır. Özellikle
deniz alanları, kıyıda yararlı bölgenin bozulmasına gerek kalmadan daha
serbest bir şekilde planlanmalıdırlar. Bu durumda kıyı bölgesindeki ve
hinterlandındaki bazı kentsel problemler (örneğin; konutlar, çöpler, trafik
sorunu ve düzenlenmesi vb..) limanın bir parçası olarak çözülebilir. Böylelikle
limanların, nüfusun ve endüstrilerin, uygun bir şekilde düzenlenmesine
ve mükemmel kentlerin kurulmasına katkıda bulunmak suretiyle ulusal ve
bölgesel kalkınma politikasının ayrılmaz bir parçası olduğu
söylenebilir.
Bu çalışmada; limanların işlevleri ve gelişme
etkileri dünya ve ülkemiz ölçeğinde sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel
boyutta ortaya konulacak; gelecek kuşaklara korunmuş bir çevre bırakmak
koşuluyla kurulmuş ve kurulması planlanan limanların ve kıyı tesislerinin
planlanma ve işletilmesi konusunda politikalar önerilecektir.
İstanbul Boğazı’nda Deniz
Kazaları
Dr. Necmettin AKTEN1,
Dr. Barbaros GÖNENÇGİL2
1İ.Ü. Mühendislik
Fakültesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, Avcılar, İstanbul.
Tel: (212) 509 02 05, Faks: (216) 348 11 80
2İ.Ü. Deniz
Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sk., Vefa, İstanbul. Tel:
(212) 528 60 22 – 23, Faks: (216) 526 84 33
Özet
İstanbul Boğazı’nın fiziki özellikleri
yanında meteorolojik ve oşinografik koşulları, boğazda seyreden gemiler
için zaman zaman önemli kısıtlayıcı faktör olabilmektedir. Gerçekten rüzgar,
sis, kar ve yağmur gibi meteorolojik hadiselerin yanısıra akıntı, gel-git,
dalga ve seyş gibi oşinografik faktörler de morfolojik anlamda
zor bir geçit olan İstanbul Boğazı’nda seyri daha da güçleştiren etkenlerdir.
Öte yandan Türk Boğazları, deniz trafiği
açısından dünyanın önde gelen geçitlerinden biridir. Yılda ortalama 50
bin dolayında geminin transit geçiş yaptığı bu uluslararası geçidin kazalar
yönünden en kritik olanı İstanbul Boğazı’dır.
Büyüyen gemi tonajı, boğazın coğrafi ve
oşinografik yapısı dikkate alındığında, bu geçitte kaza riskini arttırmıştır.
Buna, gemilerle taşınan tehlikeli yükler de eklendiğinde, deniz kazalarının
çevre boyutu da gündeme gelmiştir.
İstanbul Boğazı’nda deniz kazaları hem
yerel trafikten, hem de uluslararası trafikten kaynaklanmaktadır. İstanbul
Boğazı’nda seyir güvenliğini arttırıcı önlemler alınmadıkça kaza riskinin
azaltılması da mümkün değildir.
Türkiye, İstanbul Boğazı’nda seyir güvenliğini
arttırıcı
önlemleri İstanbul’lunun can ve mal güvenliğini sağlamak açısından almak
durumundadır. Ancak, bayrağı ne olursa olsun her ticaret gemisine zararsız
(serbest) geçiş hakkı tanıyan Montrö Sözleşmesi hükümleri karşısında Türkiye,
bu uluslararası geçitte seyir güvenliğini arttırıcı önlemlerin alınmasında
bu su yolunu kullanan bayrakların da katkısını talep etmelidir.
Bu çalışmada önce İstanbul Boğazı’nın morfolojik,
meteorolojik ve oşinografik özelliklerine değinilmiştir. Daha sonra belirli
bir periyod içinde İstanbul Boğazı’nda olan kazaların oluş nedeni ve kaza
yeri ile ilgili bilgilerden bir istatistiki değerlendirmeye gidilmiştir.
Bununla birlikte karaya çarpma, kıyıya oturma ve çatışma gibi kaza
türlerinin yoğun olduğu yerler harita üzerinde gösterilerek, İstanbul Boğazı’nda
kaza riski taşıyan alanlar tespit edilmiştir.
İstanbul Boğazı’nda Risk
Yönetimi
Özkan POYRAZ1, Dr. Ahmet PAKSOY2
1İTÜ, Denizcilik
Fakültesi, Güverte Bölümü. Tel: (216) 395 45 01
Faks: (216) 395 45 00, E-posta: poyraz@itu.edu.tr
2İ.Ü., Mühendislik
Fakültesi, Deniz Ulş. İşlet. Mühendisliği Bölümü.
Tel: (212) 591 19 98, Faks: (212) 591 19 97
E-posta: ahpaksoy@istanbul.edu.tr
Özet
İstanbul Boğazı, Karadeniz ile sıcak denizleri
buluşturan ve bu denizler arasındaki gemi geçişlerini sağlayan stratejik
bir su yoludur. Gemi geçişi açısından oldukça yoğun trafiğe sahip olan
bu su yolunun topoğrafik, jeomorfolojik, hidrografik ve meteorolojik yapısı
gemilerin çatma, çatışma, karaya oturma, yangın, patlama gibi tehlikelerle
karşılaşmasına yol açmaktadır. Olası kazaların sonuçları doğal çevreyi,
boğaz sakinlerinin can emniyetini ve kıyısal tesisleri tehdit etmektedir.
Bu noktadan hareketle konunun teknik
ve hukuki yönlerini ortaya koyan pek çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada
ise farklı olarak, gerek gemi kazalarının önlenmesi ve gerekse kazalardan
doğan krizlerin yönetimi açısından yeni bir yaklaşım getirilerek İstanbul
Boğazı dört alt bölgeye ayrılmış, her
bölgenin seyir güvenliği riski geliştirilen çok amaçlı modelle belirlenmiştir.
Kurulan modelde uzman görüşlerine (kılavuz kaptanlar, uzakyol kaptanları,
transit geçen gemilerin yabancı kaptanları) dayanarak belirlenen tüm nitel
ve nicel kriterler beraberce değerlendirilerek sonuca gidilmiştir. Sonuçta
her bölgenin risk önem değerleri bulunarak, kurulması planlanan güvenli
geçiş ve kriz yönetimi sistemleri açısından her bölge için teknik ve organizasyon
içerikli öneriler sunulmuştur.
Kıyılarımızda Kirlilik,
Boğazlarda Trafik Sorunlarımız
Yılmaz Dağcı
Günyüzü sokak, 8/8,
Villa Palmiye, Florya, İstanbul.
Tel: (532) 323 32 99, Fax: (216) 343 21 77
Özet
Kıyılarımız ve denizlerimizde yanlış, eksik
veya eski bilgilerden kaynaklanan sorunlar örneklerle gösterilmiş bu konuda
diğer ülkelerden örnekler verilerek öneriler yapılmıştır.
Boğaz trafiğinde suçun geçen ve miktarı
hergün biraz daha artan gemiler kadar bu işi hakkı ile organize edemediğimiz
için bizimde suçlu olduğumuz dile getirilmiş haklarımızdan neden yararlanamadığımız
anlatılmış Montreux'nün hala tam manasile kullanamadığımız ve bizim lehimize
olan maddeleri sıralanmıştır.
Artık insanları doğanın felaketlerinden
değil doğayı insanların gazabından kurtarma devrinde olduğumuz vurgulanarak
çalışmalarımızı bu yöne çevirmemiz ve dünya ile işbirliği yapmamızın şart
olduğu belirtilmiştir.
Türkiye Gemi Söküm Sanayiinin Günceli ve
İyileştirilerek Geliştirilmesine
İlişkin Öneriler
Dr. Gökdeniz NEŞER
TMMOB Gemi Mühendisleri
Odası İzmir Şubesi Başkanı, 1479 S., 11/9, Alsancak, 35220, İzmir Tel:
(232) 4640022 Faks: (232) 422 09 59, E-posta: neser@neptune.imst.deu.edu.tr
Özet
Bilindiği gibi, ‘denizcilik’ kavramı sözkonusu
iken bölgeseli ulusaldan, ulusalı evrenselden soyutlamak olanaksızdır.
Çünkü artık günümüzde, hemen her alanda olduğu gibi denizcilikde de ülkelerin
kendilerine özgü iç düzenlemelerini aşan evrensel hukuksal yapılanmalar,
örgütlenmeler vardır. Bu örgütlenmelere eklemlenmek, evrensel hukukla uyum
içinde olmak artık bir varoluş sorunudur.
Deniz kirliliği ve denizde can ve mal güvenliğine ilişkin uluslararası
düzenlemeler ise Birleşmiş Milletler Örgütü’nün bir alt organizasyonu olan
IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü) tarafından yürütülmektedir. IMO’nun
bünyesinde, denizde can ve mal güvenliği,
denizde yangın güvenliği üzerinde de çalışan çeşitli alt komiteler vardır.
Bu komitelerin çalışmalarıyla oluşturulan konvansiyonların sonucunda Türkiye’de
eksikliği olan çok önemli bir oluşum da gündeme getirilmektedir:
deniz itfaiyesi. Özellikle riskli yörelerde merkezi bir otoritenin (örneğin
Başbakanlık’a bağlı Denizcilik Müsteşarlığı’nın) eşgüdümünde yerel itfaiye
ve ilgili tesislerin (liman, marina, tersane, vb.) olanaklarının da yangınla
mücadele içine katabilecek bir deniz
itfaiyesi örgütlenmesine gidilmesi yaşamsal bir önem taşımaktadır.
Bu gereksinim, küçük veya büyük çapta ama
hemen her gün bir yangının baş gösterdiği Aliağa (İzmir) gemi söküm tesislerinde
kendini hissettirmektedir. İleri denizci ülkelerde önemli bir sanayi dalı
olarak algılanan ‘gemi söküm/gemi hurdacılığı’ etkinliklerinde Türkiye,
dünya ölçeğinde yüksek bir üretim düzeyine ve bunula birlikte deneyime
sahiptir. Aliağa yöresinin denizciliğinin baskın unsuru olan gemi söküm
etkinlikleri, yöre ve ülke ekonomisine
hammadde ve istihdam anlamında önemli katkılar koymaktadır. Fakat ekonomik
olarak anılan katkıların yanısıra, Aliağa’daki gemi söküm tesisleri iş
güvenliğine ve çevresel güvenliğe karşı yüksek risk içeren, ilkel çalışma
koşulları içinde varlıklarını sürdürmektedirler.
Güncel olumsuzlukları irdeleyerek modern, temiz ve uluslararası rekabet
koşullarına uygun bir gemi söküm sanayii için öneriler sunmak ise bu çalışmanın
özünü oluşturmaktadır.
Kıyı Kullanımı
Kıyı Kullanımında
Sayısal Arazi Modellemesinin
Önemi
Cem GAZİOĞLU, Zeki Yaşar
YÜCEL,
Prof. Dr. Ertuğrul DOĞAN
İstanbul Üniversitesi,
Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, 34470, Vefa, İstanbul.
E-posta: debien@superonline.com
Özet
Sayısal Arazi Modeli (SAM), arazi topografyasını
ve fiziksel yapısını en iyi yansıtan yüzeyin veya modelin, elde edilen
arazi bilgilerinden bilgisayar ortamında sayısal olarak oluşturulmasıdır
(----, 1997). X, Y düzleminde konumları tanımlanmış noktalara yükseklik
verilerininde (Z) girilmesi ile arazi
yüzeyinin bilgisayar ortamında ifade edilmesine sayısal arazi modellemesi
denir. Bir başka tanımla sayısal yükseklik bilgisi içeren raster verilere
genel olarak SAM adı verilir (Cialella vd., 1997). Bilgisayar' a bağlı
olarak gerek donanım ve gerekse yazılım
alanlarında yaşanan gelişmeler sonucu SAM, Coğrafi Bilgi Sisteminin (CBS)
en önemli veri tabanlarından (database) biri olarak karşımıza çıkmaktadır
(Gao, 1995). SAM' in kullanım alanları giderek yaygınlaşmaktadır (yüzey
şekillerinin belirlenmesi çalışmalarında, arazi analizlerinde, ileriye
dönük çeşitli projeksiyon çalışmalarında, çeşitli mühendisliklere ait uygulama
projelerinde, uzaktan algılama ve bölge ve şehir planlama çalışmalarında,
vb.) (Mark, 1975; Mark, 1984; Band, 1986; Lee vd., 1992; Fisher,
1993; ----,1997). Özellikle gelişen yazılım teknolojisinin sunduğu imkanlarla
SAM' leri uzaktan algılama çalışmalarında yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Sayısal Arazi Modelleri uydu verileri ile birlikte kullanılarak uzaktan
algılama uygulamalarına yeni bir boyut kazandırmış ve arazi hakkında analizlerin
yapılabilmesini nitelik ve nicelik yönünden oldukça geliştirmiştir. Kıyılar
gerek SAM' lerinden ve gereksede geliştirilen bu analiz yeteneğinden en
fazla yaralanacak alanların başında gelmektedir.
Küçükçekmece-Büyükçekmece
Arası Kıyı Kullanımının, Uzaktan Algılama ile İncelenmesi
Zeki Yaşar YÜCEL1,
Cem GAZİOĞLU1,
Prof. Dr. Ertuğrul DOĞAN1,
Hakan KAYA2
1İstanbul
Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,
Vefa, 34470, İstanbul.
E- posta: debien@superonline.com
2T. C. M.
E. B. Büyükçekmece Altınyıldız İlköğretim Okulu Coğrafya Öğretmeni.
Özet
Çalışma sahasını oluşturan Küçükçekmece-Büyükçekmece
gölleri arası; Marmara Denizi' nin kuzeyinde Trakya kıyılarının bir parçası
olup İstanbul ili sınırları içindedir. Doğuda Küçükçekmece Gölü kıyılarından
başlayan çalışma, batıda Büyükçekmece kıyılarında son bulmaktadır. Yaklaşık
20 km uzunluğunda, doğu-batı doğrultusunda uzanan kıyı ile E-5 Karayolu
arasında kalan sahayı kapsayan bu çalışmada,
kıyı kullanımı ve yanlışları üzerinde durulmuştur.
Kıyıda kontrolsüz, plansız gelişen şehirleşme
ve sanayileşme faaliyetleri sonucu yapılmış bulunan petrol ve doğal gaz
dolum tesisleri, elektrik santralleri, limanlar, sanayi kuruluşları, kıyı
dolguları ve yerleşim birimleri hızla yayılmaktadır. Artan nüfus da dikkate
alındığında bu birimlerin hepsi zamanla birer sorun haline gelmiştir. Diğer
taraftan Büyükçekmece-Küçükçekmece gölleri arası önemli heyelan sahası
olarak dikkati çekmektedir. Bu sahada zeminin
zayıf olması ve yoğun yapılaşma, zemine baskıyı arttırmakta ve bunun sonucu
olarak heyelanlar hız kazanmaktadır.
Ekolojik bakımdan Küçükçekmece-Büyükçekmece
kıyıları, yukarıda bahsedilen birimlerden kaynaklanan sanayi ve yerleşim
baskısı ile hızla kirlenmektedir. Bunun yanı sıra heyelanlar ve çeşitli
amaçlarla yoğun olarak yapılan kıyı dolgularının etkisi ile kıyının ekolojik
dengesi süratle bozulmaktadır.
Küçükçekmece-Büyükçekmece gölleri arasındaki
kıyının kullanımını incelemek amacı ile uzaktan algılama teknolojileri
kullanılmıştır. Bu amaçla bölgeyi içine alan çeşitli tarihlere ait Landsat
Multispektral Scanner (MSS) ve Thematic Mapper (TM) verileri kullanılmıştır.
Ayrıca bölgenin Harita Genel Komutanlığı tarafından hazırlanmış bulunan
1/25 000 ölçekli haritaları sayısallaştırılmıştır.
Kıyı Yönetiminde Bütünleştirilmiş
Kentsel Gelişme Stratejileri
Dr. Gülşen ÖZAYDIN, Levent
ÖZAYDIN
Mimar Sinan Üniversitesi,
Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, 80040, Fındıklı, İstanbul
Tel: (212) 252 16 00 / 293,
Faks: (212) 251 75 67, E-posta: ozaydin@msu.edu.tr
Özet
Kendi doğal işleyişini savunan ve koruyan
bir ekolojik süreci özendirmeye yönelik kıyı koruması ve yönetim şeması;
hızlı kentleşme ve kirlenmeyle birlikte, çevre politikalarının vazgeçilmez
çalışmaları olmaya başlamıştır. Aslında kıyı yönetiminin çok disiplinlilikten
öteye disiplinler-arası nitelikte olması, bu çalışmaları daha kapsamlı
stratejilerle değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Kentsel gelişmenin kıyı
yönetimindeki temel sorunlarından birisi
olan arazi kullanımı; savunması yok denecek kadar az kıyı alanlarının ve
doğal tahribe maruz kalan bölgelerin koruma sürecini izlemelidir. Böylelikle
kıyı alanlarının kullanım kararları; birbirleriyle bütünleştirilmiş gelişme
stratejileriyle desteklendiğinde ancak
bir anlam kazanabilir. Çalışmadan çıkan sonuçlar; Ayvalık ilçesinin doğal,
tarihi ve turizme katkı sağlayan özellikleriyle birlikte ele alınırken,
kıyı korumada tek başına bir soruna yaklaşma eğiliminin yararlı olmayacağını
ortaya koyacaktır.
Tekirdağ-M.Ereğlisi Kıyılarının
Arazi Kullanım Analizi
Prof. Dr. Barış MATER,
Dr. Hüseyin TUROĞLU,
Musa ULUDAĞ,
İstanbul Üniversitesi,
Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Anabilim Dalı, 34470,
Vefa, İstanbul. Tel: (212) 528 60 22-23 Fax: (212) 528 32 37
Özet
Tekirdağ-Marmara Ereğlisi sahil şeridi,
özellikle son 15-20 yıllık periyot içinde yoğun olarak yerleşim amaçlı
taleple karşı karşıya kalmıştır. Sözkonusu bu yoğunluğun güncelleşmesine
paralel olarak sahada yaşanan arazi kullanımına yönelik değişimler bir
takım Jeomorfolojik kökenli doğal çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir.
Tekirdağ-Marmara Ereğlisi arası sahil kuşağında
yaşanan bu hızlı değişimin analizi yapılmak üzere 1970-1998 periyodu hedef
alınmış ve bu zaman dilimi içinde yaşanan gelişmeler değerlendirilmiştir.
Gerçekleştirilen çalışmada Coğrafi Bilgi Sistemi data toplama yöntemleri
kullanılmış ve bu veriler daha sonra IDRISI GIS software ortamında analiz
edilerek değerlendirilmiştir.
Gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda,
araziden faydalanmadaki tür değişimi ile arazi potansiyelinin olumsuz etkilendiği
ve böylece tarım alanlarının küçülmesi ve toprak kayıpları, erozyon ve
her türlü kütle hareketleri, taşkın, göllenme ve rutubet riskleri vb. ekonomik
ve doğal çevre problemleri gibi risk ve sorunlarıyla karşı karşıya kalınmıştır.
Bütün kıyılarımızda da yaşanması muhtemel
olan bu problemlerin çözümü için, öncelikle sahaya ait arazi potansiyeli
- arazi kullanımı değerlendirmesinin doğru olarak yapılarak, bu sonuçlara
göre arazi planlamasının yapılıp, ciddi kontrol mekanizması kurularak uygulamaya
geçilmesi doğru olacaktır.
İzmir Kıyı Bölgelerinde
Arazi Kullanımlarının Ekonomik ve Çevresel Etkileri
Ahmet TOMAR
DSİ II. Bölge Müdürlüğü,
35100, Bornova, İzmir. Tel: (232) 435 51 00 Fax: (232) 435 37 42
Özet
Tarım ve turizm potansiyeline sahip olan
İzmir ve çevresindeki kıyılarımızda arazi kullanımları açısından birbirleriyle
çelişen uygulamaların olduğu görülmektedir. Bu uygulamaların başında yazlık
konutlar ve sanayi tesisleri gelmektedir. Özellikle yazlık konutların sayılarında
son yıllarda görülen hızlı ve çarpık gelişmelerin kıyılarımızı tahrip ettiği
ve kirlettiği görülmektedir. Yılın belirli aylarında kullanıldığı için
ekonomik bir fayda sağlamayan yazlık
/ ikinci konutlar tarım, turizm ve doğal niteliklere sahip büyük arazileri
işkal etmeleri nedeniyle önemli ekonomik ve çevresel kayıplara neden olmaktadır.
Kıyı bölgelerimizdeki alan kullanımlarında
ikinci / yazlık konutlar dışında sanayi tesislerinde kurulması önemli sorunları
ortaya çıkarmaktadır. Son yıllarda sanayi tesislerinin yer seçiminde planlama
ilkelerinden uzak, çevre düzeni planlarına ve kıyılarımızın korunmasına
yönelik çıkarılan kanunlara, tüzüklere, yönetmeliklere aykırı davranıldığı
görülmektedir. Kıyı alanlarımızda sanayi yer seçimi yapılırken işgal edilen
alan dışında diğer alan kullanımları üzerinde de olumsuz etkiler bırakmaktadır.
Bu çalışmada alan kullanımlarının planlı
bir şekilde yapılması gerekliliğinden hareketle İzmir kıyı bölgelerindeki
uygulamaların ortaya çıkardığı sorunları verilmesi amaçlanmıştır. Alan
kullanımında planlamanın önemi herkesçe bilinmekle beraber kıyılarımız
için daha da önemli olması yönüyle bu çalışma ele alınmıştır. Bazılarının
söylem haline getirdiği kalkınma ve gelişmişlikle beraber bu sorunların
yaşanmasının zorunlu olmadığını ortaya koymak yanı sıra en çok toprak kullanıcı
sektör tarım diyerek diğer kullanımlara alan tahsisi yapılmasın diye bir
sonuçta amaçlanmamıştır. Sektörler arası yarışma yerine tamamlayıcılık
ve eşgüdümle bir diğer kullanıma engel olmadan iyi bir planlama ile arazi
kullanımını sağlanabileceğini göstermek ve bu yapılamadığı takdirde ortaya
çıkan ekonomik ve çevresel etkiler verilmeye çalışılmıştır.
Akyaka’da (Gökova) Yanlış
Kıyı Kullanımı Sonucunda Değişen Çevre Koşulları
Doç. Dr. Ali Fuat DOĞU
Ankara Üniversitesi,
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Coğrafya Bölümü, 06100, Sıhhıye, Ankara.
Tel: (312) 31032 80/1242,
Faks: (312) 310 57 13
Özet
Akyaka, Gökova Körfezi’nin kuzeydoğu köşesinde,
dik yamaçlar önünde gelişen bir birikinti konisi üzerinde kurulmuştur.
Zengin doğal kaynakları nedeniyle 1988 yılında ilan edilen “Gökova Özel
Çevre Koruma Bölgesi” içinde kalan Akyaka ve çevresi tarihi kalıntılarıyla
da önem taşır. İdyma Antik Kenti bunların başında gelir. Yöre aynı zamanda
hidrografik açıdan da ilginçtir. Kadın Azmak adı verilen akarsu ve azmağın
yakın çevresindeki sulak alan, deniz ile kara ortamı canlılarının buluştuğu
bir yerdir. Akyaka birikinti konisi güneyinde,
Kadın Azmak’ın ağzındaki kıyı kesiminde 1972 de Kerme-Tur tesisleri ve
bu tesislere ait 170 m boyunda bir mendirek inşa edilmiş ve tesisin kanalizasyonu
da Azmak’a bağlanmıştır. Azmak’a karışan pis suların Kerme-Tur’un önünde
oluşturacağı deniz kirliliği Kadın
Azmak’ın yatağı değiştirilerek önlenmeye çalışılmıştır. Kıyı çizgisine
ve azmak yatağına yapılan bu müdahele hem bu ortamdaki canlı hayatı hem
de kıyı çizgisi ve sualtı topografyasını olumsuz yönde etkilemiştir. Mendireğin
iç kısmının hızla karalaşmaya başlamasıyla
sorun gözle görülür hale gelmiş ve azmak 1977 yılında eski yatağına alınmıştır.
Bu uygulama sığlaşmaya engel olamamış ve sorun ancak, 1992 yılında kurulan
Akyaka Belediyesi’nin, 1993 yılında bu alanı kepçe ile temizletmesi ile
geçici olarak çözülmüştür. Sağlıklı
bir kanalizasyon şebekesine sahip olmayan Akyaka’nın onay bekleyen arıtma
tesisi projesinin en kısa zamanda işlerlik kazanması gerekmektedir. Akyaka
kıyılarında belirlenen bu yanlış kıyı kullanımı, düzeltilmesi zor çevre
sorunları yaratmıştır. Bu sorunlar
yörenin turizm alanındaki sağlıklı gelişiminin doğal ortam koşullarının
dikkatle korunması ile mümkün olduğunu göstermiştir.
Adana-Seyhan Nehri Çevresel
Değerlendirmesi
Yrd. Doç. Dr. Serpil ÇERÇİ
Çukurova Üniversitesi
Mimarlık Mühendislik Fakültesi Mimarlık Bölümü, Adana. Tel (322) 338 60
84 - 8 / 2913 Fax : (322) 458 70 51
Özet
Geçmişte önemli tarımsal alanların oluşmasına
katkısı bulunan Seyhan nehri, günümüzde, tarımdan çok yerleşim alanlarının
ve doğal - tarihsel varlıkların içiçe olduğu, bir konumdadır. Ülkemiz genelinde
yaşanan bu oluşum ve değişimler, yönetimsel kararlar doğrultusunda etkilenmekte,
kamuya ait olan ve toplum yararına sunulan kıyılarımız, her geçen gün kalitesiz
ve alt yapı olanaklarından yoksun, toplumun yararlanamayacağı
bir yapıya dönüşmektedir.
Son yıllarda kentleşme hızının artışı,
kıyı alanlarında rekreasyonel gereksinmeyi ve yapılaşmaları artırmış, ancak
bu alanlarda sosyal ve fiziksel kalitenin bozulmasına da neden olmuştur.
Bu bölgelerde çevresel oluşumlara ilişkin giderek artan bir hoşnutsuzluk
yaşanması, fiziksel çevre niteliklerinin insan yaşamında önemle yer alması,
bu konuda yoğun inceleme ve araştırmaların yapılmasını gerekli kılmaktadır.
Araştırma alanı olarak seçilen Seyhan kıyı
bölgesinde, iç göçe bağlı hızlı nüfus artışı; dinamik bir gelişme potansiyeli;
rekreatif alanlar gereksiniminin fazla olması, v.b. nedenlerden dolayı,
geleceğe yönelik (kesin sınırlarla ortaya koyan, esnek, sürdürülebilir,
yenilikçi bir planlama anlayışı ile) alan kullanım
kararlarını olumlu etkileyecek yaptırımlar gerekli görülmektedir. Bu bildiride,
Seyhan kıyı alanları ile ilgili genel sorunlara değinilmekte, rekreasyonel
ve kullanım yönünden öneriler getirilmektedir.
Eğirdir Gölü Su Seviyelerinin
Göl Kıyı Alanına Etkileri
Yrd.Doç.Dr. Erol KESİCİ
Süleyman Demirel Üniversitesi,
Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 32500, Eğirdir, Isparta. Tel: (246) 311
64 60 / 418, Fax: (246) 311 64 66
Özet
Tatlısu kaynakları; çok amaçlı kullanımları,
içermiş oldukları farklı biotoplardaki organizmalardaki tür zenginliği
nedeniyle önemli bir ekosistemdir. Doğadaki besin zincirinin temel halkalarının
öncülerini ve temelini oluşturan bu sistemlerin son yıllarda yoğun baskı
altında olmaları ve göz göre göre bilerek, bilinçsizce davranarak
tüketilmesi sonunda, ekosistemlerin tekrar kazanılması, geri dönüşü ve
iyileştirilmesi çok zordur.
Bu çalışmada, temel etken olarak bilinen
Eğirdir Gölü su seviyesindeki değişimlere bağlı olarak, göl kıyı alanlarındaki
hidroseral gelişmelerin kıyı alanlarındaki oluşturduğu peyzaj farklılıkları
fırsat bilinerek, ekolojik temele dayanmayan, gölün ekolojik yapısını da
bozan bazı hatalı uygulamalar belirlenmeye çalışılmıştır.
Kıyı Yönetimi için Bilgi
Sistemleri
Çevresel Kıyı Yönetimi
İçin Bilgi Sistemleri
-
Özgür KUTLU
A. Ü. Teknik Bilimler
M.Y.O., Harita Kadastro Programı, Kampüs, Antalya. Tel: (242) 227 45 80,
Faks: (242) 227 45 85
E-posta: kutlu@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr
Özet
Bu bildiride Kıyı bölgelerinin çevresel
planlama politikası kapsamında doğal kaynakların korunarak ve bozulan çevreyi
kendini yenileyebilen duruma getirmeyi amaçlayan bir çevresel bilgi sistemiyle
yönetilmesi üzerinde durularak, coğrafi bilgi sistemi hakkında bilgi verilerek
çevre bilgi sistemi tanımlanmıştır.
Kıyı Alanları Yönetiminde
Bir Araç Olarak Kıyı Envanteri
Dr. Özlem Ünal1, Prof.Dr. Tayfun Taner2
Dokuz Eylül Üniversitesi,
Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Şehitler Cad., No:12,
35230, Alsancak, İzmir.
1 Tel: (232) 421 86 43, Faks: (232)
421 52 19,
E-posta: ozunal@sinan.arch.deu.edu.tr
2 Tel: (232) 421 30 01, Faks: (232)
421 52 19,
E-posta: ttaner@sinan.arch.deu.edu.tr
Özet
Bildirinin amacı, ülkemiz kıyılarının planlanması
ve yönetiminde “kıyı nitelikleri ve potansiyelleri”nin saptanmasını içeren
bir kıyı envanterinin oluşturulmasının kaçınılmazlığını vurgulamaktır.
Kıyılardaki su, sualtı ve onları kucaklayan kara kesimi, fiziksel ve ekolojik
açıdan farklı ve pek az değişen niteliklere sahiptir. Bu nedenle kıyı parçalarının
sundukları arazi kullanım potansiyelleri
de farklıdır. Bildiride, kıyı alanlarının coğrafi, fiziksel, ekolojik,
biyolojik, sosyo-ekonomik niteliklerine, kullanım biçimlerine ve üst ölçekli
plan kararlarına yönelik kıyı envanterine veri oluşturabilecek parametreler
belirlenmiştir. Sözkonusu envanterin
oluşturulması, kıyı alanlarına yönelik plan kararlarını, kullanım biçimlerini
ve bir kullanım için olası alternatif konumları belirlemede önemli rol
oynayacaktır. Ayrıca, envanterin kimler tarafından ve ne tür bir örgüt
şeması içinde oluşturulabileceği üzerine
görüşlere de yer verilmiştir.
Kıyı Alanlarında Coğrafi
Bilgi Sistemlerinin Kullanımı
Çevre Yük. Müh. Şeniz
UÇKAÇ
Dokuz Eylül Üniversitesi,
Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Haydar Aliyev Bulvarı, 35340,
İnciraltı, İzmir.
Tel: (232) 278 50 83, Faks: (232) 278 50 82
E-posta: uckac@neptune.imst.deu.edu.tr
Özet
Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), uzaysal
ve coğrafi verilerin toplanması, derlenmesi ve yorumlanmasında kullanılan
bilgisayar destekli ve harita esaslı bir bilgi sistemidir. Son 30 yıldır
yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan sistem yerel yönetimlerden lojistik
planlamaya, doğal kaynakların yönetiminden harita üretimine kadar pekçok
alanda kullanılmaktadır. CBS, coğrafya, harita bilimi, uzaktan algılama,
fotogrametri, istatistik, yerinde ölçüm
ve bilgisayar teknolojilerinin kombinasyonundan oluşur ve çeşitli formdaki
bilginin aynı ortamda değerlendirilmesini sağlar.
CBS, kara kökenli çalışmalarda yaygın kullanımının
yanısıra son yıllarda önem kazanan kıyı ve deniz alanlarının yönetimi ve
planlamasında da vazgeçilmez bir araç haline gelmektedir. Sistem, kara
ve denizlerin birbirini etkilemesi sonucu oluşan karışık bir ekosisteme
sahip, çeşitli sosyal, kültürel, ekonomik ve politik aktivitelerin gerçekleştiği
kıyı alanlarının yönetiminde büyük
avantajlar sağlamaktadır.
Kıyı bölgesi yönetiminde sistemin sunduğu
en büyük avantajlardan biri farklı bilgi kaynaklarının entegrasyonunu sağlaması
ve çoğunlukla birbiriyle çelişen karar verme mekanizmalarına ortak çözümlerin
üretilmesinde kolaylıklar sağlamasıdır.
Ülkemizin ve Ege bölgesinin en önemli turizm
merkezlerinden biri olan Çeşme Yarımadası ile ilgili bu çalışma kapsamında,
eldeki mevcut haritalar, Landsat TM uydu görüntüleri kullanılarak yarımada
CBS veri tabanı oluşturulması amaçlanmıştır. Çalışmada sayısal yükselti
haritası, arazi kullanımı, su kaynakları, turizm aktiviteleri gibi veri
katmanları ayrı ayrı oluşturulmuş ve uydu fotoğrafları ile birleştirilmiştir.
Uluslararası Akdeniz Projesi'nde
Coğrafi Bilgi Sistemi
Uygulaması
Doç.Dr. Zübeyde ALKIŞ
YTÜ Mimarlık Fakültesi,
Şehir ve Bölge Planlama Bölümü.
Tel: (212) 259 70 70 / 2719, Faks: (212) 261 47
84
E-Posta: zubeyde@yildiz.edu.tr
Özet
Uluslararası Akdeniz Projesi
bir Kıyı Bilgi Sistemi kurulmasına yönelik çalışmaları kapsamaktadır. Uzun
erimli ve çok disiplinli bir çalışmayı gerektiren bu proje için Köyceğiz-Dalyan
özel koruma alanı pilot proje olarak seçilmiştir. Çalışmalar bu alanda
halen sürdürülmektedir. Üniversiteler arası ortak bir çalışma örneği olarak
değişik branşlardaki uzmanların iş birliği ile yürütülen bir proje olması
da ayrı bir önem taşımaktadır. Proje alanı için, uzmanların ortak kararı
ile izlenmesi gereken yöntem ve amaçlar doğrultusunda elde edilmesi gereken
grafik ve grafik olmayan veriler saptanmıştır.
Seçilen pilot proje alanında grafik veriler işlenmiş ve CBS katmanı haline
dönüştürülmüştür. Grafik olmayan verilerin bir kısmı ilgili branşın uzmanlarınca
ölçülmüş, var olanlar da ilgili kuruluşlardan alınmıştır.
Bu çalışmada kıyı alanlarının yönetiminde
CBS teknolojisinden yararlanarak kıyı bilgi sisteminin sağlayacağı olanaklar
irdelenmektedir.
Kıyı Bilgi Sistemi Oluşturulmasında
Adana -Yumurtalık Örneği
Tuncay KULELİ
Çukurova Üniversitesi,
Su Ürünleri Fakültesi, 01330, Balcalı, Adana.
Tel: (322) 338 60 84 / 2920, Fax: (322) 338 64 39
E-posta: kuleli@pamuk.cc.cu.edu.tr
URL: http://pamuk.cc.cu.edu.tr/~kuleli
Özet
Bu çalışmada, kıyı yönetimi ve planlamasında
karar destek altyapısı olarak coğrafi bilgi sistemlerine (CBS) dayalı,
kıyı bilgi sistemi tasarım aşamaları ortaya konmuştur. Belirlenen modele
göre, Adana-Yumurtalık için Yumurtalık Kıyı Bilgi Sistemi (YKBS) gerçekleştirilmiştir.
Yaklaşık 14 aşamadan oluşan YKBS her aşamasına ayrı ayrı değinilerek, çalışma
süresince karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri tespit edilmiştir. Çalışma
sonunda, herhangi bir kıyı bölgesi için geliştirilecek izleme, karar ve
planlama uygulamaları için bölgesel özelliklere göre CBS'ne dayalı kıyı
bilgi sistemi geliştirmenin bu sürecleri doğrudan etkilediği
görüşü ortaya çıkmıştır.
Atık Yönetimi ve Su Kirlenmesi
Antalya'da Yeraltısuyu
Kalitesinin Yönetimi
Orhan TİRYAKİOĞLU1,
Ayşe (BAYAR) MUHAMMETOĞLU2,
Habib MUHAMMETOĞLU2
1 İller
Bankası, Dumlupınar Bulvarı, 07090-Antalya.
Tel: (242) 227 05 12, Faks: (242) 227 05 17, E-posta:
trilb001@ibm.net
2 Akdeniz
Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 07059-Antalya.
Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85,
E-posta: bayar@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr
Özet
Antalya'da temel içmesuyu kaynağı olarak
kullanılan yeraltısuyu, insan faaliyetlerinin su döngüsünü etkilemesi ile
birlikte kalitesinde değişmeler göstermektedir. Tarımda aşırı gübre ve
ilaç kullanım denetimi, sanayi arıtma tesisleri ve kentleşmenin getirdiği
altyapı ihtiyacı çözümlenmeli, bunlardan kaynaklanan
(patojen) kirleticiler izlenmeli ve kontrol edilmelidir. Yeraltısuyunun
korunması, içmesuyu dağıtım şebekesinin izlenmesi gereğini ortaya çıkarmıştır.
Bu çalışmada, su kalite parametreleri zaman serileri olarak grafiklerle
incelenmiş ve Antalya kenti için bir
kalite yönetim modeli önerilmiştir. Şebekedeki su kalitesinin izlenmesinde
bilgisayar simülasyon programı (EPANET), hızlı ve ekonomik bir yönetim
aracı olarak kullanılabilecektir. Tarımda aşırı gübre ve ilaç kullanım
denetimi, endüstriyel ve evsel atıksu
arıtma tesisleri ve kentleşmenin getirdiği altyapı ihtiyacı çözümlenmeli,
bunlardan kaynaklanan kirleticiler izlenmeli ve kontrol edilmelidir.
Eski Bir Maden Bölgesinden
Kaynaklanan Deniz Suyu Kirliliği
Bilge ALPASLAN1,
Yrd.Doç.Dr. Mehmet Ali YüKSELEN2
Marmara Üniversitesi,
Çevre Mühendisliği Bölümü, Göztepe, 81040, İstanbul. Tel: (216) 348 13
69,
Faks:
(216) 348 02 93
1E-posta: alpaslan@marun.edu.tr
2 E-posta: yukselen@marun.edu.tr
Özet:
Kuzey Kıbns'ın Lefke bölgesinde deniz kıyısında
bulunan eski bir bakır madeni işleme tesisinin bulunduğu sahayı ve denizi
kirlettiği çeşitli araştırmalarla ortaya konmuştur. Sahadaki metal kirliliğinin
immobilize edilerek durdurulmasının yağışlar ve yeraltı suları vasıtası
ile oluşan deniz kirliliği sorununa
çözüm olacağı düşünülmüştür. Bahsi geçen bu alanda toprak kirliliğinin
giderilmesine yönelik uygulanabilecek immobilizasyon çalışmaları bu araştırmanın
esasını oluşturmaktadır. Sahanın eski bir bakır (Cu) madeni işleme tesisi
oluşu nedeniyle deneylerde bakır (Cu)
metali üzerine yoğunlaşılmıştır. Bu çalışmada sahadan alınan toprak numunesindeki
bakır (Cu) metalinin tutulması için kum, kil, kireç ve aktif karbon kullanılarak
immobilizasyon teknikleri incelenmiştir. Laboratuar şartlarında yapılan
kesikli deneylerde ve kolon deneylerinde
yukarıda bahsi geçen bölgeden alınan ağır metallerle kirlenmiş toprak numunesi
kullanılmıştır. Sahadan alınan toprak numunesi kullanılarak gerçekleştirilen
kesikli deney sonuçları, bakır metali üzerinde kullanılan inorganik
bağlayıcılar içerisinde kirecin en yüksek immobilizasyon verimine sahip
olduğunu göstermiştir. Kesikli deneyler sonrası 1:10, 1:40, 1:50 ve 1:100
kireç:toprak karışımları ile gerçekleştirilen kolon deneyleri, kullanılan
kireç miktarının artmasıyla immobilizasyonun
arttığını göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda kirecin yukarıda bahsi
geçen sahadaki bakır (Cu) metalinin immobilizasyonunda kullanılabileceği
sonucuna varılmıştır.
Kumluca (Antalya)'da Yeraltısuyu
Kirlenmesi ve Kontrolu
Ayşe (BAYAR) MUHAMMETOĞLU1,
Orhan TİRYAKİOĞLU2
1 Akdeniz Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü.,
07059, Antalya.
Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85,
E-posta: bayar@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr
2 İller
Bankası, 07090, Antalya.
Tel: (242) 227 05 12, Faks: (242) 227 05 17, E-posta:
trilb001@ibm.net
Özet
Kumluca, Türkiye’nin en önemli tarımsal
bölgelerinden olup, ılıman iklimi ve tarihsel önemi olan yerlere yakınlığı
açısından, turistik potansiyele sahip bir ilçe merkezidir. Kumluca’da içme
ve sulama sularının tek kaynağı yeraltısularıdır. Mevcut yeraltısuyu kaynakları
tarımsal ve evsel atıksularla oldukça kirlenmiş durumdadır. Kurulması planlanan
KSS (Küçük Sanayi Sitesi), yeraltısuyunu etkileyebilecektir. Yeraltısuyu
kirliliği, hastalık yapıcı (patojenler) organizmaların
artışına neden olmaktadır. Kumluca'da ana içmesuyu kaynağı olarak kullanılan
yeraltısuyu, insan faaliyetleri ile birlikte kalitesinde değişmeler göstermeye
başlamıştır. Tarımda aşırı gübre ve ilaç kullanımı, aşırı sulama suyunun
kuyulardan çekilmesi ile deniz suyu
girişimi olması, sanayi arıtmaları ve kentleşmenin gereği olan sağlıklı
içmesuyu ve kanalizasyon sisteminin olmaması, yeraltısuyunun korunması
ve içmesuyu dağıtım şebekesinin izlenmesi gereğini ortaya çıkarmaktadır.
Yeraltısuyu seviyesinin yüzeye yakın
oluşu, fosseptik ile uzaklaştırılan atıksuların kolayca sızmasına neden
olmaktadır. Yeraltısuyunun basınçlı akifer içinde bulunması, kirleticilerin
birikimine (bioaccumulation, biomagnification) neden olacak başka bir süreç
olması açısından dikkate alınmalıdır. Tarımsal ve evsel kaynaklı atıksularla
yeraltısuyunda nitrat kirlenmesi ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, yeraltına
verilen azot miktarının modellenmesi gereklidir. Azot Dengesi Yaklaşımı
ile, bölgedeki azot döngüsü saptanacaktır. Bu çalışmada,
yeraltısuyu kirlenmesine yolaçan kirletici kaynaklarının belirlenmesi ve
yeraltısuyunun korunması için çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
Antalya Kıyı Bölgesinde
Katı Atık Bertarafına Alternatif Çözüm: Kompost
Bahar KALKANOĞLU1,
Prof. Dr. Bülent TOPKAYA2
1 Akdeniz Üniversitesi, Fen Bilimleri
Enst., Çevre Blm. A.B.D., Antalya.
E-posta: bahar@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr
2 Akdeniz Üniversitesi, Müh.Fak., Çevre Müh. Böl.,
Antalya.
Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85
E-posta: topkaya@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr
Özet
Antalya İli kıyı bölgesi doğuda Gazipaşa,
batıda Kalkan ilçeleri arasında kalmaktadır. Bu bölge ülkemizin en önde
gelen turizm merkezlerine sahiptir. Yaz aylarında aşırı artan nüfusun neden
olduğu çevre sorunlarından birisi de katı atıkların bertarafıdır. Halen
tamamı düzensiz depolama ve açık alanda yakma temeline dayanan katı atık
bertarafı işlemlerine acilen çözüm bulunması gereklidir. Bu çalışmada kıyı
bölgesinin özelliklerine cevap verebilecek kompostlama yöntemleritartışılacaktır.
Mudanya İlçesi Deniz Deşarjı
Sistemlerinin İncelenmesi
Dr. Seval Kutlu AKAL, Taner YONAR,
Doç.Dr. Vedat PINARLI
Uludağ Üniversitesi,
Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 16059, Görükle,
Bursa.
Tel: (224) 442 81 74, Fax: (224) 442 91 48
E-posta: mfcev56@mf40.bim.uludag.edu.tr
Özet
Dünyamızı oluşturan katmanlar arasında,
yeryüzünün 3/4'ünü kaplayan denizler, yanlış değerlendirmeler sonucu, kentlerin
ve endüstrinin çöplüğü olarak kullanılan, başta Akdeniz ve Marmara Denizi
gibi yarı kapalı havzalar olmak üzere, bu kaynaklardan oluşan kirlenme,
bu denizlerin çevresinde yaşayan canlıları olumsuz yönde etkilemektedir.
Sahil kentlerinin en önemli gereksinimlerinden birini oluşturan kanalizasyon
ve atık uzaklaştırma uygulamalarında,
arıtma işlemi yapılmadan doğrudan deniz deşarjı sistemlerinin bulunduğu
bir ortamda kirletici atıkların doğal olarak arıtılmasına, denizsel yaşamın
sürmesine, denizin ekolojik yapısının korunmasına olanak bulunmamaktadır.
Bu durum, özellikle turistik açıdan
öneme sahip sahil yerleşimlerinde daha fazla önem taşımaktadır.
Mudanya ilçesi, Bursa ilinin turistik beldelerinden
olup, ilçede Türk-Siemens Kablo Fabrikası dışında herhangi bir endüstri
kuruluşu faaliyet göstermemektedir. Mudanya ilçesinde, atıksular evsel
nitelikte olup, özellikle yaz aylarında artan nüfus ile birlikte ve sonbahar
mevsiminde zeytinlerin yıkanma işlemleri sırasında atıksu debisinde ve
karakterinde salınımlar gözlenmektedir. İlçede toplanan evsel atıksular,herhangi
bir arıtma işlemine tabi tutulmadan 19 ayrı noktadan denize deşarj edilmektedir.
Türk-Siemens Kablo Fabrikası'ndan kaynaklanan atıksular ise fabrika arıtma
tesisinde arıtma işlemini takiben ayrı bir boru ile Marmara Denizi'ne deşarj
edilmektedir.
Bu çalışmada, Mudanya ilçesindeki mevcut
denize boşaltım yapıları ve deşarj sisteminden kaynaklanan kıyı kirliliği
problemleri ve kirlilik seviyeleri tespit edilmiş, yaklaşık 1.5 yıl boyunca
devam eden incelemelerin sonuçları ve çözüm önerileri belirlenmiştir. Çalışma,
ayrıca dia, fotoğraf ve video çekimleri ile desteklenmiştir.
Deniz Kirliliği
Marmara Denizi Madde (N,
P) Dengelerine Ait Özet Bir Çalışma
Yrd. Doç. Dr. Çolpan POLAT1,
Prof. Dr., Süleyman TUĞRUL2,
Prof. Dr., Özden BAŞTÜRK2
1İstanbul
Ünversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sokak,
No: 1, 34470, Vefa, İstanbul.
Tel: (212) 528 25 39, 528 60 22-23, Faks: (212)
526 84 33
2Ortadoğu
Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Enstitüsü, P.K.28, 33731, Erdemli,
İçel. Tel: (324)5212406, 5213434, Faks: (324)5212327
E-posta: tugrul@soli.ims.metu.edu.tr,
basturk@soli.ims.metu.edu.tr
Özet
Marmara Denizi için basit bir iki-tabakalı
kutu modele dayandırılarak yapılan bütçe hesapları, azot ve fosfor dinamiğinin
anlaşılması yönünde önemli bilimsel bilgiler sağlar. Alt ve üst tabaka
sularına ait besin elementi bütçelerinin temel girdi ve çıktıları ile bu
iki tabaka arasındaki dikey transferlerin tanımlanmasının yanısıra Akdeniz
ve Karadeniz arasındaki madde alış-verişinin büyüklükleri hakkında
da fikir verir.
Marmara Denizi’nin ince üst tabakasından
daha tuzlu alt tabakasına inen partikül haldeki besin elementlerinin, diğer
bir deyişle, Partikül Organik Maddenin (POM) %40-45’i çözünmüş anorganik
azot ve reaktif fosfata dönüşmüş olarak İstanbul Boğazı yoluyla Karadeniz’e
ulaşır. POM akısının diğer önemli bir bölümü dikey karışımla, Karadeniz
kökenli, ancak kısmi olarak da kendi bünyesi içindeki kara kökenli kirleticilerle
beslenen Marmara yüzey sularına karışır. Burada yeni birincil üretime
katkıda bulunurken diğer girdilerle birlikte kısmi olarak Çanakkale yüzey
akıntısıyla Akdeniz’in Ege basenine ulaşır. Marmara basenindeki POM akısının
göreceli olarak küçük bir bölümü ise sedimanda birikir. Tüm POM akısına,
Karadeniz girdilerinin katkısı ise
%42 civarında olup alt tabakadan üst tabakaya taşınan madde ile kara kökenli
girdilerin katkısı, sırasıyla, %33 ve %25 düzeyindedir.
Boğazlar yoluyla gerçekleşen madde değişimleri,
su akışlarındaki ve kimyasal konsantrasyonlardaki günlük ve mevsimsel değişimlerden
kaynaklanan bazı belirsizlikler içerir. Ancak, gene de, tahmini akılar
bize iki tabaka arasında olduğu kadar boğazlar yoluyla komşu denizler arasındaki
madde transferlerinin net büyüklüğünü gösterir. Karadeniz’den Marmara Denizi’ne
olan besin elementi girdileri, rüzgarın
etkili olduğu kış karışım dönemleri dışında, yıl boyu Marmara ekosistemini
kontrol eder. Bunun başlıca nedeni, Marmara üst tabaka sularının Karadeniz
suları tarafından yılda en az iki kez yenilenmesidir. Diğer yandan, Marmara’dan
Ege’ye taşınan yıllık besin elementi yükleri özellikle kuzey Ege ekosistemi
için büyük önem taşır. Marmara alt sularına karışan Ege sularının kimyasal
özellikleri burada kaldıkları 6-7 yıl boyunca oldukça değişir. Besin elementi
konsantrasyonları yaklaşık 10-kat artarken
çözünmüş oksijen saboksik seviyelere (30-50 m
M) düşer.
Çanakkale Boğazı ve Çevresi
Güncel Çökellerinde Metal Dağılımı
Fulya YÜCESOY - ERYILMAZ1,
Dr. Mustafa ERYILMAZ2
1İTÜ Gemi İnş.
ve Deniz Bil. Fak., Deniz Teknolojisi Böl., Oşinografi ABD, 80626, Maslak,
İstanbul. Tel: (212) 285 63 88, Faks: (212) 285 64 54, E-posta: yucesoy@itu.edu.tr
2DzKK Seyir
Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, Çubuklu, İstanbul. Tel: (216)
322 25 80 / 3206
Özet
Bu çalışmada KD Ege Denizi, Çanakkale Boğazı
ve Çanakkale Boğazı-Marmara Denizi girişinden (ÇBMG) alınan 125 yüzey çökelinde
Cu, Co, Cr ve Ni dağılımları incelenmiştir.
Yüzey çökelleri farklı oşinografik ve topografik
yapıya sahip, ancak birbirleri ile ilişkili üç bölgeden alınmıştır. KD
Ege örneklerinde çakıl-kum, Çanakkale Boğazı'nda kum-çamur, ÇBMG örneklerinde
ise çamur boyu-taneler ağırlıklıdır.
Üç bölgede 125 yüzey örneğinde yapılan
metal analizleri sonucunda ÇBMG örnekleri metal değerleri ortalaması KD
Ege Denizi ortalamalarından büyük bulunmuştur. Çanakkale dolayında ve Biga
Yarımadası'nda yer alan Karakaya ve Intra-Pontid karmaşıklarına ait mafik-ultramafik
kayaçların dere çay taşınımları ile bu bölgede Cr, Ni, Cu ve Co konsantrasyonların
yüksek olmasına sebeptir.
Doğu Akdeniz Kıyılarında
Petrol Kirliliği
(Mersin-Uluçınar)
Dr. Işık BILDACI1,
Prof.Dr. Kasım Cemal GÜVEN2
1Hacettepe
Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 06532, Ankara.
Tel:(312) 235 26 20, Fax: (312) 235 26 20
2 İ.Ü.Deniz Bilimleri
ve İşletmeciliği Enstitüsü, Vefa, İstanbul.
Tel: (212) 528 60 22
Özet
Deniz kirliliğinde ham petrol ve türevleri
önemli bir yer tutar. Çeşitli yollar ve nedenlerle petrolün denizi kirletmesi
kıyılarımız ve ülkemiz için önemlidir.
Bu çalışmada Mersin ile Uluçınar arasındaki
altı (6) değişik istasyonda Botaş tarafından işletilen Kerkük-Ceyhan boru
hattının çalışmaya başlaması öncesi ve sonrasında yüzey suyunda bulunan
petrol kirliliği miktarları karşılaştırılmıştır.
Boru hattı çalışmaya başlamadan önce 37.64-488.2
Mikrogram / L arasında olan kirlilik miktarları, boru hattı devreye girdikten
sonra, 7.54-204.46 m
g / L arasında tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre boru hatları ile petrol
taşımacılığının deniz tankerleriyle petrol taşımacılığına göre denizi daha
az kirlettiği ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Akdeniz Kıyılarında Karasal
Kaynaklı Kirlenmenin Boyutu ve Canlılara Etkisi
Prof.Dr. Ayşen YILMAZ,
Prof.Dr. İlkay SALIHOĞLU, Doç.Dr. Semal YEMENICIOĞLU, Prof.Dr. Süleyman
TUĞRUL, Prof.Dr. Özden BAŞTÜRK, Mehmet YAYLA
Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
Deniz Bilimleri Enstitüsü, P.K. 28, 33731, Erdemli, İçel. Tel: (324) 521
34 34, Faks: (324) 521 23 27,
E-posta: yilmaz@soli.ims.metu.edu.tr
Özet
Hızlı nüfus artışına paralel olarak şehirleşme
ve sanayileşme Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında deniz kirlenmesinin artmasına
neden olmaktadır. Özellikle tekstil, plastik, gıda, boya, kağıt, ferro-krom,
gübre, petrol, soda gibi atıkları çevre ve deniz kirliliğine yol açan sanayi
kuruluşları Mersin ve İskenderun Bölgeleri’nde yoğunlaşmış bulunmaktadır.
Bu çalışmada Kuzeydoğu Akdeniz’de karasal kaynaklardan kirlenmenin boyutu
16 yılda (1982-1997) toplanan bulguların ışığı altında tartışılacak ve
bu kirlenmenin zamana karşı değişiminin izlenmesi ile deniz ekosistemine
verdiği zararlar konusu irdelenerek sunulacaktır.
Marmaris-İskenderun kıyı bandında yer alan nehirler, şehir deşarjları ve
sanayi kuruluşlarının deşarj noktalarında yılda 2-4 kez aralıklarla toplanan
su örneklerinde ve bu noktaların etki alanlarındaki kıyılarda toplam asılı
katı, Fekal Koliform bakteri, fosfat, toplam fosfor, nitrat, toplam
azot, BOD5, COD, poliaromatik petrol
hidrokarbonları ve civa, kadmiyum gibi ağır ve toksik metal konsantrasyonları
belirlenmiştir. Kirletici kaynakların etki alanından uzak açık sularda
referans olarak seçilen noktalarda da aynı parametreler ölçülerek karşılaştırma
yapılmıştır. Yılda bir kez kıta sahanlıklarında belirli noktalardan toplanan
sediman örneklerinde ağır metaller ve petrol hidrokarbonu gibi kirleticilerin
birikimi izlenmiştir. Bu tür kirleticiler
aynı zamanda Akdeniz’de ticari bakımdan önemi bulunan barbunya, kefal,
dil gibi balıklarda izlenmiş ve zamana karşı eğilimler belirlenerek değerlendirilmiş
ve tartışılmıştır.
Doğu Karadeniz Kıyısı
Noktasal Kirleticilerinin
İncelenmesi
Önder İŞSEVEROĞLU,
Prof.Dr. Hanife BÜYÜKGÜNGÖR
Ondokuz Mayıs Üniversitesi,
Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 55139, Kurupelit, Samsun.
Tel: (362) 457 60 00 / 2824,
Fax:
(362) 457 60 35
Özet
Bu bildiride, Doğu Karadeniz sahil şeridinde
seçilen yedi ayrı kirletici kaynakdan mevsimsel olarak alınan örneklerde
yapılan kirlilik analizleri sonuçları ve bu kirletici kaynaklardan biri
olan, Trabzon ili Moloz bölgesinde denize deşarj edilen kanalizasyon sularının,
ortamda oluşturacağı kararlı hal konsantrasyonları ve hesapla bulunan ortam
konsantrasyonları sunulmaktadır.
Mevsimsel örneklerin alınacağı noktalar,
Karadeniz Çevresinin Kirlenmeden Korunması Protokolü çerçevesinde yürütülen
ulusal GEF (Global Environmental Facility) Çevre Koruma ve Yönetimi Ulusal
Kirlilik İzleme Kara Kesimi Projesi kapsamında Doğu Karadeniz sahil şeridi
için seçilen yedi ayrı kirletici kaynak olarak seçilmiştir. Alınan örneklerde
pH, Biyokimyasal Oksijen İhtiyacı (BOİ5), Fosfor (toplam
fosfor, Ortofosfat), Azot (TKN, NH3-N, NO3-N, NO2-N)
analizleri yapılmıştır. Bulunan sonuçlar nehirler için, Su Kirliliği Kontrolü
yönetmeliğindeki kıta içi su kaynaklarının sınıflarına göre kalite kriterlerine,
kanalizasyonlar için ise aynı yönetmelikte verilen derin deniz deşarjına
verilebilecek atık suların özellikleri
kriterlerine göre değerlendirilmiştir.
Deşarj edilen kanalizasyon sularının, denizde
oluşturduğu atık su bulutunun yaklaşık yayılımı, ortamdaki etkin olan akıntı
yönü ve hızı, atık su debisi dolayısıyla atık su çıkış hızı sabit kabul
edilerek tespit edilmiştir. Sürekli ve sabit bir noktasal kaynaktan yayılan
kirleticilerin ortamda oluşturacağı kararlı hal konsantrasyonlarını veren
diferansiyel denklem çözümünde yer alan parametreler, ortam şartlarına
göre tespit edilerek çalışma bölgesi için
kirleticilerin ortamda oluşturduğu kararlı hal konsantrasyonları tespit
edilmiştir.
İnorganik Metal Zehirliliğinin,
Deniz Suyunda, Katı Atık Stabilizasyonuna Etkisi
Prof.Dr. Mehmet BERKÜN1
Suzan Temizel ÖZBAY2
1KTÜ, İnşaat
Mühendisliği Bölümü, 61080, Trabzon. Tel: (462) 325 32 23 / 2657,
Fax: (462) 325 74 05,
E-posta: berkun@risc01.ktu.edu.tr
2KTÜ, İnşaat
Mühendisliği Bölümü, 61080, Trabzon.
Özet
Doğu Karadeniz Bölgesi’nin coğrafik ve
jeolojik yapısı, katı atıkların uzaklaştırılması için uygun ve yeterli
büyüklükte yer bulunmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, halen katı atıklar,
doğrudan veya çeşitli dolaylı yollardan denize verilmektedir. Bölgede,
Çayeli Bakır Üretim Tesisleri vb. kuruluşlar,
atık sularını arıtmadan denize vermektedirler. Bu nedenle, bölgede deniz
suyu , atık su , katı atık ve endüstriyel su karışımı, sahil sularına karışmaktadır.
Organik maddeler, deniz suyu içinde aerobik veya anaerobik koşullar altında
oksitlenebilirler. Özellikle, sahil
sularında, baskın mekanizmanın aerobik oksidasyon olması gerekir. Deniz
suyunda bu oluşumun incelenmesine yönelik bilgi yetersizliği vardır. Bu
konuda bilgi birikimi sağlamak için, önce deniz suyu numuneleri içinde,
katı organik maddenin aerobik oksidasyonu
incelenmiştir. Bundan sonra, ortamda inorganik metal birleşiklerinin bulunması
halinde etkileşimler, metal birleşiklerinin çeşit {HgCl2, HgSO4, CuSO4,
K2Cr2O7, ZnSO4, Al2 (SO4)3 } ve konsantrasyonlarına bağlı olarak incelenmiştir.
Liman Kirliliği
ve Türkiye Limanlarındaki
Alma Tesisleri
Dr. Serap İncaz GÜNER1,
Günay BİLİCAN2,
Gülsevin Çağıl GÜRANİ3
İstanbul Teknik Üniversitesi,
Denizcilik Fakültesi, Tuzla, İstanbul.
Tel: (216) 395 45 01 / 0216 - 395 10 64, Faks: (216)
395 45 00
1Deniz Ulaştırma
ve İşletme Mühendisliği, Dnz. Ulş. İşl Ana Bilim Dalı
2Temel Bilimler
Ana Bilim Dalı
3Gemi Makinaları
İşletme Mühendisliği Bölümü
Özet
Günümüzde dünya ticaretinin % 80-85’inin
denizyolu ile yapıldığı göz önünde bulundurulursa, limanların ülke ekonomisi
ve dünya ticareti açısından taşıdığı önem çok daha iyi anlaşılmaktadır.
Limanlar sahip oldukları bu ekonomik boyut nedeniyle ticareti gelişmesine
neden olduğu gibi, ticaret merkezlerinin büyümesine de yardımcı olmaktadır.
Limanlarda mal ve hizmetlerin fiziksel
dağıtımı gerçekleştirilirken sadece ülke ve dünya ekonomisine yarar sağlanırken
aynı zamanda, kıyılarda yarattığı kirlilik nedeniyle birtakım zararlar
verilmektedir. Deniz taşımacılığı ve turizm etkinlikleri ile yapılanan
liman, barınak ve çekek yerlerinde
olduğu gibi tersaneler ve onarım-bakım atölyelerinde de gerekli önlemler
alınmadığından dolayı, kıyılar kirlenme ile karşı karşıya kalmışlardır.
Bu nedenle, kıyı kirliliğinin önemli bir boyutunu da genellikle gelişmiş
kentsel yerleşim yerlerinin ya da turizm
merkezlerinin bulunduğu kıyılarda yer alan limanlar oluşturmaktadır. Limanlar
nedeniyle ortaya çıkan kirliliğin boyutu yalnızca ulusal düzeyde değil
aynı zamanda uluslararası düzeyde olduğundan denizlerin ve dolayısıyla
limanların çevresel kirliliğinin önüne
geçilebilmesi için Birleşmiş Milletler Kuruluşu-Uluslararası Denizcilik
Örgütü’nün (IMO) “Gemilerden Denizlerin Kirlenmesinin Önlenmesi”, “MARPOL
73/78” sözleşmesinde öngörülen gemi ve limanlarda alınması gereken önlemler
uluslararası düzeyde açıklanacaktır.
Ayrıca, ülkemizde bulunan bazı limanların tesis kapasiteleri verilerek,
limanlarımızın “MARPOL 73/78”e göre yeniden yapılanmaları için görüş ve
önerilere yer verilecektir.
Jeoloji ve Jeomorfoloji
Büyük Menderes Deltası
Kıyı Jeomorfolojisinin Uzaktan Algılama Yöntemi ile Belirlenmesi
Tevfik TÜRK1,
Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ2
Ege Üniversitesi, Ziraat
Fakültesi, Toprak Bölümü, 35100, Bornova, İzmir. Tel:(232) 388 01 10 /
2651, Fax:(232) 388 18 64
1E-posta: turk@ziraat.ege.edu.tr
2E-posta: altinbas@ziraat.ege.edu.tr
Özet
Bu çalışmada uzaktan algılama tekniği kullanılarak
Büyük Menderes Deltası kıyılarının jeomorfolojisi ile kıyı bandı oluşumu
belirlenmiştir. 1986 ve 1995 yılı uydu görüntüleri bilgisayar ortamında
işlenerek yöreye ait veriler toplanmıştır.
Araştırma alanında doğal oluşumlu, kıyı
kordonu üzerinde konumlanan sahil kumulları ve bu kumulların arkasında
yer alan bir lagün sistemi ve karasallaşmış bir alan belirlenmiştir. Sahil
kumulları üzerinde, deniz dalgalarının sürekli etki alanı içerisinde kalan
ve bitki örtüsü içermeyen alanlar aktif kumsallar olarak tanımlanırken,
denizin başat etkisinin görülmediği ve fakat yörenin ekolojisine uyum sağlayan
yoğun tuzcul bitkilerin yaşam bulduğu
alanlar ise durağan kumullar olarak belirlendiler.
Yörede saptanan aktif kumsal ve durağan
kumullar, arazi gözlemlerine göre jeolojik oluşumlu sedimentler olarak
belirlendiler. Bu arada lagün sistemi içerisinde yüzeysel olarak saptanan
ve günümüzde yükselmeye devam eden su altı düzlükleri uzaktan algılama
tekniği ile belirlendiler. Lagün sisteminin arkasında yer alan marshlı
bataklık alanlar Typic Hydraquent ve bunu izleyen karasallaşmış alanlar
ise yoğun tuz ve tabansuyu içeriği nedeni
ile Typic Halaquept toprak taksonomik birimi içerisinde tanımlandılar.
Yukarıda tanımlanmaya çalışılan alanların
sürekliliği ve sürdürülebilirliği için buralarda yaşam bulan çok sayıdakı
endemik bitki ve yaban hayvan türlerinin devamlılığı, bu alanların doğal
yaşama terk edilerek, ekolojik dengeler içerisinde bir ekoturizm dinlence
alanı olarak kullanılması daha akılcı ve sağlıklı olacaktır.
Ölüdeniz Lagünü’nün Jeomorfolojik
Evrimi ve Siltasyonunun Azaltılmasına İlişkin Öneriler
Yrd. Doç. Dr. F. Sancar OZANER1,
Dr. Tevfik ERKAL2, Dr. Cem GÜNEYSU3
1TÜBİTAK-Yer Deniz
Atmosfer Bilimleri ve Çevre Araştırma Grubu, Atatürk Bulvarı, No: 221,
Kavaklıdere, Ankara.
Tel: (312) 468 53 00 / 1153, Faks: (312) 427 05
36,
E-posta: ozaner@tubitak.gov.tr
2MTA Genel
Müdürlüğü, Jeoloji Etütleri Dairesi, İnönü Bulvarı, Ankara. Tel: (312)
287 34 30 / 1593, Faks: (312) 285 42 71
3İ.Ü., Deniz
Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sok., Vefa, İstanbul. Tel:
(212) 528 60 22, Faks: (212) 526 84 33
Özet
Fethiye’nin kuş uçumu 7.5 km güneyinde
yer alan Ölüdeniz Lagünü, 3 km GD’sundaki Kıdrak Dere’nin denize taşıdığı
alüvyonların kıyı önü akıntılarıyla K-KB yönünde taşınarak eski Belceğiz
Körfezi’nin önünü bir kıyı dili halinde kapatması sonucunda oluşmuştur.Halihazırda
Ölüdeniz ile açık deniz arasındaki su sirkülasyonu dar ve sığ bir boğaz
vasıtasıyla gerçekleştiği için mevsimlik derelerle lagüne taşınan çökellerin
çok azı lagün dışına çıkarılabilmekte, çökellerin büyük bir bölümü lagün
içerisinde birikerek Ölüdeniz’in giderek
karalaşmasına neden olmaktadır.
Lagün’ün K. ve B. kesimleri 4’ü büyük 2’si
nisbeten küçük mevsimlik akan derelerin getirdiği alüvyonlarla, G. ve D.
kesimleri ise GB yönünden esen rüzgarların kıyı dilinin hareketli kumullarından
taşıdığı kumlarla doldurulmuştur. Lagüne KD’dan karışan Kazak Dere Vadisi’nin
önü yamaç kumulları ile tıkandığı için bu kesimden Ölüdeniz’e alüvyon gelişi
olmamaktadır. Ölüdeniz Akaçlama Havzası’nın, eğimleri yer yer %45’lere
çıkan sarp yamaçlardan oluşması çökel
gelişini hızlandırmaktadır. Orman Bakanlığının kıyı kordonu üzerindeki
hareketli kumulları sabitleştirmek amacıyla gerçekleştirdiği kumul ağaçlandırması
sonucunda GD’dan hakim rüzgarlarla Ölüdeniz’e taşınan kum asgariye inmiş,
ancak bugüne dek başka bir önlem alınmadığı
için mesimlik akan derelerle Lagün’e taşınan alüvyon miktarında bir azalma
olmamıştır.
Ölüdeniz’i açık denize bağlayan ve en derin
yeri -7 m. olarak ölçülen boğaz, (inlet) D. kesimde kıyı dilinin sürekli
büyümesi, B. kesimde ise boğaza açılan bir mevsimlik derenin getirdiği
çökellerin yolaçtığı siltasyon nedeni ile giderek sığlaşmaktadır. Lagünü’nün,
halihazırda en derin yeri -39 metreye inen eski bir karstik çukurluk içerisinde
yer alması karalaşma sürecini uzatacak olumlu bir etmen gibi görülmektedir.
Ancak bu derinlik avantajı boğazın açık olduğu sürece bir anlam ifade etmektedir.
Lagün girişinin giderek daha da sığlaşıp tamamen kapanması durumunda Lagün’ün
alüvyonlarla dolma süreci hızlanacak ve Ölüdeniz kısa sürede karalaşacaktır.
Bu nedenle alınacak önlemler Lagün
ile açık deniz arasındaki su sirkülasyonunu arttırmaya ve Ölüdeniz’in Drenaj
Havzası’ndaki ayrışma mahsülü gereçlerin Lagün’e taşınmasının önlenmesine
yönelik olmalıdır. Aciliyet sırasına göre bu önlemler: Lagün’e açılan mevsimlik
derelerin vadilerinde alüvyonları tutacak taş seddelerin yapılması, Boğaz
girişindeki kayalık ada ile Boğaz’ın G. ve B’sındaki kayalık burunların
törpülenmesi, Drenaj Havzası’nın çıplak kesimlerinin ağaçlandırılması,Kıdrak
Dere Mansabı ile Belceğiz- Ölüdeniz
Kıyı Dili’nin başladığı burun arasında Kıdrak tarafından gelen kum ve çakılı
tuzaklayacak yeterli sayıda mendirek yapılmasıdır.
Ölüdeniz çevresindeki alüvyal yelpazelerin
üzerinde yer alan, ve yelpazelerin deniz altındaki devamında -1.5 metre
derenliğe kadar izlenebilen 6.yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen antik
yapılar, tektonik çökmelerden ziyade östatik deniz yükselimine işaret
etmektedir.
Batı Anadolu Kıyıları
Sismik
ve Uydu Görüntüleri
Dr. Mehmet ŞENÖZ
Dokuz Eylül Üniv. (DEÜ), Deniz Bilimleri
ve Teknolojisi Enstitüsü (DBTE), Bakü-Haydar Aliyev Bulvarı, 35340, İnciraltı,
İzmir.
Faks: (232) 278 50 82, E-posta: senoz-neptune-imst.deu.edu.tr
Özet
Üç tarafı denizlerle çevrili, 8333 km denizlere
kıyısı bulunan, paleo-coğrafyası ve jeolojisi bakımından çok önemli bir
bölgede yer alan ülkemizde, deniz seviyesi değişimleri, kıyı gelişimi ve
bunların çevresel etkilerinin araştırılması son derece önemlidir. Bundan
dolayı DEÜ-DBTE kıyı mühendisliği ile beraber tüm diğer disiplinlerde konuyla
ilgili çalışmalara büyük önem vermektedir.
DEÜ-DBTE yakın bir zamandan beri gerçekleştirmekte olduğu teknoloji transferi
ile (Deniz Araştırma Gemisi Piri Reis, Sismik ve Uydularla Uzaktan Algılama
Teknolojileri) beraber deniz bilimsel verilerin toplanması, verilerin
konuya ilişkin değerlendirilmesi, değerlendirme sonuçlarının diğer kurum
ve kuruluşların verileri ile sentezi için önemli destek sağlamaktadır.
Bu çalışmada bir çok yerli ve yabancı araştırmacılarla beraber Batı Anadolu
Kıyıları’ndaki koy ve körfezlerde uzun
yıllara dayanan çalışmalardan sonra elde edilmiş ve değerlendirilmiş Batı
Anadolu Kıyıları uzaktan algılama veri örneklerinin (batimetri, sismik
ve uydu görüntüleri) konuyla ilgili sentezi amaçlanmıştır.
Kıt’a Sahanlığı - Doğal
Uzantı Kavramları
ve Ege Denizi’ndeki Kıt’a
Sahanlığı Sorunu
Dr. Mustafa ERYILMAZ1,
Fulya YÜCESOY ERYILMAZ2
1 Seyir, Hidrografi
ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, 81647, Çubuklu, İstanbul. Tel: (216)
322 25 80 / 3206
2 İTÜ, Gemi
İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fak., 80626, Maslak, İstanbul.
Tel: (212) 285 63 88, Fax: (212) 285 64 54,
E-posta: yucesoy at itü.edu.tr
Özet
Uluslararası Deniz Hukuku, ülkeler arasındaki
deniz alanlarının sınırlandırılması ve paylaşımı konularında çeşitli kriterler
ve çözüm yolları üretmesine rağmen bu kriterleri her denize ya da ülkeye
uygulamak mümkün olmamıştır. Oldukça karmaşık jeolojik ve morfolojik yapısı
olan Ege Denizi, sadece deniz hukuku kriterleri ile, değerlendirilip sınırlandırılacak
bir deniz alanı değildir. Bu gibi deniz alanlarının
sınırlandırılması konusunda kıta şelfi, doğal uzantı, ekonomik bölge kavramları
ile adalar konuları dikkatle incelenmelidir.
Son yıllarda Uluslararası Deniz Hukuku
çalışmalarında ihtilaflı deniz alanlarının sınırlandırılmasında en çok
ilgi gören kriterlerden biri "Doğal Uzantı" kavramıdır.
Bu kavramın genel olarak anlamı, kara ülkesinin deniz içerisinde devam
eden uzantısının son sınırıdır ve kıta yamacı eteğinin alt sınırına karşılık
gelmektedir. Deniz alanlarının sınırlandırılması çalışmalarında tarafların
menfaatlerine en uygun çözüm şekillerinden biri doğal uzantı kriteridir.
Ancak bunun diğer yerbilimleri verileri ile çok iyi saptanıp desteklenmesi
gerekmektedir.
Jeolojik ve jeomorfolojik kriterler göz
önüne alındığında, Anadolu’nun Ege Denizi’ndeki doğal uzantı sınırı bütün
jeolojik ve jeofizik verilerin iki ülke arasında ani değişikliğe uğradığı
“S” şeklindeki derin çukurluklar dizisine karşılık gelmektedir. Doğu Ege
Denizi'nde bulunan ve Türkiye Anakarası kıyılarındaki irili ufaklı birçok
ada, adacık ve kayalar Anadolu'nun doğal uzantısı üzerinde yer almaktadır.
Bu nedenle doğal uzantı Türkiye için vazgeçilmez bir kriterdir.
Kıyı Hidrodinamiği
Dünya Deniz Seviyesi Değişimleri
ve Türkiye'deki Örnekleri
Dr. Doğan YAŞAR
Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi
Enstitüsü,
Haydar Aliyev Bulvarı,
35340, İnciraltı, İzmir. Tel: (232) 278 55 65
Fax: (232) 278 50 82, E-posta: yasar@neptune.imst.deu.edu.tr
Özet
Bu yüzyılın başından itibaren dünyada kıyı
bölgelerinde gözlenen deniz seviyesi yükselmeleri 1950'li yıllardan itibaren
sahil şeritlerini tehdit edici boyutlara ulaşmıştır. Geçtiğimiz yüzyıllara
göre daha hızlı olduğu saptanan bu yükselmelerin özellikle delta bölgelerinde
daha da hızlanarak devam edeceği yolundaki görüşler yapılan araştırmalarla
da desteklenmektedir. Ancak yapılan araştırmalar doğa şartlarının yanısıra
insan faktörünün de bu hızlı yükselmelerde önemli ölçüde payı olduğunu
göstermiştir. Özellikle nehirler üzerine
inşa edilen enerji ve sulama amaçlı barajların denize gelen sedimanları
azaltmasının yanısıra yine delta alanlarında yapılan liman, balıkçı barınakları
gibi yapıların kıyı boyunca oluşan akıntı sistemlerini etkilemesi sonucu
ortamdaki sediman dağılım hareketlerini değiştirmesi deniz seviyesinin
daha hızlı bir şekilde yükselmesine neden olmaktadır. Baraj ve kıyı yapılarının
neden olduğu hızlı yükselmeler başta Batı Afrika kıyılarındaki deltalar
olmak üzere dünyada birçok delta alanlarında gözlenmektedir.
Ege kıyısında yer alan Madra Çayı deltasının da son yıllarda gerilemesi,
genel deniz seviyesi yükselmesinin yanısıra, baraj yapımı ve kum alınması
gibi insanların neden olduğu aktivitelerden dolayı hızlanarak devam ettiği,
uydu görüntüleri ile haritalardan saptanmıştır.
Şile Kıyı Morfolojisinde
Rip Akıntısı - Boğulma
Vakaları İlişkisi
Yrd. Doç.Dr. T. Ahmet ERTEK
İstanbul Üniversitesi,
Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Anabilim Dalı, 34470,
Vefa, İstanbul.
Tel: (212) 528 60 22-23, Faks: (212) 528 32 37
Özet
Türkiye kıyılarının şekillenmesine neden
olan etkenlerin başında dalgalar ve akıntılar, ikincil olarak da gel-git
ve canlılar gelir. Bu etkenlerden akıntıları ise; kıyı akıntısı, alt akıntı
ve rip akıntıları diye üç gurupta toplamak mümkündür.
Dalgalarla kıyıya varan sular kendilerine
bir geri dönüş yolu ararlar. Bu sırada bir kısmı yanlara saparak kıyı çizgisi
boyunca ilerler. Ancak kıyıda biriken suların çok önemli bir kısmı, çatlayarak
ileriye doğru atılan dalgalar ile yine yüzeyden açığa doğru çekilir. Açığa
çekilme mekanizmasının alt akıntılara göre alttan değil de üstten işleyen
bu tip akıntılara “ Rip akıntıları “ denir.
Bu bildiride, Şile kıyılarının jeomorfolojisi
ile rip akıntıları-boğulma vakaları ilişkisi kurularak, sonuç ve önerileri
sunulacaktır. Ülkemizde özellikle Karadeniz kıyılarının küçük ölçekli akarsularının
ağız kesimlerindeki sığ çatlama zonlarında rip akıntısı gelişir. En tipik
örnekleri Kilyos, Iğneada, Karasu ve Şile kıyılarında izlenir. Rekreatif
amaçlı yaz aylarındaki deniz turizmi sezonunda özellikle Şile kıyılarında
bilhassa doğal plajlı alçak kıyılarda ve akarsu ağızlarına rastlayan kesimlerde
1985/1995 yılları arasında rip akıntılarına kapılarak boğulma vakalarına
rastlanmıştır. Yaptığımız araştırmalarda
11 yıllık bu dönem içinde Şile ilçe merkezinde 49, Şile ilçesi kıyılarında
97 denizde boğulma olayı gerçekleşmiştir. Denizde boğulma vakaları Şile’de
11 yıllık toplam çeşitli olaylarda % 11 vaka ile 3. sırada, Şile ilçesinde
ise % 13 ile 2. sırada yer alır.
Türkiye ve Yakın Çevresinde
Gözlenen Tsunamiler
Doç.Dr. Yıldız ALTINOK1,
Doç.Dr. Şükrü ERSOY2
1İstanbul
Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeofizik Mühendisliği Bölümü, 34850,
Avcılar, İstanbul. Tel: (212) 591 91 98 / 170,
Faks: (212) 591 19 97, E-posta: yaltinok@istanbul.edu.tr
2İstanbul
Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, 34850,
Avcılar, İstanbul. Tel: (212) 591 91 98 / 170,
Faks: (212) 591 19 97, E-posta: ersoys@istanbul.edu.tr
Özet
Bir deprem ülkesi olan Türkiye, adalar
ve boğazları kapsayan 8333 km’lik kıyı şeridi ile tsunamilere de açıktır.
Türkiye ve yakın çevresinde, 3000 yılın üzerindeki zaman sürecinde 100
civarında tsunaminin olduğu tarihsel verilerden bilinmektedir. Bu tsunamilerin
büyük bir kısmının Marmara Denizi’nde;
İstanbul ve İzmit Körfezi, İzmir Körfezi ve çevresi, Fethiye Körfezi çevresi
ve kısmen de İskenderun Körfezi’nde yeraldıkları gözlenmiştir. Bunların
arasında ayrıntılı bilgi sahibi olduklarımızın sayısı çok azdır. Bu konuda
yapılacak öncelikli çalışmalar, söz konusu tsunamilerin tek tek ayrıntılı
olarak çalışılmasıdır.
Kıyı Mühendisliği
Kıyı Mühendisliğinde Yapıların
Fonksiyonlarına Göre, Karakteristik Öncelikler
Ülker YETGİN
DLH İnşaat Genel Müdürlüğü,
Liman Etüt Proje Dairesi Başkanlığı, 91.Sokak, Emek, Ankara.
Tel: (312) 215 22 22 / 2054, Fax: (312) 212 38 47
Özet
Ülkemizde kıyılarında fonksiyonel kullanım
ve koruma disiplininin tesisi konusu son yıllarda önemi farkedilen ve üzerinde
çalışmalar yürütülen önemli bir başlık haline gelmiştir.
Kamu ve özel sektör tarafından yürütülen
yatırımların gerçekleşmesi sürecinde yapılaşmalar kamu tarafından yasalar
çerçevesinde kontrol altında tutulmaktadır.
Bunun yanısıra toplum içinde oluşan birliktelik
sonucu ortaya çıkan sivil toplum örgütlerince de saydam bir denetim mevcuttur.
Bu bilincin gelişmesi ülke olarak uygarlık yolunda sağlıklı adımlar atıldığının
bir göstergesidir.
Bilindiği gibi kıyılarda,
- Ulaştırma,
- Turizm,
- Balıkçılık,
- Enerji,
- Endüstri
amaçlı fonksiyonlar yer almakta; liman, iskele,
yat limanı, balıkçı barınağı, tersane, termik, nükleer santraller vb. olarak
türlenmektedir.
Kıyı yapılarının yaratıcısı Kıyı Mühendisliği’dir.
Ve “optimum tasarım”ı ortaya çıkarmanın ötesinde “en hassas dengeyi” tariflemek
için mevcut teknolojiyi ve bunun yanısıra hayal gücünü sonuna kadar kullanmak
zorundadır.
Tasarımda aşama aşama takip edilecek yöntem
ve parametreler arasındaki seçicilikte, yapı türünün ilgili olduğu sektörün
büyük önemi vardır.
Ancak hangi sektör olursa olsun, yapı türünden
bağımsız olarak hiç şüphesiz ÇEVRE faktörü tavizsiz uygulama gerektirir.
Çevre boyutunun önceliğini, hassasiyetini
tahrip edildiğinde, bir daha geriye dönülemezlik özelliğini ön planda düşünmek
zorunluluğu vardır. Çevre korumacılığı bugün uygarlık kavramının bir ölçütü
haline gelmiştir.
Tartışılmayacak diğer öncelikli boyut ise
“STABİLİTE ve FONKSİYONEL VERİMLİLİK” olmalıdır.
Bundan sonra kıyı mühendisi tarafından
sırasıyla önemsenecek diğer boyutlar ise hizmet edeceği sektörden büyük
ölçüde etki almaktadır.
Konuyla ilgili değerlendirmeler yapabilmek
amacıyla, kıyı tesislerinin sektör bazında sağlıklı bir biçimde irdelemek
ve püf noktalarının altını çizmekte yarar vardır.
Kıyı Yapıları Tasarımında
Risk Parametresi
Kullanılarak İnşaat Maliyetinin
Modellenmesi
Prof.Dr. Ayşen ERGİN1,
Dr. Can Elmar BALAS2,
Doç.Dr. M. Talat BİRGÖNÜL3,
Mehmet A. ERSARI,
Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
İnşaat Mühendisliği Bölümü, 06531, Ankara. Tel: (312) 210 54 41,
Fax: (312) 210 14 12
E-posta: 1 ergin@metu.edu.tr,
2lale@waves.klare.metu.edu.tr,
3 birgonul@metu.edu.tr,
Özet
İstatistiksel bir planlama yöntemi olan
Monte Carlo benzeşimi, çok birimli kıyı yapıları inşaatlarının maliyet
planlamasında, klasik proje planlama yöntemlerine (CPM ve PERT) göre çeşitli
üstünlüklere sahiptir (Ergin vd., 1993). Bu üstünlüklerin en önemlileri,
proje şebekelerindeki belirsizliklerin istatistiksel olarak çözüme katılabilmesi
ve projenin maliyet-zaman hesaplamalarının uygulamaya eşdeğer bir gerçeklikle
çözümlenmesidir. Monte Carlo benzeşiminde, tekrar edilen benzeşimler yolu
ile değişkenlere çeşitli olasılık dağılımlarından rassal
olarak değerler atanmakta ve deneysel gözlemlemelere eşdeğer bir çözüm
yaratılmaktadır (Ergin vd., 1995). Projenin her çözümlenişinde, inşaat
etkinlikleri için olasılık dağılımlarından rassal maliyet tahminleri oluşturulmakta
ve en uygun çözümün saptanması sağlanmaktadır.
Yapım aşaması oldukça büyük riskler içeren
kıyı yapıları inşaatlarının planlanmasında kullanılan Monte Carlo benzeşim
yöntemi, Mersin Yat Limanı projesine uygulanmıştır. Böylece, proje şebekelerindeki
belirsizlikler çözüme katılmış ve projenin maliyet - zaman hesaplamaları
gerçekçi olarak elde edilmiştir. Dalgakıran ve rıhtım maliyetleri, herbir
maliyet elemanı için Türkiye'de uygulanmış olan çeşitli liman projelerinden
sağlanan istatistiki verilerden elde edilen olasılık dağılımları kullanılarak
benzeştirilmiştir.
Dalgakıranlarda Yapısal
Fiziksel Özellikler Kullanılarak Risk Modellemesi
Dr. Can Elmar BALAS1,
Prof.Dr. Ayşen ERGİN1 Prof.Dr. Allan T. WILLIAMS2
1Orta Doğu
Teknik Üniv., Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531, Söğütözü, Ankara.
Tel: (312) 210 22 95, Faks: (312) 210 14 12,
E-posta: ergin@metu.edu.tr
2Bath Spa
Üniversitesi, Uygulamalı Bilimler Fakültesi, Newton Park, Bath, İngiltere.
Faks: (44) 0 1225 87 5776
E-posta: a.t.williams@bathspa.ac.uk
Özet
Kıyı yapısının güvenilirliği, yapının tasarımda
belirlenen işlevleri belirli bir zaman aralığında sürdürmesi ve yapısal
dayanımın yük kuvvetleri etkisiyle limit durum değerlerine ulaşmaması esaslarına
dayanır. Ancak, yapısal dayanım dalga kuvvetlerinin, sıcaklık değişmelerinin
ve deniz suyunun kimyasal etkisiyle zaman içinde azalır. Bu azalma, kullanılan
malzemenin fiziksel özelliklerine bağlıdır.
Kıyı yapılarında koruyucu tabakanın fiziksel
özellikleri kullanılarak, rassal tasarım değişkenlerindeki belirsizlikleri
olasılık dağılımları yardımıyla örnekleyen GÜDAT (Güvenilirliğe
Dayalı
Tasarım)
modeli geliştirilmiştir (Balas, 1998). Güvenilirlik modeli, ilk olarak
taş dolgu dalgakıranlara uygulanmış ve Mersin Yat Limanı ana dalgakıranının
tasarımında kullanılmıştır (Balas vd., 1995; Balas ve Ergin, 1997). Bu
çalışmada model, İngiltere'de, Galler bölgesinin Glamorgan kıyısında bulunan
Colhuw sahilinin taş dolgu koruma yapısına uygulanmıştır. Kıyı yapısının
rassal tasarım değişkenlerindeki belirsizlikler, olasılık
dağılımları kullanılarak modellenmiştir. Yapının güvenilirliği, belirli
bir zaman aralığında dalga kuvvetlerinin etkisiyle oluşan hasar düzeyinin
aşılma olasılığı belirlenerek ve hasar düzeyine göre alınan risk değerleri
saptanarak incelenmiştir.Bu sayede, maliyet analizi yöntemi ile yapının
ekonomik ömrünün gerçekçi olarak belirlenmesine olanak sağlanmıştır.
Kuzey Ege Konteyner Liman
Sahasının
Trafik Kapasitesine Göre
Saptanması
Doç.Dr. Ümit GÖKKUŞ, Adem
EREN
Celal Bayar Üniversitesi, Mühendislik
Fakültesi, İnşaat Müh. Bölümü, Muradiye Kampüsü, 45140, Manisa. Tel: (236)
241 21 44 / 45,
Faks: (236) 241 21 43, E-posta: erenadem@egenet.com.tr
Özet
Bu bildiri kapsamında deniz ticareti açısından
ülkemizdeki konteynerleşmenin boyutları ve gereksinim duyulan bir konteyner
limanının Kuzey Ege kıyılarında tesisi durumunda konteyner kapasitesinin
projeksiyon dahilinde ne olacağı ve limanın işlevlerini yerine getirirken
gereksinim duyulacak kara ve deniz alanlarının boyutları konu edilmektedir.
Makro ve mikro projeksiyonla konteyner
kapasitesi, ulusal ve bölgesel ölçekte Gayri Safi Milli Hasıla dikkate
alınarak analiz edilmektedir. Limana gelebilecek yükleri karşılayabilecek
alternatif limanlar, herbirinin hizmet sağladığı ardbölgelerin boyutları
ve limanlardaki gelişme planları gözetilerek
yeni tesis edilecek olan Kuzey Ege Konteyner Limanı’na gelebilecek konteyner
yükü kestirimleri yapılmıştır. Mevcut, aktarılan, doğan ve gelişen konteyner
trafik kapasiteleri analiz edilmiştir. Mikro projeksiyon kapsamında
toplam liman trafiği, Türkiye limanları konteyner ve karışık yük trafiği,
TCDD limanları konteyner ve karışık yük trafiği ve alternatif limanlardaki
konteyner ve karışık yük trafiği gözetilerek istatistiksel veriler değerlendirilmiştir.
Gelen gemi büyüklüğünün belirlenmesi, gemi
trafiğini karşılayacak büyüklükte korunmuş deniz ortamını oluşturacak yapılaşmanın
olabilirliği, rıhtım boyutlarının (boy ve derinlik) saptanması ve gemilerin
manevralarına uygun büyüklükte deniz ortamının varlığı saptanması bu bildiri
kapsamında incelenmiştir.
Konteyner kapasitesi ve projeksiyonu belli
olan Kuzey Ege Limanı için öngörülen Çandarlı kıyı kesimindeki sahanın,
deniz trafiği ve karasal alan gereksinimi açısından uygunluğu irdelenmiştir.
Üstyapıda gereksinim duyulan elleçleme ekipmanlarının ve açık-kapalı depolama
sahalarının kapasiteleri hesaplanarak gereken karasal alanın büyüklüğü
ve bunu projeksiyon dahilinde seçilen yerleşim alanının karşılayıp karşılamayacağı
kıyaslanmıştır. Seçilen elleçleme ekipmanının (gantry
kreyn-transteyner ve treyler sistemi) karasal alanın boyutlarının saptanmasındaki
yeri vurgulanmıştır.
Kazı ve dolgu alanlarının büyüklükleri
ve kazının dolguda kullanımı gibi çözümler üretilerek çevresel problemleri
artırmaması sağlanmıştır. Ekonomik analizler de yapılarak kredi geri ödeme,
fayda-maliyet oranları yatırımın karlılığı ortaya çıkarılmıştır.
Ölüdeniz Lagünü Akıntılarının
Üç Boyutlu Matematiksel Modelle İncelenmesi
Dr. Lale Balas1, Prof.Dr. Erdal Özhan2
Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
İnşaat Mühendisliği Bölümü, 06531, Ankara. Tel: (312) 210 54 29, Fax: (312)
210 14 12
E-posta: 1
lale@waves.klare.metu.edu.tr, 2 ozhan@metu.edu.tr
Özet
Kıyı sularında oluşan akıntıları ve su
düzeyi değişimlerini hesaplayan üç boyutlu bir matematiksel model geliştirilmiştir.
Model, hidrodinamik, taşınım ve türbülans alt modellerinden oluşmaktadır.
Hidrodinamik alt modelinde, düşey yöndeki su taneciklerinin ivmesinin önemsiz
olduğu ve Bousinessq yaklaşımının geçerliliği varsayılarak, Navier Stokeseşitlikleri
çözülmektedir. Taşınım alt modelinde, su sıcaklığı, tuzluluğu ve deniz
suyuna karışan bir kirleticinin zamansal ve yersel derişimlerini benzeştiren
taşınım model elemanları bulunmaktadır. Bu alt modelde, su sıcaklığı, tuzluluğu
ve kirletici taşınımları için, üç boyutlu ilerlemeli yayılma denklemleri
ayrı ayrı çözülmektedir. Türbülans alt modelinde, değişken düşey akışkanlık
katsayısı, türbülans kinetik enerjisi ve kinetik enerjinin sönümlenme hızı,
iki eşitlikli k-e
türbülans modeli kullanılarak hesaplanmaktadır. Yatay akışkanlık katsayıları,
Smagorinsky cebirsel alt-çözüm ağı ölçekli türbülans modeli ile benzeştirilebilir.
Sayısal çözüm yöntemi olarak yatay düzlemde sonlu farklar, düşeyde ise
sonlu elemanlar kullanılmıştır. Kara sınırları hareketli
alınabilmekte, yatay düzlemde değişik büyüklükte çözüm ağı uzunlukları
seçilebilmekte ve düşeyde çözüm ağı kümeleşmesi uygulanarak çözünülürlük
artırılabilmektedir. Geliştirilen matematiksel model sonuçları, bilimsel
kaynaklarda yayınlanan analitik ve deneysel
sonuçlarla karşılaştırılarak gerçeklenmiştir. Model lagün ortamında kullanılmaya
uygun duruma getirildikten sonra, topografya ve batimetri, hidrodinamik
özellikler, rüzgar iklimi ve benzeri konularda mevcut bilgiler toplanıp
değerlendirilerek, Ölüdeniz Lagünü'ne
uyarlanmıştır.
MARWIND:
Marmara Denizi için bir Rüzgar Modeli
Prof.Dr.Erdal ÖZHAN1, Doç.Dr.Saleh ABDALLA2,
Süleyman ERKAL, Gökhan
PİŞKİN3
Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
İnşaat Mühendisliği Bölümü
Deniz Mühendisliği
Araştırma Merkezi, 06531 Ankara.
Tel: (312) 210 54 35, Faks: (312) 210 14 12
E-posta: 1 ozhan@metu.edu.tr,
2abdall@metu.edu.tr
,3 piskin@metu.edu.tr
Özet
Küçük bir deniz olarak nitelendirilebilecek olan Marmara Denizi çevresindeki
meteoroloji istasyonlarında kaydedilen saatlik
yüzey atmosfer basıncı değerlerine dayanılarak bir rüzgar modeli geliştirilmiştir.
Bu model, üzerinde küçük değişiklikler yapılarak, benzer herhangi bir denize
uygulanabilir. 14 istasyonda kaydedilmiş basınç değerleri kullanılmıştır.
Bu değerler, kalite kontrolünden geçirilerek, hatalı görülen değerler çıkarılmıştır.
Basınç değerleri, karşılık gelen yüzey basınç değerlerine dönüştürülmüştür.
Daha sonra, yüzey uyumlama ("surface fitting") yöntemi kullanılarak, değişimi,
daha sonra çeşitli empirik dönüştürme
matrisleri kullanılarak 10-metre yükseklikteki (yüzey rüzgarı) rüzgara
dönüştürülecek olan jeostrofik rüzgarın hesaplanmasında kullanılmıştır.
Model, mevcut açık deniz rüzgar ölçümleriyle doğrulanmıştır. Model sonuçları,
hata karelerinin ortalamasının karekökü ("RMS" hatası) 4m/s'nin altında
ve sapması ("bias") -1 m/s, +1.5 m/s arasında olacak şekilde, ölçümlerle
iyi uyum sağlamıştır.
Filyos Limanı Dalga Ölçümü
ve Genel Analizi
Engin BİLYAY, Ryoji KOH,
Bergüzar ÖZBAHÇECİ
DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü,
Araştırma Dairesi Başkanlığı, Liman Hidrolik Araştırma Şube Müdürlüğü,
Serpmeler, No: 3, Macunköy, Ankara. Tel: (312) 397 33 50 / 301-300, Faks:
(312) 397 35 07
E-posta: jphrcp@ada.net.tr
Özet
Bu çalışma, DLH İnşaatı Genel Müdürlüğünce
Filyos’da yapılması planlanan Filyos Limanına ait dalga karekteristiklerinin
belirlenmesi amacıyla iki yıl süreyle yapılan dalga ölçümlerinin genel
analizini kapsamaktadır. Bu analizin sonucunda Filyos yöresine ait dalga
ve akıntı iklimi belirlenmiştir.
Liman İçi Çalkantı Deneylerinde
Çok Yönlü Düzensiz Dalgaların
Kullanılması
Bergüzar Öztunalı ÖZBAHÇECİ,
Engin BİLYAY,
Serdar ÜNLÜ, Masami FURUKAWA
DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü,
Araştırma Dairesi Başkanlığı, Liman Hidrolik Araştırma Şube Müdürlüğü,
Serpmeler, No: 3, Macunköy, Ankara. Tel: (312) 397 33 50, Fax: (312) 397
35 07
Özet
Bu çalışma ülkemizde ilk kez çok yönlü
düzensiz (dalga yüksekliği, periyodu ve yönü farklı) dalgalarla gerçekleştirilen
liman içi çalkantısı hidrolik model deneyi sonuçlarını kapsamaktadır. Deneyler
tek yönlü düzensiz (dalga yüksekliği ve periyodu farklı ancak yönü sabit)
ve düzenli (dalga yüksekliği, periyodu ve yönü sabit) dalgalar kullanılarak
da tekrarlanmış ve böylece çok yönlü düzensiz, tek
yönlü düzensiz ve düzenli dalgaların liman içi çalkantı deneylerine etkisi
araştırılmıştır. Ayrıca aynı çalışmanın sayısal benzeşim modellemesi de
yapılarak hidrolik model deney sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır.
Periyodik Sınır Akımlarının
Araştırılmasında Laboratuvar Koşulları
Dr. Şahnaz TIĞREK
Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
İnşaat Mühendisliği Bölümü,
Hidromekanik Laboratuvarı,
Ankara. Tel: (312) 210 54 50
Fax : (312) 210 12 62, E-posta: sahnaz@metu.edu.tr
Özet
Bu bildiride periyodik sınır akımlarının
analizi iki eşitlikli türbülans modeli ile elde edilmektedir. Bu modeli
oluşturan denklem takımının çözümü için kontrol-hacim yaklaşımı kullanılarak
sayısal bir model geliştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar yayınlanmış verilerle
karşılaştırılarak dalga tünellerinde gerçekleştirilen çalışmaların sınır
akımı yaklaşımıyla çözüm imkanları araştırılmıştır.
Dalga Kırılması Sırasında
Enerji Kaybının Modellenmesi
Prof.Dr. Y. YÜKSEL1, Y.Doç.Dr. M. GÜNAL2,
T. BOSTAN1,
Y.Doç.Dr. E. ÇEVİK1,
Dr. Y. ÇELİKOĞLU1
1YTÜ, İnşaat
Fakültesi, İnş. Müh. Böl., 80750, Yıldız, İstanbul.
Tel: (212) 259 70 70 / 2741 – 2824, Faks: (212)
259 67 62,
E-posta: yuksel@ana.cc.yildiz.edu.tr
2Gaziantep Üniversitesi,
İnşaat Müh. Böl., Gaziantep.
Tel: (342) 360 12 00 / 2403, Faks: (342) 360 11
00,
E-posta: Gunal@Alpha.bim.Gantep.edu.tr
Özet
Bu çalışmada sıçrayarak kırılma sırasında
kaybolan enerji kaybının belirlenmesi amacıyla bir hidrolik sıçrama analojisi
geliştirilmiştir. Çalışmada geliştirilen model nümerik olarak çözümlenmiştir
ve sonuçlar yapılan deneysel çalışmadan elde edilen verilerle karşılaştırılmıştır.
Deneysel çalışmalarda bilgisayar destekli görüntü işleme tekniği uygulanmıştır.
Geliştirilen modelin sıçrayarak kırılmayı
benzeştirmesi amacıyla, serbest sıçramanın topuğuna çeşitli açılarda plunging
jet uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, gerek hidrolik sıçrama açısından
gerekse sıçrayarak kırılma açısından değerlendirilmiştir. Hidrolik sıçrama
ve dalga kırılması açılarında elde
edilen bu sonuçlar bu konulara özgün katkılar sağlamıştır.
Deniz Boruhatlarında Vorteks
Kökenli Salınımların Önlenmesi
Doç.Dr.Ümit GÖKKUŞ, Adem
EREN
Celal Bayar Üniversitesi,Mühendislik
Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Muradiye Kampüsü 45140 Manisa.
Tel: (236) 241 21 44/45, Fax: (236) 241 21 43, E-mail: erenademOegenet.com.tr
Özet
Bu çalışmada, her üç önlem şekli de hesaba
katılarak, askıda veya oyulabilir zeminler üzerine döşenecek borularda
tesbit kitlelerinin veya mesnetlerin hangi aralıklarda yerleştirilmesi
gerektiği hususunda ayrıntılı bilgiler ve sonuçların karşılaştırmalarını
ele alarak inşaa sonrası geri dönülmesi olduça güç ve pahalı olan deniz
boruhatlarının tasarım ve projelendirme esnasında gerek duyulan
kriterleri ve hesap esasları irdelenmiştir.
Kararlı akım ve düzenli dalga hareketlerinin
sözkonusu olduğu deniz ortamında askıdaki boruhattında oluşan vorteks için
geliştirilen bağıntılar kullanılarak salınımların önlenmesi bu bildiri
kapsamında ele alınmıştır. Salınımda etkili olan Reynolds , Keulegan-Carpenter,
Strouhal sayısı , indirgenmiş hız ve stabilite parametresine bağlı olarak
geliştirilen bağıntılar ve grafikler kullanılarak salınımların önlenmesi
için üç öneri oluşturulmuştur. Bunlardan ilk ikisi
boru geometrisi, kütlesi ve mesnetleme biçimine dayanan , diğer öneri ise
yapay araçlarla borunun kaplanmasını konu etmektedir.
Doğu Karadeniz’de Kıyı
Çizgisinin
Korunması Gereken Bölgeler
Dr. Ali Remzi BİRBEN,
Dr. İsmail Hakkı ÖZÖLÇER, İbrahim YÜKSEL, Prof. Dr. Hızır ÖNSOY
Karadeniz Teknik Üniversitesi,
Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 61080, Trabzon.
Tel: (462) 325 66 82,
Fax: (462) 325 66 82, E-posta: birben@hotmail.com
Özet
1950’lerden beri büyük bir hızla gelişmekte
olan çalışma ve araştırmalara paralel olarak, kıyıya ve kıyı koruma yapılarına,
plaj ve sayfiye yerlerine gereksinim her yıl artmaktadır. Bu değişmelerle
birlikte, kıyılardaki faaliyetlerin artmasıyla ve değişen deniz rejimi
ile kıyı-deniz dengesi bozulmakta ve dalgaların olumsuz etkileri artmaktadır.
Köyden kente hızla devam eden göç kıyılardaki çarpık yapılaşmayı beraber
getirmiştir. Bölgede, 1960’lı yıllardan itibaren, karayolu deniz dolguları
ile kıyı şeridine çok yakın geçirilmiştir. Yol yapımı öncesi yatık meyilli
sahillerde kırılarak gelen dalgalar, yapım sonrası, dik şevli yol dolgularına
ve tahkimatlara çarparak yansımakta, böylece dalgaların mevcut enerjisi
daha da büyümekte, kıyılardaki malzeme deniz
içlerine doğru taşınmakta ve kıyı dengesi bozulmaktadır. Özellikle karayolu
yapımından sonra, bölge kıyılarında, çok sayıda balıkçı barınağı, çekek
yerleri ve irili ufaklı diğer yapılar yapılmıştır. Bu yapıların yapılmasında
bölgenin dalga ve akıntı özellikleri
çoğu kez göz önüne alınmadığından, kıyı boyu malzeme taşınım dengesi bozularak
önemli boyutlarda kıyı erozyonu ve hasarlar oluşmuştur. Bir yandan da kıyılardan
ve kıyıya yakın yerlerden, büyük ölçüde kum-çakıl malzemesi alınmaya devam
edilmektedir.
Bu çalışmada, kıyı karayolu ile deniz etkileşimi
dikkate alınarak, erozyon gözlenen yörelerin önemine ve önceliklerine göre
sıralaması, rüzgar ve dalga analizleri yapılarak parametrelerin belirlenmesi,
hidrografik çalışmalar, bölgedeki mevcut sediment durumu, muhtemel potansiyeli
ve alınabilecek önlemler ile ilgili çalışmalar gerçekleştirilmiştir.
Düz Mahmuz Parametrelerinin
Biriktirme Oranına Etkileri
Dr. İsmail Hakkı ÖZÖLÇER,
Dr. Ali Remzi BİRBEN,
Prof.Dr. Hızır ÖNSOY
Karadeniz Teknik Üniversitesi,
Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 61080, Trabzon.
Tel: (462) 325 66 82, Fax: (462) 325 66 82,
E-posta: ozolcer@hotmail.com
Özet
Dünyada, üniversiteler ve çeşitli araştırma
merkezlerinde, kıyı koruması, kıyı çizgisi değişimi, katımadde taşınımı
gibi konularda, matematik yöntemlerle çözümün yanı sıra, deneysel çalışmalar
da yapılmaktadır. Genelde, kıyı çizgisi ve dalga mekaniği problemleri çok
karmaşık ve özel problemlerdir. Henüz bu konularda kullanılan matematiksel
ifadeler yeterli değildir. Bu yüzden,
bu tür bir problemin çözümünde bir model yaklaşımı da kullanmanın yararları
büyüktür. Model çalışması beraberinde bazı hatalar getirse bile, bir çok
problemin çözümünde başarı ile uygulanmaktadır. Kıyıların korunmasında
ve kıyı boyunca hareket halindeki malzemenin
tutulmasında mahmuzlar kullanılmaktadır. Bu çalışmada, düz mahmuz parametrelerinin
kıyı korumasına ve katı madde tutulmasına etkileri deneysel olarak 3 boyutlu
deney havuzunda incelenmiştir. Burada, kıyıya dik olarak
inşa edilen mahmuzların çeşitli durumları için kıyıya etkileri incelenmiştir.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nin özel şartlarına göre, bir mahmuzun boyutları
(boy, ve aralık) ne alınırsa, en fazla biriktirme sağlanabilir, bunun araştırılması
yapılmıştır.
Doğu Karadeniz Sahil Karayolu
ve Kıyı Koruma Yapıları
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ufuk TURAN1
Dr. Veli SÜME2,
1Osmangazi
Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü,
Batımeşelik, Eskişehir. Tel: (222) 239 28 40 Fax: (222) 229 05 35, E-posta:
muturan@ogu.edu.tr
2KTÜ, Rize
Meslek Yüksek Okulu, İnşaat Bölümü, Rize.
Tel: (464) 213 04 32, Fax: (464) 313 05 14
Özet
Doğu Karadeniz Bölgesi, kıyıdan ani bir
meyille dikleşen engebeli ve sık akarsu vadilerine sahiptir. Coğrafi yapısı
nedeniyle ulaşım kıyıya paralel olarak yapılmış olan karayolu ile sağlanmıştır.
Bu sebeple de yerleşim yerleri kıyı şeridi üzerinde yer almış ve gelişmiştir.
Gelişen ve her geçen gün gelişmekte olan bu yerleşim yerlerinde,
kısıtlı arazi yapısı nedeniyle çoğu kez denizde dolgu yapılarak alanlar
kazanılması yoluna gidilmiş ve gidilmektedir. Kıyıda yapılan yapıların
kıyı-deniz etkileşiminin iyi analiz edilememesi kıyı hidrodinamiğini bozacağından
mevcut kıyı yapılarında beklenmeyen
hasarlar, liman içi dolmalarda artışlar, bu güne kadar stabil kıyılarda
erozyonların oluşması hatta ve hatta yapılmakta olan kıyı yapılarında zaman
içinde büyük olumsuzluklar kaçınılmaz olabilecek ve bunlar da zaman içinde
yeni önlemleri gerektirecektir.
|