.
.
.Bildiriler Kitabı:
. Türkiye
    Kıyıları 97
. Türkiye
    Kıyıları 98
. Türkiye
    Kıyıları 01
. Türkiye
    Kıyıları 02
. Türkiye
    Kıyıları 04

.
 Sipariş için:
. Türkiye
    Kıyıları 97
. Türkiye
    Kıyıları 98
. Türkiye
    Kıyıları 01
. Türkiye
    Kıyıları 02
. Türkiye
    Kıyıları 04

 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

.
Türkiye'nin Kıyı ve Deniz Alanları I.Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 97 KonferansBildiriler Kitabı; 

                                                          24-27 Haziran, 1997; Ankara, E.Özhan (Editör)


 

Kıyı Yönetimi
 

Birleşmiş Milletler Bölgesel Deniz Programları;

Karadeniz Çevre Rejimi

Şule GÜNEŞ

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü, 06531, Ankara. 

Tel: (312) 210 20 37, Fax: (312) 210 12 45,

E-posta: gunes@metu.edu.tr
 
 

Özet 

Çevre kirliliği ve ekolojik bozulma bakımından dünyanın en kötü durumda olan denizlerinden biri olarak gösterilen Karadeniz’de, deniz çevresinin ve kıyı alanlarının korunmasına ilişkin uluslararası düzeyde bir rejim oluşturulabilmesi doğu ve batı blokları arasındaki soğuk savaş koşullarının ortadan kalkması ile mümkün hale gelebilmiştir. Çevre sorunları ile karşı karşıya bulunan çeşitli denizlerde 1970 li ve 80 li yıllarda oluşturulan uluslararası çevre rejimleri, Karadeniz bakımından yirmi yıl gecikme ile başlamış olmakla beraber, sevindirici ve dikkat çekici olan durum, Karadeniz çevre rejiminin hukuksal ve teknik altyapısının diğer bölgesel rejimlerine göre çok daha kısa bir süre içinde hazırlanmış olmasıdır. Karadenize kıyısı olan Türkiye, Rusya, Ukrayna. Romanya. Bulgaristan. ve Gürcistan’ın bir araya gelerek oluşturdukları ve hukuksal altyapısını sırasıyla 1992 Bükreş Sözleşmesi, 1993 Odessa Bildirgesi ile 1996 Karadeniz Stratejik Eylem Planının oluşturduğu Karadeniz Çevre Rejiminin özelliği, çevre sorunları ile ilgili olarak küresel düzeyde yapılan ikinci dünya zirvesinden sonra gerçekleştirilen ve dolayısıyla Rio’da kabul edilen yeni ilkelerin hayata geçirildiği ilk örnek olmasıdır. Bu çalışmada Karadeniz çevre sorunlarının irdelenmesinden sonra, bu sorunların çözümlenmesi için Karadeniz çevre programı tarafından öngörülen modeli olumlu ve olumsuz yönleri ile değerlendirmeye çalışacağız.
 
 


Karadeniz Entegre Kıyı Alanları Yönetimi Politika ve Stratejileri

M. Remzi SÖNMEZ

DAMPO Ltd. Şti., YeŞilyurt Sokak, 14 / 6, 06690, Kavaklıdere, Ankara. 

Tel: (312) 418 28 86, Fax: (312) 468 08 75

Özet

Kendine özgü ekosistemi olan, zengin deniz ve kıyı kaynaklarına sahip ve dünyanın en önemli iç denizlerinden birisi olan Karadeniz ortamı son 30 yıldan bu yana çeşitli nedenlerle kirlenmiş, bozulmuş ve çevre ülkelerin ekonomilerini de olumsuz yönde etkileyen bir krize girmiştir. Karadeniz ortamındaki bu olumsuz değişimde birçok faktörün yanısıra, kıyı kaynaklarının yetersiz yönetimininde önemli payı bulunmaktadır. 

“Karadeniz’in Rehabilitasyonu ve Korunması için Stratejik Eylem Planı”, bu konuda “Kıyı alanlarının uygun yönetimini sağlamak amacı ile Karadeniz Bölgesi için koordine edilmiş, entegre kıyı alanları yönetim stratejilerinin geliştirilmesi”ni, bu amaçla da planlama sisteminde, yasal ve kurumsal, vb. alanda düzenlemeler ve uyumlaştırmalar yapılmasını öngörmektedir.

“Karadeniz Çevre Programı” kapsamında hazırlanan “Entegre Kıyı Alanları Yönetimi Politika ve Stratejileri” raporu, bu alana ilişkin politika ve stratejileri geliştirmeyi ve bu amaçla yapılması gerekli eylemleri tanımlamayı amaçlamaktadır. 

Bu bildiride, “Karadeniz Çevre Programı” kapsamında hazırlanmış olan “Karadeniz Kıyı Alanları Yönetimi Politika ve Stratejileri” Raporunun sunulması ve tartışılması amaçlanmaktadır.
 
 


Rio Sonrası Entegre Kıyı Alanları Yönetimi; 

Türkiye Deneyimi

Şule GÜNEŞ1, Nilgün GÖRER2 , Arzu NURAY3

1Öğretim Görevlisi, ODTÜ, Uluslararası İlişkiler Bölümü.

E-posta: gunes@metu.edu.tr

2Doktora Öğrencisi, A.Ü., SBF, Kamu Yönetimi, Kent ve Çevre Bilimleri Kürsüsü. E-posta: nilgun@mikasa.mmf.gazi.edu.tr

3Kimyager, Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü.

E-posta: Cevreb-d@tr-net.net.tr
 
 

Özet:

1992 BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda kabul edilen en önemli belgelerden biri olan Gündem 21, deniz ve kıyı alanlarına ilişkin olarak ayrıntılı düzenlemelere yer vermektedir. “Okyanusların, Kapalı ve Yarı Kapalı Denizler de Dahil Olmak Üzere Tüm Denizlerin Kıyı Alanlarının ve Canlı Kaynaklarının Korunması, Rasyonel Kullanımı ve Geliştirilmesi” başlığı altında yer alan bu düzenleme kıyı devletlerini, kıyı alanlarını ve kaynaklarını sürdürülebilir kalkınma anlayışına uygun olarak kullanmaları konusunda yükümlülük altına sokmaktadır. Kıyı devletleri bu yükümlülük çerçevesinde, “Entegre Kıyı Alanları Yönetimi”(EKAY) anlayışına uygun olarak bölgesel ve ulusal düzeyde çeşitli çalışmalar başlatmışlardır. Bu çalışmada EKAY, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası andlaşmalar ve andlaşma niteliğinde olmayan belgeler ve bu düzenlemeler çerçevesinde ulusal düzeyde gerçekleştirilen düzenleme ve uygulamalar kapsamında değerlendirilecektir.
 
 


Kıyı Alanları Yönetiminde Kurumsal Düzenlemelerin Ön Koşulları

Melih BİRSEL

İstanbul Varlığını Koruma Grubu. Tel:(212) 293 82 27 – 251 68 44

Fax: (212) 293 82 27 – 245 02 28

Özet

30 Yılı aşan bir süre içinde, Uluslararası toplantı kararlarını imzalayıp TBMM’ince onaylanmasına karşın, ülkemizin 8.000 km’lik kıyılarını, göl ve akarsularımızı koruyamadığımızı biliyoruz.Çıkarılan yasaların üretilen kurum, kuruluş ve Vakıfların bu amaçla çok etkili oldukları kanısında değiliz.Bu sonuçta 4 ana nedenbulunmaktadır:

Karar ve uygulamada çok başlılık

Araştırmaya gerekli kaynak ve süre ayırmamak alışkanlığı

Ulusal boyutta fiziki bir planın bugüne kadar gündem dışı bırakılması

Uygulama ve kontrolün aynı kurumca yapılması 
 
 


Yasal Konular, Politika
 
 
 
 

Kıyı Alanlarının Rasyonel Kullanımı ve Yönetiminde “Kamu Yararı” İlkesi

M. Ali AKKAYA, Cem GAZİOĞLU, 

Zeki Yaşar YÜCEL, Dr. Selmin BURAK

“Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılarla kıyıları çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” 1982 Anayasası Madde.43

Özet

Ekonomik anlamda iktisadi kalkınma sürecinde doğal kaynaklar tüketilmektedir. Bu süreçte doğal kaynakların korunması, sürdürülebilir, dengeli ve sağlıklı bir yaşama ortamının devamı ve bu doğal mirasın gelecek nesillere aktarılması sürecinde toplumsal yararın nasıl gerçekleştirileceği tartışılmaktadır. Kıyı kullanımı konusunda nasıl bir sosyal denge sağlanarak Anayasada öngörülen “kamu yararı” (public interest) ilkesi gerçekleşmiş olacaktır. Çalışmamızın esası “kamu yararı” ve “kıyıların kullanımı” ilişkisini kurarak Anayasada öngörülen kıyıların kullanımının kamu yararı içerikli olmasına katkıda bulunacak yasal-idari-politik-sosyal ve toplumsal değerleri irdelemektir.
 
 


Kıyının Tüzel Yapısı ve Bu Yapıyı Belirleyici Yargısal ve Yönetsel Kararlar

Halil AKDENİZ

A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, ve Harita Genel Komutanlığı, 06100, Dikimevi, Ankara. Tel: (312) 363 85 50 / 2325

Özet

Kıyısal değerlerin korunması çevre dostu planlama ile olası görünmektedir. Planlama ise doğrudan tüzel yapı tarafından belirlenir. Süreç içinde tüzel yapıda sürekli bir değişim gözlenmektedir. Kıyının tüzel yapısındaki bu değişimin yargısal ve yönetsel kararların mücadelesi sonucu ortaya çıktığı söylenebilir.

Çalışmada, kıyının bugünkü tüzel yapısı, bu yapıya ulaşmasını sağlayan yargısal kararlar ve yargı ile yönetim arasındaki mücadele ortaya konmaktadır. Anayasa mahkemesi ve diğer yargı kararlarına rağmen kıyıların toplum yararına aykırı olarak kullanıma açılmasının temelinde rant kaynaklı çıkar çatışmalarına dayalı yönetsel ödünlerin yattığı söylenebilir.
 
 


İzmir Kenti’nde Kıyı Alanlarının Kullanımı

Doç.Dr. Huriye KUBİLAY

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Deniz Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı, 35160, Buca, Dokuzçeşmeler, İzmir. 

Tel: (232) 420 18 24, 440 66 66, Fax: (232) 420 18 27

Özet

Kıyılar, gerek doğal dengenin korunması ve gerekse ülke ekonomisi açısından büyük bir öneme sahiptirler. 

Kıyıların korunmasında insanların duyarlı davranışlarının yanısıra uygun hukukî düzenlemelerin varlığı da önem taşımaktadır.

Antik çağlardan bu yana canlı bir kıyı kenti olan İzmir kıyıları ne yazık ki ciddî sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır.

Bu çalışmanın amacı, Türk Hukukunda kıyı alanlarına ilişkin hükümler ile İzmir Kenti’nde kıyı alanlarının kullanımında karşılaşılan sorunlar ve başvurulan hukukî önlemler üzerinde durmaktır. 
 
 


Kıyı Alanları Yönetimi ve 

Mahalli İdarelerin Reformu Yasa Tasarısı

Seyhun ÖRS

Turizm Planlama Uzmanı, Turizm Bakanlığı, APKK Başkanlığı, İsmet İnönü Bulvarı, No: 5, G Katı, 06100, Ankara.

Tel: (312) 212 39 97, 491 28 52, Fax: (312) 212 83 97,

E-posta: motswc@bir.net.tr

Özet

Bu gün için Türkiye'de etkin ve bütünleşik bir kıyı alanları yönetimi olduğu ileri sürülemez. Arazi kullanım ve yerleşme düzeninin planlanması ve bu planların uygulanması, kıyılarda ve karasularında su ürünlerinin üretilmesi ve yakalanması, kıyının, deniz ya da göl dibinin doğal malzemesinin başka amaçlarla kullanılmak üzere alınması, kıyı ve denizin ya da akarsu ya da gölün kentsel ve endüstriyel atıklar için bir reseptif ortam olarak kullanılması, denizlerden ve iç sulardan endüstri ve enerji tesislerinde soğutma suyu olarak yararlanılması, denizlerin sağlık amacıyla kullanılması, deniz, hava ve kara ulaşımı altyapısının kıyılarda ve deniz ve göller doldurularak kazanılan arazilerde yapılması gibi çok sayıda konunun her biri birden fazla kuruluşu ilgilendirmektedir. 

Mahalli İdarelerin Reformu Yasa Tasarısı halen Merkezi Hükûmet organlarınca yürütülen birçok konuyu İl Özel İdaresi kanalıyla Vilayet'e, kısmen de Belediye'ye devretmektedir.

Ancak, görevlerin gerekli eğitim, deneyim ve yeterliğe sahip kişilerce üstlenilmesinin güvenceye alınması, karar sürecinin ve uygulama denetiminin saydamlaştırılması ve demokratikleştirilmesi, yargının hızlı müdahelesi sağlanarak onarımı olanaksız yıkım ve zarara yol açılmaması, sorumlulukların yasalarda açıkça tanımlanarak kişilerin davranışlarının sorumluluğundan kaçmasının önlenmesi gibi bir çok açıdan, yasa tasarısının eksikliklerinin giderilmesi gerekmektedir.
 
 


Deniz Politikasının Kavramsal Analizi

Prof. Dr. Ertuğrul Doğan, 

Ertan Ersoy, Çağatay Özdemir

İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, No:1, 34470, Vefa, İstanbul. Tel: (212) 528 25 39, Fax: (212) 526 84 33

Özet

Deniz politikası kavramını siyaset bilimi disiplini içersinde değerlendirmek daha doğrudur. Siyaseti ülke, devlet, insan yönetimi olarak tanımladığımızda ‘Deniz Politikası’ nı da coğrafi bir ölçüt olan deniz ile sınırlı bir alanda ülke, devlet ve insan yönetimi olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda deniz politikasının kapsamına devletin deniz ülkesi, devletin buralardaki egemenliğinin sınırları, buralarla ilgili yönetsel kuruluşlar, ulusal hukuk - uluslararası hukuk ilişkisi gibi unsurlar girmektedir. 

Diğer bir taraftan siyaseti; ‘bir orgüt ya da bir örgüt baş yöneticisinin önemli konularda benimsediği tutum, ya da genel yönelim, izlediği yol ve yöntem’ olarak tanımladığımızda ‘Denizcilik Politikaları" kavramına uygun düşen bir yaklaşım içersine girmiş oluruz. Bu anlamıyla da daha çok uygulamada karşılaşılan ve her ülke ve hatta denizcilik sektörünün her bir alt dalı için ayrı politikalar ve sorunlara yönelik ayrı ayrı çözüm önerileri sunan bir nitelik arzedecektir. 

Şimdi deniz polititikasının konuları şöyle sıralanabilir. 

  • deniz politikası – ekonomisi - hukuku ilişkisi, 
  • sefer güvenliği ve deniz kirliliği, 
  • deniz alanlarından ve kaynaklarından yararlanma, 
  • denizlerde bilimsel araştırmalar yapma, 
  • deniz alanlarının sınırlandırılması, 
  • uluslararası deniz kuruluşları ve ilgili kuruluşlar, 
  • Türk deniz politikası.
Deniz politikası – hukuku - ekonomisi ilişkisini incelediğimizde, değişkenlerin dinamik bir süreç ve karşılıklı etkileşim içinde var oldukları gerçeği karşımıza çıkar. Dünyada nüfusun artmasına karşılık kaynakların azalması, insanlığı yeni kaynaklar aramaya yöneltmiş ve burada denizler hem sağladığı ulaşım kolaylığı ile hem de içinde bulundurduğu zengin besin ve maden kaynaklarıyla uluslararası politikada en önemli mücadele alanı olmuştur. 

20.yy' a gelindiğinde paradoksal bir şekilde yukarıda söz ettiğimiz ülkelerde çevre sorunlarına duyarlılık ortaya çıkmış ve bu duyarlılık politik alanda kendini ifade etme olanağı bulmuştur. 1972' de Stockholm' de B.M. İnsan Çevresi Konferansı gerçekleştirilmiştir. Daha sonra bunun bir benzeri 1992'de Rio' da gerçekleştirilmiş ve buralarda diğer birçok konu yanında deniz çevresi kirliliğine de değinilmiştir.

Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle insan oğlu denizlerin çok derinlerine inebilme ve buralarda bilimsel araştırmalar yapma olanağı bulmuştur. Yapılan bu araştırmalar, deniz dibinin petrol ve çeşitli madenler açısından çok büyük bir zenginliğe sahip olduğunu göstermiştir. Bu kaynakların özellikle açık denizlerde kimin tarafindan işletileceği tartışma konusu olmuş ve bu tartışmalar yapılan uluslararası konvansiyonlara damgasını vurmuştur.

19.yy' da egemen olan görüşün sonucu olarak, denizler, ‘devlet egemenliğine uyruk’ deniz kesimleri (kara suları) ve ‘egemenliğe uyruk olmayan’ deniz kesimleri (açık denizler) olarak ikiye ayrılıyordu. Bu ayrıma, o dönemdeki ticari gereksinmelere de teknolojinin olanaklarına da uygun düşüyordu. 

20.yy' da ortaya çıkan gelişmeler bu ayrımın yetersiz kalmasına neden oldu. B.M Genel Kurulu' nun 1947'de başlattığı ilk çalışmalar sonucu 1958' de Karasuları ve Bitişik Bölge Konvansiyonu, Açık Denizler Konvansiyonu, Kıta Sahanlığı Konvansiyonu, Açık Denizlerde Balıkçılık ve Canlı Hayvanların Korunmasına Dair Konvansiyon olarak dört ayrı düzenleme yapılmıştır. 

Bunun ardından ortaya çıkan gelişmeler 1974'de yeni çalışmaların başlatılmasına neden olmuş ve bu çalışmalar sonucu 1982'de Montego Bay'da B.M. Deniz Hukuku Konvansiyonu kabul edilmiştir. 

Yukarıdaki süreç, denizlerde sürdürülen faaliyetleri organize eden yeni hukuksal düzenlemeler oluşturan ve bunların uygulanmasını denetleyen bazı uluslararası kuruluşları da ortaya çıkarmıştır. Bu kuruluşların en önemlisi B.M. Teşkilatına bağlı bir uzmanlık kuruluşu olan IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü) 'dur. Kuruluş denizlerde seyir ve yolcu güvenliğini sağlamak ve deniz kirliliğini önlemek amacıyla 1948'de Cenevre'de toplanan B.M. Denizcilik Konferansı sonucunda IMCO adıyla kurulmuş ve 1982' de de IMO adını almıştır. 

Türkiye geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde çok yönlü çıkar çatışmalarına sahne olan hassas bir cografi konuma sahiptir. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının düğüm noktası olarak dünyanın jeopolitik merkezini teşkil eden Akdeniz ve Ortadoğu' nun tam ortasında bulunması ve bu genel konum içinde stratejik maddelerin üretici ve tüketici ülkelere taşınmasını sağlayan ulaştırma yollarını kontrol eden coğrafi mevkii ile Türkiye bö1gede emelleri olan dış güçler için cazip bir stratejik hedeftir. 

Ekonomik açıdan da yaklaşırsak denizlerin ülkemiz için sahip olduğu önemi daha iyi kavrayabiliriz. Türkiye ihracatının %72' sini ithalatının ise %95' ini deniz yoluyla yapmaktadır. İthal edilen petrolün % 85 'i deniz yoluyla yurda getirilmektedir. Bu durum askeri malzeme akışı için de geçerlidir. Bunun dışında yakın gelecekte Bakü -Ceyhan boru hattının da devreye girmesi sözkonusudur. Bu taktirde tanker trafiğinde yıllık 24 milyon tonluk bir artış meydana gelecektir.

Ülkemiz denizciliğinin hem sektörel hem de ulusal ölçekte var olan sorunlarına karşın büyük bir gelişme potansiyeline de sahip olduğunu görmekteyiz. Bu sorunların hem ulusal hem de sektörel hedeflere yönelik olarak oluşturulmuş ve genel ulusal hedefler içinde ifadesini bulan her aşaması büyük bir titizlikle hayata geçirilecek denizcilik politikaları ile çözüleceğine ve mevcut potansiyelin de bu sayede harekete geçirileceğine inanıyoruz. 
 
 


Biyoçeşitlilik ve Özel Çevre Koruma Bölgelerinin Yönetimi
 
 
 
 

Türkiye Kıyıları Aydıncık - Taşucu Deniz Mağaralarının Araştırılması

Serdar HAMARAT1, Haldun ÜLKENLİ1,

Gökhan TÜRE1, Doç.Dr. Serdar BAYARI2





1ODTÜ - Sualtı Topluluğu, Sualtı Araştırmaları Derneği, Mağara Dalışı ve Araştırmaları Grubu, madag, Ankara.

E-posta: hamarat@derinsu.com

2Hacettepe Üniversitesi, Uluslararası Karst Su Kaynakları, Uygulama ve Araştırma Merkezi, UKAM, Ankara. 

E-posta: serdar@eti.cc.hun.edu.tr

Özet

Türkiye, sahip olduğu yüksek karstik potansiyeli ile yıllardır mağarabilimcilerin, jeologların ve hidrojeologların çalışma alanını oluşturmuştur. Kara mağaralarında farklı amaçlarla çeşitli çalışmalar MTA, UKAM, DSİ ve amatör dernekler tarafından yürütülmüş, ancak sualtı mağaraları ve mağaraların sualtı pasajlarının araştırılması konusunda ülkemizde yapılan çalışmalar çok yetersiz kalmıştır. Mağara Dalışı ve Araştırmaları Grubu (madag) mağaraların araştırılmasında bu eksiği tamamlamak ve bilimsel çalışmalar için veri toplamak amacıyla etkinliklerini yürütmektedir. Bildiriye konu olan çalışmada yeraltı sularının denize deşarjı, kıyı bölgelerinin jeolojik yapısı ve deniz mağaralarının flora ve faunası hakkında veri toplanması amaçlanmış, toplanan veriler bilgisayar ortamında bir veri tabanına işlenmiştir. Çalışma kısaca DEMA - Deniz Mağaraları Envanter Projesi olarak adlandırılmıştır. Bu çalışmayla Türkiye kıyılarının ayrı bir doğal değerine ve belki de ayrı bir doğal kaynağına dikkat çekilmek istenmiş, konuyla ilgili yeni araştırmalar için itici güç olmak hedeflenmiştir.
 
 


Foça Adalarının Ornitolojik Açıdan 

Değerlendirilmesi

Sühendan KARAUZ, Cem O. KIRAÇ,

Marianne THEUNISSEN

Sualtı Araştırmaları Derneği - Deniz ve Kıyı Kuşları Araştırma Grubu (SAD/DEZKUŞ), PK: 245, Yenişehir, 06443, Ankara, Turkey. 

E-posta: karauz@surf.net.tr

Özet

Türkiye kıyıları açıklarında yaklaşık 159 ada bulunmasına rağmen bu adalarda gerçekleştirilen biyolojik envanter çalışmaları son derece azdır. Bu boşluğu bir ölçüde doldurabilmek amacıyla Foça adalarında araştırmacılar tarafından Mart-1993 ile Mart-1996 tarihleri arasında avifauna tespit çalışmaları gerçekleştirilmiştir.

Foça adaları; İzmir Körfezi’nin çıkışında yer alan Foça Kasabası’nın açıklarındaki 6 adadan oluşan adalar grubudur. Bu adalar, en büyüğü Orak Adası (93 ha.) olmak üzere, İncir (18 ha.), Fener (14 ha.), Hayırsız (5 ha.), Kartdere (2 ha.) ve Metalik adalarından (1.5 ha.) oluşmaktadır. Hayırsız ve Kartdere adalarının dışında Foça adalarının tamamı, 1990 yılında “Özel Çevre Koruma Alanı” olarak ilan edilmiştir. Bölgede 6 adayı içine alacak şekilde kuzeyde Aslan burnu ile güneyde Deveboynu burnu arasında kalan tüm alan “Akdeniz Foku ve Deniz Koruma Alanı” dır. Bölgede yaptığımız araştırmalar neticesinde, adalar, üreyen tepeli karabatak popülasyonu ile Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları’ndan bir tanesi olarak belirlenmiştir (YARAR ve MAGNIN, 1997). 

Bu makale, 1993-96 yılları arasında bölgede yapılan düzenli çalışmalar ile farklı araştırmacılar tarafından sağlanan kuş gözlem kayıtlarının sonucunu içermekte ve bölgenin avifaunasını toplu olarak vermektedir. Foça adalarında toplam 68 kuş türü kaydedilmiştir. 

Foça adalarında insan baskısının olmaması, adaların deniz kuşları açısından önemli bir üreme alanı olmasına neden olmaktadır. Adalarda 4 tür deniz kuşu üremektedir. Gümüş martıLarus cachinnans İncir Adası hariç bütün adalarda, tepeli karabatak Phalacrocorax aristotelis desmarestii Metalik hariç bütün adalarda, sumru 

Sterna hirundo ve küçük sumru Sterna albifrons ise sadece Orak Adası’nda üremektedir. Gümüş martı, 257 çift (1994 üreme döneminde), 300-320 çift (1995); tepeli karabatak, 59 çift (1994), 50 çift (1995); sumru 29 çift (1994), 60 çift (1995) ; küçük sumru 10 çift (1994), 20 çift (1995) olarak kaydedilmiştir. Ayrıca, 1 çift (1994-95) poyrazkuşuHaematopus ostralegus ve 1 çift akça cılıbıtCharadrius alexandrinus (1993-95 yılları arasında) ile 2 çift (1993-95) ve >5 çift (1996-97) angıtTadorna ferruginea Orak Adası’nda üremiştir. 

Foça adalarının yüksek ve dik yarları bazı yırtıcı kuşların üremesi için uygun habitatlardır. Orak Adası’nda küçük kerkenez Falco naumanni 3 çift (1993-95) ve 2 çift (1996); Fener ve Hayırsız adalarında kerkenezFalco tinninculus 2 çift (1993-96); Kartdere Adası’nda doğan Falco peregrinus 1 çift (1993-95) üremiştir.

Adalar diğer kuş grupları içinde üreme, barınma ve göç döneminde konaklama alanı oluşturmaktadır. Yelkovan kuşlarıPuffinus yelkouan göç döneminde gruplar halinde Foça adalarının açıklarından geçmektedir. Maskeli ötleğenSylvia melanocephala Metalik hariç tüm adalardaki makilerde, taş kuşu Saxicola torquata ve kınalı keklik Alectoris chukar ise Orak Adası’nda üremektedir. Yaz göçmeni olan akkarınlı sağanApus melba’nın Kartdere, Hayırsız ve Orak Adalarındaki kayalık yarlarda koloni halinde ürediği tespit edilmiştir.
 
 


Korunan Kıyı Alanlarının Yönetimi İçin

Biyoçeşitliliğin Değerlendirilmesi

Hakan ALPHAN1, Doç.Dr. K.Tuluhan YILMAZ2

Ç.Ü. Z.F. Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330, Balcalı, Adana. 

Tel: (322) 338 64 45, Fax: (322) 338 61 89

1 E-posta: alphan@pamuk.cu.edu.tr

2 E-posta: tuluhan@pamuk.cu.edu.tr

Özet

Günümüzde kıyı alanları üzerindeki ekonomik faydalanma talepleri genellikle, geriye dönüşü mümkün olmayan büyük kayıplara yol açmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde doğal kaynaklar üzerindeki bu talep, doğa koruma kavramı ile kıyaslandığında daima öncelikli olarak değerlendirilmektedir. Yeraltı sularının depolanması, taşkın kontrolü, kıyı stabilizasyonu, besin maddelerinin tutulması ve aktarılması yolu ile besin zincirinin desteklenmesi gibi işlevlere sahip olan kıyı kumulları ve gerisindeki sulak alanlar, tarım, turizm, sanayi ve ulaşım gibi farklı alan kullanımlarının yarattığı antropojen etkiler altında bulunmaktadır. Bu nedenle doğa koruma potansiyeli açısından büyük önem taşıyan bu alanların rasyonel yönetimi, planlama kapsamında önemli bir yer tutmaktadır. Kıyı kumulları, orman ve sulak alan ekosistemlerini bulunduran Yumurtalık Dalyanı Tabiatı Koruma Alanı için günümüze kadar ekolojik anlamda özel olarak herhangibir çalışma yapılmamış, bu nedenle de bir yönetim planı oluşturulması mümkün olmamıştır. Bu çalışmada; Seyhan, Ceyhan ve Berdan delta sistemlerinin doğudaki sınırını oluşturan Tabiatı Koruma Alanı (TKA) ölçeğindeki flora ve habitat gözlemlerinin yanısıra, geçmişte tüm delta sistemi için yapılan ekolojik bazlı çalışmalardan sağlanan veriler koruma alanı ölçeğinde özelleştirilmiştir. Toplanan verilerin yorumlanması ile biyoçeşitlilik ve doğallık parametreleri yardımıyla, koruma-kullanma dengesinin sağlanması açısından yönetsel yaklaşımlar getirilmiştir.
 
 


Olimpos-Beydağları Sahil Milli Parkı Örneğinde Türkiye’de Kıyı ve Deniz Parkları

Dr.Veli ORTAÇEŞME,

Yrd.Doç.Dr. Osman KARAGÜZEL, Meryem ATİK

Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Antalya. Tel: (242) 227 45 60, Fax: (242) 227 45 64

E- posta: v.cesme@agric.akdeniz.edu.tr

Özet

Dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun bağımlı olduğu kıyısal ve denizel kaynakların korunması konusu son yıllarda artan bir ilgi görmektedir. Uluslararası girişimlerin yanısıra, ülkeler de bireysel olarak kendi kıyısal ve denizel ekosistemlerini temsil edici nitelikte bir koruma alanları sistemi oluşturma çabası içine girmişlerdir. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye'de Akdeniz ve Karadeniz'in olağanüstü güzel jeomorfolojik gösterileri, plajları, koyları, şelaleleri, zengin bitki örtüsü ile birleşerek birbirinden güzel kıyı peyzajları sergilemekte ve bütün bu özellikleri ile ülkemiz kıyı ve deniz parklarının oluşturulması için önemli bir potansiyel göstermektedir.

Bu bildiride, 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu’na göre T.C.Orman Bakanlığı’nca ilan edilmiş ülkemizdeki üç kıyısal milli parktan birisi olan Olimpos-Beydağları Sahil Milli Parkı deneyimi esas alınarak, ülkemizde bu konudaki eksiklikler tartışılmakta ve ülkemiz kıyılarını temsil edici nitelikte bir kıyı ve deniz parkları sistemi oluşturulmasına yönelik önerilere yer verilmektedir.
 
 




Özel Çevre Koruma Bölgelerinde 

İl Özel Yönetimleri ve Kıyı Problemleri

Kadriye ADAY1, Kayhan KAVAS2

1 Çevre Bakanlığı-Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, Koza Sk., No:32, 06700, GOP, Ankara Tel: (312) 440 69 19 Faks: (312) 440 85 53

2 Ortaca Kaymakamı, Ortaca, Muğla. 

Tel: (252) 282 29 70, Faks: (252) 282 29 72

Özet

Ülkemizde çevreye ilişkin önleyici, koruyucu, iyileştirici ve geliştirici hizmetler yerel yönetimler tarafından yürütülmektedir. Yerel yönetim birimlerinden il özel yönetimleri, yasalarla kendilerine verilmiş çevreye ilişkin görevleri, kendi akçal kaynakları, kendi birimleri ve personeli eli ile çok sınırlı hizmetler üretebilmektedirler. Dolayısıyla yerel alanda çevre hizmetleri, esas itibarı ile merkezin taşra kuruluşları aracılığı ile yürütülmektedir. Ve yürütülmekte olan bu hizmetler açısından il özel yönetimlerinin önemleri yadsınamayacak bir gerçektir.

1913 yılında kurulduklarında il özel yönetimlerine bayındırlık, eğitim, sağlık, tarım, hayvancılık, ormancılık, ekonomi ve sosyal yardım alanlarında çok geniş görevler verilmiştir. 1989 yılında ise, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuştur. Ve doğal, kültürel ve tarihi değerlere sahip bazı bölgeler, Bakanlar Kurulu Kararı ile Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmişlerdir. Bu bağlamda, bu bölgelerde İl Özel Yönetimleri ile Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı arasında özellikle bayındırlık ve imar konularında bir eşgüdüm zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Özel Çevre Koruma Bölgelerinde, ilgili mevzuat hükümlerine göre çevrenin korunması, geliştirilmesi ve yapılaşması hakkındaki esas ve usuller Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı’nca hazırlanır. Söz konusu esas ve usuller çerçevesinde bölgelerdeki faaliyetlerle ilgili tedbirlerin alınması ve kontrolü yetkisi bütünüyle il özel yönetimlerine aittir.

Bu çalışmada, Özel Çevre Koruma Bölgelerinde il özel yönetimlerinin özellikle kıyı problemlerine yaklaşımları ve bu problemlere nasıl sahip çıkabildikleri örneklerle açıklanmağa çalışılacaktır. Bu problemlerden; kıyılardaki kaçak yapılaşmalar, günübirlik düzenlemeleri ve çöp sorunu ağırlıklı olarak ele alınacak konular arasında olacaktır. Ayrıca, Özel Çevre Koruma Bölgelerinde il özel yönetimlerinin görev ve sorumlulukları nasıl daha iyiye kavuşturulabilir sorusunun yanıtları verilmeye çalışılacaktır.
 
 


Koruma ve Eğitim
 
 
 
 

Deniz Memelileri Araştırmalarında 

Toplumsal Bilinçlendirmenin Önemi

Elif KARAER, Nuray GÜVEN

Sualtı Araştırmaları Derneği-Deniz Memelileri Araştırma Grubu (SAD/DEMAG), PK 420, 06440, Yenişehir, Ankara.

Tel/Fax: (312) 231 65 01, E-posta: nguven@aidata.com.tr

Özet

Deniz Memelilerinin Cetacean ordosuna dahil olan; yunus, balina ve porpoiseler Türkiye ve Dünya deniz ekosistemi için büyük önem taşımaktadır. Deniz memelilerinin korunması konusu oldukça karışıktır. Fikirler ayrılır, ilgiler farklıdır. Deniz memelilerini korumak isteyenler bunu ortak bir çerçevede yapmalıdır. En etkili koruma programı olan "Global Koruma Programı" için deniz memelileri populasyon araştırmaları temel araç olarak kullanır. Deniz memelileri populasyonlarının sonuçları, bizlere; koruma statüleri geliştirme ve deniz memelileri populasyonlarının yönetimi hakkında bilgiler sunar. 1984 yılında UNEP (United Nations Environment Programme) tarafından hareket planı hazırlanmıştır. Bu plan; politika usulleri, düzenleme ve koruma yönetimi, bilimsel araştırma, yasa hazırlanması ve uygulanması, toplumsal bilinçlendirme kategorilerini kapsamaktadır. Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) bünyesinde kurulan, Deniz Memelileri Araştırma Grubu (SAD/DEMAG); bu kategoriler çerçevesinde Türkiye’ de yunus, balina ve porpoiseleri topluma tanıtılması ve halkın bilinçlendirilmesi amacıyla bir dizi seminer vermiştir. Gerçekleştirilen seminerler sonucunda, seminere katılanlar arasında ortak bir dil oluşturulmuş ve temel düzeyde biyolojik ve ekolojik bilgiler katılımcılara verilmiştir. Bu bildiride SAD/DEMAG tarafından düzenlenen seminerler sonucunda yapılan anketlerle ortaya çıkan sonuçlar ve toplumsal bilinçlendirme çalışmalarının önemi ortaya konacaktır. Gerçekleştirilen araştırma projelerinin başarılı olabilmesi, toplumun bilinçlendirilmesi ve yapılacak araştırmalarda onlardan yardım alınmasıyla sağlanabilir. Yapılan ve yapılacak olan seminerler ileride gerçekleştirilecek birçok bilimsel çalışmaya temel oluşturacaktır.
 
 


Kıyı Yönetiminde Mavi Bayrak Projesinin Önemi

Erol GÜNGÖR

Türkiye Çevre Eğitim Vakfı, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, No: 121/22, 06570, Tandoğan / ANKARA, Tel: (312) 232 30 96, 

Faks: (312) 229 06 13, E-posta: turcev@escortnet.com

Özet

Mavi Bayrak Kampanyası kıyıların korunmasını öngören uluslararası bir projedir. Kriterleri yerine getiren plajlara verilen Mavi Bayrak ödülü, teşvik ve rekabeti artıran bir özelliğe sahiptir. Deniz suyu temizliği ve kıyı yönetimi konusunda yaptırımlar getirmesi ve aynı zamanda uluslararası standartlar doğrultuunda yürütülmesi kampanyanın önemini göstermektedir.
 
 


Eğitim, Halkın Katılımı 

ve Gönüllü Kuruluşların Rolü

Mehmet Harun TOPAY1, Huriye OĞUZ2

1 Meydan Kavağı mah., 1595. Sok., No: 102, Antalya.

Tel: (242) 312 05 59

2 Akdeniz Üniversitesi, Çevre Sorunları Uyg. ve Arş. Merkezi, Antalya. Tel: (242) 227 53 60, Faks: (242) 227 53 60

Özet

Dünya nüfusunun 1/3’ lük bir kısmının, tüm karaların yaklaşık 10.000’ de 3’ ü kadarlık bir yer kaplayan kıyı alanlarında yaşadığından hareketle, kıyı alanlarının kullanım ve korunmasında eğitim faktörünün olmazsa olmaz koşul olduğu görülecektir.

Kıyı yönetimiyle ilgili olarak örgün eğitim kurumlarında verilecek eğitimin yanı sıra radyo, televizyon, gazete ve dergilerde eğitici yayınlara yer verilerek kıyı alanlarının daha temiz ve rahat yaşanacak yerler olması sağlanmış olacaktır.

Kıyı yönetiminde başarıya ulaşmak için halkın katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Bu konuda halk örgütlenerek bilinçlendirilmelidir.

Şu anda bulunduğumuz noktada kıyılarımızın bizim desteğimiz olmadan yaşama şansının olmadığı açıktır. Bu yüzden çevre ile ilgilenen gönüllü kuruluşlara büyük sorumluluklar düşmektedir.

Bu konuda kendini sorumlu hisseden iş adamlarş ve gönüllülerce kurulan DENİZ TEMİZ – TURMEPA Derneği, bir dizi çalışmalarda bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Doğal Hayatı Koruma Derneği, Çevre Gönüllüleri Derneği, Çevre Girişimi Derneği, Deniz Ticaret Odası gibi sivil toplum örgütleri de çalışmalarını sürdürmektedirler.

Sonuçta, kıyı ve deniz kaynaklarının yönetimi ve geliştirilmesinde eğitim, halkın katılımı ve gönüllü kuruluşların rolü büyüktür.
 
 


Kıyı ve Deniz Biyolojisi
 
 
 
 

Son Otuzbeş Yılda İzmir Körfezinde Kaybolan Deniz Yıldızı (Clasis Asteroidae) Türleri

Prof. Dr. Sumru ÜNSAL

Ege Universitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Avlama İşleme Teknolojisi Bölümü, 35100, Bornova, İzmir. Tel: (232) 388 40 00 –13 10 

Fax: (232) 388 36 85, E-posta: Unsal@sufak.ege.eu.tr

Özet 

Bindokuzyüzaltmış'lı yılların sonunda yaptığımız araştırmalarla; Ege Denizi'nde 20 Asteroidae türünün yaşamakta olduğu saptanmıştı. Bunlardan 12 tür o tarihlerde İzmir Körfezi'nde de yaşamlarını başarıyla sürdürmeye devam ediyordu. Ancak son 30-40 yılda hızla artan kirlenme, körfezdeki binlerce fauna ve flora türünü etkileyerek yöreden tamamen yok olmasına ya da temiz Ege Deniz'i sularına çekilmesine yol açmıştır. Önceleri körfezin hemen her kesiminde yaşamakta olan bu denizyıldızları artık günümüzde büyük çoğunlukla iç ve orta körfezi terketmişler, hatta dış körfezin Egedenizi'ne kavuştuğu suların dahi ötesine çekilmişlerdir. 1960'ların son ikinci yarısında iç körfezde beş Asteroidae türü yaşarken günümüzde, en son 1986 yılında sadece bir türün (Asterina gibbosa) birkaç bireyine rastlanmıştır. Orta körfezde sekiz tür yaşarken günümüzde çok nadir olmak kaydıyla ancak dört tür kalmıştır. Dış körfezde de içe bakan kesimlerde değil, Ege Denizi yakasında ve oldukça azalmış ve zor rastlanır durumda yaşam savaşı vermektedirler.
 
 


Laurencia Obtusa (Hudson) Lamouroux ve Laurencia Papillosa (C.Agardh) Greville’nin Bileşenlerinin Mevsimsel Değişimi

Prof.Dr. Ö. O. ERTAN, Yrd.Doç.Dr. İ. TURNA, 

H. GÜLYAVUZ, Yrd.Doç.Dr. S. SAVAŞ, 

A. YÜCE, Ş. ATEŞ

S.D.Ü., Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 32500, Isparta.

Tel: (246) 311 64 60, Faks: (246) 311 64 66

Özet 

Bu araştırmada, kırmızı alglerden (Rhodophyta) Laurencia obtusa (Hudson) Lamouroux ve Laurencia papillosa (C.Agardh) Greville türlerinin; su, kuru madde, protein, lipid, karbonhidrat, inorganik madde, kalsiyum ve magnezyum içerikleri ile bazı ekolojik özellikleri mevsimsel olarak incelenmiştir. Çalışmada materyal olarak kullanılan alg örnekleri Antalya sahillerinden toplanmıştır.

Çalışma sonunda L. obtusa’nın karbonhidrat (Ortalama % 69.60), kalsiyum (ortalama % 26.90), magnezyum (ortalama % 6.03); L. papillosa’nın ise kalsiyum (ortalama % 26.63) içeriklerinin yüksek olduğu görülmüştür. 
 
 


Antalya Körfezi’nin Malakolojik Özellikleri

Doç. Dr. Ramazan İKİZ, Doç. Dr. M. Zeki YILDIRIM, Yrd. Doç. Dr. Fahrettin KÜÇÜK

Süleyman Demirel Üniversitesi, Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 

Isparta, Türkiye. Tel: (246) 311 64 60, Faks: (246) 311 64 66

Özet

Bu çalışmada, Antalya Körfezi¢ ni temsilen seçilen 6 istasyonun supralittoral, mediolittoral ve infralittoral zonlarında yayılış gösteren Mollusca türleri mevsimsel olarak araştırılmıştır. Araştırma bölgesi ve araştırma tekniklerine uygun olarak Placophora sınıfına ait 2 tür; Gastropoda sınıfına ait 51 tür; Bivalvia sınıfına ait 20 tür; Cephalopoda sınıfına ait 1 türün yayılış gösterdiği belirlenmiştir. 

Ayrıca araştırma istasyonlarına ait bazı fiziksel ve kimyasal parametrelerin ölçümleri yapılarak sonuçları metin içerisinde verilmiştir.
 
 


Kabuklularda (Bivalve-Mollusk) Algal Biotoksin ve İnsan Üzerindeki Etkileri

Aynur HİNDİOĞLU1, Serpil SERDAR2, 

Sefa YOLKOLU3

Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü, Bornova. 1 E-posta: Hindioglu@sufak.ege.edu.tr2,

E-posta: Serdar@sufak.ege.edu.tr3, E-posta: Yolkolu@sufak.ege.edu.tr

Özet

Su ürünleri üretiminde ve tüketiminde kabuklu su canlıları (Bivalve-Mollusc) da balık türlerinin üretimi ve tüketimi kadar önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizde henüz yetiştiriciliği yapılmaya başlanmamış olmasına karşın, Avrupa, Amerika ve Asya ülkelerinde yoğun miktarlarda ki üretim önemli bir potansiyeldir. Bununla birlikte, ülkemiz sularında birçok ekonomik tür bulunmakta ve doğal ortamdan avcılığı gerçekleştirilmektedir. Kabuklu su canlıları suyu süzerek beslendikleri için, ortamda bulunan ve süzebilecekleri boyutta olan her türlü organik ve inorganik maddeyi bünyelerine alırlar. Bu beslenme esnasında aldıkları maddeleri zararlı veya zararsız diye ayırmazlar. Bu maddeler direkt olarak kabukluyu etkileyebileceği gibi, endirekt olarak kabukluları tüketen canlıları da etkilemektedir.

Özellikle planktonik Dinophyceae üyelerinin ortamda aşırı miktarda üremeleri ile hücre yoğunluklarının 104-105/lt’yi geçmesi ile karotenoid grubu pigmentlerine bağlı olarak deniz suyuna turuncu-kırmızı-kahverengi bir renk vermeleri sonucu ilkbahar ve yaz mevsimleri başlarında meydana gelen red-tide olayları dünyanın birçok tropik ve sub-tropik bölgelerinde sürekli takip edilen önemli konulardandır. Bu olaylara neden olan bir hücrelilerin bazıları Neurotoxic Shellfish Poision (NSP) ve Parayltic Shellfish Poision (PSP) gibi hücre dışı (exo) ve hücre içi (endo) toksinleri içermeleri zaman zaman doğal afet niteliginde midye, istiridye ve balık ölümlerine neden olmaktadır. Özellikle zehir almış midye ve istiridye gibi kabukluların tüketimi sonucu, zehirlenme ve hatta ölümlere kadar varan sonuclar görülmektedir. 
 
 


Sulak Alanlar, Kumullar, Lagünler
 
 
 
 

Küçükmenderes Deltasında Sulak Alanlar 

ve Sorunları

Dr. İlker ATIŞ, Aslı ERDENİR, 

Ahmet TOMAR

DSİ II. Bölge Planlama Şube Müdürlüğü, 35100, Bornova, İzmir. 

Tel: (232) 435 51 00 

Özet

Küçükmenderes deltası, Küçükmenderes nehir havzasında nehirin denize dökül-düğü yerde yaklaşık olarak 7 165 km2 alanı kapsamaktadır. Küçükmenderes havzası Türkiye'nin batısında, Ege Bölgesi'nde yer almaktadır. Küçükmenderes havzası uzunluğuna 110 km. genişliğine ise 15 - 50 km. arasında değişmekte olup, ortalama 30 km genişliğindedir. Havzanın orta bölümünde, yoğunluğu tarım arazisi olarak kullanılan düz bir ova yer almaktadır.

Küçükmenderes nehrinin oluşturduğu alüvyonel ovada, 74 ha genişliğinde ve 4 m derinliğine sahip tatlı Çakal gölü, 75 ha genişliğinde ve 5 m derinliğindeki hafif tuzlu Gebekirse gölü ve büyük bataklıklar yer almaktadır. Bu göl ve bataklıklar Küçükmenderes deltasını oluşturmaktadır.

İlk çağlardan beri insanoğlunun dikkatini çekmiş olan 110 km uzunluğundaki Küçükmenderes nehri ve vadisindeki verimli topraklar tarımsal faaliyetlerde kullanıl-mıştır. Küçükmenderes deltasında son yıllarda tarımsal faaliyetler dışında yoğun alan kullanımlarının olduğu ve bu kullanımların da sulak alanları tehdit ettiği giörülmektedir. 1930'lu yıllarda ülkemizde sağlık sorunlarının başında gelen sıtma ile savaşım nedeniyle deltadaki mevcut bataklıkların büyük bir bölümünde kurutma işlemi yapılmıştır. Sağlık amaçları ile başlatılan kurutmalar daha sonra tarımsal amaçlı alan kazanımı talepleriyle devam etmiştir.

Ancak son yıllarda sulak alanların doğal denge ve diğer kullanımlar üzerindeki olumlu etkilerinin önemi dikkate alınarak kurutma faaliyetlerine son verilerek korunması gerekli alanlar kapsamına alınmıştır.

Ülke genelinde olan bu olumlu gelişmelere rağmen halen deltadaki alan kullanımları da doğal dengenin ve diğer kullanımların dikkate alınmadan uygulama-larının yapıldığı görülmektedir. Deltada bu kullanımların başında turizm faaliyetleri gelmektedir.

Bu çalışmada deltadaki sulak alanların korunmasının gerekliliği ortaya konarak, korumanın nasıl yapılacağı yönünde öneriler verilecektir.

Çalışmada deltanın sorunları irdelenirken sadece delta alanı ile sınırlı kalın-mayarak havza bütünü ile ilişkilendirilecektir. Özellikle deltadaki sulak alanların havza-da Devlet Su İşleri tarafından yürütülen master planı çalışmalarından nasıl etkileneceği irdelenecektir. Havza bütünü içinde konu ele alınırken deltanın içinde yeralan bölgelerin turizm alanı ilan edilmesinin sulak alanlar üzerinde olası etkileri ortaya konarak çözüm önerileri geliştirilecektir.
 
 


Belek (Antalya) Kıyı Kumulu

Prof.Dr. Turhan USLU

Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 06500, Ankara. Faks: (312) 212 22 79, Tel: (312) 212 60 30 / 2708

Özet

Belek Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde bulunan Serik-Side kıyı kumulunun 1951 ve 1994 hava fotoğrafları bilgisayar ortamında karşılaştırıldı. 43 yıllık süre içerisinde alanında %1.9, uzunluğunda %1.4, genişliğinde %9.0 ve kum tepelerinde %100 azalma olmuştur. Belek Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde bulunan kıyı kumul, kıyı tuzlu bataklıklar, kıyı makisi, kıyı ormanları ve dere ekosistemlerinin florası ve ilk üç ekosistemin vejetasyonu araştırıldı. Floraya ait 135 takson tespit edildi ve bunlardan üçü endemiktir. Vejetasyona ait 12 asosyasyon, 6 subasosyasyon ve 6 grupman tespit edildi. Bunlardan 5’i endemik asosyasyondur. Aksu çayı ile Club Asteria arasındaki kıyı kumulları ve Acısu nehri batısındaki tuzlu baktaklık korunmaya layık alanlardır.
 
 


Lara (Antalya) Kıyı Alanı ve Kumulları

Nihat DIPOVA1, Cem OĞUZ2

1 Akdeniz Üniversitesi, Teknik Bilimler M.Y.O., Kampüs, Antalya. 

Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85

2Akdeniz Üniversitesi, Müh.Fak., İnş.Müh.Böl., Kampüs, Antalya. 

Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85

Özet

Lara Kıyı Alanı Antalya’nın doğusunda 9 km uzunluğunda kumsalı ile doğal ve turistik değer taşır. Kumsal traverten falezlerinin doğuda alçalarak deniz seviyesine indiği yerde başlar ve Kundu Çayı’nın denize döküldüğü yere kadar uzanır. Lara kumsalının hemen arkasında Lara Kumulları yer alır. Kumulların üzerinde baskın olarak gözlenen Pinus Brutia ve Pinus Pineanın yanısıra, Akdeniz bitki örtüsünün tipik örnekleri olan Nerium Oleander, Vitex Agnus, Quercus ve Celtis Australis gibi bitki türleri bulunmaktadır. Çıplak kum üzerinde, Akdeniz Bölgesi’ne has bir geofit olan Pancratium yetişmektedir. Lara kumsalları Akdeniz’de soyu tükenmekte olan dev deniz kaplumbağalarının (Caretta Caretta) yumurtlama alanlarından biridir. 

Lara kumsallarında çok sayıda otel ve yaz kampı ile turistik faaliyet gösterilmektedir. Turizm ile birlikte alanın albenisi artmış ve kumsalın gerisinde yapılaşma hızlanmıştır. Ayrıca rant gelirine çabuk ulaşmak için tüm işlemler hızlanmakta, gerekli etüd ve planlamalar yapılmaksızın inşaatlara başlanmaktadır. Kıyı alanındaki zeminler jeoteknik açıdan olumsuzluklar içermektedir. Birçok bina zeminin bu özelliği yeterince bilinmeden yapıldığı için, zeminden kaynaklı hasarlara uğramıştır. 

Lara kumullarını oluşturan malzeme inşaat işlerinde “sıfır numara” adı verilen ve sıva işlerinde kullanım alanı bulan ince taneli kumdur. Bu nedenle kumul tepeleri yıllardan beri kum ocağı olarak kullanılmaktadır. Yerel yönetimin aldığı birtakım yasaklayıcı önleme karşın kum alımı kaçak olarak sürmektedir. Bu durum kumullara zarar verdiği gibi üzerindeki ormanı ve gerisindeki tarım alanlarını da olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada Lara kıyı alanında çevreye verilen zararlar belirlenecek ve bu zararların en aza indirilmesi için çözümler önerilecektir.
 
 


Tuzla Lagünü Çevresinde 

Tarımsal Kimyasalların Kullanımı

Gülay ÇETİNKAYA1

Prof. Dr. Türker ALTAN2

1Sankt-Peterburg Devlet Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, 190068, Sankt-Peterburg, Rusya Federasyonu. Faks: 007 812-316 58 72

2Çukurova Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Tel: (322) 338 65 45, Faks:(322) 338 61 89, Faks+Tel:(322) 224 63 24

Özet

Çukurova Deltası ülkemizin en önemli sulakalan sistemlerindendir. Bu bölgede yer alan Tuzla lagünü ve çevresi ise biyolojik çeşitlilik ve zenginlik bakımından olağanüstü değerler taşımaktadır. Son yıllarda insan baskıları ve özellikle de yeni tarım alanları açmak amacıyla bu alanlar tahrip edilmeye başlanmıştır. Ayrıca tarımda üretimi arttırmak için de oldukça yoğun olarak tarıımsal kimyasallar kullanılmaktadır.

Bu araştırmada Tuzla lagünü ve çevresindeki 14 köyde ürün bazında kullanılan tarımsal kimyasalların (gübre+pestisid) çeşitleri ve bölgede kullanılan toplam tarımsal kimyasal miktarı çiftçilerle yapılan anketlerle belirlenmiştir. Bu kimyasalların lagün ve kıyı ekosistemlerine olası etkileri ve etkiledikleri alanlar saptanmıştır. Tuzla'da bir üretim yılında 14 köy'de pamuk, buğday, mısır, yerfıstığı, karpuz ve turunçgillerde toplam 120,790.47 kg pestisid ve 14,063,997.00 kg mineral gübre kullanıldığı ve bu kimyasalların uygulandıkları tarım alanlarının yanında, lagün ve deniz kıyısı canlı yaşamını da olumsuz etkilediği belirlenmiştir.
 
 


Uydu Verileri İle Hızlı Bir Delta Gelişiminin İncelenmesi Aşağı Meriç ve Enez Deltaları

Cem GAZİOĞLU, Zeki Yaşar YÜCEL,

Dr. Levent EREL, Doç. Dr. Bedri ALPAR

İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Vefa, 34470 İstanbul. 

E-posta: debien@superonline.com

Özet

Günümüzde kuzeydoğu Ege Denizine akan Meriç Nehrinin batı kolu Yunanistan sınırları içinde kalmakta ve doğu kolu ise Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınır çizgisini teşkil etmektedir. Çok sık yatak değiştiren Meriç Nehri iki ülke arasında tartışma konusu olmuştur. Deniz yan sınırının başlangıç noktası ile bu sınırın denize olan uzantısının belirlenmesi karasuyu ve kıta sahanlığı sınırlamalarında göz önüne alınması gerekli önemli bir durumdur. Lozan Antlaşmasında deniz yan sınırının başlangıç noktası sabit bir koordinat ile tanımlanmamış olduğundan, deniz sınırı tam olarak belirlenmemiş durumdadır. Meriç’ in doğu kolu Aşağı Meriç Deltasının günümüzde deniz içindeki Enez Deltasının gelişiminden sorumludur. Aşağı Meriç Deltası terkedilmiş akış ağızları, farklı devreleri işaret eden kıyı setleri, kilometrelerce açıkta bulunan eski denizaltı deltası üzerine dik yamaçları ile bağlanan prodeltası ile zengin bir birim teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı, jeolojik, sismik, arkeolojik, oşinografik, ve uydu verilerinin yardımıyla hızlı bir delta gelişimi sonucu değişen kıyı çizgisi şeklini çıkartmak, Meriç Nehrinin gelişimi ve kıyı çizgisinin genel gidişine göre iki ülke arasındaki deniz sınırının belirlenmesi durumuna belgeler sunabilmektir. 

Geç Pleyistosen’de, kıta sahanlığı Riss-Würm buzul arası devrede deniz tarafından işgal edilmiş, Würm buzul çağında su yüzüne çıkmış ve Holosen’deki Flandr Transgresyonu sırasında tekrar deniz altında kalmıştır. Deniz sismiği verileriyle de desteklenen bu jeolojik gelişimi dışında, tarihi gelişimini gösteren eski haritaları, arkeolojik verilere göre çizilen muhtemel eski kıyı çizgileri Enez bölgesindeki büyük bir körfezin son 3000 yılda çok hızlı bir şekilde dolduğunu göstermektedir. Deltanın jeolojik ve yakın tarihteki gelişimi dışında güncel değişimlerini de ortaya koymak amacı ile uydu görüntüleri kullanılmıştır. Bu amaçla Landsat 5 Thematic Mapper (TM) verileri filtreleme ve zenginleştirme yöntemleri ile daha fazla detay verir hale getirilmiştir. Bölgenin bu çalışmada belirlenen 1992 yılındaki durumu ile gelecek yıllarda elde edilecek görüntüler karşılaştırılıp ileriye dönük projeksiyon yapılabilecektir. 
 
 


Canlı Kaynaklar ve Balıkçılık
 
 
 
 

Kıyı Alanı İçinde Balıkçılığın Yeri 

ve Urla Yarımadası Örneği

Doç. Dr. H. Tuncay KINACIGİL1

Vahdet ÜNAL2, Mustafa ERDEM3

Ege Üni., Su Ürünleri Fak., Avlama ve İşleme Tek. Böl.,Bornova, İzmir. Tel: (232) 388 0 1 10 / 130, Faks: (232) 388 36 85

1 E-posta: tkinacigil@sufak.ege.edu.tr

2 E-posta: vunal@sufak.ege.edu.tr

3 E-posta: erdem@sufak.ege.edu.tr

Özet

Kıyı alanına gösterilen yoğun ilgi, bu alanın özel durumunun doğal bir sonucudur. Dünya nüfusunun yarısından fazlasının kıyı alanlarında yaşaması çözümü pek de kolay olmayan bir çok problemin özellikle bu bölgelerde ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Adları kıyı ile birlikte anılan balıkçılık, turizm ve inşaat sektörleri bu bölgeye ayrı ayrı problemler taşımaktadır.. Diğer taraftan kıyı alanı içinde faaliyet gösteren madencilik, doğal park-sit ve eğlence alanları ve daha bir çok aktiviteyi de aynı kapsamda ele almak zorunluluğu vardır. Ancak tüm bunların içinde kıyı alanının gözardı edilemez ve belkide en eski faaliyeti balıkçılıktır.

Kıyı alanı yönetimi içinde balıkçılığı ele alırken kıyı kültür tesislerini ve kıyı avcılığını ayrı olarak ele alıp değerlendirmek gerekir. Kıyı balıkçılığı, doğayla barışık avcılık yönünde ağırlıklı olarak yerini almalı ve kıyı kültür tesislerinin durumu ekonomik yararları yanında ekolojik zararları da göz önünde tutularak incelenmelidir. Bu bağlamda, konu Urla Yarımadası örneğinde ele alınmış olup son yıllarda sayıları giderek artan kıyı kültür tesislerinin ve kıyı avcılığındabulunan balıkçıların bugünkü durumları ortaya konularak; sorunlarına kıyı alanı yönetimi bütünlüğü içinde çözüm getirilmeye çalışılmıştır.
 
 


Gırgır ve Trol Avcılığının

Karadeniz’deki Kıyı Balıkçılığına Etkileri

Mustafa ZENGİN, Yaşar GENÇ, Mustafa BAHAR

Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü, Trabzon.

Tel: (462) 341 10 53, Fax: (462) 341 10 53

Özet

Bu çalışmada Karadeniz’de ağ derinliği 150 m’ye ulaşmış gırgır ağlarının hamsi av sezonunda yoğun olarak kıyıya çok yakın sularda avlanmaları, aynı şekilde çevirme ağları grubu içerisinde yer alan voli ağlarının tamamen amaç dışı, hiçbir seçici özelliği bulunmayan trol ağlarının kontrolsüz kullanılması sonucu littoral zondaki bentik ve pelajik faunanın önemli ölçüde etkilendiği, yanlış ve kontrolsüz avcılık sonucunda henüz avlanma boyuna ulaşmamış hamsi, istavrit, mezgit, barbunya, kalkan gibi ekonomik öneme sahip balıkların stoktan çekildiği, bunun yanısıra şimdilik ticari olmayan ve ekosistemin alt gruplarını oluşturan populasyonların hızla yıpratıldığı görülmüştür. 
 
 


Deniz Balıkları Yetiştiriciliği ile Kabuklu Kültürünün Entegrasyonu

Yrd. Doç. Dr. Aynur HİNDİOĞLU

Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü, Bornova, İzmir. E-posta: Hindioglu@sufak.ege.edu.tr

Özet

Türkiye’de 1980’li yıllardan bu yana deniz balıkları üretiminde büyük bir gelişme olmuştur. Özellikle uygun koylarda, bugün 400’ün üzerinde irili-ufaklı ağ kafeslerde balık üretim çiftlikleri kurulmuştur. Balık besleme esnasında yapılan fazla yemleme ile bazı yemlerinbalıklar tarafından alınamadan kafes dışına çıkması, kullanılan kalitesiz yemler nedeniyle yemlerin besleme esnasında suda çözünüp parçalanması, balık dışkıları ve balık beslemenin bilinçli kişiler tarafından yapılmaması nedeniyle kafeslerin kurulduğu bölgelerde su kalitesinde bozulmalar gözlenmektedir. Deniz ortamına gelen bu girdiler mevcut ağ kafes ünitesinin bulunduğu koyun özellikleri ile değişir. Kafeslerin koylarda kirlilik yapmasını, koyun dar ve kapalı olması, fazla derin olmaması, su hareketlerinin (akıntıların) yeterli olmaması v.b. etkileyen önemli faktörlerdendir.

Denizlerde balık yetiştirme amaçlı kurulan veya kurulacak ağ kafes ünitelerinin suda herhangi bir kirlilik ve zeminde de birikim yapmaması için alınması gereken bazı önlemler vardır. Kafesler kurulmadan önce uygun yer seçiminin çok dikkatli yapılması hatta gerekiyorsa kıyı ötesi kafes sistemlerine geçilerek açık deniz alanlarından yararlanılması, yetiştirme alanının kapasitesi ölçüsünde projelendirme yapılması dikkate alınması gereken konulardandır.

Kafesler kurulduktan sonra ise kafes yakınlarında kabuklu su canlıları veya makroalg kültürü de yapılarak olabilecek bir kirlilik ile biyolojik bir mücadele yapılmış olurken aynı zamanda ek bir besinin üretimi de gerçekleştirilmiş olur. Kabuklu su canlıları (midye, istiridye, akivades, tarak, v.b.) suda süzebilecekleri büyüklükte olan (yaklaşık 30-40 mm) organik ve inorganik her türlü partikülü süzerek (filter-feeding) beslenmektedirler. Ağ kafeslerin bulunduğu alanlarda ise, yemlerin suda çözünmesi ile ortama önemli miktarlarda N ve P girdisi olmakta ve böylece fitoplankton türlerinin ortamda çoğalmasına izin verilmektedir. Ortalama büyüklükte bir midyenin günde 4-5 litre suyu süzdüğünü düşünürsek hiç de küçümsenmeyecek rakamlara ulaşabiliriz. Suyu süzerek beslenen canlılar ile deniz balıkları kültürleri birlikte yapıldığında, hem sudaki fitoplankton, hem de alabilecekleri büyüklükteki diğer partiküller bu canlılar tarafından değerlendirilerek ete çevrilmiş olur. Böylece hem üretici, hem de ülke ekonomisi açısından büyük bir kazanç sağlanmış olur.
 
 


Kıyı Alanları ve Balıkçılık Yönetiminde 

Yapay Resiflerin Kullanım İmkanları

Yrd.Doç.Dr. Altan LÖK

Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Urla-İskele, 35440, İzmir. 

Tel: (232) 752 11 62, Fax: (232) 388 36 85, 

E-posta: lok@sufak.ege.edu.tr

Özet

Genel anlamıyla yapay resifler, çeşitli amaçlar için dizayn ve inşa edilerek, deniz tabanına yerleştirilmiş yapılar olarak tarif edilebilir. Kullanım amaçları ülkelere göre değişmekle birlikte en yaygın olanları; balıkçılık üretimini arttırmak, kıyı erozyonunu önlemek (Japonya), sportif balıkçılık ve dalış aktivitelerini geliştirmek (ABD), yasadışı trolcülüğe engel olmak, küçük balıkçılığı korumak, deniz çayırları ekosistemini korumak ve desteklemek, kabuklu kültürü yapmak ve yetiştiricilik sonucu ağ kafeslerden kaynaklanan aşırı organik maddenin enerji çevrimine katılmasını sağlamak (Akdeniz ülkeleri) şeklinde sıralanabilir.

Türkiye’de 1989 yılında başlayan yapay resif projeleri küçük ölçekli olup, üniversite, kıyı belediyeleri ve balıkçı kooperatifleri arasında işbirliği ile yürütülmektedir. Bu güne kadar yürütülen projelerdeki amaçları; deniz çayırlarını yasadışı trollerden ve kıyı sürütme takımlarından korumak, olta balıkçılığını geliştirmek ve sportif dalışı desteklemek olarak sıralayabiliriz. 1989’da uygulanan ilk proje hariç tüm projelerde, demir iskelet ile güçlendirilmiş, herbiri farklı hacimde beş farklı dizaynda beton modüller kullanılmıştır. Projelerde kullanılan toplam resif hacimleri 30 m³ ' ten 320 m³ ' e kadar değişmektedir.
 
 


Türkiyede Uygulanan Yapay Resif Projeleri

Ali ULAŞ, Yrd. Doç. Dr. Altan LÖK, 

Prof. Dr. Sumru ÜNSAL

Ege Üniversitesi Su ürünleri Fakültesi, 35100, Bornova, İzmir.

Tel: (232) 388 40 00 / 1305, 1826, 1310, Fax: (232) 388 36 85,

E-posta: ulas@sufak.ege.edu.tr, E-posta: lok@sufak.ege.edu.tr,

E-posta: unsal@sufak.ege.edu.tr

Özet

Dünya’da yapay resif uygulamaları belirli amaçlar çerçevesinde 1950’li yıllarda başlamıştır.Yapay resif çalışmaları, yasadışı balıkçılığın engellenmesi, flora ve fauna olarak zengin olan kıyısal bölgenin korunması ve dalış turizmine yönelik sualtı görsel zenğinliğin arttırılması gibi amaçları hedeflemektedir.

Ülkemizde yapay resif çalışmaları 1989 yılında İzmir Körfezine eski troleybüs kasalarının atılması ile başlamış, bu çalışma belli bir sürede olsa körfez içi yasadışı trol balıkçılığını engellemiştir.1992 yılında ilk bilimsel amaçlı yapay resif çalışması Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi tarafından Urla-Hekim Adası kıyılarında gerçekleştirilmiş, ortamdaki tür ve birey sayısının artışına yönelik başarılı sonuçlar alınmış, çalışma halen gözlenmektedir. Bu çalışmayı 1995 yılında Çeşme-Dalyanköy, 1997 –Hekim Adası, 1998 –Ürkmez, 1998 –İskele Yapay Ahtapot resifleri,Zonguldak-Ereğli yapay resif projesi izlemiştir.Son uygulanan ahtapot (Octopus vulgaris Cuvier. 1797) yapay resifleri ülkemizdeki ilk türe özgü uygulanan yapay resif çalışması özelliğini taşımaktadır.

Bu çalışmada ülkemizde uygulanan çalışmaların yeri, amacı, materyal ve şekli, etkinliği’nin yanısıra bir yapay resif projesinin uygulama aşamaları belirtilmiştir. 
 
 


Balıkçılıkla İlgili Kıyı Tesisleri

M. Metin SONUVAR

Ulaştırma Bakanlığı, D.L.H. İnş. Gn. Md. Lüğü, Ankara, 

Tel: (312) 215 22 22, Fax: (312) 212 38 47

Özet

Balıkçılığının gelişmesi ve teşvik edilmesinde balıkçı barınakları şüphesiz çok önemli rol oynamaktadır. Bunun bilincinde olan ülkeler balıkçı barınaklarını basit bir kıyı tesisi gibi düşünmeyip fonksiyonlarını ve kapasitelerini sürekli artırmakta ve rasyonel bir yaklaşımla çevre ile ilişkilerini ön plana almaktadırlar. Ülkemizde ise balıkçılığa yeterince önem verilmemesi gerçeğinin altında yatan sebeplerin arasında kıyı tesislerimizin de yetersizliği yadsınamaz. Bu konuda bir iyi niyet ve çaba söz konusu ise öncelikle mevcut durum bilinmeli, yanlış olan bir şeyler varsa sebepleri araştırılmalı ve çözüm için Dünya’da neler yapılmakta olduğu öğrenilmelidir. Balıkçılıkta ileri düzeye ulaşmış bulunan Japonya ve Kuzey Avrupa Ülkelerini eğitsel ve görsel amaçla gezmekte, seminer ve konferanslara katılmakta yarar vardır.

Bildiri metninde, bu sektör kapsamında bulunan kıyı tesisleri net bir çerçevede tanımlanarak kategorilere ayrılmıştır. Bu konu yatırım boyutlarının tercihi ve fizibilitesi bakımından önemli bir unsur olacaktır. Hiç şüphesiz diğer önemli bir unsur da doğru yer seçimidir. Bu bağlamda fiziki planlama, demografik gelişime katkı, çevresel etkileşim ve ticari değer ana başlıklar olarak kabul edilebilir.

Balıkçılıkla ilgili kıyı tesislerimizin çok önemli yapısal sorunları vardır. Bu sorunlar ana başlıklar halinde belirtilmiş olup acil çözüm beklemektedir.

Ülkemizde son yıllarda yabancı uzman kuruluşların teknik yardım ve kredi katkıları ile gerek ulaştırma gerekse turizm sektöründe modernizasyon sağlanmaktadır. Ancak balıkçılık sektöründe benzeri bir aktiviteden söz etmek mümkün değildir.

Balıkçılıkla ilgili tesislerin ve balıkçı toplumunun geliştirilmesi, diğer bir ifade ile modernizasyonu en kısa zamanda gündem konusu olmalıdır.

Balıkçılık ve bu sektörle ilgili kıyı tesislerimizin gelişiminde mühendislik konuları iki grupta özetlenmiş ve daha iyi anlaşılabilmesi için kısa açıklamalar yapılmıştır.
 
 


Kıyı Turizmi
 
 
 
 

Eko-Turizmin Sosyal, Ekonomik 

ve Kültürel Katkıları

Yrd.Doç.Dr .Gülser ÖZTUNALI-KAYIR

Akdeniz Üniversitesi İ.İ.B.F, Kamu Yönetimi Bölümü, Kampüs, 07003, Antalya. Tel: (242) 227 85 44, Faks: (242) 227 44 54

Özet

Ekonomik ağırlıklı kabul edilen ancak ekolojik, sosyo-ekonomik ve kültürel bileşenler bütünü olan turizm etkinliği, günümüzde, sürdürülebilir turizm, ekolojik turizm, eko-turizm, yumuşak turizm, doğa turizmi gibi öz açısından benzer kavramlar çerçevesinde tartışılır ve uygulanır hale geldi. Turizmin evrensel olma niteliğinden kaynaklanarak sosyal, ekonomik ve kültürel yapılarla örtüşmesi, doğal çevrenin korunması, yerel halkın katılımının sağlanması ve yerel yönetimlerin işbirliği açısından eko-turizm olumlu katkılar sağlamaktadır. Ülke ekonomimize büyük parasal girdiler sağlayan turizm endüstrisinin, ekolojik ilkeler bazında çalışır hale gelmesi, turistler ve ulusal turizm sektörü bazında etik ilkelere dayalı olarak yürümesi, topluma, kültüre, doğaya ve ekonomiye duyarlı, ulusal ve yerel değerlerimizi güçlendiren bir evrensel turizm endüstrisi için uygun bir ortam hazırlayacaktır.
 
 


Batı Akdeniz Kıyıları Taşıma Kapasitesi

ve Ekoturizm

Doç. Dr. Tuncay NEYİŞÇİ

Akdeniz Üniversitesi, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu, Antalya, Tel: (242) 227 53 60, Faks: (242) 227 53 60

E-posta: neyi?çi@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr

Özet

Ağırlıklı olarak, kırdan kente, sanayiden hizmet sektörüne geçişin bir sonucu olarak,1970’li yıllar Turizmde köklü değişimlerin yaşandığı ve talebin yeniden biçimlendiği yıllar olmuştur. Batı Akdeniz Bölgesi başta olmak üzere, büyük bölümüyle eldeğmemiş Türkiye kıyılarının turizme açılması ve turistik yatak sayısının hızla artmaya başlaması bu köklü değişimden sonra, 1980’lı yıllarla başlamıştır. Değişimin yön ve niteliği iyi irdelenmeden, çok dar bir şerit üzerinde gerçekleştirilen yatırımlar, alternatifi bulunmayan doğal kıyı ekosistemlerinin taşıma kapasitelerinin çok üzerinde kullanıma açılmasına neden olmuştur. Kapasite aşımı kaynak aşınımını hızlandırmanın yanında, yarattığı kalabalık, gürültülü ve betonlaşmış kentsel çevre nedeniyle, ekonomik ve kültürel tüketimi yüksek turistlerin bölgeden uzaklaşmalarınayol açmıştır. Sonuçta bölge ucuz kitle turizmine mahkum olmak durumuyla karşı karşıya kalmıştır.

1980’li yıllarda sözü edilmeye başlanan ve 1990’lı yıllarla birlikte turizm ekonomisinde giderek önem kazanan ekoturim, iyi kavranıp doğru uygulanabildiğinde, Batı Akdeniz Bölgesinde bugüne kadar gerçekleştirilen ve yeni nesil turizm talebiyle örtüşmeyen uygulamaların rehabilitasyonunda önemli bir işlev yüklenebilir. Göller bölgesini de içine alacak biçimde geniş bir alana yayılmış Batı Akdeniz Bölgesinin ülkemizin başta gelen ‘Turizm Merkez olması olması gibi nitelik tanımlaması olmayan bir politikayı terk ederek, ‘Ekoturizm Merkezi’ olma gibi tanımlanmış bir turizm politikasına ağırlık verilmesi tek çıkar yol olarak görülmektedir. Kıyılar üzwrindeki bunaltıcı olumsuz baskı ancak bu köklü politika değişimi ile sağlanabilir.
 
 


Kıyı Alanları İçin Sürdürülebilir Turizm ve Rekreasyon Modelleri

Adnan SEMENDEROĞLU

D.E.Ü. Buca Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Bölümü, 35150, Buca, İzmir. Tel: (232) 420 48 82/1736, E-posta: semen@egtm.bef.deu.edu.tr

Özet

Ülkemizin özellikle güney ve batı sahillerinde, yaz sezonunda turizm ve rekreasyon faaliyetlerinden kaynaklanan belirgin bir çevresel baskı oluşmaktadır. Bu baskı kıyılarımızın jemorofolojik karakterine bağlı olarak özellikle koylar ve plâ j bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Ne var ki, kıyı alanlarında düzensiz yapılaşma Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuatla adeta desteklenmektedir. Bu çalışmada bazı eko-morflojik özellik ve kriterlere göre kıyı alanları kategorize edilerek sürdürülebilir turizm ve rekreasyon tasarımları için modeller önerilmektedir. Kıyı alanı farklı kullanım alanlarına sahip birimlerden oluşan bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Böylelikle ortamda baskı en aza indirilerek çeşitli istek gruplarına aynı yüksek kalitede kıyı ve deniz ortamı sunulması hedeflenmektedir.
 
 


Türkiye’de Kıyı Turizmi Planlaması Yönetimi

ve Sorunları

Dr. Murat Aykaç ERGİNÖZ

A-12 Blok, D: 33, 5.Kısım, 34750, Ataköy, İstanbul.

Tel: (212) 543 49 21, Fax: (212) 542 57 10

Özet

Türkiye’de plansız turizm gelişiminin çevreyi en az sanayi kadar olumsuz etkilediğini söylemek mümkündür. Türkiye’de kentleşme süreci ileride turizim amaçlı kıyı rekreasyon alanlarına bakıldığında gelişmeler, tam anlamıyla plansız ve başıboşluk içinde olmaktadır. Turizm gelişimine yol açan ve onu hızlandıran etmenlerin başında kıyı merkezlerinin çoğu, son on yılda kabuk değiştirme süreci koşutunda çevre sorunları ile başbaşa kalmıştır. 

Karayla denizi birbirine bağlayan kırılgan bir alan olan kıyı her zaman insanlar tarafından bir doyumsuzluğun konusu olmuştur. Kıyı insanoğlunun tarihinin bir ürünü olmuştur. Fiziksel bir alandan daha çok bir sosyal alandır. Türkiye’ de Akdeniz kıyılarının cazibesi, hem iç turizmi hem de dış turizmi ve bütün dünyayı cezbetmektedir. Akdeniz’deki bitki örtüsü, yazların uzunluğu, denizin temizliğine bir de tarihi kalıntılar ve zenginlikleri eklenince turizm ticareti için büyük rant oluşturmaktadır. Kıyılara yapılan biliçsiz, turistik tesisler ve ikinci konutlar süratle doğal zenginlikleri tüketmeye başlamıştır. Deniz kirlenmekte, kıyılar betonlaşmaktadır. Işte bu bilinçsiz tüketmeye karşı çok geç kalmadan ne yapılabilir?
 
 


Turizm Merkezlerinin Kıyı Kullanımı Açısından Etkilerine Bir Örnek: Çökertme (Milas - Muğla)

Dr. Barbaros GÖNENÇGİL

İ.Ü. Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sk., Vefa, İstanbul. Tel: (212) 528 60 22 – 23, Fax: (212) 526 84 33

Özet

T.C. Çevre Bakanlığı III. Çevre Şurası, Kıyı Alanlarının Rasyonel Kullanımı ve Yönetimi Komisyonu raporunda, kıyı alanlarımızda turizmin hızla gelişmesi sonucu doğal ve tarihsel alanların korunmaması, kumsal boyunca dolgu yapılarak konut ve turistik tesislerin inşa edilmesi gibi turizm faaliyetleri ile ilgili olarak problemler yaşandığı ve gün geçtikçe etkisinin daha fazla hissedildiği vurgulanmıştır. 

Gerçekten, turizm gelirlerinin ülke ekonomisi içindeki payının gittikçe artmasının yanında turizm faaliyetlerinin ve tesislerinin doğal çekiciliğe sahip alanlarda ve özellikle kıyılarda yoğunlaşmasıyla, bu alanlarda bir yapay çevre baskısı gündeme gelmiştir. Plansız büyüyen ikincil konutların yanında 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’na (TTK) dayanılarak ilan edilen turizm bölgeleri, turizm alanları ve turizm merkezleri belirli bir yerleşme planı ve kuralları içinde yapılaşmaya izin verse de özellikle kıyı alanlarında yapılaşmayı arttırmaktadır. Doğal alanların alehine gelişen bu durum hem yapılaşma mevzuatında ve hem de çevreye uyum konusunda bazı problemleri de beraberinde getirmektedir.

Bu çalışmada genelde ilan edilen tüm turizm bölgeleri, alanları ve merkezleri için, özelde çalışma konumuz olan Muğla - Milas Çökertme Turizm Merkezi (MMÇTM) (Resmi Gazete 07.10.1997 tarih, 23133 sayı) için bu konu irdelenmiştir. Turizm alanı ilan edilen yerlerin Turizm Bakanlığı dışında kişi veya kuruluşlara ait olması, belirli bir potansiyel arazi kullanım planının olmayışı, yapılaşma sırasında yatırımcıdan istenen koşullar, kullanım şartlarının ortaya konmasında bir “bütünlük sorunu”nu gündeme getirmektedir. Bütünlük sorunu deyiminden kasıt sahanın bir kısmının veya tamamının ait olduğu kişi veya kuruluşlardan, burada faaliyet yapmak isteyen yatırımcıya kadar konuyla ilgisi olan tüm birimlerin yapılaşma esaslarının belirlenmesindeki uyumudur. Bu uyum, alanın taşıma kapasitesinin belirlenmesinde ve uygun kullanım şartlarının oluşturulmasında gereklidir. Bunun için hazırlanması gerekli ÇED raporları, turizm merkezlerinin ilanından sonra turizm faaliyeti için başvuru yapan yatırımcıdan istenmektedir. Buna karşılık turizm merkezi ilan edilmek istenen alanlarla ilgili ÇED ve benzeri çalışmaların daha önceden T.C. Turizm Bakanlığı tarafından gerçekleştirilip, sahanın bu çalışmalar sonucunda turizm merkezi ilan edilip edilmemesine karar verilmesi daha gerçekçi bir yol olacaktır. 

Bu çalışmada MMÇTM’nin çevresel etkileri için bir değerlendirmeye gidilmiştir. Saha, Bodrum Yarımadası’nın güneyinde, tipik Akdeniz iklimi ve bitki örtüsü özelliklerine sahip tenha bir alandır. Kıyı ve yat turizmine elverişli koyları ile dikkat çeken bir kıyı yapısına sahiptir. Henüz ikincil konutların baskısı hissedilmemekle birlikte Bodrum’u kıyıdan Mumcular - Çökertme - Ören üzerinden Gökova Körfezi’ne (Akyaka) bağlayacak yolun yapılmasıyla sahanın yoğun ve plansız kullanıma sahne olacağı kuşkusuzdur. Bu açıdan turizm merkezinin ilanı bu plansız yapılaşmayı önlemekle birlikte taşıma kapasitelerinin yanlış tespiti de turizm faaliyetlerinin çevreye olumsuz etkisine neden olacaktır. Turizm merkezi ilan edilen bu ve benzeri alanlarda ilandan önce ÇED çalışmalarının yapılması gerekmektedir.
 
 


Tekirdağ - Şarköy Arasında Kıyı Kullanımı 

ve Turizm Faaliyetleri

Zeki Yaşar YÜCEL1, Cem GAZİOĞLU1,

Şinasi KAYA2, Prof. Dr. Ertuğrul DOĞAN1,

Prof. Dr. Oğuz MÜFTÜOĞLU2

1İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, 34470, Vefa, İstanbul. 

E-posta: debien@superonline.com

2İstanbul Teknik Üniversitesi, İnşaat Fakültesi, Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü.

Özet

Bu çalışma Marmara Denizi' nin kuzeyinde, Tekirdağ- Şarköy arasında yaklaşık 70 kilometre uzunluğundaki kıyı bölgesinin kıyı kullanımı ve turizm faaliyetlerini kapsamaktadır. Ayrıca kıyı kullanımında ve turizm faaliyetlerinin dağılışında önemli rol oynayan kıyının doğal özellikleri ve bunun etkileri üzerinde de durulmuştur. 

Tekirdağ- Şarköy arasındaki kıyıda turizm faaliyetlerinin yoğunlaştığı Şarköy- Gaziköy ve Kumbağ- Tekirdağ arasında, özellikle ikinci konutların yapımı ile kıyıdaki kırsal yerleşimlerin geçim kaynağı olan bağlar ve zeytinlikler tahrip edilmiş veya azalmıştır. Bununla birlikte tatil amaçlı bu ikinci konutlar, kıyıdaki arazi fiyatlarının da yükselmesine neden olmuştur. Sonuç olarak kıyı bölgesi, doğal özelliğini yitirmekte ve hızla zarar görmektedir. Ayrıca tatil amacı ile yapılan bu konutların sadece hafta sonları veya yaz mevsiminde dönemsel olarak kullanıldıkları düşünüldüğünde ise yılın büyük bir bölümünde atıl olarak kalmaktadır. Bununla birlikte turizm sezonunda, ikincil konutların yoğun olduğu yerleşmelerde, hizmet yetersizliği ve çevre sorunları ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan Tekirdağ- Şarköy arasındaki kıyının planlı bir şekilde korunması gerekmektedir.
 
 


Deniz Ulaştırması
 
 
 
 

Türkiye’nin Uluslararası Deniz Taşımacılığına

Genel Bir Bakış

Doç.Dr. Nil GÜLER1, Dr. Muhsin KADIOĞLU2

İstanbul Teknik Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırması ve İşletmesi Mühendisliği Bölümü

Tel: (216) 395 45 01 / 395 10 64, Faks: (216) 395 45 00

1E-Posta: n-guler@usa.net

2E-Posta: bleda@usa.net, icq:7538513, 

Özet

Ülkemizde 1980 sonrasında dış ticaret hacminin büyük ölçüde artması denizyolu taşımacılığının önemini daha da arttırmış bulunmaktadır. 

Uluslararası deniz taşımacılığı ülkemiz limanlarından yüklenen ve boşaltılan ihracat ve ithalat yükleri ve de yolcu ve araç taşımacılığını; limanlarımızda yüklenen ve boşaltılan başka ülkelere ait transit yükleri; limanlarımızla ilgili bulunmayan ülkemiz dışında üçüncü ülkelerin limanları arasında deniz ticaret filomuza ait gemilerle yapılan taşımaları kapsamaktadır.

Bu bildiride, Türkiye'nin uluslararası deniz taşımasına ait kısa bir tarihçe verildikten sonra DİE ve TDİ verileri ışığında Türkiye'nin uluslararası deniz taşıması irdelenmektedir.

Uluslararası deniz taşımasında öne çıkan limanlar ele alınmaktadır. Bu limanlarda gerçekleştirilen yolcu ve yük taşımaları giren ve çıkan gemilere ait değerler ve Türkiye’nin konteyner taşımacılığı incelenmektedir.
 
 


AB’nin Deniz ve İçsu Yolu 

Taşımacılığı Politikası ve Türkiye

Dr. Muhsin KADIOĞLU

İstanbul Teknik Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırması ve İşletmesi Mühendisliği, Deniz Ulaştırması ve İşletmesi Ana Bilim Dalı, Tuzla, İstanbul. 

E-posta: bleda@usa.net, Web Sayfası: http://www2.itu.edu.tr/~kadiogm

Özet

Bu bildiride, Avrupa Birliği’nin kuruluşundan günümüze, denizcilik sektöründe alınan ilk kararlardan günümüze kadar tarihi bir perspektif çizilmektedir. Birlik içinde denizci devletlerin yer almasıyla, denizcilik politikasında ortaya çıkan ana hatlar ve ana hatların toplandığı Beyaz Kitap ayrıntılarıyla incelenmektedir. 

Bildiride, AB'nin genel olarak deniz ve iç su yolları taşımacılığı politikası incelenmektedir. Avrupa Topluluğu'nun denizcilik alanındaki “sektörde, açık ve adil bir rekabet ortamı yaratmak, denizyolu taşımacılığı hizmetlerini serbest sağlayabilmek için üye ülkeler arasında mevcut engelleri kaldırmak, malların serbest dolaşımını sağlamak, topluluk ticaret politikasına, bayrak farkı gözetmeksizin katkıda bulunmak” gibi ilkeleri doğrultusunda aldığı kararlar irdelenmektedir. 

AB'ne üye ülkeler arasında ana hatlarıyla liman hizmetleri, denizde can güvenliğinin sağlanması, deniz kirliliği, gemiadamlarının eğitimi ve istihdam koşulları, serbest sicil, AB’nin uluslararası örgütlerin çalışmalarında deniz ve iç su yolu taşımacılığı konusundaki tezleri ve Avrupa Birliği bayraklı filo oluşturma yaptığı çalışmalara değinilmektedir. 

Ayrıca, Avrupa Birliği’nin denizcilik alanında aldığı kararların Avrupa Birliği dışındaki Türkiye’nin Türk Deniz Ticaret Filosu’na olabilecek muhtemel etkileri hakkında değerlendirmelerde bulunulmaktadır. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi durumunda ise, denizcilik alanında vazgeçemeyeceği ana ilkeler hatırlatılmaktadır. Bildirinin sonuç bölümünde ise, Türkiye’nin denizcilik sektöründe dünya devletleri arasında ve AB karşısında daha etkin duruma gelebilmesi için önerilere yer verilmektedir.
 
 


Türkiye’nin Dünya Deniz Taşımacılığındaki Rekabet Şansını Arttıracak Bir Yatırım Planı: Kuzey Ege Limanı

Dr. Nermin TEKOĞUL, Dr. Doğan YAŞAR

D.E.Ü. Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Haydar Aliyev Bulvarı, İnciraltı-izmir. Tel: (232) 278 55 65, Faks: (232) 278 50 82 

E-posta: yasar@neptune.imst.deu.edu.tr

Özet

Türkiye’nin dış ticaret etkinlikleri, günümüz dünya ticaret etkinliklerinde olduğu gibi %85’lik bir oranla, en etkin ve ucuz yöntem olan deniz taşımacılığı ile gerçekleştirilmektedir. 

Dünya deniz ticaretinde gözlenen konvansiyonel yük taşımacılığından konteynerleştirilmiş yük taşımacılığına yöneliş, Türkiye deniz taşımacılığını da aynı yönde etkilemektedir. Maliyetten, zamandan ve işgücünden tasarruf sağlama isteği, konteynerizasyon ile ambalaj masraflarının minimuma indirilmesi, denizyolu ile kara ve demiryolu arasında sağlanan entegrasyon bu yönelişin başlıca etmenleridir. Hızla gelişen konteyner taşımacılığı ise kendine özgü alt yapı ihtiyaçlarını ve sistem değişikliklerini de beraberinde getirmektedir. 

Dünya konteyner taşımacılığında kullanılan tüm gemilerin % 25’nin özellikle Süveyş Kanalı nedeni ile Doğu Akdeniz yolunu kullanması bu hat üzerindeki limanların önemini bir kat daha arttırmaktadır. Ayrıca, Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucu ortaya çıkan yeni devletlerin genellikle Karadeniz limanlarına yönelmeleri ve dünya deniz ticaret hacminin çok hızlı artması, transit taşımacılığın Akdeniz'de önem kazanmasına neden olmuştur. Bu durum, Akdeniz ülkeleri arasında özellikle transit deniz taşımacılığı pastasından daha fazla pay kapma mücadelesine neden olmaktadır.

Türkiye, içinde bulunduğu jeocoğrafik ve stratejik konumu ile taşımacılık hatları üzerindedir. Ancak, Türkiye limanları sadece düzenli hatların üzerinde bulunan yükleme boşaltma ve aktarma limanı olarak görülmekte, transit taşımacılığa hizmet verememektedir. Bu durum Türkiye limanlarının Akdeniz'deki ana limanlarla rekabet etme şansını ortada kaldırmaktadır. Konum itibarıyla transit taşımacılık için Doğu Akdeniz’in en uygun limanlarından biri olan İzmir Limanı ise bugünkü durumuyla büyük konteyner gemilerine servis sağlayamamaktadır. 

Bu çalışmada, ulusal ölçekte artan yük trafiğine hizmet vermesi ve Türkiye’nin transit taşımacılıktaki eksiğinin giderilmesi amacıyla yapımı planlanan Kuzey Ege Limanı’nın amacı, yer seçimi, seçilen yerin çevresel özellikleri, faaliyet üniteleri irdelenmiştir.
 
 


Limanların İşlevleri, Gelişme Etkileri 

ve İşletilme Politikaları

Dr. Nesrin (Cilasın) BAYKAN

Pamukkale Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 20017, Çamlık, Denizli. 

Tel: (258) 266 20 09, Fax: (258) 266 20 12

Özet

Denize kıyısı olan bir ülkenin ekonomik büyümesinde limanların işlevi gerçekten önemlidir. Bu ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerdeki limanların sahip olduğu rolün, gelişmiş ülkelerdeki limanların sahip olduğu rolden gerçek anlamda farklılıklar gösterdiği anlamına gelmez. Küreselleşme çağının başlangıcı ile birlikte limanların işlevleri, özellikle ekonomik faaliyetler içinde herzaman olduğundan daha önemli hale gelmiştir. Eğer bir limanda farklı endüstri dalları gelişirse ve ekonomik faaliyetler limanın merkez olduğu bölgede yoğunlaşırsa, burada kentsel yerleşim artar, dolayısıyla tüketimle birlikte üretim artar ve liman aracılığıyla taşınan yük artar. Böylece limanlar ve yakınındaki kentler birbirlerini etkileyerek gelişirler.

Liman inşaatı planları deniz alanları ve kıyı bölgeleri için özellikle ayrıntılandırılarak planlanmalıdır. Özellikle deniz alanları, kıyıda yararlı bölgenin bozulmasına gerek kalmadan daha serbest bir şekilde planlanmalıdırlar. Bu durumda kıyı bölgesindeki ve hinterlandındaki bazı kentsel problemler (örneğin; konutlar, çöpler, trafik sorunu ve düzenlenmesi vb..) limanın bir parçası olarak çözülebilir. Böylelikle limanların, nüfusun ve endüstrilerin, uygun bir şekilde düzenlenmesine ve mükemmel kentlerin kurulmasına katkıda bulunmak suretiyle ulusal ve bölgesel kalkınma politikasının ayrılmaz bir parçası olduğu söylenebilir.

Bu çalışmada; limanların işlevleri ve gelişme etkileri dünya ve ülkemiz ölçeğinde sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel boyutta ortaya konulacak; gelecek kuşaklara korunmuş bir çevre bırakmak koşuluyla kurulmuş ve kurulması planlanan limanların ve kıyı tesislerinin planlanma ve işletilmesi konusunda politikalar önerilecektir.
 
 


İstanbul Boğazı’nda Deniz Kazaları

Dr. Necmettin AKTEN1, Dr. Barbaros GÖNENÇGİL2

1İ.Ü. Mühendislik Fakültesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, Avcılar, İstanbul. Tel: (212) 509 02 05, Faks: (216) 348 11 80

2İ.Ü. Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sk., Vefa, İstanbul. Tel: (212) 528 60 22 – 23, Faks: (216) 526 84 33

Özet

İstanbul Boğazı’nın fiziki özellikleri yanında meteorolojik ve oşinografik koşulları, boğazda seyreden gemiler için zaman zaman önemli kısıtlayıcı faktör olabilmektedir. Gerçekten rüzgar, sis, kar ve yağmur gibi meteorolojik hadiselerin yanısıra akıntı, gel-git, dalga ve seyş gibi oşinografik faktörler de morfolojik anlamda zor bir geçit olan İstanbul Boğazı’nda seyri daha da güçleştiren etkenlerdir. 

Öte yandan Türk Boğazları, deniz trafiği açısından dünyanın önde gelen geçitlerinden biridir. Yılda ortalama 50 bin dolayında geminin transit geçiş yaptığı bu uluslararası geçidin kazalar yönünden en kritik olanı İstanbul Boğazı’dır. 

Büyüyen gemi tonajı, boğazın coğrafi ve oşinografik yapısı dikkate alındığında, bu geçitte kaza riskini arttırmıştır. Buna, gemilerle taşınan tehlikeli yükler de eklendiğinde, deniz kazalarının çevre boyutu da gündeme gelmiştir. 

İstanbul Boğazı’nda deniz kazaları hem yerel trafikten, hem de uluslararası trafikten kaynaklanmaktadır. İstanbul Boğazı’nda seyir güvenliğini arttırıcı önlemler alınmadıkça kaza riskinin azaltılması da mümkün değildir. 

Türkiye, İstanbul Boğazı’nda seyir güvenliğini arttırıcı önlemleri İstanbul’lunun can ve mal güvenliğini sağlamak açısından almak durumundadır. Ancak, bayrağı ne olursa olsun her ticaret gemisine zararsız (serbest) geçiş hakkı tanıyan Montrö Sözleşmesi hükümleri karşısında Türkiye, bu uluslararası geçitte seyir güvenliğini arttırıcı önlemlerin alınmasında bu su yolunu kullanan bayrakların da katkısını talep etmelidir. 

Bu çalışmada önce İstanbul Boğazı’nın morfolojik, meteorolojik ve oşinografik özelliklerine değinilmiştir. Daha sonra belirli bir periyod içinde İstanbul Boğazı’nda olan kazaların oluş nedeni ve kaza yeri ile ilgili bilgilerden bir istatistiki değerlendirmeye gidilmiştir. Bununla birlikte karaya çarpma, kıyıya oturma ve çatışma gibi kaza türlerinin yoğun olduğu yerler harita üzerinde gösterilerek, İstanbul Boğazı’nda kaza riski taşıyan alanlar tespit edilmiştir.
 
 


İstanbul Boğazı’nda Risk Yönetimi

Özkan POYRAZ1, Dr. Ahmet PAKSOY2

1İTÜ, Denizcilik Fakültesi, Güverte Bölümü. Tel: (216) 395 45 01

Faks: (216) 395 45 00, E-posta: poyraz@itu.edu.tr

2İ.Ü., Mühendislik Fakültesi, Deniz Ulş. İşlet. Mühendisliği Bölümü.

Tel: (212) 591 19 98, Faks: (212) 591 19 97 

E-posta: ahpaksoy@istanbul.edu.tr

Özet

İstanbul Boğazı, Karadeniz ile sıcak denizleri buluşturan ve bu denizler arasındaki gemi geçişlerini sağlayan stratejik bir su yoludur. Gemi geçişi açısından oldukça yoğun trafiğe sahip olan bu su yolunun topoğrafik, jeomorfolojik, hidrografik ve meteorolojik yapısı gemilerin çatma, çatışma, karaya oturma, yangın, patlama gibi tehlikelerle karşılaşmasına yol açmaktadır. Olası kazaların sonuçları doğal çevreyi, boğaz sakinlerinin can emniyetini ve kıyısal tesisleri tehdit etmektedir. Bu noktadan hareketle konunun teknik ve hukuki yönlerini ortaya koyan pek çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada ise farklı olarak, gerek gemi kazalarının önlenmesi ve gerekse kazalardan doğan krizlerin yönetimi açısından yeni bir yaklaşım getirilerek İstanbul Boğazı dört alt bölgeye ayrılmış, her bölgenin seyir güvenliği riski geliştirilen çok amaçlı modelle belirlenmiştir. Kurulan modelde uzman görüşlerine (kılavuz kaptanlar, uzakyol kaptanları, transit geçen gemilerin yabancı kaptanları) dayanarak belirlenen tüm nitel ve nicel kriterler beraberce değerlendirilerek sonuca gidilmiştir. Sonuçta her bölgenin risk önem değerleri bulunarak, kurulması planlanan güvenli geçiş ve kriz yönetimi sistemleri açısından her bölge için teknik ve organizasyon içerikli öneriler sunulmuştur. 
 
 


Kıyılarımızda Kirlilik, 

Boğazlarda Trafik Sorunlarımız

Yılmaz Dağcı

Günyüzü sokak, 8/8, Villa Palmiye, Florya, İstanbul. 

Tel: (532) 323 32 99, Fax: (216) 343 21 77

Özet

Kıyılarımız ve denizlerimizde yanlış, eksik veya eski bilgilerden kaynaklanan sorunlar örneklerle gösterilmiş bu konuda diğer ülkelerden örnekler verilerek öneriler yapılmıştır. 

Boğaz trafiğinde suçun geçen ve miktarı hergün biraz daha artan gemiler kadar bu işi hakkı ile organize edemediğimiz için bizimde suçlu olduğumuz dile getirilmiş haklarımızdan neden yararlanamadığımız anlatılmış Montreux'nün hala tam manasile kullanamadığımız ve bizim lehimize olan maddeleri sıralanmıştır.

Artık insanları doğanın felaketlerinden değil doğayı insanların gazabından kurtarma devrinde olduğumuz vurgulanarak çalışmalarımızı bu yöne çevirmemiz ve dünya ile işbirliği yapmamızın şart olduğu belirtilmiştir.
 
 


Türkiye Gemi Söküm Sanayiinin Günceli ve

İyileştirilerek Geliştirilmesine İlişkin Öneriler

Dr. Gökdeniz NEŞER

TMMOB Gemi Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı, 1479 S., 11/9, Alsancak, 35220, İzmir Tel: (232) 4640022 Faks: (232) 422 09 59, E-posta: neser@neptune.imst.deu.edu.tr

Özet

Bilindiği gibi, ‘denizcilik’ kavramı sözkonusu iken bölgeseli ulusaldan, ulusalı evrenselden soyutlamak olanaksızdır. Çünkü artık günümüzde, hemen her alanda olduğu gibi denizcilikde de ülkelerin kendilerine özgü iç düzenlemelerini aşan evrensel hukuksal yapılanmalar, örgütlenmeler vardır. Bu örgütlenmelere eklemlenmek, evrensel hukukla uyum içinde olmak artık bir varoluş sorunudur. Deniz kirliliği ve denizde can ve mal güvenliğine ilişkin uluslararası düzenlemeler ise Birleşmiş Milletler Örgütü’nün bir alt organizasyonu olan IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü) tarafından yürütülmektedir. IMO’nun bünyesinde, denizde can ve mal güvenliği, denizde yangın güvenliği üzerinde de çalışan çeşitli alt komiteler vardır. Bu komitelerin çalışmalarıyla oluşturulan konvansiyonların sonucunda Türkiye’de eksikliği olan çok önemli bir oluşum da gündeme getirilmektedir: deniz itfaiyesi. Özellikle riskli yörelerde merkezi bir otoritenin (örneğin Başbakanlık’a bağlı Denizcilik Müsteşarlığı’nın) eşgüdümünde yerel itfaiye ve ilgili tesislerin (liman, marina, tersane, vb.) olanaklarının da yangınla mücadele içine katabilecek bir deniz itfaiyesi örgütlenmesine gidilmesi yaşamsal bir önem taşımaktadır.

Bu gereksinim, küçük veya büyük çapta ama hemen her gün bir yangının baş gösterdiği Aliağa (İzmir) gemi söküm tesislerinde kendini hissettirmektedir. İleri denizci ülkelerde önemli bir sanayi dalı olarak algılanan ‘gemi söküm/gemi hurdacılığı’ etkinliklerinde Türkiye, dünya ölçeğinde yüksek bir üretim düzeyine ve bunula birlikte deneyime sahiptir. Aliağa yöresinin denizciliğinin baskın unsuru olan gemi söküm etkinlikleri, yöre ve ülke ekonomisine hammadde ve istihdam anlamında önemli katkılar koymaktadır. Fakat ekonomik olarak anılan katkıların yanısıra, Aliağa’daki gemi söküm tesisleri iş güvenliğine ve çevresel güvenliğe karşı yüksek risk içeren, ilkel çalışma koşulları içinde varlıklarını sürdürmektedirler. Güncel olumsuzlukları irdeleyerek modern, temiz ve uluslararası rekabet koşullarına uygun bir gemi söküm sanayii için öneriler sunmak ise bu çalışmanın özünü oluşturmaktadır.
 
 


Kıyı Kullanımı
 
 
 
 
 

Kıyı Kullanımında 

Sayısal Arazi Modellemesinin Önemi

Cem GAZİOĞLU, Zeki Yaşar YÜCEL, 

Prof. Dr. Ertuğrul DOĞAN

İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, 34470, Vefa, İstanbul. 

E-posta: debien@superonline.com

Özet

Sayısal Arazi Modeli (SAM), arazi topografyasını ve fiziksel yapısını en iyi yansıtan yüzeyin veya modelin, elde edilen arazi bilgilerinden bilgisayar ortamında sayısal olarak oluşturulmasıdır (----, 1997). X, Y düzleminde konumları tanımlanmış noktalara yükseklik verilerininde (Z) girilmesi ile arazi yüzeyinin bilgisayar ortamında ifade edilmesine sayısal arazi modellemesi denir. Bir başka tanımla sayısal yükseklik bilgisi içeren raster verilere genel olarak SAM adı verilir (Cialella vd., 1997). Bilgisayar' a bağlı olarak gerek donanım ve gerekse yazılım alanlarında yaşanan gelişmeler sonucu SAM, Coğrafi Bilgi Sisteminin (CBS) en önemli veri tabanlarından (database) biri olarak karşımıza çıkmaktadır (Gao, 1995). SAM' in kullanım alanları giderek yaygınlaşmaktadır (yüzey şekillerinin belirlenmesi çalışmalarında, arazi analizlerinde, ileriye dönük çeşitli projeksiyon çalışmalarında, çeşitli mühendisliklere ait uygulama projelerinde, uzaktan algılama ve bölge ve şehir planlama çalışmalarında, vb.) (Mark, 1975; Mark, 1984; Band, 1986; Lee vd., 1992; Fisher, 1993; ----,1997). Özellikle gelişen yazılım teknolojisinin sunduğu imkanlarla SAM' leri uzaktan algılama çalışmalarında yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Sayısal Arazi Modelleri uydu verileri ile birlikte kullanılarak uzaktan algılama uygulamalarına yeni bir boyut kazandırmış ve arazi hakkında analizlerin yapılabilmesini nitelik ve nicelik yönünden oldukça geliştirmiştir. Kıyılar gerek SAM' lerinden ve gereksede geliştirilen bu analiz yeteneğinden en fazla yaralanacak alanların başında gelmektedir.
 
 

Küçükçekmece-Büyükçekmece Arası Kıyı Kullanımının, Uzaktan Algılama ile İncelenmesi

Zeki Yaşar YÜCEL1, Cem GAZİOĞLU1,

Prof. Dr. Ertuğrul DOĞAN1, Hakan KAYA2

1İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,

Vefa, 34470, İstanbul. E- posta: debien@superonline.com

2T. C. M. E. B. Büyükçekmece Altınyıldız İlköğretim Okulu Coğrafya Öğretmeni. 

Özet

Çalışma sahasını oluşturan Küçükçekmece-Büyükçekmece gölleri arası; Marmara Denizi' nin kuzeyinde Trakya kıyılarının bir parçası olup İstanbul ili sınırları içindedir. Doğuda Küçükçekmece Gölü kıyılarından başlayan çalışma, batıda Büyükçekmece kıyılarında son bulmaktadır. Yaklaşık 20 km uzunluğunda, doğu-batı doğrultusunda uzanan kıyı ile E-5 Karayolu arasında kalan sahayı kapsayan bu çalışmada, kıyı kullanımı ve yanlışları üzerinde durulmuştur. 

Kıyıda kontrolsüz, plansız gelişen şehirleşme ve sanayileşme faaliyetleri sonucu yapılmış bulunan petrol ve doğal gaz dolum tesisleri, elektrik santralleri, limanlar, sanayi kuruluşları, kıyı dolguları ve yerleşim birimleri hızla yayılmaktadır. Artan nüfus da dikkate alındığında bu birimlerin hepsi zamanla birer sorun haline gelmiştir. Diğer taraftan Büyükçekmece-Küçükçekmece gölleri arası önemli heyelan sahası olarak dikkati çekmektedir. Bu sahada zeminin zayıf olması ve yoğun yapılaşma, zemine baskıyı arttırmakta ve bunun sonucu olarak heyelanlar hız kazanmaktadır.

Ekolojik bakımdan Küçükçekmece-Büyükçekmece kıyıları, yukarıda bahsedilen birimlerden kaynaklanan sanayi ve yerleşim baskısı ile hızla kirlenmektedir. Bunun yanı sıra heyelanlar ve çeşitli amaçlarla yoğun olarak yapılan kıyı dolgularının etkisi ile kıyının ekolojik dengesi süratle bozulmaktadır.

Küçükçekmece-Büyükçekmece gölleri arasındaki kıyının kullanımını incelemek amacı ile uzaktan algılama teknolojileri kullanılmıştır. Bu amaçla bölgeyi içine alan çeşitli tarihlere ait Landsat Multispektral Scanner (MSS) ve Thematic Mapper (TM) verileri kullanılmıştır. Ayrıca bölgenin Harita Genel Komutanlığı tarafından hazırlanmış bulunan 1/25 000 ölçekli haritaları sayısallaştırılmıştır. 
 
 


Kıyı Yönetiminde Bütünleştirilmiş 

Kentsel Gelişme Stratejileri

Dr. Gülşen ÖZAYDIN, Levent ÖZAYDIN

Mimar Sinan Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, 80040, Fındıklı, İstanbul Tel: (212) 252 16 00 / 293, 

Faks: (212) 251 75 67, E-posta: ozaydin@msu.edu.tr

Özet

Kendi doğal işleyişini savunan ve koruyan bir ekolojik süreci özendirmeye yönelik kıyı koruması ve yönetim şeması; hızlı kentleşme ve kirlenmeyle birlikte, çevre politikalarının vazgeçilmez çalışmaları olmaya başlamıştır. Aslında kıyı yönetiminin çok disiplinlilikten öteye disiplinler-arası nitelikte olması, bu çalışmaları daha kapsamlı stratejilerle değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Kentsel gelişmenin kıyı yönetimindeki temel sorunlarından birisi olan arazi kullanımı; savunması yok denecek kadar az kıyı alanlarının ve doğal tahribe maruz kalan bölgelerin koruma sürecini izlemelidir. Böylelikle kıyı alanlarının kullanım kararları; birbirleriyle bütünleştirilmiş gelişme stratejileriyle desteklendiğinde ancak bir anlam kazanabilir. Çalışmadan çıkan sonuçlar; Ayvalık ilçesinin doğal, tarihi ve turizme katkı sağlayan özellikleriyle birlikte ele alınırken, kıyı korumada tek başına bir soruna yaklaşma eğiliminin yararlı olmayacağını ortaya koyacaktır.
 
 


Tekirdağ-M.Ereğlisi Kıyılarının

Arazi Kullanım Analizi 

Prof. Dr. Barış MATER, Dr. Hüseyin TUROĞLU,

Musa ULUDAĞ, 

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Anabilim Dalı, 34470, Vefa, İstanbul. Tel: (212) 528 60 22-23 Fax: (212) 528 32 37

Özet

Tekirdağ-Marmara Ereğlisi sahil şeridi, özellikle son 15-20 yıllık periyot içinde yoğun olarak yerleşim amaçlı taleple karşı karşıya kalmıştır. Sözkonusu bu yoğunluğun güncelleşmesine paralel olarak sahada yaşanan arazi kullanımına yönelik değişimler bir takım Jeomorfolojik kökenli doğal çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir.

Tekirdağ-Marmara Ereğlisi arası sahil kuşağında yaşanan bu hızlı değişimin analizi yapılmak üzere 1970-1998 periyodu hedef alınmış ve bu zaman dilimi içinde yaşanan gelişmeler değerlendirilmiştir. Gerçekleştirilen çalışmada Coğrafi Bilgi Sistemi data toplama yöntemleri kullanılmış ve bu veriler daha sonra IDRISI GIS software ortamında analiz edilerek değerlendirilmiştir.

Gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda, araziden faydalanmadaki tür değişimi ile arazi potansiyelinin olumsuz etkilendiği ve böylece tarım alanlarının küçülmesi ve toprak kayıpları, erozyon ve her türlü kütle hareketleri, taşkın, göllenme ve rutubet riskleri vb. ekonomik ve doğal çevre problemleri gibi risk ve sorunlarıyla karşı karşıya kalınmıştır. 

Bütün kıyılarımızda da yaşanması muhtemel olan bu problemlerin çözümü için, öncelikle sahaya ait arazi potansiyeli - arazi kullanımı değerlendirmesinin doğru olarak yapılarak, bu sonuçlara göre arazi planlamasının yapılıp, ciddi kontrol mekanizması kurularak uygulamaya geçilmesi doğru olacaktır. 
 
 


İzmir Kıyı Bölgelerinde Arazi Kullanımlarının Ekonomik ve Çevresel Etkileri

Ahmet TOMAR

DSİ II. Bölge Müdürlüğü, 35100, Bornova, İzmir. Tel: (232) 435 51 00 Fax: (232) 435 37 42

Özet

Tarım ve turizm potansiyeline sahip olan İzmir ve çevresindeki kıyılarımızda arazi kullanımları açısından birbirleriyle çelişen uygulamaların olduğu görülmektedir. Bu uygulamaların başında yazlık konutlar ve sanayi tesisleri gelmektedir. Özellikle yazlık konutların sayılarında son yıllarda görülen hızlı ve çarpık gelişmelerin kıyılarımızı tahrip ettiği ve kirlettiği görülmektedir. Yılın belirli aylarında kullanıldığı için ekonomik bir fayda sağlamayan yazlık / ikinci konutlar tarım, turizm ve doğal niteliklere sahip büyük arazileri işkal etmeleri nedeniyle önemli ekonomik ve çevresel kayıplara neden olmaktadır. 

Kıyı bölgelerimizdeki alan kullanımlarında ikinci / yazlık konutlar dışında sanayi tesislerinde kurulması önemli sorunları ortaya çıkarmaktadır. Son yıllarda sanayi tesislerinin yer seçiminde planlama ilkelerinden uzak, çevre düzeni planlarına ve kıyılarımızın korunmasına yönelik çıkarılan kanunlara, tüzüklere, yönetmeliklere aykırı davranıldığı görülmektedir. Kıyı alanlarımızda sanayi yer seçimi yapılırken işgal edilen alan dışında diğer alan kullanımları üzerinde de olumsuz etkiler bırakmaktadır.

Bu çalışmada alan kullanımlarının planlı bir şekilde yapılması gerekliliğinden hareketle İzmir kıyı bölgelerindeki uygulamaların ortaya çıkardığı sorunları verilmesi amaçlanmıştır. Alan kullanımında planlamanın önemi herkesçe bilinmekle beraber kıyılarımız için daha da önemli olması yönüyle bu çalışma ele alınmıştır. Bazılarının söylem haline getirdiği kalkınma ve gelişmişlikle beraber bu sorunların yaşanmasının zorunlu olmadığını ortaya koymak yanı sıra en çok toprak kullanıcı sektör tarım diyerek diğer kullanımlara alan tahsisi yapılmasın diye bir sonuçta amaçlanmamıştır. Sektörler arası yarışma yerine tamamlayıcılık ve eşgüdümle bir diğer kullanıma engel olmadan iyi bir planlama ile arazi kullanımını sağlanabileceğini göstermek ve bu yapılamadığı takdirde ortaya çıkan ekonomik ve çevresel etkiler verilmeye çalışılmıştır.
 
 


Akyaka’da (Gökova) Yanlış Kıyı Kullanımı Sonucunda Değişen Çevre Koşulları

Doç. Dr. Ali Fuat DOĞU

Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Coğrafya Bölümü, 06100, Sıhhıye, Ankara. Tel: (312) 31032 80/1242, 

Faks: (312) 310 57 13

Özet

Akyaka, Gökova Körfezi’nin kuzeydoğu köşesinde, dik yamaçlar önünde gelişen bir birikinti konisi üzerinde kurulmuştur. Zengin doğal kaynakları nedeniyle 1988 yılında ilan edilen “Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi” içinde kalan Akyaka ve çevresi tarihi kalıntılarıyla da önem taşır. İdyma Antik Kenti bunların başında gelir. Yöre aynı zamanda hidrografik açıdan da ilginçtir. Kadın Azmak adı verilen akarsu ve azmağın yakın çevresindeki sulak alan, deniz ile kara ortamı canlılarının buluştuğu bir yerdir. Akyaka birikinti konisi güneyinde, Kadın Azmak’ın ağzındaki kıyı kesiminde 1972 de Kerme-Tur tesisleri ve bu tesislere ait 170 m boyunda bir mendirek inşa edilmiş ve tesisin kanalizasyonu da Azmak’a bağlanmıştır. Azmak’a karışan pis suların Kerme-Tur’un önünde oluşturacağı deniz kirliliği Kadın Azmak’ın yatağı değiştirilerek önlenmeye çalışılmıştır. Kıyı çizgisine ve azmak yatağına yapılan bu müdahele hem bu ortamdaki canlı hayatı hem de kıyı çizgisi ve sualtı topografyasını olumsuz yönde etkilemiştir. Mendireğin iç kısmının hızla karalaşmaya başlamasıyla sorun gözle görülür hale gelmiş ve azmak 1977 yılında eski yatağına alınmıştır. Bu uygulama sığlaşmaya engel olamamış ve sorun ancak, 1992 yılında kurulan Akyaka Belediyesi’nin, 1993 yılında bu alanı kepçe ile temizletmesi ile geçici olarak çözülmüştür. Sağlıklı bir kanalizasyon şebekesine sahip olmayan Akyaka’nın onay bekleyen arıtma tesisi projesinin en kısa zamanda işlerlik kazanması gerekmektedir. Akyaka kıyılarında belirlenen bu yanlış kıyı kullanımı, düzeltilmesi zor çevre sorunları yaratmıştır. Bu sorunlar yörenin turizm alanındaki sağlıklı gelişiminin doğal ortam koşullarının dikkatle korunması ile mümkün olduğunu göstermiştir. 
 
 


Adana-Seyhan Nehri Çevresel Değerlendirmesi

Yrd. Doç. Dr. Serpil ÇERÇİ

Çukurova Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi Mimarlık Bölümü, Adana. Tel (322) 338 60 84 - 8 / 2913 Fax : (322) 458 70 51 

Özet 

Geçmişte önemli tarımsal alanların oluşmasına katkısı bulunan Seyhan nehri, günümüzde, tarımdan çok yerleşim alanlarının ve doğal - tarihsel varlıkların içiçe olduğu, bir konumdadır. Ülkemiz genelinde yaşanan bu oluşum ve değişimler, yönetimsel kararlar doğrultusunda etkilenmekte, kamuya ait olan ve toplum yararına sunulan kıyılarımız, her geçen gün kalitesiz ve alt yapı olanaklarından yoksun, toplumun yararlanamayacağı bir yapıya dönüşmektedir.

Son yıllarda kentleşme hızının artışı, kıyı alanlarında rekreasyonel gereksinmeyi ve yapılaşmaları artırmış, ancak bu alanlarda sosyal ve fiziksel kalitenin bozulmasına da neden olmuştur. Bu bölgelerde çevresel oluşumlara ilişkin giderek artan bir hoşnutsuzluk yaşanması, fiziksel çevre niteliklerinin insan yaşamında önemle yer alması, bu konuda yoğun inceleme ve araştırmaların yapılmasını gerekli kılmaktadır.

Araştırma alanı olarak seçilen Seyhan kıyı bölgesinde, iç göçe bağlı hızlı nüfus artışı; dinamik bir gelişme potansiyeli; rekreatif alanlar gereksiniminin fazla olması, v.b. nedenlerden dolayı, geleceğe yönelik (kesin sınırlarla ortaya koyan, esnek, sürdürülebilir, yenilikçi bir planlama anlayışı ile) alan kullanım kararlarını olumlu etkileyecek yaptırımlar gerekli görülmektedir. Bu bildiride, Seyhan kıyı alanları ile ilgili genel sorunlara değinilmekte, rekreasyonel ve kullanım yönünden öneriler getirilmektedir. 
 
 


Eğirdir Gölü Su Seviyelerinin 

Göl Kıyı Alanına Etkileri

Yrd.Doç.Dr. Erol KESİCİ

Süleyman Demirel Üniversitesi, Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 32500, Eğirdir, Isparta. Tel: (246) 311 64 60 / 418, Fax: (246) 311 64 66

Özet

Tatlısu kaynakları; çok amaçlı kullanımları, içermiş oldukları farklı biotoplardaki organizmalardaki tür zenginliği nedeniyle önemli bir ekosistemdir. Doğadaki besin zincirinin temel halkalarının öncülerini ve temelini oluşturan bu sistemlerin son yıllarda yoğun baskı altında olmaları ve göz göre göre bilerek, bilinçsizce davranarak tüketilmesi sonunda, ekosistemlerin tekrar kazanılması, geri dönüşü ve iyileştirilmesi çok zordur. 

Bu çalışmada, temel etken olarak bilinen Eğirdir Gölü su seviyesindeki değişimlere bağlı olarak, göl kıyı alanlarındaki hidroseral gelişmelerin kıyı alanlarındaki oluşturduğu peyzaj farklılıkları fırsat bilinerek, ekolojik temele dayanmayan, gölün ekolojik yapısını da bozan bazı hatalı uygulamalar belirlenmeye çalışılmıştır. 
 
 


Kıyı Yönetimi için Bilgi Sistemleri
 
 
 
 

Çevresel Kıyı Yönetimi İçin Bilgi Sistemleri

  1. Özgür KUTLU
A. Ü. Teknik Bilimler M.Y.O., Harita Kadastro Programı, Kampüs, Antalya. Tel: (242) 227 45 80, Faks: (242) 227 45 85

E-posta: kutlu@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr

Özet

Bu bildiride Kıyı bölgelerinin çevresel planlama politikası kapsamında doğal kaynakların korunarak ve bozulan çevreyi kendini yenileyebilen duruma getirmeyi amaçlayan bir çevresel bilgi sistemiyle yönetilmesi üzerinde durularak, coğrafi bilgi sistemi hakkında bilgi verilerek çevre bilgi sistemi tanımlanmıştır.
 
 


Kıyı Alanları Yönetiminde 

Bir Araç Olarak Kıyı Envanteri

Dr. Özlem Ünal1, Prof.Dr. Tayfun Taner2

Dokuz Eylül Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Şehitler Cad., No:12, 35230, Alsancak, İzmir. 

1 Tel: (232) 421 86 43, Faks: (232) 421 52 19, 

E-posta: ozunal@sinan.arch.deu.edu.tr

2 Tel: (232) 421 30 01, Faks: (232) 421 52 19, 

E-posta: ttaner@sinan.arch.deu.edu.tr

Özet

Bildirinin amacı, ülkemiz kıyılarının planlanması ve yönetiminde “kıyı nitelikleri ve potansiyelleri”nin saptanmasını içeren bir kıyı envanterinin oluşturulmasının kaçınılmazlığını vurgulamaktır. Kıyılardaki su, sualtı ve onları kucaklayan kara kesimi, fiziksel ve ekolojik açıdan farklı ve pek az değişen niteliklere sahiptir. Bu nedenle kıyı parçalarının sundukları arazi kullanım potansiyelleri de farklıdır. Bildiride, kıyı alanlarının coğrafi, fiziksel, ekolojik, biyolojik, sosyo-ekonomik niteliklerine, kullanım biçimlerine ve üst ölçekli plan kararlarına yönelik kıyı envanterine veri oluşturabilecek parametreler belirlenmiştir. Sözkonusu envanterin oluşturulması, kıyı alanlarına yönelik plan kararlarını, kullanım biçimlerini ve bir kullanım için olası alternatif konumları belirlemede önemli rol oynayacaktır. Ayrıca, envanterin kimler tarafından ve ne tür bir örgüt şeması içinde oluşturulabileceği üzerine görüşlere de yer verilmiştir.
 
 


Kıyı Alanlarında Coğrafi Bilgi Sistemlerinin Kullanımı

Çevre Yük. Müh. Şeniz UÇKAÇ

Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Haydar Aliyev Bulvarı, 35340, İnciraltı, İzmir.

Tel: (232) 278 50 83, Faks: (232) 278 50 82

E-posta: uckac@neptune.imst.deu.edu.tr

Özet

Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), uzaysal ve coğrafi verilerin toplanması, derlenmesi ve yorumlanmasında kullanılan bilgisayar destekli ve harita esaslı bir bilgi sistemidir. Son 30 yıldır yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan sistem yerel yönetimlerden lojistik planlamaya, doğal kaynakların yönetiminden harita üretimine kadar pekçok alanda kullanılmaktadır. CBS, coğrafya, harita bilimi, uzaktan algılama, fotogrametri, istatistik, yerinde ölçüm ve bilgisayar teknolojilerinin kombinasyonundan oluşur ve çeşitli formdaki bilginin aynı ortamda değerlendirilmesini sağlar.

CBS, kara kökenli çalışmalarda yaygın kullanımının yanısıra son yıllarda önem kazanan kıyı ve deniz alanlarının yönetimi ve planlamasında da vazgeçilmez bir araç haline gelmektedir. Sistem, kara ve denizlerin birbirini etkilemesi sonucu oluşan karışık bir ekosisteme sahip, çeşitli sosyal, kültürel, ekonomik ve politik aktivitelerin gerçekleştiği kıyı alanlarının yönetiminde büyük avantajlar sağlamaktadır.

Kıyı bölgesi yönetiminde sistemin sunduğu en büyük avantajlardan biri farklı bilgi kaynaklarının entegrasyonunu sağlaması ve çoğunlukla birbiriyle çelişen karar verme mekanizmalarına ortak çözümlerin üretilmesinde kolaylıklar sağlamasıdır.

Ülkemizin ve Ege bölgesinin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Çeşme Yarımadası ile ilgili bu çalışma kapsamında, eldeki mevcut haritalar, Landsat TM uydu görüntüleri kullanılarak yarımada CBS veri tabanı oluşturulması amaçlanmıştır. Çalışmada sayısal yükselti haritası, arazi kullanımı, su kaynakları, turizm aktiviteleri gibi veri katmanları ayrı ayrı oluşturulmuş ve uydu fotoğrafları ile birleştirilmiştir. 
 
 


Uluslararası Akdeniz Projesi'nde

Coğrafi Bilgi Sistemi Uygulaması

Doç.Dr. Zübeyde ALKIŞ

YTÜ Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü.

Tel: (212) 259 70 70 / 2719, Faks: (212) 261 47 84

E-Posta: zubeyde@yildiz.edu.tr

Özet

Uluslararası Akdeniz Projesi bir Kıyı Bilgi Sistemi kurulmasına yönelik çalışmaları kapsamaktadır. Uzun erimli ve çok disiplinli bir çalışmayı gerektiren bu proje için Köyceğiz-Dalyan özel koruma alanı pilot proje olarak seçilmiştir. Çalışmalar bu alanda halen sürdürülmektedir. Üniversiteler arası ortak bir çalışma örneği olarak değişik branşlardaki uzmanların iş birliği ile yürütülen bir proje olması da ayrı bir önem taşımaktadır. Proje alanı için, uzmanların ortak kararı ile izlenmesi gereken yöntem ve amaçlar doğrultusunda elde edilmesi gereken grafik ve grafik olmayan veriler saptanmıştır. Seçilen pilot proje alanında grafik veriler işlenmiş ve CBS katmanı haline dönüştürülmüştür. Grafik olmayan verilerin bir kısmı ilgili branşın uzmanlarınca ölçülmüş, var olanlar da ilgili kuruluşlardan alınmıştır.

Bu çalışmada kıyı alanlarının yönetiminde CBS teknolojisinden yararlanarak kıyı bilgi sisteminin sağlayacağı olanaklar irdelenmektedir.
 
 


Kıyı Bilgi Sistemi Oluşturulmasında 

Adana -Yumurtalık Örneği

Tuncay KULELİ

Çukurova Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, 01330, Balcalı, Adana.

Tel: (322) 338 60 84 / 2920, Fax: (322) 338 64 39 

E-posta: kuleli@pamuk.cc.cu.edu.tr 

URL: http://pamuk.cc.cu.edu.tr/~kuleli

Özet

Bu çalışmada, kıyı yönetimi ve planlamasında karar destek altyapısı olarak coğrafi bilgi sistemlerine (CBS) dayalı, kıyı bilgi sistemi tasarım aşamaları ortaya konmuştur. Belirlenen modele göre, Adana-Yumurtalık için Yumurtalık Kıyı Bilgi Sistemi (YKBS) gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık 14 aşamadan oluşan YKBS her aşamasına ayrı ayrı değinilerek, çalışma süresince karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri tespit edilmiştir. Çalışma sonunda, herhangi bir kıyı bölgesi için geliştirilecek izleme, karar ve planlama uygulamaları için bölgesel özelliklere göre CBS'ne dayalı kıyı bilgi sistemi geliştirmenin bu sürecleri doğrudan etkilediği görüşü ortaya çıkmıştır.
 
 


Atık Yönetimi ve Su Kirlenmesi
 
 
 
 

Antalya'da Yeraltısuyu Kalitesinin Yönetimi

Orhan TİRYAKİOĞLU1, Ayşe (BAYAR) MUHAMMETOĞLU2, Habib MUHAMMETOĞLU2

1 İller Bankası, Dumlupınar Bulvarı, 07090-Antalya.

Tel: (242) 227 05 12, Faks: (242) 227 05 17, E-posta: trilb001@ibm.net

2 Akdeniz Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 07059-Antalya.

Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85, 

E-posta: bayar@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr

Özet

Antalya'da temel içmesuyu kaynağı olarak kullanılan yeraltısuyu, insan faaliyetlerinin su döngüsünü etkilemesi ile birlikte kalitesinde değişmeler göstermektedir. Tarımda aşırı gübre ve ilaç kullanım denetimi, sanayi arıtma tesisleri ve kentleşmenin getirdiği altyapı ihtiyacı çözümlenmeli, bunlardan kaynaklanan (patojen) kirleticiler izlenmeli ve kontrol edilmelidir. Yeraltısuyunun korunması, içmesuyu dağıtım şebekesinin izlenmesi gereğini ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmada, su kalite parametreleri zaman serileri olarak grafiklerle incelenmiş ve Antalya kenti için bir kalite yönetim modeli önerilmiştir. Şebekedeki su kalitesinin izlenmesinde bilgisayar simülasyon programı (EPANET), hızlı ve ekonomik bir yönetim aracı olarak kullanılabilecektir. Tarımda aşırı gübre ve ilaç kullanım denetimi, endüstriyel ve evsel atıksu arıtma tesisleri ve kentleşmenin getirdiği altyapı ihtiyacı çözümlenmeli, bunlardan kaynaklanan kirleticiler izlenmeli ve kontrol edilmelidir.
 
 


Eski Bir Maden Bölgesinden Kaynaklanan Deniz Suyu Kirliliği

Bilge ALPASLAN1,

Yrd.Doç.Dr. Mehmet Ali YüKSELEN2

Marmara Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, Göztepe, 81040, İstanbul. Tel: (216) 348 13 69, Faks: (216) 348 02 93 

1E-posta: alpaslan@marun.edu.tr

2 E-posta: yukselen@marun.edu.tr

Özet:

Kuzey Kıbns'ın Lefke bölgesinde deniz kıyısında bulunan eski bir bakır madeni işleme tesisinin bulunduğu sahayı ve denizi kirlettiği çeşitli araştırmalarla ortaya konmuştur. Sahadaki metal kirliliğinin immobilize edilerek durdurulmasının yağışlar ve yeraltı suları vasıtası ile oluşan deniz kirliliği sorununa çözüm olacağı düşünülmüştür. Bahsi geçen bu alanda toprak kirliliğinin giderilmesine yönelik uygulanabilecek immobilizasyon çalışmaları bu araştırmanın esasını oluşturmaktadır. Sahanın eski bir bakır (Cu) madeni işleme tesisi oluşu nedeniyle deneylerde bakır (Cu) metali üzerine yoğunlaşılmıştır. Bu çalışmada sahadan alınan toprak numunesindeki bakır (Cu) metalinin tutulması için kum, kil, kireç ve aktif karbon kullanılarak immobilizasyon teknikleri incelenmiştir. Laboratuar şartlarında yapılan kesikli deneylerde ve kolon deneylerinde yukarıda bahsi geçen bölgeden alınan ağır metallerle kirlenmiş toprak numunesi kullanılmıştır. Sahadan alınan toprak numunesi kullanılarak gerçekleştirilen kesikli deney sonuçları, bakır metali üzerinde kullanılan inorganik bağlayıcılar içerisinde kirecin en yüksek immobilizasyon verimine sahip olduğunu göstermiştir. Kesikli deneyler sonrası 1:10, 1:40, 1:50 ve 1:100 kireç:toprak karışımları ile gerçekleştirilen kolon deneyleri, kullanılan kireç miktarının artmasıyla immobilizasyonun arttığını göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda kirecin yukarıda bahsi geçen sahadaki bakır (Cu) metalinin immobilizasyonunda kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
 
 


Kumluca (Antalya)'da Yeraltısuyu 

Kirlenmesi ve Kontrolu

Ayşe (BAYAR) MUHAMMETOĞLU1

Orhan TİRYAKİOĞLU2

1 Akdeniz Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü., 07059, Antalya.

Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85, 

E-posta: bayar@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr

2 İller Bankası, 07090, Antalya.

Tel: (242) 227 05 12, Faks: (242) 227 05 17, E-posta: trilb001@ibm.net

Özet

Kumluca, Türkiye’nin en önemli tarımsal bölgelerinden olup, ılıman iklimi ve tarihsel önemi olan yerlere yakınlığı açısından, turistik potansiyele sahip bir ilçe merkezidir. Kumluca’da içme ve sulama sularının tek kaynağı yeraltısularıdır. Mevcut yeraltısuyu kaynakları tarımsal ve evsel atıksularla oldukça kirlenmiş durumdadır. Kurulması planlanan KSS (Küçük Sanayi Sitesi), yeraltısuyunu etkileyebilecektir. Yeraltısuyu kirliliği, hastalık yapıcı (patojenler) organizmaların artışına neden olmaktadır. Kumluca'da ana içmesuyu kaynağı olarak kullanılan yeraltısuyu, insan faaliyetleri ile birlikte kalitesinde değişmeler göstermeye başlamıştır. Tarımda aşırı gübre ve ilaç kullanımı, aşırı sulama suyunun kuyulardan çekilmesi ile deniz suyu girişimi olması, sanayi arıtmaları ve kentleşmenin gereği olan sağlıklı içmesuyu ve kanalizasyon sisteminin olmaması, yeraltısuyunun korunması ve içmesuyu dağıtım şebekesinin izlenmesi gereğini ortaya çıkarmaktadır. Yeraltısuyu seviyesinin yüzeye yakın oluşu, fosseptik ile uzaklaştırılan atıksuların kolayca sızmasına neden olmaktadır. Yeraltısuyunun basınçlı akifer içinde bulunması, kirleticilerin birikimine (bioaccumulation, biomagnification) neden olacak başka bir süreç olması açısından dikkate alınmalıdır. Tarımsal ve evsel kaynaklı atıksularla yeraltısuyunda nitrat kirlenmesi ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, yeraltına verilen azot miktarının modellenmesi gereklidir. Azot Dengesi Yaklaşımı ile, bölgedeki azot döngüsü saptanacaktır. Bu çalışmada, yeraltısuyu kirlenmesine yolaçan kirletici kaynaklarının belirlenmesi ve yeraltısuyunun korunması için çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
 
 


Antalya Kıyı Bölgesinde Katı Atık Bertarafına Alternatif Çözüm: Kompost

Bahar KALKANOĞLU1, Prof. Dr. Bülent TOPKAYA2

1 Akdeniz Üniversitesi, Fen Bilimleri Enst., Çevre Blm. A.B.D., Antalya.

E-posta: bahar@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr

2 Akdeniz Üniversitesi, Müh.Fak., Çevre Müh. Böl., Antalya.

Tel: (242) 227 47 80, Faks: (242) 227 47 85

E-posta: topkaya@ufuk.lab.akdeniz.edu.tr

Özet 

Antalya İli kıyı bölgesi doğuda Gazipaşa, batıda Kalkan ilçeleri arasında kalmaktadır. Bu bölge ülkemizin en önde gelen turizm merkezlerine sahiptir. Yaz aylarında aşırı artan nüfusun neden olduğu çevre sorunlarından birisi de katı atıkların bertarafıdır. Halen tamamı düzensiz depolama ve açık alanda yakma temeline dayanan katı atık bertarafı işlemlerine acilen çözüm bulunması gereklidir. Bu çalışmada kıyı bölgesinin özelliklerine cevap verebilecek kompostlama yöntemleritartışılacaktır.
 
 


Mudanya İlçesi Deniz Deşarjı Sistemlerinin İncelenmesi

Dr. Seval Kutlu AKAL, Taner YONAR,

Doç.Dr. Vedat PINARLI

Uludağ Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 16059, Görükle, Bursa. 

Tel: (224) 442 81 74, Fax: (224) 442 91 48

E-posta: mfcev56@mf40.bim.uludag.edu.tr

Özet

Dünyamızı oluşturan katmanlar arasında, yeryüzünün 3/4'ünü kaplayan denizler, yanlış değerlendirmeler sonucu, kentlerin ve endüstrinin çöplüğü olarak kullanılan, başta Akdeniz ve Marmara Denizi gibi yarı kapalı havzalar olmak üzere, bu kaynaklardan oluşan kirlenme, bu denizlerin çevresinde yaşayan canlıları olumsuz yönde etkilemektedir. Sahil kentlerinin en önemli gereksinimlerinden birini oluşturan kanalizasyon ve atık uzaklaştırma uygulamalarında, arıtma işlemi yapılmadan doğrudan deniz deşarjı sistemlerinin bulunduğu bir ortamda kirletici atıkların doğal olarak arıtılmasına, denizsel yaşamın sürmesine, denizin ekolojik yapısının korunmasına olanak bulunmamaktadır. Bu durum, özellikle turistik açıdan öneme sahip sahil yerleşimlerinde daha fazla önem taşımaktadır.

Mudanya ilçesi, Bursa ilinin turistik beldelerinden olup, ilçede Türk-Siemens Kablo Fabrikası dışında herhangi bir endüstri kuruluşu faaliyet göstermemektedir. Mudanya ilçesinde, atıksular evsel nitelikte olup, özellikle yaz aylarında artan nüfus ile birlikte ve sonbahar mevsiminde zeytinlerin yıkanma işlemleri sırasında atıksu debisinde ve karakterinde salınımlar gözlenmektedir. İlçede toplanan evsel atıksular,herhangi bir arıtma işlemine tabi tutulmadan 19 ayrı noktadan denize deşarj edilmektedir. Türk-Siemens Kablo Fabrikası'ndan kaynaklanan atıksular ise fabrika arıtma tesisinde arıtma işlemini takiben ayrı bir boru ile Marmara Denizi'ne deşarj edilmektedir.

Bu çalışmada, Mudanya ilçesindeki mevcut denize boşaltım yapıları ve deşarj sisteminden kaynaklanan kıyı kirliliği problemleri ve kirlilik seviyeleri tespit edilmiş, yaklaşık 1.5 yıl boyunca devam eden incelemelerin sonuçları ve çözüm önerileri belirlenmiştir. Çalışma, ayrıca dia, fotoğraf ve video çekimleri ile desteklenmiştir.
 
 


Deniz Kirliliği
 
 
 
 

Marmara Denizi Madde (N, P) Dengelerine Ait Özet Bir Çalışma

Yrd. Doç. Dr. Çolpan POLAT1, Prof. Dr., Süleyman TUĞRUL2, Prof. Dr., Özden BAŞTÜRK2

1İstanbul Ünversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sokak, No: 1, 34470, Vefa, İstanbul. 

Tel: (212) 528 25 39, 528 60 22-23, Faks: (212) 526 84 33

2Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Enstitüsü, P.K.28, 33731, Erdemli, İçel. Tel: (324)5212406, 5213434, Faks: (324)5212327

E-posta: tugrul@soli.ims.metu.edu.tr, basturk@soli.ims.metu.edu.tr

Özet

Marmara Denizi için basit bir iki-tabakalı kutu modele dayandırılarak yapılan bütçe hesapları, azot ve fosfor dinamiğinin anlaşılması yönünde önemli bilimsel bilgiler sağlar. Alt ve üst tabaka sularına ait besin elementi bütçelerinin temel girdi ve çıktıları ile bu iki tabaka arasındaki dikey transferlerin tanımlanmasının yanısıra Akdeniz ve Karadeniz arasındaki madde alış-verişinin büyüklükleri hakkında da fikir verir. 

Marmara Denizi’nin ince üst tabakasından daha tuzlu alt tabakasına inen partikül haldeki besin elementlerinin, diğer bir deyişle, Partikül Organik Maddenin (POM) %40-45’i çözünmüş anorganik azot ve reaktif fosfata dönüşmüş olarak İstanbul Boğazı yoluyla Karadeniz’e ulaşır. POM akısının diğer önemli bir bölümü dikey karışımla, Karadeniz kökenli, ancak kısmi olarak da kendi bünyesi içindeki kara kökenli kirleticilerle beslenen Marmara yüzey sularına karışır. Burada yeni birincil üretime katkıda bulunurken diğer girdilerle birlikte kısmi olarak Çanakkale yüzey akıntısıyla Akdeniz’in Ege basenine ulaşır. Marmara basenindeki POM akısının göreceli olarak küçük bir bölümü ise sedimanda birikir. Tüm POM akısına, Karadeniz girdilerinin katkısı ise %42 civarında olup alt tabakadan üst tabakaya taşınan madde ile kara kökenli girdilerin katkısı, sırasıyla, %33 ve %25 düzeyindedir. 

Boğazlar yoluyla gerçekleşen madde değişimleri, su akışlarındaki ve kimyasal konsantrasyonlardaki günlük ve mevsimsel değişimlerden kaynaklanan bazı belirsizlikler içerir. Ancak, gene de, tahmini akılar bize iki tabaka arasında olduğu kadar boğazlar yoluyla komşu denizler arasındaki madde transferlerinin net büyüklüğünü gösterir. Karadeniz’den Marmara Denizi’ne olan besin elementi girdileri, rüzgarın etkili olduğu kış karışım dönemleri dışında, yıl boyu Marmara ekosistemini kontrol eder. Bunun başlıca nedeni, Marmara üst tabaka sularının Karadeniz suları tarafından yılda en az iki kez yenilenmesidir. Diğer yandan, Marmaradan Ege’ye taşınan yıllık besin elementi yükleri özellikle kuzey Ege ekosistemi için büyük önem taşır. Marmara alt sularına karışan Ege sularının kimyasal özellikleri burada kaldıkları 6-7 yıl boyunca oldukça değişir. Besin elementi konsantrasyonları yaklaşık 10-kat artarken çözünmüş oksijen saboksik seviyelere (30-50 m M) düşer. 
 
 


Çanakkale Boğazı ve Çevresi Güncel Çökellerinde Metal Dağılımı

Fulya YÜCESOY - ERYILMAZ1

Dr. Mustafa ERYILMAZ2

1İTÜ Gemi İnş. ve Deniz Bil. Fak., Deniz Teknolojisi Böl., Oşinografi ABD, 80626, Maslak, İstanbul. Tel: (212) 285 63 88, Faks: (212) 285 64 54, E-posta: yucesoy@itu.edu.tr

2DzKK Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, Çubuklu, İstanbul. Tel: (216) 322 25 80 / 3206

Özet

Bu çalışmada KD Ege Denizi, Çanakkale Boğazı ve Çanakkale Boğazı-Marmara Denizi girişinden (ÇBMG) alınan 125 yüzey çökelinde Cu, Co, Cr ve Ni dağılımları incelenmiştir.

Yüzey çökelleri farklı oşinografik ve topografik yapıya sahip, ancak birbirleri ile ilişkili üç bölgeden alınmıştır. KD Ege örneklerinde çakıl-kum, Çanakkale Boğazı'nda kum-çamur, ÇBMG örneklerinde ise çamur boyu-taneler ağırlıklıdır.

Üç bölgede 125 yüzey örneğinde yapılan metal analizleri sonucunda ÇBMG örnekleri metal değerleri ortalaması KD Ege Denizi ortalamalarından büyük bulunmuştur. Çanakkale dolayında ve Biga Yarımadası'nda yer alan Karakaya ve Intra-Pontid karmaşıklarına ait mafik-ultramafik kayaçların dere çay taşınımları ile bu bölgede Cr, Ni, Cu ve Co konsantrasyonların yüksek olmasına sebeptir.
 
 


Doğu Akdeniz Kıyılarında Petrol Kirliliği

(Mersin-Uluçınar)

Dr. Işık BILDACI1,

Prof.Dr. Kasım Cemal GÜVEN2

1Hacettepe Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 06532, Ankara.

Tel:(312) 235 26 20, Fax: (312) 235 26 20

2 İ.Ü.Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Vefa, İstanbul.

Tel: (212) 528 60 22

Özet

Deniz kirliliğinde ham petrol ve türevleri önemli bir yer tutar. Çeşitli yollar ve nedenlerle petrolün denizi kirletmesi kıyılarımız ve ülkemiz için önemlidir. 

Bu çalışmada Mersin ile Uluçınar arasındaki altı (6) değişik istasyonda Botaş tarafından işletilen Kerkük-Ceyhan boru hattının çalışmaya başlaması öncesi ve sonrasında yüzey suyunda bulunan petrol kirliliği miktarları karşılaştırılmıştır. 

Boru hattı çalışmaya başlamadan önce 37.64-488.2 Mikrogram / L arasında olan kirlilik miktarları, boru hattı devreye girdikten sonra, 7.54-204.46 m g / L arasında tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre boru hatları ile petrol taşımacılığının deniz tankerleriyle petrol taşımacılığına göre denizi daha az kirlettiği ortaya çıkmış bulunmaktadır.
 
 


Akdeniz Kıyılarında Karasal Kaynaklı Kirlenmenin Boyutu ve Canlılara Etkisi

Prof.Dr. Ayşen YILMAZ, Prof.Dr. İlkay SALIHOĞLU, Doç.Dr. Semal YEMENICIOĞLU, Prof.Dr. Süleyman TUĞRUL, Prof.Dr. Özden BAŞTÜRK, Mehmet YAYLA

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Enstitüsü, P.K. 28, 33731, Erdemli, İçel. Tel: (324) 521 34 34, Faks: (324) 521 23 27, 

E-posta: yilmaz@soli.ims.metu.edu.tr

Özet

Hızlı nüfus artışına paralel olarak şehirleşme ve sanayileşme Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında deniz kirlenmesinin artmasına neden olmaktadır. Özellikle tekstil, plastik, gıda, boya, kağıt, ferro-krom, gübre, petrol, soda gibi atıkları çevre ve deniz kirliliğine yol açan sanayi kuruluşları Mersin ve İskenderun Bölgeleri’nde yoğunlaşmış bulunmaktadır. Bu çalışmada Kuzeydoğu Akdeniz’de karasal kaynaklardan kirlenmenin boyutu 16 yılda (1982-1997) toplanan bulguların ışığı altında tartışılacak ve bu kirlenmenin zamana karşı değişiminin izlenmesi ile deniz ekosistemine verdiği zararlar konusu irdelenerek sunulacaktır. Marmaris-İskenderun kıyı bandında yer alan nehirler, şehir deşarjları ve sanayi kuruluşlarının deşarj noktalarında yılda 2-4 kez aralıklarla toplanan su örneklerinde ve bu noktaların etki alanlarındaki kıyılarda toplam asılı katı, Fekal Koliform bakteri, fosfat, toplam fosfor, nitrat, toplam azot, BOD5, COD, poliaromatik petrol hidrokarbonları ve civa, kadmiyum gibi ağır ve toksik metal konsantrasyonları belirlenmiştir. Kirletici kaynakların etki alanından uzak açık sularda referans olarak seçilen noktalarda da aynı parametreler ölçülerek karşılaştırma yapılmıştır. Yılda bir kez kıta sahanlıklarında belirli noktalardan toplanan sediman örneklerinde ağır metaller ve petrol hidrokarbonu gibi kirleticilerin birikimi izlenmiştir. Bu tür kirleticiler aynı zamanda Akdeniz’de ticari bakımdan önemi bulunan barbunya, kefal, dil gibi balıklarda izlenmiş ve zamana karşı eğilimler belirlenerek değerlendirilmiş ve tartışılmıştır.
 
 


Doğu Karadeniz Kıyısı 

Noktasal Kirleticilerinin İncelenmesi

Önder İŞSEVEROĞLU,

Prof.Dr. Hanife BÜYÜKGÜNGÖR

Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 55139, Kurupelit, Samsun.

Tel: (362) 457 60 00 / 2824, Fax: (362) 457 60 35

Özet

Bu bildiride, Doğu Karadeniz sahil şeridinde seçilen yedi ayrı kirletici kaynakdan mevsimsel olarak alınan örneklerde yapılan kirlilik analizleri sonuçları ve bu kirletici kaynaklardan biri olan, Trabzon ili Moloz bölgesinde denize deşarj edilen kanalizasyon sularının, ortamda oluşturacağı kararlı hal konsantrasyonları ve hesapla bulunan ortam konsantrasyonları sunulmaktadır.

Mevsimsel örneklerin alınacağı noktalar, Karadeniz Çevresinin Kirlenmeden Korunması Protokolü çerçevesinde yürütülen ulusal GEF (Global Environmental Facility) Çevre Koruma ve Yönetimi Ulusal Kirlilik İzleme Kara Kesimi Projesi kapsamında Doğu Karadeniz sahil şeridi için seçilen yedi ayrı kirletici kaynak olarak seçilmiştir. Alınan örneklerde pH, Biyokimyasal Oksijen İhtiyacı (BOİ5), Fosfor (toplam fosfor, Ortofosfat), Azot (TKN, NH3-N, NO3-N, NO2-N) analizleri yapılmıştır. Bulunan sonuçlar nehirler için, Su Kirliliği Kontrolü yönetmeliğindeki kıta içi su kaynaklarının sınıflarına göre kalite kriterlerine, kanalizasyonlar için ise aynı yönetmelikte verilen derin deniz deşarjına verilebilecek atık suların özellikleri kriterlerine göre değerlendirilmiştir.

Deşarj edilen kanalizasyon sularının, denizde oluşturduğu atık su bulutunun yaklaşık yayılımı, ortamdaki etkin olan akıntı yönü ve hızı, atık su debisi dolayısıyla atık su çıkış hızı sabit kabul edilerek tespit edilmiştir. Sürekli ve sabit bir noktasal kaynaktan yayılan kirleticilerin ortamda oluşturacağı kararlı hal konsantrasyonlarını veren diferansiyel denklem çözümünde yer alan parametreler, ortam şartlarına göre tespit edilerek çalışma bölgesi için kirleticilerin ortamda oluşturduğu kararlı hal konsantrasyonları tespit edilmiştir.
 
 


İnorganik Metal Zehirliliğinin, Deniz Suyunda, Katı Atık Stabilizasyonuna Etkisi

Prof.Dr. Mehmet BERKÜN1

Suzan Temizel ÖZBAY2





1KTÜ, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 61080, Trabzon. Tel: (462) 325 32 23 / 2657, Fax: (462) 325 74 05, 

E-posta: berkun@risc01.ktu.edu.tr

2KTÜ, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 61080, Trabzon.

Özet

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin coğrafik ve jeolojik yapısı, katı atıkların uzaklaştırılması için uygun ve yeterli büyüklükte yer bulunmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, halen katı atıklar, doğrudan veya çeşitli dolaylı yollardan denize verilmektedir. Bölgede, Çayeli Bakır Üretim Tesisleri vb. kuruluşlar, atık sularını arıtmadan denize vermektedirler. Bu nedenle, bölgede deniz suyu , atık su , katı atık ve endüstriyel su karışımı, sahil sularına karışmaktadır. Organik maddeler, deniz suyu içinde aerobik veya anaerobik koşullar altında oksitlenebilirler. Özellikle, sahil sularında, baskın mekanizmanın aerobik oksidasyon olması gerekir. Deniz suyunda bu oluşumun incelenmesine yönelik bilgi yetersizliği vardır. Bu konuda bilgi birikimi sağlamak için, önce deniz suyu numuneleri içinde, katı organik maddenin aerobik oksidasyonu incelenmiştir. Bundan sonra, ortamda inorganik metal birleşiklerinin bulunması halinde etkileşimler, metal birleşiklerinin çeşit {HgCl2, HgSO4, CuSO4, K2Cr2O7, ZnSO4, Al2 (SO4)3 } ve konsantrasyonlarına bağlı olarak incelenmiştir. 
 
 


Liman Kirliliği 

ve Türkiye Limanlarındaki Alma Tesisleri

Dr. Serap İncaz GÜNER1, Günay BİLİCAN2,

Gülsevin Çağıl GÜRANİ3

İstanbul Teknik Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi, Tuzla, İstanbul. 

Tel: (216) 395 45 01 / 0216 - 395 10 64, Faks: (216) 395 45 00

1Deniz Ulaştırma ve İşletme Mühendisliği, Dnz. Ulş. İşl Ana Bilim Dalı

2Temel Bilimler Ana Bilim Dalı

3Gemi Makinaları İşletme Mühendisliği Bölümü

Özet

Günümüzde dünya ticaretinin % 80-85’inin denizyolu ile yapıldığı göz önünde bulundurulursa, limanların ülke ekonomisi ve dünya ticareti açısından taşıdığı önem çok daha iyi anlaşılmaktadır. Limanlar sahip oldukları bu ekonomik boyut nedeniyle ticareti gelişmesine neden olduğu gibi, ticaret merkezlerinin büyümesine de yardımcı olmaktadır. Limanlarda mal ve hizmetlerin fiziksel dağıtımı gerçekleştirilirken sadece ülke ve dünya ekonomisine yarar sağlanırken aynı zamanda, kıyılarda yarattığı kirlilik nedeniyle birtakım zararlar verilmektedir. Deniz taşımacılığı ve turizm etkinlikleri ile yapılanan liman, barınak ve çekek yerlerinde olduğu gibi tersaneler ve onarım-bakım atölyelerinde de gerekli önlemler alınmadığından dolayı, kıyılar kirlenme ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu nedenle, kıyı kirliliğinin önemli bir boyutunu da genellikle gelişmiş kentsel yerleşim yerlerinin ya da turizm merkezlerinin bulunduğu kıyılarda yer alan limanlar oluşturmaktadır. Limanlar nedeniyle ortaya çıkan kirliliğin boyutu yalnızca ulusal düzeyde değil aynı zamanda uluslararası düzeyde olduğundan denizlerin ve dolayısıyla limanların çevresel kirliliğinin önüne geçilebilmesi için Birleşmiş Milletler Kuruluşu-Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) “Gemilerden Denizlerin Kirlenmesinin Önlenmesi”, “MARPOL 73/78” sözleşmesinde öngörülen gemi ve limanlarda alınması gereken önlemler uluslararası düzeyde açıklanacaktır. Ayrıca, ülkemizde bulunan bazı limanların tesis kapasiteleri verilerek, limanlarımızın “MARPOL 73/78”e göre yeniden yapılanmaları için görüş ve önerilere yer verilecektir.
 
 


Jeoloji ve Jeomorfoloji
 
 
 
 
 

Büyük Menderes Deltası Kıyı Jeomorfolojisinin Uzaktan Algılama Yöntemi ile Belirlenmesi

Tevfik TÜRK1, Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ2

Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, 35100, Bornova, İzmir. Tel:(232) 388 01 10 / 2651, Fax:(232) 388 18 64

1E-posta: turk@ziraat.ege.edu.tr
 
 

2E-posta: altinbas@ziraat.ege.edu.tr

Özet

Bu çalışmada uzaktan algılama tekniği kullanılarak Büyük Menderes Deltası kıyılarının jeomorfolojisi ile kıyı bandı oluşumu belirlenmiştir. 1986 ve 1995 yılı uydu görüntüleri bilgisayar ortamında işlenerek yöreye ait veriler toplanmıştır.

Araştırma alanında doğal oluşumlu, kıyı kordonu üzerinde konumlanan sahil kumulları ve bu kumulların arkasında yer alan bir lagün sistemi ve karasallaşmış bir alan belirlenmiştir. Sahil kumulları üzerinde, deniz dalgalarının sürekli etki alanı içerisinde kalan ve bitki örtüsü içermeyen alanlar aktif kumsallar olarak tanımlanırken, denizin başat etkisinin görülmediği ve fakat yörenin ekolojisine uyum sağlayan yoğun tuzcul bitkilerin yaşam bulduğu alanlar ise durağan kumullar olarak belirlendiler. 

Yörede saptanan aktif kumsal ve durağan kumullar, arazi gözlemlerine göre jeolojik oluşumlu sedimentler olarak belirlendiler. Bu arada lagün sistemi içerisinde yüzeysel olarak saptanan ve günümüzde yükselmeye devam eden su altı düzlükleri uzaktan algılama tekniği ile belirlendiler. Lagün sisteminin arkasında yer alan marshlı bataklık alanlar Typic Hydraquent ve bunu izleyen karasallaşmış alanlar ise yoğun tuz ve tabansuyu içeriği nedeni ile Typic Halaquept toprak taksonomik birimi içerisinde tanımlandılar.

Yukarıda tanımlanmaya çalışılan alanların sürekliliği ve sürdürülebilirliği için buralarda yaşam bulan çok sayıdakı endemik bitki ve yaban hayvan türlerinin devamlılığı, bu alanların doğal yaşama terk edilerek, ekolojik dengeler içerisinde bir ekoturizm dinlence alanı olarak kullanılması daha akılcı ve sağlıklı olacaktır. 
 
 


Ölüdeniz Lagünü’nün Jeomorfolojik Evrimi ve Siltasyonunun Azaltılmasına İlişkin Öneriler

Yrd. Doç. Dr. F. Sancar OZANER1,

Dr. Tevfik ERKAL2, Dr. Cem GÜNEYSU3

1TÜBİTAK-Yer Deniz Atmosfer Bilimleri ve Çevre Araştırma Grubu, Atatürk Bulvarı, No: 221, Kavaklıdere, Ankara. 

Tel: (312) 468 53 00 / 1153, Faks: (312) 427 05 36, 

E-posta: ozaner@tubitak.gov.tr

2MTA Genel Müdürlüğü, Jeoloji Etütleri Dairesi, İnönü Bulvarı, Ankara. Tel: (312) 287 34 30 / 1593, Faks: (312) 285 42 71

3İ.Ü., Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sok., Vefa, İstanbul. Tel: (212) 528 60 22, Faks: (212) 526 84 33

Özet

Fethiye’nin kuş uçumu 7.5 km güneyinde yer alan Ölüdeniz Lagünü, 3 km GD’sundaki Kıdrak Dere’nin denize taşıdığı alüvyonların kıyı önü akıntılarıyla K-KB yönünde taşınarak eski Belceğiz Körfezi’nin önünü bir kıyı dili halinde kapatması sonucunda oluşmuştur.Halihazırda Ölüdeniz ile açık deniz arasındaki su sirkülasyonu dar ve sığ bir boğaz vasıtasıyla gerçekleştiği için mevsimlik derelerle lagüne taşınan çökellerin çok azı lagün dışına çıkarılabilmekte, çökellerin büyük bir bölümü lagün içerisinde birikerek Ölüdeniz’in giderek karalaşmasına neden olmaktadır. 

Lagün’ün K. ve B. kesimleri 4’ü büyük 2’si nisbeten küçük mevsimlik akan derelerin getirdiği alüvyonlarla, G. ve D. kesimleri ise GB yönünden esen rüzgarların kıyı dilinin hareketli kumullarından taşıdığı kumlarla doldurulmuştur. Lagüne KD’dan karışan Kazak Dere Vadisi’nin önü yamaç kumulları ile tıkandığı için bu kesimden Ölüdeniz’e alüvyon gelişi olmamaktadır. Ölüdeniz Akaçlama Havzası’nın, eğimleri yer yer %45’lere çıkan sarp yamaçlardan oluşması çökel gelişini hızlandırmaktadır. Orman Bakanlığının kıyı kordonu üzerindeki hareketli kumulları sabitleştirmek amacıyla gerçekleştirdiği kumul ağaçlandırması sonucunda GD’dan hakim rüzgarlarla Ölüdeniz’e taşınan kum asgariye inmiş, ancak bugüne dek başka bir önlem alınmadığı için mesimlik akan derelerle Lagün’e taşınan alüvyon miktarında bir azalma olmamıştır. 

Ölüdeniz’i açık denize bağlayan ve en derin yeri -7 m. olarak ölçülen boğaz, (inlet) D. kesimde kıyı dilinin sürekli büyümesi, B. kesimde ise boğaza açılan bir mevsimlik derenin getirdiği çökellerin yolaçtığı siltasyon nedeni ile giderek sığlaşmaktadır. Lagünü’nün, halihazırda en derin yeri -39 metreye inen eski bir karstik çukurluk içerisinde yer alması karalaşma sürecini uzatacak olumlu bir etmen gibi görülmektedir. Ancak bu derinlik avantajı boğazın açık olduğu sürece bir anlam ifade etmektedir. Lagün girişinin giderek daha da sığlaşıp tamamen kapanması durumunda Lagün’ün alüvyonlarla dolma süreci hızlanacak ve Ölüdeniz kısa sürede karalaşacaktır. Bu nedenle alınacak önlemler Lagün ile açık deniz arasındaki su sirkülasyonunu arttırmaya ve Ölüdeniz’in Drenaj Havzası’ndaki ayrışma mahsülü gereçlerin Lagün’e taşınmasının önlenmesine yönelik olmalıdır. Aciliyet sırasına göre bu önlemler: Lagün’e açılan mevsimlik derelerin vadilerinde alüvyonları tutacak taş seddelerin yapılması, Boğaz girişindeki kayalık ada ile Boğaz’ın G. ve B’sındaki kayalık burunların törpülenmesi, Drenaj Havzası’nın çıplak kesimlerinin ağaçlandırılması,Kıdrak Dere Mansabı ile Belceğiz- Ölüdeniz Kıyı Dili’nin başladığı burun arasında Kıdrak tarafından gelen kum ve çakılı tuzaklayacak yeterli sayıda mendirek yapılmasıdır. 

Ölüdeniz çevresindeki alüvyal yelpazelerin üzerinde yer alan, ve yelpazelerin deniz altındaki devamında -1.5 metre derenliğe kadar izlenebilen 6.yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen antik yapılar, tektonik çökmelerden ziyade östatik deniz yükselimine işaret etmektedir. 
 
 


Batı Anadolu Kıyıları Sismik 

ve Uydu Görüntüleri

Dr. Mehmet ŞENÖZ

Dokuz Eylül Üniv. (DEÜ), Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü (DBTE), Bakü-Haydar Aliyev Bulvarı, 35340, İnciraltı, İzmir.

Faks: (232) 278 50 82, E-posta: senoz-neptune-imst.deu.edu.tr

Özet

Üç tarafı denizlerle çevrili, 8333 km denizlere kıyısı bulunan, paleo-coğrafyası ve jeolojisi bakımından çok önemli bir bölgede yer alan ülkemizde, deniz seviyesi değişimleri, kıyı gelişimi ve bunların çevresel etkilerinin araştırılması son derece önemlidir. Bundan dolayı DEÜ-DBTE kıyı mühendisliği ile beraber tüm diğer disiplinlerde konuyla ilgili çalışmalara büyük önem vermektedir. DEÜ-DBTE yakın bir zamandan beri gerçekleştirmekte olduğu teknoloji transferi ile (Deniz Araştırma Gemisi Piri Reis, Sismik ve Uydularla Uzaktan Algılama Teknolojileri) beraber deniz bilimsel verilerin toplanması, verilerin konuya ilişkin değerlendirilmesi, değerlendirme sonuçlarının diğer kurum ve kuruluşların verileri ile sentezi için önemli destek sağlamaktadır. Bu çalışmada bir çok yerli ve yabancı araştırmacılarla beraber Batı Anadolu Kıyıları’ndaki koy ve körfezlerde uzun yıllara dayanan çalışmalardan sonra elde edilmiş ve değerlendirilmiş Batı Anadolu Kıyıları uzaktan algılama veri örneklerinin (batimetri, sismik ve uydu görüntüleri) konuyla ilgili sentezi amaçlanmıştır.
 
 


Kıt’a Sahanlığı - Doğal Uzantı Kavramları 

ve Ege Denizi’ndeki Kıt’a Sahanlığı Sorunu

Dr. Mustafa ERYILMAZ1

Fulya YÜCESOY ERYILMAZ2

1 Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, 81647, Çubuklu, İstanbul. Tel: (216) 322 25 80 / 3206 

2 İTÜ, Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fak., 80626, Maslak, İstanbul. 

Tel: (212) 285 63 88, Fax: (212) 285 64 54, 

E-posta: yucesoy at itü.edu.tr

Özet

Uluslararası Deniz Hukuku, ülkeler arasındaki deniz alanlarının sınırlandırılması ve paylaşımı konularında çeşitli kriterler ve çözüm yolları üretmesine rağmen bu kriterleri her denize ya da ülkeye uygulamak mümkün olmamıştır. Oldukça karmaşık jeolojik ve morfolojik yapısı olan Ege Denizi, sadece deniz hukuku kriterleri ile, değerlendirilip sınırlandırılacak bir deniz alanı değildir. Bu gibi deniz alanlarının sınırlandırılması konusunda kıta şelfi, doğal uzantı, ekonomik bölge kavramları ile adalar konuları dikkatle incelenmelidir.

Son yıllarda Uluslararası Deniz Hukuku çalışmalarında ihtilaflı deniz alanlarının sınırlandırılmasında en çok ilgi gören kriterlerden biri "Doğal Uzantı" kavramıdır. Bu kavramın genel olarak anlamı, kara ülkesinin deniz içerisinde devam eden uzantısının son sınırıdır ve kıta yamacı eteğinin alt sınırına karşılık gelmektedir. Deniz alanlarının sınırlandırılması çalışmalarında tarafların menfaatlerine en uygun çözüm şekillerinden biri doğal uzantı kriteridir. Ancak bunun diğer yerbilimleri verileri ile çok iyi saptanıp desteklenmesi gerekmektedir. 

Jeolojik ve jeomorfolojik kriterler göz önüne alındığında, Anadolu’nun Ege Denizi’ndeki doğal uzantı sınırı bütün jeolojik ve jeofizik verilerin iki ülke arasında ani değişikliğe uğradığı “S” şeklindeki derin çukurluklar dizisine karşılık gelmektedir. Doğu Ege Denizi'nde bulunan ve Türkiye Anakarası kıyılarındaki irili ufaklı birçok ada, adacık ve kayalar Anadolu'nun doğal uzantısı üzerinde yer almaktadır. Bu nedenle doğal uzantı Türkiye için vazgeçilmez bir kriterdir.
 
 


Kıyı Hidrodinamiği
 
 
 
 
 

Dünya Deniz Seviyesi Değişimleri 

ve Türkiye'deki Örnekleri

Dr. Doğan YAŞAR

Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü,

Haydar Aliyev Bulvarı, 35340, İnciraltı, İzmir. Tel: (232) 278 55 65 

Fax: (232) 278 50 82, E-posta: yasar@neptune.imst.deu.edu.tr

Özet

Bu yüzyılın başından itibaren dünyada kıyı bölgelerinde gözlenen deniz seviyesi yükselmeleri 1950'li yıllardan itibaren sahil şeritlerini tehdit edici boyutlara ulaşmıştır. Geçtiğimiz yüzyıllara göre daha hızlı olduğu saptanan bu yükselmelerin özellikle delta bölgelerinde daha da hızlanarak devam edeceği yolundaki görüşler yapılan araştırmalarla da desteklenmektedir. Ancak yapılan araştırmalar doğa şartlarının yanısıra insan faktörünün de bu hızlı yükselmelerde önemli ölçüde payı olduğunu göstermiştir. Özellikle nehirler üzerine inşa edilen enerji ve sulama amaçlı barajların denize gelen sedimanları azaltmasının yanısıra yine delta alanlarında yapılan liman, balıkçı barınakları gibi yapıların kıyı boyunca oluşan akıntı sistemlerini etkilemesi sonucu ortamdaki sediman dağılım hareketlerini değiştirmesi deniz seviyesinin daha hızlı bir şekilde yükselmesine neden olmaktadır. Baraj ve kıyı yapılarının neden olduğu hızlı yükselmeler başta Batı Afrika kıyılarındaki deltalar olmak üzere dünyada birçok delta alanlarında gözlenmektedir. Ege kıyısında yer alan Madra Çayı deltasının da son yıllarda gerilemesi, genel deniz seviyesi yükselmesinin yanısıra, baraj yapımı ve kum alınması gibi insanların neden olduğu aktivitelerden dolayı hızlanarak devam ettiği, uydu görüntüleri ile haritalardan saptanmıştır.
 
 


Şile Kıyı Morfolojisinde 

Rip Akıntısı - Boğulma Vakaları İlişkisi

Yrd. Doç.Dr. T. Ahmet ERTEK

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Anabilim Dalı, 34470, Vefa, İstanbul.

Tel: (212) 528 60 22-23, Faks: (212) 528 32 37

Özet

Türkiye kıyılarının şekillenmesine neden olan etkenlerin başında dalgalar ve akıntılar, ikincil olarak da gel-git ve canlılar gelir. Bu etkenlerden akıntıları ise; kıyı akıntısı, alt akıntı ve rip akıntıları diye üç gurupta toplamak mümkündür.

Dalgalarla kıyıya varan sular kendilerine bir geri dönüş yolu ararlar. Bu sırada bir kısmı yanlara saparak kıyı çizgisi boyunca ilerler. Ancak kıyıda biriken suların çok önemli bir kısmı, çatlayarak ileriye doğru atılan dalgalar ile yine yüzeyden açığa doğru çekilir. Açığa çekilme mekanizmasının alt akıntılara göre alttan değil de üstten işleyen bu tip akıntılara “ Rip akıntıları “ denir. 

Bu bildiride, Şile kıyılarının jeomorfolojisi ile rip akıntıları-boğulma vakaları ilişkisi kurularak, sonuç ve önerileri sunulacaktır. Ülkemizde özellikle Karadeniz kıyılarının küçük ölçekli akarsularının ağız kesimlerindeki sığ çatlama zonlarında rip akıntısı gelişir. En tipik örnekleri Kilyos, Iğneada, Karasu ve Şile kıyılarında izlenir. Rekreatif amaçlı yaz aylarındaki deniz turizmi sezonunda özellikle Şile kıyılarında bilhassa doğal plajlı alçak kıyılarda ve akarsu ağızlarına rastlayan kesimlerde 1985/1995 yılları arasında rip akıntılarına kapılarak boğulma vakalarına rastlanmıştır. Yaptığımız araştırmalarda 11 yıllık bu dönem içinde Şile ilçe merkezinde 49, Şile ilçesi kıyılarında 97 denizde boğulma olayı gerçekleşmiştir. Denizde boğulma vakaları Şile’de 11 yıllık toplam çeşitli olaylarda % 11 vaka ile 3. sırada, Şile ilçesinde ise % 13 ile 2. sırada yer alır.
 
 


Türkiye ve Yakın Çevresinde

Gözlenen Tsunamiler

Doç.Dr. Yıldız ALTINOK1, Doç.Dr. Şükrü ERSOY2

1İstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeofizik Mühendisliği Bölümü, 34850, Avcılar, İstanbul. Tel: (212) 591 91 98 / 170, 

Faks: (212) 591 19 97, E-posta: yaltinok@istanbul.edu.tr

2İstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, 34850, Avcılar, İstanbul. Tel: (212) 591 91 98 / 170, 

Faks: (212) 591 19 97, E-posta: ersoys@istanbul.edu.tr
 
 

Özet

Bir deprem ülkesi olan Türkiye, adalar ve boğazları kapsayan 8333 km’lik kıyı şeridi ile tsunamilere de açıktır. Türkiye ve yakın çevresinde, 3000 yılın üzerindeki zaman sürecinde 100 civarında tsunaminin olduğu tarihsel verilerden bilinmektedir. Bu tsunamilerin büyük bir kısmının Marmara Denizi’nde; İstanbul ve İzmit Körfezi, İzmir Körfezi ve çevresi, Fethiye Körfezi çevresi ve kısmen de İskenderun Körfezi’nde yeraldıkları gözlenmiştir. Bunların arasında ayrıntılı bilgi sahibi olduklarımızın sayısı çok azdır. Bu konuda yapılacak öncelikli çalışmalar, söz konusu tsunamilerin tek tek ayrıntılı olarak çalışılmasıdır. 
 
 


Kıyı Mühendisliği
 
 
 
 
 

Kıyı Mühendisliğinde Yapıların Fonksiyonlarına Göre, Karakteristik Öncelikler

Ülker YETGİN

DLH İnşaat Genel Müdürlüğü, Liman Etüt Proje Dairesi Başkanlığı, 91.Sokak, Emek, Ankara. 

Tel: (312) 215 22 22 / 2054, Fax: (312) 212 38 47
 
 

Özet

Ülkemizde kıyılarında fonksiyonel kullanım ve koruma disiplininin tesisi konusu son yıllarda önemi farkedilen ve üzerinde çalışmalar yürütülen önemli bir başlık haline gelmiştir.

Kamu ve özel sektör tarafından yürütülen yatırımların gerçekleşmesi sürecinde yapılaşmalar kamu tarafından yasalar çerçevesinde kontrol altında tutulmaktadır.

Bunun yanısıra toplum içinde oluşan birliktelik sonucu ortaya çıkan sivil toplum örgütlerince de saydam bir denetim mevcuttur. Bu bilincin gelişmesi ülke olarak uygarlık yolunda sağlıklı adımlar atıldığının bir göstergesidir.

Bilindiği gibi kıyılarda,

- Ulaştırma,

- Turizm,

- Balıkçılık,

- Enerji,

- Endüstri

amaçlı fonksiyonlar yer almakta; liman, iskele, yat limanı, balıkçı barınağı, tersane, termik, nükleer santraller vb. olarak türlenmektedir.

Kıyı yapılarının yaratıcısı Kıyı Mühendisliği’dir. Ve “optimum tasarım”ı ortaya çıkarmanın ötesinde “en hassas dengeyi” tariflemek için mevcut teknolojiyi ve bunun yanısıra hayal gücünü sonuna kadar kullanmak zorundadır.

Tasarımda aşama aşama takip edilecek yöntem ve parametreler arasındaki seçicilikte, yapı türünün ilgili olduğu sektörün büyük önemi vardır.

Ancak hangi sektör olursa olsun, yapı türünden bağımsız olarak hiç şüphesiz ÇEVRE faktörü tavizsiz uygulama gerektirir.

Çevre boyutunun önceliğini, hassasiyetini tahrip edildiğinde, bir daha geriye dönülemezlik özelliğini ön planda düşünmek zorunluluğu vardır. Çevre korumacılığı bugün uygarlık kavramının bir ölçütü haline gelmiştir.

Tartışılmayacak diğer öncelikli boyut ise “STABİLİTE ve FONKSİYONEL VERİMLİLİK” olmalıdır.

Bundan sonra kıyı mühendisi tarafından sırasıyla önemsenecek diğer boyutlar ise hizmet edeceği sektörden büyük ölçüde etki almaktadır.

Konuyla ilgili değerlendirmeler yapabilmek amacıyla, kıyı tesislerinin sektör bazında sağlıklı bir biçimde irdelemek ve püf noktalarının altını çizmekte yarar vardır.
 
 


Kıyı Yapıları Tasarımında Risk Parametresi

Kullanılarak İnşaat Maliyetinin Modellenmesi

Prof.Dr. Ayşen ERGİN1, Dr. Can Elmar BALAS2,

Doç.Dr. M. Talat BİRGÖNÜL3, Mehmet A. ERSARI,





Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 06531, Ankara. Tel: (312) 210 54 41, Fax: (312) 210 14 12

E-posta: 1 ergin@metu.edu.tr, 2lale@waves.klare.metu.edu.tr, 3 birgonul@metu.edu.tr

Özet

İstatistiksel bir planlama yöntemi olan Monte Carlo benzeşimi, çok birimli kıyı yapıları inşaatlarının maliyet planlamasında, klasik proje planlama yöntemlerine (CPM ve PERT) göre çeşitli üstünlüklere sahiptir (Ergin vd., 1993). Bu üstünlüklerin en önemlileri, proje şebekelerindeki belirsizliklerin istatistiksel olarak çözüme katılabilmesi ve projenin maliyet-zaman hesaplamalarının uygulamaya eşdeğer bir gerçeklikle çözümlenmesidir. Monte Carlo benzeşiminde, tekrar edilen benzeşimler yolu ile değişkenlere çeşitli olasılık dağılımlarından rassal olarak değerler atanmakta ve deneysel gözlemlemelere eşdeğer bir çözüm yaratılmaktadır (Ergin vd., 1995). Projenin her çözümlenişinde, inşaat etkinlikleri için olasılık dağılımlarından rassal maliyet tahminleri oluşturulmakta ve en uygun çözümün saptanması sağlanmaktadır. 

Yapım aşaması oldukça büyük riskler içeren kıyı yapıları inşaatlarının planlanmasında kullanılan Monte Carlo benzeşim yöntemi, Mersin Yat Limanı projesine uygulanmıştır. Böylece, proje şebekelerindeki belirsizlikler çözüme katılmış ve projenin maliyet - zaman hesaplamaları gerçekçi olarak elde edilmiştir. Dalgakıran ve rıhtım maliyetleri, herbir maliyet elemanı için Türkiye'de uygulanmış olan çeşitli liman projelerinden sağlanan istatistiki verilerden elde edilen olasılık dağılımları kullanılarak benzeştirilmiştir. 
 
 


Dalgakıranlarda Yapısal Fiziksel Özellikler Kullanılarak Risk Modellemesi

Dr. Can Elmar BALAS1, Prof.Dr. Ayşen ERGİN1 Prof.Dr. Allan T. WILLIAMS2

1Orta Doğu Teknik Üniv., Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531, Söğütözü, Ankara. Tel: (312) 210 22 95, Faks: (312) 210 14 12, 

E-posta: ergin@metu.edu.tr

2Bath Spa Üniversitesi, Uygulamalı Bilimler Fakültesi, Newton Park, Bath, İngiltere. Faks: (44) 0 1225 87 5776 

E-posta: a.t.williams@bathspa.ac.uk

Özet

Kıyı yapısının güvenilirliği, yapının tasarımda belirlenen işlevleri belirli bir zaman aralığında sürdürmesi ve yapısal dayanımın yük kuvvetleri etkisiyle limit durum değerlerine ulaşmaması esaslarına dayanır. Ancak, yapısal dayanım dalga kuvvetlerinin, sıcaklık değişmelerinin ve deniz suyunun kimyasal etkisiyle zaman içinde azalır. Bu azalma, kullanılan malzemenin fiziksel özelliklerine bağlıdır. 

Kıyı yapılarında koruyucu tabakanın fiziksel özellikleri kullanılarak, rassal tasarım değişkenlerindeki belirsizlikleri olasılık dağılımları yardımıyla örnekleyen GÜDAT (venilirliğe Dayalı Tasarım) modeli geliştirilmiştir (Balas, 1998). Güvenilirlik modeli, ilk olarak taş dolgu dalgakıranlara uygulanmış ve Mersin Yat Limanı ana dalgakıranının tasarımında kullanılmıştır (Balas vd., 1995; Balas ve Ergin, 1997). Bu çalışmada model, İngiltere'de, Galler bölgesinin Glamorgan kıyısında bulunan Colhuw sahilinin taş dolgu koruma yapısına uygulanmıştır. Kıyı yapısının rassal tasarım değişkenlerindeki belirsizlikler, olasılık dağılımları kullanılarak modellenmiştir. Yapının güvenilirliği, belirli bir zaman aralığında dalga kuvvetlerinin etkisiyle oluşan hasar düzeyinin aşılma olasılığı belirlenerek ve hasar düzeyine göre alınan risk değerleri saptanarak incelenmiştir.Bu sayede, maliyet analizi yöntemi ile yapının ekonomik ömrünün gerçekçi olarak belirlenmesine olanak sağlanmıştır.
 
 


Kuzey Ege Konteyner Liman Sahasının 

Trafik Kapasitesine Göre Saptanması

Doç.Dr. Ümit GÖKKUŞ, Adem EREN

Celal Bayar Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, İnşaat Müh. Bölümü, Muradiye Kampüsü, 45140, Manisa. Tel: (236) 241 21 44 / 45, 

Faks: (236) 241 21 43, E-posta: erenadem@egenet.com.tr

Özet

Bu bildiri kapsamında deniz ticareti açısından ülkemizdeki konteynerleşmenin boyutları ve gereksinim duyulan bir konteyner limanının Kuzey Ege kıyılarında tesisi durumunda konteyner kapasitesinin projeksiyon dahilinde ne olacağı ve limanın işlevlerini yerine getirirken gereksinim duyulacak kara ve deniz alanlarının boyutları konu edilmektedir.

Makro ve mikro projeksiyonla konteyner kapasitesi, ulusal ve bölgesel ölçekte Gayri Safi Milli Hasıla dikkate alınarak analiz edilmektedir. Limana gelebilecek yükleri karşılayabilecek alternatif limanlar, herbirinin hizmet sağladığı ardbölgelerin boyutları ve limanlardaki gelişme planları gözetilerek yeni tesis edilecek olan Kuzey Ege Konteyner Limanı’na gelebilecek konteyner yükü kestirimleri yapılmıştır. Mevcut, aktarılan, doğan ve gelişen konteyner trafik kapasiteleri analiz edilmiştir. Mikro projeksiyon kapsamında toplam liman trafiği, Türkiye limanları konteyner ve karışık yük trafiği, TCDD limanları konteyner ve karışık yük trafiği ve alternatif limanlardaki konteyner ve karışık yük trafiği gözetilerek istatistiksel veriler değerlendirilmiştir. 

Gelen gemi büyüklüğünün belirlenmesi, gemi trafiğini karşılayacak büyüklükte korunmuş deniz ortamını oluşturacak yapılaşmanın olabilirliği, rıhtım boyutlarının (boy ve derinlik) saptanması ve gemilerin manevralarına uygun büyüklükte deniz ortamının varlığı saptanması bu bildiri kapsamında incelenmiştir.

Konteyner kapasitesi ve projeksiyonu belli olan Kuzey Ege Limanı için öngörülen Çandarlı kıyı kesimindeki sahanın, deniz trafiği ve karasal alan gereksinimi açısından uygunluğu irdelenmiştir. Üstyapıda gereksinim duyulan elleçleme ekipmanlarının ve açık-kapalı depolama sahalarının kapasiteleri hesaplanarak gereken karasal alanın büyüklüğü ve bunu projeksiyon dahilinde seçilen yerleşim alanının karşılayıp karşılamayacağı kıyaslanmıştır. Seçilen elleçleme ekipmanının (gantry kreyn-transteyner ve treyler sistemi) karasal alanın boyutlarının saptanmasındaki yeri vurgulanmıştır. 

Kazı ve dolgu alanlarının büyüklükleri ve kazının dolguda kullanımı gibi çözümler üretilerek çevresel problemleri artırmaması sağlanmıştır. Ekonomik analizler de yapılarak kredi geri ödeme, fayda-maliyet oranları yatırımın karlılığı ortaya çıkarılmıştır.
 
 


Ölüdeniz Lagünü Akıntılarının Üç Boyutlu Matematiksel Modelle İncelenmesi

Dr. Lale Balas1, Prof.Dr. Erdal Özhan2

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 06531, Ankara. Tel: (312) 210 54 29, Fax: (312) 210 14 12

E-posta: 1 lale@waves.klare.metu.edu.tr, 2 ozhan@metu.edu.tr

Özet

Kıyı sularında oluşan akıntıları ve su düzeyi değişimlerini hesaplayan üç boyutlu bir matematiksel model geliştirilmiştir. Model, hidrodinamik, taşınım ve türbülans alt modellerinden oluşmaktadır. Hidrodinamik alt modelinde, düşey yöndeki su taneciklerinin ivmesinin önemsiz olduğu ve Bousinessq yaklaşımının geçerliliği varsayılarak, Navier Stokeseşitlikleri çözülmektedir. Taşınım alt modelinde, su sıcaklığı, tuzluluğu ve deniz suyuna karışan bir kirleticinin zamansal ve yersel derişimlerini benzeştiren taşınım model elemanları bulunmaktadır. Bu alt modelde, su sıcaklığı, tuzluluğu ve kirletici taşınımları için, üç boyutlu ilerlemeli yayılma denklemleri ayrı ayrı çözülmektedir. Türbülans alt modelinde, değişken düşey akışkanlık katsayısı, türbülans kinetik enerjisi ve kinetik enerjinin sönümlenme hızı, iki eşitlikli k-e türbülans modeli kullanılarak hesaplanmaktadır. Yatay akışkanlık katsayıları, Smagorinsky cebirsel alt-çözüm ağı ölçekli türbülans modeli ile benzeştirilebilir. Sayısal çözüm yöntemi olarak yatay düzlemde sonlu farklar, düşeyde ise sonlu elemanlar kullanılmıştır. Kara sınırları hareketli alınabilmekte, yatay düzlemde değişik büyüklükte çözüm ağı uzunlukları seçilebilmekte ve düşeyde çözüm ağı kümeleşmesi uygulanarak çözünülürlük artırılabilmektedir. Geliştirilen matematiksel model sonuçları, bilimsel kaynaklarda yayınlanan analitik ve deneysel sonuçlarla karşılaştırılarak gerçeklenmiştir. Model lagün ortamında kullanılmaya uygun duruma getirildikten sonra, topografya ve batimetri, hidrodinamik özellikler, rüzgar iklimi ve benzeri konularda mevcut bilgiler toplanıp değerlendirilerek, Ölüdeniz Lagünü'ne uyarlanmıştır.
 
 


MARWIND:

Marmara Denizi için bir Rüzgar Modeli

Prof.Dr.Erdal ÖZHAN1, Doç.Dr.Saleh ABDALLA2,

Süleyman ERKAL, Gökhan PİŞKİN3

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü

Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531 Ankara.

Tel: (312) 210 54 35, Faks: (312) 210 14 12

E-posta: 1 ozhan@metu.edu.tr, 2abdall@metu.edu.tr

,3 piskin@metu.edu.tr

Özet

Küçük bir deniz olarak nitelendirilebilecek olan Marmara Denizi çevresindeki meteoroloji istasyonlarında kaydedilen saatlik yüzey atmosfer basıncı değerlerine dayanılarak bir rüzgar modeli geliştirilmiştir. Bu model, üzerinde küçük değişiklikler yapılarak, benzer herhangi bir denize uygulanabilir. 14 istasyonda kaydedilmiş basınç değerleri kullanılmıştır. Bu değerler, kalite kontrolünden geçirilerek, hatalı görülen değerler çıkarılmıştır. Basınç değerleri, karşılık gelen yüzey basınç değerlerine dönüştürülmüştür. Daha sonra, yüzey uyumlama ("surface fitting") yöntemi kullanılarak, değişimi, daha sonra çeşitli empirik dönüştürme matrisleri kullanılarak 10-metre yükseklikteki (yüzey rüzgarı) rüzgara dönüştürülecek olan jeostrofik rüzgarın hesaplanmasında kullanılmıştır. Model, mevcut açık deniz rüzgar ölçümleriyle doğrulanmıştır. Model sonuçları, hata karelerinin ortalamasının karekökü ("RMS" hatası) 4m/s'nin altında ve sapması ("bias") -1 m/s, +1.5 m/s arasında olacak şekilde, ölçümlerle iyi uyum sağlamıştır. 
 
 


Filyos Limanı Dalga Ölçümü ve Genel Analizi 

Engin BİLYAY, Ryoji KOH,

Bergüzar ÖZBAHÇECİ

DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü, Araştırma Dairesi Başkanlığı, Liman Hidrolik Araştırma Şube Müdürlüğü, Serpmeler, No: 3, Macunköy, Ankara. Tel: (312) 397 33 50 / 301-300, Faks: (312) 397 35 07

E-posta: jphrcp@ada.net.tr

Özet

Bu çalışma, DLH İnşaatı Genel Müdürlüğünce Filyos’da yapılması planlanan Filyos Limanına ait dalga karekteristiklerinin belirlenmesi amacıyla iki yıl süreyle yapılan dalga ölçümlerinin genel analizini kapsamaktadır. Bu analizin sonucunda Filyos yöresine ait dalga ve akıntı iklimi belirlenmiştir.
 
 


Liman İçi Çalkantı Deneylerinde

Çok Yönlü Düzensiz Dalgaların Kullanılması 

Bergüzar Öztunalı ÖZBAHÇECİ, Engin BİLYAY, 

Serdar ÜNLÜ, Masami FURUKAWA

DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü, Araştırma Dairesi Başkanlığı, Liman Hidrolik Araştırma Şube Müdürlüğü, Serpmeler, No: 3, Macunköy, Ankara. Tel: (312) 397 33 50, Fax: (312) 397 35 07

Özet

Bu çalışma ülkemizde ilk kez çok yönlü düzensiz (dalga yüksekliği, periyodu ve yönü farklı) dalgalarla gerçekleştirilen liman içi çalkantısı hidrolik model deneyi sonuçlarını kapsamaktadır. Deneyler tek yönlü düzensiz (dalga yüksekliği ve periyodu farklı ancak yönü sabit) ve düzenli (dalga yüksekliği, periyodu ve yönü sabit) dalgalar kullanılarak da tekrarlanmış ve böylece çok yönlü düzensiz, tek yönlü düzensiz ve düzenli dalgaların liman içi çalkantı deneylerine etkisi araştırılmıştır. Ayrıca aynı çalışmanın sayısal benzeşim modellemesi de yapılarak hidrolik model deney sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır.
 
 


Periyodik Sınır Akımlarının Araştırılmasında Laboratuvar Koşulları

Dr. Şahnaz TIĞREK

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü,

Hidromekanik Laboratuvarı, Ankara. Tel: (312) 210 54 50 

Fax : (312) 210 12 62, E-posta: sahnaz@metu.edu.tr
 
 

Özet

Bu bildiride periyodik sınır akımlarının analizi iki eşitlikli türbülans modeli ile elde edilmektedir. Bu modeli oluşturan denklem takımının çözümü için kontrol-hacim yaklaşımı kullanılarak sayısal bir model geliştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar yayınlanmış verilerle karşılaştırılarak dalga tünellerinde gerçekleştirilen çalışmaların sınır akımı yaklaşımıyla çözüm imkanları araştırılmıştır.
 
 


Dalga Kırılması Sırasında 

Enerji Kaybının Modellenmesi

Prof.Dr. Y. YÜKSEL1, Y.Doç.Dr. M. GÜNAL2,

T. BOSTAN1, Y.Doç.Dr. E. ÇEVİK1,

Dr. Y. ÇELİKOĞLU1





1YTÜ, İnşaat Fakültesi, İnş. Müh. Böl., 80750, Yıldız, İstanbul.

Tel: (212) 259 70 70 / 2741 – 2824, Faks: (212) 259 67 62, 

E-posta: yuksel@ana.cc.yildiz.edu.tr

2Gaziantep Üniversitesi, İnşaat Müh. Böl., Gaziantep.

Tel: (342) 360 12 00 / 2403, Faks: (342) 360 11 00,

E-posta: Gunal@Alpha.bim.Gantep.edu.tr

Özet

Bu çalışmada sıçrayarak kırılma sırasında kaybolan enerji kaybının belirlenmesi amacıyla bir hidrolik sıçrama analojisi geliştirilmiştir. Çalışmada geliştirilen model nümerik olarak çözümlenmiştir ve sonuçlar yapılan deneysel çalışmadan elde edilen verilerle karşılaştırılmıştır. Deneysel çalışmalarda bilgisayar destekli görüntü işleme tekniği uygulanmıştır. Geliştirilen modelin sıçrayarak kırılmayı benzeştirmesi amacıyla, serbest sıçramanın topuğuna çeşitli açılarda plunging jet uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, gerek hidrolik sıçrama açısından gerekse sıçrayarak kırılma açısından değerlendirilmiştir. Hidrolik sıçrama ve dalga kırılması açılarında elde edilen bu sonuçlar bu konulara özgün katkılar sağlamıştır.
 
 


Deniz Boruhatlarında Vorteks Kökenli Salınımların Önlenmesi

Doç.Dr.Ümit GÖKKUŞ, Adem EREN

Celal Bayar Üniversitesi,Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Muradiye Kampüsü 45140 Manisa. Tel: (236) 241 21 44/45, Fax: (236) 241 21 43, E-mail: erenademOegenet.com.tr
 
 

Özet
 
 

Bu çalışmada, her üç önlem şekli de hesaba katılarak, askıda veya oyulabilir zeminler üzerine döşenecek borularda tesbit kitlelerinin veya mesnetlerin hangi aralıklarda yerleştirilmesi gerektiği hususunda ayrıntılı bilgiler ve sonuçların karşılaştırmalarını ele alarak inşaa sonrası geri dönülmesi olduça güç ve pahalı olan deniz boruhatlarının tasarım ve projelendirme esnasında gerek duyulan kriterleri ve hesap esasları irdelenmiştir.

Kararlı akım ve düzenli dalga hareketlerinin sözkonusu olduğu deniz ortamında askıdaki boruhattında oluşan vorteks için geliştirilen bağıntılar kullanılarak salınımların önlenmesi bu bildiri kapsamında ele alınmıştır. Salınımda etkili olan Reynolds , Keulegan-Carpenter, Strouhal sayısı , indirgenmiş hız ve stabilite parametresine bağlı olarak geliştirilen bağıntılar ve grafikler kullanılarak salınımların önlenmesi için üç öneri oluşturulmuştur. Bunlardan ilk ikisi boru geometrisi, kütlesi ve mesnetleme biçimine dayanan , diğer öneri ise yapay araçlarla borunun kaplanmasını konu etmektedir.
 
 


Doğu Karadeniz’de Kıyı Çizgisinin

Korunması Gereken Bölgeler

Dr. Ali Remzi BİRBEN, Dr. İsmail Hakkı ÖZÖLÇER, İbrahim YÜKSEL, Prof. Dr. Hızır ÖNSOY 

Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 61080, Trabzon. Tel: (462) 325 66 82,

Fax: (462) 325 66 82, E-posta: birben@hotmail.com

Özet

1950’lerden beri büyük bir hızla gelişmekte olan çalışma ve araştırmalara paralel olarak, kıyıya ve kıyı koruma yapılarına, plaj ve sayfiye yerlerine gereksinim her yıl artmaktadır. Bu değişmelerle birlikte, kıyılardaki faaliyetlerin artmasıyla ve değişen deniz rejimi ile kıyı-deniz dengesi bozulmakta ve dalgaların olumsuz etkileri artmaktadır. Köyden kente hızla devam eden göç kıyılardaki çarpık yapılaşmayı beraber getirmiştir. Bölgede, 1960’lı yıllardan itibaren, karayolu deniz dolguları ile kıyı şeridine çok yakın geçirilmiştir. Yol yapımı öncesi yatık meyilli sahillerde kırılarak gelen dalgalar, yapım sonrası, dik şevli yol dolgularına ve tahkimatlara çarparak yansımakta, böylece dalgaların mevcut enerjisi daha da büyümekte, kıyılardaki malzeme deniz içlerine doğru taşınmakta ve kıyı dengesi bozulmaktadır. Özellikle karayolu yapımından sonra, bölge kıyılarında, çok sayıda balıkçı barınağı, çekek yerleri ve irili ufaklı diğer yapılar yapılmıştır. Bu yapıların yapılmasında bölgenin dalga ve akıntı özellikleri çoğu kez göz önüne alınmadığından, kıyı boyu malzeme taşınım dengesi bozularak önemli boyutlarda kıyı erozyonu ve hasarlar oluşmuştur. Bir yandan da kıyılardan ve kıyıya yakın yerlerden, büyük ölçüde kum-çakıl malzemesi alınmaya devam edilmektedir. 

Bu çalışmada, kıyı karayolu ile deniz etkileşimi dikkate alınarak, erozyon gözlenen yörelerin önemine ve önceliklerine göre sıralaması, rüzgar ve dalga analizleri yapılarak parametrelerin belirlenmesi, hidrografik çalışmalar, bölgedeki mevcut sediment durumu, muhtemel potansiyeli ve alınabilecek önlemler ile ilgili çalışmalar gerçekleştirilmiştir. 
 
 


Düz Mahmuz Parametrelerinin

Biriktirme Oranına Etkileri

Dr. İsmail Hakkı ÖZÖLÇER, Dr. Ali Remzi BİRBEN,

Prof.Dr. Hızır ÖNSOY

Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 61080, Trabzon. 

Tel: (462) 325 66 82, Fax: (462) 325 66 82, 

E-posta: ozolcer@hotmail.com

Özet

Dünyada, üniversiteler ve çeşitli araştırma merkezlerinde, kıyı koruması, kıyı çizgisi değişimi, katımadde taşınımı gibi konularda, matematik yöntemlerle çözümün yanı sıra, deneysel çalışmalar da yapılmaktadır. Genelde, kıyı çizgisi ve dalga mekaniği problemleri çok karmaşık ve özel problemlerdir. Henüz bu konularda kullanılan matematiksel ifadeler yeterli değildir. Bu yüzden, bu tür bir problemin çözümünde bir model yaklaşımı da kullanmanın yararları büyüktür. Model çalışması beraberinde bazı hatalar getirse bile, bir çok problemin çözümünde başarı ile uygulanmaktadır. Kıyıların korunmasında ve kıyı boyunca hareket halindeki malzemenin tutulmasında mahmuzlar kullanılmaktadır. Bu çalışmada, düz mahmuz parametrelerinin kıyı korumasına ve katı madde tutulmasına etkileri deneysel olarak 3 boyutlu deney havuzunda incelenmiştir. Burada, kıyıya dik olarak inşa edilen mahmuzların çeşitli durumları için kıyıya etkileri incelenmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin özel şartlarına göre, bir mahmuzun boyutları (boy, ve aralık) ne alınırsa, en fazla biriktirme sağlanabilir, bunun araştırılması yapılmıştır. 
 
 


Doğu Karadeniz Sahil Karayolu 

ve Kıyı Koruma Yapıları

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ufuk TURAN1

Dr. Veli SÜME2,





1Osmangazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Batımeşelik, Eskişehir. Tel: (222) 239 28 40 Fax: (222) 229 05 35, E-posta: muturan@ogu.edu.tr

2KTÜ, Rize Meslek Yüksek Okulu, İnşaat Bölümü, Rize. 

Tel: (464) 213 04 32, Fax: (464) 313 05 14
 
 

Özet

Doğu Karadeniz Bölgesi, kıyıdan ani bir meyille dikleşen engebeli ve sık akarsu vadilerine sahiptir. Coğrafi yapısı nedeniyle ulaşım kıyıya paralel olarak yapılmış olan karayolu ile sağlanmıştır. Bu sebeple de yerleşim yerleri kıyı şeridi üzerinde yer almış ve gelişmiştir. Gelişen ve her geçen gün gelişmekte olan bu yerleşim yerlerinde, kısıtlı arazi yapısı nedeniyle çoğu kez denizde dolgu yapılarak alanlar kazanılması yoluna gidilmiş ve gidilmektedir. Kıyıda yapılan yapıların kıyı-deniz etkileşiminin iyi analiz edilememesi kıyı hidrodinamiğini bozacağından mevcut kıyı yapılarında beklenmeyen hasarlar, liman içi dolmalarda artışlar, bu güne kadar stabil kıyılarda erozyonların oluşması hatta ve hatta yapılmakta olan kıyı yapılarında zaman içinde büyük olumsuzluklar kaçınılmaz olabilecek ve bunlar da zaman içinde yeni önlemleri gerektirecektir.