Türkiye'nin Kıyı ve Deniz
Alanları I.Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 97 Konferansı Bildiriler
Kitabı;
24-27 Haziran, 1997; Ankara, E.Özhan (Editör)
Kıyı Yönetimi
Bütünleşik Kıyı Yönetimini
Amaçlayan
Bir Ulusal ve Bir Uluslararası
Girişim:
KAY Türk Milli Komitesi ve MEDCOAST
Prof.Dr. Erdal ÖZHAN
Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Laboratuvarı, 06531, Ankara.
Tel: 0 312 210 54 29/30/35,
Faks: 0 312 210 14 12, E-posta: ozhan@metu.edu.tr
Özet
Bir ulusal girişim olan Kıyı Alanları Yönetimi
Türk Milli komitesi ile uluslararası MEDCOAST girişimi, her ikisi de 1990
yılında başlatılan ve 1993 yılında resmileşen, bütünleşik kıyı yönetimine
katkıda bulunmayı amaçlayan çabalardır. Bu bildiride, Milli Komite ve MEDCOAST
tanıtılmış, 1993-97 yılları arasındaki etkinlikleri özetlenmiştir.
"Kıyı Yönetimi" Kavramında
Yaşanan Evrim ve
"Kıyı Kullanımı Ve Yönetimi
(Düzenleme) Bütünlüğü" İlkeleri
Sumru ÜNSAL
Ege Üniversitesi Sualtı
Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü, Bornova, İzmir
Özet
"Kıyı yönetimi" kavramı 1980'li yılların
başında Türk bilim dünyasında söylem bulmuştur. Bu ifade giderek, "Kıyı
Bölgesi Yönetimi", "Kıyı Bölgesi Kullanımı ve Yönetimi" ve nihayet "Kıyı
Bölgesi Kullanımı ve Yönetimi (Düzenleme) Bütünlüğü" başlığı altında ele
alınmaya başlanmıştır. Konunun son derece geniş olması nedeniyle kıyı bölgesi
kavramının karakteristiklerinin, onu ön plana çıkarma özelliklerinin, kıyı
bölgesi kullanımı ve yönetimi bütünlüğünün, bu konudaki davranış ve prensiplerin,
bu çalışma grubunu göreve çağıran noktaların, problemli saha saptanmasının
ve engellerin iyi bilinmesi gerekmektedir
Türkiye’de Kıyı Alanları
Yönetimi ve Sorunları
İ. ÖNAL1,
A. NURAY2
1 Genel
Müdür Yrd. Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü, Eskişehir
Yolu 8.Km. 06530 ANKARA Tel: 287 99 63/2306 Fax: 286 22 71
2 Kimyager,
Çevre Bakanlığı ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü, Eskişehir Yolu 8.Km. 06530
ANKARA Tel: 287 99 63/2203
Fax: 286 22 71
Özet
Yüzyılımızda, dünya üzerinde hayatını devam
ettirmek isteyen tüm canlılar için gerekli olan kaynaklar her geçen gün
tahrip olmakta ve azalmaktadır. Hızlı nüfus artışına bağlı olarak yaşanan
gelişmelerin plansız ve programsız olması tahribatın öncelikli sebebi olarak
görülmektedir. Zengin bir potansiyele sahip kıyılara talep giderek artmakta,
özellikle artan turizm ve endüstri yatırımları bölgede hızlı
bir nüfus artışıyla birlikte oldukça büyük ve geri dönüşümü olmayan problemleride
beraberinde getirmektedir. Bu problemleri bertaraf etmek ve en önemlisi
henüz oluşmadan önlemini almak amacıyla entegre bir kıyı alanı yönetiminin
oluşturulması, mevcut idari ve kurumsal
düzenlemelerin revize edilmesi ve uygulamaya yönelik tedbirlerin alınması
gerekmektedir.
Bu bildiride kıyılarımızda yaşanmakta olan
problemler irdelenmekte ve mevcut idari yapıdaki çelişkiler incelenerek
yeni model arayışları tartışılmaktadır.
Kıyı Bölgeleri İçin Çevre
Yönetim Şekli: GATAB
Prof.Dr. Bülent TOPKAYA1,
Bahar KALKANOĞLU1,
Hakan OĞUZ2
1 Akdeniz
Üniversitesi Çevre Bilimleri Anabilim Dalı
2 Akdeniz
Üniversitesi Teknik Bilm.MYO Çevre Kirl. Kontrolu Programı, Antalya Tel:
242-227 47 80, Faks: 227 47 85
Özet
Antalya'nın batısında yeralan Kemer Yöresi
son yıllarda turizm açısından çok süratli gelişme göstermiştir. Bu gelişme
ciddi çevresel etkileri beraberinde getirmektedir.Yerli ve yabancı turist
nüfusunun hızlı artışı ile paralellik gösteren hızlı yapılaşma, yörenin
altyapı tesislerini negatif etkilemektedir. Kemer Bölgesi'ndeki su temini,
kanalizasyon, atıksu tasviyesi ve katı atık yönetimi konularındaki mevcut
ve gelecekteki problemlerin çözülebilmesi için Türkiye'de ilk defa
özel bir yönetim şekli oluşturulmuştur. 1989 yılında Antalya Valiliği'nin
insiyatifi ile oluşturulan Güney Antalya Turizmi Geliştirme ve Altyapı
İşletme Birliği ( GATAB ) bu konuda ülkemizde örnek olacak bir uygulamadır.
80 km'lik sahil şeridi boyunca Kemer
İlçesi ile 6 adet köyü içine alan bu Birlik, kamunun yanısıra çevresel
kirlenmelerden en ciddi etkilenecek turizm sektörünü de içine alacak şekilde,
içme ve kullanma suyu temini, atıksu ve katı atık yönetimi konularında
bölgesel yönetim planları geliştirmek üzere yarı özel bir şirket olan "Altaş"ı
oluşturmuştur. Bu yönetim şekli bu güne kadar oldukça başarılı olmuştur
ve ülkemizin benzer özellikte olan diğer yörelerinde de uygulanması konu
olan problemlerin çözümünde büyük kolaylık sağlayacaktır. Bu çalışmada
Birlik ile Altaş Şirketi'nin organizasyon şekli ve çevre problemlerine
getirilen bölgesel çözümler üzerinde durulacaktır.
Merkez ve Yerelin Çevre Yönetimindeki Yeri
Akdeniz’den İki Örnek
Nilgün GÖRER1
, A. Saffet ATİK2
1Şehir Y.Plancısı,G.Ü.M.M.F.
, Şehir ve Bölge Planlama Bl., Maltepe/ANKARA
Tel: 0 312 231 74 00 / 2753 , Fax: 0 312 230 84
34
E-mail: nilgun@mikasa.mmf.gazi.edu.tr
2Şehir ve
Y.Bölge Plancısı, Ziya Gökalp Cad. 76/1 06600 Kurtuluş-ANKARA
Tel:03124332055, Fax:03124330712, E-mail: utta@.ada.net.tr
Özet
Bilindiği gibi Türkiye'de "Çevre Yönetimi"
konusunda kurumsal ve yasal yapının yaşadığı yetki karmaşasının sonucu
olarak etkin bir çevre yönetimi yapılaşması bulunmamaktadır. Bu yapının
gerçekleşememe nedeni, çevre ile ilgili kurumsal yapının zaman içerisinde
izlediği iki farklı oluşum sürecidir. Birinci oluşum, 1920'lerden başlayarak,
sınırlı olarak, çevresel konularda yapılan kurumsal düzenlemeler sonucunda
kurulan idari kurumlardır. İkinci oluşum ise, geçmişi henüz 15 yılı bulmayan
doğrudan
çevreye yönelik kurumsal yapılaşmanın oluşum süreci içerisinde yeni yeni
kurulan idari birimlerdir ki bunlar 1970'lerden sonra gelişen "çevre" anlayışı
doğrultusunda kurulmuş çevre yönetimi örgütünün çekirdeğini oluşturmaktadırlar.
Çelişki, işte bu iki yapının birbirine
hiç bir yeni düzenleme getirilmeden eklemlenmesinden doğan yetki ve sorumluluk
karmaşasından kaynaklanmaktadır.
Kurumsal yapıdaki bu ikili yapısal oluşumun
yanısıra, çevre konusunun çok boyutluluğu ve konularının çeşitliliğinden
kaynaklanan özelliğinden dolayı, doğası gereği sorumluluk alanlarının tek
bir kurumsal örgütün çatısı altında toplanamaması, çevre konusunda hem
yerel hem de merkezi düzeyde bir kurumun varlığını kaçınılmaz kılmaktadır.
Oysaki bugün Türkiye'de izlenen politika
tamamen Çevre Yönetiminin merkezi bir yapı içinde tutulmaya çalışılmasıdır.
Bu açıdan Özel Çevre Koruma Bölgeleri örneği
yukarıda özetlenen genel yapının en çarpıcı örneğini oluşturmaktadır.Ülkemizde
dokuzu kıyı bölgelerinde olmak üzere Özel Çevre Koruma Bölgesi statüsü
ile merkezi yönetimin, her türlü yerel yönetim yetkilerini askıya aldığı
12 adet bölge bulunmaktadır.
Bu bölgeler, aynı zamanda, Doğal Sit ve Tarihi Sit gibi diğer koruma alanları
sınırlarıyla da örtüşmektedir. Bu bölgeler içerisinde bir koruma karmaşası
yaşanırken, hemen yakın çevresinde herhangi bir koruma sınırı ile çevrilmeyen
"korumadan kurtarılmış" alandaki her türlü mekansal gelişmenin etkilerini
gözardı etmek ‘Deve Kuşu!’ gibi başımızı kuma gömmek olur. Bu karmaşa
içerisinde son yıllarda bu bölgelerdeki ’hassas çevrenin’ yapısal gelişmeler
karşısında dengesinin korunmasına yönelik uluslararası kredilerin kullanıldığı
projeler de gündeme gelmektedir. Tüm bu yapısal örgütlenmenin ortak hedefi,
gelişmelerin çevre üzerinde yol açacağı
tahribatı en aza indirerek, bu bölgelerde çevreye duyarlı kontrollü bir
gelişmenin sağlanmasıdır. Bu bölgelerin sahip olduğu "hassas çevre yapısı"nın
korunması yerel halk ve yerel yönetimlerin katılımı olmaksızın gerçekleşemez.
Çevre sorunları sınır tanımamakla birlikte,
hiç kuşku yoktur ki sorunların çözümüne yönelik girişimlere yerel insiyatifin
sahip çıkması ölçüsünde, hedeflenen başarı sağlanabilir.
Bu bildiri kapsamında, Dalyan- Ortaca-Köyceğiz
ile Sarıgerme yerleşmelerini içine alan iki örnek yönetim planı üzerinde
, uygulamada karşılaşılan sorunların kaynağı yukarıda özetlenen
tartışma konusu çerçevesinde ele alınacaktır. Burdan hareketle de çok aktörlü
bir örgütlenme içinde, Çevre Yönetimi ve bu kurumsal oluşum içinde Kıyı
Alanları Yönetimi için, nasıl bir kurumsal yapılaşmanın oluşturulması
gerekliliğinin anahatları çizilecektir.
Kıyı Yönetiminde
Özel Çevre Koruma Bölgeleri Deneyimleri
Kadriye ADAY, Gürsel GÜNDOĞDU
Çevre Bakanlığı- Özel
Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, Koza Sk
No: 32 06700 GOP/Ankara, Tel: 0 312 440 69 19, Faks:
0 312 440 85 53
Özet
Kıyı yönetiminde karşılaşılan güçlükler
hiç şüphesiz, ülkemizin modernleşme süreci boyunca yaşadığı çelişkili kalkınma
stratejileri ve kaynakların bütünsel bir yaklaşımdan yoksun olarak popülist
amaçlı kullanımıyla yakından ilgilidir. Bu durum, söz konusu alanda, yasal,
kurumsal ve örgütlenme düzeyinde eşgüdümsüzlüğün neredeyse çözümsüz bir
aşamaya ulaşmasına neden olmuştur.
Ülkemizin kıyı alanlarında bulunan illerin
nüfusları tüm ülke nüfusunun yarısından fazladır. Kıyılarımızda bulunan
iller ülke düzeyindeki kentleşme hızından daha yüksek bir kentleşme hızına
sahiptir ve bu alanlardaki göç baskısı giderek artmaktadır. Göç baskısıyla
birlikte, 1970’li yıllardan beri devam eden kıyı
bölgelerinde turistik amaçlı yapılaşma doğal, tarihi ve kültürel bakımlardan
eşsiz güzelliklere sahip kıyılarımızın betonlaşmasına ve neredeyse elden
çıkmasına neden olmuştur.
Soruna bütüncül bakamayışın bir sonucu
olarak, kıyı yönetiminde yetkilerin tek elde toplanmayışı ve kurumlar arasındaki
eşgüdüm eksikliği bu alanda yaşanan plansız yapılaşma ve rant yağmasının
had safhaya çıkmasına neden olmuştur. Tüm bu gelişmeler üzerine yeniden
üretilemez bir konumda bulunan doğal, tarihi ve kültürel bakımlardan
eşsiz (unique) alanların özel olarak korunmasının gerekliliği ortaya çıkrmıştır.
Bu amaçla, 1988 yılında Başbakanlığa bağlı olarak Özel Çevre Koruma Kurumu
Başkanlığı (ÖÇKKB) kurulmuştur. Halen ÖÇKKB 9’u kıyılarda olmak üzere 12
bölgeye sahip bulunmaktadır. Bu bölgelerin
adları şöyledir. Köyceğiz, Fethiye, Gökova, Belek, Göksu, Patara, Ihlara,
Gölbaşı, Pamukkale, Kekova, Köyceğiz-Dalyan, Datça-Bozburun. Özel Çevre
Koruma Kurumu kurulduğundan bugüne değin Türkiye’de koruma-kullanma dengesini
gözeten kıyı planlaması ve bir bütün
olarak da kıyı yönetimi alanın da çok tutarlı çalışmalar ortaya koyduğunu
belirtmek gerekmektedir.
Politika, Yasal konular,
Eğitim
1980 Sonrası Hükümet ve
Siyasi Parti Programlarında ‘Kıyı’
Ayşe TEKEL
G.Ü. Müh. Mim. Fakültesi,
ŞBP Bölümü 06570 Maltepe/ANKARA,
Tel: 312 231 74 00 / 27 47, Fax: 312 230 84 34,
E-posta: tekel@mikasa.mmf.gazi.edu.tr
Özet
Kıyı sorunlarının çözümlenmesi ve kıyıların
korunmasında, ulusal kıyı politikaları oluşturulması ve bu politikaların,
süreklilik, kalıcılık ve kararlılık kazandırılması konusunda gerek hükümet,
gerekse hükümette yer alan partilere önemli görevler düşmektedir.
Ancak, 1980 sonrası hükümet programları
ve hükümette yer alan partilerin programları incelendiğinde ‘kıyı alanlarına’
yönelik bu tür politikaların varlığından söz etmek mümkün görülmemektedir.
Bir kaç siyasi parti, adını koyarak ya da koymayarak, bilerek ya da bilmeyerek,
Türkiye’nin kıyı sorunlarından birkaçına değinmişler ve belirli çözümler
önermişlerdir. Ancak önerilen çözümler
kimi zaman partinin ortaya koyduğu diğer politikalarla çelişkili olmuş
çoğu zamanda hayata geçirilememiştir.
Türkiye’de kıyı alanlarına yönelik yasal
düzenlemeler ve kurumsal yapılaşma süreci de çok eski tarihlere dayanmamaktadır.
Yasal düzenlemeler ve kurumsal yapılaşma 1970’li ve 1980’li yıllar arasında
yoğunlaşmaktadır. 1990 sonrasında ‘kıyı alanlarına’ yönelik önemli yasal
düzenlemeler, kurumsallaşma ve kurumlar arası koordinasyon gerçekleştirilememiştir.
Oysa ‘kıyı’ya ilişkin karar alıcı, plan yapıcı,
uygulayıcı ve denetleyici, kamu, yerel ve gönüllü kuruluşlar arasında kurumsallaşma
ve koordinasyonun gerekliliği, 1990 sonrası hükümet programlarında da yer
almış, ancak bu uygulamaya geçirilememiştir.
Çalışmanın amacı; 1980 sonrasında hükümet
ve hükümette yer alan parti ve/veya partilerin, parti programlarında ‘kıyı’
kavramının nasıl yer aldığını inceleyerek, bu dönemde partilerin ‘kıyı’ya
bakış açılarını saptamak olarak belirlenmiştir. Bu amaçla, öncelikle mekanın
oluşumunda siyasal davranışın, siyasal
kültürün etkileri ele alınacak, daha sonra kıyı alanlarına yönelik yasal
düzenlemeler ve kurumsallaşma süreçlerinin hangi siyasi parti dönemiyle
örtüştüğü saptanarak, siyasi partilerin kıyı mekanına yönelik politikalarının
uygulamalarla ne denli çakışıp, çakışmadığı tartışılmaya açılacaktır.
Kıyı Alanları Konusunda
Ulusal Mevzuat ve İdari Yapı
Meltem DURUKAN
Ziraat Mühendisi, Çevre
Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü
Eskişehir Yolu 8.Km
06530 Ankara
Tel: 0 312 287 99 63 / 2412, Faks: 0 312 286 22
71
Özet
Çok uzun bir kıyı şeridine sahip olan ülkemizde
kıyıların başta doğal özellikleri olmak üzere kültürel ve tarihi değerleri
nedeniyle çeşitli sektörler tarafından tercih edilir olması bu sektörlerin
birbirleri ile rekabet ortamına girmesi pek çok çevre sorununu da ortaya
çıkarmaktadır.
Bu çevre sorunlarının giderilmesi ve kullanımlardan
uzun vadede yararlanmanın sağlanması için kıyıların koruma-kullanma dengesini
gözeten ve ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları arasındaki koordinasyonu
sağlayan entegre kıyı yönetim politikasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu bildiride, kıyıların korunması ve rasyonel
kullanımı ile ilgili yasal ve idari yapı ile öneriler yeralmaktadır.
Kıyı Mevzuatına
ve
Uygulamasına Eleştirel
Bakış ve Bazı Öneriler
Doç. Dr. Feral Eke, Prof.
Dr. Şule Karaaslan
Gazi Üniversitesi Müh.-Mim.
Fakültesi,Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, 06570 Maltepe/Ankara , Fax: 0
312 230 84 34
Özet
Kıyılar tarih boyunca toplumlar için çekici
mekanlardır. Kıyılardaki doğal kaynaklar toplumların ekonomik ve sosyal
gelişmelerine imkan sağlamış, insanın bu doğal kaynaklarla bütünleşmesi,
kıyı bölgelerinin ve hatta ülkenin kalkınmasında önemli bir rol üstlenmiştir.
Ancak kıyılara ilişkin yönlendirici mevzuat her
zaman sağlıklı bir arazi kullanımını ve toplumun yaşam kalitesini arttıran
bir düzenlemeyi sağlayamamıştır.
Bu bildirinin amacı ülkemizde 1970li yıllarda
kıyılara talebin arttığı ve kıyılardaki geleneksel arazi kullanım biçimlerinin
yoğunlukla değişmeye başladığı bir dönemden başlayarak, kıyı mevzuatının
eleştirel bir analizini yapmaktır. Bildiride 1972 yılında 6785 sayılı yasaya
1605 sayılı yasa ile ilgili eklenen ek 7 ve 8. maddelerle başlayan kıyı
mevzuatının bugüne kadarki serüveni olumlu ve olumsuz yönleri
ile genelde ve özelde irdelenerek; mevzuata uygulamalarda getirilen değişik
yorumlar tartışılıp, olası yeni çözümler sergilenmeye çalışılacaktır.
Bildirinin birinci bölümünde kıyı yönetimi
anlayışının eksik oluşu, kara ve deniz ortamlarının aynı özenle mevzuatta
ele alınmayışı ve kıyıda yetkili sektörler arası karmaşa eleştirilmektedir.
Aynı şekilde kıyının dar kapsamlı olarak değerlendirilmesi ve kıyı bölgesi
kavramının eksikliği vurgulanmaktadır.
Kıyı mevzuatının gelişiminin özetle sıralandığı
bölümden sonra, güncel kıyı yasası daha detaylı incelenmektedir. Bu bölümde
sahil şeridi, kıyı kenar çizgisi, kısmi yapılaşma, dolgu alanları yasa
çerçevesinde tartışılmaktadır. Bildirinin bundan sonraki bölümünü uygulama
sorunlarından bir kaç örnek oluşturmaktadır.
Son bölümde ise araştırma, planlama, uygulama ve buna ilişkin örgüt yapısı
ve araçlara ilişkin öneriler yer almaktadır
.
Ülkemiz Kıyılarında Mavi
Bayrak
Erol GÜNGÖR
Türkiye Çevre Eğitim
Vakfı Genel Müdürü, GMK Bulvarı 121/22, 06570 Tandoğan/ANKARA. Tel:
0 312 232 30 96, Fax: 0 312 229 06 13
Özet
Mavi bayrak plaj ve marinalara verilen
uluslararası bir standart semboldür.Ancak sembol olmanın ötesinde çevrenin
korunması, plaj ve marinayı kullananların sağlıklı ve uygar bir çevrede
tatil yapmalarının hedeflenmesidir. Bu amaçla plajlarda önceden belirlenmiş
olan numune noktalarınadan, 15 gün süre ile periyodik olarak, turizm sezonu
süresince, su numunesi alınarak, biyolojik analizler yapılmaktadır (marinalar
için su analizi gerekmemektedir). Daha
da önemlisi insanların çevre konusunda eğitilmelerini öngörmektedir. Bu
nedenle Mavi Bayrak projesinin yanında, Lise ve İlkokul öğrencilerini kapsayan
iki proje ile çevrenin korunmasına yönelik çalışmalar teşvik edilmekte,
yeni nesilin çevreye duyarlı yetişmeleri
öngörülmektedir. Mavi Bayrak’ın bir yıl süre ile verilmesi ve her yıl işlemlerin
yenilenmesi ayrı bir anlam taşımaktadır.
Kıyıların korumasını, deniz suyunu kirleten
faktörlerin elemine edilmesini hedefleyen " Mavi Bayrak Kampanyası " konusundaki
faaliyet, Ülkemizde 1993 yılında başlatılmıştır. Uluslararası organize
faaliyet ise 1986 yılında merkezi Kopenhag da bulunan Avrupa Çevre Eğitim
Vakfı şemsiyesi altında başlatılmıştır. Ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerini
kapsayan örgüt, bugün 18 ülkeden oluşmaktadır.Ülkemiz
1993 yılında Türkiye Çevre Eğitim Vakfı ile adı geçen organizasyonda yer
almış ve halen tam üye olarak etkinliklerini sürdürmektedir.
Mavi Bayrak, genel tanımı ile uluslararası
bir standart sembolüdür. Nasıl ki konaklama tesislerinde yıldız sayısı
tesiste bir nitelik tanımlaması yapıyorsa, mavi bayrak da plaj ve marinalarda
bir standart garantisi vermektedir. Üstelik bu standart uluslararası özellik
taşımaktadır.
Avrupa Çevre Eğitim Vakfının üyesi olan
Ülkelerin temsilcilerinden oluşan Genel Kurul'da tespit edilen kriterler
ile, aday plaj ve marinalar tespit edilmekte ve hazırlanan dosyalar, Ulusal
Jüri değerlendirmesinden geçmekte ve Avrupa Jürisine gönderilmektedir.
Mavi Bayrak ödülü, Avrupa Jürisinin kararı ile kesinleşmekte ve bir yıl
için geçerli olmaktadır.
Her yıl mavi bayrak talebi yenilenmektedir.
Böylece istenilen kriterler dinamik tutulabilmektedir.
Mavi Bayrak kriterleri:
Plajlar için:
Belli ve yüksek bir su kalitesi standardına
uygunluk
Sinai veya diğer atık suların plaja boşaltılmaması
Kirlenme olayları için bir acil durum planının
varlığı
Yörenin kıyı kesiminin geliştirilmesi
ve kullanılması için bir çevre planının varlığı
Petrol, insan kaynaklı veya diğer atıkların
yol açtığı yoğun kirlilik belirtilerinin olmaması
Plajı temiz tutmak için yeterli sayıda
çöp kutularının bulunması
Plajın düzenli olarak temizlenmesi
Su kalitesi bilgilerinin plajda asılı olması
Çevresel faaliyetlerin halka sunulması
Plajda halka açık tuvalatlerin yeterli
sayıda olması
Plajın herhangi bir yerinde oluşabilecek
kazalara karşı cankurtaranların veya yeterli cankurtarma ekipmanlarının
bulunması
İzin verilmedikçe plajda vasıtaların kullanılmaması
Plajda kamp faaliyetlerinin yapılmaması
Plajda köpeklere izin verilmemesi
Plaja ulaşma yollarının güvenli ve kolay
erişilir olması
Eğlence faaliyetlerinin herhangi bir plaj
ziyaretçisini tehlikeye atmaması
Plaj faaliyetlerinin doğayı koruma çalışmalarına
engel olmaması
Plaj tesislerinin uygun şekilde korunması
Özürlü insanlar için ulaşma yolları ile
tesislerin bulunması
İçme suyu için ücretsiz bir kaynağın olması
Umumi telefonların mevcut bulundurulması
Marina kriterleri ise anahatlarıyla şöyledir:
Marinadaki suyun ve marina çevresinin
temiz olması
Marinaya kanalizasyonun akıtılmaması
Petrol, boya ve diğer tehlikeli atıkların
yanısıra evsel atıklar için de marinada atık ünitelerinin bulunması
Yıkanma olanakları ve içme suyu dahil olmak
üzere temiz ve yeterli sayıda tuvaletlerin bulunması
Cankurtarma ekipmanları ile yangınla mücadele
ve diğer acil durumlar için gerekli malzemelerin bulunması
Marina çevresine ilişkin bilgilerin bulunması
Marina da Mavi Bayrak hakkında bilgiler
bulunması
Marinanın yatlara ait tuvalet tankı atıkları
ile sintine suyunu alabilmesi
Marinanın tekne onarımı ile hazırlama
tesislerinden gelebilecek tehlikeli atıkların kontrol altında bulundurulması
Umumi aydınlatma ile elektriğin mevcut olması
Deniz suyu kalitesi konusunda, önceden belirlenmiş
olan noktalardan turizm sezonu içinde 15 gün ara ile su numunesi alıp;
total coliform, fekal coliform, fecal streptekok olmak üzere üç parametrede
analizlerinin yapılması gerekmektedir. Bu analizler ülkemiz kıyılarında
396 noktada yapılmaktadır. Numune alma ve analiz işlemleri Sağlık Bakanlığının
il örğütleri tarafından yapılmaktadır. Numune noktasına en yakın Sağlık
Ocağı görevlileri su numunesi almakta ve en yakın labaratuvara göndermektedir.
Eğitim konusunda yöre halkının çevre bilincinin
gelişmesi amacı ile,açıklayıcı ve uyarıcı kitap, afiş, broşür bastırılması,
sergiler düzenlenmesi, koferans seminer gibi toplantılar düzenlenmesi ve
yöre halkı ile ziyaretçilerin katılımı ile atık toplama, ağaç dikme, nesli
tükenmekte olan bitki veya hayvanların korunmasına dönük aktiviteler düzenlenmesi
konularını içermektedir. Bu tür yöresel
eğitim faaliyetleri gerek fonksiyon ve gerekse mavi bayrak aday dosyasının
içeriği açısından büyük önem taşımaktadır.
Dolayısı ile bu konuları içeren plajlar
için 26, marilar için 15 kriter bulunmaktadır. Bu kriterlerle bir taraftan
doğa korunurken diğer taraftan da kullanıcıların korunması hedeflenmektedir.
Bu kapsamda ülkemizde 1995 yılında, 5 plaj
ve 9 marina, 1996 yılında 15 plaj ve 8 marina ve 1997 yılında 25 plaj,
6 marinamız mavi bayrak ile ödüllendirilmiştir.
Mavi Bayrak Kampanyasının yanında iki ayrı
projenin daha yürütülmesi gerekmektedir. Mavi Bayrak projesi bu iki proje
ile bütünleştiğinde daha çok anlam taşımakta ve çevrenin korunması konusunda
daha da etkili olmaktadır.
Bu projelerden birisi " Çevrenin Genç Sözcüleri ( Young Reporters for
the Environment ) "olup Lise öğrencilerine hitap etmektedir. Liselerde
internet bağlantısı olması bir zorunluluktur. Öğrencilerin, konusu her
yıl FEEE tarafından belirlenen çevre konulu araştırma yapıp sonuçlarını
internet ile yaymaları, bültenler çıkarmaları
ve Avrupa Çevre Eğitim Vakfı Koordinasyonunda teknik geziler düzenlenmesi
öngörülmektedir.
Böylece gençler çevre konusunda bilinçlenirken,
diğer taraftan ikinci bir proje ile ilkokul öğrencileri hedeflenmektedir.
Çocuklarda Çevre Uyumu projesi ( Eco-schools ) adını taşıyan bu proje ile
çocukların veliler ve yerel yönetimlerin katılımı ile çevre bilincini ve
çevrenin korunması alışkanlıklarını sağlayan aktiviteler yapmalarını öngörmektedir.
Dolayısıyla toplumun çocuk genç ve yetişkin
gruplarını hedefliyen aktiviteler ile çevrenin korunması hedeflenmektedir.
Ülkemizde bu projeler üç ilkokul ve altı
lisenin katılımı ile oldukça mütevazi boyutta yürütülmektedir. Önümüzdeki
yıllarda da bu sayıların artması hedeflenmektedir.
Kıyıların korunması amacı ile Çevre Kanunu
kapsamında kıyı yerleşmeleri ile sanayi ve turistik işletmelede arıtma
tesislerinin bulunması gerekmektedir. Son yıllarda yaygın bir şekilde uygulanması
ve hatta kontrolünün Çevre Bakanlığınca yapılıyor olmasına rağmen gerekli
randımanın alındığını söylemek mümkün değildir.
Yukarıda belirtilen deniz suyu analiz sonuçları
belgeli bir şekilde bu durumu kanıtlamaktadır. Yasaların yaptırımı tartışmasızdır.
Fakat kesin çözüm olmamaktadır. Bu nedenle eğitim çok önemli bir faktör
olarak kendini göstermektedir.Eğitim derken doğrudan okullar ile üniversitelerin
müfredat programları kastedilmemektedir. Tabiki o da önemlidir ama daha
da önemlisi değişik program ve araçlarla verilen uyarılar ve uygulamalardır.
Bu amaçla çevre konusunda broşür, poster, kitapcık,
sergi, konferans, toplu etkinlikler ile insanların yetişkin ve çocuk ayırımı
yapmaksızın, tüm kitleye ve özellikleri dikkate alınarak değişik yöntemlerle
eğitim programları uygulanması gerekmektedir. Çünkü yasaları, uygulayan,kontrolları
yapan da, ihlal eden de insan faktörü
ile işlevini sürdürmektedir.
Denizlerin ve diğer tüm çevrenin korunmasında
bu nedenlerden dolayı önce birey olarak insanın eğitilmesini zorunlu görüyoruz.
Bu kapsamda yerel yönetimlere büyük görevler
düşmektedir. Her şeyden önce kişi veya site yönetimi insiyatifi ile çalıştırılan
paket arıtmalar yerine, yerel yönetimlerin insiyatifi veya katılımındaki
biyolojik arıtmaların tesisi gerekmektedir. Yine çöp imha merkezleri ve
atıkların geri dönüşümünü sağlayacak tesisi ve organizasyonlara
çok ivedi ihtiyaç vardır. Doğanın korunması kadar ekonomik boyutu ile de
önemlidir.
Bir başka tedbir olarak da yat turizmi
amacı ile, denizde dolşan ve temiz olduğu oranda güzellikleri yansıtan
ve fonksiyonunu sürdüren yatların sintine sularını denize boşaltmalarının
olumsuz sonuçlarını, önce yat kaptanlarına eğitim yolu ile vermemiz gerekiyor.
Arkasından yasalar geliyor. Daha da önemlisi yatlara hizmet verecek sintine
suyunu tahliye edecek sistemlerin devreye sokulması gerekiyor. Zira bir
grup kaptan sintine suyunu denize bırakırken
çaresizlikten yaptığı bir gerçektir.
Mavi Bayrak tüm bu faktörlerin gerisine
sadece bir semboldür.Fakat sembol olma faktörü içinde; Çevre temizliği,deniz
suyu temizliği, insan eğitimi konularında uyarıcı, ikna edici ve teşvik
edici bir fonksiyon ifa etmektedir. Hatta uluslararası özellik taşıması
önemini bir kat daha artırmaktadır. Bu nedenle mavi bayrak konusunda hassas
olmamız gerekmektedir. Her ne kadar bugün için, turizm sektörünü ilgilendiren
bir konu gibi algılanmakta ise de,
sadece turizm sektörü ile sınırlamak yanlış olmaktadır.Esasen kıyı yerleşmelerini
bir bütün olarak ilgilendirmektedir.
Kıyı Planlaması
Kıyısal Alanların Koruma-Kullanma
Yönünden
Bütüncül Planlanması
Prof. Dr. Sümer GÜLEZ
Bilkent Üniversitesi,
Peyzaj Mimarisi ve Kentsel Tasarım Bölümü, 06533 Bilkent /Ankara, Tel:
266 40 00 / 1353, Faks: 266 41 36
E-Mail: gulez@bilkent.edu.tr
Özet
Kıyısal alanlarda bozulmayı etkileyen nedenler;
a) Yerleşim amaçlı yapılaşmalar, b) Endüstriyel tesisler, c) Düzensiz ve
plansız yapılan rekreasyonel ve turistik tesisler, ve d) Kıyılara çok yakın
ve paralel geçirilen karayolları olmak üzere dört kısımda toplanabilir.
Bu bildiride, bu bozulmaları önlemek ya da en aza indirmek için, kıyılarımızın
rekreasyonel ve turizm açısından yeniden
planlanmasına yönelik bir öneri getirilmektedir. Öneri dört aşamadan oluşmaktadır:
i) Kıyılara olan rekreasyonel ve turistik talebin belirlenmesi, ii) Kıyılarda
kullanım yoğunluğu ve taşıma kapasitelerin belirlenmesi, iii) Başlıca yerleşim
merkezleri dışındaki kıyılarda zonlama yapılması, iv) Koruma zonlarının
“Ulusal Miras Kıyılar” olarak ayrılması.
Kıyılarda yapılacak olan zonlamalarda,
genelde, üç ana zondan söz etmek olasıdır. Bunlar; 1. Rekreasyonel ve turizm
gelişme zonu (yoğun kullanımlı kıyılar için), 2. Geçiş zonu (az yoğunlukta
kullanımlı kıyılar için), ve 3. Koruma zonu (kullanıma açılmamış ya da
kullanımı çok az olan kıyılar için) ndan oluşmaktadır. Önerilen zon sistemi,
bütüncül bir yaklaşımla ülkemizdeki tüm kıyılar için
ele alınmalıdır. Bu nedenle, bu zonlar birden fazla olabilir ve kendi içlerinde
birçok alt zona ayrılabilirler. Böyle bir zon sisteminin başarılı olabilmesi
için, öncelikle; ekolojik sınıfların saptanması, kıyısal alanlarda mevcut
doğal ve kültürel değerlerin envanteri
ile kıyı arazi kullanım planlarının yapılması gerekir. Koruma zonlarının
“Ulusal Miras Kıyılar” olarak ayrılmasıyla, kıyısal alanlardaki doğal ve
kültürel değerler, milli park statüsüne benzer bir ayrıcalıkla koruma altına
alınmış olacaklardır.
Kıyı Yönetimleri ve Çevre
Duyarlı Planlama Yaklaşımı
Kumru ARAPKİRLİOĞLU
Yüksel Caddesi 30/19,
Kızılay 06420 ANKARA,
Tel, Fax: 0 312 433 03 99
Özet
İnsan aktivitelerinin en yüksek düzeyde
olduğu yerleşmeler, doğa üzerinde çeşitli baskı ve tehditleri oluşturarak
ekolojik sistemin dengesinin etkilenmesi için en uygun koşulları yaratırlar.
Ekolojik üretim ve dengeler açısından oldukça hassas olan ve önem taşıyan
su ortamları ise bu olumsuz gelişmelerden fazlasıyla etkilenir.
Ülkemizin kıyısı bulunduğu Karadeniz, Akdeniz,
Ege ve Marmara denizleri artık birer su ve yaşam kaynağı olmaktan çıkıp,
dikkatli kullanılması gerekli kıt kaynaklar haline dönüşmüştür. Hem yurtiçi
hem de yurt dışı turizmin hızlanması ve bunların ekonomimizde önemli bir
yer tutması kıyılarımızı turizm, ikinci
konut, sanayi, eğlence-dinlence, balıkçılık gibi birbiriyle yarışan kullanımların
ciddi baskılarıyla karşı karşıya bırakmıştır.
Bu nedenle planlama disiplininin çalışma
alanını oluşturan yerleşim planları ve arazi kullanım kararları, özellikle
insan sağlığı ve geleceği açısından ekolojik değerlerin hassasiyetle ele
alınması gerekli olan başlangıç noktalarıdır. Zaman içerisinde yaşam standartlarını
yitireceği bilinen ortamlar için kıyı yönetimleri yapmak ise sürdürülebilirliğinin
baştan temin edilmediği, plan kararlarının çevrenin taşıma kapasitelerine
göre düzenlenmediği durumlarda anlamsız olacaktır.
Her yerleşimin doğal taşıma kapasitelerini
zorlamadan sürdürülebilirliğini sağlayan koşulları oluşturacak şekilde
planlama pratiğine aktarabilmenin yolları vardır. Deniz ve kıyı alanları
yönetimlerinin gerçek hedefine ulaşabilmesi ve başarısı çevre duyarlı planlama
pratiğinin ve yöntemlerinin ülkemizde de uygulanabiliyor olması ile sağlanacaktır.
Kıyı Alanlarının Rasyonel
Kullanımı, Yönetimi ve
Fiziksel Planlama İlişkileri
Prof.Dr.Semra ATABAY
YTÜ Mim.Fak.Şehir ve
Bölge Planlama, Beşiktaş-şstanbul
Özet
Günümüzde kalkınma ve küreselleşme bağlamında,
fiziki planlama politikaları içinde kıyıların korunması, rasyonel kullanımı
ve yönetimi önem kazanan bir güncel konudur. Bu nedenle uluslararası, ülke,
bölge ve yerel boyutta canlı yaşamın dengede tutulması zorunludur. Karasal
ve akuatik eko sistemlerin korunması, geliştirilmesi ve rasyonel kullanımı
için fiziksel planlama sürecinde ekolojik
planlama yöntemlerinin kullanılması gerekir.
Dünya biocoğrafyasında olağanüstü bir konuma
sahip olan ülkemizin kıyı alanlarının ekolojik, ekonomik ve estetik işlevlerinin
sürdürülebilmesinde eko planlama yöntemleri önemlidir. Bu planlama yöntemlerinin
sosyo-ekonomik içerikli sektörlere özgü arazi kullanış politika ve planlamalarına
entegre edilmesi ivedi bir durumdur. Bu bildiride “Ekolojik Planlama” yöntemi
kıyıların doğal biotop ve habitatlarının “Ekolojik Dengenin Korunması”
kriterlerine dayalı olan üç boyutlu
bir fiziksel planlama işlemi tartışılacaktır.
Kıyı Yönetiminde Coğrafi
Bilgi Sisteminin Önemi
Dr. Zübeyde ALKIŞ
YTÜ Mimarlık Fakültesi
Şehir ve Bölge Planlama Bölümü,
Yıldız / İstanbul.
Tel : 0 212 259 70 70 / 2719 Fax : 0 212 261 42 84
E-Mail : zubeyde@ana.cc.edu.tr
Özet
Su ve karalarda belli bir alanı kaplayan
kıyı şeridinde doğal dengenin korunması amacıyla hidrolojik, meteorolojik,
jeolojik v.b ölçümler ve uydu görüntülerinden elde edilen veriler kullanılarak
bir coğrafi bilgi sistemi (CBS) gerçekleştirilebilir. Kıyı alanları
yönetiminde CBS’den yararlanmak için çeşitli disiplinlerin bir arada çalışması
gerekmektedir. Orman çeşidi, bitki türü, toprak çeşidi, yerleşim lanı v.b
arazi kullanım haritalarının üretilmesinde uydu görüntülerinden elde edilen
veriler; aylık akım, yağış, buhar, debi, su cinsi v.b hidrolojik veriler;
rüzgar yönü, şiddeti, sıcaklık v.b meteorolojik veriler; yerin jeolojik
verileri; yükseklik verileri, batimetrik ölçü verileri; emisyon, biyotop
ağları v.b çevre verileri; yerleşik
nüfus ve turist sayısı v.b verilerin kullanılması gerekmektedir. Kıyı alanlarına
ait ortak koordinat sisteminde elde edilen grafik verilerle değişik disiplinlerin
ölçüm verileri birleştirilerek kıyının kara ve sulardaki kirlilik haritalarının
çıkarılmasıyla kirliliğin nedenleri,kıyılarda karaların geri çekilmesinin,
erozyon varsa nedenlerinin, göl ve denizlere boşalan akarsu ve kanallardan
kaynaklanan etkilerin saptanması coğrafi analiz ve sorgulamalarla mümkündür.
Bu çalışmada kıyı alanlarının yönetim
planlarının hazırlanmasında CBS teknolojisinin önemi irdelenmektedir.
Kıyıların Yönetimi ve
Planlanmasında Kamu Yararı
Özlem ÜNAL
Dokuz Eylül Üniversitesi,
Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Şehitler Cad. No:12,
35230, Alsancak, İzmir.
Tel: 0 232 421 86 43, Fax:0 232 421 52 19,
E-posta: ounal@sinan.arch.deu.edu.tr
Özet
Turizm Amaçlı İmar Planları için yönetsel
olarak belirlenmiş olan ve ilkesel olarak da gözönünde bulundurulan yaklaşım,
kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesidir. Bu doğrultuda
kıyı ve hinterlandının kullanımı kamu öncelikli olup, içerilere doğru gidildikçe
kademeli olarak farklı turizm tesislerine ve özel mülkiyetteki gelişme
alanlarına yer verilmektedir.
Yönetsel çerçeve ile kıyı planlaması arasındaki
ilişkiyi belirleyen temel faktörler ise kıyı ve hinterlandının sahip olduğu
özellikler (topoğrafya, bitki örtüsü, kumsalın niteliği v.b.) ile, mevcut
ve olası kullanım biçimidir. Bu doğrultuda örneğin, dar kıyı şeritlerinin
kullanımı ve planlanması, kumullar
v.b.nin varlığı, kıyı gerisindeki mevcut arazi kullanım biçimi, kumsalı
çevreleyen arazinin topoğrafyası planlamada gözönünde bulundurulması gereken
ve her ortam için farklılıklar gösterebilen temel veriler iken, bunlar
planlamada genellikle gözardı edilmektedir. Ege ve Akdeniz kıyılarında
birçok turistik tesis ve ikincil konut ya kumulların üzerine inşa edilmiştir,
ya tarım topraklarına girilmiştir, ya da aşırı kullanıma açılmıştır. Ancak
imar planlarının hemen hepsinde benzer
planlama yaklaşımının benimsendiği söylenebilir. Kıyı yasaları bunda öncü
rol oynamıştır.
Diğer yandan, kamu yararı sadece yönetmelikle
belirlenmiş olan bir alanın kamu kullanımına ayrılmış olması ile değil,
aynı zamanda altyapı olanaklarının sağlanıp sağlanmamış olması ile de ölçülür.
Diğer bir deyişle yasanın getirdiği 100 metrelik bir kuşağın kamuya ayrılmış
olması, kamu yararının sağlanmış olduğu anlamına gelmez. Mevcut kıyı değerlerinin
korunması, iyileştirilmesi ve gereğinde geliştirilmesi, kullanımı
destekleyecek aktivitelerin varlığı, niteliği ve niceliği de kamu yararını
sağlamanın gerekleridir.
Kıyı Korumasında Harita
Bilgilerinin Kullanılması ve Örnek Uygulamalar
Halil AKDENiZ
Harita Genel Komutanlığı
06100 Dikimevi, Ankara
Tel: 0 312 319 77 40 / 2490
Özet
Türkiye kıyılarının çeşitli faaliyetlerin
baskısı altında bulunduğu genellikle kabul edilmektedir. Yöresel ve bölgesel
gelişmelerin yanında yönetsel kararlar da bu oluşumları doğrudan etkilemiştir.
Sonuçta tüzel açıdan kamuya ait ve toplumun yararlanmasına özgülenmiş kıyılar,
giderek toplumun yararlanamayacağı bir yapıya dönüşmektedir.
Kıyı sorunsalının hem başlangıç aşamasındaki
durum tesbitinde, hem de uygulamaların değerlendirilmesinde haritaya gereksinim
duyulmakta ve hazırlanan grafik ve/veya sayısal haritalarla sorunlar somut
olarak ortaya konabilmektedir. Bu çalışmada kıyıların bugünkü durumu ve
bu duruma gelirken geçirilen aşamalar ortaya konmak istenmiştir. Bu amaçla
ulusal boyutta önemli iki bölge seçilmiştir. Bunlardan biri ikinci
konutların yoğun olduğu Kuşadası bölgesi, diğeri ise özeksel yönlendirme
sonucu turizm tesislerinin yoğunlaştığı Antalya-Kemer bölgesidir. Bölgelerin
1960, 1970, 1980 ve 1990'lardaki yapılaşma durumları değişik kaynaklardan
derlenen bilgilerden üretilmiştir.
Böylece bir yandan bu dönemlerdeki yapılaşma boyutları ortaya konarken
diğer yandan çevresel etkiler de değerlendirilebilecektir.
New York Kıyı Kesimi Entegre
Planlaması
Melih BİRSEL, Prof. Ayla
KARACABEY
İstanbul Varlığını
Koruma Grubu, MSÜ - 80040 - Fındıklı - İstanbul
Tel : 0 212 252 16 00, Fax: 0 212 244 03 98
Özet
New York Kıyı Kesiminin 2 bölüm ve 4 başlık
altında yapılan koruma ve geliştirme amaçlı çalışmanın sunulması.
Mersin Kıyı Bölgesi Entegre
Planlaması Projesi
A.R. TANAS1, A.N. ÖNEN2,
E. GENÇ3, S.
GÜLCÜOĞLU4
1 Jeoloji
Mühendisi , Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müd.,
2 Y. Şehir
Plancısı, Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müd.,
3 Çevre
Mühendisi, Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müd.,
4 Ziraat Mühendisi,
Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müd.,
Eskişehir Yolu, 8.Km.
06530, ANKARA
Tel:287 99 63/ 2203, Fax: 286 22 71
Özet
Kıyı alanlarında kirlenme ve kıyı kaynaklarının
tahribatı Türkiye’nin öncelikli ve acil çözüm bekleyen problemlerindendir.
Mersin kıyı bölgesi ise iç göç nedeniyle nüfus artışının hızlı olması,
Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)’ın etkilerinin yaşanması, yüksek sektörel
gelişme potansiyelinin bulunması, ikinci konut, turizm, ulaşım ve sanayi
gelişimi ile korunması gereken çevre
değerlerinin tehdit altında olması nedeniyle problemlerin en yoğun hissedildiği
bölgedir.
Mersin kıyı bölgesinde çevrenin kirlilikten
korunması, tabii ve yapılı çevre kaynakları tahribatının önlenmesi ve kaynakların
taşıma kapasiteleri ile uyumlu sosyo-ekonomik gelişmenin sağlanmasına,
bunun için gerekli uygulamaları yürütecek kıyı yönetimi sisteminin oluşturulmasına
va bu sistemde tutarlı uygulamaları yönlendirecek hukuki, teknik, ekonomik
ve halkın katılımı ile ilgili araçların ve bunların zaman
içinde bir etaplama çerçevesinde uygulamaya yönelik ilke, politika, strateji,
program, yöntem ve tekniklerin tespit edilmesini hedefleyen Mersin Kıyı
Bölgesi Entegre Planlaması Projesi Bakanlığımızca 07.11.1995 tarihinde
başlatılmiş, 25.11.1996 tarihinde sonuçlandırılmıştır.
Arazi kullanım kararlarını kesin sınırlarla
ortaya koyan, dinamik bir yapıya sahip, kentsel gelişmeyi uzun vadede olabilecek
bir çok değişiklikleri konrol etmeye çalışan geleneksel planlama anlayışı,
bu gün yerini sözkonusu çalışmanında benimsediği dinamik planlama anlayışına
bırakmaktadır.
Günümüzde uygulanan ve geleneksel planlama
yaklaşımı ile uygulamaya yönelik kararlar getiren fiziki planlar, sınırlayıcı
ve zorlayıcı bir araç durumundadır. Bu uygulamalar sırasında karşılaşılan
darboğazlarla ilgili yasal mevzuatın değişimini gerekli kılarak hedeflerden
sapan sonuçlar doğurmaktadır.
Yaşayan, dinamik bir proje niteliğinde
olan Mersin Kıyı Bölgesi Entegre Planlaması Projesi mevcut sistem çözümlemeleri
ışığında ürettiği senaryolarla, beklenmeyen değişimleri kapsayabilecek
esnek, sürdürülebilir, yenilikçi bir planlama ve bu ilkelerle birebir eşgüdüm
içerisinde tasarlanan örgütlenme yapısını kurmaktadır.
Proje, mevcut çevre sorunlarını belirleyen
ve çözüm önerileri getiren bir yapıdadır. Ancak, alt projelerin hayata
geçirilmesi ile hedeflenen sonuca ulaşmış olacaktır. Proje alanındaki acil
çözüm bekleyen sorunlara lokal olarak yaklaşan alt projeler, koruma politikalarının
belirlenmesi, su havzası koruma çalışmaları, ikinci konut yönetimi,
tarihi eserlerin korunması için stratejik planlama çalışması, yerleşim
alanlarında atıksu ve katı atık yönetimi ve endüstriyel kirlilik yönetimidir.
Oluşabilecek problemlere yeni alt projelerle
çözüm getirebilecek, dinamik bir proje özelliği taşıyan Mersin Kıyı Bölgesi
Entegre Planlaması Projesi ülkenizin diğer kıyı alanlarında da uygulanabilecek
örnek bir pilot projedir.
İzmir Kuş Cenneti Ve Çevresi
– Kentsel Gelişme İlişkileri
Adnan KAPLAN1,
Çiğdem KILIÇASLAN2,
Barış KARA3
, Alpay TIRIL4
1 Dr.,
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü,
Bornova – İzmir.
Tel: 0 232 388 01 10/2616, Fax: 0 232 388 18 64
E- mail: kaplan@ziraat.ege.edu.tr
2 Arş.Gör.,Ege
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova – İzmir
3 Peyzaj Y.
Mimarı, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Bölge Şubesi, İzmir
4 Peyzaj Mimarı,
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Bölge Şubesi, İzmir, E- mail: tiril@ziraat.ege.edu.tr
Özet
İzmir Körfezi'nin kuzeyinde, Gediz Deltası'nda
yer alan İzmir Kuş Cenneti ve çevresi; sulak alan bütününde, fauna (özellikle
kuş varlığı açısından) ve flora varlığını ve farklı peyzaj birimlerinde
(sazlıklar, adalar, lagünler, bataklıklar ...) karşılıklı ekosistem ilişkilerini
birarada barındırmaktadır.
Bölgede, denizin, Gediz Deltası ve kara
ekosistemiyle birbirini destekler ya da rekabet halinde olarak karşılıklı
etkileşimi; peyzaj birimlerinde yıl boyunca tatlı ve tuzlu su hareketleri
yanında atmosferik olaylar ve ekosistem ilişkilerini yönlendiren kültürel
etkinlikler (tuz üretimi, tarım, su
akışının değiştirilmesi ...) boyutunda dinamik ilişkileri ortaya koymaktadır.
Bu kültürel etkinlikler yanında bölgenin
ekonomik önceliklerinin belirlediği kentsel gelişme aksıyla ilişkili olması
önemini daha da arttırmaktadır. Bu yönde İzmir kent bütününde, 1973 yılında
başlatılıp günümüze kadar nazım plan ölçeğinde yönlendirilen fiziksel planlama
süreci, özellikle son yıllarda toplu konut uygulamaları, arıtma tesisleri,
Karşıyaka (Bostanlı)'dan itibaren ivme kazanan çok katlı yerleşim düzeni
ile
organize sanayi bölgesi'nin İzmir Kuş Cenneti sınırlarına kadar uzanma
uygulamalarına varan şekilde, bölgeyi kentsel gelişme senaryolarında alternatif
alan konumuna getirmiştir.
Yukarıda belirtilen ve bölgeyi doğrudan
ilgilendiren ilişkiler kapsamında; İzmir Kuş Cenneti ve çevresinde doğal
ve kültürel kaynakların ve farklı peyzaj birimlerinin tanımlanması ve İzmir
kent gelişiminin bölgeye kaydırılması / kaydırılacak olması yani işleyimleri
birbirinden farklı olan kentsel gelişme ve aracı fiziksel planlama
süreci (nazım plan ölçeğinde) ile sulak alan sistemi etkileşimi bildirinin
temel çıkışını oluşturmaktadır.
Hassas ekosistem ilişkileri örgünündeki
İzmir Kuş Cenneti ve çevresi, günümüzde ekonomik getirisi olmadığı tezinden
hareketle, ekonomik rant politikalarının yönlendirdiği kentsel gelişme
senaryolarının baskısı altındadır. Bu duruma karşın, bölgenin hassas ekosistem
ilişkilerinin korunup sürdürülmesindeki yararların (denizden olası sel
baskınlarını sönümlemesi, suyu arıtması, içeriğinde barındırdığıdeğişik
türde canlı varlığına yaşam ortamı sağlaması ...) ve ilişkili olarak alan
kullanım kararlarının, fiziksel planlama süreci bütününde, bölgenin sürdürülebilir
yönetimi temelinde yönlendirilmesi konunun bütün olarak ele alınmasında
önem taşımaktadır.
Sonuç olarak; fiziksel planlama süreci
ile kamu beklentilerinin bölgeyi sadece ekonomik rant aracı olarak görme
çözümsüzlüğü yerine, koruma ve yönetim olgusunu kültürel kullanımlarla,
ekosistem ilişkilerinin sağlıklı işleyimi temelinde, ilişkilendiren planlama
yaklaşımları ve yapılanmalarına gerek vardır.
Sarıgerme’de Alan Kullanım
Kararlarının İrdelenmesi
Rüya YILMAZ, Alpay TIRIL,
Başak KUNDAK, Ümit ERDEM
E.Ü.,Zir. Fak.Pey.
Mim. Böl. Bornova İZMİR,
Tel: 0 232 388 01 10 / 2616 , Faks: 0 232 388 18
64
E-mail: ryılmaz@ziraat.ege.edu.tr,
E-mail: tiril@ziraat.ege.edu.tr
E-mail: kundak@ziraat.ege.edu.tr,
E-mail: erdem@ziraat.ege.edu.tr
Özet
Ege Kıyılarımız, kendine özgü değerleri
bakımından önem arzetmektedir. Dağların denize dik inmesi, çok değerli
kıyı koylarının yanında, önemli deltaların, tarımsal vadilerin ve sulak
alanların oluşmasına da katkıda bulunmuştur. Özellikle vadi içlerinin,
doğal orman varlığı ve verimli tarımsal alanlar ile denize kadar ulaşması,
tarih içinde de bu kıyılarımızın çekiciliğini arttırmıştır. Antik çağdan
bu yana, önemli uygarlıkların bu kıyılarda kurulmuş olması rastlantı değildir.
Ege Kıyılarına özgü orman varlığı , verimli
tarım alanları, antik yerleşimler gibi doğal ve kültürel varlıkların iç
içe olduğu Sarıgerme yöremizde, alan kullanım kararları ile ilgili envanter
çalışması yapılarak, geleceğe yönelik kullanımlarla ilgili veriler belirlenecektir.
Turizm ağırlıklı kıyı kullanımlarına model oluşturması düşünülen çalışmada,
doğal ve kültürel değerlerin korunmasına yönelik öneriler
üzerinde durulacaktır.
Çilingoz Koyu (Trakya)
Genel Peyzaj Planlama
Esasları
Doç. Dr. Hakan ALTINÇEKİÇ
İ.Ü. Orman Fakültesi,Peyzaj
Mimarlığı Bölümü, Bahçeköy 80895 İstanbul, Tel: 0 212 226 11 00 (10 Hat),
Faks: 0 212 226 11 13
Özet
Çilingoz Koyu, Trakya’nın kıyı kesiminde
yeralmaktadır. Çilingoz Koyu çevresi, hareketli ve ilginç morfolojik yapısı,
dere ve deniz gibi su yüzeylerini birlikte içermesi, uygun iklim koşulları
ve zengin doğal bitki örtüsü gibi doğal peyzaj özellikleri ile yüksek birpeyzaj
potansiyeline sahiptir. İstanbul Metropoliteni’nin artan rekreasyon gereksinmesinin
karşılanmasında göreceği işlev nedeniyle, yalnızca denize girilen bir yer
olarak değerlendirilmemesi, çevresindeki alanlardan da rekreatif amaçlı
yararlanmayı sağlayacak bir bütün halinde
peyzaj planlamasının yapılması daha doğru olacaktır.
Kıyı Kullanımı
Türkiye’de Kıyıların Kullanımı
Ve Kamu Yararı İlişkileri:Trabzon İli Kıyı Kullanımı Ve Sonuçları
Doç.Dr.Nihat AKYOL1,
Doç.Dr.Mehmet TÜFEKÇİ2, Yrd.Doç.Dr.Kadir
SEYHAN3, Osman DEMİR4
1KTÜ Müh-Mim.Fak., Jeodezi ve Foto.Müh.Böl.
2KTÜ Fen-Edebiyat Fak.,Kimya Bölümü
3KTÜ Deniz Bilimleri Fak.
4KTÜ Müh-Mim.Fak., Jeodezi ve Foto.Müh.Böl.
Özet
Kıyılar günümüze kadar daima cazibe merkezleri
olmuştur. Bu nedenle bütün ülkeler, kıyılarını bir vitrin gibi düzenli
tutmak için yarış halinde olmuşlardır.
Tarih boyunca ticaret ve kültür açısından
önemli bir kıyı şehri olma özelliğini kaybetmeyen Trabzon şehri de son
yıllardaki hızlı ve plansız kentleşmeden nasibini almıştır.
Trabzon ili kıyılarının amaç ve mevzuata
uygun olarak kullanılmadığı, ancak yasaların verdiği haklardan gerçek anlamda
yararlanılabilecek kıyı oranının sadece % 3 civarında olduğu tesbit edilmiştir.
Kıyı alanlarının uygun şekilde kullanımı için imar planlarının yapıldıktan
sonra bekletilmeden araziye uygulanması gerekir. Bu planların uygulanmasında
ise, plan bütünlüğü ve mülkiyet dokusunun birlikte düşünüldüğü 18. Madde
esas alınarak yapılması çok önem arzetmektedir.
Kıyı Yerleşimlerinde Fiziksel
Çevre Kalitesinin Sağlanması
Dr. Serpil ÇERÇİ
Çukurova Üniversitesi
Mimarlık Fakültesi, ADANA
Faks: 0 322 235 57 86
Özet
Bu araştırmada kentleşme hızının artması
ile yaşam şeklinin değişimine bağlı olarak gelişen ikinci konutlar ile
ilgili, Mersin- Tece arasındaki sahil şeridi boyunca incelemeler yapılmıştır.
Kıyılarımızda, en önemli sorun olarak görülen yoğun yerleşimlerin bu bölgede
de fiziksel ve çevresel bozulma yarattığı gözlenmiştir. Elde edilen bulgulardan
yerleşmenin tamamının doğal çevre ile uyumlu
olmadığı ancak, güneş, manzara ve mikroklimatik verilerin esas alındığı
bir planlama anlayışının hakim olduğu saptanmıştır. Gelecekte daha çok
ortaya çıkacak, bireylerin tatil ve dinlenme eylemlerine ve isteklerine
karşın, kıyı yerleşimlerinde tatil
yapma potansiyelinin artırılması için, kültürel olguların ve doğal çevrenin
niteliklerinin korunması anlayışı ile uygun yerleşim koşullarının ve planlama
çalışmalarının desteklenmesi gerekli görülmektedir.
Doğu Akdeniz’de Kıyı Kullanımı
ve İç Sularda Kıyı Yönetimi Üzerine Katkılar
Prof. Dr. Güngör UZUN1,
Dr. Berrin SİREL2
1 Ç.Ü.Ziraat
Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330/Adana
Tel: 0 322 338 65 45, Fax : 338 61 89
E-mail: guzun@pamuk.cc.cu.edu.tr
2 Ç.Ü.Ziraat
Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330/Adana
Tel: 0 322 338 65 45, Fax : 338 61 89
E-mail: sirel@pamuk.cc.cu.edu.tr
Özet
İnsanların her zaman ilgisini çeken kıyılar,
geçmişten günümüze doğal, endüstriyel, ticari ve kültürel işlevleriyle
yoğun bir şekilde kullanılmış ve sürekli baskı altında bırakılmışlardır.
Son yıllarda ise rekreasyon ve turizm amaçlı olarak önemli ölçüde kullanılmaktadır.
Bu gelişmelere bakarak kıyıların kullanım ve yönetiminde ülkeler oldukça
titiz davranmakta, birçok yasal düzenleme ve plan kararları getirmektedirler.
Kıyı kullanımı ile ilgili olarak ülkemizdeki
yasal düzenlemeler 1858 yılında yürürlüğe giren “Arazi Kanunu” ile başlamıştır.
1992 tarihinde gerçekleştirilen 3830 Sayılı Kıyı Kanunu ve Yönetmeliği’nin
revizyonunun 1994 tarih ve 21890 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmasına
kadar bir çok yasanın yürürlüğe girmiş olmasına karşın, kıyıların kullanımlarında
ilgili gruplar arasında çatışma, baskı ve çelişkili kullanımlar ve yanlış
plan kararlarının oluşması engellenememiştir.Ülkemizde 1950’li yıllardan
sonra hızlanan kentleşme olgusu ve bunu takip eden teknolojik ve ekonomik
gelişmeler ile bunlardan kaynaklanan çevre koşulları değişmeleri kıyıların
önemini arttırmış, kıyı alanları turizm ve rekreasyonel açıdan da giderek
önem kazanmaya başlamıştır.
Yer yer planlı, çoğu kez de plansız başlayan
ve gelişme gösteren turizm, kıyı kesimlerinde doyma noktasına ulaşmış ve
birçok bölgede çekiciliğini yitirme noktasına gelmiştir. Kıyılardaki bu
gelişim yoğun yapılaşma ve çevre üzerine ağır yükler getirmiştir.
Ülkemizde bunun canlı örneklerinden biri
Mersin-Silifke kıyı kesiminde görülmektedir. 1970’li yıllarda plansız bir
şekilde başlayarak gelişme gösteren kıyı kesiminde ikinci konutlar, kamu
kuruluşları eğitim tesisleri ve diğer tesislerin miktarı 1975’de 11 adet
iken, 1984’de % 572’lik bir artışla
63’e, 1987 yılında ise % 257 artarak 162’ye ulaşmış olduğu ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde ise kıyı şeridi 10-15 katlı ve 1000 haneli tatil siteleri ile
dolmuş olup, yapılaşmaya uygun olmayan kesimler doğala yakın olarak kalabilmiştir.
Son 25 yıl içerisinde, bölgenin kıyı bandında
olumsuz yönde bir gelişmenin olduğu ve kıyı alanlarının çekiciliğinin azaldığının
izlenmesi yanında, iç sularda da birçok yanlış uygulamaların yer aldığı
ve bazı kamu kuruluşları ile çıkar gruplarının çatıştığı görülmektedir.
Bu çalışmada, Doğu Akdeniz kıyı kesiminde
yer alan gelişmelerin bir envanteri yanında, ekolojik temele dayanmadan
planlanmış gelişmelerin analizi ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri incelenerek,
turizm ve rekreasyonel amaçlı kıyı kullanım yönetimi açısından temel prensiplerin
ortaya konulmasına çalışılmıştır.
Göksu Deltası’nda Tarımsal
Kimyasalların Kullanımı
Prof. Dr. Türker ALTAN1, Gülay ÇETiNKAYA2
1 Çukurova Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330 Adana.
Faks, Tel: 0 322 224 63 24, E-Mail: taltan@pamuk.cc.cu.edu.tr
2 Peyzaj Yük. Mim. Gülay Çetinkaya,
E-Mail: seker@pamuk.cc.cu.edu.tr
Çukurova Üniversitesi
Çevre Sorunları Araştırma Merkezi 01330 Adana. Faks+Tel: 0(322) 338 63
61
Özet
Bu araştırma Göksu Deltası Özel Çevre Koruma
Bölgesi tarım alanlarında kullanılan tarımsal kimyasalların çeşit ve miktarlarını
belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Çiftçilerin ürün bazında kullandıkları
tarımsal kimyasalların çeşit ve miktarlarını belirlemek için öncelikle
bölge İlaç Bayileri’nden çiftçilerin ürün bazında tercih ettikleri kimyasalların
çeşitleri belirlendikten sonra, tarımsal kimyasalların ürün bazında kullanım
miktarlarını belirlemek için de bölge çiftçilerinden 250 kişi ile anket
yapılmıştır.
Karasu (Sakarya Deltası)
Kıyılarının Arazi Kullanımı Ve Uygulama Sorunları
Prof.Dr. Barış MATER,
Dr. Hüseyin TUROĞLU
İ.Ü.Edb.Fak.Coğ.Bölümü,
Fiziki Coğ.Anabilim Dalı, Vefa - İstanbul
Özet
Kabaca Sakarya deltası ve yakın çevresinin
kıyı kuşağını içine alan çalışma alanı, sahip olduğu doğal çevre özellikleri
itibarı ile son derece ilginç bir sahadır. Ancak beşeri ve sosyo-ekonomik
faaliyetlere bağlı olarak gelişen hatalı arazi kullanımı, bölgede üzerinde
ciddi boyutlarda çalışılmasının zorunlu hale geldiği
bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sakarya deltası ve yakın çevresi kıyı kuşağının
morfolojik özellikleri dikkate alındığında, gerçekten turizim faaliyetleri
için yüksek bir arazi potansiyeli olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak arazi
potansiyeline uygun turizm türü, kapasitesi ve planlamasının yapılması,
bu sahanın değerlendirilmesi ve sahadan uygun şekilde faydalanmada büyük
öneme sahip, dikkat edilmesi gereken bir zorunluluktur. Turizm faaliyetlerinin
dışında şehirsel aktiviteler, tarımsal faaliyetler,
hatta sanayi faaliyetlerinde, araziden faydalanmada gerekli etüd ve planlama
zorunluluğu, çalışma alanının sahip olduğu fiziki özelliklerinin kalıcılığı
ile doğrudan ilgilidir.
Yukarıdaki amaç doğrultusunda, GIS (Geographical
Information Systems) metodolojisi kullanılarak belirlenen alanın mevcut
arazi kullanımı çalışılmış, elde edilen bilgiler GIS IDRISI software ortamında
haritalanarak değerlendirilmiş, üretilen konulara ait haritalar overlay
edilerek arazi kullanımındaki hatalı uygulamalar ve
problemlerin tesbiti yapılmıştır. Ayrıca bu çalışma ile sahanın ileriye
dönük planlaması ile ilgili alternatif yaklaşımlarda da bulunulmuştur.
Bir Kıyı Kasabası, Kocahasanlı'da
Arazi Kullanımındaki Değişim
Yrd. Doç. Dr. Süheyla BALCI AKOVA
İ.Ü.Edeb.Fak. Coğrafya
Bölümü, Tel: 528 60 22
Özet
Bilindiği üzere kıyılar, karanın denize
açıldığı, insanın yaşamını sürdürmesi için ziraat, balıkçılık, sanayi,
ticaret, turizm gibi birçok alanda faaliyet göstermesine imkan tanıyan,
yüksek potansiyele sahip alanlardır. 0-250 m. arasında kalan düz ve hafif
eğimli alanların ancak %10 olduğu ülkemizde 0-500 m. yükseltiye sahip alanlar
%17.5, 500 m.nin üzerende yükseltiye sahip alanlar ise %82.5 oranındadır.
Değerler de göstermektedir ki ülkemizin çok az bir bölümü besin
ihtiyacımızı karşılayacak, tarıma dayalı olarak gelişen sanayiye hammadde
temin edecek, ihracat imkanlarını yaratacak olan ziraat faaliyetleri için
uygundur.Günümüzde kıyı alanlarında, zirai faaliyetler, turizm ve sanayi
faaliyetleri birbirleriyle çatışmakta,
kıyıların koruma-kullanma dengesinden uzak, yanlış ve bilinçsizce kullanımına
sebeb olmaktadırlar. 8333 km. uzunluğunda kıyılara sahip olan ülkemiz,
kıyı kullanımına dayalı büyük problemler yaşamaktadır. Ülkemizin sahip
olduğu, çok fazla geniş olmayan, coğrafi
şartlar bakımından yeğane özelliklere sahip, iklim-toprak özellikleri bakımından
elverişli ziraat sahaları endüstrinin, turizme dayalı tesislerin, yerleşmelerin
ve özellikle ikinci konutların istilası altındadır. Çalışma alanının da
yer aldığı Mersin ve çevresindeki ovalar, sözü edilen tehlikeleri yaşamakta,
özellikle ikinci konutların istilası altında çok hızlı bir değişime sahne
olmaktadır. Sözkonusu mevki içinde böylesi bir değişimi yaşayan Kocahasanlı’nın
da belirli tarihsel kesitler incelendiğinde
önemli bir değişim yaşadığı gözlenecektir.
İçel ili Erdemli ilçesine bağlı bulunan
Kocahasanlı, Çukurova’nın batıya doğru daraldığı kısımda, hemen hemen ovanın
bitiminde yer almaktadır. Kocahasanlı’nın da sınırları içinde bulunduğu
geniş ve verimli araziler gerek sanayi tesisleri gerekse yerleşme ile dolmaktadır.
İşte bu bağlamda Kocahasanlı’da araziden yararlanma dikkate değer bir portre
çizmektedir. Verimli toprakların bulunduğu çok sınırlı olan düz alanlar
sitelerin ve ikinci evlerin kullanışına geçmekte, diğer taraftan hemen
ardında devam eden taşlık, kayalık arazi çeşitli işlemlerle kullanıma açılmakta,
tarıma tahsis edilmektedir. On senelik bir gözlemle arazinin kullanım sınırlarının
ne şekilde değiştiği arazi kullanım haritasında oldukça açık
bir şekilde görülmektedir. 1986’da, (ki bu tarihte de kıyıda siteler inşaa
edilmeğe başlamıştır.) kullanım dışı ve verimsiz olan alanlar, on senelik
bir süre içersinde önemli yatırımlarla, verimli hale dönüştürülerek zirai
kullanıma açılmıştır.
Bu çalışmada 1/1000’lik ve 1/5000’ lik
haritalarda, 1986 ve 1996 tarihlerinde arazinin halihazır kullanım biçimleri,
arazi tetkik edilerek işlenmiştir. Ana çalışmayı destekleyecek, değişimi
vurgulayacak şekilde, geçmişteki kullanılış biçimleri ve kullanışı etkileyen
faktörler de açıklanmağa çalışılmıştır. Bu faktörlerden, arazi yapısı,
iklim gibi fiziki faktörlerin arazi kullanımını ne ölçüde etkilediği, daha
da önemlisi beşeri faktörlerden (insan, teknoloji, pazar-pazarlama, ulaşım,
kredi) ne derece etkilendiği, bu bölge
örneğinde net olarak görülebilmektedir.
Kültürel Varlıklar
Antik Çağda Ege Limanları
- Dünü ve Bugünü
Doç.Dr. Engin NURLU1, Rüya YILMAZ2,
Zeynep AKARSU3, Prof.Dr. Ümit ERDEM4,
Prof.Dr. Münir ÖZTÜRK5
Ege Üni.Zir.Fak. Peyzaj
Mimarlığı Bölümü, Bornova, İzmir
Tel: 0 232 3880110/1417-2616, Fax: 0 232 3881864
1 E-mail: nurlu@ziraat.ege.edu.tr,
2
E-mail: ryilmaz@ziraat.ege.edu.tr
3 E-mail: akarsu@ziraat.ege.edu.tr,4
E-mail: erdem@ziraat.ege.edu.tr
5 E-mail: nurlu@ziraat.ege.edu.tr
Özet
Antik Çağda Batı Anadolu kıyılarına bir
göz atılırsa, Troya Savaşlarından sonra kurulan Aiol, İon ve Dor kentlerinin
hemen hepsi birer liman kentiydi. Örneğin Phokaia (Foça), Smyrna-Tepehöyük
(İzmir-Bayraklı), Klazomenai (Urla), Miletos (Balat), Myus (Avşar
Köyü) gibi bazı kentler küçük bir yarımada üzerinde yerleşmişken, Heraklia,
Ephesos (Efes), Priene (Güllübahçe) gibi kentler de kıyı kentleri durumundaydı.
Günümüzde tarihi ve arkeolojik kalıntılarına rastlanan bu kentlerimizin
çoğu, ırmaklardan gelen alüvyonlarla
limanları doldurularak Ege Denizi kıyılarından uzaklaşmış durumdadırlar.
Adalar ise, ovaların ortalarında birer tepe oluşturmuşlardır. Ege Bölgesi’nde
Büyük Menderes (Meandros) ile Küçük Menderes (Kaystros) ırmakları çok eski
çağlardan beri alüvyon biriktirerek
büyük birer delta oluşturmuşlardır. Zamanla büyüyen Büyük Menderes Deltası,
antik Latmos Körfezi’nin önünü kapatmış, Priene kentine kadar sokulan 300
km² den büyük körfezi doldurmuş ve bugünkü Bafa Gölü’nü oluşturmuştur.
Körfezin doğu kıyısında yer alan bir liman kenti olan Herakleia, bugün
Bafa Gölü kıyılarında kalmıştır. Ephesos kenti ise, Küçük Menderes (Kaystros)
ırmağının getirdiği alüvyonlarla limanı denizden uzaklaşmış kentlerimizden
biridir. Ayrıca bu yörelerde, güncelliği açısından
büyük öneme sahip biyolojik zenginlikleri barındıran milli parklar kapsamına
alınmış alanlar da bulunmaktadır. Örneğin Büyük Menderes Havzasında olduğu
gibi. Diğer yandan Ephesos ve çevresinde bulunan bataklık alanları ise,
ikinci konutların inşaatı sonucunda büyük bir baskıya maruz kalmış durumdadır.
Bu baskılar sonucunda biyolojik zenginliklerimiz giderek kaybolmaktadır.
Turizm
Rekreasyon Amaçlı Kıyı
Koruma Önlemleri
Doç.Dr. Delya SPONZA, Yük.Müh. Deniz DÖLGEN
Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi
Çevre Mühendisliği
Bölümü, 35100 Bornova / İzmir
Tel: 0-232-388 78 66 , Fax: 0-232-388 21 08
E-mail: Dölgen@Izmir.eng.deu.edu.tr
Özet
Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizin
yaklaşık 8252 km'lik sahil şeridi boyunca irili ufaklı 250 civarında yerleşim
birimine sahip olması, turizm ve rekreasyon amaçlı kullanımına imkan tanırken
diğer yandan da büyük bir çevre kirliliği problemi ile karşı karşıya kalınmasına
yol açmıştır. Özellikle denize girilen turistik bölgelerin çevre kirliliği
açısından durumunun değerlendirilmesi,
kirlenmiş bölgelerde bir an önce gerekli önlemlerin alınarak kirliliğin
daha da artmasının engellenmesi, henüz kirlenmemiş kıyıların ise bu anlayıştan
hareketle korunması ve bu amaca yönelik denetimlerin sürdürülmesi ve sıklaştırılması
gerek halk sağlığının ve gerekse de doğal kaynakların korunması açılarından
çok önemli olmaktadır.
Turistik kıyılarımızda kirliliğin artışı
genelde, buralardaki otel, tatil köyleri vb. birimlerde arıtma sistemlerinin
olmaması, ev gibi müstakil yerleşimlerin foseptiklerde sızdırmazlığın sağlanmaması,
yada iyi niyetle yapılmış olan arıtma tesislerin mevcut işletme politikaları
sonucu çalıştırılamaması problemleri ile plajlarda denize giren insanlardan
kaynaklanlanan mikrobiyolojik kökenli kirliliklerden
oluşmaktadır.
Sunulan çalışma kapsamında kıyılarda gerek
ticari gerekse de özel müesselerin oluşturduğu / veya oluşturabileceği
çevre sorunlarına dikkat çekilmiş olup; bu kapsamda mevcut arıtma tesislerinin
farklı nedenlerle oluşturdukları problemler ile insan faaliyetlerinden
kaynaklanan kirlilikler irdelenmiştir. Ayrıca ülkemiz kıyılarının doğal
güzellikleri neticesi sahip olduğu değerler turizm açısından avantaj sağlamakla
beraber istenmeyen çevre sorunları da yaratmış olduklarından bu kaynaklarımızın
korunması için şu ana kadar yapılanlar ve gelecekte yapılması gerekenler
tartışılmıştır.
Kıyılara Turizmin Baskısı
ve Korumanın Yeterliliği
Doç. Dr. Bahar ZAFER1,
Prof. Dr. Aydın GÜNEY2
1 E.Ü. Ziraat Fak. Peyzaj Mim.Böl., 388
40 00 - 1417, Faks: 388 18 64
2 E.Ü.Ziraat Fak. Peyzaj Mim. Böl., 388 40 00-1416, Faks:
388 18 64
E-posta: Güney@ziraat.ege.edu.tr
Özet
Türkiye’de kıyılar; önceleri, değişen yaşam
biçmine bağlı olarak gelişen turizm anlayışı sonucu insan akımına uğrayıp,
turizm ve rekreasyon amaçlı yapılaşmaya maruz kalmış, daha sonraları ise
ratn hırsı ve yatırım telaşı insanları, doğal ve kültürel bir kaynak olan
kıyıların hızla tahribine itmiştir. Ülkemiz kıyılarının dış turizm için
de önemli kaynakları içinde bulundurması,
bu tahribatı destekleyici önemli bir etmen olmuştur. Bu olumsuz gelişmeyi
engellemede, ne yazıktır ki yasalar, denetim ve uygulama eksikliği nedeniye
yetersiz kalmaktadır. Tarımsal yaşam ve balıkçılık gbi geleneksel yaşam
biçimlerinin yıllarca sürdürülmüş olduğu
kıyılarımız, taşıma kapasitesinin üzerinde turizm amaçlı yapılanmaya dönüşerek
değişime uğramıştır. Halen de hızla uğramaya devam etmektedir. Bunu önlemede,
kıyı yönetim açısından ivedi kararlar alınarak kararlı bir şekilde uygulamaya
konmasının önemi büyük olacaktır.
Kıyılarımızda Ekoturizmin
Geliştirilmesinde "Kentsel Tasarım"ın Rolü
Doç. Dr. Nihal ŞENLİER
G.Ü. Mim. Fakültesi,
Şehir Böl. Pl. Bölümü, Maltepe/Ankara,
Tel : (312) 231 74 00 / 2748, Faks : (312) 230 84
34
E-Posta : nihal@mikasa.mmf.gazi.edu.tr
Özet
Ülkemizde kıyı alanlarında turizm yoğun
gelişmelerin yarattığı nitelik erozyonu yadsınamaz bir gerçektir. Bu nitelik
erozyonu günümüzde çeşitli platformlarda oldukça geniş bir yelpazede tartışılmakta
ve çözüm arayışları içinde, “ekoturizm” olgusu önemle ortaya çıkmaktadır.
Ekoturizmi geliştirebilmenin önemli bileşenlerinden (ve keza araçlarından)
biri ise kıyı yerleşmelerinin planlaması ve tasarımıdır.
Bildiride öncelikle ekoturizm olgusu
ve buna dayalı turizm gelişmeleri kavramsal olarak ele alınarak ülkemiz
kıyı alanları için ekoturizm modelinin uygulanabilirliği ve önemi ortaya
konmaktadır. Bu bağlamda ekoturizme yönelik planlanacak, turizm yerleşmelerinin,
(konaklama ve hizmet kapasitelerinin artırılmasında) tesis ve limanların,
kamu mekanlarının vb. lerinin geliştirilmesi için kentsel tasarımın
katkısı ve ne denli önemli bir araç olduğu açıklanmaktadır.
Kıyı Turizmi ve Orman
İçi Dinlenme Yerleri
Yılmaz SAKARYA
Orman Yüksek Mühendisi,
Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü, Orman İçi Dinlenme Yerleri
Dairesi Başkanlığı Plan ve Proje Şube Müdürü, OGM Tesisleri 11 Nolu Bina
Gazi / ANKARA
Tel: 0312 221 26 92, Fax: 0312 222 51 40
Özet
Orman alanları sahip oldukları doğal kaynaklar
nedeniyle, çok zengin bir rekreasyonel aktivite çeşitliliğine sahiptir.
Bu aktivitelerin bir bölümünü oluşturan piknik ve kamp alanlarının, orman
ve orman rejimi içerisindeki alanlarda düzenlenme yetkisi de yasalarla
Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir.
1956 yılından günümüze kadar gelen süreç içerisinde ülkemiz ormanlarında
428 adet Orman İçi Dinlenme Yeri (piknik ve kamp alanları) tesis edilmiştir.
Özellikle kıyı bandında yer alan kamp alanlarımız,
yaklaşık 4.000 çadır/günlük kapasiteleri ile turizm sektörü içerisinde
oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Kamp alanlarımızın tesis edildikleri
orman alanlarında, doğal kaynak değerleri ve estetik özellikler hemen hemen
hiç bozulmadan ve değerlerinden bir şey kaybetmeden varlıklarını sürdürebilmektedirler.
Bu yönüyle, doğaya ve doğal kaynaklara saygılı bir kullanım şeklidir. Halbuki,
turizm amaçlı konaklama tesislerinin oturduğu alanlar, bu tesislerin yapılmasıyla
doğal özelliklerini büyük ölçüde kaybetmektedirler.
Bu sebeple, kıyılarda alan kullanım kararları
alınırken, yapı yoğun turistik tesisler yerine kamping veya düşük yoğunluklu
piknik kullanımlarına yer verilmesi, doğal kaynakların korunması, estetik
değerlerin devamlılığının temini yönünden gerekli olmaktadır.
Kıyı Turizminin Planlamasında
Ekolojik Mimarinin Önemi
Prof. Dr. Ertuğrul DOĞAN1,
Murat Aykaç ERGİNÖZ2
1 İstanbul
Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmesi Enstitüsü,
Müşkile Sok. No:1 34470
Vefa/ İstanbul, Tel: 0 212 514 03 67
2 A-12 Blok
D:32 5. Kısım Ataköy / İstanbul,
Tel: 0 212 559 48 73 , Faks: 0 212 542 57 10
Özet
Genel anlamıyla Ekoloji, doğa bilimi demektir.
Şu sıralarda doğa medeniyet tarafından her yandan saldıraya uğramış durumda.
Bu saldırılar, insanı yaşaması gereken uyumlu, ortamdan yoksun bırakmaktadır.
Burada sorumluluğun büyüğünü bizzat mimarların kendileri yaşıyorlar. Doğayla
kucak kucağa,ondan kopmadan yaşayan yerler yaratmayı amaçlayan mimarlık
anlayışına Ekolojik Mimari diyoruz. Sanayileşme ile birlikte yaşam hızının
artması yeni bir takım gereksinimler
ortaya çıkarmaktadır. Bu gereksinimlerin en önemlilerinden biri de rekreasyon
ve turizmdir. Giderek artan nüfusun yoğunlaşan kent ortamında ortaya çıkardığı
bunalımlar, teknolojinin neden olduğu ruhsal yorgunluklar ve aşırı kirlenme
ile gün geçtikçe azalan insan doğa
insan ilişkisi açık olan gereksiniminin artmasına neden olmaktadır. Yorucu
ve yoğun kent ortamından kaçan insanların ormanlara, deniz kıyılarına,
kırlara gitmelerine karşılık, kırsal alanlardaki küçük kent ve kasabaların
insanı, tatilllerini şehirler de geçirmek
özlemini duymaktadır. Bu talep, kıyı kentlerimize yoğun bir akım yaratmıştır.
Turistik tesisler ve ikinci konut dediğimiz yazlık evler, sitelerin oluşmasına
neden olmuştur. Bu değişim kıyıların ekolojik dengesini bozmuştur. Arıtma
tesisi olmayan binlerce kooparatif
siteleri veya turistik tesisler kirli su atıklarını denize boşaltmaktadır.
Kıyıların dengesinin bozulması orada yaşayan deniz ürünlerinin ve canlılarının
yok olmasına neden olmuştur. Özellikle denizin bilinçsiz bir şekilde doldurulması
ekolojik dengeyi altüst etti. Mimari de bu yozlaşma devam etti ve yapılan
binlerce konut ve turistik tesis kıyılarımızı birer beton yığını haline
getirmeseydi, kıyılarımız bu kadar bozulmazdı. Elimizdekileri yakın yıllarda
kaybetmişiz ve kaybetmekteyiz. Ama
hala kullanabileceğimiz epeyce bir mirasımız var. Bari bunlara sahip çıkalım.
Kıyı Turizmi Yatrımlarında
Ekonomik ve Çevresel Boyutlar
M. GÖKDALAY1
ve Doç. Dr. A. C.Yalçıner2
1 Türkiye
Kalkınma Bankası, Proje II Turizm Müdürlüğü, Necatibey Cad. No:9,
Ankara. Tel:0 312 231 84 00/1121, Faks: 0 312 231 31 25
2 ODTÜ İnşaat Mühendisliği
Bölümü, Kıyı ve Limn Mühendisliği Araş. Merk. 065531 Ankara. Tel . 0 312
210 54 38, Faks : 0 312 210 14 12
E-posta: yalcıner@metu.edu.tr
Özet
Kıyı turizminde, ayrıntılı planlama yapılmadan,
ya da yapılmış planlara uyulmadan, sadece ekonomik getiriler gözetirilerek
yapılan yatırımar, sonraki aşamalarda kıyısal çevreyi, geri dönülmeyecek
düzeyde olumsuz biçimde etkilemeye başlamıştır.Teşvik tedbirleri,
krediler ve primlerle yatak kapasiteleri artırılarak döviz girdilerindeki
artış sağlanmıştır. Kıyı turizmine ilişkin tesislerin yarattığı olumsuz
çevresel etkilerin döviz karşılığı değeri, hiçbir zaman bu bütçe içinde
yer almamıştır.Gerçekte, bu olumsuzlukların
maddi karşılığı olarak önemli düzeyde döviz kaybı bulunmaktadır.
Sunulan çalışmada, Türkiye'deki kıyı turizmine
ilşkin sorunlar açıklanmış, geçtiğimiz dönemlerdeki planlama, projelendirme
ve teşvik politikaları irdelenmiş, bu politakal sınucu gözlenen gelişmeler
değerlendirilmiş, bu gelişmelerin kıyılara yaptığı çevresel etkiler örneklerle
gösterilmiş, bu etkilerin nedenleri arasında yer alan planlama ve teşviklerle
ilgili politakal, projelendirme ve işletme ile ilgili uygulamalar ayrı
ayrı tartışılmış, çözüm önerileri sunulmuştur.
Lagünler
Doğu Akdeniz’de 4 Lagün:
Akgöl-Paradeniz, Akyatan-Tuzgölü
Fulya YÜCESOY-ERYILMAZ1,
Dr. Mustafa ERYILMAZ2
1 İTÜ Gemi İnşaatı
ve Deniz Bilimleri Fak Deniz Teknolojisi Müh. Böl. 80626 Maslak / İstanbul,
Tel: 0 212 285 63 88, Faks: 0 212 285 64 54
2 DzKK Seyir
Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Çubuklu / İstanbul
Özet
Doğu Akdeniz’de Çukurova deltasındaki Akyatan
ile Tuzgölü lagünleri ve Göksu deltasındaki Paradeniz ile Akgöl lagünleri
bu çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Bu dört lagün zaman içinde nehirlerin,
kanalların, denizin, buharlaşmanın etkisi ile şekil ve boyut değiştirmektedir.
Girdiler çökel, tatlı ve tuzlu su olurken, buharlaşma yaz mesimindeki kaybı
oluşturmaktadır. Lagünlerdeki tatlı ve tuzlu su
dengesi mevsimsel ve uzun dönemlerde değişebilmektedir. Bu değişim lagünlerde
yaşayan makro ve mikro organizmaların miktarlarını ve yayılımını etkilemektedir.
Lagünlerin tabanlarından alınan yüzey örneklerinde, tane boyu dağılımı,
toplam CaCO3 ve organik
karbon değerleri hesaplanmıştır. Çakıl boyu tanelerin pelesipod, gastropod
ve bitkiden oluştuğu gözlenirken, kum boyu tanelerdeki mikroskop çalışmasında
pelesipod, gastropod, ostrakod, foraminifer, karofita, bitki, terrijenik
taneler, kalkarenitik taneler sınıflandırılmıştır.
Yumurtalık-Dalyan Çamlığının
Ekolojik Çeşitliliği
Yrd.Doç.Dr. K. Tuluhan YILMAZ1, Hakan ALPHAN2
ÇÜZF Peyzaj Mimarlığı
Bölümü 01330 Balcalı, Adana
Tel : 338 65 45, Fax: 338 61 89,
1 E- mail: tuluhan@pamuk.cc.cu.edu.tr
2 E- mail: alphan@pamuk.cc.cu.edu.tr
Özet
Bu çalışmada, ülkemizin güney kıyısında
yer alan Yumurtalık Lagünü ve lokal olarak yerleşmiş Halep çamı topluluğu
ekolojik ve biyolojik çeşitlilik açısından ele alınmıştır. Alan, Türkiye'de
sınırlı yayılış gösteren bu türün (Pinus halepensis
Mill.) doğal olarak bulunduğu ender bir kıyı alanıdır. Tuzcul vejetasyon
ile kaplı bataklıkların çevrelediği bu kıyı ormanı topluluğu, bölgenin
potansiyel bitki örtüsünü bulundurması açısından da değer taşımaktadır.
Alanın bitki örtüsü, sulak alanlara bağlı avifauna başta olmak üzere, önemli
bir yaban hayatı habitatını oluşturmaktadır. Nesli tehlike altında bulunan
Caretta
caretta ve Chelonia mydas türü
deniz kaplumbağaları, bu kıyı alanında görülmektedir. 1994 yılında Tabiatı
Koruma Alanı ilan edilen bu özgün kıyı alanı, halen planlı bir koruma rejimine
kavuşturulamamıştır. Orman örtüsünün tahribinde en önemli etken olan otlatma,
yoğunluğunun azalmasına rağmen halen sürdürülmektedir. Alanın kontrolsüz
kullanımı, alt örtüdeki maki vejetasyonunun
gerilemesine neden olmuştur. Kapalılığın azalması sonucu, ruderal türlerin
de katıldığı tuzlu çayırlar baskın duruma geçmiştir. Koruma statüsünden
sonra uygulanması düşünülen planlama önlemlerinin başında “ağaçlandırma”
gelmektedir. Bu amaçla yapılacak çalışmalarda
yöreye özgü elementler dışında hiçbir bitki türü alana taşınmamalıdır.
Dikkat edilmesi gereken diğer bir potansiyel tehdit ise, tarımda kulanılan
kimyasallardır. Toksisite ve ötrofikasyona neden olabilecek bu kullanım
araştırılmalı ve düzenlenmelidir. İskenderun
Körfezi’ne yakınlığı nedeni ile petrol taşımacılığının yarattığı tehtidin
yanısıra, lagünde uygulanmakta olan balıkçılık yöntemleri de gözden geçirilmelidir.
Köyceğiz-Dalyan Estuarin
Ekosisteminde Tuzluluk Tabakalaşması
Didem OĞUZKURT, Nilgün
KAZANCI
Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü,
Hidrobiyoloji ABD, Beytepe, 06532 ANKARA
Özet
Köyceğiz Gölü termal ve soğuk karstik orjinli
sulara sahip olan meromiktik bir göldür. Göl ve Akdeniz arasındaki bağlantıyı
yaklaşık 14 km. uzunluğunda olan bir kanal sistemi sağlamaktadır. Köyceğiz-Dalyan
kanal sistemi Köyceğiz Gölü’nden gelen miksohalin su kütlesi ile Akdeniz’den
gelen tuzlu suya sahiptir. Kanaldaki su kütlesi, kimyasal kompozisyonları
farklı su tabakaları içerir. Bu nedenle
su kütlesi yoğunluğa bağlı olarak vertikal tabakalaşma gösterir. Bu genel
yapısı ile kanal estuarin ekosistem olarak incelenmiştir.
Bölgede su sistemini tanımlayacak şekilde
Ağustos1991-Eylül 1992 tarihleri arasında altı örnekleme noktası seçilmiştir.
Örnekleme döneminde yapılan klorid iyonu analiz sonuçlarından faydalanılarak
tuzluluk hesaplanmıştır.Bu sonuçlara göre Köyceğiz-Dalyan estuarin ekosistemi,
pozitif estuari olup üç farklı estuarin tabakalaşma tipine sahiptir. Ekosistemde
bulunan bentik makroinvertebrat türleri
ve dağılımlarının ortamdaki tuzluluk değişimlerine bağlı olduğu (X2)
Ki-kare analizi ile doğrulanmıştır.
Tarımsal Kaynaklı Lagün
Kirlenmesi
Prof. Oktay ERBATUR, Erdal
KUŞVURAN,
Prof. N. Gaye ERBATUR
Çukurova Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya
Bölümü,
Adana 01330, Tel: 0 322 338 60 81, Faks: 0 322 338
60 70
E-mail: erbatur@pamuk.cc.cu.edu.tr
Özet
Akyatan Lagününde saptanan beş değişik
örnekleme istasyonundan aylık periyodlarla su örnekleri alınmıştır. Örnekleme
noktalarında suyun sıcaklığı, derinliği, çözünmüş oksijen miktarı, tuzluluk
ve elektrik iletkenliği ölçülmüştür. Laboratuvarda su örnekleri EPA’nın
ilgili yöntemleri ile pestisit analizlerine tabi tutulmuştur. Ayrıca su
örneklerinde AOAC’nin ilgili yöntemleri
ile BOİ ve KOİ ölçümleri ve nitrat, nitrit ve fosfat analizleri gerçekleştirilmiştir.
Lagün suyundaki yüksek çözünmüş oksijen
değerleri ve buna karşı oldukça düşük nitrit, nitrat ve fosfat değerlerinin
nedenleri, sucul bitkilerin ve fitoplanktonların etkin fotosentez faaliyetleri
ile açıklanmıştır. Buna karşın, lagünün organik maddelerle ve özellikle
pestisitlerle kirlendiği saptanmıştır. p,p’-DDT, aldrin ve dicofol çok
yüksek değerlerde saptanırken, bunlardan
ilk ikisinin sırasıyla 1985 ve 1979 da Türkiye’de kullanılmalarının yasaklandığının
da vurgulanmasında yarar görülmüştür. Bu pestisitlerin suda saptanan miktarlarının
çoğu kez sudaki çözünürlüklerinden çok daha fazla oldukları görülmüştür.
Organoklorlu bu pestisitlerin suda çözünmüş halde veya kolloid ve asılı
katı madde formlarındaki hümik maddelere ve killere adsorbe olmalarının
bilinmesi, bu gözleme açıklık getirmektedir. Saptanan pestisit miktarlarının
bir çoğunun balıklara akut toksik etki
yaratacak sınırların üstünde olmasına rağmen, bu tür bir gözlem yapılmamasının
nedeni de yine aynı adsorpsiyon olayı ile açıklanabilir. Pestisit adsorbe
olmuş hümik maddelerin ve killerin balıklar tarafından tüketilmedikleri
sonucuna varılmıştır.
Dalyanlardaki Balık Populasyonuna
Su Seviyesi ve Meteorolojik
Değişimlerin Etkileri
M.Tolga TOLON1, Doç.Dr. Osman ÖZDEN2,
Aykut CİHENİR3
E.Ü Su Ürünleri Fakültesi,
Yetiştircilik Bölümü, Bornova, İzmir
1 E-mail: tolon@sufak.ege.edu.tr
2 E-mail: ozden@sufak.ege.edu.tr
Özet
Rüzgar, yağmur, gel-git, atmosferik basınç
farkları gibi meteorolojik etkiler ve deniz içi oluşumlara bağlı deniz
seviyesi değişimlerinin özellikle kıyısal dalyan alanlarının su kütlesini
büyük değerde etkilediği bilinmektedir.
Bu çalışmada E.Ü Su Ürünleri Fakültesi’ne
ait SÜFA (Homa) Dalyanı’nda 1996 yılı üretim sezonu olan Haziran - Aralık
ayları arasında deniz seviyesi değişimlerinin dalyan alanı su kütlesinin
tuzluluk, sıcaklık gibi bazı fiziko kimyasal özellikleri ve dalyan bölgesindeki
balık populasyonu üzerine etkileri incelenmiştir.
Elde edilen bulgulara göre su değişimini
yalnızca deniz yönünde sağlayan SÜFA Dalyanı’nda denize ait hidrografik
oluşumların, dalyan içindeki su sıcaklığı ve tuzluluğu gibi su ürünleri
için önem taşıyan parametreleri ve balık dağılımını büyük ölçüde, balık
verimini ise dolaylı olarak etkilediği saptanmıştır.Deniz seviyesi değişimleri
dalyanların verimi, su kalitesinin iyileştirilmesi ve aktif üretimin organisazyonu
açısından önemli belirleyici etkenler
arasında yer almaktadır.
Kirlenme
Karadeniz Bölgesi Kıyı
Şeridinin Plaj ve Yüzme Suyu Envanter Değerlendirmesi
Yd.Doç.Dr. H. Böke Özkoç1, Yd.Doç.Dr. G.
Bakan2,
Prof.Dr. H. Büyükgüngör2,
Prof.Dr.O.N. Ergun2,
Ö. Akdağ3, Y. Çelebi3
1 Ondokuz Mayıs
Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 55139,
Kurupelit/Samsun.
Fax: 0 362 457 60 35, Tel: 0 362 457 60 00/ 2830-2823,
2 Tel: 0 362 457 60 00 / 2821-2822, 3 Tel: 0 362 457
60 00 / 2774
Özet
Dünya yüzeyindeki deniz ve göl kıyıları
çok değişik amaçlar için geniş ölçüde kullanılmaktadır. Gelişen toplumların
yarattığı çevre kirliliği sorunları da kişileri birçok değişik probleme
karşı aynı ölçüde farklı çözümler bulmak zorunda bırakmıştır.
Bu amaçla Karadeniz Çevresinin Karakökenli
Kirlenmeden Korunması Protokolü çerçevesinde yürütülen çalışma kapsamında
Karadeniz kıyı şeridinde bulunan yüzme suyu ve plajların envanteri 1995
yılında yapılmıştır. Yüzme suyu ve plaj envanterleri "Yüzme Suyu ve Plaj
Kalitesinin İzlenmesi, Değerlendirilmesi"
klavuzuna göre gerçekleştirilmiştir (WHO, 1995).
Karadeniz'de kıyısı bulunan 14 ilden plaj
kapsamında 74 plaj belirlenmiştir. WHO 1995'e göre düzenlenen plaj kayıt
formları, belirlenen plajlarda doldurulmuştur. Belirlenen plajların yüzme
suyunda fiziksel, meteorolojik (yüzme suyu rengi, su geçirgenliği, çöktürme,
su ve hava sıcaklığı), görünür kirlilik (yüzme suyunda ve kıyıda yağ/katran,
köpük, çöp alg), mikrobiyolojik parametreler (E. Coli ve F. Streptokok)
ve kimyasal parametreler (fenol, pH,
BOD5) incelenmiştir.
Plaj kayıt formları ile yüzme suyu mikrobiyolojik
ve kimyasal özellikleri birlikte değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme
plajların sınıflandırılması ile tamamlanmıştır. Plajların sınıflandırılmasındaki
amaç, sahil kuşağı yönetimi için bir temel oluşturmak ve yüzme suyu kalitesinin
iyileştirilmesi için problemlerin belirlenmesi ve bunların giderilmesidir.
Karadeniz Bölgesinde bulunan plajların
genellikle yüzme suyu kalitesi açısından iyi kaliteli fakat aralarında
güvenli olmayan plajlar olduğu sonucuna varılmıştır
Atıksuların Deniz Deşarjı
Sistemleriyle Uzaklaştırılması ve
Türkiye Özelinde İncelenmesi
Deniz DÖLGEN1, Prof. Dr. M.Necdet ALPASLAN2
Dokuz Eylül Üniversitesi,
Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 35100 Bornova/İzmir.,
Tel: 0-232- 388 78 66,
Fax: 0-232-388 21 08, 1 E-mail: Dölgen@Izmir.eng.deu.edu.tr
,
2 E-mail: Alpaslan@Izmir.eng.deu.edu.tr
Özet
Denize kıyısı olan yerleşimlerde, evsel
ve endüstriyel atıksuların, arıtma tesisleri yerine daha basit ve ekonomik
olan deniz deşarjı sistemleri ile uzaklaştırılması tercih edilmektedir.
Özellikle açık denizler sahip oldukları yüksek özümleme kapasitesi nedeniyle
atıksuların ileri derecede tasfiyesine gerek olmadan deşarjına olanak vermektedir.
Bu nedenle deniz deşarjı sistemleri özellikle gelişmekte olan ülkeler için
(Türkiye gibi) uygun bertaraf yöntemi olarak benimsenmiştir. Bunun yanısıra
kıyı bölgelerinin ağırlıklı olarak turistik amaçlı kullanımı (otel, motel,
tatil köyü ve tatil siteleri vb.) neticesinde bu gibi
yerleşimlerde arazi fiyatlarının çok yüksek olması, mevcut arıtma tesislerinin
çeşitli nedenlerden ötürü başarılı olarak işletilememesi ve mekanik faaliyetler
neticesi potansiyel gürültü riski ve görsel nedenler sahil yerleşimlerinde
deniz deşarjı sistemlerinin tercih
edilmesine neden olmaktadır.
Diğer yandan, deniz deşarjı sistemlerinin
özellikle yer seçiminin teknik olarak uygun yapılmadığı durumlarda, kirletici
parametrelerin deniz ekosisteminde akümülasyona yol açabileceği ve ekolojik
denge üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği gözardı edilmemelidir. Akdeniz
ve Karadeniz gibi kapalı denizlere bugüne kadar kontrolsüz biçimde verilen
atıksular bugün ciddi probler ile karşı karşıya kalınmasına ve bazı yerlerde
acil önlem planlarının işletilmesine neden
olmuştur. Konunun son derece güncel ve tartışmaya açık olması sebebiyle
sunulan bildiri kapsamında, öncelikle tartışmalı konulara katkıda bulunabilmek
amacıyla önce kavramsal olarak deniz deşarjı sistemleri kısaca anlatılmaktadır.
Daha sonra ülkemizde 1975'li yıllardan
bu yana büyük oranda İller Bankası tarafından çeşitli ölçekte yapılan elli
civarındaki deniz deşarjı uygulamalarına dikkat çekilmekte, bunlara dair
kısa bilgiler verildikten sonra bugüne kadar olan uygulamanın olumlu olumsuz
yönleri tartışılmakta ve öneriler getirilmektedir.
Soyu Tehlikedeki Türler
Biyoçeşitlilik, Tehlike
Altındaki Türlerin Korunması
Fatma GÜNEŞ ERTEN
Orman Bakanlığı, Milli
Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü
Yaban Hayatı Koruma
Şube Müdürü, Gazi - Ankara
Tel: 0 312 221 17 69, Fax: 0.312 222 51 40
Özet
Asya, Afrika ve Avrupa arasında bir köprü
konumunda olan Anadolu, biyolojik çeşitlilik açısından büyük bir tür zenginliğine
sahiptir. Yurdumuzda 132 tür memeli, 450 tür kuş, 121 tür Tatlı su balığı,
390 tür Deniz balığı, 106 tür sürüngen tespit edilmiştir.
Orman Bakanlığı’nca alan ve tür koruma
çalışmaları sürdürülmektedir. Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’nce,
32 Milli Park, 32 Tabiatı Koruma Alanı, 11 Tabiat parkı, 54 adet Tabiat
Anıtı, 116 adet Yaban Hayatı Koruma Sahası, 24 adet Yaban Hayvanı Yerleştirme
Alanı ve 40 adet Yaban Hayvanı Üretme İstasyonu tefrik ve tesis edilmiştir.
Türkiye’deki Deniz Kaplumbağaları
ve Koruma Tedbirleri
Prof. Dr. İbrahim BARAN,
Oğuz TÜRKOZAN, Çetin ILGAZ,
Serdar SAK
D.E.Ü. Buca Eğitim
Fak. Biyoloji Bölümü
Fax: 0 232 420 48 95
Özet
Deniz kaplumbağalarının Türkiye sahillerinde
yuva yaptıkları kumsallardaki populasyonların araştırılmasına 1989 yılından
beri devam edilmektedir. Bu araştırmalarımızda ilk olarak deniz kaplumbağalarının
yuva yaptıkları kumsalların genel tespitinden sonra, 1991 yılından beride
belirli kumsallardaki (Dalyan, Patara, Fethiye, Kızılot ve Belek) populasyon
durumları daha detaylı olarak kesintili veya kesintisiz bir şekilde araştırılmıştır.
Araştırmalarımız sonunda deniz kaplumbağalarına
zararlı insan aktivitelerinin tespiti yapılmış ve ayrıca populasyonların
üreme sezonunda fazla zarar görmemeleri için gerekli tedbirler belirlenmiştir.
Belirlenen tedbirler doğrultusunda Dalyan, Patara, Fethiye ve Belek kumsallarında
koruma çalışmaları uygulanmıştır. Hem bu tedbirlerin uygulanması, hem de
araştırma ekiplerimizin üreme sezonundaki kesintisiz araştırmaları sayesinde
kumsallarda denize ulaşan yavru sayılarının önemli ölçüde artışı sağlanmıştır.
Bu bildiride deniz kaplumbağası araştırmalarımızın
ve sonuçlarının daha iyi tanıtımını sağlayacak bilgiler bulunacaktır.
Türkiye’nin Önemli Akdeniz
Foku Alanları;
Kıyı Planlamacıları İçin
Bir Rehber
Cem O. KIRAÇ, Yalçın SAVAŞ,
N. Ozan VERYERİ, Harun
GÜÇLÜSOY
AFAG Akdeniz Foku Araştırma
Grubu
SAD - Sualtı Araştırmaları
Derneği - PK 420 Yenişehir 06444 Ankara
Tel: 0 312 240 05 78, Faks: 0 312 240 98 17
Özet
Akdeniz foku Monachus monachus (Hermann, 1779) yeryüzünde en
kritik derecede tehlike altında olan canlılar
arasında görülmektedir. Dünyada 423 ile 555 arasında bireyin kaldığı belirtilirken
(IUCN, 1993) Türkiye nüfusu yaklaşık 50 bireydir. Bundan dolayı kıyılarında
Akdeniz foklarının yaşayabileceği ve çoğalabileceği Türkiye bu nadir deniz
memelisini korumak yönünde gereken önlemleri almak ve uygulamakta dünya
üzerinde önemli sorumluluğa sahiptir. Ulusal mevzuatımız ve imzalanan uluslararası
anlaşmalar da Akdeniz foku ve yaşam alanlarını korumayı gerektirmektedir.
Ancak, özellikle 1980’den sonra Türkiye’de
kıyı alanlarında yapılaşma, kötü planlama ve 1993 den sonra yetersiz ÇED
raporlarına dayanarak kontrolsüz bir şekilde artmış ve bunun sonucunda
Akdeniz foklarının direk bağımlı oldukları kıyı yaşam alanları ve diğer
önemli deniz ve kıyısal ekosistem öğeleri
ciddi şekilde bozulmuştur.
AFAG’ın ÖFA (Türkiye’nin Önemli Fok Alanları)
çalışması, Türkiye’nin kalan kıyıları ve henüz büyük oranda dokunulmamış
adalarındaki mevcut Akdeniz Foku Yaşam Alanları nı bir envanter ile ortaya
koymaktadır. ÖFA çalışmasının nihai amacı, aynı zamanda önemli birer Akdeniz
Foku Yaşam Alanı olan eldeğmemiş son kıyı alanlarının planlanmasında devletin
ilgili kuruluşlarının başvuracağı bir rehber olmak ve ÖFA dahilinde plansız
alt ve üstyapı kıyı projelerini engellemektir.
1987 ve 1997 yılları arasında gerçekleştirdiğimiz
toplam 116 saha çalışması ve 76 balıkçı topluluğu ile yapılan fok gözlem
istihbarat çalışmaları, Akdeniz foklarının Türkiye kıyılarında 4 ana bölgede
dağılım gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu bölgeler; Orta Karadeniz Sahilleri
(Gerze-Sinop ile Ereğli-Zonguldak arası)
-
Marmara (Güney sahilleri, Marmara Adaları
ve Çanakkale Boğazı kıyıları)
-
Ege (Saroz Körfezi ile Behramkale arası ve
Dikili ile Kalkan arası)
Akdeniz (Kalkan ile Kemer arası, Hatay ile
Samandağı arası ve Alanya ile Taşucu arası) Bu 4 alan içinde kalan önemli
çekirdek alanlar makale içinde detaylı olarak verilmektedir.
Akdeniz Fokunun (Monachus
Monachus) Korunması: Foça Koruma Alanında
Eğitim Programı
Marianne THEUNISSEN 1,2, Harun GÜÇLÜSOY
1,2
1 WWF Dünya Doğayı
Koruma Vakfı - Foça Pilot Projesi
2 Sualtı
Araştırmaları Derneği/ Akdeniz Foku Araştırma Grubu
(SAD/AFAG), PK 12 35680 FOÇA, Tel / Faks : 0 232
812 3062
Özet
Bilimsel araştırmalarda, halkın eğitilmesi
çalışmalarının önemi ve yeri büyüktür. Doğa ile beraber yaşayan, doğal
kaynakları kullanan, doğada eğlenen, doğaya bağlı olan insanoğlu, sonuçta
doğayı etkilemektedir. Birçoğumuz, doğanın dengesi, doğanın gücü ve de
doğanın hassasiyeti konusunda çok az bilgiye sahibiz.
Foça Akdeniz Foku Koruma bölgesindeki halka
yönelik, çevre ve doğa bilinçlendirme programı dahilinde çok çeşitli çalışmalar
gerçekleştirilmiştir. Dia gösterileri, arazide bilgilendirme çalışmaları,
tiyatro çalışmaları, sanat kullanımı, yabancı kaynaklı eğitim
malzemelerinin kullanılması ve doğanın korunması, deniz sistemleri ve nesli
tehlike altında bulunan Akdeniz fokları hakkında, Akdeniz fokuna yönelik
tehtidler ve doğanın devamlılığı hakkında doğaya karşı bir sevgi oluşturmak
ve doğaya karşı ilgi arttırmaya yönelik
toplantılar ve tartışmalar düzenlenmiştir. Bu çalışmalar ile eğitim programları
denenmiş, değerlendirilmiş ve halen da gelişme aşamasında çalışmalar devam
etmektedir.
Foça'da bulunan turizm acentaları, turist
rehberleri, turistik işletme sahipleri ve yöneticileri ile her yıl irtibata
geçilerek turistleri ve halkı bilinçlendirme çalışmalarına yardımcı olmaları
konusunda katkıları istenmektedir. Bu grupların müşterilerine, Foça Koruma
Alanı'nın Akdeniz foklarının korunması açısından ve doğal açıdan ne derece
önemli ve nazik olduğunun belirtilerek, uyulması gereken kurallar hakkında
bilgilendirme çalışmaları yapılmaktadır. Halkın eğitimi çalışmaları ayrıca
şu çalışmalar ile gerçekleştirilmektedir; pazaryerinde bilgilendirme yeri
açılması, günlük turistik tura çıkan
teknelerde bilgilendirme çalışmaları, otellerde dia gösterileri, ziyaretçi
merkezi oluşturulması ve yerli ve yabancı gönüllülerin projeye katılmasıdır.
Halkın eğitimi çalışmaları sonucunda elde edilecek yöntemler ileride yapılacak
olan koruma ve araştırma çalışmalarına
yardımcı olması açısından genel bir yönteme dönüştürülecektir.
Temmuz 1993'den - Haziran 1996' ya kadar
yapılan halkın eğitimi çalışmaları sırasında kesin olarak ulaşılan kişi
sayısı, basında çıkan yazılar ve sempozyum ve uluslararası toplantılara
şu sayıda katılım olmuştur;
'93 -'94 '94 -'95 ' 95 -'96
Ulaşılan kişi sayısı : 116 818 3609
Basında çıkan yazılar : 47 39 21
Sempozyum ve uluslarası toplantılar : -
5 3
Medyada çıkan yazılar ve programlar, yerel,
ulusal ve uluslararası gazete ve dergilerde, televizyon ve radyo programlarında
yayınlanmıştır. Bu çalışmalar aynı zamanda çeşitli yerli ve yabancı fuarlarda,
festivallerde, toplantılarda ve sempozyumlarda yapılmıştır. Türkiye'deki,
Akdeniz fokları ile ilgili durumu dünyada
bilinen bir düzeye getirmek ve uluslararası seviyede önemli bir konuma
ulaşabilmek için bu çalışmalarımız devam edecektir.
Biyoloji, Ekoloji, Canlı
Kaynaklar
Marmaris’in Kentsel Ekolojik
Özelliklerinin İrdelenmesi
A. Sayar1, Doç.Dr. M. Pirdal2
1 Muğla
Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Muğla
Tel: 0 252 223 80 06 Faks: 0 252 214 93 21
2Ege
Üniversitesi, Fen Fakültesi, Botanik Anabilim Dalı, İzmir
Tel: 0 232 388 01 10 / 2446 Faks: 0 232 388 10 36
Özet
Ülkemizin 8300 km uzunluğundaki sahil şeridinde
son 30 yıl içinde kentleşme eğilimleri büyük artış göstermiştir. Bu eğilimlerden
etkilenen sahil kentlerimizden biri de Marmaris’tir. 1965’ten bu yana yörede
yeşil alanlar yerlerini beton binalara bırakmıştır. Turizm
mevsimi süresince aşırı nüfus hareketi kentin sahil şeridinde birçok problemi
beraberinde getirmektedir. Marmaris’in kentleşme sürecinde optimal arazi
kullanımını sağlamak ve kent için önem taşıyan ekolojik açıdan önemli biyotopların
saptanması ve korunması amacıyla spontan
ve dikili, odunsu ve otsu türlerin tespiti yapılmıştır. Biyotoplar doğallık
derecesi ve kullanım durumuna göre sınıflandırılmıştır. Böylece, önemli
biyotopların ekolojik açıdan önemi, korunması, geliştirilmesi ve bakım
önerileri ortaya konmuştur.
Deniz Rüzgarlarının Akdeniz
Kıyı Kesimi Peyzaj Plantasyonlarında Kullanılan Süs Bitkilerine Etkileri
Yrd. Doç. Dr. Osman KARAGÜZEL,
Dr. Veli ORTAÇEŞME
Akdeniz Üniversitesi,
Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü
07070 Antalya, Tel: 0 242 227 45 60, Faks: 0 242
227 45 64
Özet
Bu çalışma 1984-1995 yılları arasında Alata
(Erdemli/İÇEL) kıyı kesiminde yapılan peyzaj plantasyonlarında kullanılan
bazı dış mekan süs bitkileri üzerine deniz rüzgarlarının görsel (simptomatik)
etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Alata Bahçe Kültürleri
Araştırma Enstitüsü Eğitim Merkezi Tesisleri'nin bulunduğu ve deniz tarafından
esen hakim rüzgar yönünün güney-güneybatı olduğu kıyı kesiminde gerçekleştirilmiştir.
Hazırlanan plantasyon projesi çerçevesinde
bitkiler dikilmiş ve daha sonra kıyıya uzaklık ve perdelenme pozisyonları
dikkate alınarak gözlem yapılacak bitkiler seçilmiştir. Bitkilerin deniz
rüzgarlarından etkilenme durumları kıyıya uzaklıklarına göre; <50 m,
50-75 m, 75-100 m, 75-100 m+perde ve
>100+perde+eksibe konumlarında belirlenmiştir. Bu amaçla gözleme dayalı
derecelendirme yönteminden yararlanılmıştır. Bu yönteme göre; eğik taç
oluşturma, genç sürgünlerde yanma-kuruma, yaprak dökümü ve bodur kalma
1. Derecede Etkilenme, yaprak uç ve
kenarları ile genç sürgünlerde hafif yanma ve kuruma 2. Derecede Etkilenme,
sınırlı dönemlerde yaprak kenarları ve genç sürgünlerde yanma 3. Derecede
Etkilenme, firtınalı havalardan sonra yaprak dökme-yaprak ve sürgünlerde
hafif kuruma 4. Derecede Etkilenme
ve yalnızca fırtınalı havalardan sonra yaprak ve sürgünlerde sınırlı fiziksel
yıpranma 5. Derecede Etkilenme olarak değerlendirilmiştir. Araştırma süresince
süs ağaç ağaçcık ve çalısı olarak kullanılan 28 tür, yerörtücü olarak kullanılan
12 tür ve plantasyon alanında bulanan 5 doğal tür gözlenmiştir.
Yapılan gözlemlerde, denize 50 m ve daha
yakın konumlarda bulunan bitki türlerinden Acacia cyanophilla,
Ceratonia siliqua, Elaeagnus angustifolia, Pinus pinea ve Platanus
orientalis türlerinin deniz rüzgarlarından
1. derecede etkilendiği saptanmıştır. Aynı konumdaki bitki türlerinde etkilenme
düzeylerinin Eucalyptus camaldulensus türünde 3. derecede,
Nerium
oleander, Phonix canariensis, Santolina chamaecyparis ve Washintonia
filifera türlerinde 4. derecede, Agave americana ve Carpobratus
edulis türlerinde ise 5. derecede olduğu
belirlenmiştir. Rüzgardan etkilenme düzeyinin kıyıdan uzaklaştıkça ve arada
perde oluşturacak bitki bulunması durumunda azaldığı, ancak en korunmuş
konumda bile Schinus molle gibi türlerde
4. derecede etkilenmelerin ortaya çıkabildiği gözlenmiştir. Plantasyon
alanında kullanılan yerörtücü bitki türlerinin etkilenme düzeylerinin süs
ağaç ve ağaçcıklarına göre daha düşük, gözlenen doğal bitki türlerinden
en dayanıklısının ve kıyıya en yakın
konumda yayılış gösteren türün ise Pancratimum maritimum
olduğu belirlenmiştir.
Flora Açısından Antalya
Kıyılarının
Bugünü ve Geleceği
Hüseyin SÜMBÜL, R. Süleyman GÖKTÜRK
Akdeniz Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji
Bölümü ve Biyolojik çeşitlilik Araştşrma,
Geliştirme ve Uygulama Merkezi, 07058 Antalya, Tel: 0 242 323 36 51, Faks:
0 242 323 23 63
Özet
Antalya, denize kıyısı olan kentler arasında
en uzun kıyılara sahip kentlerimizden biridir. Ayrıca Antalya ili, hem
toplam bitki türü sayısı, hem de nadir ve endemik bitki türleri açısından
Türkiye’de çok önemli bir konuma sahiptir. Antalya Kıyıları batıda Eşen
Çayından başlayıp, doğuda Gazipaşa-Anamur arasındaki Yakacık deresine kadar
devam eder. Bu kıyı şeridinin önemli bir kısmı yanlış arazi
kullanımı ve düzensiz yapılaşmanın baskısı altındadır. Antalya kıyılarında
sürdürdüğümüz araştırmalar sonucu yaklaşık 1500’ün üzerinde bitki türünün
varlığı, 5 türün ise önceden Antalya’da mevcut olduğu, ancak maalesef artık
yaşamadığı belirlenmiştir. Antalya
Kıyılarında tesbit edilen bitki türlerinin 79 tanesi endemiktir ve bu endemik
türlerin de 23 tanesi yalnız Antalya kıyılarında (kumullarda ve falezlerde)
yaşamaktadır. Binlerce, hatta milyonlarca yıldan beri bu kıyılarda yaşayan
bitki türlerinin ve onlara bağımlı
olarak yaşayan bir çok başka canlı türünün nesillerini sürdürebilmeleri
için, belirli ekosistemlerin korunmaya alınması ve kıyıların uluslararası
biyoçeşitlilik anlaşması çerçevesinde planlanması zorunludur.
Antalya Sahil Herpetofaunası
Serdar DÜŞEN, Mehmet ÖZ
Akdeniz Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü ve Biyolojik Araştırma Geliştirme
ve Uygulama Merkezi, 07058 Antalya
Özet
Akdeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip
olan Antalya ili ve çevresi Sürüngen ve Amfibileri içeren 18 familyaya
ait yaklaşık 35 türü barındırmaktadır. Bölgede Turizm faaliyetlerinin yoğunluğu
ve iç göç gibi nedenlerle kıyı şeridi ve hemen arkasından başlayan maki-orman
(Tipik Akdeniz bitki örtüsü) vejetasyonu sürekli olarak insan baskısı altındadır.Bunun
sonucunda uzun yıllar canlı çeşitliliğini muhafaza etmiş olan kesimlerde
önü alınamayan bir yapılaşma faaliyeti başlamıştır. Kumluca, Lara, Belek,
Manavgat, Alanya, Gazipaşa gibi kıyı şeridine yakın yerler binlerce yıldır
Deniz kaplumbağalarının (Caretta caretta ve Chelonia mydas)
yumurtalarını bıraktıkları nadir alanlardır. Günümüzde ise bu alanlar yoğun
olarak insan kullanımına açık durumdadır. Çeşitli kuruluşların desteği
ile yapılan çalışmalarla yörede kaplumbağaların yumurtalarını bıraktıkları
yerlerin tespiti yapılarak, yumurtadan çıkan yavruların güvenli bir şekilde
denize ulaşmaları sağlanmaktadır. Bu gibi çalışmalar gelecek için umut
vericidir.
Yine kıyı şeridine yakın orman vejetasyonu
içinde Dünyada sadece Antalya Bölgesinde yayılış gösteren endemik
bir kara semenderi (Mertensiella luschani)
ile bu semender türüne ait olan alttürler bulunmaktadır. Alttürlerin Yayılış
alanları çok lokal olmakla birlikte bu kesimler yerleşim alanlarının büyümesine
paralel olarak tehdit altındadır. Bu alttürlere ait halen pek çok bilinmeyen
konunun varlığı da bu canlı türünün önemini ortaya koymaktadır.
Türkiye Kıyılarındaki
Adaların Deniz Kuşları Açısından Önemi
Güven EKEN
ODTÜ Biyoloji Bölümü
Doktora Öğrencisi, Tıp Doktoru, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyoloji
Bölümü 06351 Ankara,
E-posta: b110449@wasp.bio.metu.edu.tr
, Faks: 0 312 210 12 89
Özet
Türkiye kıyılarında bulunan adalar, deniz
kuşları için çok önemli yaşama alanlarıdır. Türkiye’de kıyı adalarıyla
ilgili olarak çok az sayıda araştırma yapılmış olduğundan, bu alanların
doğal açıdan önemleri tam olarak anlaşılamamıştır. Şu ana kadar kapsamlı
olarak çalışılmış olan kıyı adalarının büyük bir kısmı, uluslararası düzeyde
önemli kuş alanı (ÖKA) olarak
tanımlanmıştır. Ornitolojik özellikleri hakkında ileri derecede bilgi açığı
bulunan diğer kıyı adaları da, coğrafyaları nedeniyle, deniz kuşları için
potansiyel yaşama alanlarıdır. Tepeli karabatak Phalacrocorax
aristotelis, küçük kerkenez Falco naumanni, ada
doğanı Falco eleonorae ve ada
martısı Larus audouinii
başta olmak üzere, pek çok ender tür için çok önemli olan kıyı adalarında,
kapsamlı biyolojik araştırmaların sürdürülmesi gerekmektedir.
Türkiye Kıyıları ve Yarasaları
Doç. Dr. İrfan ALBAYRAK,
Nursel AŞAN
A.Ü. Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü
06100 Tandoğan, Ankara,
Tel: 0 312 212 67 20 / 1068, Faks: 0 312 223 23
95
Özet
Bugüne kadar Türkiye kıyılarının fauna
elemanları tam olarak araştırılmış değildir. Türkiye yarasaları ile ilgili
1977-1997 yılları arasında gerçekleştirilen araştırmalar sırasında kıyılarda
yer alan çeşitli mağaralarda Rousettus aegyptiacus, Rhinolophus
ferrumequinum, R.hipposideros, R.euryale, Myotis mystacinus, M.emarginatus,
M.nattereri, M.myotis, M.blythi, M.capaccinii, Pipistrellus pipistrellus,
P.kuhli, Plecotus austriacus, Miniopterus schreibersi’nin yaşadığı
tespit edilmiştir. Kıyı mağaralarının hemen hepsi yarasaların kış uykusu
için tercih ettikleri yerler olduğundan ve buradaki türlerin bazıları nesli
tehlike içinde olan türler kategorisinde bulunduğundan habitat korumasının
mutlaka sağlanması gerekmektedir.
Çok Boyutlu Ölçeklendirme
Analizlerinde (MDS) Planktonik Tür Bolluğu Verileri Kullanılarak Kirletilmiş
Bölgelerin Saptanması:
İzmir Körfezi Örneği
Prof.Dr. Tufan KORAY,
Prof.Dr. Ahmet KOCATAŞ
Ege Üniversitesi Su
Ürünleri Fakültesi, 35100, Bornova, İzmir.
Faks: (232) 388 36 85, Tel: (232) 388 40 00 / 2417,
2851, 2414
E-posta: koray@sufak.ege.edu.tr
, kocatas@sufak.ege.edu.tr
Özet
Bu araştırmada, evsel ve endüstriyel atıklarla
kirletilmiş ve kirletilmekte olan İzmir Körfezinden vertikal olarak (0.5,
2.5, 5.0, 10.0, 15.0 m.) 6 farklı noktadan alınan kantitatif örnekler,
plankton kompozisyonları açısından değerlendirilmiştir. 1. ve 2. düzey
prodüktiviteyi oluşturan planktonik türlere ait birey sayımlarına hiyerarşik
gruplandırma (hierarchical agglomerative clustering) ve parametrik olmayan
çok boyutlu ölçeklendirme analizi (multidimensional scaling) uygulanmış,
elde edilen gruplanmanın istatistiksel açıdan kabul edilebilir olasılık
limitleri içinde kaldığı belirlenmiştir. Özellikle primer prodüksiyonu
oluşturan fitoplanktonik türlere ait grupların ortamdaki su yoğunluğu,
fosfat, total azot ve silis konsantrasyonları artışını karakterize ettiği
saptanmış olup, fitoplanktonik kommunite analizleri ile su kolonununda
kirlilik zonasyonu hakkında fikir sahibi olunabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Deniz Salyangozu Avcılığı
ve Kıyı Ekosistemine Etkileri
Prof.Dr. Ertuğ DÜZGÜNEŞ,
C. ŞAHİN, N.S. BAŞÇINAR,
H. EMİRAL
KTÜ Sürmene Deniz Bilimleri
Fakültesi Balıkçılık Teknolojisi Bölümü 61530 Çamburnu, Trabzon,
Tel. (462) 752 24 46, Faks: (462) 752 21 58
E-posta: ertug@risc01.bim.ktu.edu.tr
Özet
Deniz salyangozu avcılığı Karadeniz’de
giderek önem kazanmaktadır. Önemli bir ihracat ürünü olması nedeniyle küçük
balıkçı için önemli bir gelir kaynağıdır. Avcılığı genel olarak 10-12 m
lik teknelerde direç kullanarak daha çok 10-15 m derinlikteki kıyı kesiminde
yapılmaktadır. Bu çalışmada direç kullanımının kıyı ekosistemine olan etkileri
tartışılmaktadır.
Deniz Kafeslerinde Balık
Yetiştiriciliğinin Çevresel Etkileri
İbrahim OKUMUŞ
K. T. Ü Deniz Bilimleri Fakültesi, 61530 Çamburnu,
Trabzon
Tel: 0 462 752 28 05-09, Faks: 0 462 752 21 58
Özet
Biyoteknolojik bir üretim faaliyeti olan
su ürünleri yetiştiriciliği, ülkemiz dahil dünyanın bir çok ülkesinde hızlı
bir şekilde gelişmektedir. Bu yeni endüstrinin sürekli gelişimi çevresel
kaliteye bağlı olmasına rağmen, özellikle kıyısal sularda yürütülen kafeslerde
balık yetiştiriciliğinin arzulanmayan bazı çevresel etkileri olduğu
ileri sürülmektedir. Bu bildiride, deniz kafeslerinde entansif balık yetiştiriciliğinin
kıyısal ekosisteme uygunluğu ile neden olabileceği arzulanmayan etki ve
değişimler irdelenmiştir.
Genel olarak kafeslerde balık yetiştiriciliği
yakın çevresindeki su kolonunda ve bentik kesimde organik materyalce zenginleşmeye
ve dolayısıyla ötrofikasyona yol açabilecek hipernütrifikasyona ve bentik
canlı kommünitesinde değişikliklere neden olur. Kafeslerin diğer etkileri
arasında doğal estetiği bozma, ulaşım
ve turizm faaliyetlerini etkileme, hastalık ve parazitlerle mücadelede
kullanılan antibiyotik ve kimyasalların ortama girişi ve kültür stokları
ile doğal stoklar arasındaki çeşitli etkileşimler sayılabilir. Bu potansiyel
etki ve değişimler kafes işletmesinin
büyüklüğüne ve sözkonusu ortam ve suyun özelliklerine bağlıdır ve bazı
durumlarda yetiştiricilik operasyonunun geleceğini etkileyebilecek seviyeye
ulaşabilir.
Etkilerin minimuma indirilebilmesi ve sektörün
sürdürülebilir gelişimi için; potansiyel çevresel etkiler, etkin kıyısal
zon ve girdi kullanımı gibi unsurlar gözönünde tutularak geniş bir bütünleşik
kıyı yönetimi içinde, iyi planlanmış bir yönetim startejisi geliştirilmesi
gerekir. Aksi takdirde, yeni endüstri sürekliliğini birinci derecedebağlı
olduğu çevre için yeni bir yıkıcı haline gelebilir.
Kıyı Balıkçılığında Coğrafi
Bilgi Sistemi ve Uzaktan Algılama
Tuncay KULELİ1,
Prof.Dr. Ercan SARIHAN2
1 Çukurova
Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, 01330, Balcalı, ADANA
Faks: 0 322 338 64 39, Tel: 0 322 338 60 84 /2962,
2961
E-posta: kuleli@pamuk.cc.cu.edu.tr
2 Çukurova
Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, 01330, Balcalı, ADANA
Faks: 0 322 338 64 39, Tel: 0 322 338 60 84 /2962,
2961
E-posta: kuleli@pamuk.cc.cu.edu.tr
Özet
Coğrafi bilgi sistemi (CBS) ve uzaktan
algılama (UA) teknolojileri, birçok kıyısal doğal kaynağın geliştirme ve
yönetim uygulamalarında yaygın bir şekilde kullanılmasına karşın, kıyı
balıkçılılığı uygulamalarına entegrasyonu özellikle son yıllarda hız kazanmıştır.
Herhangi bir kıyı bölgesi yönetimi (KBY)
uygulaması için geliştirilmiş olan CBS’de yer alan temel harita ve coğrafi
veri katmanları, kıyısal kültür balıkçılığı (KKB) planlamalarında da kolaylıkla
kullanılabilmektedir. Batimetri, kıyı çizgisi, limanlar ve yerleşim merkezleri,
doğal park alanları, gemi seyir hatları, ulaşım ve akuatik kaynaklar gibi
katmanlar bu duruma örnek olabilir. KKB’de CBS uygulamaları alansal ölçeklerine
göre genelde beş gurupta değerlendirilir. Kıyı avcılığında CBS uygulamaları
ise balıkçılık yapılan bölgedeki kaynağın değerlendirilmesi ve balıkçılık
ekolojisi konularında önem kazanmaktadır.
KKB’de canlı deniz kaynaklarının çoğunlukla
insan yapımı fiziksel altyapılarda yetiştirilmesi yapılırken, kıyı avcılığında
canlı deniz kaynaklarına ait doğal stokların işletilmesi söz konusudur.
Kıyıl avcılığında ve oşinografik uygulamalar için 1km2
alansal çözünürlük kullanılması uygun olmasına karşın, KKB için bu değerin
en fazla 100m (1 ha) olması sağlıklı sonuçlar vermektedir.
UA ile elde edilen verilerin işlenmesi
ile direkt veya indirekt olarak kaynakların yeri tespit edilebilmektedir.
Direkt yöntemde genelde uçaklardan elde edilen fotoğraf veya video film
çekimleri ile görsel olarak tespit değerlendirmesi yapılırken, indirekt
metotta genelde uydu görüntülerinden
elde edilen verilerin işlenmesi sonucu balıkçılığı etkileyen ikincil faktörlerin
(ışık geçirgenliği, seston, sarı madde, klorofil pigmenti, deniz yosunu,
yüzey sıcaklığı, kirlilik, tuzluluk vb) belirlenmesi ile değerlendirme
yapılmaktadır.
CBS ve UA teknolojilerinin kıyısal balıkçılığa
ve akuakültür uygulamalarına entegrasyonunun aynı perspektifte ve hızla
gelişeceği gözlenmektedir. Yatırım riski yüksek olan ve çok kriterli değerlendirme
gerektiren KKB uygulamaları için büyük önemi olan biyoekolojik,
fiziksel, kimyasal, hukuksal ve yatırıma ilişkin verilerin sağlıklı bir
biçimde birbirleri ile ilişkilendirilebilmelerinin CBS’de mümkün olmaktadır.
Ege Denizi Kıyı Balıkçılığı
Yönetimi ve Sorunları
Prof. Dr. Hikmet HOŞSUCU1,
Mustafa ERDEM2, Vahdet ÜNAL3,
Uğur ÖZEKİNCİ4,
Ege Üniversitesi Su
Ürünleri Fakültesi 35100 Bornova / İZMİR
Tel: 0 232 388 01 10 -1298, Faks: 0 232 388 36 85
1 E-posta: hossucu@sufak.ege.edu.tr,
2 E-posta: erdem@sufak.ege.edu.tr,
3 E-posta: vunal@sufak.ege.edu.tr
, 4 E-posta: ozekinci@sufak.ege.edu.tr
Özet
Kıyı balıkçılığı kavramı, kıyı menzili
içinde yer alan avlama teknikleri, dalyanlar ve kıyı kültür balıkçılığını
kapsar. Toplam 2805 km'lik bir kıyı uzunluğuna sahip Ege Denizi, koy ve
körfezler bakımından zenginliği ile dikkat çeker. Ege Denizinin kıta sahanlığının
dar olması ve özel konumu gereği, balıkçılık faaliyetleri daha çok kıyı
balıkçılığı üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Kıyı sürütme ağları, kıyı oltaları ve paragat,
kıyı uzatma ağları, kıyı gırgırları ile yapılan kıyı balıkçılığı, av kompozisyonunda
yer alan türlerin yüksek ekonomik değer taşıması nedeniyle bölge balıkçılığında
ayrı bir önem arz etmektedir. Kıyı balıkçılığı içinde yer alan dalyanlarda
ekolojik dengenin bozulmasıyla sığlaşma
başlamış ve verimde önemli ölçüde azalmalar meydana gelmiştir.
Kıyı kültür tesislerinin sayıca artışı,
üretimin artmasına yaptığı olumlu katkı yanında yönetim ile ilgili bir
takım problemlerin doğmasına neden olmuştur.
Kıyı balıkçılığının, balıkçılığın bütününde
olduğu gibi, bilimsel esaslara dayanan bir yönetim planına ihtiyacı vardır.
Bu yönetim planı, canlı kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve doğal ortamın
korunması temeli üzerine oturtulmalıdır.
Navigasyon, Uluslararası
Konular
Türkiye Denizlerinde Arama ve Kurtarma
Organizasyonu
Özkan POYRAZ
İ.T.Ü. Denizcilik Fakültesi
Güverte Bölümü, 81716 - Tuzla/ İstanbul
Tel: 0 216 395 45 01 / Faks: 0 216 395 45 00,
E-posta: poyraz@sariyer.cc.itu.edu.tr
Özet
Bu bildiride, Türkiye Kıyılarına bitişik
deniz alanlarında Arama ve Kurtarma-Yardıma konu olan, Tehlike, İvedilik
ve Güvenlik olay gurupları ile, Arama ve Kurtarma-Yardım olaylarının bileşenleri
tanımlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca konu ile ilgili yeni uluslararası kurallar
ele alınarak, Ulusal ve Bölgesel Arama / Kurtarma Örgütü değerlendirilmiştir.
Arama ve Kurtarma İşlemlerinin başarıya ulaşmasında, etkin haberleşmenin
gereği vurgulanarak, mevcut ulusal organizasyonumuz içindeki bilgi akışı,
Küresel Deniz Tehlike ve Güvenlik Sistemi
- GMDSS haberleşme teknikleri açısından irdelenmiştir.
Arama ve Kurtarma Organizasyonunun yönetsel
ve teknik yapılandırılması için, risk analizine dayalı kapasite ve yatırım
planlaması yöntemleri açıklanarak, Türkiye kıyılarında Arama ve Kurtarma
işlemlerinin mevcut organizasyon yapısı teknik, yönetsel ve örgütsel açılardan
değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ortaya konulan mantık akışı çizelgesine
dayalı olarak, Kıyı Güvenliği ve Arama/Kurtarma örgütünün iyileştirilmesi
ve uluslararası entegrasyonu için bir
yatırım planı araştırması önerilmiştir.
İstanbul Boğazı’nda Deniz
Trafiği ve Seyir Güvenliği
Doç.Dr. Nil GÜLER1, Özkan POYRAZ2
1 İ.T.Ü. Denizcilik
Fakültesi, Deniz Ulaş.ve İşlt.Bölüm Başkanı, 81716-Tuzla / İstanbul, Tel:
0 216 395 45 01 / Faks: 0 216 395 45 00
2 İ.T.Ü.
Denizcilik Fakültesi, Güverte Bölümü, 81716-Tuzla/İstanbul, Tel: 0 216
395 45 01, Faks: 0 216 395 45 00,
E-posta: poyraz@sariyer.cc.itu.edu.tr
Özet
Her yıl ortalama 5.000 tanker ve çeşitli
tiplerdeki 25.000 geminin geçiş yaptığı, uluslararası bir su yolu olan
İstanbul Boğazı, Kazak-Azeri petrolünün sıcak denizlere taşınmasında Rusya’nın
desteklediği bir seçenek olması sebebiyle,son yıllarda hukuksal ve teknik
açıdan uluslararası boyutta ilgi çekici
bir araştırma alanı olmuştur. Bu ilginin en önemli nedeni, son on yılda,
İstanbul Boğaz’ındaki çatma, çatışma, karaya oturma, yangın ve patlama
gibi gemi kazalarının sayısal olarak belirgin şekilde artışıdır. Türk Boğazları’nın
topoğrafik, jeomorfolojik ve hidrografik
yapısı, deniz trafiğini düzenleyecek elektronik radar plotlama ve gemi
trafik hizmeti unsurlarının yetersizliği ve rüzgar, sis gibi olumsuz hava
koşulları, deniz kazalarının oluşumunu sıklaştırıcı fiziki bir ortam yaratmaktadır.
İstanbul Boğazı deniz trafiği düzeni,hukuksal
anlamda,20 Temmuz 1936 tarihli “Boğazların Rejimi Hakkında Montreux Mukavelenamesi”
isimli uluslararası bir sözleşme ile yakından ilgilidir. Anılan sözleşmenin
siyasi yorumu, geçiş serbestisi ve seyir güvenliği açısından
farklı ve karşıt tezler ortaya çıkartmaktadır. Türkiye’nin 1 Temmuz 1994’den
itibaren uygulamaya çalıştığı, Boğazlar Tüzüğü uluslararası platformda,
Montreux Sözleşmesi ile ilişkilendirilerek, deniz hukukunun serbest geçiş
hakkı ilkesine ters düştüğü savı ile halen eleştirilere maruz kalmaktadır.
Ancak Türkiye’nin hukuksal alanda bu tüzük ile attığı ilk adım, Boğazlar’da
meydana gelebilecek kazaları önlemekle ilgili olarak geliştirilen, teknik
bir model ortaya konulamaması nedeniyle yeterince etkili
olamamıştır.
Bu bildiride,İstanbul Boğazı’nın, Azeri
ve Kazak petrolünün taşınmasında bir su yolu olarak kullanılması durumunda,taşınması
gereken 155 milyon ton/yıl petrolün, deniz ve kıyı güvenliğini etkileyebileceği
öngörüsü değerlendirilecektir.Bu doğrultuda, olarak,İstanbul Boğazı’ndaki
kaza riski olan alanların belirlenmesi ile ilgili bir model önerilecek,deniz
trafik düzenini etkileyebilecek mevzuat ve nesnel şartlar açıklanarak,güvenlik
koşullarını iyileştirici bir modelin teknik ve hukuksal yönleri
ortaya konulmaya çalışılacaktır.
Deniz Kirlenmesi, Devletin
Sorumluluğu,
1982 BMDHS ve Türkiye
Şule GÜNEŞ
ODTÜ Uluslararası İlişkiler
Bölümü 06531, Tel: 0 312 210 20 37
Faks: 0 312 210 12 45, E- posta: gunes@metu.edu.tr
Özet
Bu çalışmada 1994 yılında yürürlüğe giren
1982 BMDHS’nde (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) yer alan,
denizlerin korunması ve muhafazası ile ilgili hükümler devletlerin yetki
ve sorumlulukları açısından değerlendirilmeye çalışılacaktır. Devletlere
bu sözleşme ile deniz çevresinin korunması
ve muhafazası ile ilgili olarak ne tip yükümlülükler yüklenmiştir, bu konunun
genel olarak tartışılmasından sonra, söz konusu yükümlülüklerin ihlali
durumunda ne gibi sorumluluk mekanizmaları önerildiğinin değerlendirilmesi
yapılacaktır. Daha sonra özellikle gemi kaynaklı kirlenmeler bakımından,
farklı hukuksal rejime tabi deniz alanları üzerindeki hak ve yetkilerin
bayrak devleti, kıyı devleti ve liman devleti arasında nasıl düzenlendiği
incelenecektir. Son olarak ise; sözleşmeyi
imzalamamış olan Türkiye açısından sözleşme hükümlerinin bağlayıcı olup
olmadığı konusunun genel bir değerlendirilmesi yapılacaktır.
Kıyı Çizgisi
Granülometrik Değişimin
Kıyı
Morfolojisine Etkisi
Yeşim ASAR1,
Doç.Dr. Yalçın YÜKSEL1
Prof.Dr. Sedat
KAPDAŞLI2
1
YTÜ İnşaat Fakültesi, İnş. Müh. Böl., 80750, Yıldız/İstanbul
Faks: 0 212259 67 62, Tel: 0 212 259 70 70 / 2346-2741
E-posta: yuksel@ana.cc.yildiz.edu.tr
2
İTÜ İnşaat Fakültesi, İnş. Müh. Böl., 80626, Ayazağa/İstanbul
Faks: 0 212 285 65 87, Tel: 0 212 285 34 11
E-posta: skapdasli@sariyer.cc.itu.edu.tr
Özet
Kıyı morfolojisinin değişimi yaklaşan dalga
şartlarına, kıyı taban eğimine ve katı madde karakteristiklerine bağımlıdır.
Genellikle kıyılarda yörenin dalga iklimine bağlı olarak kıyıya dik ve
kıyı boyunca, ince ve kaba taban malzemeleri ile yapılanan bir tabakalaşmanın
oluştuğu görülmektedir. Yapılan bu çalışmada granülometrik değişimin kıyı
morfolojisi üzerinde oluşturduğu etkiler araştırılmıştır. Sonuç olarak,
gerçekleştirilen deneylerden kıyı profili
boyunca kıyı, çukur, sırt ve topuk kesitlerinde kaba malzemenin, tepe kesitinde
ise ince malzemenin biriktiği gözlenmiştir.Bu tabakalaşmanın da kıyı profillerinin
stabilitesini etkilediği belirlenmiştir.
Doğu Karadeniz Bölgesi
Kıyılarında Yer Alan Kıyı Yapıları ile Bazı Sanat Yapılarının Kum-Çakıl
Birikimine Etkisi
İbrahim YÜKSEL1,
Doç.Dr. Hızır ÖNSOY2
1 K.T.Ü.
Rize Meslek Yüksek Okulu İnşaat Bölümü- 53100- Rize
Tel: 0 464 213 18 86, Faks: 0 464 213 05 11
2 K.T.Ü.
M.M.F. İnşaat Müh. Bl. Hidrolik Lab., 61080 Trabzon
Tel: 0 0462 325 66 82
Özet
Doğu Karadeniz Bölgesi kıyılarında projelendirilmiş
olan kıyı yapıları ile kıyı alanı boyunca yer alan bazı sanat yapılarının
sayısındaki artış ve bu yapılardan bazılarının, rasgele bir şekilde yapılmış
olması kıyı boyu sediment (katı madde)
taşınımını doğrudan etkilemektedir.
Bölgede yer alan çeşitli kıyı yapıları
(balıkçı barınakları, açık deniz mendirekleri, mahmuzlar, tahkimat duvarları
vb.) ile bazı sanat yapıları "Çevresel Etki Değerlendirmesi" yapılmadan,
bölgesel özellikler göz önünde bulundurulmadan ve yeterli derecede araştırma
yapılmadan projelendirildiklerinden kıyı boyu sediment taşınımı dengesiz
bir dağılım oluşturmaktadır. Bunun sonucu olarak kıyının kimi yerlerinde
oyulmalar oluşurken kimi yerlerinde
ise dolmalar oluşmaktadır. Başka bir deyişle, kıyıboyu kum-çakıl birikimi
dengesiz bir dağılım göstermektedir.
Kilyos - Karaburun Arasında
Kıyının Kötü Kullanımı ve Kıyı Çizgisinin Değişimi
Cem GAZİOĞLU, Zeki Yaşar
YÜCEL, Prof.Dr.Ertuğrul DOĞAN, Prof.Dr. Ajun KURTER
İstanbul Üniversitesi
Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü
Müşküle Sok. No.1 34470,
Vefa, İstanbul
Tel: 0 212 528 25 39, Faks: 0 212 526 84 33
E-mail: debien@superonline.com
Özet
Karaburun’ dan Kilyos’ a kadar olan kıyı
şeridi nisbeten düzgün olup, büyük bir kısmı plaj karakterindedir. Denizin
sığ olması ve kıyınınn hemen gerisinde Belgrat Ormanları’ nın yer alması
bölgenin turizm açısından değerini artırmaktadır. Ancak, kıyı kesiminin
hemen gerisinde kömür, kum ve kil üretimi
yapılmakdadır. Açık işletmeler şeklinde yapılan üretim sonucu ortaya çıkan
örtü tabakaları ve toprak, kıyıya yığılarak doğal kıyı çizgisi bozulmuştur.
Son yıllarda karada kömür rezervinin azalması, üretimi denize doğru kaydırmıştır.
Bu çalışmada kıyı çizgisinin değişim
aşamaları ele alınarak, denizin ne kadar doldurulduğu uzaktan algılama
yöntemleri ile hesaplanmıştır.
Kıyı Çizgisi Değerlendirmesinde
Sayısal
Benzeşim İçin Dalga Verilerinin
Kullanılmasının Etkisi
Dr. Işıkhan GÜLER1,
Doç.Dr. Ahmet C. YALÇINER2
İsmail H.BAYDUR3
1 Yüksel Proje
Uluslararası A.Ş., Ahmet Rasim Sokak No:11, Çankaya-Ankara
2 ODTÜ, Kıyı
ve Liman Mühendisliği, Araştırma Merkezi, Ankara
3 Yüksel Proje
Uluslararası
A.Ş., Ahmet Rasim Sokak No:11, Çankaya-Ankara
Özet
Manavgat Nehir ağzındaki kum taşınması
problemi, tek çizgi modeli (Hanson, 1986) kullanılarak kıyı çizgisindeki
değişimler tahmin edilmeye çalışılmıştır. Uygulama sırasında bilgisayara
girilen farklı dalga verileri (yıllık ve mevsimsel ortalama) matematik
modelde ayrı ayrı kullanılmıştır. Yıllık ortalama veya mevsimsel ortalama
dalga verilerinden yararlanılarak kıyı çizgisinin yıllık değişimi hesaplanmış,
ve gözlemlerle karşılaştırılmıştır. Aynı yöntem, üç farklı mahmuz yerleşimi
için tekrar edilmiştir. Ayrıca farklı
yapıların kıyı çizgisine etkileri karşılaştırılmıştır.
Kıyıya Yakın Deniz Alanlarındaki
Kum-Çakıl Ocakları, Etkileri ve Ruhsat Alım Koşulları
Dr. Mustafa ERYILMAZ1,
Fulya YÜCESOY-ERYILMAZ2
1 DzKK Seyir Hidrografi
ve Oşinografi Dairesi Çubuklu-İstanbul,
Tel: 322 25 80
2 İTÜ Gemi
İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi, Maslak İstanbul
Tel: 285 63 88, Faks: 285 64 54
Özet
Tüm dünyada uygulanan kıyıda ve kıyıya
yakın alanlarda deniz tabanından kum çıkarma işlemi ülkemizde de çok yaygındır.
İnşaat malzemesi olarak kullanılan kum ve çakılın elde edilmesi en kolay
yöntem kıyılar ve kıyılara yakın deniz tabanından çıkarmakla gerçekleştirilmektedir.
Ülkemizde özellikle doğu Akdeniz, Marmara ve Karadeniz kıyılarında ölçüsüzce
gerçekleştirilen bu olay batı Akdeniz,
Ege kıyılarında turizm ve sit alanı olmasından dolayı daha dikkatli seçilmektedir.
Kum-çakıl ocaklarının açılması ve işletilmesi
Turizm Bakanlığınca bazı koşullara bağlanmıştır. Bir kum-çakıl ocağı açılması
talebinde seçilen alanın kıyıdan uzaklığı, derinliği, kum-çakıl rezervinin
yatay düşey kalınlığı bunların belirlenmesinde kullanılan sığ sismik ve
yandan taramalı sonar kayıtları, kumun cinsini-kalitesini gösteren tane
boyu analiz değerleri, kavkı miktarı ve bölgenin akıntı yapısını belirlenmak
zorunludur. Bu verileri oluşturan talep sahibi gerekli mercilere başvurarak
ruhsatını almaktadır. Ancak bu ruhsatın alımından sonra ocakta günlük-aylık
(belirli periyotlarla) çıkartılan kum miktarı ve belirlenen alana sadık
kalındığı konusunda denetimler sıklıkla
yapılmalıdır.
Kıyıya yakın açılan ocakların denizin ekolojik
dengesine yapacağı zararları şu şekilde sıralamak mümkündür, Bentik organizmaların
yaşam ortamının, balık yumurtlama alanlarının tahribi, suda asılı madde
miktarını arttırarak bulanıklık oluşması, tarihi eser ve batıkların tahribi
ve belkide en önemlisi denizde kum-çakıl çıkarıldıktan sonra boşalan alanların
deniz tarafından dengelenmesi çalışması sırasında kıyının aşınması, kumun
taşınması ve plajın bozulması sayılabilir. Yukarıda
belirtilen zararları arttırmak mümkündür. Kıyıya yakın deniz alanlarında
kum-çakıl ocağı işletme izni çok dikkatli bir çalışma sonucu verilmelidir.
Karadeniz'in Tümü ve Türkiye'nin
Diğer Kıyıları İçin Rüzgar ve Dalga İklimi Çalışmaları
(NATO TU-Waves Projesi)
Prof.Dr. Erdal ÖZHAN1 ve Doç.Dr. Saleh ABDALLA2
1 Orta Doğu Teknik
Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma
Merkezi, 06531, Ankara. Tel:0 312 210 54 37, Faks: 0 312 210 14
12, E-posta: abdalla@metu.edu.tr
2 Orta Doğu
Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma
Merkezi, 06531, Ankara. Tel:0 312 210 54 37, Faks: 0 312 210 14 12,
E-posta: abdalla@metu.edu.tr
Özet
Türkiye kıyıları ve tüm Karadeniz'i etkileyen
dalga iklimini belirlemeyi amaçlayan NATO TU-WAVES adlı bir büyük proje,
1994 yılı başından beri, NATO, İstikrar için Bilim Programı (III. Aşama)
kapsamında yürütülmektedir. Bu projenin başlıca amaçları Türkiye kıyılarını
ve Karadeniz'in tümünü etkileyen rüzgar
dalgalarıyla ilgili güvenilir bir veri bankası oluşturmak ve ayrıntılı
bilgi elde etmek, Türkiye'yi çevreleyen denizlere bir üçüncü kuşak dalga
modelini uyarlamak, ve Karadeniz ile Türkiye kıyıları için bir dalga atlası
oluşturmaktır. ODTÜ, Kıyı ve Liman
Mühendisliği Laboratuvarı'na ek olarak üç ulusal kuruluş ve Karadeniz'e
kıyıdaş dört ülkeden (Bulgaristan, Romanya, Rusya, Ukrayna) sekiz araştırma
merkezi, NATO TU-WAVES projesi çerçevesinde işbirliği yapmaktadır. Bu bildiri,
projeyi ve gerçekleştirilen çalışmaları
kısaca sunmaktadır.
Kıyı Mühendisliği
Büyük Hacimli Deniz Yapılarına
Tesir Eden Dalga Kuvvetleri
T. ABU JARAD, Dr. E. ÇEVİK,
Doç. Dr. Y. YÜKSEL
Yıldız Teknik Üniversitesi,
İnşaat Fakültesi, 80750 Yıldız / İstanbul
Faks: 0 212 259 67 62, Tel: 0 212 259 70 70 / 2346
E-posta: yuksel@ana.yıldız.cc.edu.tr
Özet
Bu araştırmada, son yıllarda uygulamada
sıkça karşılaşılan deniz altına inşa edilen büyük hacimli yapılara tesir
eden dalga kuvvetlerinin, sınır elemanları metodu ile hesabı ele alınmış
ve bu metodun stabilitesi araştırılmıştır. Elde edilen stabilite grafiklerinden
en uygun sınır eleman sayısı belirlenmiştir.
Deniz Dalgalarının Kafesler
Üzerine Etkileri
Bülent VEREP, Prof.Dr.
H.Fehmi DURUKANOĞLU,
Mustafa BAHAR, Yüksel MALKOÇ, Filiz ÖZER
KTÜ Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi,61530, Çamburnu,
TRABZON
Tel: 0 462 752 20 31, Fax:0 462 752 21 58
E-posta: verep@risc01.bim.ktu.edu.tr
Özet
Trabzon kıyıları dalga koşulları ortaya
koyularak bu kapsamda balık yetiştiriciliğinde kullanılan deniz kafesleriyle
etkileşimleri üzerinde durulmuştur. SMB metoduyla tahmin edilmiş dalga
verileri yardımıyla belirlenen tasarım dalga özellikleri gözönünde tutularak
deniz kafeslerinin silindirik yakaları üzerinde oluşacak dalga kuvvetleri
Morison metoduna göre belirlenmiştir. Bu metoda göre Trabzon kıyılarında
görülebilecek en yüksek dalgaların (10, 25 ve 50 yılda bir oluşabilme olasılığına
sahip sırasıyla 10.02 m, 11.38 m ve 12.39 m olan dalgaların) kafeslerin
yatay olarak su yüzeyinde yerleştirilen
silindirik yakaların birim uzunluğu üzerinde oluşturacakları dalga kuvvetleri
sırasıyla 1284 N, 1536 N ve 1644 N olarak bulunmuştur.
Çalışmada bölgenin genel çevresel koşullarından
rüzgar ve akıntıların da kafes elemanlarına etkileri belirlenmiştir. Buna
göre Trabzon kıyılarında en hızlı rüzgarların hakim yönü WNW olmasının
yanında, deniz kafesleri açısından dizayn rüzgar hızının 25.92 m/s olduğu
ve bu rüzgarlar nedeniyle kafes fribord ağları ve katı yapıları üzerinde
oluşacak kuvvetler 3.20 kg ve 64.88
kg olacağı tesbit edilmiştir. Rüzgar etkenli olmak üzere oluşacak en etkili
deniz yüzey akıntılarının 0.52 m/s hızında olacağı ve bu akıntıların kafes
ağ torbaları üzerinde oluşturacakları birim kuvvetlerin 448 kg olacağı
hesaplanmıştır.
Alanya’da Rüzgar Dalgalarının
Uzun Dönem İstatistiksel Analizi
Doç. Dr. Saleh ABDALLA, Gül BUHARALI
İnşaat Mühendisliği
Bölümü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 06531 Ankara. Tel: 0 312 210 54
37,
E-posta: abdalla@metu.edu.tr
Özet
Bu bildiride, uzun dönem dalga istatistiğinde
kullanılan tersüstel-olağan (log-normal), Gumbel (Fisher-Tippet I), ve
Weibull dağılımları incelenmiş ve Alanya’da alınmış olan 14 aylık dalga
ölçümlerinin analizinde kullanılmıştır. Bu dağılımların uygunluğu, ölçüm
verilerinin tamamı ve eşik-üstü tepe
değerleri için ayrı ayrı araştırılmıştır. Aday olasılık dağılımlarının
parametreleri beklemler yöntemi (method of moments) ve en küçük üstikiler
(least squares) yöntemleriyle bulunmuştur. Aday dağılımlardan uygun olmayanlarının
elenmesi için, geri çevirme yöntemi
olarak artık ilişki katsayısı (REC) kriteri, geriye kalan dağılımlardan
verileri en iyi temsil edenin bulunmasi için en küçük artık ilişki katsayısı
(MIR) kriteri uygulanmıştır. Alanya ölçümleri için, verilerin tamamı dikkate
alındığında tersüstel olağan dağılım, eşik üstü tepe değerleri için ise
Weibull dağılımı en iyi uyumu göstermiştir.
Depremle Oluşan Dalgalar
İçin Basenlerin Serbest Salınım Dönemlerinin, Sayısal Yöntemle Belirlenmesi
Yeşim ÇAKIROĞLU, Doç.Dr.
Ahmet C. YALÇINER
ODTÜ İnşaat Müh. Bölümü,
Kıyı ve Lıman Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531 Ankara Tel: 0 312 210
54 38 veya 210 54 35
Faks: 0 312 210 14 12, E-posta: yalciner@metu.edu.tr
Özet
Bu çalışmada, düzensiz geometrik ve batimetrik
özellikleri olan basenlerin serbest salınım dönemlerini saptamak için kestirme
sonuç veren sayısal yöntem uygulanmıştır (Çakıroğlu, 1997). Bu yöntemle,
basen içine tek bir başlangıç dalgası etki ettirilerek çalkantı yaratılmıştır.
Bu etki sonucunda, farklı yerlerde oluşan
su düzeyinin zamansal değişimleri bulunmuş, bu değişimler, Fourier Transform
Tekniği kullanılarak incelenmiş, enerji spektrum eğrileri elde edilmiştir.
Serbest salınım dönemleri, spektrum eğrisindeki tepe noktaları seçilerek
belirlenmiştir. Yöntemin verdiği sonuçların
doğruluğu, dikdörtgen biçimli basen için, yatay ve eğik deniz tabanı kesitleri
için ayrı ayrı denenmiştir. Bu denemede ayrıca deniz taban kesitinin salınım
dönemlerine etkileri incelenmiştir. Yöntem, düzensiz geometri ve batimetriye
sahip bulunan denizler ve körfezler
için uygulanabilmektedir. Uygulama çalışması olarak, İskenderun körfezi
seçilmiştir. Bu uygulamada, İskenderun Körfezinin, deprem sonrası oluşan
tsunami dalgası dönemlerine karşılık gelen serbest salınım dönemleri saptanmış
ve tartışılmıştır.
Dik Duvarlı Deniz Yapılarında
Taş Dolgu Topuk Tasarımı
Prof.Dr. Ayşen Ergin1,
Doç.Dr. Ahmet. C. Yalçıner2,
Utku C. Özyurt3
1 Orta Doğu
Teknik Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, Ankara,
Faks: 0 312 2101412, Tel: 0 312 210 54 41,
E-posta: ergin@metu.edu.tr
2 Orta Doğu
Teknik Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, Ankara, Türkiye. Faks: 0 312 210
14 12, Tel: 0 312 210 54 38,
E-posta: yalciner@metu.edu.tr
3 Çiğdem Mah.
25. Cad 48/15 Karakusunlar, Ankara, Türkiye. Faks: 90 312 4183105,
Tel:90 312 4170145, E-posta: umd@turnet.net.tr
Özet
Dik duvarlı deniz yapıları dünyada rıhtım
duvarları veya dalgakıranlar olarak geniş biçimde kullanılmaktadır. Bu
deniz yapılarının en önemli sorunlarından birisi yapı önünde zemin oyulması
problemidir. Bu sorun oyulan bölgeye taş dolgu topuk koruma yapısı konularak
suretiyle kontrol altına alınabilir. Bu çalışmada dik duvarlı deniz yapılarında
taş dolgu topuk tasarımını araştırmak amacıyla tasarım parametrelerinin
incelendiği model deneyleri yapılmıştır.
Tasarım dalgaları altında topukta oluşan toplam hasar, tasarım dalga yüksekliği,
yapı önü su derinlikleri, taş dolgu topuk boyutları sunulmuş ve sonuçlar
mevcut tasarım yöntemleri ile karşılaştırılarak tartışılmıştır.
Kıyı Sularının Taşınım
Süreçlerinin Üç Boyutlu Matematiksel Modellemesi
Lale HAPOĞLU BALAS1
ve Prof.Dr. Erdal ÖZHAN2
Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Laboratuvarı, 06531
Ankara,
Tel: 0 312 210 24 98, Faks: 0 312 210 14 12,
1 E-posta: laleh@metu.edu.tr
2 E-posta: ozhan@metu.edu.tr
Özet
Bu bildiride, kıyı sularında, rüzgar ve/veya
gelgit etkisiyle oluşan akıntıları, su düzeyi değişimlerini, su sıcaklığı
ve tuzluluğunun dağılımlarını ve deniz suyuna karışan bir kirletici maddenin
zamansal ve yersel derişimlerini hesaplayan bir üç boyutlu matematiksel
model sunulmaktadır. Modelde, düşey yönde su taneciklerinin ivmesinin önemsiz
olduğu varsayılarak, üç boyutlu Navier Stokes denklemleri çözülmektedir.
Su yoğunluğunu etkileyen, su sıcaklığı ve tuzluluğunun alansal ve zamansal
değişimi, üç boyutlu taşınım-yayınım eşitliklerinin çözümüyle hesaplanmaktadır.
Sayısal çözüm yöntemi olarak, yatay düzlemde sonlu farklar, düşeyde ise
sonlu elemanlar kullanılmıştır. Sayısal
çözüm yöntemi, geniş zaman aralıklarının kullanılabilmesine olanak vermektedir.
Kara sınırları hareketli alınabilmekte ve değişik büyüklükte çözüm ağı
uzunlukları seçilebilmektedir. Düşey yöndeki akıcılık (vizkozite) katsayısı,
iki eşitlikli türbülans modeli kullanılarak
hesaplanmaktadır. Geliştirilen bu üç boyutlu matematiksel model, körfezler,
lagünler ve yat limanları gibi değişik kıyı sularına uyarlanmıştır.
Dalgakıranlarda Küp Blok
yada Küp/Taş Karışımı Kullanımı
Aslı NUMANOĞLU1,
Bergüzar ÖZTUNALI2,
Prof.Dr. Ayşen ERGİN3,
Doç.Dr. Ahmet C.YALÇINER4
1ODTÜ, İnşaat
Mühendisliği Bölümü, 06531, ANKARA.
Tel: 0 312 210 54 32, Faks: 0 312 210 12 62.
E-posta: asln@metu.edu.tr
2DLH Genel
Müdürlüğü, Ankara, Tel: 0 312 215 22 22
3ODTÜ, İnşaat
Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531,
Ankara. Tel: 0 312 210 54 41,
Faks: 0 312 210 12 62, E-posta: ergin@metu.edu.tr
4ODTÜ, İnşaat
Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Araştırma Merkezi,
06531, Ankara. Tel: 0 312 210 54 38,
Faks: 0 312 210 12 62, E-posta: yalcıner@metu.edu.tr
Özet
Bilindiği üzere ‘taş dolgu dalgakıranlar’
ülkemizde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, dalgakıran koruma tabakası
için, tasarımın gerektirdiği taş ağırlığının elde edilememesi durumlarında
koruma tabakalarının beton bloklarla oluşturulması dünyanın pek çok yerinde
olduğu gibi Türkiye’de de tercih edilmektedir.
Dalgakıran koruma tabakalarında
beton bloklar kullanılması konusunda çeşitli araştırmalar yapılmış olmasına
karşın, tasarımcı ve uygulamacıların karşılaştığı koşullara uygun detaylı
öneriler oluşturulamamıştır. Ayrıca koruma tabakası küp ve taş karışımı
ile oluşturulan dalgakıranların denge durumları konusunda yeterli araştırma
yapılmış değildir. Bu nedenlerle, beton bloklar ve beton/taş karışımı bloklardan
oluşan koruma tabakasına sahip dalgakıranların fırtına dalgalarına karşı
denge durumlarının araştırılması konusu önem kazanmıştır.
Beton blok örneklerinden birisi olan beton
küp blok tipi, çarpma kuvvetlerine ve dinamik kuvvetlere karşı dayanıklı
olması, hacimli olması ve en önemlisi yapımının kolay olması açısından
ülkemizde tercih edilen blok tipi olduğundan, dalgakıranların koruma tabakalarında
küp blokların ya da küp/taş blokların
karışık olarak kullanımının araştırılması ile elde edilecek sonuçlar, ülkemizin
günümüz teknik koşulları içinde uygulanabilir ve yararlı bilgiler sağlayacaktır.
Bu nedenle, özeti sunulan çalışma, koruma tabakasında küp bloklar ya da
küp/taş karışımı bloklar kullanılan
dalgakıranların fırtına dalgaları etkisi altında denge durumlarının hidrolik
model deneyleri yapılarak araştırılmasını ve elde edilen sonuçların tartışmasını
kapsamaktadır.
Hidrolik model deneylerinde, dalgakıran
gövde kesitlerinin beş farklı yüzey eğimi (1:1.5, 1:2.0, 1:2.5, 1:3.0,
1:3.5) için kırılan dalga koşulları altında, düzenli ve düzensiz dalgalar
kullanılarak, denge durumları araştırılmıştır. Deneylerde kulllanılan dalgakıran
gövde kesiti, 1/30 taban eğiminin üzerine yapının
topuk kesiminde prototip su derinliği 7.78 m. olacak şekilde düzenlenmiştir.
Uygulanan prototip fırtına dalgalarının belirgin dalga özellikleri, her
deney seti içinde, yapı önünde 1.5 m. yükseklik ve 5 sn. dalga dönemi kullanılarak
uygulanmış ve bu değerler yapı önünde
7.0 m. yükseklik ve 11.0 sn. dalga dönemine kadar belirli zaman aralıklarında
aşamalı olarak artırılmıştır.
Düzenli ve düzensiz dalgaların dalgakıran
dengesine etkileri karşılaştırılmış ve düzensiz dalga durumunun düzenli
dalgalar göre daha kritik olduğu gözlenmiştir. Düzensiz dalgalar için elde
edilen veriler kullanılarak hasar analizleri yapılmış ve Hudson denklemi
yardımıyla bütün eğimler için ayrı ayrı denge katsayıları, KD
bulunmuştur. Bulunan KD
değerleri SPM, 1984’te verilen değer ile karşılaştırılmıştır. Koruma tabakasında
küp ve taş blok karışımı kullanılan dalgakıranlar için referans denge katsayıları
bulunmadığından, sunulan çalışmada bu tür kesitler için deneysel olarak
elde edilmiş olan denge katsayıları bu konuda sonradan yürütülecek
çalışmalar için başlangıç noktası olarak düşünülebilir.
Çalışmada bölgesel hasar ve toplam hasar
ayrı ayrı çıkarılmış, hasarın deney sırasında artan dalga özelllikleri
ve fırtına süresine bağlı olarak gelişimi, küp ya da küp/taş bloklar karışımının,
palyenin ve ayrıca blokların yerleştirme yönteminin denge durumuna etkileri
de ayrı ayrı tartışılmıştır.
Bildiride yukarıda özetle verilen deneysel
çalışma ayrıntılı olarak anlatılacak, kazanılan deneyim ve elde edilen
sonuçlar tartışılacaktır.
Yat Limanlarında Kullanıcıların
Beklentileri Üzerine Bir Çalışma
Prof. Dr. Erdal ÖZHAN & Atila URAS
MEDCOAST, Orta Doğu
Teknik Üniversitesi, 06531 Ankara
Tel: 0 312 210 54 29/30/35, Faks: 0 312 210 14 12
E-posta: medcoast@metu.edu.tr
Özet
Bu çalışmada kapsamlı bir anket geliştirilip
Marmaris Netsel Marina’da 47, Bodrum Turban Marina’da da 45 kullanıcıya
uygulanarak, kullanıcıların göreceli olarak hangi marina tesis, servis
ve özelliklerine daha çok önem verdikleri ve gerekli buldukları araştırılmıştır.
Anket, 5 kümede 116 değişik madde içeren 50 ana sorudan oluşmaktadır. Bu
5 kümenin başlıkları; a) Liman ve yanaşma tesisleri, b) Genel marina tesisleri,
c) Kara ekipmanları ve yardımcı servisler, d) İşletme ve e) Çevre ve estetiktir.
Anket sonuçlarının istatistiksel analizleri
sırasında, her maddeyle ilgili olarak kişisel tercihlerin değişimi de değerlendirilmiştir.
Sonuçlar, Avrupa Çevre Eğitim Vakfı’nın Mavi Bayrak Uygulaması ile karşılaştırılmıştır.
Yat Turizminin Yol Açtığı
Çevresel Problemlerin İncelenmesi
Prof.Dr. Sedat KAPDAŞLI,
Tarkan MUTLU,
Erdem ÜNAL, İlker FER
İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi,
Hidrolik Anabilim Dalı, 80626, Maslak- İstanbul, Faks: 0 212 285 65 87,
Tel: 0 212 285 34 10,
E-posta: kapdasli@sariyer.cc.itu.edu.trü
Özet
Yat turizmi potansiyelinin yüksek olduğu
ve gelişmeye açık bölgelerde bu kullanım yoğunluğu ile beraber ilgili bölgedeki
su kalitesinin ve oluşabilecek kirliliğin bölgedeki dağılımını belirlemek
daha sonraki adımlar için oldukça önemlidir. Bu çalışmada yat turizmi için
son derece cazip bir yöre olan Göcek koyu örneği ele alınarak bu koyda,
yaz aylarındaki kirlilikle yat sayısı arasındaki ilişki akıntı ve su kalitesi
ölçümleri ile ortaya konmaya çalışılmıştır.
Kıyı Yapılarımızın Gelişimi
ve Yönetiminde İzlenen Politikalar
M. Metin SONUVAR
Ulaştırma Bakanlığı,
D.L.H. İnşaat Gn. Müd., 91.sokak Emek
Tel: 0 312 215 22 22, Faks: 0 312 212 38 47
Özet
Kıyı yapılarımızın gelişiminde izlenen
politikalar, planlama, uygulama ve işletme aşamaları için ayrı ayrı irdelenmelidir.
Gerçek olan şudur ki ne Cumhuriyet döneminden önce ne de sonra kıyı yapılarımız
ile ilgili belirgin bir politika oluşturulmamıştır. Bu hususu daha iyi
anlamak ve ne yapmak gerektiğine karar verebilmek, geçmişe bakmak ve günümüzdeki
uygulamaları iyi bilmekle mümkündür.
Bilindiği gibi, üç tarafı denizlerle çevrili
8000 km.'yi aşan uzunlukta kıyılarımızın varlığına karşın gerek Cumhuriyet
döneminden önce gerekse sonra deniz alaka ve menfaatleri hep ihmal edilmiştir.
Ancak 1970'li yılların başında daha önceki yıllarda yabancılar tarafından
planlanmış ve inşaa edilmiş yetersiz kapasitede liman ve iskele gibi tesislerin
iyileştirilmesi veya genişletilmesi faaliyetleri sürdürülmüş, sayısal olarak
çok ancak nitelik olarak yetersiz balıkçı barınakları
ve az sayıda yat limanı inşaa edilmiştir.
Türkiye, Asya ve Avrupa gibi yoğun nüfus
ve sanayi faaliyetleri olan kıtalar arasında bir köprü konumunda olduğuna
göre ülkemizin Hollanda ve Romanya gibi transit taşımacılığın giriş ve
çıkış kapısı olmamasını anlamak mümkün değildir. Kıyı yapılarımızın tesisinde
ve yönetiminde varılması gereken noktaya ulaşılamamış olmasının nedenleri
bugüne kadar bir çok platformda tartışılmıştır. Ancak sorunların kaynağının
politikacıların yatırımlara her aşamada müdahale etmeleri
olduğunun bilinmesine rağmen bu yanlışlığın üzerine gidilmediği de bir
gerçektir. Bunun sonucu olarak uygulamadaki isabetsizlikler, zorunlu süre
uzatımları ve yüksek maliyet artışları yatırımlara ayrılan kaynakların
geri dönüşünü önemli ölçüde geciktirmiştir.
Araştırma ve projelendirme için ayrılan kaynak ve sürenin yetersiz, uygulama
için harcanan kaynak ve sürenin gereğinden fazla oluşu da bir diğer gerçek
olup bu çarkın tersine döndürülmesi ve bu suretle kısa zamanda başka yatırımlar
için kaynak oluşturulması sağlanmalıdır.
Kıyı tesislerimizin yönetiminde yıllarca
çok başlılık, yetki kargaşası yaşanmış ve hala yaşanmaktadır. Limanlarda,
iskelelerde ve balıkçı barınaklarında otoriteler farklı statüde, anlayışta
ve kurumsal yapıda olduklarından ülke düzeyinde standart ve prodüktif bir
yönetim politikası sağlanamamıştır. Tüm bu olumsuzluklara karşın son zamanlarda
başta eğitim ve bilimsel araştırmalar olmak üzere bir çok alanda yararlı
çalışmalar yapıldığı ve en azından bu sektörde faaliyet gösteren kurumların,
üniversitelerimizin de ilgi ve desteği ile bir iyi niyet ve gayreti içinde
oldukları, özel sektörün kıyı tesislerine ilgisinin önemli ölçüde arttığı
gözlenmektedir.
Kıyılarımızda Korumacılık
ve
Yatırım Gerekliliği İkilemi
Ülker YETGİN
Ulaştırma Bakanlığı,
DLH Genel Müdürlüğü, Emek, Ankara
Tel: 0 312 215 22 22, Faks: 0 312 212 38 47
Özet
Kıyılarımız bir tarafatan önemli doğal
kaynaklar olarak kabul edilmenin yanısıra, ülkenin ekonomik gelişimi için
gerekli olan enerji, ulaştırma, turizm v.b. sektörlerindeki yatırımlar
için “olmazsa olmaz” özelliği taşır.
Doğal ve kültürel özellikleri zedelemeden,
bugünkü değerlerini koruyarak geleceğe taşımak ana korumacılık ilkesi olarak
ortaya çıkarken, Cumhuriyatin kurulduğu ilk günden itibaren gelişme çabası
içinde olan ülkemizin, hedeflenen kalkınma düzeyini yakalayabilmesi için
getirisi inkar edilemeyen yatırımların zamanında hayata geçirilmesi gerekliliği
büyük önem arzeden bir başka husustur.
Kıyılarda korumacılık mı, yatırım mı, ikilemi”
sadece ülkemizde değil, dünyada da evrensel boyutta tartışma konusudur.
Gerek ülkesel ihtiyaçlar, gerekse Türkiye’nin
içindew bulunduğu jeopolitik durumun zorladığı yatırımların korumacılık
ilkeleri ile ikilem yaratmadan gerçekleştirilebilmesinin temini optimum
hedef olarak ortaya çıkmaktadır.
Kıyı Yapılarının Tasarımı
İçin Geliştirilen Bir Güvenilirlik Modeli
Prof.Dr. Ayşen ERGİN1,
Can Elmar BALAS2
1 Orta Doğu
Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği
Laboratuvarı, 06531, Ankara. Tel: 0 312 210 22 95, Faks: 0 312 210
14 12, E-posta: ergin@metu.edu.tr
2 Orta Doğu
Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği
Laboratuvarı, 06531, Ankara. Tel: 0 312 210 24 98, Faks: 0 312 210 14 12,
E-posta: cabal@metu.edu.tr
Özet
Bu bildiride, kıyı yapılarının tasarımı
için geliştirilen bir güvenilirlik modeli sunulmaktadır. Rassal değişkenlerdeki
belirsizlikler, olasılık dağılımları yardımıyla modellenmektedir. Kıyı
yapısının en uygun tasarım değerleri, belirli bir zaman aralığında dalga
kuvvetlerinin etkisiyle oluşan hasar düzeyinin aşılma olasılığı belirlenerek
bulunmaktadır. Bu sayede, yapının hasar düzeyine göre alınacak risk değerleri
saptanarak, maliyet analizi yöntemi ile en uygun tasarım gerçekleştirilmektedir.
Yük ve dayanım değişkenleri yerel koşullara bağlı olarak da değişme kaydettiğinden
modelde, Türkiye'nin yerel koşulları ile belirlenen tasarım ilkeleri kullanılmıştır.
Modelin ilk uygulamaları, Türkiye'de
en çok kullanılan dalgakıran yapısı olan taş dolgu dalgakıranlar için yürütülmüştür.
Deniz Düzeyi Değişimi,
Jeomorfoloji, Kumullar
Teke Yarımadası Kıyılarında
Deniz Seviyesi ve Kıyı
Çizgisi Değişmeleri
Doç.Dr. Ertuğ ÖNER
Ege Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Coğrafya Bölümü 35100 Bornova / İZMİR, Tel: 0 232 388 01 10 /
1680, 3940 Faks: 0 232 388 11 02
E-posta: eoner@edebiyat.ege.edu.tr
Özet
Güneybatı Anadolu kıyılarımızın jeomorfolojik
özellikleri değerlendirildiğinde, kıyı yakınından itibaren yükselen dağlar
nedeniyle yörede yüksek kıyıların hakim olduğu dikkati çeker. Buna karşılık
bu kıyılarda tipik falez şekillerinin görülmemesi, kıyı dikliklerinin genellikle
tektonik kökenli olması ile ilgilidir. Bunun yanında özellikle
akarsu ağızlarına karşılık gelen ve alüvyon birikiminin mümkün olduğu düzlüklerde
alçak kıyı şekilleri de bulunur.
Son buzul çağında (Würm, 15 000 yıldan
öncesi) deniz seviyesinin -100 m lerde olduğu ve günümüze kadar hızla yükselen
deniz sularının dik kıyılar önünde yükselip, alçak kıyılar boyunca da kara
içine doğru sokularak koy ve körfezler oluşturduğu bilinir. Östatik kökenli
bu seviye değişmeleri dünya çapında aynı etkileri yaparken, tektonik hareketler
de bölgesel ya da yerel göreli deniz seviyesi
değişmelerine neden olmuştur.
Anadolu’nun Ege kıyıları boyunca boğulmuş
şekiller görüldüğü halde (Kraft ve ar.1980, 1982; Kayan 1988, 1991), Antalya
doğusundaki Akdeniz kıyılarımız boyunca yükselmiş kıyı izleri dikkati çeker
(Kayan ve ar. 1985; Kelletat ve ar. 1983; Pirazzoli ve ar. 1991). Bu iki
kesim arasında kalan Güneybatı Anadolu kıyılarında ise Batı Anadolu kıyılarına
benzer özellikler vardır (Öner 1995, 1996 a, b). Yani bu kıyılar da boğulmuştur.
Bununla birlikte yörede yapılan çalışmalar sonucu
Geç Holosen’de meydana gelen rölatif deniz seviyesi değişmelerinin Ege
kıyılarına oranla daha fazla olduğu görülür. Bunun nedeni tektonik olmalıdır.
Doğu kıyılardaki yükselmeler de dikkate alındığında, Anadolu’nun Ege ve
Akdeniz kıyıları boyunca yakın jeolojik
dönemde meydana gelen tektonik hareketlerin, doğuda yükselme, batıda alçalma
(çökme) şeklinde geliştiği ve güneybatıya doğru bir çarpılmanın olduğu
ortaya çıkar.
Kıyı çizgisi, östatik ve tektonik kökenli
seviye değişmelerine bağlı değiştiği gibi, alüvyon birikimi ve bunların
kıyıda işlenmesi sonucu da değişmektedir. Bunun örneklerini Teke kıyıları
boyunca yer alan antik limanların çevrelerinde görmekteyiz.
Türkiye'nin Ege ve Akdeniz
Kıyılarında
Deniz Seviyesi ve Kıyı
Çizgisi Değişmeleri
Prof. Dr. İlhan KAYAN
Ege Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Coğrafya Bölümü 35100 Bornova İzmir, Tel: 0 232 388 01 10 / 1328-3940,
Faks: 0 232 388 11 02
E-posta: ikayan@edebiyat.ege.edu.tr
Özet
Kıyılar dikey ve yatay doğrultudaki çeşitli
etkiler altında şekillenir. Batı Anadolu kıyılarında yapısal çukurluklar
içine yerleşmiş bulunan akarsu ağızlarına son buzul çağını izleyen dönemde
yükselen denizin sokulmasıyla önce uzun körfezler oluşmuştur. 6000 yıl
kadar önce denizin bugünkü seviyesine ulaşmasından sonra
ise ırmak ağzı körfezleri alüvyonlarla hızla dolarak delta ovalarına dönüşmüştür.
Bu kıyılarda günümüzden 5000-3500 yıl kadar önceki dönemde 2 m kadar bir
deniz seviyesi alçalması, sonra milat yıllarına kadar tekrar bugünkü seviyeye
yükselme saptanmıştır. Bu nedenle, bugünkü deniz seviyesi altında bu döneme
ait bazı arkeolojik kalıntılara rastlanabilmektedir. Anadolu'nun Akdeniz
kıyılarında ise kıyı şekillenmesinde farklı özellikler dikkati çekmektedir.
Antalya körfezi batısında Ege kıyıları gibi boğulma
şekilleri hakimdir. Buna karşılık doğuda yükselmiş kıyı şekilleri görülür.
Bunlar özellikle kalkerli dik kıyılarda biyo-erozyonla oluşmuş çentikler
ve organik birikimle oluşmuş küçük platformlardır. Sayı ve yükseklikleri
doğuya doğru artan bu eski kıyı izlerinin
son olarak 1550 yıl kadar önce ani bir sismo-tektonik hareketle 50-80 cm
kadar yükseldiği belirlenmiştir. Bu olay miladi 526 yılında olduğu bilinen
bölgesel depremle uyumludur.
Kuşadası Körfezi ile Büyük
Menderes Deltası
Kıyı Bandı Oluşum Özellikleri
Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ1,
Dr.Yusuf KURUCU2, Mustafa BOLCA3, Tevfik TÜRK4
Ege Üniversitesi, Ziraat
Fakültesi, Toprak Bölümü, Bornova, İzmir.
Tel: 0 232 388 01 10 / 2654,
1 E-posta: altınbas@ziraat.ege.edu.tr
2 E-posta: kurucu@ziraat.ege.edu.tr
3 E-posta: bolca@ziraat.ege.edu.tr
4 E-posta: turk@ziraat.ege.edu.tr
Özet
Körfez ve Deltanın kumsalları, deniz dalgalarının
karalara mekaniksel etkisi sonucu kopardığı parçaların kum iriliğinde aşınımı
yanında, Büyük Menderes ve Küçük Menderes ırmakları ile kimi yerel çay
ve derelerin sürükledikleri ögelerin kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi
arasında tortullaşması sonucu şekillenmişlerdir. Araştırma yöresi kıyı
kumsalları, çeşitli zaman süreçlerinde oluştuklarından buralarda açılan
pedonlarda belirgin bir horizonlaşma
görülmekte ve tamamen kum ve çakıl iriliğindeki parçacıkları içerdiğinden,
teksel kum dokusu özelliği göstermektedirler. Bu oluşumlar, denize koşut,
genişliği 12-15 m olan dar ve uzun şerit şeklindedir ve bunlar kuaterner’in
ayrımlı zaman süreçlerinde oluştuklarından
5 veya daha fazla teras konumunda yapılanırlar. Genelde bu terasların kıyı
çizgisi yönündeki ilk dört tanesi aktif kumsallar, diğerleri ise duragan
şeklinde sınıflandırılırken, aktif kumsallar günümüzde de denizin etki
alanı içinde bulunurlar ve üzerlerinde herhangi bir bitki örtüsü
yoktur.
Güneybatı Kıyı Kumulları
ve Biyomühendislik
Önlemler
Şerif HEPCAN1
,
Prof. Dr. Aydın GÜNEY2
Ege Üniveristesi, Ziraat
Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü,
Tel: 0 232 388 01 10 / 2616, Faks: 0 232 388 18
64,
1 E-posta: Hepcan@ziraat.ege.edu.tr
2 E-posta: Guney@ziraat.ege.edu.tr
Özet
Kumullar ekolojik olarak labil ve dış etkilere
karşı çok duyarlı biyotoplardır. Antropojen etkilerle kolaylıkla harekete
geçerek çevrelerine büyük zararlar verebilirler. Biyomühendislik önlemlerle
kumulların stabilize edilmeleri ve ekosistem dengelerinin yeniden tesis
edilmesi mümkün olabilir. Bu anlamda bildiride; Güneybatı Anadolu kıyılarında
bulunan ve yıllar içinde bitkilendirme çalışmaları yapılarak stabil hale
getirilmeye çalışılmış yada tahrip edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan
adı geçen kumullarda, mevcut durum incelenerek eleştiriler getirilmiş,
mevcut ve olası sorunların giderilmesi yönünde çeşitli açılardan çözümler
üretilmiştir.
Ağaçlandırma ve Erozyon
Kontrolu Genel Müdürlüğü’nün Kıyı Kumul Tespit Çalışmaları
İsmail KÜÇÜKKAYA
Orman Bakanlığı, Ağaçlandırma
ve Erozyon Kontrolü ve Mera Islahı Daire Başkanlığı, Ankara. Faks: 0 312
212 55 32
Özet
Yurdumuzun sahil uzunluğu 8333 km.dir.
Bu bölgelerimizde bulunan kumullar sahillerimizin önemli bir parçasıdır.
Sahil kumulları aynı zamanda kendine has önemli derecede bitki ve hayvanları
bünyesinde barındırarak, yurdumuz ekosisteminin vazgeçilmez bir bölümüdür.
Ancak, yurdumuzda çeşitli nedenlerle
ortaya çıkan erozyon kumul bölgelerinde de kendini göstermektedir. Kumul
vejetasyonunun tahrip edilmesi, aşırı otlatma ve yanlış arazi kullanılması
kumulda erozyonun şiddetlenmesine ve kumul vasfının bozulmasına neden olmuştur.
Bu yazı ile, Yurdumuzdaki kumul sahalarında
yapılan çalışmalar çeşitli yönleriyle ele alınmış, kumulun yerinde tutulması
ve vasfının bozulmaması için gerekli iyileştirme tedbirleri izah edilmiş
ve bu hususta da çeşitli örnekler gösterilmiştir.
Deniz Bilimleri
Türkiye’ de Deniz Jeolojisi
Araştırmaları
Prof. Dr. Naci GÖRÜR
İTÜ Avrasya Yerbilimleri
Enstitüsü, Maden Fakültesi, 80626, Maslak, İstanbul, Tel: 0 212 285 6211,
Faks: 0 212 285 6210
Özet
Deniz araştırmalarında deniz jeolojisi
önemli bir yer tutar. Denizlerin oluşum, evrim ve mineral kaynak potansiyeli
gibi temel konuları ancak bu disiplinle açıklığa kavuşturulabilir. Gelişmiş
ülkelerle kıyaslandığı takdirde, deniz jeolojisi çalışmalarının ülkemizde
nitelik ve nicelik bakımından yetersiz olduğu görülür. Bu eksikliği kapatmak
amacıyla 1995 yılından itibaren TÜBİTAK-ÜNİVERSİTE-MTA-TPAO işbirliği ile
bir Ulusal Deniz Jeolojisi Programı oluşturulmuştur. TÜBİTAK koordinasyonunda
yürütülen bu program çerçevesinde deniz araştırmalarımız hız kazanmıştır.
Bu bildiride söz konusu çalışmalara,
denizlerimizin jeolojik sorunlarına ve bu sorunları halledebilmek için
alınması gereken tedbirlere kısaca değinilecektir.
Trabzon Kıyılarında Deniz
- Atmosfer Arasında Yıllık Isı Dengesi
Mustafa BAHAR, Prof. Dr.
H. Fehmi DURUKANOĞLU, Bülent VEREP,
Coşkun ERÜZ
K.T.Ü. Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi, 61530
Çamburnu, Trabzon
Tel: 0-462-752 20 31
Özet
Bu çalışmada, 41° 00' N enlemi ve 39° 43'
E boylamında bulunan Trabzon ve civarında deniz yüzeyi ile atmosfer arasında
ısı dengesi 1994 yılı içinde incelenmiştir. Isı dengesinin hesaplanmasında
radyasyon ve ısı kanunları kullanılmıştır. Değişimlerin belirlenmesinde
net uzun dalga radyasyon, net kısa dalga radyasyon, gizli ısı akışı ve
hissedilir ısı akışlarının günlük, aylık ve yıllık ortalamaları
elde edilmiştir.resapHh Hesaplamalarda Trabzon Meteoroloji İstasyonundan
temin edilen meteorolojik elemanlar kullanılmıştır.
Yapılan hesaplamalar neticesinde atmosferden
deniz yüzey suyuna yıllık ortalama 66.75 W/m²' lik ısı geçişi hesaplanmıştır.
Deniz yüzeyinden atmosfere en fazla ısı geçişinin Kasım ayında -155.49
W/m² olduğu, buna karşın atmosferden deniz suyuna en fazla ısı geçişinin
238.95 W/m² ile Mayıs ayında olduğu belirlenmiştir.
Güneydoğu Karadeniz Kıyılarında
Deniz Yüzey Akıntıları
Bülent VEREP, Prof.Dr.
H. Fehmi DURUKANOĞLU,
Yrd.Doç.Dr. Ercan KÖSE,
Şenol AKIN,
Mustafa BAHAR,
KTÜ Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi 61530 Çamburnu
/ Trabzon
Tel: 0 462 752 20 31, Faks: 0 462 752 20 58
E-posta: verep@risc01.bim.ktu.edu.tr
Özet
Bu çalışmada, Doğu Karadeniz kıyılarında
hava-deniz etkileşimi sonucu mevsimsel olarak oluşabilecek deniz yüzey
akıntı özellikleri, kıyısal meteorolojik istasyonların 1990, 1991 ve 1992
yıllarına ait rüzgar verileri kullanılarak teorik olarak belirlenmesi amaçlanmıştır.
Bu çalışma ile Doğu Karadeniz kıyılarında,
Samsun’dan Hopa’ya kadar kuzey-kuzeydoğu yönünde maksimum 6-17 cm/s, minimum
3-5 cm/s, ortalama 5-10 cm/s değerinde sürekli bir akıntı sisteminin olabileceği
tespit edilmiştir.
Çalışmada tespit edilen rüzgar akıntılarının,
bölgede daha önceki çalışmalarla belirlenen doğu-güneydoğu yönündeki kıyı
formunu takip eden mevcut akıntı sistemine etkisi, kıyıya yaklaştırma veya
kıyıdan uzaklaştırma şeklinde olabileceği belirlenmiştir. Samsun ve Hopa
kıyılarında nispeten, Ordu, Giresun
ve Trabzon kıyılarına oranla daha şiddetli akıntılar oluşabileceği tespit
edilmiştir.
Doğu Karadeniz Kıyıları
Fotik Zonunda Mevsimsel Su Kütleleri
Coşkun ERÜZ, Dr. A. Muzaffer
FEYZİOĞLU,
Nüket SİVRİ, Ersan BAŞAR
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Fakültesi,
61530 Çamburnu, Trabzon, Tel: 0 462 752 28 05, Faks: 0 462 752 21 58
E-posta: sivrin@risc01.bim.ktu.edu.tr
Özet
1995 - 1996 yıllarına ait sıcaklık (° C),
tuzluluk (‰) ve bunlara bağlı yoğunluk (st)
değerlerinin derinliğe göre mevsimsel değişim profilleri kullanılarak,
Güney Doğu Karadeniz kıyıları fotik zonunda (0-60m) su kütlelerinin mevsimsel
farklılıkları ortaya konulmuştur. Çalışma sonucunda kıyısal bölgedeki (0-15
km) su kütlesinin değişiminin mevsimsel su sıcaklığı
ve tatlı su girdisinin etkisi altında olduğu gözlenmiştir. Kış aylarında
0-60 m arasında, karışım tabakasındaki su kütlesinde bir stabilizasyon
mevcutken, ilkbahar, yaz ve sonbahar aylarında keskin bir tabakalaşma ile
iki farklı su kütlesinin varlığı belirlenmiştir.
|