.Bildiriler Kitabı:
. Türkiye
    Kıyıları 97
. Türkiye
    Kıyıları 98
. Türkiye
    Kıyıları 01
. Türkiye
    Kıyıları 02
. Türkiye
    Kıyıları 04

.
 Sipariş için:
. Türkiye
    Kıyıları 97
. Türkiye
    Kıyıları 98
. Türkiye
    Kıyıları 01
. Türkiye
    Kıyıları 02
. Türkiye
    Kıyıları 04



 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

Türkiye'nin Kıyı ve Deniz Alanları I.Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 97 Konferansı Bildiriler Kitabı; 

24-27 Haziran, 1997; Ankara, E.Özhan (Editör) 


 
 
 
 
 

Kıyı Yönetimi
 
 
 
 

Bütünleşik Kıyı Yönetimini Amaçlayan

Bir Ulusal ve Bir Uluslararası Girişim:

KAY Türk Milli Komitesi ve MEDCOAST

Prof.Dr. Erdal ÖZHAN

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Laboratuvarı, 06531, Ankara. Tel: 0 312 210 54 29/30/35,

Faks: 0 312 210 14 12, E-posta: ozhan@metu.edu.tr

Özet

Bir ulusal girişim olan Kıyı Alanları Yönetimi Türk Milli komitesi ile uluslararası MEDCOAST girişimi, her ikisi de 1990 yılında başlatılan ve 1993 yılında resmileşen, bütünleşik kıyı yönetimine katkıda bulunmayı amaçlayan çabalardır. Bu bildiride, Milli Komite ve MEDCOAST tanıtılmış, 1993-97 yılları arasındaki etkinlikleri özetlenmiştir.
 
 



"Kıyı Yönetimi" Kavramında Yaşanan Evrim ve

"Kıyı Kullanımı Ve Yönetimi (Düzenleme) Bütünlüğü" İlkeleri

Sumru ÜNSAL

Ege Üniversitesi Sualtı Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü, Bornova, İzmir

Özet

"Kıyı yönetimi" kavramı 1980'li yılların başında Türk bilim dünyasında söylem bulmuştur. Bu ifade giderek, "Kıyı Bölgesi Yönetimi", "Kıyı Bölgesi Kullanımı ve Yönetimi" ve nihayet "Kıyı Bölgesi Kullanımı ve Yönetimi (Düzenleme) Bütünlüğü" başlığı altında ele alınmaya başlanmıştır. Konunun son derece geniş olması nedeniyle kıyı bölgesi kavramının karakteristiklerinin, onu ön plana çıkarma özelliklerinin, kıyı bölgesi kullanımı ve yönetimi bütünlüğünün, bu konudaki davranış ve prensiplerin, bu çalışma grubunu göreve çağıran noktaların, problemli saha saptanmasının ve engellerin iyi bilinmesi gerekmektedir
 
 


Türkiye’de Kıyı Alanları Yönetimi ve Sorunları

İ. ÖNAL1, A. NURAY2

1 Genel Müdür Yrd. Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü, Eskişehir Yolu 8.Km. 06530 ANKARA Tel: 287 99 63/2306 Fax: 286 22 71

2 Kimyager, Çevre Bakanlığı ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü, Eskişehir Yolu 8.Km. 06530 ANKARA Tel: 287 99 63/2203

Fax: 286 22 71
 
 

Özet

Yüzyılımızda, dünya üzerinde hayatını devam ettirmek isteyen tüm canlılar için gerekli olan kaynaklar her geçen gün tahrip olmakta ve azalmaktadır. Hızlı nüfus artışına bağlı olarak yaşanan gelişmelerin plansız ve programsız olması tahribatın öncelikli sebebi olarak görülmektedir. Zengin bir potansiyele sahip kıyılara talep giderek artmakta, özellikle artan turizm ve endüstri yatırımları bölgede hızlı bir nüfus artışıyla birlikte oldukça büyük ve geri dönüşümü olmayan problemleride beraberinde getirmektedir. Bu problemleri bertaraf etmek ve en önemlisi henüz oluşmadan önlemini almak amacıyla entegre bir kıyı alanı yönetiminin oluşturulması, mevcut idari ve kurumsal düzenlemelerin revize edilmesi ve uygulamaya yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Bu bildiride kıyılarımızda yaşanmakta olan problemler irdelenmekte ve mevcut idari yapıdaki çelişkiler incelenerek yeni model arayışları tartışılmaktadır.
 
 


Kıyı Bölgeleri İçin Çevre Yönetim Şekli: GATAB

Prof.Dr. Bülent TOPKAYA1

Bahar KALKANOĞLU1, Hakan OĞUZ2

1 Akdeniz Üniversitesi Çevre Bilimleri Anabilim Dalı 

2 Akdeniz Üniversitesi Teknik Bilm.MYO Çevre Kirl. Kontrolu Programı, Antalya Tel: 242-227 47 80, Faks: 227 47 85

Özet

Antalya'nın batısında yeralan Kemer Yöresi son yıllarda turizm açısından çok süratli gelişme göstermiştir. Bu gelişme ciddi çevresel etkileri beraberinde getirmektedir.Yerli ve yabancı turist nüfusunun hızlı artışı ile paralellik gösteren hızlı yapılaşma, yörenin altyapı tesislerini negatif etkilemektedir. Kemer Bölgesi'ndeki su temini, kanalizasyon, atıksu tasviyesi ve katı atık yönetimi konularındaki mevcut ve gelecekteki problemlerin çözülebilmesi için Türkiye'de ilk defa özel bir yönetim şekli oluşturulmuştur. 1989 yılında Antalya Valiliği'nin insiyatifi ile oluşturulan Güney Antalya Turizmi Geliştirme ve Altyapı İşletme Birliği ( GATAB ) bu konuda ülkemizde örnek olacak bir uygulamadır. 80 km'lik sahil şeridi boyunca Kemer İlçesi ile 6 adet köyü içine alan bu Birlik, kamunun yanısıra çevresel kirlenmelerden en ciddi etkilenecek turizm sektörünü de içine alacak şekilde, içme ve kullanma suyu temini, atıksu ve katı atık yönetimi konularında bölgesel yönetim planları geliştirmek üzere yarı özel bir şirket olan "Altaş"ı oluşturmuştur. Bu yönetim şekli bu güne kadar oldukça başarılı olmuştur ve ülkemizin benzer özellikte olan diğer yörelerinde de uygulanması konu olan problemlerin çözümünde büyük kolaylık sağlayacaktır. Bu çalışmada Birlik ile Altaş Şirketi'nin organizasyon şekli ve çevre problemlerine getirilen bölgesel çözümler üzerinde durulacaktır.
 
 


Merkez ve Yerelin Çevre Yönetimindeki Yeri

Akdeniz’den İki Örnek

Nilgün GÖRER1 , A. Saffet ATİK2

1Şehir Y.Plancısı,G.Ü.M.M.F. , Şehir ve Bölge Planlama Bl., Maltepe/ANKARA

Tel: 0 312 231 74 00 / 2753 , Fax: 0 312 230 84 34 

E-mail: nilgun@mikasa.mmf.gazi.edu.tr

2Şehir ve Y.Bölge Plancısı, Ziya Gökalp Cad. 76/1 06600 Kurtuluş-ANKARA

Tel:03124332055, Fax:03124330712, E-mail: utta@.ada.net.tr

Özet 

Bilindiği gibi Türkiye'de "Çevre Yönetimi" konusunda kurumsal ve yasal yapının yaşadığı yetki karmaşasının sonucu olarak etkin bir çevre yönetimi yapılaşması bulunmamaktadır. Bu yapının gerçekleşememe nedeni, çevre ile ilgili kurumsal yapının zaman içerisinde izlediği iki farklı oluşum sürecidir. Birinci oluşum, 1920'lerden başlayarak, sınırlı olarak, çevresel konularda yapılan kurumsal düzenlemeler sonucunda kurulan idari kurumlardır. İkinci oluşum ise, geçmişi henüz 15 yılı bulmayan doğrudan çevreye yönelik kurumsal yapılaşmanın oluşum süreci içerisinde yeni yeni kurulan idari birimlerdir ki bunlar 1970'lerden sonra gelişen "çevre" anlayışı doğrultusunda kurulmuş çevre yönetimi örgütünün çekirdeğini oluşturmaktadırlar. Çelişki, işte bu iki yapının birbirine hiç bir yeni düzenleme getirilmeden eklemlenmesinden doğan yetki ve sorumluluk karmaşasından kaynaklanmaktadır.

Kurumsal yapıdaki bu ikili yapısal oluşumun yanısıra, çevre konusunun çok boyutluluğu ve konularının çeşitliliğinden kaynaklanan özelliğinden dolayı, doğası gereği sorumluluk alanlarının tek bir kurumsal örgütün çatısı altında toplanamaması, çevre konusunda hem yerel hem de merkezi düzeyde bir kurumun varlığını kaçınılmaz kılmaktadır. 

Oysaki bugün Türkiye'de izlenen politika tamamen Çevre Yönetiminin merkezi bir yapı içinde tutulmaya çalışılmasıdır. Bu açıdan Özel Çevre Koruma Bölgeleri örneği yukarıda özetlenen genel yapının en çarpıcı örneğini oluşturmaktadır.Ülkemizde dokuzu kıyı bölgelerinde olmak üzere Özel Çevre Koruma Bölgesi statüsü ile merkezi yönetimin, her türlü yerel yönetim yetkilerini askıya aldığı 12 adet bölge bulunmaktadır. Bu bölgeler, aynı zamanda, Doğal Sit ve Tarihi Sit gibi diğer koruma alanları sınırlarıyla da örtüşmektedir. Bu bölgeler içerisinde bir koruma karmaşası yaşanırken, hemen yakın çevresinde herhangi bir koruma sınırı ile çevrilmeyen "korumadan kurtarılmış" alandaki her türlü mekansal gelişmenin etkilerini gözardı etmek ‘Deve Kuşu!’ gibi başımızı kuma gömmek olur. Bu karmaşa içerisinde son yıllarda bu bölgelerdeki ’hassas çevrenin’ yapısal gelişmeler karşısında dengesinin korunmasına yönelik uluslararası kredilerin kullanıldığı projeler de gündeme gelmektedir. Tüm bu yapısal örgütlenmenin ortak hedefi, gelişmelerin çevre üzerinde yol açacağı tahribatı en aza indirerek, bu bölgelerde çevreye duyarlı kontrollü bir gelişmenin sağlanmasıdır. Bu bölgelerin sahip olduğu "hassas çevre yapısı"nın korunması yerel halk ve yerel yönetimlerin katılımı olmaksızın gerçekleşemez. Çevre sorunları sınır tanımamakla birlikte, hiç kuşku yoktur ki sorunların çözümüne yönelik girişimlere yerel insiyatifin sahip çıkması ölçüsünde, hedeflenen başarı sağlanabilir. 

Bu bildiri kapsamında, Dalyan- Ortaca-Köyceğiz ile Sarıgerme yerleşmelerini içine alan iki örnek yönetim planı üzerinde , uygulamada karşılaşılan sorunların kaynağı yukarıda özetlenen tartışma konusu çerçevesinde ele alınacaktır. Burdan hareketle de çok aktörlü bir örgütlenme içinde, Çevre Yönetimi ve bu kurumsal oluşum içinde Kıyı Alanları Yönetimi için, nasıl bir kurumsal yapılaşmanın oluşturulması gerekliliğinin anahatları çizilecektir.
 
 


Kıyı Yönetiminde 

Özel Çevre Koruma Bölgeleri Deneyimleri

Kadriye ADAY, Gürsel GÜNDOĞDU

Çevre Bakanlığı- Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, Koza Sk

No: 32 06700 GOP/Ankara, Tel: 0 312 440 69 19, Faks: 0 312 440 85 53

Özet

Kıyı yönetiminde karşılaşılan güçlükler hiç şüphesiz, ülkemizin modernleşme süreci boyunca yaşadığı çelişkili kalkınma stratejileri ve kaynakların bütünsel bir yaklaşımdan yoksun olarak popülist amaçlı kullanımıyla yakından ilgilidir. Bu durum, söz konusu alanda, yasal, kurumsal ve örgütlenme düzeyinde eşgüdümsüzlüğün neredeyse çözümsüz bir aşamaya ulaşmasına neden olmuştur.

Ülkemizin kıyı alanlarında bulunan illerin nüfusları tüm ülke nüfusunun yarısından fazladır. Kıyılarımızda bulunan iller ülke düzeyindeki kentleşme hızından daha yüksek bir kentleşme hızına sahiptir ve bu alanlardaki göç baskısı giderek artmaktadır. Göç baskısıyla birlikte, 1970’li yıllardan beri devam eden kıyı bölgelerinde turistik amaçlı yapılaşma doğal, tarihi ve kültürel bakımlardan eşsiz güzelliklere sahip kıyılarımızın betonlaşmasına ve neredeyse elden çıkmasına neden olmuştur. 

Soruna bütüncül bakamayışın bir sonucu olarak, kıyı yönetiminde yetkilerin tek elde toplanmayışı ve kurumlar arasındaki eşgüdüm eksikliği bu alanda yaşanan plansız yapılaşma ve rant yağmasının had safhaya çıkmasına neden olmuştur. Tüm bu gelişmeler üzerine yeniden üretilemez bir konumda bulunan doğal, tarihi ve kültürel bakımlardan eşsiz (unique) alanların özel olarak korunmasının gerekliliği ortaya çıkrmıştır. Bu amaçla, 1988 yılında Başbakanlığa bağlı olarak Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı (ÖÇKKB) kurulmuştur. Halen ÖÇKKB 9’u kıyılarda olmak üzere 12 bölgeye sahip bulunmaktadır. Bu bölgelerin adları şöyledir. Köyceğiz, Fethiye, Gökova, Belek, Göksu, Patara, Ihlara, Gölbaşı, Pamukkale, Kekova, Köyceğiz-Dalyan, Datça-Bozburun. Özel Çevre Koruma Kurumu kurulduğundan bugüne değin Türkiye’de koruma-kullanma dengesini gözeten kıyı planlaması ve bir bütün olarak da kıyı yönetimi alanın da çok tutarlı çalışmalar ortaya koyduğunu belirtmek gerekmektedir. 
 
 


Politika, Yasal konular, Eğitim
 
 

1980 Sonrası Hükümet ve Siyasi Parti Programlarında ‘Kıyı’

Ayşe TEKEL

G.Ü. Müh. Mim. Fakültesi, ŞBP Bölümü 06570 Maltepe/ANKARA,

Tel: 312 231 74 00 / 27 47, Fax: 312 230 84 34,

E-posta: tekel@mikasa.mmf.gazi.edu.tr
 
 

Özet

Kıyı sorunlarının çözümlenmesi ve kıyıların korunmasında, ulusal kıyı politikaları oluşturulması ve bu politikaların, süreklilik, kalıcılık ve kararlılık kazandırılması konusunda gerek hükümet, gerekse hükümette yer alan partilere önemli görevler düşmektedir. 

Ancak, 1980 sonrası hükümet programları ve hükümette yer alan partilerin programları incelendiğinde ‘kıyı alanlarına’ yönelik bu tür politikaların varlığından söz etmek mümkün görülmemektedir. Bir kaç siyasi parti, adını koyarak ya da koymayarak, bilerek ya da bilmeyerek, Türkiye’nin kıyı sorunlarından birkaçına değinmişler ve belirli çözümler önermişlerdir. Ancak önerilen çözümler kimi zaman partinin ortaya koyduğu diğer politikalarla çelişkili olmuş çoğu zamanda hayata geçirilememiştir.

Türkiye’de kıyı alanlarına yönelik yasal düzenlemeler ve kurumsal yapılaşma süreci de çok eski tarihlere dayanmamaktadır. Yasal düzenlemeler ve kurumsal yapılaşma 1970’li ve 1980’li yıllar arasında yoğunlaşmaktadır. 1990 sonrasında ‘kıyı alanlarına’ yönelik önemli yasal düzenlemeler, kurumsallaşma ve kurumlar arası koordinasyon gerçekleştirilememiştir. Oysa ‘kıyı’ya ilişkin karar alıcı, plan yapıcı, uygulayıcı ve denetleyici, kamu, yerel ve gönüllü kuruluşlar arasında kurumsallaşma ve koordinasyonun gerekliliği, 1990 sonrası hükümet programlarında da yer almış, ancak bu uygulamaya geçirilememiştir.

Çalışmanın amacı; 1980 sonrasında hükümet ve hükümette yer alan parti ve/veya partilerin, parti programlarında ‘kıyı’ kavramının nasıl yer aldığını inceleyerek, bu dönemde partilerin ‘kıyı’ya bakış açılarını saptamak olarak belirlenmiştir. Bu amaçla, öncelikle mekanın oluşumunda siyasal davranışın, siyasal kültürün etkileri ele alınacak, daha sonra kıyı alanlarına yönelik yasal düzenlemeler ve kurumsallaşma süreçlerinin hangi siyasi parti dönemiyle örtüştüğü saptanarak, siyasi partilerin kıyı mekanına yönelik politikalarının uygulamalarla ne denli çakışıp, çakışmadığı tartışılmaya açılacaktır. 
 
 



Kıyı Alanları Konusunda Ulusal Mevzuat ve İdari Yapı

Meltem DURUKAN

Ziraat Mühendisi, Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü

Eskişehir Yolu 8.Km 06530 Ankara

Tel: 0 312 287 99 63 / 2412, Faks: 0 312 286 22 71

Özet

Çok uzun bir kıyı şeridine sahip olan ülkemizde kıyıların başta doğal özellikleri olmak üzere kültürel ve tarihi değerleri nedeniyle çeşitli sektörler tarafından tercih edilir olması bu sektörlerin birbirleri ile rekabet ortamına girmesi pek çok çevre sorununu da ortaya çıkarmaktadır.

Bu çevre sorunlarının giderilmesi ve kullanımlardan uzun vadede yararlanmanın sağlanması için kıyıların koruma-kullanma dengesini gözeten ve ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları arasındaki koordinasyonu sağlayan entegre kıyı yönetim politikasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu bildiride, kıyıların korunması ve rasyonel kullanımı ile ilgili yasal ve idari yapı ile öneriler yeralmaktadır.
 
 


Kıyı Mevzuatına

ve

Uygulamasına Eleştirel Bakış ve Bazı Öneriler

Doç. Dr. Feral Eke, Prof. Dr. Şule Karaaslan






Gazi Üniversitesi Müh.-Mim. Fakültesi,Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, 06570 Maltepe/Ankara , Fax: 0 312 230 84 34

Özet

Kıyılar tarih boyunca toplumlar için çekici mekanlardır. Kıyılardaki doğal kaynaklar toplumların ekonomik ve sosyal gelişmelerine imkan sağlamış, insanın bu doğal kaynaklarla bütünleşmesi, kıyı bölgelerinin ve hatta ülkenin kalkınmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Ancak kıyılara ilişkin yönlendirici mevzuat her zaman sağlıklı bir arazi kullanımını ve toplumun yaşam kalitesini arttıran bir düzenlemeyi sağlayamamıştır.

Bu bildirinin amacı ülkemizde 1970li yıllarda kıyılara talebin arttığı ve kıyılardaki geleneksel arazi kullanım biçimlerinin yoğunlukla değişmeye başladığı bir dönemden başlayarak, kıyı mevzuatının eleştirel bir analizini yapmaktır. Bildiride 1972 yılında 6785 sayılı yasaya 1605 sayılı yasa ile ilgili eklenen ek 7 ve 8. maddelerle başlayan kıyı mevzuatının bugüne kadarki serüveni olumlu ve olumsuz yönleri ile genelde ve özelde irdelenerek; mevzuata uygulamalarda getirilen değişik yorumlar tartışılıp, olası yeni çözümler sergilenmeye çalışılacaktır.

Bildirinin birinci bölümünde kıyı yönetimi anlayışının eksik oluşu, kara ve deniz ortamlarının aynı özenle mevzuatta ele alınmayışı ve kıyıda yetkili sektörler arası karmaşa eleştirilmektedir. Aynı şekilde kıyının dar kapsamlı olarak değerlendirilmesi ve kıyı bölgesi kavramının eksikliği vurgulanmaktadır.

Kıyı mevzuatının gelişiminin özetle sıralandığı bölümden sonra, güncel kıyı yasası daha detaylı incelenmektedir. Bu bölümde sahil şeridi, kıyı kenar çizgisi, kısmi yapılaşma, dolgu alanları yasa çerçevesinde tartışılmaktadır. Bildirinin bundan sonraki bölümünü uygulama sorunlarından bir kaç örnek oluşturmaktadır. Son bölümde ise araştırma, planlama, uygulama ve buna ilişkin örgüt yapısı ve araçlara ilişkin öneriler yer almaktadır

.
 
 

Ülkemiz Kıyılarında Mavi Bayrak

Erol GÜNGÖR

Türkiye Çevre Eğitim Vakfı Genel Müdürü, GMK Bulvarı 121/22, 06570 Tandoğan/ANKARA. Tel: 0 312 232 30 96, Fax: 0 312 229 06 13

Özet

Mavi bayrak plaj ve marinalara verilen uluslararası bir standart semboldür.Ancak sembol olmanın ötesinde çevrenin korunması, plaj ve marinayı kullananların sağlıklı ve uygar bir çevrede tatil yapmalarının hedeflenmesidir. Bu amaçla plajlarda önceden belirlenmiş olan numune noktalarınadan, 15 gün süre ile periyodik olarak, turizm sezonu süresince, su numunesi alınarak, biyolojik analizler yapılmaktadır (marinalar için su analizi gerekmemektedir). Daha da önemlisi insanların çevre konusunda eğitilmelerini öngörmektedir. Bu nedenle Mavi Bayrak projesinin yanında, Lise ve İlkokul öğrencilerini kapsayan iki proje ile çevrenin korunmasına yönelik çalışmalar teşvik edilmekte, yeni nesilin çevreye duyarlı yetişmeleri öngörülmektedir. Mavi Bayrak’ın bir yıl süre ile verilmesi ve her yıl işlemlerin yenilenmesi ayrı bir anlam taşımaktadır.

Kıyıların korumasını, deniz suyunu kirleten faktörlerin elemine edilmesini hedefleyen " Mavi Bayrak Kampanyası " konusundaki faaliyet, Ülkemizde 1993 yılında başlatılmıştır. Uluslararası organize faaliyet ise 1986 yılında merkezi Kopenhag da bulunan Avrupa Çevre Eğitim Vakfı şemsiyesi altında başlatılmıştır. Ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerini kapsayan örgüt, bugün 18 ülkeden oluşmaktadır.Ülkemiz 1993 yılında Türkiye Çevre Eğitim Vakfı ile adı geçen organizasyonda yer almış ve halen tam üye olarak etkinliklerini sürdürmektedir.

Mavi Bayrak, genel tanımı ile uluslararası bir standart sembolüdür. Nasıl ki konaklama tesislerinde yıldız sayısı tesiste bir nitelik tanımlaması yapıyorsa, mavi bayrak da plaj ve marinalarda bir standart garantisi vermektedir. Üstelik bu standart uluslararası özellik taşımaktadır.

Avrupa Çevre Eğitim Vakfının üyesi olan Ülkelerin temsilcilerinden oluşan Genel Kurul'da tespit edilen kriterler ile, aday plaj ve marinalar tespit edilmekte ve hazırlanan dosyalar, Ulusal Jüri değerlendirmesinden geçmekte ve Avrupa Jürisine gönderilmektedir. Mavi Bayrak ödülü, Avrupa Jürisinin kararı ile kesinleşmekte ve bir yıl için geçerli olmaktadır.

Her yıl mavi bayrak talebi yenilenmektedir. Böylece istenilen kriterler dinamik tutulabilmektedir.

Mavi Bayrak kriterleri:

Plajlar için:

Belli ve yüksek bir su kalitesi standardına uygunluk

Sinai veya diğer atık suların plaja boşaltılmaması

Kirlenme olayları için bir acil durum planının varlığı

Yörenin kıyı kesiminin geliştirilmesi ve kullanılması için bir çevre planının varlığı Petrol, insan kaynaklı veya diğer atıkların yol açtığı yoğun kirlilik belirtilerinin olmaması

Plajı temiz tutmak için yeterli sayıda çöp kutularının bulunması

Plajın düzenli olarak temizlenmesi

Su kalitesi bilgilerinin plajda asılı olması

Çevresel faaliyetlerin halka sunulması

Plajda halka açık tuvalatlerin yeterli sayıda olması

Plajın herhangi bir yerinde oluşabilecek kazalara karşı cankurtaranların veya yeterli cankurtarma ekipmanlarının bulunması İzin verilmedikçe plajda vasıtaların kullanılmaması

Plajda kamp faaliyetlerinin yapılmaması

Plajda köpeklere izin verilmemesi

Plaja ulaşma yollarının güvenli ve kolay erişilir olması

Eğlence faaliyetlerinin herhangi bir plaj ziyaretçisini tehlikeye atmaması

Plaj faaliyetlerinin doğayı koruma çalışmalarına engel olmaması

Plaj tesislerinin uygun şekilde korunması

Özürlü insanlar için ulaşma yolları ile tesislerin bulunması

İçme suyu için ücretsiz bir kaynağın olması

Umumi telefonların mevcut bulundurulması

Marina kriterleri ise anahatlarıyla şöyledir: Marinadaki suyun ve marina çevresinin temiz olması

Marinaya kanalizasyonun akıtılmaması

Petrol, boya ve diğer tehlikeli atıkların yanısıra evsel atıklar için de marinada atık ünitelerinin bulunması

Yıkanma olanakları ve içme suyu dahil olmak üzere temiz ve yeterli sayıda tuvaletlerin bulunması

Cankurtarma ekipmanları ile yangınla mücadele ve diğer acil durumlar için gerekli malzemelerin bulunması

Marina çevresine ilişkin bilgilerin bulunması

Marina da Mavi Bayrak hakkında bilgiler bulunması

Marinanın yatlara ait tuvalet tankı atıkları ile sintine suyunu alabilmesi

Marinanın tekne onarımı ile hazırlama tesislerinden gelebilecek tehlikeli atıkların kontrol altında bulundurulması  Umumi aydınlatma ile elektriğin mevcut olması
Deniz suyu kalitesi konusunda, önceden belirlenmiş olan noktalardan turizm sezonu içinde 15 gün ara ile su numunesi alıp; total coliform, fekal coliform, fecal streptekok olmak üzere üç parametrede analizlerinin yapılması gerekmektedir. Bu analizler ülkemiz kıyılarında 396 noktada yapılmaktadır. Numune alma ve analiz işlemleri Sağlık Bakanlığının il örğütleri tarafından yapılmaktadır. Numune noktasına en yakın Sağlık Ocağı görevlileri su numunesi almakta ve en yakın labaratuvara göndermektedir.

Eğitim konusunda yöre halkının çevre bilincinin gelişmesi amacı ile,açıklayıcı ve uyarıcı kitap, afiş, broşür bastırılması, sergiler düzenlenmesi, koferans seminer gibi toplantılar düzenlenmesi ve yöre halkı ile ziyaretçilerin katılımı ile atık toplama, ağaç dikme, nesli tükenmekte olan bitki veya hayvanların korunmasına dönük aktiviteler düzenlenmesi konularını içermektedir. Bu tür yöresel eğitim faaliyetleri gerek fonksiyon ve gerekse mavi bayrak aday dosyasının içeriği açısından büyük önem taşımaktadır.

Dolayısı ile bu konuları içeren plajlar için 26, marilar için 15 kriter bulunmaktadır. Bu kriterlerle bir taraftan doğa korunurken diğer taraftan da kullanıcıların korunması hedeflenmektedir. 

Bu kapsamda ülkemizde 1995 yılında, 5 plaj ve 9 marina, 1996 yılında 15 plaj ve 8 marina ve 1997 yılında 25 plaj, 6 marinamız mavi bayrak ile ödüllendirilmiştir.

Mavi Bayrak Kampanyasının yanında iki ayrı projenin daha yürütülmesi gerekmektedir. Mavi Bayrak projesi bu iki proje ile bütünleştiğinde daha çok anlam taşımakta ve çevrenin korunması konusunda daha da etkili olmaktadır.

Bu projelerden birisi " Çevrenin Genç Sözcüleri ( Young Reporters for the Environment ) "olup Lise öğrencilerine hitap etmektedir. Liselerde internet bağlantısı olması bir zorunluluktur. Öğrencilerin, konusu her yıl FEEE tarafından belirlenen çevre konulu araştırma yapıp sonuçlarını internet ile yaymaları, bültenler çıkarmaları ve Avrupa Çevre Eğitim Vakfı Koordinasyonunda teknik geziler düzenlenmesi öngörülmektedir. 

Böylece gençler çevre konusunda bilinçlenirken, diğer taraftan ikinci bir proje ile ilkokul öğrencileri hedeflenmektedir. Çocuklarda Çevre Uyumu projesi ( Eco-schools ) adını taşıyan bu proje ile çocukların veliler ve yerel yönetimlerin katılımı ile çevre bilincini ve çevrenin korunması alışkanlıklarını sağlayan aktiviteler yapmalarını öngörmektedir.

Dolayısıyla toplumun çocuk genç ve yetişkin gruplarını hedefliyen aktiviteler ile çevrenin korunması hedeflenmektedir.

Ülkemizde bu projeler üç ilkokul ve altı lisenin katılımı ile oldukça mütevazi boyutta yürütülmektedir. Önümüzdeki yıllarda da bu sayıların artması hedeflenmektedir.

Kıyıların korunması amacı ile Çevre Kanunu kapsamında kıyı yerleşmeleri ile sanayi ve turistik işletmelede arıtma tesislerinin bulunması gerekmektedir. Son yıllarda yaygın bir şekilde uygulanması ve hatta kontrolünün Çevre Bakanlığınca yapılıyor olmasına rağmen gerekli randımanın alındığını söylemek mümkün değildir. 

Yukarıda belirtilen deniz suyu analiz sonuçları belgeli bir şekilde bu durumu kanıtlamaktadır. Yasaların yaptırımı tartışmasızdır. Fakat kesin çözüm olmamaktadır. Bu nedenle eğitim çok önemli bir faktör olarak kendini göstermektedir.Eğitim derken doğrudan okullar ile üniversitelerin müfredat programları kastedilmemektedir. Tabiki o da önemlidir ama daha da önemlisi değişik program ve araçlarla verilen uyarılar ve uygulamalardır. Bu amaçla çevre konusunda broşür, poster, kitapcık, sergi, konferans, toplu etkinlikler ile insanların yetişkin ve çocuk ayırımı yapmaksızın, tüm kitleye ve özellikleri dikkate alınarak değişik yöntemlerle eğitim programları uygulanması gerekmektedir. Çünkü yasaları, uygulayan,kontrolları yapan da, ihlal eden de insan faktörü ile işlevini sürdürmektedir.

Denizlerin ve diğer tüm çevrenin korunmasında bu nedenlerden dolayı önce birey olarak insanın eğitilmesini zorunlu görüyoruz.

Bu kapsamda yerel yönetimlere büyük görevler düşmektedir. Her şeyden önce kişi veya site yönetimi insiyatifi ile çalıştırılan paket arıtmalar yerine, yerel yönetimlerin insiyatifi veya katılımındaki biyolojik arıtmaların tesisi gerekmektedir. Yine çöp imha merkezleri ve atıkların geri dönüşümünü sağlayacak tesisi ve organizasyonlara çok ivedi ihtiyaç vardır. Doğanın korunması kadar ekonomik boyutu ile de önemlidir.

Bir başka tedbir olarak da yat turizmi amacı ile, denizde dolşan ve temiz olduğu oranda güzellikleri yansıtan ve fonksiyonunu sürdüren yatların sintine sularını denize boşaltmalarının olumsuz sonuçlarını, önce yat kaptanlarına eğitim yolu ile vermemiz gerekiyor. Arkasından yasalar geliyor. Daha da önemlisi yatlara hizmet verecek sintine suyunu tahliye edecek sistemlerin devreye sokulması gerekiyor. Zira bir grup kaptan sintine suyunu denize bırakırken çaresizlikten yaptığı bir gerçektir.

Mavi Bayrak tüm bu faktörlerin gerisine sadece bir semboldür.Fakat sembol olma faktörü içinde; Çevre temizliği,deniz suyu temizliği, insan eğitimi konularında uyarıcı, ikna edici ve teşvik edici bir fonksiyon ifa etmektedir. Hatta uluslararası özellik taşıması önemini bir kat daha artırmaktadır. Bu nedenle mavi bayrak konusunda hassas olmamız gerekmektedir. Her ne kadar bugün için, turizm sektörünü ilgilendiren bir konu gibi algılanmakta ise de, sadece turizm sektörü ile sınırlamak yanlış olmaktadır.Esasen kıyı yerleşmelerini bir bütün olarak ilgilendirmektedir.
 
 



Kıyı Planlaması
 
 
 
 

Kıyısal Alanların Koruma-Kullanma Yönünden 

Bütüncül Planlanması

Prof. Dr. Sümer GÜLEZ

Bilkent Üniversitesi, Peyzaj Mimarisi ve Kentsel Tasarım Bölümü, 06533 Bilkent /Ankara, Tel: 266 40 00 / 1353, Faks: 266 41 36

E-Mail: gulez@bilkent.edu.tr

Özet

Kıyısal alanlarda bozulmayı etkileyen nedenler; a) Yerleşim amaçlı yapılaşmalar, b) Endüstriyel tesisler, c) Düzensiz ve plansız yapılan rekreasyonel ve turistik tesisler, ve d) Kıyılara çok yakın ve paralel geçirilen karayolları olmak üzere dört kısımda toplanabilir. Bu bildiride, bu bozulmaları önlemek ya da en aza indirmek için, kıyılarımızın rekreasyonel ve turizm açısından yeniden planlanmasına yönelik bir öneri getirilmektedir. Öneri dört aşamadan oluşmaktadır: i) Kıyılara olan rekreasyonel ve turistik talebin belirlenmesi, ii) Kıyılarda kullanım yoğunluğu ve taşıma kapasitelerin belirlenmesi, iii) Başlıca yerleşim merkezleri dışındaki kıyılarda zonlama yapılması, iv) Koruma zonlarının “Ulusal Miras Kıyılar” olarak ayrılması. 

Kıyılarda yapılacak olan zonlamalarda, genelde, üç ana zondan söz etmek olasıdır. Bunlar; 1. Rekreasyonel ve turizm gelişme zonu (yoğun kullanımlı kıyılar için), 2. Geçiş zonu (az yoğunlukta kullanımlı kıyılar için), ve 3. Koruma zonu (kullanıma açılmamış ya da kullanımı çok az olan kıyılar için) ndan oluşmaktadır. Önerilen zon sistemi, bütüncül bir yaklaşımla ülkemizdeki tüm kıyılar için ele alınmalıdır. Bu nedenle, bu zonlar birden fazla olabilir ve kendi içlerinde birçok alt zona ayrılabilirler. Böyle bir zon sisteminin başarılı olabilmesi için, öncelikle; ekolojik sınıfların saptanması, kıyısal alanlarda mevcut doğal ve kültürel değerlerin envanteri ile kıyı arazi kullanım planlarının yapılması gerekir. Koruma zonlarının “Ulusal Miras Kıyılar” olarak ayrılmasıyla, kıyısal alanlardaki doğal ve kültürel değerler, milli park statüsüne benzer bir ayrıcalıkla koruma altına alınmış olacaklardır.
 
 



Kıyı Yönetimleri ve Çevre Duyarlı Planlama Yaklaşımı

Kumru ARAPKİRLİOĞLU

Yüksel Caddesi 30/19, Kızılay 06420 ANKARA,

Tel, Fax: 0 312 433 03 99
 
 
 
 

Özet

İnsan aktivitelerinin en yüksek düzeyde olduğu yerleşmeler, doğa üzerinde çeşitli baskı ve tehditleri oluşturarak ekolojik sistemin dengesinin etkilenmesi için en uygun koşulları yaratırlar. Ekolojik üretim ve dengeler açısından oldukça hassas olan ve önem taşıyan su ortamları ise bu olumsuz gelişmelerden fazlasıyla etkilenir.

Ülkemizin kıyısı bulunduğu Karadeniz, Akdeniz, Ege ve Marmara denizleri artık birer su ve yaşam kaynağı olmaktan çıkıp, dikkatli kullanılması gerekli kıt kaynaklar haline dönüşmüştür. Hem yurtiçi hem de yurt dışı turizmin hızlanması ve bunların ekonomimizde önemli bir yer tutması kıyılarımızı turizm, ikinci konut, sanayi, eğlence-dinlence, balıkçılık gibi birbiriyle yarışan kullanımların ciddi baskılarıyla karşı karşıya bırakmıştır.

Bu nedenle planlama disiplininin çalışma alanını oluşturan yerleşim planları ve arazi kullanım kararları, özellikle insan sağlığı ve geleceği açısından ekolojik değerlerin hassasiyetle ele alınması gerekli olan başlangıç noktalarıdır. Zaman içerisinde yaşam standartlarını yitireceği bilinen ortamlar için kıyı yönetimleri yapmak ise sürdürülebilirliğinin baştan temin edilmediği, plan kararlarının çevrenin taşıma kapasitelerine göre düzenlenmediği durumlarda anlamsız olacaktır.

Her yerleşimin doğal taşıma kapasitelerini zorlamadan sürdürülebilirliğini sağlayan koşulları oluşturacak şekilde planlama pratiğine aktarabilmenin yolları vardır. Deniz ve kıyı alanları yönetimlerinin gerçek hedefine ulaşabilmesi ve başarısı çevre duyarlı planlama pratiğinin ve yöntemlerinin ülkemizde de uygulanabiliyor olması ile sağlanacaktır.
 
 



Kıyı Alanlarının Rasyonel Kullanımı, Yönetimi ve

Fiziksel Planlama İlişkileri

Prof.Dr.Semra ATABAY

YTÜ Mim.Fak.Şehir ve Bölge Planlama, Beşiktaş-şstanbul

Özet

Günümüzde kalkınma ve küreselleşme bağlamında, fiziki planlama politikaları içinde kıyıların korunması, rasyonel kullanımı ve yönetimi önem kazanan bir güncel konudur. Bu nedenle uluslararası, ülke, bölge ve yerel boyutta canlı yaşamın dengede tutulması zorunludur. Karasal ve akuatik eko sistemlerin korunması, geliştirilmesi ve rasyonel kullanımı için fiziksel planlama sürecinde ekolojik planlama yöntemlerinin kullanılması gerekir.

Dünya biocoğrafyasında olağanüstü bir konuma sahip olan ülkemizin kıyı alanlarının ekolojik, ekonomik ve estetik işlevlerinin sürdürülebilmesinde eko planlama yöntemleri önemlidir. Bu planlama yöntemlerinin sosyo-ekonomik içerikli sektörlere özgü arazi kullanış politika ve planlamalarına entegre edilmesi ivedi bir durumdur. Bu bildiride “Ekolojik Planlama” yöntemi kıyıların doğal biotop ve habitatlarının “Ekolojik Dengenin Korunması” kriterlerine dayalı olan üç boyutlu bir fiziksel planlama işlemi tartışılacaktır.
 
 



Kıyı Yönetiminde Coğrafi Bilgi Sisteminin Önemi

Dr. Zübeyde ALKIŞ

YTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü,

Yıldız / İstanbul. Tel : 0 212 259 70 70 / 2719 Fax : 0 212 261 42 84 

E-Mail : zubeyde@ana.cc.edu.tr

Özet

Su ve karalarda belli bir alanı kaplayan kıyı şeridinde doğal dengenin korunması amacıyla hidrolojik, meteorolojik, jeolojik v.b ölçümler ve uydu görüntülerinden elde edilen veriler kullanılarak bir coğrafi bilgi sistemi (CBS) gerçekleştirilebilir. Kıyı alanları yönetiminde CBS’den yararlanmak için çeşitli disiplinlerin bir arada çalışması gerekmektedir. Orman çeşidi, bitki türü, toprak çeşidi, yerleşim lanı v.b arazi kullanım haritalarının üretilmesinde uydu görüntülerinden elde edilen veriler; aylık akım, yağış, buhar, debi, su cinsi v.b hidrolojik veriler; rüzgar yönü, şiddeti, sıcaklık v.b meteorolojik veriler; yerin jeolojik verileri; yükseklik verileri, batimetrik ölçü verileri; emisyon, biyotop ağları v.b çevre verileri; yerleşik nüfus ve turist sayısı v.b verilerin kullanılması gerekmektedir. Kıyı alanlarına ait ortak koordinat sisteminde elde edilen grafik verilerle değişik disiplinlerin ölçüm verileri birleştirilerek kıyının kara ve sulardaki kirlilik haritalarının çıkarılmasıyla kirliliğin nedenleri,kıyılarda karaların geri çekilmesinin, erozyon varsa nedenlerinin, göl ve denizlere boşalan akarsu ve kanallardan kaynaklanan etkilerin saptanması coğrafi analiz ve sorgulamalarla mümkündür. Bu çalışmada kıyı alanlarının yönetim planlarının hazırlanmasında CBS teknolojisinin önemi irdelenmektedir.
 
 



Kıyıların Yönetimi ve Planlanmasında Kamu Yararı

Özlem ÜNAL

Dokuz Eylül Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Şehitler Cad. No:12, 35230, Alsancak, İzmir. 

Tel: 0 232 421 86 43, Fax:0 232 421 52 19,

E-posta: ounal@sinan.arch.deu.edu.tr
 
 

Özet

Turizm Amaçlı İmar Planları için yönetsel olarak belirlenmiş olan ve ilkesel olarak da gözönünde bulundurulan yaklaşım, kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesidir. Bu doğrultuda kıyı ve hinterlandının kullanımı kamu öncelikli olup, içerilere doğru gidildikçe kademeli olarak farklı turizm tesislerine ve özel mülkiyetteki gelişme alanlarına yer verilmektedir. 

Yönetsel çerçeve ile kıyı planlaması arasındaki ilişkiyi belirleyen temel faktörler ise kıyı ve hinterlandının sahip olduğu özellikler (topoğrafya, bitki örtüsü, kumsalın niteliği v.b.) ile, mevcut ve olası kullanım biçimidir. Bu doğrultuda örneğin, dar kıyı şeritlerinin kullanımı ve planlanması, kumullar v.b.nin varlığı, kıyı gerisindeki mevcut arazi kullanım biçimi, kumsalı çevreleyen arazinin topoğrafyası planlamada gözönünde bulundurulması gereken ve her ortam için farklılıklar gösterebilen temel veriler iken, bunlar planlamada genellikle gözardı edilmektedir. Ege ve Akdeniz kıyılarında birçok turistik tesis ve ikincil konut ya kumulların üzerine inşa edilmiştir, ya tarım topraklarına girilmiştir, ya da aşırı kullanıma açılmıştır. Ancak imar planlarının hemen hepsinde benzer planlama yaklaşımının benimsendiği söylenebilir. Kıyı yasaları bunda öncü rol oynamıştır.

Diğer yandan, kamu yararı sadece yönetmelikle belirlenmiş olan bir alanın kamu kullanımına ayrılmış olması ile değil, aynı zamanda altyapı olanaklarının sağlanıp sağlanmamış olması ile de ölçülür. Diğer bir deyişle yasanın getirdiği 100 metrelik bir kuşağın kamuya ayrılmış olması, kamu yararının sağlanmış olduğu anlamına gelmez. Mevcut kıyı değerlerinin korunması, iyileştirilmesi ve gereğinde geliştirilmesi, kullanımı destekleyecek aktivitelerin varlığı, niteliği ve niceliği de kamu yararını sağlamanın gerekleridir. 
 
 



Kıyı Korumasında Harita Bilgilerinin Kullanılması ve Örnek Uygulamalar

Halil AKDENiZ

Harita Genel Komutanlığı 06100 Dikimevi, Ankara

Tel: 0 312 319 77 40 / 2490

Özet

Türkiye kıyılarının çeşitli faaliyetlerin baskısı altında bulunduğu genellikle kabul edilmektedir. Yöresel ve bölgesel gelişmelerin yanında yönetsel kararlar da bu oluşumları doğrudan etkilemiştir. Sonuçta tüzel açıdan kamuya ait ve toplumun yararlanmasına özgülenmiş kıyılar, giderek toplumun yararlanamayacağı bir yapıya dönüşmektedir. 

Kıyı sorunsalının hem başlangıç aşamasındaki durum tesbitinde, hem de uygulamaların değerlendirilmesinde haritaya gereksinim duyulmakta ve hazırlanan grafik ve/veya sayısal haritalarla sorunlar somut olarak ortaya konabilmektedir. Bu çalışmada kıyıların bugünkü durumu ve bu duruma gelirken geçirilen aşamalar ortaya konmak istenmiştir. Bu amaçla ulusal boyutta önemli iki bölge seçilmiştir. Bunlardan biri ikinci konutların yoğun olduğu Kuşadası bölgesi, diğeri ise özeksel yönlendirme sonucu turizm tesislerinin yoğunlaştığı Antalya-Kemer bölgesidir. Bölgelerin 1960, 1970, 1980 ve 1990'lardaki yapılaşma durumları değişik kaynaklardan derlenen bilgilerden üretilmiştir. Böylece bir yandan bu dönemlerdeki yapılaşma boyutları ortaya konarken diğer yandan çevresel etkiler de değerlendirilebilecektir. 
 
 



New York Kıyı Kesimi Entegre Planlaması

Melih BİRSEL, Prof. Ayla KARACABEY

İstanbul Varlığını Koruma Grubu, MSÜ - 80040 - Fındıklı - İstanbul

Tel : 0 212 252 16 00, Fax: 0 212 244 03 98
 
 
 
 

Özet 

New York Kıyı Kesiminin 2 bölüm ve 4 başlık altında yapılan koruma ve geliştirme amaçlı çalışmanın sunulması. 
 
 



Mersin Kıyı Bölgesi Entegre Planlaması Projesi

A.R. TANAS1, A.N. ÖNEN2

E. GENÇ3, S. GÜLCÜOĞLU4

1 Jeoloji Mühendisi , Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müd., 

2 Y. Şehir Plancısı, Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müd., 

3 Çevre Mühendisi, Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müd., 

4 Ziraat Mühendisi, Çevre Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müd., 

Eskişehir Yolu, 8.Km. 06530, ANKARA 

Tel:287 99 63/ 2203, Fax: 286 22 71

Özet

Kıyı alanlarında kirlenme ve kıyı kaynaklarının tahribatı Türkiye’nin öncelikli ve acil çözüm bekleyen problemlerindendir. Mersin kıyı bölgesi ise iç göç nedeniyle nüfus artışının hızlı olması, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)’ın etkilerinin yaşanması, yüksek sektörel gelişme potansiyelinin bulunması, ikinci konut, turizm, ulaşım ve sanayi gelişimi ile korunması gereken çevre değerlerinin tehdit altında olması nedeniyle problemlerin en yoğun hissedildiği bölgedir.

Mersin kıyı bölgesinde çevrenin kirlilikten korunması, tabii ve yapılı çevre kaynakları tahribatının önlenmesi ve kaynakların taşıma kapasiteleri ile uyumlu sosyo-ekonomik gelişmenin sağlanmasına, bunun için gerekli uygulamaları yürütecek kıyı yönetimi sisteminin oluşturulmasına va bu sistemde tutarlı uygulamaları yönlendirecek hukuki, teknik, ekonomik ve halkın katılımı ile ilgili araçların ve bunların zaman içinde bir etaplama çerçevesinde uygulamaya yönelik ilke, politika, strateji, program, yöntem ve tekniklerin tespit edilmesini hedefleyen Mersin Kıyı Bölgesi Entegre Planlaması Projesi Bakanlığımızca 07.11.1995 tarihinde başlatılmiş, 25.11.1996 tarihinde sonuçlandırılmıştır.

Arazi kullanım kararlarını kesin sınırlarla ortaya koyan, dinamik bir yapıya sahip, kentsel gelişmeyi uzun vadede olabilecek bir çok değişiklikleri konrol etmeye çalışan geleneksel planlama anlayışı, bu gün yerini sözkonusu çalışmanında benimsediği dinamik planlama anlayışına bırakmaktadır.

Günümüzde uygulanan ve geleneksel planlama yaklaşımı ile uygulamaya yönelik kararlar getiren fiziki planlar, sınırlayıcı ve zorlayıcı bir araç durumundadır. Bu uygulamalar sırasında karşılaşılan darboğazlarla ilgili yasal mevzuatın değişimini gerekli kılarak hedeflerden sapan sonuçlar doğurmaktadır.

Yaşayan, dinamik bir proje niteliğinde olan Mersin Kıyı Bölgesi Entegre Planlaması Projesi mevcut sistem çözümlemeleri ışığında ürettiği senaryolarla, beklenmeyen değişimleri kapsayabilecek esnek, sürdürülebilir, yenilikçi bir planlama ve bu ilkelerle birebir eşgüdüm içerisinde tasarlanan örgütlenme yapısını kurmaktadır.

Proje, mevcut çevre sorunlarını belirleyen ve çözüm önerileri getiren bir yapıdadır. Ancak, alt projelerin hayata geçirilmesi ile hedeflenen sonuca ulaşmış olacaktır. Proje alanındaki acil çözüm bekleyen sorunlara lokal olarak yaklaşan alt projeler, koruma politikalarının belirlenmesi, su havzası koruma çalışmaları, ikinci konut yönetimi, tarihi eserlerin korunması için stratejik planlama çalışması, yerleşim alanlarında atıksu ve katı atık yönetimi ve endüstriyel kirlilik yönetimidir. 

Oluşabilecek problemlere yeni alt projelerle çözüm getirebilecek, dinamik bir proje özelliği taşıyan Mersin Kıyı Bölgesi Entegre Planlaması Projesi ülkenizin diğer kıyı alanlarında da uygulanabilecek örnek bir pilot projedir.
 
 

İzmir Kuş Cenneti Ve Çevresi – Kentsel Gelişme İlişkileri

Adnan KAPLAN1, Çiğdem KILIÇASLAN2,

Barış KARA3 , Alpay TIRIL4

1 Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü,

Bornova – İzmir. Tel: 0 232 388 01 10/2616, Fax: 0 232 388 18 64

E- mail: kaplan@ziraat.ege.edu.tr

2 Arş.Gör.,Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova – İzmir

3 Peyzaj Y. Mimarı, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Bölge Şubesi, İzmir

4 Peyzaj Mimarı, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Bölge Şubesi, İzmir, E- mail: tiril@ziraat.ege.edu.tr
 
 

Özet

İzmir Körfezi'nin kuzeyinde, Gediz Deltası'nda yer alan İzmir Kuş Cenneti ve çevresi; sulak alan bütününde, fauna (özellikle kuş varlığı açısından) ve flora varlığını ve farklı peyzaj birimlerinde (sazlıklar, adalar, lagünler, bataklıklar ...) karşılıklı ekosistem ilişkilerini birarada barındırmaktadır.

Bölgede, denizin, Gediz Deltası ve kara ekosistemiyle birbirini destekler ya da rekabet halinde olarak karşılıklı etkileşimi; peyzaj birimlerinde yıl boyunca tatlı ve tuzlu su hareketleri yanında atmosferik olaylar ve ekosistem ilişkilerini yönlendiren kültürel etkinlikler (tuz üretimi, tarım, su akışının değiştirilmesi ...) boyutunda dinamik ilişkileri ortaya koymaktadır.

Bu kültürel etkinlikler yanında bölgenin ekonomik önceliklerinin belirlediği kentsel gelişme aksıyla ilişkili olması önemini daha da arttırmaktadır. Bu yönde İzmir kent bütününde, 1973 yılında başlatılıp günümüze kadar nazım plan ölçeğinde yönlendirilen fiziksel planlama süreci, özellikle son yıllarda toplu konut uygulamaları, arıtma tesisleri, Karşıyaka (Bostanlı)'dan itibaren ivme kazanan çok katlı yerleşim düzeni ile organize sanayi bölgesi'nin İzmir Kuş Cenneti sınırlarına kadar uzanma uygulamalarına varan şekilde, bölgeyi kentsel gelişme senaryolarında alternatif alan konumuna getirmiştir.

Yukarıda belirtilen ve bölgeyi doğrudan ilgilendiren ilişkiler kapsamında; İzmir Kuş Cenneti ve çevresinde doğal ve kültürel kaynakların ve farklı peyzaj birimlerinin tanımlanması ve İzmir kent gelişiminin bölgeye kaydırılması / kaydırılacak olması yani işleyimleri birbirinden farklı olan kentsel gelişme ve aracı fiziksel planlama süreci (nazım plan ölçeğinde) ile sulak alan sistemi etkileşimi bildirinin temel çıkışını oluşturmaktadır. 

Hassas ekosistem ilişkileri örgünündeki İzmir Kuş Cenneti ve çevresi, günümüzde ekonomik getirisi olmadığı tezinden hareketle, ekonomik rant politikalarının yönlendirdiği kentsel gelişme senaryolarının baskısı altındadır. Bu duruma karşın, bölgenin hassas ekosistem ilişkilerinin korunup sürdürülmesindeki yararların (denizden olası sel baskınlarını sönümlemesi, suyu arıtması, içeriğinde barındırdığıdeğişik türde canlı varlığına yaşam ortamı sağlaması ...) ve ilişkili olarak alan kullanım kararlarının, fiziksel planlama süreci bütününde, bölgenin sürdürülebilir yönetimi temelinde yönlendirilmesi konunun bütün olarak ele alınmasında önem taşımaktadır.

Sonuç olarak; fiziksel planlama süreci ile kamu beklentilerinin bölgeyi sadece ekonomik rant aracı olarak görme çözümsüzlüğü yerine, koruma ve yönetim olgusunu kültürel kullanımlarla, ekosistem ilişkilerinin sağlıklı işleyimi temelinde, ilişkilendiren planlama yaklaşımları ve yapılanmalarına gerek vardır. 
 
 



Sarıgerme’de Alan Kullanım Kararlarının İrdelenmesi

Rüya YILMAZ, Alpay TIRIL, 

Başak KUNDAK, Ümit ERDEM

E.Ü.,Zir. Fak.Pey. Mim. Böl. Bornova İZMİR,

Tel: 0 232 388 01 10 / 2616 , Faks: 0 232 388 18 64 

E-mail: ryılmaz@ziraat.ege.edu.tr, E-mail: tiril@ziraat.ege.edu.tr

E-mail: kundak@ziraat.ege.edu.tr, E-mail: erdem@ziraat.ege.edu.tr

Özet

Ege Kıyılarımız, kendine özgü değerleri bakımından önem arzetmektedir. Dağların denize dik inmesi, çok değerli kıyı koylarının yanında, önemli deltaların, tarımsal vadilerin ve sulak alanların oluşmasına da katkıda bulunmuştur. Özellikle vadi içlerinin, doğal orman varlığı ve verimli tarımsal alanlar ile denize kadar ulaşması, tarih içinde de bu kıyılarımızın çekiciliğini arttırmıştır. Antik çağdan bu yana, önemli uygarlıkların bu kıyılarda kurulmuş olması rastlantı değildir.

Ege Kıyılarına özgü orman varlığı , verimli tarım alanları, antik yerleşimler gibi doğal ve kültürel varlıkların iç içe olduğu Sarıgerme yöremizde, alan kullanım kararları ile ilgili envanter çalışması yapılarak, geleceğe yönelik kullanımlarla ilgili veriler belirlenecektir. Turizm ağırlıklı kıyı kullanımlarına model oluşturması düşünülen çalışmada, doğal ve kültürel değerlerin korunmasına yönelik öneriler üzerinde durulacaktır.
 
 



Çilingoz Koyu (Trakya)

Genel Peyzaj Planlama Esasları

Doç. Dr. Hakan ALTINÇEKİÇ

İ.Ü. Orman Fakültesi,Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bahçeköy 80895 İstanbul, Tel: 0 212 226 11 00 (10 Hat), Faks: 0 212 226 11 13

Özet

Çilingoz Koyu, Trakya’nın kıyı kesiminde yeralmaktadır. Çilingoz Koyu çevresi, hareketli ve ilginç morfolojik yapısı, dere ve deniz gibi su yüzeylerini birlikte içermesi, uygun iklim koşulları ve zengin doğal bitki örtüsü gibi doğal peyzaj özellikleri ile yüksek birpeyzaj potansiyeline sahiptir. İstanbul Metropoliteni’nin artan rekreasyon gereksinmesinin karşılanmasında göreceği işlev nedeniyle, yalnızca denize girilen bir yer olarak değerlendirilmemesi, çevresindeki alanlardan da rekreatif amaçlı yararlanmayı sağlayacak bir bütün halinde peyzaj planlamasının yapılması daha doğru olacaktır. 
 
 



Kıyı Kullanımı
 
 
 
 

Türkiye’de Kıyıların Kullanımı Ve Kamu Yararı İlişkileri:Trabzon İli Kıyı Kullanımı Ve Sonuçları

Doç.Dr.Nihat AKYOL1, Doç.Dr.Mehmet TÜFEKÇİ2, Yrd.Doç.Dr.Kadir SEYHAN3, Osman DEMİR4

1KTÜ Müh-Mim.Fak., Jeodezi ve Foto.Müh.Böl. 

2KTÜ Fen-Edebiyat Fak.,Kimya Bölümü 

3KTÜ Deniz Bilimleri Fak. 

4KTÜ Müh-Mim.Fak., Jeodezi ve Foto.Müh.Böl.
 
 

Özet

Kıyılar günümüze kadar daima cazibe merkezleri olmuştur. Bu nedenle bütün ülkeler, kıyılarını bir vitrin gibi düzenli tutmak için yarış halinde olmuşlardır.

Tarih boyunca ticaret ve kültür açısından önemli bir kıyı şehri olma özelliğini kaybetmeyen Trabzon şehri de son yıllardaki hızlı ve plansız kentleşmeden nasibini almıştır.

Trabzon ili kıyılarının amaç ve mevzuata uygun olarak kullanılmadığı, ancak yasaların verdiği haklardan gerçek anlamda yararlanılabilecek kıyı oranının sadece % 3 civarında olduğu tesbit edilmiştir. Kıyı alanlarının uygun şekilde kullanımı için imar planlarının yapıldıktan sonra bekletilmeden araziye uygulanması gerekir. Bu planların uygulanmasında ise, plan bütünlüğü ve mülkiyet dokusunun birlikte düşünüldüğü 18. Madde esas alınarak yapılması çok önem arzetmektedir.

Kıyı Yerleşimlerinde Fiziksel Çevre Kalitesinin Sağlanması

Dr. Serpil ÇERÇİ

Çukurova Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, ADANA

Faks: 0 322 235 57 86

Özet

Bu araştırmada kentleşme hızının artması ile yaşam şeklinin değişimine bağlı olarak gelişen ikinci konutlar ile ilgili, Mersin- Tece arasındaki sahil şeridi boyunca incelemeler yapılmıştır. Kıyılarımızda, en önemli sorun olarak görülen yoğun yerleşimlerin bu bölgede de fiziksel ve çevresel bozulma yarattığı gözlenmiştir. Elde edilen bulgulardan yerleşmenin tamamının doğal çevre ile uyumlu olmadığı ancak, güneş, manzara ve mikroklimatik verilerin esas alındığı bir planlama anlayışının hakim olduğu saptanmıştır. Gelecekte daha çok ortaya çıkacak, bireylerin tatil ve dinlenme eylemlerine ve isteklerine karşın, kıyı yerleşimlerinde tatil yapma potansiyelinin artırılması için, kültürel olguların ve doğal çevrenin niteliklerinin korunması anlayışı ile uygun yerleşim koşullarının ve planlama çalışmalarının desteklenmesi gerekli görülmektedir. 
 
 



Doğu Akdeniz’de Kıyı Kullanımı ve İç Sularda Kıyı Yönetimi Üzerine Katkılar

Prof. Dr. Güngör UZUN1, Dr. Berrin SİREL2

1 Ç.Ü.Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330/Adana 

Tel: 0 322 338 65 45, Fax : 338 61 89

E-mail: guzun@pamuk.cc.cu.edu.tr

2 Ç.Ü.Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330/Adana

Tel: 0 322 338 65 45, Fax : 338 61 89

E-mail: sirel@pamuk.cc.cu.edu.tr

Özet

İnsanların her zaman ilgisini çeken kıyılar, geçmişten günümüze doğal, endüstriyel, ticari ve kültürel işlevleriyle yoğun bir şekilde kullanılmış ve sürekli baskı altında bırakılmışlardır. Son yıllarda ise rekreasyon ve turizm amaçlı olarak önemli ölçüde kullanılmaktadır. Bu gelişmelere bakarak kıyıların kullanım ve yönetiminde ülkeler oldukça titiz davranmakta, birçok yasal düzenleme ve plan kararları getirmektedirler.

Kıyı kullanımı ile ilgili olarak ülkemizdeki yasal düzenlemeler 1858 yılında yürürlüğe giren “Arazi Kanunu” ile başlamıştır. 1992 tarihinde gerçekleştirilen 3830 Sayılı Kıyı Kanunu ve Yönetmeliği’nin revizyonunun 1994 tarih ve 21890 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmasına kadar bir çok yasanın yürürlüğe girmiş olmasına karşın, kıyıların kullanımlarında ilgili gruplar arasında çatışma, baskı ve çelişkili kullanımlar ve yanlış plan kararlarının oluşması engellenememiştir.Ülkemizde 1950’li yıllardan sonra hızlanan kentleşme olgusu ve bunu takip eden teknolojik ve ekonomik gelişmeler ile bunlardan kaynaklanan çevre koşulları değişmeleri kıyıların önemini arttırmış, kıyı alanları turizm ve rekreasyonel açıdan da giderek önem kazanmaya başlamıştır. 

Yer yer planlı, çoğu kez de plansız başlayan ve gelişme gösteren turizm, kıyı kesimlerinde doyma noktasına ulaşmış ve birçok bölgede çekiciliğini yitirme noktasına gelmiştir. Kıyılardaki bu gelişim yoğun yapılaşma ve çevre üzerine ağır yükler getirmiştir.

Ülkemizde bunun canlı örneklerinden biri Mersin-Silifke kıyı kesiminde görülmektedir. 1970’li yıllarda plansız bir şekilde başlayarak gelişme gösteren kıyı kesiminde ikinci konutlar, kamu kuruluşları eğitim tesisleri ve diğer tesislerin miktarı 1975’de 11 adet iken, 1984’de % 572’lik bir artışla 63’e, 1987 yılında ise % 257 artarak 162’ye ulaşmış olduğu ortaya çıkmaktadır. Günümüzde ise kıyı şeridi 10-15 katlı ve 1000 haneli tatil siteleri ile dolmuş olup, yapılaşmaya uygun olmayan kesimler doğala yakın olarak kalabilmiştir. 

Son 25 yıl içerisinde, bölgenin kıyı bandında olumsuz yönde bir gelişmenin olduğu ve kıyı alanlarının çekiciliğinin azaldığının izlenmesi yanında, iç sularda da birçok yanlış uygulamaların yer aldığı ve bazı kamu kuruluşları ile çıkar gruplarının çatıştığı görülmektedir.

Bu çalışmada, Doğu Akdeniz kıyı kesiminde yer alan gelişmelerin bir envanteri yanında, ekolojik temele dayanmadan planlanmış gelişmelerin analizi ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri incelenerek, turizm ve rekreasyonel amaçlı kıyı kullanım yönetimi açısından temel prensiplerin ortaya konulmasına çalışılmıştır.
 
 



Göksu Deltası’nda Tarımsal Kimyasalların Kullanımı

Prof. Dr. Türker ALTAN1, Gülay ÇETiNKAYA2

1 Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330 Adana.

Faks, Tel: 0 322 224 63 24, E-Mail: taltan@pamuk.cc.cu.edu.tr

2 Peyzaj Yük. Mim. Gülay Çetinkaya, 

E-Mail: seker@pamuk.cc.cu.edu.tr

Çukurova Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma Merkezi 01330 Adana. Faks+Tel: 0(322) 338 63 61
 
 

Özet

Bu araştırma Göksu Deltası Özel Çevre Koruma Bölgesi tarım alanlarında kullanılan tarımsal kimyasalların çeşit ve miktarlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır.

Çiftçilerin ürün bazında kullandıkları tarımsal kimyasalların çeşit ve miktarlarını belirlemek için öncelikle bölge İlaç Bayileri’nden çiftçilerin ürün bazında tercih ettikleri kimyasalların çeşitleri belirlendikten sonra, tarımsal kimyasalların ürün bazında kullanım miktarlarını belirlemek için de bölge çiftçilerinden 250 kişi ile anket yapılmıştır.
 
 


Karasu (Sakarya Deltası) Kıyılarının Arazi Kullanımı Ve Uygulama Sorunları

Prof.Dr. Barış MATER, Dr. Hüseyin TUROĞLU

İ.Ü.Edb.Fak.Coğ.Bölümü, Fiziki Coğ.Anabilim Dalı, Vefa - İstanbul
 
 
 
 

Özet

Kabaca Sakarya deltası ve yakın çevresinin kıyı kuşağını içine alan çalışma alanı, sahip olduğu doğal çevre özellikleri itibarı ile son derece ilginç bir sahadır. Ancak beşeri ve sosyo-ekonomik faaliyetlere bağlı olarak gelişen hatalı arazi kullanımı, bölgede üzerinde ciddi boyutlarda çalışılmasının zorunlu hale geldiği bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Sakarya deltası ve yakın çevresi kıyı kuşağının morfolojik özellikleri dikkate alındığında, gerçekten turizim faaliyetleri için yüksek bir arazi potansiyeli olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak arazi potansiyeline uygun turizm türü, kapasitesi ve planlamasının yapılması, bu sahanın değerlendirilmesi ve sahadan uygun şekilde faydalanmada büyük öneme sahip, dikkat edilmesi gereken bir zorunluluktur. Turizm faaliyetlerinin dışında şehirsel aktiviteler, tarımsal faaliyetler, hatta sanayi faaliyetlerinde, araziden faydalanmada gerekli etüd ve planlama zorunluluğu, çalışma alanının sahip olduğu fiziki özelliklerinin kalıcılığı ile doğrudan ilgilidir.

Yukarıdaki amaç doğrultusunda, GIS (Geographical Information Systems) metodolojisi kullanılarak belirlenen alanın mevcut arazi kullanımı çalışılmış, elde edilen bilgiler GIS IDRISI software ortamında haritalanarak değerlendirilmiş, üretilen konulara ait haritalar overlay edilerek arazi kullanımındaki hatalı uygulamalar ve problemlerin tesbiti yapılmıştır. Ayrıca bu çalışma ile sahanın ileriye dönük planlaması ile ilgili alternatif yaklaşımlarda da bulunulmuştur.
 
 


Bir Kıyı Kasabası, Kocahasanlı'da Arazi Kullanımındaki Değişim

Yrd. Doç. Dr. Süheyla BALCI AKOVA

İ.Ü.Edeb.Fak. Coğrafya Bölümü, Tel: 528 60 22 

Özet

Bilindiği üzere kıyılar, karanın denize açıldığı, insanın yaşamını sürdürmesi için ziraat, balıkçılık, sanayi, ticaret, turizm gibi birçok alanda faaliyet göstermesine imkan tanıyan, yüksek potansiyele sahip alanlardır. 0-250 m. arasında kalan düz ve hafif eğimli alanların ancak %10 olduğu ülkemizde 0-500 m. yükseltiye sahip alanlar %17.5, 500 m.nin üzerende yükseltiye sahip alanlar ise %82.5 oranındadır. Değerler de göstermektedir ki ülkemizin çok az bir bölümü besin ihtiyacımızı karşılayacak, tarıma dayalı olarak gelişen sanayiye hammadde temin edecek, ihracat imkanlarını yaratacak olan ziraat faaliyetleri için uygundur.Günümüzde kıyı alanlarında, zirai faaliyetler, turizm ve sanayi faaliyetleri birbirleriyle çatışmakta, kıyıların koruma-kullanma dengesinden uzak, yanlış ve bilinçsizce kullanımına sebeb olmaktadırlar. 8333 km. uzunluğunda kıyılara sahip olan ülkemiz, kıyı kullanımına dayalı büyük problemler yaşamaktadır. Ülkemizin sahip olduğu, çok fazla geniş olmayan, coğrafi şartlar bakımından yeğane özelliklere sahip, iklim-toprak özellikleri bakımından elverişli ziraat sahaları endüstrinin, turizme dayalı tesislerin, yerleşmelerin ve özellikle ikinci konutların istilası altındadır. Çalışma alanının da yer aldığı Mersin ve çevresindeki ovalar, sözü edilen tehlikeleri yaşamakta, özellikle ikinci konutların istilası altında çok hızlı bir değişime sahne olmaktadır. Sözkonusu mevki içinde böylesi bir değişimi yaşayan Kocahasanlı’nın da belirli tarihsel kesitler incelendiğinde önemli bir değişim yaşadığı gözlenecektir. 

İçel ili Erdemli ilçesine bağlı bulunan Kocahasanlı, Çukurova’nın batıya doğru daraldığı kısımda, hemen hemen ovanın bitiminde yer almaktadır. Kocahasanlı’nın da sınırları içinde bulunduğu geniş ve verimli araziler gerek sanayi tesisleri gerekse yerleşme ile dolmaktadır. İşte bu bağlamda Kocahasanlı’da araziden yararlanma dikkate değer bir portre çizmektedir. Verimli toprakların bulunduğu çok sınırlı olan düz alanlar sitelerin ve ikinci evlerin kullanışına geçmekte, diğer taraftan hemen ardında devam eden taşlık, kayalık arazi çeşitli işlemlerle kullanıma açılmakta, tarıma tahsis edilmektedir. On senelik bir gözlemle arazinin kullanım sınırlarının ne şekilde değiştiği arazi kullanım haritasında oldukça açık bir şekilde görülmektedir. 1986’da, (ki bu tarihte de kıyıda siteler inşaa edilmeğe başlamıştır.) kullanım dışı ve verimsiz olan alanlar, on senelik bir süre içersinde önemli yatırımlarla, verimli hale dönüştürülerek zirai kullanıma açılmıştır.

Bu çalışmada 1/1000’lik ve 1/5000’ lik haritalarda, 1986 ve 1996 tarihlerinde arazinin halihazır kullanım biçimleri, arazi tetkik edilerek işlenmiştir. Ana çalışmayı destekleyecek, değişimi vurgulayacak şekilde, geçmişteki kullanılış biçimleri ve kullanışı etkileyen faktörler de açıklanmağa çalışılmıştır. Bu faktörlerden, arazi yapısı, iklim gibi fiziki faktörlerin arazi kullanımını ne ölçüde etkilediği, daha da önemlisi beşeri faktörlerden (insan, teknoloji, pazar-pazarlama, ulaşım, kredi) ne derece etkilendiği, bu bölge örneğinde net olarak görülebilmektedir.
 
 



Kültürel Varlıklar
 
 
 
 

Antik Çağda Ege Limanları - Dünü ve Bugünü

Doç.Dr. Engin NURLU1, Rüya YILMAZ2,

Zeynep AKARSU3, Prof.Dr. Ümit ERDEM4,

Prof.Dr. Münir ÖZTÜRK5

Ege Üni.Zir.Fak. Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova, İzmir

Tel: 0 232 3880110/1417-2616, Fax: 0 232 3881864

1 E-mail: nurlu@ziraat.ege.edu.tr, 2 E-mail: ryilmaz@ziraat.ege.edu.tr

3 E-mail: akarsu@ziraat.ege.edu.tr,4 E-mail: erdem@ziraat.ege.edu.tr

5 E-mail: nurlu@ziraat.ege.edu.tr
 
 
 
 

Özet

Antik Çağda Batı Anadolu kıyılarına bir göz atılırsa, Troya Savaşlarından sonra kurulan Aiol, İon ve Dor kentlerinin hemen hepsi birer liman kentiydi. Örneğin Phokaia (Foça), Smyrna-Tepehöyük (İzmir-Bayraklı), Klazomenai (Urla), Miletos (Balat), Myus (Avşar Köyü) gibi bazı kentler küçük bir yarımada üzerinde yerleşmişken, Heraklia, Ephesos (Efes), Priene (Güllübahçe) gibi kentler de kıyı kentleri durumundaydı. Günümüzde tarihi ve arkeolojik kalıntılarına rastlanan bu kentlerimizin çoğu, ırmaklardan gelen alüvyonlarla limanları doldurularak Ege Denizi kıyılarından uzaklaşmış durumdadırlar. Adalar ise, ovaların ortalarında birer tepe oluşturmuşlardır. Ege Bölgesi’nde Büyük Menderes (Meandros) ile Küçük Menderes (Kaystros) ırmakları çok eski çağlardan beri alüvyon biriktirerek büyük birer delta oluşturmuşlardır. Zamanla büyüyen Büyük Menderes Deltası, antik Latmos Körfezi’nin önünü kapatmış, Priene kentine kadar sokulan 300 km² den büyük körfezi doldurmuş ve bugünkü Bafa Gölü’nü oluşturmuştur. Körfezin doğu kıyısında yer alan bir liman kenti olan Herakleia, bugün Bafa Gölü kıyılarında kalmıştır. Ephesos kenti ise, Küçük Menderes (Kaystros) ırmağının getirdiği alüvyonlarla limanı denizden uzaklaşmış kentlerimizden biridir. Ayrıca bu yörelerde, güncelliği açısından büyük öneme sahip biyolojik zenginlikleri barındıran milli parklar kapsamına alınmış alanlar da bulunmaktadır. Örneğin Büyük Menderes Havzasında olduğu gibi. Diğer yandan Ephesos ve çevresinde bulunan bataklık alanları ise, ikinci konutların inşaatı sonucunda büyük bir baskıya maruz kalmış durumdadır. Bu baskılar sonucunda biyolojik zenginliklerimiz giderek kaybolmaktadır.
 
 


Turizm
 
 
 
 

Rekreasyon Amaçlı Kıyı Koruma Önlemleri

Doç.Dr. Delya SPONZA, Yük.Müh. Deniz DÖLGEN

Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi

Çevre Mühendisliği Bölümü, 35100 Bornova / İzmir

Tel: 0-232-388 78 66 , Fax: 0-232-388 21 08

E-mail: Dölgen@Izmir.eng.deu.edu.tr
 
 

Özet

Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizin yaklaşık 8252 km'lik sahil şeridi boyunca irili ufaklı 250 civarında yerleşim birimine sahip olması, turizm ve rekreasyon amaçlı kullanımına imkan tanırken diğer yandan da büyük bir çevre kirliliği problemi ile karşı karşıya kalınmasına yol açmıştır. Özellikle denize girilen turistik bölgelerin çevre kirliliği açısından durumunun değerlendirilmesi, kirlenmiş bölgelerde bir an önce gerekli önlemlerin alınarak kirliliğin daha da artmasının engellenmesi, henüz kirlenmemiş kıyıların ise bu anlayıştan hareketle korunması ve bu amaca yönelik denetimlerin sürdürülmesi ve sıklaştırılması gerek halk sağlığının ve gerekse de doğal kaynakların korunması açılarından çok önemli olmaktadır.

Turistik kıyılarımızda kirliliğin artışı genelde, buralardaki otel, tatil köyleri vb. birimlerde arıtma sistemlerinin olmaması, ev gibi müstakil yerleşimlerin foseptiklerde sızdırmazlığın sağlanmaması, yada iyi niyetle yapılmış olan arıtma tesislerin mevcut işletme politikaları sonucu çalıştırılamaması problemleri ile plajlarda denize giren insanlardan kaynaklanlanan mikrobiyolojik kökenli kirliliklerden oluşmaktadır. 

Sunulan çalışma kapsamında kıyılarda gerek ticari gerekse de özel müesselerin oluşturduğu / veya oluşturabileceği çevre sorunlarına dikkat çekilmiş olup; bu kapsamda mevcut arıtma tesislerinin farklı nedenlerle oluşturdukları problemler ile insan faaliyetlerinden kaynaklanan kirlilikler irdelenmiştir. Ayrıca ülkemiz kıyılarının doğal güzellikleri neticesi sahip olduğu değerler turizm açısından avantaj sağlamakla beraber istenmeyen çevre sorunları da yaratmış olduklarından bu kaynaklarımızın korunması için şu ana kadar yapılanlar ve gelecekte yapılması gerekenler tartışılmıştır.
 
 


Kıyılara Turizmin Baskısı ve Korumanın Yeterliliği

Doç. Dr. Bahar ZAFER1, Prof. Dr. Aydın GÜNEY2

1 E.Ü. Ziraat Fak. Peyzaj Mim.Böl., 388 40 00 - 1417, Faks: 388 18 64

2 E.Ü.Ziraat Fak. Peyzaj Mim. Böl., 388 40 00-1416, Faks: 388 18 64

E-posta: Güney@ziraat.ege.edu.tr

Özet

Türkiye’de kıyılar; önceleri, değişen yaşam biçmine bağlı olarak gelişen turizm anlayışı sonucu insan akımına uğrayıp, turizm ve rekreasyon amaçlı yapılaşmaya maruz kalmış, daha sonraları ise ratn hırsı ve yatırım telaşı insanları, doğal ve kültürel bir kaynak olan kıyıların hızla tahribine itmiştir. Ülkemiz kıyılarının dış turizm için de önemli kaynakları içinde bulundurması, bu tahribatı destekleyici önemli bir etmen olmuştur. Bu olumsuz gelişmeyi engellemede, ne yazıktır ki yasalar, denetim ve uygulama eksikliği nedeniye yetersiz kalmaktadır. Tarımsal yaşam ve balıkçılık gbi geleneksel yaşam biçimlerinin yıllarca sürdürülmüş olduğu kıyılarımız, taşıma kapasitesinin üzerinde turizm amaçlı yapılanmaya dönüşerek değişime uğramıştır. Halen de hızla uğramaya devam etmektedir. Bunu önlemede, kıyı yönetim açısından ivedi kararlar alınarak kararlı bir şekilde uygulamaya konmasının önemi büyük olacaktır. 
 
 



Kıyılarımızda Ekoturizmin Geliştirilmesinde "Kentsel Tasarım"ın Rolü

Doç. Dr. Nihal ŞENLİER

G.Ü. Mim. Fakültesi, Şehir Böl. Pl. Bölümü, Maltepe/Ankara, 

Tel : (312) 231 74 00 / 2748, Faks : (312) 230 84 34

E-Posta : nihal@mikasa.mmf.gazi.edu.tr

Özet

Ülkemizde kıyı alanlarında turizm yoğun gelişmelerin yarattığı nitelik erozyonu yadsınamaz bir gerçektir. Bu nitelik erozyonu günümüzde çeşitli platformlarda oldukça geniş bir yelpazede tartışılmakta ve çözüm arayışları içinde, “ekoturizm” olgusu önemle ortaya çıkmaktadır. Ekoturizmi geliştirebilmenin önemli bileşenlerinden (ve keza araçlarından) biri ise kıyı yerleşmelerinin planlaması ve tasarımıdır.

Bildiride öncelikle ekoturizm olgusu ve buna dayalı turizm gelişmeleri kavramsal olarak ele alınarak ülkemiz kıyı alanları için ekoturizm modelinin uygulanabilirliği ve önemi ortaya konmaktadır. Bu bağlamda ekoturizme yönelik planlanacak, turizm yerleşmelerinin, (konaklama ve hizmet kapasitelerinin artırılmasında) tesis ve limanların, kamu mekanlarının vb. lerinin geliştirilmesi için kentsel tasarımın katkısı ve ne denli önemli bir araç olduğu açıklanmaktadır.
 
 


Kıyı Turizmi ve Orman İçi Dinlenme Yerleri

Yılmaz SAKARYA

Orman Yüksek Mühendisi, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü, Orman İçi Dinlenme Yerleri Dairesi Başkanlığı Plan ve Proje Şube Müdürü, OGM Tesisleri 11 Nolu Bina Gazi / ANKARA

Tel: 0312 221 26 92, Fax: 0312 222 51 40 

Özet

Orman alanları sahip oldukları doğal kaynaklar nedeniyle, çok zengin bir rekreasyonel aktivite çeşitliliğine sahiptir. Bu aktivitelerin bir bölümünü oluşturan piknik ve kamp alanlarının, orman ve orman rejimi içerisindeki alanlarda düzenlenme yetkisi de yasalarla Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir. 1956 yılından günümüze kadar gelen süreç içerisinde ülkemiz ormanlarında 428 adet Orman İçi Dinlenme Yeri (piknik ve kamp alanları) tesis edilmiştir.

Özellikle kıyı bandında yer alan kamp alanlarımız, yaklaşık 4.000 çadır/günlük kapasiteleri ile turizm sektörü içerisinde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Kamp alanlarımızın tesis edildikleri orman alanlarında, doğal kaynak değerleri ve estetik özellikler hemen hemen hiç bozulmadan ve değerlerinden bir şey kaybetmeden varlıklarını sürdürebilmektedirler. Bu yönüyle, doğaya ve doğal kaynaklara saygılı bir kullanım şeklidir. Halbuki, turizm amaçlı konaklama tesislerinin oturduğu alanlar, bu tesislerin yapılmasıyla doğal özelliklerini büyük ölçüde kaybetmektedirler.

Bu sebeple, kıyılarda alan kullanım kararları alınırken, yapı yoğun turistik tesisler yerine kamping veya düşük yoğunluklu piknik kullanımlarına yer verilmesi, doğal kaynakların korunması, estetik değerlerin devamlılığının temini yönünden gerekli olmaktadır. 
 
 


Kıyı Turizminin Planlamasında Ekolojik Mimarinin Önemi

Prof. Dr. Ertuğrul DOĞAN1, Murat Aykaç ERGİNÖZ2

1 İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmesi Enstitüsü,

Müşkile Sok. No:1 34470 Vefa/ İstanbul, Tel: 0 212 514 03 67

2 A-12 Blok D:32 5. Kısım Ataköy / İstanbul, 

Tel: 0 212 559 48 73 , Faks: 0 212 542 57 10 
 
 

Özet

Genel anlamıyla Ekoloji, doğa bilimi demektir. Şu sıralarda doğa medeniyet tarafından her yandan saldıraya uğramış durumda. Bu saldırılar, insanı yaşaması gereken uyumlu, ortamdan yoksun bırakmaktadır. Burada sorumluluğun büyüğünü bizzat mimarların kendileri yaşıyorlar. Doğayla kucak kucağa,ondan kopmadan yaşayan yerler yaratmayı amaçlayan mimarlık anlayışına Ekolojik Mimari diyoruz. Sanayileşme ile birlikte yaşam hızının artması yeni bir takım gereksinimler ortaya çıkarmaktadır. Bu gereksinimlerin en önemlilerinden biri de rekreasyon ve turizmdir. Giderek artan nüfusun yoğunlaşan kent ortamında ortaya çıkardığı bunalımlar, teknolojinin neden olduğu ruhsal yorgunluklar ve aşırı kirlenme ile gün geçtikçe azalan insan doğa insan ilişkisi açık olan gereksiniminin artmasına neden olmaktadır. Yorucu ve yoğun kent ortamından kaçan insanların ormanlara, deniz kıyılarına, kırlara gitmelerine karşılık, kırsal alanlardaki küçük kent ve kasabaların insanı, tatilllerini şehirler de geçirmek özlemini duymaktadır. Bu talep, kıyı kentlerimize yoğun bir akım yaratmıştır. Turistik tesisler ve ikinci konut dediğimiz yazlık evler, sitelerin oluşmasına neden olmuştur. Bu değişim kıyıların ekolojik dengesini bozmuştur. Arıtma tesisi olmayan binlerce kooparatif siteleri veya turistik tesisler kirli su atıklarını denize boşaltmaktadır. Kıyıların dengesinin bozulması orada yaşayan deniz ürünlerinin ve canlılarının yok olmasına neden olmuştur. Özellikle denizin bilinçsiz bir şekilde doldurulması ekolojik dengeyi altüst etti. Mimari de bu yozlaşma devam etti ve yapılan binlerce konut ve turistik tesis kıyılarımızı birer beton yığını haline getirmeseydi, kıyılarımız bu kadar bozulmazdı. Elimizdekileri yakın yıllarda kaybetmişiz ve kaybetmekteyiz. Ama hala kullanabileceğimiz epeyce bir mirasımız var. Bari bunlara sahip çıkalım. 
 
 



Kıyı Turizmi Yatrımlarında Ekonomik ve Çevresel Boyutlar

M. GÖKDALAY1 ve Doç. Dr. A. C.Yalçıner2

1 Türkiye Kalkınma Bankası, Proje II Turizm Müdürlüğü, Necatibey Cad. No:9, Ankara. Tel:0 312 231 84 00/1121, Faks: 0 312 231 31 25

2 ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Limn Mühendisliği Araş. Merk. 065531 Ankara. Tel . 0 312 210 54 38, Faks : 0 312 210 14 12

E-posta: yalcıner@metu.edu.tr

Özet

Kıyı turizminde, ayrıntılı planlama yapılmadan, ya da yapılmış planlara uyulmadan, sadece ekonomik getiriler gözetirilerek yapılan yatırımar, sonraki aşamalarda kıyısal çevreyi, geri dönülmeyecek düzeyde olumsuz biçimde etkilemeye başlamıştır.Teşvik tedbirleri, krediler ve primlerle yatak kapasiteleri artırılarak döviz girdilerindeki artış sağlanmıştır. Kıyı turizmine ilişkin tesislerin yarattığı olumsuz çevresel etkilerin döviz karşılığı değeri, hiçbir zaman bu bütçe içinde yer almamıştır.Gerçekte, bu olumsuzlukların maddi karşılığı olarak önemli düzeyde döviz kaybı bulunmaktadır.

Sunulan çalışmada, Türkiye'deki kıyı turizmine ilşkin sorunlar açıklanmış, geçtiğimiz dönemlerdeki planlama, projelendirme ve teşvik politikaları irdelenmiş, bu politakal sınucu gözlenen gelişmeler değerlendirilmiş, bu gelişmelerin kıyılara yaptığı çevresel etkiler örneklerle gösterilmiş, bu etkilerin nedenleri arasında yer alan planlama ve teşviklerle ilgili politakal, projelendirme ve işletme ile ilgili uygulamalar ayrı ayrı tartışılmış, çözüm önerileri sunulmuştur.
 
 



Lagünler
 
 
 
 

Doğu Akdeniz’de 4 Lagün: Akgöl-Paradeniz, Akyatan-Tuzgölü

Fulya YÜCESOY-ERYILMAZ1,

Dr. Mustafa ERYILMAZ2

1 İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fak Deniz Teknolojisi Müh. Böl. 80626 Maslak / İstanbul, Tel: 0 212 285 63 88, Faks: 0 212 285 64 54 

2 DzKK Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Çubuklu / İstanbul 

Özet

Doğu Akdeniz’de Çukurova deltasındaki Akyatan ile Tuzgölü lagünleri ve Göksu deltasındaki Paradeniz ile Akgöl lagünleri bu çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Bu dört lagün zaman içinde nehirlerin, kanalların, denizin, buharlaşmanın etkisi ile şekil ve boyut değiştirmektedir. Girdiler çökel, tatlı ve tuzlu su olurken, buharlaşma yaz mesimindeki kaybı oluşturmaktadır. Lagünlerdeki tatlı ve tuzlu su dengesi mevsimsel ve uzun dönemlerde değişebilmektedir. Bu değişim lagünlerde yaşayan makro ve mikro organizmaların miktarlarını ve yayılımını etkilemektedir. Lagünlerin tabanlarından alınan yüzey örneklerinde, tane boyu dağılımı, toplam CaCO3 ve organik karbon değerleri hesaplanmıştır. Çakıl boyu tanelerin pelesipod, gastropod ve bitkiden oluştuğu gözlenirken, kum boyu tanelerdeki mikroskop çalışmasında pelesipod, gastropod, ostrakod, foraminifer, karofita, bitki, terrijenik taneler, kalkarenitik taneler sınıflandırılmıştır. 
 
 



Yumurtalık-Dalyan Çamlığının Ekolojik Çeşitliliği

Yrd.Doç.Dr. K. Tuluhan YILMAZ1, Hakan ALPHAN2

ÇÜZF Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330 Balcalı, Adana

Tel : 338 65 45, Fax: 338 61 89, 

1 E- mail: tuluhan@pamuk.cc.cu.edu.tr

2 E- mail: alphan@pamuk.cc.cu.edu.tr

Özet

Bu çalışmada, ülkemizin güney kıyısında yer alan Yumurtalık Lagünü ve lokal olarak yerleşmiş Halep çamı topluluğu ekolojik ve biyolojik çeşitlilik açısından ele alınmıştır. Alan, Türkiye'de sınırlı yayılış gösteren bu türün (Pinus halepensis Mill.) doğal olarak bulunduğu ender bir kıyı alanıdır. Tuzcul vejetasyon ile kaplı bataklıkların çevrelediği bu kıyı ormanı topluluğu, bölgenin potansiyel bitki örtüsünü bulundurması açısından da değer taşımaktadır. Alanın bitki örtüsü, sulak alanlara bağlı avifauna başta olmak üzere, önemli bir yaban hayatı habitatını oluşturmaktadır. Nesli tehlike altında bulunan Caretta caretta ve Chelonia mydas türü deniz kaplumbağaları, bu kıyı alanında görülmektedir. 1994 yılında Tabiatı Koruma Alanı ilan edilen bu özgün kıyı alanı, halen planlı bir koruma rejimine kavuşturulamamıştır. Orman örtüsünün tahribinde en önemli etken olan otlatma, yoğunluğunun azalmasına rağmen halen sürdürülmektedir. Alanın kontrolsüz kullanımı, alt örtüdeki maki vejetasyonunun gerilemesine neden olmuştur. Kapalılığın azalması sonucu, ruderal türlerin de katıldığı tuzlu çayırlar baskın duruma geçmiştir. Koruma statüsünden sonra uygulanması düşünülen planlama önlemlerinin başında “ağaçlandırma” gelmektedir. Bu amaçla yapılacak çalışmalarda yöreye özgü elementler dışında hiçbir bitki türü alana taşınmamalıdır. Dikkat edilmesi gereken diğer bir potansiyel tehdit ise, tarımda kulanılan kimyasallardır. Toksisite ve ötrofikasyona neden olabilecek bu kullanım araştırılmalı ve düzenlenmelidir. İskenderun Körfezi’ne yakınlığı nedeni ile petrol taşımacılığının yarattığı tehtidin yanısıra, lagünde uygulanmakta olan balıkçılık yöntemleri de gözden geçirilmelidir.
 
 



Köyceğiz-Dalyan Estuarin Ekosisteminde Tuzluluk Tabakalaşması

Didem OĞUZKURT, Nilgün KAZANCI

Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji ABD, Beytepe, 06532 ANKARA

Özet

Köyceğiz Gölü termal ve soğuk karstik orjinli sulara sahip olan meromiktik bir göldür. Göl ve Akdeniz arasındaki bağlantıyı yaklaşık 14 km. uzunluğunda olan bir kanal sistemi sağlamaktadır. Köyceğiz-Dalyan kanal sistemi Köyceğiz Gölü’nden gelen miksohalin su kütlesi ile Akdeniz’den gelen tuzlu suya sahiptir. Kanaldaki su kütlesi, kimyasal kompozisyonları farklı su tabakaları içerir. Bu nedenle su kütlesi yoğunluğa bağlı olarak vertikal tabakalaşma gösterir. Bu genel yapısı ile kanal estuarin ekosistem olarak incelenmiştir.

Bölgede su sistemini tanımlayacak şekilde Ağustos1991-Eylül 1992 tarihleri arasında altı örnekleme noktası seçilmiştir. Örnekleme döneminde yapılan klorid iyonu analiz sonuçlarından faydalanılarak tuzluluk hesaplanmıştır.Bu sonuçlara göre Köyceğiz-Dalyan estuarin ekosistemi, pozitif estuari olup üç farklı estuarin tabakalaşma tipine sahiptir. Ekosistemde bulunan bentik makroinvertebrat türleri ve dağılımlarının ortamdaki tuzluluk değişimlerine bağlı olduğu (X2) Ki-kare analizi ile doğrulanmıştır.
 
 



Tarımsal Kaynaklı Lagün Kirlenmesi

Prof. Oktay ERBATUR, Erdal KUŞVURAN,

Prof. N. Gaye ERBATUR

Çukurova Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü,

Adana 01330, Tel: 0 322 338 60 81, Faks: 0 322 338 60 70 

E-mail: erbatur@pamuk.cc.cu.edu.tr
 
 

Özet

Akyatan Lagününde saptanan beş değişik örnekleme istasyonundan aylık periyodlarla su örnekleri alınmıştır. Örnekleme noktalarında suyun sıcaklığı, derinliği, çözünmüş oksijen miktarı, tuzluluk ve elektrik iletkenliği ölçülmüştür. Laboratuvarda su örnekleri EPA’nın ilgili yöntemleri ile pestisit analizlerine tabi tutulmuştur. Ayrıca su örneklerinde AOAC’nin ilgili yöntemleri ile BOİ ve KOİ ölçümleri ve nitrat, nitrit ve fosfat analizleri gerçekleştirilmiştir.

Lagün suyundaki yüksek çözünmüş oksijen değerleri ve buna karşı oldukça düşük nitrit, nitrat ve fosfat değerlerinin nedenleri, sucul bitkilerin ve fitoplanktonların etkin fotosentez faaliyetleri ile açıklanmıştır. Buna karşın, lagünün organik maddelerle ve özellikle pestisitlerle kirlendiği saptanmıştır. p,p’-DDT, aldrin ve dicofol çok yüksek değerlerde saptanırken, bunlardan ilk ikisinin sırasıyla 1985 ve 1979 da Türkiye’de kullanılmalarının yasaklandığının da vurgulanmasında yarar görülmüştür. Bu pestisitlerin suda saptanan miktarlarının çoğu kez sudaki çözünürlüklerinden çok daha fazla oldukları görülmüştür. Organoklorlu bu pestisitlerin suda çözünmüş halde veya kolloid ve asılı katı madde formlarındaki hümik maddelere ve killere adsorbe olmalarının bilinmesi, bu gözleme açıklık getirmektedir. Saptanan pestisit miktarlarının bir çoğunun balıklara akut toksik etki yaratacak sınırların üstünde olmasına rağmen, bu tür bir gözlem yapılmamasının nedeni de yine aynı adsorpsiyon olayı ile açıklanabilir. Pestisit adsorbe olmuş hümik maddelerin ve killerin balıklar tarafından tüketilmedikleri sonucuna varılmıştır.
 
 



Dalyanlardaki Balık Populasyonuna 

Su Seviyesi ve Meteorolojik Değişimlerin Etkileri

M.Tolga TOLON1, Doç.Dr. Osman ÖZDEN2

Aykut CİHENİR3

E.Ü Su Ürünleri Fakültesi, Yetiştircilik Bölümü, Bornova, İzmir

1 E-mail: tolon@sufak.ege.edu.tr

2 E-mail: ozden@sufak.ege.edu.tr
 
 

Özet

Rüzgar, yağmur, gel-git, atmosferik basınç farkları gibi meteorolojik etkiler ve deniz içi oluşumlara bağlı deniz seviyesi değişimlerinin özellikle kıyısal dalyan alanlarının su kütlesini büyük değerde etkilediği bilinmektedir.

Bu çalışmada E.Ü Su Ürünleri Fakültesi’ne ait SÜFA (Homa) Dalyanı’nda 1996 yılı üretim sezonu olan Haziran - Aralık ayları arasında deniz seviyesi değişimlerinin dalyan alanı su kütlesinin tuzluluk, sıcaklık gibi bazı fiziko kimyasal özellikleri ve dalyan bölgesindeki balık populasyonu üzerine etkileri incelenmiştir.

Elde edilen bulgulara göre su değişimini yalnızca deniz yönünde sağlayan SÜFA Dalyanı’nda denize ait hidrografik oluşumların, dalyan içindeki su sıcaklığı ve tuzluluğu gibi su ürünleri için önem taşıyan parametreleri ve balık dağılımını büyük ölçüde, balık verimini ise dolaylı olarak etkilediği saptanmıştır.Deniz seviyesi değişimleri dalyanların verimi, su kalitesinin iyileştirilmesi ve aktif üretimin organisazyonu açısından önemli belirleyici etkenler arasında yer almaktadır.
 
 



Kirlenme
 
 
 
 

Karadeniz Bölgesi Kıyı Şeridinin Plaj ve Yüzme Suyu Envanter Değerlendirmesi

Yd.Doç.Dr. H. Böke Özkoç1, Yd.Doç.Dr. G. Bakan2

Prof.Dr. H. Büyükgüngör2

Prof.Dr.O.N. Ergun2, Ö. Akdağ3, Y. Çelebi3

1 Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 55139, Kurupelit/Samsun. 

Fax: 0 362 457 60 35, Tel: 0 362 457 60 00/ 2830-2823,

2 Tel: 0 362 457 60 00 / 2821-2822, 3 Tel: 0 362 457 60 00 / 2774
 
 

Özet

Dünya yüzeyindeki deniz ve göl kıyıları çok değişik amaçlar için geniş ölçüde kullanılmaktadır. Gelişen toplumların yarattığı çevre kirliliği sorunları da kişileri birçok değişik probleme karşı aynı ölçüde farklı çözümler bulmak zorunda bırakmıştır. 

Bu amaçla Karadeniz Çevresinin Karakökenli Kirlenmeden Korunması Protokolü çerçevesinde yürütülen çalışma kapsamında Karadeniz kıyı şeridinde bulunan yüzme suyu ve plajların envanteri 1995 yılında yapılmıştır. Yüzme suyu ve plaj envanterleri "Yüzme Suyu ve Plaj Kalitesinin İzlenmesi, Değerlendirilmesi" klavuzuna göre gerçekleştirilmiştir (WHO, 1995).

Karadeniz'de kıyısı bulunan 14 ilden plaj kapsamında 74 plaj belirlenmiştir. WHO 1995'e göre düzenlenen plaj kayıt formları, belirlenen plajlarda doldurulmuştur. Belirlenen plajların yüzme suyunda fiziksel, meteorolojik (yüzme suyu rengi, su geçirgenliği, çöktürme, su ve hava sıcaklığı), görünür kirlilik (yüzme suyunda ve kıyıda yağ/katran, köpük, çöp alg), mikrobiyolojik parametreler (E. Coli ve F. Streptokok) ve kimyasal parametreler (fenol, pH, BOD5) incelenmiştir. 

Plaj kayıt formları ile yüzme suyu mikrobiyolojik ve kimyasal özellikleri birlikte değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme plajların sınıflandırılması ile tamamlanmıştır. Plajların sınıflandırılmasındaki amaç, sahil kuşağı yönetimi için bir temel oluşturmak ve yüzme suyu kalitesinin iyileştirilmesi için problemlerin belirlenmesi ve bunların giderilmesidir. 

Karadeniz Bölgesinde bulunan plajların genellikle yüzme suyu kalitesi açısından iyi kaliteli fakat aralarında güvenli olmayan plajlar olduğu sonucuna varılmıştır
 
 


Atıksuların Deniz Deşarjı Sistemleriyle Uzaklaştırılması ve

Türkiye Özelinde İncelenmesi

Deniz DÖLGEN1, Prof. Dr. M.Necdet ALPASLAN2

Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 35100 Bornova/İzmir., Tel: 0-232- 388 78 66,

Fax: 0-232-388 21 08, 1 E-mail: Dölgen@Izmir.eng.deu.edu.tr

2 E-mail: Alpaslan@Izmir.eng.deu.edu.tr
 
 

Özet

Denize kıyısı olan yerleşimlerde, evsel ve endüstriyel atıksuların, arıtma tesisleri yerine daha basit ve ekonomik olan deniz deşarjı sistemleri ile uzaklaştırılması tercih edilmektedir. Özellikle açık denizler sahip oldukları yüksek özümleme kapasitesi nedeniyle atıksuların ileri derecede tasfiyesine gerek olmadan deşarjına olanak vermektedir. Bu nedenle deniz deşarjı sistemleri özellikle gelişmekte olan ülkeler için (Türkiye gibi) uygun bertaraf yöntemi olarak benimsenmiştir. Bunun yanısıra kıyı bölgelerinin ağırlıklı olarak turistik amaçlı kullanımı (otel, motel, tatil köyü ve tatil siteleri vb.) neticesinde bu gibi yerleşimlerde arazi fiyatlarının çok yüksek olması, mevcut arıtma tesislerinin çeşitli nedenlerden ötürü başarılı olarak işletilememesi ve mekanik faaliyetler neticesi potansiyel gürültü riski ve görsel nedenler sahil yerleşimlerinde deniz deşarjı sistemlerinin tercih edilmesine neden olmaktadır. 

Diğer yandan, deniz deşarjı sistemlerinin özellikle yer seçiminin teknik olarak uygun yapılmadığı durumlarda, kirletici parametrelerin deniz ekosisteminde akümülasyona yol açabileceği ve ekolojik denge üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği gözardı edilmemelidir. Akdeniz ve Karadeniz gibi kapalı denizlere bugüne kadar kontrolsüz biçimde verilen atıksular bugün ciddi probler ile karşı karşıya kalınmasına ve bazı yerlerde acil önlem planlarının işletilmesine neden olmuştur. Konunun son derece güncel ve tartışmaya açık olması sebebiyle sunulan bildiri kapsamında, öncelikle tartışmalı konulara katkıda bulunabilmek amacıyla önce kavramsal olarak deniz deşarjı sistemleri kısaca anlatılmaktadır. Daha sonra ülkemizde 1975'li yıllardan bu yana büyük oranda İller Bankası tarafından çeşitli ölçekte yapılan elli civarındaki deniz deşarjı uygulamalarına dikkat çekilmekte, bunlara dair kısa bilgiler verildikten sonra bugüne kadar olan uygulamanın olumlu olumsuz yönleri tartışılmakta ve öneriler getirilmektedir.
 
 


Soyu Tehlikedeki Türler
 
 
 
 

Biyoçeşitlilik, Tehlike Altındaki Türlerin Korunması

Fatma GÜNEŞ ERTEN

Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü

Yaban Hayatı Koruma Şube Müdürü, Gazi - Ankara

Tel: 0 312 221 17 69, Fax: 0.312 222 51 40
 
 

Özet

Asya, Afrika ve Avrupa arasında bir köprü konumunda olan Anadolu, biyolojik çeşitlilik açısından büyük bir tür zenginliğine sahiptir. Yurdumuzda 132 tür memeli, 450 tür kuş, 121 tür Tatlı su balığı, 390 tür Deniz balığı, 106 tür sürüngen tespit edilmiştir. 

Orman Bakanlığı’nca alan ve tür koruma çalışmaları sürdürülmektedir. Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’nce, 32 Milli Park, 32 Tabiatı Koruma Alanı, 11 Tabiat parkı, 54 adet Tabiat Anıtı, 116 adet Yaban Hayatı Koruma Sahası, 24 adet Yaban Hayvanı Yerleştirme Alanı ve 40 adet Yaban Hayvanı Üretme İstasyonu tefrik ve tesis edilmiştir.
 
 


Türkiye’deki Deniz Kaplumbağaları ve Koruma Tedbirleri

Prof. Dr. İbrahim BARAN, 

Oğuz TÜRKOZAN, Çetin ILGAZ, Serdar SAK

D.E.Ü. Buca Eğitim Fak. Biyoloji Bölümü

Fax: 0 232 420 48 95
 
 
 
 

Özet

Deniz kaplumbağalarının Türkiye sahillerinde yuva yaptıkları kumsallardaki populasyonların araştırılmasına 1989 yılından beri devam edilmektedir. Bu araştırmalarımızda ilk olarak deniz kaplumbağalarının yuva yaptıkları kumsalların genel tespitinden sonra, 1991 yılından beride belirli kumsallardaki (Dalyan, Patara, Fethiye, Kızılot ve Belek) populasyon durumları daha detaylı olarak kesintili veya kesintisiz bir şekilde araştırılmıştır. 

Araştırmalarımız sonunda deniz kaplumbağalarına zararlı insan aktivitelerinin tespiti yapılmış ve ayrıca populasyonların üreme sezonunda fazla zarar görmemeleri için gerekli tedbirler belirlenmiştir. Belirlenen tedbirler doğrultusunda Dalyan, Patara, Fethiye ve Belek kumsallarında koruma çalışmaları uygulanmıştır. Hem bu tedbirlerin uygulanması, hem de araştırma ekiplerimizin üreme sezonundaki kesintisiz araştırmaları sayesinde kumsallarda denize ulaşan yavru sayılarının önemli ölçüde artışı sağlanmıştır. 

Bu bildiride deniz kaplumbağası araştırmalarımızın ve sonuçlarının daha iyi tanıtımını sağlayacak bilgiler bulunacaktır.
 
 


Türkiye’nin Önemli Akdeniz Foku Alanları; 

Kıyı Planlamacıları İçin Bir Rehber

Cem O. KIRAÇ, Yalçın SAVAŞ, 

N. Ozan VERYERİ, Harun GÜÇLÜSOY

AFAG Akdeniz Foku Araştırma Grubu 

SAD - Sualtı Araştırmaları Derneği - PK 420 Yenişehir 06444 Ankara

Tel: 0 312 240 05 78, Faks: 0 312 240 98 17

Özet

Akdeniz foku Monachus monachus (Hermann, 1779) yeryüzünde en kritik derecede tehlike altında olan canlılar arasında görülmektedir. Dünyada 423 ile 555 arasında bireyin kaldığı belirtilirken (IUCN, 1993) Türkiye nüfusu yaklaşık 50 bireydir. Bundan dolayı kıyılarında Akdeniz foklarının yaşayabileceği ve çoğalabileceği Türkiye bu nadir deniz memelisini korumak yönünde gereken önlemleri almak ve uygulamakta dünya üzerinde önemli sorumluluğa sahiptir. Ulusal mevzuatımız ve imzalanan uluslararası anlaşmalar da Akdeniz foku ve yaşam alanlarını korumayı gerektirmektedir. Ancak, özellikle 1980’den sonra Türkiye’de kıyı alanlarında yapılaşma, kötü planlama ve 1993 den sonra yetersiz ÇED raporlarına dayanarak kontrolsüz bir şekilde artmış ve bunun sonucunda Akdeniz foklarının direk bağımlı oldukları kıyı yaşam alanları ve diğer önemli deniz ve kıyısal ekosistem öğeleri ciddi şekilde bozulmuştur.

AFAG’ın ÖFA (Türkiye’nin Önemli Fok Alanları) çalışması, Türkiye’nin kalan kıyıları ve henüz büyük oranda dokunulmamış adalarındaki mevcut Akdeniz Foku Yaşam Alanları nı bir envanter ile ortaya koymaktadır. ÖFA çalışmasının nihai amacı, aynı zamanda önemli birer Akdeniz Foku Yaşam Alanı olan eldeğmemiş son kıyı alanlarının planlanmasında devletin ilgili kuruluşlarının başvuracağı bir rehber olmak ve ÖFA dahilinde plansız alt ve üstyapı kıyı projelerini engellemektir. 

1987 ve 1997 yılları arasında gerçekleştirdiğimiz toplam 116 saha çalışması ve 76 balıkçı topluluğu ile yapılan fok gözlem istihbarat çalışmaları, Akdeniz foklarının Türkiye kıyılarında 4 ana bölgede dağılım gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu bölgeler; Orta Karadeniz Sahilleri (Gerze-Sinop ile Ereğli-Zonguldak arası)

  1. Marmara (Güney sahilleri, Marmara Adaları ve Çanakkale Boğazı kıyıları)
  2. Ege (Saroz Körfezi ile Behramkale arası ve Dikili ile Kalkan arası)
Akdeniz (Kalkan ile Kemer arası, Hatay ile Samandağı arası ve Alanya ile Taşucu arası) Bu 4 alan içinde kalan önemli çekirdek alanlar makale içinde detaylı olarak verilmektedir.
 
 


Akdeniz Fokunun (Monachus Monachus) Korunması: Foça Koruma Alanında

Eğitim Programı

Marianne THEUNISSEN 1,2, Harun GÜÇLÜSOY 1,2

1 WWF Dünya Doğayı Koruma Vakfı - Foça Pilot Projesi

2 Sualtı Araştırmaları Derneği/ Akdeniz Foku Araştırma Grubu

(SAD/AFAG), PK 12 35680 FOÇA, Tel / Faks : 0 232 812 3062

Özet

Bilimsel araştırmalarda, halkın eğitilmesi çalışmalarının önemi ve yeri büyüktür. Doğa ile beraber yaşayan, doğal kaynakları kullanan, doğada eğlenen, doğaya bağlı olan insanoğlu, sonuçta doğayı etkilemektedir. Birçoğumuz, doğanın dengesi, doğanın gücü ve de doğanın hassasiyeti konusunda çok az bilgiye sahibiz. 

Foça Akdeniz Foku Koruma bölgesindeki halka yönelik, çevre ve doğa bilinçlendirme programı dahilinde çok çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Dia gösterileri, arazide bilgilendirme çalışmaları, tiyatro çalışmaları, sanat kullanımı, yabancı kaynaklı eğitim malzemelerinin kullanılması ve doğanın korunması, deniz sistemleri ve nesli tehlike altında bulunan Akdeniz fokları hakkında, Akdeniz fokuna yönelik tehtidler ve doğanın devamlılığı hakkında doğaya karşı bir sevgi oluşturmak ve doğaya karşı ilgi arttırmaya yönelik toplantılar ve tartışmalar düzenlenmiştir. Bu çalışmalar ile eğitim programları denenmiş, değerlendirilmiş ve halen da gelişme aşamasında çalışmalar devam etmektedir.

Foça'da bulunan turizm acentaları, turist rehberleri, turistik işletme sahipleri ve yöneticileri ile her yıl irtibata geçilerek turistleri ve halkı bilinçlendirme çalışmalarına yardımcı olmaları konusunda katkıları istenmektedir. Bu grupların müşterilerine, Foça Koruma Alanı'nın Akdeniz foklarının korunması açısından ve doğal açıdan ne derece önemli ve nazik olduğunun belirtilerek, uyulması gereken kurallar hakkında bilgilendirme çalışmaları yapılmaktadır. Halkın eğitimi çalışmaları ayrıca şu çalışmalar ile gerçekleştirilmektedir; pazaryerinde bilgilendirme yeri açılması, günlük turistik tura çıkan teknelerde bilgilendirme çalışmaları, otellerde dia gösterileri, ziyaretçi merkezi oluşturulması ve yerli ve yabancı gönüllülerin projeye katılmasıdır. Halkın eğitimi çalışmaları sonucunda elde edilecek yöntemler ileride yapılacak olan koruma ve araştırma çalışmalarına yardımcı olması açısından genel bir yönteme dönüştürülecektir. 

Temmuz 1993'den - Haziran 1996' ya kadar yapılan halkın eğitimi çalışmaları sırasında kesin olarak ulaşılan kişi sayısı, basında çıkan yazılar ve sempozyum ve uluslararası toplantılara şu sayıda katılım olmuştur;

'93 -'94 '94 -'95 ' 95 -'96

Ulaşılan kişi sayısı : 116 818 3609

Basında çıkan yazılar : 47 39 21

Sempozyum ve uluslarası toplantılar : - 5 3 
 
 

Medyada çıkan yazılar ve programlar, yerel, ulusal ve uluslararası gazete ve dergilerde, televizyon ve radyo programlarında yayınlanmıştır. Bu çalışmalar aynı zamanda çeşitli yerli ve yabancı fuarlarda, festivallerde, toplantılarda ve sempozyumlarda yapılmıştır. Türkiye'deki, Akdeniz fokları ile ilgili durumu dünyada bilinen bir düzeye getirmek ve uluslararası seviyede önemli bir konuma ulaşabilmek için bu çalışmalarımız devam edecektir.
 
 


Biyoloji, Ekoloji, Canlı Kaynaklar
 
 
 
 

Marmaris’in Kentsel Ekolojik Özelliklerinin İrdelenmesi

A. Sayar1, Doç.Dr. M. Pirdal2

1 Muğla Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Muğla

Tel: 0 252 223 80 06 Faks: 0 252 214 93 21

2Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Botanik Anabilim Dalı, İzmir

Tel: 0 232 388 01 10 / 2446 Faks: 0 232 388 10 36
 
 

Özet

Ülkemizin 8300 km uzunluğundaki sahil şeridinde son 30 yıl içinde kentleşme eğilimleri büyük artış göstermiştir. Bu eğilimlerden etkilenen sahil kentlerimizden biri de Marmaris’tir. 1965’ten bu yana yörede yeşil alanlar yerlerini beton binalara bırakmıştır. Turizm mevsimi süresince aşırı nüfus hareketi kentin sahil şeridinde birçok problemi beraberinde getirmektedir. Marmaris’in kentleşme sürecinde optimal arazi kullanımını sağlamak ve kent için önem taşıyan ekolojik açıdan önemli biyotopların saptanması ve korunması amacıyla spontan ve dikili, odunsu ve otsu türlerin tespiti yapılmıştır. Biyotoplar doğallık derecesi ve kullanım durumuna göre sınıflandırılmıştır. Böylece, önemli biyotopların ekolojik açıdan önemi, korunması, geliştirilmesi ve bakım önerileri ortaya konmuştur.
 
 


Deniz Rüzgarlarının Akdeniz Kıyı Kesimi Peyzaj Plantasyonlarında Kullanılan Süs Bitkilerine Etkileri

Yrd. Doç. Dr. Osman KARAGÜZEL,

Dr. Veli ORTAÇEŞME

Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü

07070 Antalya, Tel: 0 242 227 45 60, Faks: 0 242 227 45 64
 
 

Özet

Bu çalışma 1984-1995 yılları arasında Alata (Erdemli/İÇEL) kıyı kesiminde yapılan peyzaj plantasyonlarında kullanılan bazı dış mekan süs bitkileri üzerine deniz rüzgarlarının görsel (simptomatik) etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Eğitim Merkezi Tesisleri'nin bulunduğu ve deniz tarafından esen hakim rüzgar yönünün güney-güneybatı olduğu kıyı kesiminde gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan plantasyon projesi çerçevesinde bitkiler dikilmiş ve daha sonra kıyıya uzaklık ve perdelenme pozisyonları dikkate alınarak gözlem yapılacak bitkiler seçilmiştir. Bitkilerin deniz rüzgarlarından etkilenme durumları kıyıya uzaklıklarına göre; <50 m, 50-75 m, 75-100 m, 75-100 m+perde ve >100+perde+eksibe konumlarında belirlenmiştir. Bu amaçla gözleme dayalı derecelendirme yönteminden yararlanılmıştır. Bu yönteme göre; eğik taç oluşturma, genç sürgünlerde yanma-kuruma, yaprak dökümü ve bodur kalma 1. Derecede Etkilenme, yaprak uç ve kenarları ile genç sürgünlerde hafif yanma ve kuruma 2. Derecede Etkilenme, sınırlı dönemlerde yaprak kenarları ve genç sürgünlerde yanma 3. Derecede Etkilenme, firtınalı havalardan sonra yaprak dökme-yaprak ve sürgünlerde hafif kuruma 4. Derecede Etkilenme ve yalnızca fırtınalı havalardan sonra yaprak ve sürgünlerde sınırlı fiziksel yıpranma 5. Derecede Etkilenme olarak değerlendirilmiştir. Araştırma süresince süs ağaç ağaçcık ve çalısı olarak kullanılan 28 tür, yerörtücü olarak kullanılan 12 tür ve plantasyon alanında bulanan 5 doğal tür gözlenmiştir.

Yapılan gözlemlerde, denize 50 m ve daha yakın konumlarda bulunan bitki türlerinden Acacia cyanophilla, Ceratonia siliqua, Elaeagnus angustifolia, Pinus pinea ve Platanus orientalis türlerinin deniz rüzgarlarından 1. derecede etkilendiği saptanmıştır. Aynı konumdaki bitki türlerinde etkilenme düzeylerinin Eucalyptus camaldulensus türünde 3. derecede, Nerium oleander, Phonix canariensis, Santolina chamaecyparis ve Washintonia filifera türlerinde 4. derecede, Agave americana ve Carpobratus edulis türlerinde ise 5. derecede olduğu belirlenmiştir. Rüzgardan etkilenme düzeyinin kıyıdan uzaklaştıkça ve arada perde oluşturacak bitki bulunması durumunda azaldığı, ancak en korunmuş konumda bile Schinus molle gibi türlerde 4. derecede etkilenmelerin ortaya çıkabildiği gözlenmiştir. Plantasyon alanında kullanılan yerörtücü bitki türlerinin etkilenme düzeylerinin süs ağaç ve ağaçcıklarına göre daha düşük, gözlenen doğal bitki türlerinden en dayanıklısının ve kıyıya en yakın konumda yayılış gösteren türün ise Pancratimum maritimum olduğu belirlenmiştir. 
 
 


Flora Açısından Antalya Kıyılarının

Bugünü ve Geleceği

Hüseyin SÜMBÜL, R. Süleyman GÖKTÜRK

Akdeniz Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü ve Biyolojik çeşitlilik Araştşrma, Geliştirme ve Uygulama Merkezi, 07058 Antalya, Tel: 0 242 323 36 51, Faks: 0 242 323 23 63

Özet

Antalya, denize kıyısı olan kentler arasında en uzun kıyılara sahip kentlerimizden biridir. Ayrıca Antalya ili, hem toplam bitki türü sayısı, hem de nadir ve endemik bitki türleri açısından Türkiye’de çok önemli bir konuma sahiptir. Antalya Kıyıları batıda Eşen Çayından başlayıp, doğuda Gazipaşa-Anamur arasındaki Yakacık deresine kadar devam eder. Bu kıyı şeridinin önemli bir kısmı yanlış arazi kullanımı ve düzensiz yapılaşmanın baskısı altındadır. Antalya kıyılarında sürdürdüğümüz araştırmalar sonucu yaklaşık 1500’ün üzerinde bitki türünün varlığı, 5 türün ise önceden Antalya’da mevcut olduğu, ancak maalesef artık yaşamadığı belirlenmiştir. Antalya Kıyılarında tesbit edilen bitki türlerinin 79 tanesi endemiktir ve bu endemik türlerin de 23 tanesi yalnız Antalya kıyılarında (kumullarda ve falezlerde) yaşamaktadır. Binlerce, hatta milyonlarca yıldan beri bu kıyılarda yaşayan bitki türlerinin ve onlara bağımlı olarak yaşayan bir çok başka canlı türünün nesillerini sürdürebilmeleri için, belirli ekosistemlerin korunmaya alınması ve kıyıların uluslararası biyoçeşitlilik anlaşması çerçevesinde planlanması zorunludur.
 
 


Antalya Sahil Herpetofaunası

Serdar DÜŞEN, Mehmet ÖZ

Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü ve Biyolojik Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi, 07058 Antalya 
 
 

Özet

Akdeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip olan Antalya ili ve çevresi Sürüngen ve Amfibileri içeren 18 familyaya ait yaklaşık 35 türü barındırmaktadır. Bölgede Turizm faaliyetlerinin yoğunluğu ve iç göç gibi nedenlerle kıyı şeridi ve hemen arkasından başlayan maki-orman (Tipik Akdeniz bitki örtüsü) vejetasyonu sürekli olarak insan baskısı altındadır.Bunun sonucunda uzun yıllar canlı çeşitliliğini muhafaza etmiş olan kesimlerde önü alınamayan bir yapılaşma faaliyeti başlamıştır. Kumluca, Lara, Belek, Manavgat, Alanya, Gazipaşa gibi kıyı şeridine yakın yerler binlerce yıldır Deniz kaplumbağalarının (Caretta caretta ve Chelonia mydas) yumurtalarını bıraktıkları nadir alanlardır. Günümüzde ise bu alanlar yoğun olarak insan kullanımına açık durumdadır. Çeşitli kuruluşların desteği ile yapılan çalışmalarla yörede kaplumbağaların yumurtalarını bıraktıkları yerlerin tespiti yapılarak, yumurtadan çıkan yavruların güvenli bir şekilde denize ulaşmaları sağlanmaktadır. Bu gibi çalışmalar gelecek için umut vericidir. 

Yine kıyı şeridine yakın orman vejetasyonu içinde Dünyada sadece Antalya Bölgesinde yayılış gösteren endemik bir kara semenderi (Mertensiella luschani) ile bu semender türüne ait olan alttürler bulunmaktadır. Alttürlerin Yayılış alanları çok lokal olmakla birlikte bu kesimler yerleşim alanlarının büyümesine paralel olarak tehdit altındadır. Bu alttürlere ait halen pek çok bilinmeyen konunun varlığı da bu canlı türünün önemini ortaya koymaktadır. 
 
 


Türkiye Kıyılarındaki Adaların Deniz Kuşları Açısından Önemi

Güven EKEN

ODTÜ Biyoloji Bölümü Doktora Öğrencisi, Tıp Doktoru, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyoloji Bölümü 06351 Ankara,

E-posta: b110449@wasp.bio.metu.edu.tr , Faks: 0 312 210 12 89

Özet

Türkiye kıyılarında bulunan adalar, deniz kuşları için çok önemli yaşama alanlarıdır. Türkiye’de kıyı adalarıyla ilgili olarak çok az sayıda araştırma yapılmış olduğundan, bu alanların doğal açıdan önemleri tam olarak anlaşılamamıştır. Şu ana kadar kapsamlı olarak çalışılmış olan kıyı adalarının büyük bir kısmı, uluslararası düzeyde önemli kuş alanı (ÖKA) olarak tanımlanmıştır. Ornitolojik özellikleri hakkında ileri derecede bilgi açığı bulunan diğer kıyı adaları da, coğrafyaları nedeniyle, deniz kuşları için potansiyel yaşama alanlarıdır. Tepeli karabatak Phalacrocorax aristotelis, küçük kerkenez Falco naumanni, ada doğanı Falco eleonorae ve ada martısı Larus audouinii başta olmak üzere, pek çok ender tür için çok önemli olan kıyı adalarında, kapsamlı biyolojik araştırmaların sürdürülmesi gerekmektedir.
 
 


Türkiye Kıyıları ve Yarasaları

Doç. Dr. İrfan ALBAYRAK, Nursel AŞAN

A.Ü. Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü 06100 Tandoğan, Ankara,

Tel: 0 312 212 67 20 / 1068, Faks: 0 312 223 23 95

Özet

Bugüne kadar Türkiye kıyılarının fauna elemanları tam olarak araştırılmış değildir. Türkiye yarasaları ile ilgili 1977-1997 yılları arasında gerçekleştirilen araştırmalar sırasında kıyılarda yer alan çeşitli mağaralarda Rousettus aegyptiacus, Rhinolophus ferrumequinum, R.hipposideros, R.euryale, Myotis mystacinus, M.emarginatus, M.nattereri, M.myotis, M.blythi, M.capaccinii, Pipistrellus pipistrellus, P.kuhli, Plecotus austriacus, Miniopterus schreibersi’nin yaşadığı tespit edilmiştir. Kıyı mağaralarının hemen hepsi yarasaların kış uykusu için tercih ettikleri yerler olduğundan ve buradaki türlerin bazıları nesli tehlike içinde olan türler kategorisinde bulunduğundan habitat korumasının mutlaka sağlanması gerekmektedir.
 
 


Çok Boyutlu Ölçeklendirme Analizlerinde (MDS) Planktonik Tür Bolluğu Verileri Kullanılarak Kirletilmiş Bölgelerin Saptanması:

İzmir Körfezi Örneği

Prof.Dr. Tufan KORAY, Prof.Dr. Ahmet KOCATAŞ

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, 35100, Bornova, İzmir.

Faks: (232) 388 36 85, Tel: (232) 388 40 00 / 2417, 2851, 2414

E-posta: koray@sufak.ege.edu.tr , kocatas@sufak.ege.edu.tr
 
 

Özet

Bu araştırmada, evsel ve endüstriyel atıklarla kirletilmiş ve kirletilmekte olan İzmir Körfezinden vertikal olarak (0.5, 2.5, 5.0, 10.0, 15.0 m.) 6 farklı noktadan alınan kantitatif örnekler, plankton kompozisyonları açısından değerlendirilmiştir. 1. ve 2. düzey prodüktiviteyi oluşturan planktonik türlere ait birey sayımlarına hiyerarşik gruplandırma (hierarchical agglomerative clustering) ve parametrik olmayan çok boyutlu ölçeklendirme analizi (multidimensional scaling) uygulanmış, elde edilen gruplanmanın istatistiksel açıdan kabul edilebilir olasılık limitleri içinde kaldığı belirlenmiştir. Özellikle primer prodüksiyonu oluşturan fitoplanktonik türlere ait grupların ortamdaki su yoğunluğu, fosfat, total azot ve silis konsantrasyonları artışını karakterize ettiği saptanmış olup, fitoplanktonik kommunite analizleri ile su kolonununda kirlilik zonasyonu hakkında fikir sahibi olunabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
 
 


Deniz Salyangozu Avcılığı ve Kıyı Ekosistemine Etkileri

Prof.Dr. Ertuğ DÜZGÜNEŞ, 

C. ŞAHİN, N.S. BAŞÇINAR, H. EMİRAL

KTÜ Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Balıkçılık Teknolojisi Bölümü 61530 Çamburnu, Trabzon, Tel. (462) 752 24 46, Faks: (462) 752 21 58

E-posta: ertug@risc01.bim.ktu.edu.tr

Özet 

Deniz salyangozu avcılığı Karadeniz’de giderek önem kazanmaktadır. Önemli bir ihracat ürünü olması nedeniyle küçük balıkçı için önemli bir gelir kaynağıdır. Avcılığı genel olarak 10-12 m lik teknelerde direç kullanarak daha çok 10-15 m derinlikteki kıyı kesiminde yapılmaktadır. Bu çalışmada direç kullanımının kıyı ekosistemine olan etkileri tartışılmaktadır.
 
 


Deniz Kafeslerinde Balık Yetiştiriciliğinin Çevresel Etkileri

İbrahim OKUMUŞ

K. T. Ü Deniz Bilimleri Fakültesi, 61530 Çamburnu, Trabzon

Tel: 0 462 752 28 05-09, Faks: 0 462 752 21 58
 
 

Özet

Biyoteknolojik bir üretim faaliyeti olan su ürünleri yetiştiriciliği, ülkemiz dahil dünyanın bir çok ülkesinde hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bu yeni endüstrinin sürekli gelişimi çevresel kaliteye bağlı olmasına rağmen, özellikle kıyısal sularda yürütülen kafeslerde balık yetiştiriciliğinin arzulanmayan bazı çevresel etkileri olduğu ileri sürülmektedir. Bu bildiride, deniz kafeslerinde entansif balık yetiştiriciliğinin kıyısal ekosisteme uygunluğu ile neden olabileceği arzulanmayan etki ve değişimler irdelenmiştir.

Genel olarak kafeslerde balık yetiştiriciliği yakın çevresindeki su kolonunda ve bentik kesimde organik materyalce zenginleşmeye ve dolayısıyla ötrofikasyona yol açabilecek hipernütrifikasyona ve bentik canlı kommünitesinde değişikliklere neden olur. Kafeslerin diğer etkileri arasında doğal estetiği bozma, ulaşım ve turizm faaliyetlerini etkileme, hastalık ve parazitlerle mücadelede kullanılan antibiyotik ve kimyasalların ortama girişi ve kültür stokları ile doğal stoklar arasındaki çeşitli etkileşimler sayılabilir. Bu potansiyel etki ve değişimler kafes işletmesinin büyüklüğüne ve sözkonusu ortam ve suyun özelliklerine bağlıdır ve bazı durumlarda yetiştiricilik operasyonunun geleceğini etkileyebilecek seviyeye ulaşabilir. 

Etkilerin minimuma indirilebilmesi ve sektörün sürdürülebilir gelişimi için; potansiyel çevresel etkiler, etkin kıyısal zon ve girdi kullanımı gibi unsurlar gözönünde tutularak geniş bir bütünleşik kıyı yönetimi içinde, iyi planlanmış bir yönetim startejisi geliştirilmesi gerekir. Aksi takdirde, yeni endüstri sürekliliğini birinci derecedebağlı olduğu çevre için yeni bir yıkıcı haline gelebilir. 
 
 


Kıyı Balıkçılığında Coğrafi Bilgi Sistemi ve Uzaktan Algılama

Tuncay KULELİ1, Prof.Dr. Ercan SARIHAN2

1 Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, 01330, Balcalı, ADANA

Faks: 0 322 338 64 39, Tel: 0 322 338 60 84 /2962, 2961

E-posta: kuleli@pamuk.cc.cu.edu.tr

2 Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, 01330, Balcalı, ADANA

Faks: 0 322 338 64 39, Tel: 0 322 338 60 84 /2962, 2961

E-posta: kuleli@pamuk.cc.cu.edu.tr

Özet

Coğrafi bilgi sistemi (CBS) ve uzaktan algılama (UA) teknolojileri, birçok kıyısal doğal kaynağın geliştirme ve yönetim uygulamalarında yaygın bir şekilde kullanılmasına karşın, kıyı balıkçılılığı uygulamalarına entegrasyonu özellikle son yıllarda hız kazanmıştır.

Herhangi bir kıyı bölgesi yönetimi (KBY) uygulaması için geliştirilmiş olan CBS’de yer alan temel harita ve coğrafi veri katmanları, kıyısal kültür balıkçılığı (KKB) planlamalarında da kolaylıkla kullanılabilmektedir. Batimetri, kıyı çizgisi, limanlar ve yerleşim merkezleri, doğal park alanları, gemi seyir hatları, ulaşım ve akuatik kaynaklar gibi katmanlar bu duruma örnek olabilir. KKB’de CBS uygulamaları alansal ölçeklerine göre genelde beş gurupta değerlendirilir. Kıyı avcılığında CBS uygulamaları ise balıkçılık yapılan bölgedeki kaynağın değerlendirilmesi ve balıkçılık ekolojisi konularında önem kazanmaktadır. 

KKB’de canlı deniz kaynaklarının çoğunlukla insan yapımı fiziksel altyapılarda yetiştirilmesi yapılırken, kıyı avcılığında canlı deniz kaynaklarına ait doğal stokların işletilmesi söz konusudur. Kıyıl avcılığında ve oşinografik uygulamalar için 1km2 alansal çözünürlük kullanılması uygun olmasına karşın, KKB için bu değerin en fazla 100m (1 ha) olması sağlıklı sonuçlar vermektedir.

UA ile elde edilen verilerin işlenmesi ile direkt veya indirekt olarak kaynakların yeri tespit edilebilmektedir. Direkt yöntemde genelde uçaklardan elde edilen fotoğraf veya video film çekimleri ile görsel olarak tespit değerlendirmesi yapılırken, indirekt metotta genelde uydu görüntülerinden elde edilen verilerin işlenmesi sonucu balıkçılığı etkileyen ikincil faktörlerin (ışık geçirgenliği, seston, sarı madde, klorofil pigmenti, deniz yosunu, yüzey sıcaklığı, kirlilik, tuzluluk vb) belirlenmesi ile değerlendirme yapılmaktadır.

CBS ve UA teknolojilerinin kıyısal balıkçılığa ve akuakültür uygulamalarına entegrasyonunun aynı perspektifte ve hızla gelişeceği gözlenmektedir. Yatırım riski yüksek olan ve çok kriterli değerlendirme gerektiren KKB uygulamaları için büyük önemi olan biyoekolojik, fiziksel, kimyasal, hukuksal ve yatırıma ilişkin verilerin sağlıklı bir biçimde birbirleri ile ilişkilendirilebilmelerinin CBS’de mümkün olmaktadır.
 
 


Ege Denizi Kıyı Balıkçılığı 

Yönetimi ve Sorunları

Prof. Dr. Hikmet HOŞSUCU1, Mustafa ERDEM2, Vahdet ÜNAL3, Uğur ÖZEKİNCİ4,

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi 35100 Bornova / İZMİR

Tel: 0 232 388 01 10 -1298, Faks: 0 232 388 36 85 

1 E-posta: hossucu@sufak.ege.edu.tr,

2 E-posta: erdem@sufak.ege.edu.tr

3 E-posta: vunal@sufak.ege.edu.tr , 4 E-posta: ozekinci@sufak.ege.edu.tr

Özet

Kıyı balıkçılığı kavramı, kıyı menzili içinde yer alan avlama teknikleri, dalyanlar ve kıyı kültür balıkçılığını kapsar. Toplam 2805 km'lik bir kıyı uzunluğuna sahip Ege Denizi, koy ve körfezler bakımından zenginliği ile dikkat çeker. Ege Denizinin kıta sahanlığının dar olması ve özel konumu gereği, balıkçılık faaliyetleri daha çok kıyı balıkçılığı üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Kıyı sürütme ağları, kıyı oltaları ve paragat, kıyı uzatma ağları, kıyı gırgırları ile yapılan kıyı balıkçılığı, av kompozisyonunda yer alan türlerin yüksek ekonomik değer taşıması nedeniyle bölge balıkçılığında ayrı bir önem arz etmektedir. Kıyı balıkçılığı içinde yer alan dalyanlarda ekolojik dengenin bozulmasıyla sığlaşma başlamış ve verimde önemli ölçüde azalmalar meydana gelmiştir. 

Kıyı kültür tesislerinin sayıca artışı, üretimin artmasına yaptığı olumlu katkı yanında yönetim ile ilgili bir takım problemlerin doğmasına neden olmuştur

Kıyı balıkçılığının, balıkçılığın bütününde olduğu gibi, bilimsel esaslara dayanan bir yönetim planına ihtiyacı vardır. Bu yönetim planı, canlı kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve doğal ortamın korunması temeli üzerine oturtulmalıdır. 
 
 


Navigasyon, Uluslararası Konular
 
 
 
 

Türkiye Denizlerinde Arama ve Kurtarma 

Organizasyonu

Özkan POYRAZ

İ.T.Ü. Denizcilik Fakültesi Güverte Bölümü, 81716 - Tuzla/ İstanbul

Tel: 0 216 395 45 01 / Faks: 0 216 395 45 00, 

E-posta: poyraz@sariyer.cc.itu.edu.tr

Özet

Bu bildiride, Türkiye Kıyılarına bitişik deniz alanlarında Arama ve Kurtarma-Yardıma konu olan, Tehlike, İvedilik ve Güvenlik olay gurupları ile, Arama ve Kurtarma-Yardım olaylarının bileşenleri tanımlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca konu ile ilgili yeni uluslararası kurallar ele alınarak, Ulusal ve Bölgesel Arama / Kurtarma Örgütü değerlendirilmiştir. Arama ve Kurtarma İşlemlerinin başarıya ulaşmasında, etkin haberleşmenin gereği vurgulanarak, mevcut ulusal organizasyonumuz içindeki bilgi akışı, Küresel Deniz Tehlike ve Güvenlik Sistemi - GMDSS haberleşme teknikleri açısından irdelenmiştir.

Arama ve Kurtarma Organizasyonunun yönetsel ve teknik yapılandırılması için, risk analizine dayalı kapasite ve yatırım planlaması yöntemleri açıklanarak, Türkiye kıyılarında Arama ve Kurtarma işlemlerinin mevcut organizasyon yapısı teknik, yönetsel ve örgütsel açılardan değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ortaya konulan mantık akışı çizelgesine dayalı olarak, Kıyı Güvenliği ve Arama/Kurtarma örgütünün iyileştirilmesi ve uluslararası entegrasyonu için bir yatırım planı araştırması önerilmiştir.
 
 


İstanbul Boğazı’nda Deniz Trafiği ve Seyir Güvenliği

Doç.Dr. Nil GÜLER1, Özkan POYRAZ2

1 İ.T.Ü. Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaş.ve İşlt.Bölüm Başkanı, 81716-Tuzla / İstanbul, Tel: 0 216 395 45 01 / Faks: 0 216 395 45 00 

2 İ.T.Ü. Denizcilik Fakültesi, Güverte Bölümü, 81716-Tuzla/İstanbul, Tel: 0 216 395 45 01, Faks: 0 216 395 45 00,

E-posta: poyraz@sariyer.cc.itu.edu.tr

Özet
 
 

Her yıl ortalama 5.000 tanker ve çeşitli tiplerdeki 25.000 geminin geçiş yaptığı, uluslararası bir su yolu olan İstanbul Boğazı, Kazak-Azeri petrolünün sıcak denizlere taşınmasında Rusya’nın desteklediği bir seçenek olması sebebiyle,son yıllarda hukuksal ve teknik açıdan uluslararası boyutta ilgi çekici bir araştırma alanı olmuştur. Bu ilginin en önemli nedeni, son on yılda, İstanbul Boğaz’ındaki çatma, çatışma, karaya oturma, yangın ve patlama gibi gemi kazalarının sayısal olarak belirgin şekilde artışıdır. Türk Boğazları’nın topoğrafik, jeomorfolojik ve hidrografik yapısı, deniz trafiğini düzenleyecek elektronik radar plotlama ve gemi trafik hizmeti unsurlarının yetersizliği ve rüzgar, sis gibi olumsuz hava koşulları, deniz kazalarının oluşumunu sıklaştırıcı fiziki bir ortam yaratmaktadır.

İstanbul Boğazı deniz trafiği düzeni,hukuksal anlamda,20 Temmuz 1936 tarihli “Boğazların Rejimi Hakkında Montreux Mukavelenamesi” isimli uluslararası bir sözleşme ile yakından ilgilidir. Anılan sözleşmenin siyasi yorumu, geçiş serbestisi ve seyir güvenliği açısından farklı ve karşıt tezler ortaya çıkartmaktadır. Türkiye’nin 1 Temmuz 1994’den itibaren uygulamaya çalıştığı, Boğazlar Tüzüğü uluslararası platformda, Montreux Sözleşmesi ile ilişkilendirilerek, deniz hukukunun serbest geçiş hakkı ilkesine ters düştüğü savı ile halen eleştirilere maruz kalmaktadır. Ancak Türkiye’nin hukuksal alanda bu tüzük ile attığı ilk adım, Boğazlar’da meydana gelebilecek kazaları önlemekle ilgili olarak geliştirilen, teknik bir model ortaya konulamaması nedeniyle yeterince etkili olamamıştır. 

Bu bildiride,İstanbul Boğazı’nın, Azeri ve Kazak petrolünün taşınmasında bir su yolu olarak kullanılması durumunda,taşınması gereken 155 milyon ton/yıl petrolün, deniz ve kıyı güvenliğini etkileyebileceği öngörüsü değerlendirilecektir.Bu doğrultuda, olarak,İstanbul Boğazı’ndaki kaza riski olan alanların belirlenmesi ile ilgili bir model önerilecek,deniz trafik düzenini etkileyebilecek mevzuat ve nesnel şartlar açıklanarak,güvenlik koşullarını iyileştirici bir modelin teknik ve hukuksal yönleri ortaya konulmaya çalışılacaktır.
 
 


Deniz Kirlenmesi, Devletin Sorumluluğu,

1982 BMDHS ve Türkiye

Şule GÜNEŞ

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü 06531, Tel: 0 312 210 20 37

Faks: 0 312 210 12 45, E- posta: gunes@metu.edu.tr

Özet

Bu çalışmada 1994 yılında yürürlüğe giren 1982 BMDHS’nde (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) yer alan, denizlerin korunması ve muhafazası ile ilgili hükümler devletlerin yetki ve sorumlulukları açısından değerlendirilmeye çalışılacaktır. Devletlere bu sözleşme ile deniz çevresinin korunması ve muhafazası ile ilgili olarak ne tip yükümlülükler yüklenmiştir, bu konunun genel olarak tartışılmasından sonra, söz konusu yükümlülüklerin ihlali durumunda ne gibi sorumluluk mekanizmaları önerildiğinin değerlendirilmesi yapılacaktır. Daha sonra özellikle gemi kaynaklı kirlenmeler bakımından, farklı hukuksal rejime tabi deniz alanları üzerindeki hak ve yetkilerin bayrak devleti, kıyı devleti ve liman devleti arasında nasıl düzenlendiği incelenecektir. Son olarak ise; sözleşmeyi imzalamamış olan Türkiye açısından sözleşme hükümlerinin bağlayıcı olup olmadığı konusunun genel bir değerlendirilmesi yapılacaktır.
 
 


Kıyı Çizgisi
 
 
 
 

Granülometrik Değişimin Kıyı 

Morfolojisine Etkisi

Yeşim ASAR1, Doç.Dr. Yalçın YÜKSEL1

Prof.Dr. Sedat KAPDAŞLI2

1 YTÜ İnşaat Fakültesi, İnş. Müh. Böl., 80750, Yıldız/İstanbul

Faks: 0 212259 67 62, Tel: 0 212 259 70 70 / 2346-2741

E-posta: yuksel@ana.cc.yildiz.edu.tr

2 İTÜ İnşaat Fakültesi, İnş. Müh. Böl., 80626, Ayazağa/İstanbul

Faks: 0 212 285 65 87, Tel: 0 212 285 34 11

E-posta: skapdasli@sariyer.cc.itu.edu.tr

Özet

Kıyı morfolojisinin değişimi yaklaşan dalga şartlarına, kıyı taban eğimine ve katı madde karakteristiklerine bağımlıdır. Genellikle kıyılarda yörenin dalga iklimine bağlı olarak kıyıya dik ve kıyı boyunca, ince ve kaba taban malzemeleri ile yapılanan bir tabakalaşmanın oluştuğu görülmektedir. Yapılan bu çalışmada granülometrik değişimin kıyı morfolojisi üzerinde oluşturduğu etkiler araştırılmıştır. Sonuç olarak, gerçekleştirilen deneylerden kıyı profili boyunca kıyı, çukur, sırt ve topuk kesitlerinde kaba malzemenin, tepe kesitinde ise ince malzemenin biriktiği gözlenmiştir.Bu tabakalaşmanın da kıyı profillerinin stabilitesini etkilediği belirlenmiştir.
 
 


Doğu Karadeniz Bölgesi Kıyılarında Yer Alan Kıyı Yapıları ile Bazı Sanat Yapılarının Kum-Çakıl Birikimine Etkisi

İbrahim YÜKSEL1, Doç.Dr. Hızır ÖNSOY2

1 K.T.Ü. Rize Meslek Yüksek Okulu İnşaat Bölümü- 53100- Rize

Tel: 0 464 213 18 86, Faks: 0 464 213 05 11

2 K.T.Ü. M.M.F. İnşaat Müh. Bl. Hidrolik Lab., 61080 Trabzon

Tel: 0 0462 325 66 82

Özet

Doğu Karadeniz Bölgesi kıyılarında projelendirilmiş olan kıyı yapıları ile kıyı alanı boyunca yer alan bazı sanat yapılarının sayısındaki artış ve bu yapılardan bazılarının, rasgele bir şekilde yapılmış olması kıyı boyu sediment (katı madde)

taşınımını doğrudan etkilemektedir.

Bölgede yer alan çeşitli kıyı yapıları (balıkçı barınakları, açık deniz mendirekleri, mahmuzlar, tahkimat duvarları vb.) ile bazı sanat yapıları "Çevresel Etki Değerlendirmesi" yapılmadan, bölgesel özellikler göz önünde bulundurulmadan ve yeterli derecede araştırma yapılmadan projelendirildiklerinden kıyı boyu sediment taşınımı dengesiz bir dağılım oluşturmaktadır. Bunun sonucu olarak kıyının kimi yerlerinde oyulmalar oluşurken kimi yerlerinde ise dolmalar oluşmaktadır. Başka bir deyişle, kıyıboyu kum-çakıl birikimi dengesiz bir dağılım göstermektedir.
 
 


Kilyos - Karaburun Arasında Kıyının Kötü Kullanımı ve Kıyı Çizgisinin Değişimi

Cem GAZİOĞLU, Zeki Yaşar YÜCEL, Prof.Dr.Ertuğrul DOĞAN, Prof.Dr. Ajun KURTER

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü 

Müşküle Sok. No.1 34470, Vefa, İstanbul 

Tel: 0 212 528 25 39, Faks: 0 212 526 84 33

E-mail: debien@superonline.com
 
 

Özet

Karaburun’ dan Kilyos’ a kadar olan kıyı şeridi nisbeten düzgün olup, büyük bir kısmı plaj karakterindedir. Denizin sığ olması ve kıyınınn hemen gerisinde Belgrat Ormanları’ nın yer alması bölgenin turizm açısından değerini artırmaktadır. Ancak, kıyı kesiminin hemen gerisinde kömür, kum ve kil üretimi yapılmakdadır. Açık işletmeler şeklinde yapılan üretim sonucu ortaya çıkan örtü tabakaları ve toprak, kıyıya yığılarak doğal kıyı çizgisi bozulmuştur. Son yıllarda karada kömür rezervinin azalması, üretimi denize doğru kaydırmıştır. Bu çalışmada kıyı çizgisinin değişim aşamaları ele alınarak, denizin ne kadar doldurulduğu uzaktan algılama yöntemleri ile hesaplanmıştır.
 
 


Kıyı Çizgisi Değerlendirmesinde Sayısal 

Benzeşim İçin Dalga Verilerinin Kullanılmasının Etkisi

Dr. Işıkhan GÜLER1, Doç.Dr. Ahmet C. YALÇINER2

İsmail H.BAYDUR3






1 Yüksel Proje Uluslararası A.Ş., Ahmet Rasim Sokak No:11, Çankaya-Ankara

2 ODTÜ, Kıyı ve Liman Mühendisliği, Araştırma Merkezi, Ankara

3 Yüksel Proje Uluslararası A.Ş., Ahmet Rasim Sokak No:11, Çankaya-Ankara
 
 

Özet

Manavgat Nehir ağzındaki kum taşınması problemi, tek çizgi modeli (Hanson, 1986) kullanılarak kıyı çizgisindeki değişimler tahmin edilmeye çalışılmıştır. Uygulama sırasında bilgisayara girilen farklı dalga verileri (yıllık ve mevsimsel ortalama) matematik modelde ayrı ayrı kullanılmıştır. Yıllık ortalama veya mevsimsel ortalama dalga verilerinden yararlanılarak kıyı çizgisinin yıllık değişimi hesaplanmış, ve gözlemlerle karşılaştırılmıştır. Aynı yöntem, üç farklı mahmuz yerleşimi için tekrar edilmiştir. Ayrıca farklı yapıların kıyı çizgisine etkileri karşılaştırılmıştır.
 
 


Kıyıya Yakın Deniz Alanlarındaki Kum-Çakıl Ocakları, Etkileri ve Ruhsat Alım Koşulları

Dr. Mustafa ERYILMAZ1,

Fulya YÜCESOY-ERYILMAZ2

1 DzKK Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Çubuklu-İstanbul, 

Tel: 322 25 80

2 İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi, Maslak İstanbul

Tel: 285 63 88, Faks: 285 64 54
 
 

Özet

Tüm dünyada uygulanan kıyıda ve kıyıya yakın alanlarda deniz tabanından kum çıkarma işlemi ülkemizde de çok yaygındır. İnşaat malzemesi olarak kullanılan kum ve çakılın elde edilmesi en kolay yöntem kıyılar ve kıyılara yakın deniz tabanından çıkarmakla gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde özellikle doğu Akdeniz, Marmara ve Karadeniz kıyılarında ölçüsüzce gerçekleştirilen bu olay batı Akdeniz, Ege kıyılarında turizm ve sit alanı olmasından dolayı daha dikkatli seçilmektedir.

Kum-çakıl ocaklarının açılması ve işletilmesi Turizm Bakanlığınca bazı koşullara bağlanmıştır. Bir kum-çakıl ocağı açılması talebinde seçilen alanın kıyıdan uzaklığı, derinliği, kum-çakıl rezervinin yatay düşey kalınlığı bunların belirlenmesinde kullanılan sığ sismik ve yandan taramalı sonar kayıtları, kumun cinsini-kalitesini gösteren tane boyu analiz değerleri, kavkı miktarı ve bölgenin akıntı yapısını belirlenmak zorunludur. Bu verileri oluşturan talep sahibi gerekli mercilere başvurarak ruhsatını almaktadır. Ancak bu ruhsatın alımından sonra ocakta günlük-aylık (belirli periyotlarla) çıkartılan kum miktarı ve belirlenen alana sadık kalındığı konusunda denetimler sıklıkla yapılmalıdır.

Kıyıya yakın açılan ocakların denizin ekolojik dengesine yapacağı zararları şu şekilde sıralamak mümkündür, Bentik organizmaların yaşam ortamının, balık yumurtlama alanlarının tahribi, suda asılı madde miktarını arttırarak bulanıklık oluşması, tarihi eser ve batıkların tahribi ve belkide en önemlisi denizde kum-çakıl çıkarıldıktan sonra boşalan alanların deniz tarafından dengelenmesi çalışması sırasında kıyının aşınması, kumun taşınması ve plajın bozulması sayılabilir. Yukarıda belirtilen zararları arttırmak mümkündür. Kıyıya yakın deniz alanlarında kum-çakıl ocağı işletme izni çok dikkatli bir çalışma sonucu verilmelidir. 
 
 


Karadeniz'in Tümü ve Türkiye'nin Diğer Kıyıları İçin Rüzgar ve Dalga İklimi Çalışmaları

(NATO TU-Waves Projesi)

Prof.Dr. Erdal ÖZHAN1 ve Doç.Dr. Saleh ABDALLA2

1 Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531, Ankara. Tel:0 312 210 54 37, Faks: 0 312 210 14 12, E-posta: abdalla@metu.edu.tr

2 Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531, Ankara. Tel:0 312 210 54 37, Faks: 0 312 210 14 12, E-posta: abdalla@metu.edu.tr

Özet

Türkiye kıyıları ve tüm Karadeniz'i etkileyen dalga iklimini belirlemeyi amaçlayan NATO TU-WAVES adlı bir büyük proje, 1994 yılı başından beri, NATO, İstikrar için Bilim Programı (III. Aşama) kapsamında yürütülmektedir. Bu projenin başlıca amaçları Türkiye kıyılarını ve Karadeniz'in tümünü etkileyen rüzgar dalgalarıyla ilgili güvenilir bir veri bankası oluşturmak ve ayrıntılı bilgi elde etmek, Türkiye'yi çevreleyen denizlere bir üçüncü kuşak dalga modelini uyarlamak, ve Karadeniz ile Türkiye kıyıları için bir dalga atlası oluşturmaktır. ODTÜ, Kıyı ve Liman Mühendisliği Laboratuvarı'na ek olarak üç ulusal kuruluş ve Karadeniz'e kıyıdaş dört ülkeden (Bulgaristan, Romanya, Rusya, Ukrayna) sekiz araştırma merkezi, NATO TU-WAVES projesi çerçevesinde işbirliği yapmaktadır. Bu bildiri, projeyi ve gerçekleştirilen çalışmaları kısaca sunmaktadır.
 
 


Kıyı Mühendisliği
 
 
 
 

Büyük Hacimli Deniz Yapılarına Tesir Eden Dalga Kuvvetleri

T. ABU JARAD, Dr. E. ÇEVİK,

Doç. Dr. Y. YÜKSEL

Yıldız Teknik Üniversitesi, İnşaat Fakültesi, 80750 Yıldız / İstanbul

Faks: 0 212 259 67 62, Tel: 0 212 259 70 70 / 2346

E-posta: yuksel@ana.yıldız.cc.edu.tr
 
 

Özet 

Bu araştırmada, son yıllarda uygulamada sıkça karşılaşılan deniz altına inşa edilen büyük hacimli yapılara tesir eden dalga kuvvetlerinin, sınır elemanları metodu ile hesabı ele alınmış ve bu metodun stabilitesi araştırılmıştır. Elde edilen stabilite grafiklerinden en uygun sınır eleman sayısı belirlenmiştir.
 
 


Deniz Dalgalarının Kafesler Üzerine Etkileri

Bülent VEREP, Prof.Dr. H.Fehmi DURUKANOĞLU, 

Mustafa BAHAR, Yüksel MALKOÇ, Filiz ÖZER

KTÜ Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi,61530, Çamburnu, TRABZON

Tel: 0 462 752 20 31, Fax:0 462 752 21 58 

E-posta: verep@risc01.bim.ktu.edu.tr
 
 

Özet

Trabzon kıyıları dalga koşulları ortaya koyularak bu kapsamda balık yetiştiriciliğinde kullanılan deniz kafesleriyle etkileşimleri üzerinde durulmuştur. SMB metoduyla tahmin edilmiş dalga verileri yardımıyla belirlenen tasarım dalga özellikleri gözönünde tutularak deniz kafeslerinin silindirik yakaları üzerinde oluşacak dalga kuvvetleri Morison metoduna göre belirlenmiştir. Bu metoda göre Trabzon kıyılarında görülebilecek en yüksek dalgaların (10, 25 ve 50 yılda bir oluşabilme olasılığına sahip sırasıyla 10.02 m, 11.38 m ve 12.39 m olan dalgaların) kafeslerin yatay olarak su yüzeyinde yerleştirilen silindirik yakaların birim uzunluğu üzerinde oluşturacakları dalga kuvvetleri sırasıyla 1284 N, 1536 N ve 1644 N olarak bulunmuştur.

Çalışmada bölgenin genel çevresel koşullarından rüzgar ve akıntıların da kafes elemanlarına etkileri belirlenmiştir. Buna göre Trabzon kıyılarında en hızlı rüzgarların hakim yönü WNW olmasının yanında, deniz kafesleri açısından dizayn rüzgar hızının 25.92 m/s olduğu ve bu rüzgarlar nedeniyle kafes fribord ağları ve katı yapıları üzerinde oluşacak kuvvetler 3.20 kg ve 64.88 kg olacağı tesbit edilmiştir. Rüzgar etkenli olmak üzere oluşacak en etkili deniz yüzey akıntılarının 0.52 m/s hızında olacağı ve bu akıntıların kafes ağ torbaları üzerinde oluşturacakları birim kuvvetlerin 448 kg olacağı hesaplanmıştır.
 
 


Alanya’da Rüzgar Dalgalarının Uzun Dönem İstatistiksel Analizi

Doç. Dr. Saleh ABDALLA, Gül BUHARALI

İnşaat Mühendisliği Bölümü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 06531 Ankara. Tel: 0 312 210 54 37, 

E-posta: abdalla@metu.edu.tr

Özet

Bu bildiride, uzun dönem dalga istatistiğinde kullanılan tersüstel-olağan (log-normal), Gumbel (Fisher-Tippet I), ve Weibull dağılımları incelenmiş ve Alanya’da alınmış olan 14 aylık dalga ölçümlerinin analizinde kullanılmıştır. Bu dağılımların uygunluğu, ölçüm verilerinin tamamı ve eşik-üstü tepe değerleri için ayrı ayrı araştırılmıştır. Aday olasılık dağılımlarının parametreleri beklemler yöntemi (method of moments) ve en küçük üstikiler (least squares) yöntemleriyle bulunmuştur. Aday dağılımlardan uygun olmayanlarının elenmesi için, geri çevirme yöntemi olarak artık ilişki katsayısı (REC) kriteri, geriye kalan dağılımlardan verileri en iyi temsil edenin bulunmasi için en küçük artık ilişki katsayısı (MIR) kriteri uygulanmıştır. Alanya ölçümleri için, verilerin tamamı dikkate alındığında tersüstel olağan dağılım, eşik üstü tepe değerleri için ise Weibull dağılımı en iyi uyumu göstermiştir.
 
 


Depremle Oluşan Dalgalar İçin Basenlerin Serbest Salınım Dönemlerinin, Sayısal Yöntemle Belirlenmesi

Yeşim ÇAKIROĞLU, Doç.Dr. Ahmet C. YALÇINER

ODTÜ İnşaat Müh. Bölümü, Kıyı ve Lıman Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531 Ankara Tel: 0 312 210 54 38 veya 210 54 35

Faks: 0 312 210 14 12, E-posta: yalciner@metu.edu.tr

Özet

Bu çalışmada, düzensiz geometrik ve batimetrik özellikleri olan basenlerin serbest salınım dönemlerini saptamak için kestirme sonuç veren sayısal yöntem uygulanmıştır (Çakıroğlu, 1997). Bu yöntemle, basen içine tek bir başlangıç dalgası etki ettirilerek çalkantı yaratılmıştır. Bu etki sonucunda, farklı yerlerde oluşan su düzeyinin zamansal değişimleri bulunmuş, bu değişimler, Fourier Transform Tekniği kullanılarak incelenmiş, enerji spektrum eğrileri elde edilmiştir. Serbest salınım dönemleri, spektrum eğrisindeki tepe noktaları seçilerek belirlenmiştir. Yöntemin verdiği sonuçların doğruluğu, dikdörtgen biçimli basen için, yatay ve eğik deniz tabanı kesitleri için ayrı ayrı denenmiştir. Bu denemede ayrıca deniz taban kesitinin salınım dönemlerine etkileri incelenmiştir. Yöntem, düzensiz geometri ve batimetriye sahip bulunan denizler ve körfezler için uygulanabilmektedir. Uygulama çalışması olarak, İskenderun körfezi seçilmiştir. Bu uygulamada, İskenderun Körfezinin, deprem sonrası oluşan tsunami dalgası dönemlerine karşılık gelen serbest salınım dönemleri saptanmış ve tartışılmıştır. 
 
 


Dik Duvarlı Deniz Yapılarında Taş Dolgu Topuk Tasarımı

Prof.Dr. Ayşen Ergin1, Doç.Dr. Ahmet. C. Yalçıner2,

Utku C. Özyurt3

1 Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, Ankara,

Faks: 0 312 2101412, Tel: 0 312 210 54 41,

E-posta: ergin@metu.edu.tr

2 Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, Ankara, Türkiye. Faks: 0 312 210 14 12, Tel: 0 312 210 54 38,

E-posta: yalciner@metu.edu.tr

3 Çiğdem Mah. 25. Cad 48/15 Karakusunlar, Ankara, Türkiye. Faks: 90 312 4183105, Tel:90 312 4170145, E-posta: umd@turnet.net.tr

Özet

Dik duvarlı deniz yapıları dünyada rıhtım duvarları veya dalgakıranlar olarak geniş biçimde kullanılmaktadır. Bu deniz yapılarının en önemli sorunlarından birisi yapı önünde zemin oyulması problemidir. Bu sorun oyulan bölgeye taş dolgu topuk koruma yapısı konularak suretiyle kontrol altına alınabilir. Bu çalışmada dik duvarlı deniz yapılarında taş dolgu topuk tasarımını araştırmak amacıyla tasarım parametrelerinin incelendiği model deneyleri yapılmıştır. Tasarım dalgaları altında topukta oluşan toplam hasar, tasarım dalga yüksekliği, yapı önü su derinlikleri, taş dolgu topuk boyutları sunulmuş ve sonuçlar mevcut tasarım yöntemleri ile karşılaştırılarak tartışılmıştır.
 
 


Kıyı Sularının Taşınım Süreçlerinin Üç Boyutlu Matematiksel Modellemesi

Lale HAPOĞLU BALAS1 ve Prof.Dr. Erdal ÖZHAN2

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Laboratuvarı, 06531 Ankara,

Tel: 0 312 210 24 98, Faks: 0 312 210 14 12,

1 E-posta: laleh@metu.edu.tr

2 E-posta: ozhan@metu.edu.tr
 
 

Özet

Bu bildiride, kıyı sularında, rüzgar ve/veya gelgit etkisiyle oluşan akıntıları, su düzeyi değişimlerini, su sıcaklığı ve tuzluluğunun dağılımlarını ve deniz suyuna karışan bir kirletici maddenin zamansal ve yersel derişimlerini hesaplayan bir üç boyutlu matematiksel model sunulmaktadır. Modelde, düşey yönde su taneciklerinin ivmesinin önemsiz olduğu varsayılarak, üç boyutlu Navier Stokes denklemleri çözülmektedir. Su yoğunluğunu etkileyen, su sıcaklığı ve tuzluluğunun alansal ve zamansal değişimi, üç boyutlu taşınım-yayınım eşitliklerinin çözümüyle hesaplanmaktadır. Sayısal çözüm yöntemi olarak, yatay düzlemde sonlu farklar, düşeyde ise sonlu elemanlar kullanılmıştır. Sayısal çözüm yöntemi, geniş zaman aralıklarının kullanılabilmesine olanak vermektedir. Kara sınırları hareketli alınabilmekte ve değişik büyüklükte çözüm ağı uzunlukları seçilebilmektedir. Düşey yöndeki akıcılık (vizkozite) katsayısı, iki eşitlikli türbülans modeli kullanılarak hesaplanmaktadır. Geliştirilen bu üç boyutlu matematiksel model, körfezler, lagünler ve yat limanları gibi değişik kıyı sularına uyarlanmıştır.
 
 


Dalgakıranlarda Küp Blok yada Küp/Taş Karışımı Kullanımı

Aslı NUMANOĞLU1, Bergüzar ÖZTUNALI2, 

Prof.Dr. Ayşen ERGİN3, Doç.Dr. Ahmet C.YALÇINER4

1ODTÜ, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 06531, ANKARA. 

Tel: 0 312 210 54 32, Faks: 0 312 210 12 62. 

E-posta: asln@metu.edu.tr

2DLH Genel Müdürlüğü, Ankara, Tel: 0 312 215 22 22

3ODTÜ, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531, Ankara. Tel: 0 312 210 54 41,

Faks: 0 312 210 12 62, E-posta: ergin@metu.edu.tr

4ODTÜ, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531, Ankara. Tel: 0 312 210 54 38,

Faks: 0 312 210 12 62, E-posta: yalcıner@metu.edu.tr

Özet

Bilindiği üzere ‘taş dolgu dalgakıranlar’ ülkemizde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, dalgakıran koruma tabakası için, tasarımın gerektirdiği taş ağırlığının elde edilememesi durumlarında koruma tabakalarının beton bloklarla oluşturulması dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de tercih edilmektedir.

Dalgakıran koruma tabakalarında beton bloklar kullanılması konusunda çeşitli araştırmalar yapılmış olmasına karşın, tasarımcı ve uygulamacıların karşılaştığı koşullara uygun detaylı öneriler oluşturulamamıştır. Ayrıca koruma tabakası küp ve taş karışımı ile oluşturulan dalgakıranların denge durumları konusunda yeterli araştırma yapılmış değildir. Bu nedenlerle, beton bloklar ve beton/taş karışımı bloklardan oluşan koruma tabakasına sahip dalgakıranların fırtına dalgalarına karşı denge durumlarının araştırılması konusu önem kazanmıştır. 

Beton blok örneklerinden birisi olan beton küp blok tipi, çarpma kuvvetlerine ve dinamik kuvvetlere karşı dayanıklı olması, hacimli olması ve en önemlisi yapımının kolay olması açısından ülkemizde tercih edilen blok tipi olduğundan, dalgakıranların koruma tabakalarında küp blokların ya da küp/taş blokların karışık olarak kullanımının araştırılması ile elde edilecek sonuçlar, ülkemizin günümüz teknik koşulları içinde uygulanabilir ve yararlı bilgiler sağlayacaktır. Bu nedenle, özeti sunulan çalışma, koruma tabakasında küp bloklar ya da küp/taş karışımı bloklar kullanılan dalgakıranların fırtına dalgaları etkisi altında denge durumlarının hidrolik model deneyleri yapılarak araştırılmasını ve elde edilen sonuçların tartışmasını kapsamaktadır.

Hidrolik model deneylerinde, dalgakıran gövde kesitlerinin beş farklı yüzey eğimi (1:1.5, 1:2.0, 1:2.5, 1:3.0, 1:3.5) için kırılan dalga koşulları altında, düzenli ve düzensiz dalgalar kullanılarak, denge durumları araştırılmıştır. Deneylerde kulllanılan dalgakıran gövde kesiti, 1/30 taban eğiminin üzerine yapının topuk kesiminde prototip su derinliği 7.78 m. olacak şekilde düzenlenmiştir. Uygulanan prototip fırtına dalgalarının belirgin dalga özellikleri, her deney seti içinde, yapı önünde 1.5 m. yükseklik ve 5 sn. dalga dönemi kullanılarak uygulanmış ve bu değerler yapı önünde 7.0 m. yükseklik ve 11.0 sn. dalga dönemine kadar belirli zaman aralıklarında aşamalı olarak artırılmıştır. 

Düzenli ve düzensiz dalgaların dalgakıran dengesine etkileri karşılaştırılmış ve düzensiz dalga durumunun düzenli dalgalar göre daha kritik olduğu gözlenmiştir. Düzensiz dalgalar için elde edilen veriler kullanılarak hasar analizleri yapılmış ve Hudson denklemi yardımıyla bütün eğimler için ayrı ayrı denge katsayıları, KD bulunmuştur. Bulunan KD değerleri SPM, 1984’te verilen değer ile karşılaştırılmıştır. Koruma tabakasında küp ve taş blok karışımı kullanılan dalgakıranlar için referans denge katsayıları bulunmadığından, sunulan çalışmada bu tür kesitler için deneysel olarak elde edilmiş olan denge katsayıları bu konuda sonradan yürütülecek çalışmalar için başlangıç noktası olarak düşünülebilir. 

Çalışmada bölgesel hasar ve toplam hasar ayrı ayrı çıkarılmış, hasarın deney sırasında artan dalga özelllikleri ve fırtına süresine bağlı olarak gelişimi, küp ya da küp/taş bloklar karışımının, palyenin ve ayrıca blokların yerleştirme yönteminin denge durumuna etkileri de ayrı ayrı tartışılmıştır.

Bildiride yukarıda özetle verilen deneysel çalışma ayrıntılı olarak anlatılacak, kazanılan deneyim ve elde edilen sonuçlar tartışılacaktır.
 
 


Yat Limanlarında Kullanıcıların Beklentileri Üzerine Bir Çalışma

Prof. Dr. Erdal ÖZHAN & Atila URAS

MEDCOAST, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 06531 Ankara 

Tel: 0 312 210 54 29/30/35, Faks: 0 312 210 14 12

E-posta: medcoast@metu.edu.tr

Özet

Bu çalışmada kapsamlı bir anket geliştirilip Marmaris Netsel Marina’da 47, Bodrum Turban Marina’da da 45 kullanıcıya uygulanarak, kullanıcıların göreceli olarak hangi marina tesis, servis ve özelliklerine daha çok önem verdikleri ve gerekli buldukları araştırılmıştır. Anket, 5 kümede 116 değişik madde içeren 50 ana sorudan oluşmaktadır. Bu 5 kümenin başlıkları; a) Liman ve yanaşma tesisleri, b) Genel marina tesisleri, c) Kara ekipmanları ve yardımcı servisler, d) İşletme ve e) Çevre ve estetiktir. 

Anket sonuçlarının istatistiksel analizleri sırasında, her maddeyle ilgili olarak kişisel tercihlerin değişimi de değerlendirilmiştir. Sonuçlar, Avrupa Çevre Eğitim Vakfı’nın Mavi Bayrak Uygulaması ile karşılaştırılmıştır.
 
 


Yat Turizminin Yol Açtığı Çevresel Problemlerin İncelenmesi

Prof.Dr. Sedat KAPDAŞLI, Tarkan MUTLU,

Erdem ÜNAL, İlker FER

İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi, Hidrolik Anabilim Dalı, 80626, Maslak- İstanbul, Faks: 0 212 285 65 87, Tel: 0 212 285 34 10, 

E-posta: kapdasli@sariyer.cc.itu.edu.trü

Özet

Yat turizmi potansiyelinin yüksek olduğu ve gelişmeye açık bölgelerde bu kullanım yoğunluğu ile beraber ilgili bölgedeki su kalitesinin ve oluşabilecek kirliliğin bölgedeki dağılımını belirlemek daha sonraki adımlar için oldukça önemlidir. Bu çalışmada yat turizmi için son derece cazip bir yöre olan Göcek koyu örneği ele alınarak bu koyda, yaz aylarındaki kirlilikle yat sayısı arasındaki ilişki akıntı ve su kalitesi ölçümleri ile ortaya konmaya çalışılmıştır. 
 
 


Kıyı Yapılarımızın Gelişimi ve Yönetiminde İzlenen Politikalar

M. Metin SONUVAR

Ulaştırma Bakanlığı, D.L.H. İnşaat Gn. Müd., 91.sokak Emek

Tel: 0 312 215 22 22, Faks: 0 312 212 38 47

Özet

Kıyı yapılarımızın gelişiminde izlenen politikalar, planlama, uygulama ve işletme aşamaları için ayrı ayrı irdelenmelidir. Gerçek olan şudur ki ne Cumhuriyet döneminden önce ne de sonra kıyı yapılarımız ile ilgili belirgin bir politika oluşturulmamıştır. Bu hususu daha iyi anlamak ve ne yapmak gerektiğine karar verebilmek, geçmişe bakmak ve günümüzdeki uygulamaları iyi bilmekle mümkündür.

Bilindiği gibi, üç tarafı denizlerle çevrili 8000 km.'yi aşan uzunlukta kıyılarımızın varlığına karşın gerek Cumhuriyet döneminden önce gerekse sonra deniz alaka ve menfaatleri hep ihmal edilmiştir. Ancak 1970'li yılların başında daha önceki yıllarda yabancılar tarafından planlanmış ve inşaa edilmiş yetersiz kapasitede liman ve iskele gibi tesislerin iyileştirilmesi veya genişletilmesi faaliyetleri sürdürülmüş, sayısal olarak çok ancak nitelik olarak yetersiz balıkçı barınakları ve az sayıda yat limanı inşaa edilmiştir. 

Türkiye, Asya ve Avrupa gibi yoğun nüfus ve sanayi faaliyetleri olan kıtalar arasında bir köprü konumunda olduğuna göre ülkemizin Hollanda ve Romanya gibi transit taşımacılığın giriş ve çıkış kapısı olmamasını anlamak mümkün değildir. Kıyı yapılarımızın tesisinde ve yönetiminde varılması gereken noktaya ulaşılamamış olmasının nedenleri bugüne kadar bir çok platformda tartışılmıştır. Ancak sorunların kaynağının politikacıların yatırımlara her aşamada müdahale etmeleri olduğunun bilinmesine rağmen bu yanlışlığın üzerine gidilmediği de bir gerçektir. Bunun sonucu olarak uygulamadaki isabetsizlikler, zorunlu süre uzatımları ve yüksek maliyet artışları yatırımlara ayrılan kaynakların geri dönüşünü önemli ölçüde geciktirmiştir. Araştırma ve projelendirme için ayrılan kaynak ve sürenin yetersiz, uygulama için harcanan kaynak ve sürenin gereğinden fazla oluşu da bir diğer gerçek olup bu çarkın tersine döndürülmesi ve bu suretle kısa zamanda başka yatırımlar için kaynak oluşturulması sağlanmalıdır.

Kıyı tesislerimizin yönetiminde yıllarca çok başlılık, yetki kargaşası yaşanmış ve hala yaşanmaktadır. Limanlarda, iskelelerde ve balıkçı barınaklarında otoriteler farklı statüde, anlayışta ve kurumsal yapıda olduklarından ülke düzeyinde standart ve prodüktif bir yönetim politikası sağlanamamıştır. Tüm bu olumsuzluklara karşın son zamanlarda başta eğitim ve bilimsel araştırmalar olmak üzere bir çok alanda yararlı çalışmalar yapıldığı ve en azından bu sektörde faaliyet gösteren kurumların, üniversitelerimizin de ilgi ve desteği ile bir iyi niyet ve gayreti içinde oldukları, özel sektörün kıyı tesislerine ilgisinin önemli ölçüde arttığı gözlenmektedir.
 
 


Kıyılarımızda Korumacılık ve

Yatırım Gerekliliği İkilemi

Ülker YETGİN

Ulaştırma Bakanlığı, DLH Genel Müdürlüğü, Emek, Ankara

Tel: 0 312 215 22 22, Faks: 0 312 212 38 47
 
 
 
 

Özet

Kıyılarımız bir tarafatan önemli doğal kaynaklar olarak kabul edilmenin yanısıra, ülkenin ekonomik gelişimi için gerekli olan enerji, ulaştırma, turizm v.b. sektörlerindeki yatırımlar için “olmazsa olmaz” özelliği taşır.

Doğal ve kültürel özellikleri zedelemeden, bugünkü değerlerini koruyarak geleceğe taşımak ana korumacılık ilkesi olarak ortaya çıkarken, Cumhuriyatin kurulduğu ilk günden itibaren gelişme çabası içinde olan ülkemizin, hedeflenen kalkınma düzeyini yakalayabilmesi için getirisi inkar edilemeyen yatırımların zamanında hayata geçirilmesi gerekliliği büyük önem arzeden bir başka husustur.

Kıyılarda korumacılık mı, yatırım mı, ikilemi” sadece ülkemizde değil, dünyada da evrensel boyutta tartışma konusudur.

Gerek ülkesel ihtiyaçlar, gerekse Türkiye’nin içindew bulunduğu jeopolitik durumun zorladığı yatırımların korumacılık ilkeleri ile ikilem yaratmadan gerçekleştirilebilmesinin temini optimum hedef olarak ortaya çıkmaktadır.
 
 


Kıyı Yapılarının Tasarımı İçin Geliştirilen Bir Güvenilirlik Modeli 

Prof.Dr. Ayşen ERGİN1, Can Elmar BALAS2

1 Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Laboratuvarı, 06531, Ankara. Tel: 0 312 210 22 95, Faks: 0 312 210 14 12, E-posta: ergin@metu.edu.tr

2 Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Laboratuvarı, 06531, Ankara. Tel: 0 312 210 24 98, Faks: 0 312 210 14 12, E-posta: cabal@metu.edu.tr

Özet

Bu bildiride, kıyı yapılarının tasarımı için geliştirilen bir güvenilirlik modeli sunulmaktadır. Rassal değişkenlerdeki belirsizlikler, olasılık dağılımları yardımıyla modellenmektedir. Kıyı yapısının en uygun tasarım değerleri, belirli bir zaman aralığında dalga kuvvetlerinin etkisiyle oluşan hasar düzeyinin aşılma olasılığı belirlenerek bulunmaktadır. Bu sayede, yapının hasar düzeyine göre alınacak risk değerleri saptanarak, maliyet analizi yöntemi ile en uygun tasarım gerçekleştirilmektedir. Yük ve dayanım değişkenleri yerel koşullara bağlı olarak da değişme kaydettiğinden modelde, Türkiye'nin yerel koşulları ile belirlenen tasarım ilkeleri kullanılmıştır. Modelin ilk uygulamaları, Türkiye'de en çok kullanılan dalgakıran yapısı olan taş dolgu dalgakıranlar için yürütülmüştür. 
 
 


Deniz Düzeyi Değişimi, Jeomorfoloji, Kumullar
 
 
 
 

Teke Yarımadası Kıyılarında

Deniz Seviyesi ve Kıyı Çizgisi Değişmeleri

Doç.Dr. Ertuğ ÖNER

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü 35100 Bornova / İZMİR, Tel: 0 232 388 01 10 / 1680, 3940 Faks: 0 232 388 11 02 

E-posta: eoner@edebiyat.ege.edu.tr
 
 

Özet

Güneybatı Anadolu kıyılarımızın jeomorfolojik özellikleri değerlendirildiğinde, kıyı yakınından itibaren yükselen dağlar nedeniyle yörede yüksek kıyıların hakim olduğu dikkati çeker. Buna karşılık bu kıyılarda tipik falez şekillerinin görülmemesi, kıyı dikliklerinin genellikle tektonik kökenli olması ile ilgilidir. Bunun yanında özellikle akarsu ağızlarına karşılık gelen ve alüvyon birikiminin mümkün olduğu düzlüklerde alçak kıyı şekilleri de bulunur.

Son buzul çağında (Würm, 15 000 yıldan öncesi) deniz seviyesinin -100 m lerde olduğu ve günümüze kadar hızla yükselen deniz sularının dik kıyılar önünde yükselip, alçak kıyılar boyunca da kara içine doğru sokularak koy ve körfezler oluşturduğu bilinir. Östatik kökenli bu seviye değişmeleri dünya çapında aynı etkileri yaparken, tektonik hareketler de bölgesel ya da yerel göreli deniz seviyesi değişmelerine neden olmuştur.

Anadolu’nun Ege kıyıları boyunca boğulmuş şekiller görüldüğü halde (Kraft ve ar.1980, 1982; Kayan 1988, 1991), Antalya doğusundaki Akdeniz kıyılarımız boyunca yükselmiş kıyı izleri dikkati çeker (Kayan ve ar. 1985; Kelletat ve ar. 1983; Pirazzoli ve ar. 1991). Bu iki kesim arasında kalan Güneybatı Anadolu kıyılarında ise Batı Anadolu kıyılarına benzer özellikler vardır (Öner 1995, 1996 a, b). Yani bu kıyılar da boğulmuştur. Bununla birlikte yörede yapılan çalışmalar sonucu Geç Holosen’de meydana gelen rölatif deniz seviyesi değişmelerinin Ege kıyılarına oranla daha fazla olduğu görülür. Bunun nedeni tektonik olmalıdır. Doğu kıyılardaki yükselmeler de dikkate alındığında, Anadolu’nun Ege ve Akdeniz kıyıları boyunca yakın jeolojik dönemde meydana gelen tektonik hareketlerin, doğuda yükselme, batıda alçalma (çökme) şeklinde geliştiği ve güneybatıya doğru bir çarpılmanın olduğu ortaya çıkar.

Kıyı çizgisi, östatik ve tektonik kökenli seviye değişmelerine bağlı değiştiği gibi, alüvyon birikimi ve bunların kıyıda işlenmesi sonucu da değişmektedir. Bunun örneklerini Teke kıyıları boyunca yer alan antik limanların çevrelerinde görmekteyiz.
 
 


Türkiye'nin Ege ve Akdeniz Kıyılarında

Deniz Seviyesi ve Kıyı Çizgisi Değişmeleri

Prof. Dr. İlhan KAYAN

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü 35100 Bornova İzmir, Tel: 0 232 388 01 10 / 1328-3940, Faks: 0 232 388 11 02 

E-posta: ikayan@edebiyat.ege.edu.tr
 
 

Özet

Kıyılar dikey ve yatay doğrultudaki çeşitli etkiler altında şekillenir. Batı Anadolu kıyılarında yapısal çukurluklar içine yerleşmiş bulunan akarsu ağızlarına son buzul çağını izleyen dönemde yükselen denizin sokulmasıyla önce uzun körfezler oluşmuştur. 6000 yıl kadar önce denizin bugünkü seviyesine ulaşmasından sonra ise ırmak ağzı körfezleri alüvyonlarla hızla dolarak delta ovalarına dönüşmüştür. Bu kıyılarda günümüzden 5000-3500 yıl kadar önceki dönemde 2 m kadar bir deniz seviyesi alçalması, sonra milat yıllarına kadar tekrar bugünkü seviyeye yükselme saptanmıştır. Bu nedenle, bugünkü deniz seviyesi altında bu döneme ait bazı arkeolojik kalıntılara rastlanabilmektedir. Anadolu'nun Akdeniz kıyılarında ise kıyı şekillenmesinde farklı özellikler dikkati çekmektedir. Antalya körfezi batısında Ege kıyıları gibi boğulma şekilleri hakimdir. Buna karşılık doğuda yükselmiş kıyı şekilleri görülür. Bunlar özellikle kalkerli dik kıyılarda biyo-erozyonla oluşmuş çentikler ve organik birikimle oluşmuş küçük platformlardır. Sayı ve yükseklikleri doğuya doğru artan bu eski kıyı izlerinin son olarak 1550 yıl kadar önce ani bir sismo-tektonik hareketle 50-80 cm kadar yükseldiği belirlenmiştir. Bu olay miladi 526 yılında olduğu bilinen bölgesel depremle uyumludur. 
 
 


Kuşadası Körfezi ile Büyük Menderes Deltası 

Kıyı Bandı Oluşum Özellikleri

Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ1, Dr.Yusuf KURUCU2, Mustafa BOLCA3, Tevfik TÜRK4

Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Bornova, İzmir.

Tel: 0 232 388 01 10 / 2654,

1 E-posta: altınbas@ziraat.ege.edu.tr

2 E-posta: kurucu@ziraat.ege.edu.tr

3 E-posta: bolca@ziraat.ege.edu.tr

4 E-posta: turk@ziraat.ege.edu.tr
 
 

Özet

Körfez ve Deltanın kumsalları, deniz dalgalarının karalara mekaniksel etkisi sonucu kopardığı parçaların kum iriliğinde aşınımı yanında, Büyük Menderes ve Küçük Menderes ırmakları ile kimi yerel çay ve derelerin sürükledikleri ögelerin kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasında tortullaşması sonucu şekillenmişlerdir. Araştırma yöresi kıyı kumsalları, çeşitli zaman süreçlerinde oluştuklarından buralarda açılan pedonlarda belirgin bir horizonlaşma görülmekte ve tamamen kum ve çakıl iriliğindeki parçacıkları içerdiğinden, teksel kum dokusu özelliği göstermektedirler. Bu oluşumlar, denize koşut, genişliği 12-15 m olan dar ve uzun şerit şeklindedir ve bunlar kuaterner’in ayrımlı zaman süreçlerinde oluştuklarından 5 veya daha fazla teras konumunda yapılanırlar. Genelde bu terasların kıyı çizgisi yönündeki ilk dört tanesi aktif kumsallar, diğerleri ise duragan şeklinde sınıflandırılırken, aktif kumsallar günümüzde de denizin etki alanı içinde bulunurlar ve üzerlerinde herhangi bir bitki örtüsü yoktur.
 
 


Güneybatı Kıyı Kumulları ve Biyomühendislik

Önlemler

Şerif HEPCAN1 , Prof. Dr. Aydın GÜNEY2

Ege Üniveristesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü,

Tel: 0 232 388 01 10 / 2616, Faks: 0 232 388 18 64,

1 E-posta: Hepcan@ziraat.ege.edu.tr

2 E-posta: Guney@ziraat.ege.edu.tr
 
 

Özet

Kumullar ekolojik olarak labil ve dış etkilere karşı çok duyarlı biyotoplardır. Antropojen etkilerle kolaylıkla harekete geçerek çevrelerine büyük zararlar verebilirler. Biyomühendislik önlemlerle kumulların stabilize edilmeleri ve ekosistem dengelerinin yeniden tesis edilmesi mümkün olabilir. Bu anlamda bildiride; Güneybatı Anadolu kıyılarında bulunan ve yıllar içinde bitkilendirme çalışmaları yapılarak stabil hale getirilmeye çalışılmış yada tahrip edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan adı geçen kumullarda, mevcut durum incelenerek eleştiriler getirilmiş, mevcut ve olası sorunların giderilmesi yönünde çeşitli açılardan çözümler üretilmiştir. 
 
 


Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü’nün Kıyı Kumul Tespit Çalışmaları

İsmail KÜÇÜKKAYA

Orman Bakanlığı, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü ve Mera Islahı Daire Başkanlığı, Ankara. Faks: 0 312 212 55 32






Özet

Yurdumuzun sahil uzunluğu 8333 km.dir. Bu bölgelerimizde bulunan kumullar sahillerimizin önemli bir parçasıdır. Sahil kumulları aynı zamanda kendine has önemli derecede bitki ve hayvanları bünyesinde barındırarak, yurdumuz ekosisteminin vazgeçilmez bir bölümüdür. Ancak, yurdumuzda çeşitli nedenlerle ortaya çıkan erozyon kumul bölgelerinde de kendini göstermektedir. Kumul vejetasyonunun tahrip edilmesi, aşırı otlatma ve yanlış arazi kullanılması kumulda erozyonun şiddetlenmesine ve kumul vasfının bozulmasına neden olmuştur.

Bu yazı ile, Yurdumuzdaki kumul sahalarında yapılan çalışmalar çeşitli yönleriyle ele alınmış, kumulun yerinde tutulması ve vasfının bozulmaması için gerekli iyileştirme tedbirleri izah edilmiş ve bu hususta da çeşitli örnekler gösterilmiştir.
 
 


Deniz Bilimleri
 
 
 
 

Türkiye’ de Deniz Jeolojisi Araştırmaları

Prof. Dr. Naci GÖRÜR

İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü, Maden Fakültesi, 80626, Maslak, İstanbul, Tel: 0 212 285 6211, Faks: 0 212 285 6210 






Özet

Deniz araştırmalarında deniz jeolojisi önemli bir yer tutar. Denizlerin oluşum, evrim ve mineral kaynak potansiyeli gibi temel konuları ancak bu disiplinle açıklığa kavuşturulabilir. Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığı takdirde, deniz jeolojisi çalışmalarının ülkemizde nitelik ve nicelik bakımından yetersiz olduğu görülür. Bu eksikliği kapatmak amacıyla 1995 yılından itibaren TÜBİTAK-ÜNİVERSİTE-MTA-TPAO işbirliği ile bir Ulusal Deniz Jeolojisi Programı oluşturulmuştur. TÜBİTAK koordinasyonunda yürütülen bu program çerçevesinde deniz araştırmalarımız hız kazanmıştır. Bu bildiride söz konusu çalışmalara, denizlerimizin jeolojik sorunlarına ve bu sorunları halledebilmek için alınması gereken tedbirlere kısaca değinilecektir.
 
 


Trabzon Kıyılarında Deniz - Atmosfer Arasında Yıllık Isı Dengesi

Mustafa BAHAR, Prof. Dr. H. Fehmi DURUKANOĞLU, Bülent VEREP, 

Coşkun ERÜZ

K.T.Ü. Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi, 61530 Çamburnu, Trabzon

Tel: 0-462-752 20 31
 
 

Özet

Bu çalışmada, 41° 00' N enlemi ve 39° 43' E boylamında bulunan Trabzon ve civarında deniz yüzeyi ile atmosfer arasında ısı dengesi 1994 yılı içinde incelenmiştir. Isı dengesinin hesaplanmasında radyasyon ve ısı kanunları kullanılmıştır. Değişimlerin belirlenmesinde net uzun dalga radyasyon, net kısa dalga radyasyon, gizli ısı akışı ve hissedilir ısı akışlarının günlük, aylık ve yıllık ortalamaları elde edilmiştir.resapHh Hesaplamalarda Trabzon Meteoroloji İstasyonundan temin edilen meteorolojik elemanlar kullanılmıştır.

Yapılan hesaplamalar neticesinde atmosferden deniz yüzey suyuna yıllık ortalama 66.75 W/m²' lik ısı geçişi hesaplanmıştır. Deniz yüzeyinden atmosfere en fazla ısı geçişinin Kasım ayında -155.49 W/m² olduğu, buna karşın atmosferden deniz suyuna en fazla ısı geçişinin 238.95 W/m² ile Mayıs ayında olduğu belirlenmiştir. 
 
 


Güneydoğu Karadeniz Kıyılarında Deniz Yüzey Akıntıları

Bülent VEREP, Prof.Dr. H. Fehmi DURUKANOĞLU,

Yrd.Doç.Dr. Ercan KÖSE, Şenol AKIN,

Mustafa BAHAR,

KTÜ Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi 61530 Çamburnu / Trabzon

Tel: 0 462 752 20 31, Faks: 0 462 752 20 58 

E-posta: verep@risc01.bim.ktu.edu.tr
 
 
 
 

Özet

Bu çalışmada, Doğu Karadeniz kıyılarında hava-deniz etkileşimi sonucu mevsimsel olarak oluşabilecek deniz yüzey akıntı özellikleri, kıyısal meteorolojik istasyonların 1990, 1991 ve 1992 yıllarına ait rüzgar verileri kullanılarak teorik olarak belirlenmesi amaçlanmıştır.

Bu çalışma ile Doğu Karadeniz kıyılarında, Samsun’dan Hopa’ya kadar kuzey-kuzeydoğu yönünde maksimum 6-17 cm/s, minimum 3-5 cm/s, ortalama 5-10 cm/s değerinde sürekli bir akıntı sisteminin olabileceği tespit edilmiştir. 

Çalışmada tespit edilen rüzgar akıntılarının, bölgede daha önceki çalışmalarla belirlenen doğu-güneydoğu yönündeki kıyı formunu takip eden mevcut akıntı sistemine etkisi, kıyıya yaklaştırma veya kıyıdan uzaklaştırma şeklinde olabileceği belirlenmiştir. Samsun ve Hopa kıyılarında nispeten, Ordu, Giresun ve Trabzon kıyılarına oranla daha şiddetli akıntılar oluşabileceği tespit edilmiştir.
 
 


Doğu Karadeniz Kıyıları Fotik Zonunda Mevsimsel Su Kütleleri

Coşkun ERÜZ, Dr. A. Muzaffer FEYZİOĞLU,

Nüket SİVRİ, Ersan BAŞAR

Karadeniz Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Fakültesi, 61530 Çamburnu, Trabzon, Tel: 0 462 752 28 05, Faks: 0 462 752 21 58

E-posta: sivrin@risc01.bim.ktu.edu.tr
 
 

Özet

1995 - 1996 yıllarına ait sıcaklık (° C), tuzluluk (‰) ve bunlara bağlı yoğunluk (st) değerlerinin derinliğe göre mevsimsel değişim profilleri kullanılarak, Güney Doğu Karadeniz kıyıları fotik zonunda (0-60m) su kütlelerinin mevsimsel farklılıkları ortaya konulmuştur. Çalışma sonucunda kıyısal bölgedeki (0-15 km) su kütlesinin değişiminin mevsimsel su sıcaklığı ve tatlı su girdisinin etkisi altında olduğu gözlenmiştir. Kış aylarında 0-60 m arasında, karışım tabakasındaki su kütlesinde bir stabilizasyon mevcutken, ilkbahar, yaz ve sonbahar aylarında keskin bir tabakalaşma ile iki farklı su kütlesinin varlığı belirlenmiştir.