.
.
.Bildiriler Kitabı:
. Türkiye
    Kıyıları 97
. Türkiye
    Kıyıları 98
. Türkiye
    Kıyıları 01
. Türkiye
    Kıyıları 02
. Türkiye
    Kıyıları 04

.
 Sipariş için:
. Türkiye
    Kıyıları 97
. Türkiye
    Kıyıları 98
. Türkiye
    Kıyıları 01
. Türkiye
    Kıyıları 02
. Türkiye
    Kıyıları 04

 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

Türkiye'nin Kıyı ve Deniz Alanları V.Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 04, Bildiriler Kitabı;
4-7 Mayıs, 2004; Çukurova Üniversitesi, E.Özhan & H. Evliya (Editörler)

CİLT I

Kıyı ve Deniz Ekolojisi ve Ekosistemleri

 

Doğu Akdeniz Kıyısal Alan Bitkileri Veri Tabanı (DAKAB2004)

Atabay Düzenli(1), Deniz Karaömerlioğlu(1,2)
ve Halil Çakan(1,3)

(1) Çukurova Üniversitesi, Biyoloji Bölümü, Balcalı, 01330, Adana
Tel: 322-3386941     Faks: 322-3386070
E-posta: atabay@cu.edu.tr
(2) E-posta: denizkar@cu.edu.tr
(3)
E-posta: hcakan@cu.edu.tr

Özet

Doğu Akdeniz Bölgesi kıyısal alanlarında doğal olarak yetişen bitki taksonlarını (tür ve tür altı) ve botaniksel özelliklerini ortaya koymak amacı ile bilgisayar destekli bir veri tabanı oluşturulmuştur. Bu veri tabanında; Doğu Akdeniz Bölgesi kıyısal alanlarına ait taksonlar ve bu taksonlara (tür ve tür altı) ait bilgiler (sistematik bilgiler, ömürleri, yapıları, hayat formları, kromozom sayıları, Türkiye’deki genel dağılımı, habitat özellikleri, endemizim durumu, ait olduğu fitocoğrafik bölge, Türkiye ve dünyadaki tehdit kategorileri, fotoğrafları, harita dağılımı, vb.) bulunmaktadır. DAKAB2004 veri tabanı aynı zamanda Doğu Akdeniz Bölgesi kıyısal alanlarındaki fitolojik çeşitliliğin güncellenmesine olanak tanımaktadır.

  Arazi Örtüsü Değişim Tespitinde “Sınıflama Şeması” Kavramı

Hakan Alphan(1) ve K. Tuluhan Yılmaz(1,2)


(1) Çukurova Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330, Adana
Tel: 322-3386545     Faks: 322-3386189
E-posta: alphan@cu.edu.tr
(2) Tel: 322-3386967
E-posta: tuluhan@cu.edu.tr

Özet

Yer yüzeyinin biyofiziksel özellikleri “arazi örtüsü” olarak adlandırılmaktadır. “Alan kullanımı”, herhangi bir amaçla arazi örtüsü üzerinde meydana getirilen insan faaliyetlerini tanımlarken değişim tespiti ise, belirli bir zaman ve mekan sınırlaması içinde iki tarih arasında arazi örtüsünde meydana gelen farklılıkların belirlenmesi eylemidir. Akdeniz kıyı alanındaki arazi örtüsünün uzaysal, zamansal ve mevsimsel değişkenliği, üzerindeki kullanımların çeşitliliğini belirleyen en önemli etmendir. Sözü edilen her iki kavram sosyal, kültürel ve ekonomik karmaşıklıktan etkilenmekte ve aynı zamanda onların bir fonksiyonu olarak ortaya çıkmaktadır. Sınıflama, çeşitli bileşenlerden oluşan kompleks bir sistemin yer yüzeyindeki ifadesi olan arazi örtüsü ve alan kullanımlarındaki uzaysal değişkenliğin belirli bir detay düzeyinde sistematik olarak tanımlanmasıdır. Sınıflamada temel olarak kullanılan anahtarlar, bitki örtüsü, inşa edilmiş öğeler (ör: binalar, yollar) ve hidrolojik birimlerdir (ör: lagünler). Sınıflama şemasının oluşturulmasında sözü edilen bu anahtarlardan herhangi birine ait detay düzeyinin diğerine göre farklı oluşu sınıflama ve değişim tespiti ürünlerinin kalitesini etkilemektedir. Tutarlılık, kabul edilebilirlik ve farklı bölgelerde uygulanabilirlik herhangi bir sınıflama şeması için hayati önem taşımaktadır. Bu çalışmada mevcut sınıflama sistemleri bu özellikleri bazında değerlendirilmiş ve farklı düzeylerdeki değişim tespiti ve izleme için kullanılacak sınıflama şemasına dair genel bir çerçeve tartışılmıştır.

 

Ceyhan Deltası (Adana) Kıyı Kumullarının Bitki Örtüsü-Toprak İlişkisi Yönünden Değerlendirilmesi

Ahmet Serteser

Y.Doç.Dr. Afyon Kocatepe Üniversitesi, Afyon Meslek Yüksekokulu, Ali Çetinkaya Kampusü
03 200   AFYON
Tel:  +90-272-213 34 72      Faks:  +90-272-213 54 05    
E-posta: aserteser@aku.edu.tr

Özet

Çalışma alanı Adana ili Bahçeköy ile Yumurtalık arasında Ceyhan deltasındaki kıyı kumulları ile tuzcul alanlardır. Ceyhan deltası kıyı kumulları Türkiye’nin Seyhan deltasından sonra en büyük kıyı kumulu olup gördüğü tahribatlara rağmen Türkiye’nin şimdiye kadar en az tahribat görmüş, en büyük kıyı kumuludur.

Araştırma alanı olarak diğer Akdeniz alanlarına oranla insan ve hayvan etkilerinin daha az olduğu bölgenin çok değişik toprak, orografik durum ve tahribat derecelerine bağlı olarak değişik vejetasyon tipleri ve birliklerinin oluştuğu bu bölge seçilmiştir. Çalışma alanını Kuvaterner arazisi kaplamakta olup iklimi “kışı ılıman az yağışlı” biyoiklim tipindedir. Akdeniz floristik bölgesi içindeki Ceyhan deltası(ADANA)’dan yaklaşık 100 civarı vasküler bitki toplanıldı. Çalışma alanında 3 tip vejetasyon hakimdir. Bunlar kumul, halofit ve litoral maki vejetasyonudur.

Çalışma alanı jeoloji, iklim, toprak, flora, vejetasyon ve özellikle de bitki örtüsü ile toprak ilişkisi yönünden değerlendirildi.

 

Gediz Deltasındaki Su Bitkileri

  Berk Tosun(1), Şükran Cirik(1,2) ve Barış Akçalı(1,3)

(1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, 35340 İnciraltı, İzmir
Tel: 232-2786525     Faks: 232-2785082
(2) E-posta: cirik@deu.edu.tr
(3) E-posta: baris.akcali@deu.edu.tr

Özet

Gediz Nehri, Kuzey Ege’nin en büyük akarsuyu olup, nehrin oluşturduğu sulak alanlar biyolojik ve ekolojik özellikleri açısından çok önemlidir. Gediz Deltası toplam 40000 hektarlık alanı ve 20.400 hektarlık sulak alan ekosistemi ile bilimsel, ekonomik ve kıyı yönetimi açılarından ilgi çekicidir. Deltanın sulak alan ekosistemleri çeşitli ulusal ve uluslararası (Ramsar Sözleşmesi, v.b.) yasal düzenlemeler ile koruma altındadır. Araştırma Bölgesi Çamaltı tuzlası, Kirdeniz, Çilazmak, Homa dalyanı ve İzmir Kuş Cennetini de bünyesinde bulundurmaktadır. Çamaltı tuzlası Türkiye’nin en büyük deniz tuzu üretimi merkezidir. Homa dalyanı ise Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nin balıkçılık araştırma alanıdır. Dalyan yaklaşık 17 balık türü içermektedir. Kirdeniz ve Çilazmak lagünleri balık av alanları olarak çevredeki balıkçılar için kullanıma açık durumdadır. İzmir Kuş Cenneti sağladığı yasama ve üreme ortamlarıyla uluslararası öneme sahip bir kuş cennetidir.

 

Burdur Gölü’nün Bugünkü Durumunun Dikkuyruk (Oxyura leucocephala) İçin Önemi

  Erol Kesici(1) ve Ali Günlü(1,2)

  (1)    S.D.Ü. Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 32500 Eğirdir, Isparta
Tel: 246-3133447-50            Faks: 246-3133452
E-posta: ekesici@sdu.edu.tr
(2)    E-posta: agunlu@sdu.edu.tr

Özet

Burdur Gölü ülkemizin 7. büyük doğal gölü olup, Batı Akdeniz bölgesinde yer alır. Göl, sulak alanların korunması konusunda 1993’ten bu yana Su Kuşları Koruma ve Üretme sahası olup, ekolojik özellikleri yönünden su kuşları için önemli alanları oluşturmaktadır. Burdur Gölü, Ramsar Sözleşmesini benimsememizden sonra (1994) bir kısmı, 15.4.1998 tarihinde de tamamı Ramsar alanı olarak ilan edilen, 9 Ramsar alanımızdan biridir (Anonim, 2000; 2002). Burdur Gölü’nde 1970 yılından günümüze kadar süre gelen su seviyesindeki düşüş nedeniyle göl yüzey alanının daralması ve göl kıyı çizgisindeki kurumalar, korunması gereken bu göl için çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Son yıllarda göller üzerinde yoğun olarak görülen insan etkinlikleri, kısa vadeli ekonomik çıkarlar için her şeyi paraya dönüştürme yarışından Burdur Gölü de etkilenmektedir. Tarımsal alanların yanlış yerde kurulması ve bilinçsiz kullanımı, yerleşim yerlerindeki altyapı eksiklikleri, sanayileşme, hiç bitmeyecekmiş gibi yerine konulmadan tüketilen ve kirletilen su, farklı davranışlarla gölün korunamaması, Burdur’da birçok çevre problemini beraberinde getirmiştir.

Burdur Gölü; dünyada nesli tükenmekte olan dikkuyruk (Oxyura leucocephala)’ların 2/3’ünün kışlaması, diğer çok sayıdaki kuşların yaşama ve konaklama alanı olması nedeniyle “Tabiatı Koruma Alanı” olarak ilan edilmesine rağmen korunamamaktadır. Bu bildiride, yoğun bir organik-inorganik kirlenme ve hidrolik yapıda önemli oranda farklılaşmanın olduğu Burdur Gölü’ndeki bugünkü değişimlerin dikkuyruklar üzerine olan etkileri tartışılmaktadır.

 

Babadıllimanı Koyu ve Açıkları (Kuzeydoğu Akdeniz) Fitoplankton Kompozisyonu

  Sevim Polat(1), Ayça Akiz ve M. Perçin Piner(2)

(1) Çukurova Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, 01330, Balcalı, Adana
Tel: 322-3386084     Faks: 322-3386439
E-posta: sevcan@cu.edu.tr
(2) 
E-posta: mineper@cu.edu.tr

Özet

Ülkemizin doğu Akdeniz kıyıları, özellikle İskenderun ve Mersin Körfezleri çevrelerinde bulunan yerleşim yerleri, sanayi kuruluşları ve yoğun gemi trafiğinden dolayı kirlilik tehdidi altında olan alanlardır. Ancak, Mersin Körfezi’nin batısına gidildikçe bu yoğunluk, nispeten azalmaktadır. Bu çalışmada, Mersin Körfezi’nin batısında, Silifke-Anamur arası kıyı hattında yer alan Babadıllimanı Koyu ve çevresi kıyısal sularının fitoplankton çeşitliliği, yoğunluğu ve hacim olarak biyomas değerleri 24 Mayıs 2003’de alınan örneklerde incelenmiştir. Çalışmada, Babadıllimanı Koyunda ve koy açıklarında olmak üzere toplam 10 istasyondan örnek alınmış aynı zamanda standart derinliklerden vertikal örnekleme yapılmıştır. İstasyonlar kıyıdan itibaren 0-50m, 50-100m ve 100m< olmak üzere toplam üç derinlik katmanından seçilmiştir. Alınan örneklerde besleyici elementlerden fosfat, nitrat, amonyum ve silikat analizleri de yapılmıştır. Alandaki fitoplankton çeşitliliği ve biyomasının, bölgede ve Akdeniz’in farklı kıyısal alanlarında yapılan çalışmaların sonuçları ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi yapılmıştır.

Nehir Girdisinin Kuzeydoğu Akdeniz Kıyı Sularında Besin Tuzları ve Organik Madde Dağılımına Etkisi

  Neslihan Doğan-Sağlamtimur(1) ve Süleyman Tuğrul(1,2)

(1) ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, P.K:28, 33731 Erdemli, Mersin
Tel: 324-5213434     Faks: 324-5212327
E-posta: neslihan@ims.metu.edu.tr
(2) 
E-posta: tugrul@ims.metu.edu.tr

Özet

Bu çalışmada nehir girdisinin, Kuzeydoğu Akdeniz kıta sahanlığı içinde kalan kıyı sularında temel hidrografik ve biyokimyasal özelliklere etkisini, zaman-mekana bağlı olarak incelemek amacıyla, Mersin-Erdemli bölgesi üç istasyonda (istasyon 1: 34o22’E 36o50’N, toplam derinlik 20 m; istasyon 2: 34o25’E 36o45’N, toplam derinlik 100 m, istasyon 3: 34o27’E 36o40’N, toplam derinlik 200 m), Eylül 2002-Eylül 2003 döneminde R/V ERDEMLİ teknesiyle aylık/mevsimlik seferlerle örneklemeler yapılmıştır. Fiziksel (seki disk derinliği, tuzluluk, sıcaklık, yoğunluk), biyokimyasal (çözünmüş reaktif fosfat, nitrat+nitrit, reaktif silikat, POM) parametreler yerinde yada alınan örnekler üzerinde laboratuarda ölçülmüştür. Düşük debili Lamas Nehri’nin sürekli etkisi altında kalan kıyıya en yakın konumdaki istasyonda, yüzey suyu besin elementi değerleri genel olarak, kıyı ile açık arasındaki Lamas Nehri’nin doğrudan etki alanı dışında kalan orta istasyon verilerinin yaklaşık 2 katına, kıta sahanlığı ucundaki açık istasyon verilerinin ise 4-10 katına kadar ulaşır. Lamas Nehri, özellikle Şubat-Mayıs ayları arasında belirgin düzeyde besin tuzu taşımaktadır. Üç istasyon su kolonundaki biyokimyasal parametreler, kıyıdan açığa doğru sırasıyla çözünmüş reaktif fosfat için 26-162, 14-66, 12-68 nM, nitrat+nitrit için 0.07-4.82, 0.05-0.88, 0.05-3.61 µM, reaktif silikat için 0.91-9.14, 0.79-3.83, 0.66-5.79 µM, partikül organik karbon için 2.51-30.77, 1.55-24.41, 0.98-18.07 µM, partikül organik azot için 0.43-3.82, 0.16-1.85, 0.08-1.68 µM aralığında değişmektedir.

  Ekosistemlerin, Türlerin ve Kültürel Varlıkların Korunması

 

Akdeniz’de Biyoçeşitlilik Hassas Noktaların Korunması: Türkiye Proje Sonuçları

  Harun Güçlüsoy(1), Yalçın Savaş(1,2), N.Ozan Veryeri(1,3), Ahmet Bolat(1,4), Cem O.Kıraç(1,5)
Nuray Veryeri(1,6), Çiğdem Akçura(1,7), Yeşim Çağlayan(1,8), Yeşim Aslan(1,9)
Çağrı Öner(1,10) ve Uğur Yolak(1,11)

(1) Sualtı Araştırmaları Derneği – Akdeniz Foku Araştırma Grubu,
Kazakistan Cad. 94/5, Emek, Ankara
Tel: 312-2130834     Faks: 312-2138934
E-posta: harun@afag.org
(2) E-posta: yalcin@afag.org
(3) E-posta: ozan@afag.org
(4) E-posta: ahmet@afag.org
(5) E-posta: cem@afag.org
(6) E-posta: nuray@afag.org
(7) E-posta: cigdem@afag.org
(8) E-posta: yesim@afag.org
(9) E-posta: aslan@afag.org
(10) E-posta: cagri@afag.org
(11)
E-posta: ugur@afag.org

Özet

“Biyolojik Çeşitlilik Hassas Noktaların Korunması ve Yönetimi: Bir Akdeniz İletişim Ağı Geliştirilmesi Projesi”, Avrupa Birliği’nin Kısa ve Orta Dönem Çevresel Eylem Programı kapsamındaki mali desteğiyle Kasım 2001 ve Ocak 2004 tarihleri arasında yürütülmüştür. Proje’nin ana hedefi, Akdeniz Bölgesi’nde bulunan anahtar biyoçeşitlilik hassas noktalarının koruma statülerinin geliştirilmesidir. Proje’nin Türkiye çalışmaları, Akdeniz fokunun yaşam alanlarının korunması için İzmir’in Foça ve Karaburun Yarımadalarında ve Mersin’in Aydıncık ve Bozyazı kıyılarında gerçekleştirilmiştir. Proje çalışmaları, pilot bölge olarak seçilmiş kıyı alanlarında yönetim planlarının etkin bir şekilde uygulanması ve ilgili kurum ve kuruluşlar ile yeni bir ortaklık anlayışı içerisinde nasıl bir entegre doğa koruma ve sosyo-ekonomik kalkınmanın başarılabileceği hakkında örnekler sunmaktır. Günümüze kadar, proje hedefine yönelik elde edilen sonuçlar kısaca şöyle verilebilir:

§     Foça-Yenifoça ve Karaburun Yarımadası (Ulusal Fok Komitesi tarafından üzerinde çalışılmasına karar verilmiş 5 Önemli Fok Alanı’ndan biri) için deniz seyri hız limiti, tanker trafiği düzenlemeleri, fok üreme mağaraları ve çevresi gibi önemli noktaların 1. derece Doğal Sit statüsüne getirilmesi gibi noktaları içeren detaylı kıyı kullanım planları hazırlanmıştır. Planlar, Çevre Düzeni Planlarına işlenmesi ya da ilgili bakanlıklara iletilmesi için Ulusal Fok Komitesi Koordinasyon görevini yürüten Çevre ve Orman Bakanlığı’na sunulmuştur.
§     Aynı şekilde hazırlanmış detaylı planlar başka bir Önemli Fok Alanı olan Batı Mersin kıyıları için de hazırlanarak sunulmuştur.
§     Proje kapsamında, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, kıyılarında önemli fok üreme mağaralarını da barındıran 3 alanı balıkçılığa kapalı alan olarak ilan etmiştir.
§     Foça, Karaburun, Mordoğan, Yeniliman, Balıklıova ve Aydıncık Balıkçı Kooperatiflerini desteklemek amacıyla çeşitli ofis malzemeleri örneğin faks makinaları dağıtılmıştır.
§      Proje alanlarındaki balıkçı kooperatiflerinin kalkındırılması için ön bir sosyo-ekonomik çalışma gerçekleştirilmiştir.
§      Aydıncık kıyılarında deniz denetimlerinin gerçekleştirilebilmesi için denetleme sistemi kurulma çalışmaları devam etmektedir.

  Deniz Kaplumbağası Yuvalama Kumsalları Değerlendirme Çalışması 2003

Ayşe Oruç(1), Oğuz Türkozan(2) ve Hakan Durmuş(3)

(1) WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Deniz ve Kıyı Programı
Büyük Postane Cad. No: 43-45 Kat:5-6 Bahçekapı-Sirkeci-İstanbul
Tel: 212-5282030     Faks: 212-5282040
E-posta: aoruc@wwf.org.tr
(2)  Adnan Menderes Üniversitesi, Fen Edebiyat Fak., Biyoloji Bölümü, Aydın
Tel: 256-2128498     Faks: 256-2135379
E-posta: oturkozan@adu.edu.tr
(3)  Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fak., Biyoloji Bölümü, Buca, İzmir
E-posta: hakan.durmus@deu.edu.tr

Özet

Bu çalışmada WWF-Türkiye, Adnan Menderes ve Dokuz Eylül Üniversitelerinin teknik işbirliğiyle, Haziran-Temmuz 2003 tarihleri arasında deniz kaplumbağası yuvalama alanlarına yönelik bir alan çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı, deniz kaplumbağası yuvalama kumsallarının bugünkü durumlarını, geçmiş çalışmalarda belirlenmiş alanlara yönelik tehditlerin bugünkü boyutlarını ve uygulanmakta olan koruma önlemlerinin sonuçlarını belirlemektir. Çalışma sayesinde, alanların daha etkin korunmaları yönünde geleceğe yönelik öneriler oluşturmak da amaçlar arasındadır. Bu çalışmanın sonucunda hazırlanan raporda, Türkiye’deki deniz kaplumbağası yuvalama kumsallarının karşı karşıya bulunduğu sorunlar son durumuyla gündeme getirilmiş ve çözüm önerileri üretilmesine katkıda bulunmak hedeflenmiştir (Oruç ve ark., 2003). Sonuç olarak incelenen 20 yuvalama kumsalının %64’ü kötü durumdadır ve alana yönelik tehditlere karşı acil önlemler alınması gerekmektedir. Alanların %24’ünde durum kötü olmamakla birlikte yeni düzenleme ve iyileştirme çalışmalarına gereksinim vardır. Alanların sadece %12’si makul durumdadır. Çok iyi durumda olan hiçbir alan bulunmamaktadır.

 

Kıyı Alanlarımızdaki Batıklar ve Karşı Karşıya Oldukları Tehlikeler

Burak Karacık(1), Evren Varol(2), Rıza Dervişoğlu(3) ve Ali Ertürk(4)

(1) İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi Deniz Teknolojisi ve Mühendisliği Bölümü 34469 Maslak İstanbul. E-posta: karacik@itu.edu.tr
(2) İÜ Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü 34116 Vefa İstanbul.
Tel: 212-440 0000/26045
E-posta: evrenv@istanbul.edu.tr
(3) Boğaziçi Üniversitesi Sualtı Sporları Klubü 34342 Bebek İstanbul.
E-posta: dervisor@boun.edu.tr
(4) İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü 34469 Maslak İstanbul.
Tel: 212-285 6579
 
E-posta: aerturk@ins.itu.edu.tr

Özet

Türkiye, uzun kıyı şeridi ve zengin sualtı dünyası ile önemli sualtı turizmi potansiyeline sahip bir ülkedir. Anadolu kıyılarında kentler ve limanlar kurulmuş olan uygarlıklar siyasi ve ticari ilişkilerinde ağırlıklı olarak deniz yolunu kullanmışlardır. Bu nedenle kıyılarımızda değişik çağlara ait birçok batık bulunmaktadır. Günümüzde insan kaynaklı etkiler batıkların karşı karşıya bulundukları tehlike ve riskler hızla artmasına yol aşmış ve kıyı alanlarımızdaki batıkların bir kısmı tahrip edilmiştir. Bu çalışmada, kıyı alanlarımızdaki batıkların karşı karşıya kaldıkları tehlikelere dikkat çekilmesi ve bunların incelenmesi amaçlanmıştır.

   

Kıyı ve Deniz Özel Koruma Alanları

 

Büyük Ölçekte Koruma Çalışmaları: Likya Kıyıları Örneği ve  Ekolojik Bölgeler

  Başak Avcıoğlu ve Emrah Bilge

Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Büyük Postane Cad. No 43-45 Kat 5, 34420
Bahçekapı/İstanbul.   Tel: 0-212-5282030   Faks: 0-212-5282040
E-posta: bavcioglu@wwf.org.tr, ebilge@wwf.org.tr

Özet

Yalnızca tür ve alan korumaya yönelik yürütülen çalışmaların biyolojik çeşitliliğin korunmasında yeterli olmadığının görülmesi üzerine, etkin bir koruma için daha büyük alanlarda geniş kapsamlı koruma yaklaşımları geliştirilmiştir. Büyük ölçekli ve bütüncül bir niteliğe sahip bu yaklaşımlarla, biyolojik çeşitlilik açısından öncelikli alanların belirlenmesinin yanı sıra, koruma alanı ağı oluşturularak nadir ve tehlike altındaki türler ve habitatlar, yeterli büyüklükteki populasyonlar ile ekolojik ve evrimsel süreçlerin korunması sağlanmaktadır. WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) geliştirdiği “ekolojik bölge koruma yaklaşımı” da ekosistemin bir parçası olan insan faktörünü de katılımcı bir yaklaşımla sürece katarak tehditlere ve uzun dönemli değişimlere karşı dirençli büyük ölçekte korumayı hedeflemektedir.

Kıyıların Korunmasında Özel Çevre Koruma Bölgelerinin Rolü; Patara Örneği

Ömer Gülkal

Özel Çevre Koruma Kurumu, Ceyhun Atıf Kansu Cad. No: 124 Balgat, Ankara
Tel: 312-2879555 /159     Faks: 312-2855824
E-posta: omergulkal@hotmail.com

Özet

Özel Çevre Koruma Bölgeleri; tarihi, doğal, kültürel değerler açısından bütünlük gösteren gerek ülke gerek dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan hasas alanlardır. Ülkemizin taraf olduğu ‘Akdeniz’de Özel Çevre Koruma Alanlarına İlişkin Protokol’ gereğince, doğal, tarihi ve kültürel değerler yönünden büyük değer taşıyan alanlar Bakanlar Kurulu’nca "Özel Çevre Koruma Bölgeleri" olarak tespit ve ilan edilmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de çevre koruma için temel prensip: Öncelikle koruma, koruyarak kullanma ve geliştirerek korumadır. Bu amaçla, kalkınma ile çevre değerleri arasında kurulacak koruma-kullanma dengesinin oluşturulması hedeflenmektedir.

Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi, tarihi ve kültürel dokusu ile bütünleşmiş doğal değerleri ile Akdeniz kıyılarında yer alan en önemli bölgelerdendir. Ormanları, kumul ve tuzcul bitkileri, sulak alanları, faunası, deniz canlıları ile Akdeniz ikliminin hakim olduğu gerçek bir Akdeniz Zonudur. Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında mevcut 17 önemli deniz kaplumbağasının (Caretta caretta) üreme alanlarından olan ve geniş bir kumsala sahip Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi ile ilgili genel esaslar 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Kararları ve Plan Hükümleri ile yürütülmektedir.          

 

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kıyısal Alan Kullanımının İncelenmesi

  Abdullah Kelkit(1) ve Cihad Öztürk(2)

(1) ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 17020 Çanakkale.
Tel: 286-2180018/1279   Faks: 286-2180545
E-posta: a_kelkit@yahoo.com
(2) İl Çevre ve Orman Müdürlüğü DKMP Şube Müdürlüğü, Çanakkale.        
Tel: 286-2124307    Faks: 286-2135860
      
E-posta: cihadozturk@yahoo.com

Özet

Tarihi süreç içinde kıyısal alanlar, insan toplumunun gelişiminde başlıca bir odak noktası olmuştur. Aynı zamanda modern toplumumuz için zengin bir potansiyel alan oluşturmaya da devam etmektedir. Kıyı alanları ve doğal kaynakları insanoğlunun mevcut ve gelecekteki isteklerini ve gereksinimlerini karşılamada stratejik bir role sahiptir.

Bu çalışmada; Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkının tarihi, kültürel ve doğal özellikleri ortaya konulmuş, dünyanın en önemli su yollarından biri olan Çanakkale Boğazı’nın kenarında bulunması nedeniyle özellikle kıyı dokusunun her türlü çarpık yapılaşma ve kullanımlardan korunması, bitki örtüsü ve ilginç topoğrafik görünümleriyle zengin görsel kalitesinin artırılmasına yönelik öneriler getirilmiştir. 

 

Sulak Alan, Delta ve Lagün Yönetimi

 

Milas –Tuzla Özelinde Sulak Alanların Korunması ve Yönetiminde Metodolojik Yaklaşım

  Güzel Yücel-Gier (1), Bülent Cihangir.(1,2) ve Esin Üçüncüoğlu(1,3)

(1) DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü,Bakü Bul.No.30,İnciraltı, İzmir 
Tel:232-278 55 65 Faks: 232 278 50 82
E-posta: yucel.gier@deu.edu.tr
(1,2) E-posta: bulent.cihangir@deu.edu.tr
(1,3) E-posta: esin@deu.edu.tr

Özet

Milas-Tuzla Sulak Alanı, Güney Ege Bölgesi’nin önemli ve az sayıdaki sulak alanlarından birisini oluşturmaktadır. Sulak alanın  çevresinde Bargylia Antik Kenti ve Halep Çamı Doğal Koruma Alanları yer almaktadır. Ancak hemen sınırları yanında bulunan doğal koruma ve antik koruma alanları ve de çok sayıda kuş yaşamını destekleyen bir ortam olmasına karşın, herhangi bir koruma statüsü bulunmamaktadır. Sulak alana 134 kadar kuş türünün zaman zaman konaklama yaptığı ve bunlardan 23’ünün üreme dönemlerini geçirdikleri tespit edilmiştir

Yerkürenin en üretken ekosistemlerini oluşturan sulak alanlar, çok sayıda bitki ve hayvan türünü barındıran, sahip oldukları üretkenlik ve tür çeşitliliği gibi doğal zenginlikleri nedeniyle korunmaları gerekmektedir. Bu bağlamda Güllük Sulak Alanının kurutularak hava alanı olarak  işletmeye girmesiyle büyük oranda yok edilmesi, Tuzla–Milas Sulak Alanının korunmasının önemini daha da artmaktadır. Bölgede doğal ve tarihi mirasın birlikte olması konunun diğer önemli bir boyutudur.

Bilimsel veri tabanı temel alınarak (coğrafik alanın belirlenmesi, sulak alanın nitelikleri, sorunların analizi, bilgi sistemleri) sulak alanların tüm fonksiyonlarının sürekliliğinin sağlanabilmesi ve rasyonel kullanımın gerçekleştirilebilmesi için Yönetim Planlarının geliştirilmesi ve uygulanması gerekmektedir.  

 

A Sınıfı Sulak Alanları Koruma Kullanımına Akşehir-Eber Gölü Örneği

 Erol Kesici(1) ve Cevdan Kesici(2)

(1) S.D.Ü Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 32500 Eğirdir, Isparta
Tel: 246-3133448 418     Faks: 246-3133452 sici@sdu.edu.tr
(2) M.E.B. Eğirdir Lisesi, 32500 Eğirdir, Isparta
Tel: 246-3113277

Özet

Sulak alanların bütün biyolojik çeşitliliğinin temsil edildiği bir sistemin temel parçası olarak düzenlenmesi, bu alanların verimliliğini artırmaktadır. Doğal göllerin sürdürülebilirliği; doğal yapı ve manzaralarının, biyolojik gelişimlerinin, yaşama alanlarının, flora-faunanın populasyon dinamiklerinin ve bu alanları yöneten insan etkinliklerinin düzenli-bilinçli olarak izlenmesine bağlıdır.

Sulak alanların politik ve ekonomik nedenlerle sürekli artan tarımsal ve endüstriyel üretim için kullanılmasıyla, ülkemizde kısa vadeli kazançlar elde edilirken, geri dönüşümü uzun vadede bile çok zor olan ekolojik ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu ortamların tahrip edilmesi sonucu türlerin yok olması, insanlarında varlılıklarına neden olan ve bağımlı oldukları doğal yaşam alanlarının kaybını da beraberinde getirmektedir. Son 50 yıl içerisinde insan etkinlikleriyle hızla tüketilen sulak alanlarda kayıplar artmıştır. Ramsar Sözleşmesi listesinde yer alan Sultan Sazlığı, Meriç Deltası, Manyas Gölü gibi çok sayıda sulak alanlarımız ileri derecede tahrip olmuştur. Akşehir ile Eber Gölleri de, benzer nedenlerle hidrolojik-ekolojik dengesi ciddi şekilde bozulan ve yok olmakta olan doğal göllerimizdendir.

Akşehir ve Eber Gölleri, Sit Alanı statüsü içinde bulunan, A Sınıfı olarak ödüllendirilen sulak alanlarımızdandır. Bu özelliklerine rağmen atık alanı olarak kullanılan ve hidrolik yapısı korunamayan bu göller, yok olmak üzeredir. Eber Gölü, jeolojik devrin Kuvarterner zamanındaki (2,5 milyon yıl) doğal oluşumunda var olan kanalla, sularını 8 m daha düşük konumda yer alan Akşehir Gölü’ne vererek, Akşehir Gölü’nün en önemli tatlısu kaynağını oluşturduğu belirtilmektedir (Kazancı, 1999). Bu doğal yapı, Akarçay havzasındaki tarım alanlarının sulanması amacıyla DSİ tarafından regülatörle kontrol altına alınmıştır. Eber Gölü’nün sularının, Taş Köprü bağlantısı ile Akşehir Gölü’nün kuzeyindeki sulama kanallarına verilmesi ve sulamadan dönen suların Akşehir Gölü’ne gelmesi; Akşehir Gölü’nün kirlenmesine, suyunun azalmasına ve buna bağlı olarak flora-faunanın yok olmasına neden olmuştur. Gölde daha önce var olan dokuz balık türünden hiçbiri yaşamamaktadır. Aynı kullanımla; yoğun su alımı, göl çevresindeki Bolvadin Alkoloid, Afyon SEKA ve meyve suyu fabrikaları ile tarımsal atıkların Eber Gölü’ne bırakılması, gölde geri dönüşümü çok zor olan tahribatların meydana gelmesine neden olmuştur.

Akşehir ve Eber Gölleri’nin iyileştirme çalışmaları, doğal yapıları ve kullanımları nedeniyle birlikte düşünülmelidir. Bu göllerin florasında önemli yeri olan, yurt içi ve yurt dışında su ürünü olarak değerlendirilen (276 000 ton/yıl), Phragmites australis, Typha sp., Schoenoplectus vb. makrohidrofitlerin yer aldığı, kamış-saz olarak isimlendirilen bitkiler, SEKA kağıt fabrikasına hammadde sağlamaktadır. Olayın ilginç tarafı, varlıklarını büyük oranda Akşehir-Eber Gölleri’nin makrohidrofitlerine borçlu olan Seka’nın, bu göllerin koruma-kullanımına gösterdiği tutum, bugün için kendisinin kapanmasına, bir anlamda da kendi kendini yok etmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Akşehir-Eber Gölleri’nde yaşanan ekolojik sorunların ve bu sorunların A Sınıfı sulak alanlara olan etkileri ile çözüm yolları tartışılmaktadır.

Çukurova Deltası Biyosfer Rezervi Planlaması

Türker Altan

Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330, Adana.
Tel ve Faks: 322-3386277, E-posta: taltan@cu.edu.trtaltan@cu.edu.tr

Özet

Çukurova Deltası Akdeniz Havzası’nın en önemli kıyı ekosistemlerinden biridir. Yaklaşık 110 km uzunluğundaki kıyı şeridi, plajlar, kumular, lagünler ve sulak alanları ile çok zengin bir peyzajı içermekte ve olağanüstü biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Deltada bulunan 8 biyotop tipi Bern Sözleşmesi kapsamına girmektedir.

Deltada değişik niteliklerde koruma statüleri bulunmasına rağmen, bütüncül bir koruma sistemi oluşturulamamıştır. Avrupa Birliği LIFE Programınca desteklenen “Çukurova Deltası Biyosfer Rezervi Projesi” 2000 yılında başlamıştır. Bu proje ile deltanın biyolojik çeşitliliği saptanarak “Biyotop Haritalaması” gerçekleştirilmiş ve bunu temel alan bir koruma planlaması ile değişik koruma-kullanım yoğunluğuna sahip bölgeleme planlaması yapılmıştır. Deltada saptanan 30 ana ve 43 alt biyotoplardan 12 adeti Avrupa Birliği Natura 2000 FFH Direktiflerine göre koruma yükümlülüğü getiren biyotop tipi niteliğindedir. Planlanan biyosfer rezervinin gerçekleşmesi ile bu uluslar arası değer taşıyan ekolojik özellikler koruma altına alınmış olacaktır.

 

Çukurova Deltaları Örneğinde Biyolojik Veri Envanterine Dayalı Yönetim Yaklaşımı

K. Tuluhan Yılmaz(1), Halil Çakan(2) ve Atabay Düzenli(2,3)

(1) Ç.Ü. Z.F. Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330, Balcalı, Adana
Tel: 322-3386967     Faks: 322-3386361
E-posta: tuluhan@cu.edu.trtuluhan@cu.edu.tr      
(2) Ç.Ü. F.E.F. Biyoloji Bölümü, 01330, Balcalı, Adana
Tel: 322-3386425     Faks: 322-3386070
E-posta: hcakan@cu.edu.tr hcakan@cu.edu.tr
(3) E-posta: atabay@cu.edu.tr        E-posta:  atabay@cu.edu.tr

Özet

Günümüzde doğa koruma ve çevre yönetimi çalışmaları kapsamında, gerek koruma kriterlerinin gerekse politikaların oluşturulmasında en önemli faktörlerden biri biyolojik veri envanteridir. Koruma çalışmalarına uluslar arası ölçekte bakıldığında, flora ve faunaya ait verilerin temel kriterler olarak ele alındığı görülmektedir. Bunlara örnek olarak; IUCN (International Union for Conservation of the Nature and Natural Resources), RAMSAR, IPA (Important Plant Areas), IBA (Important Bird Areas), SPAMI (Specialy Protected Areas for the Mediterranean Interest) gibi kurumsal organizasyonların oluşturdukları koruma statüleri verilebilir. Bu yaklaşımların tümünde; endemik, nadir, nesli tehlike altında bulunan türler, topluluklar ve bunların habitatları temel koruma kriteri olarak benimsenmiştir.

Ancak ülkemizde günümüze dek uygulanan koruma statülerinin büyük çoğunluğu, bu tür ayrıntılı biyolojik verilere dayandırılmamıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, biyolojik veri envanterinin yetersizliğidir. Bunu kanıtlamak ve önemini ortaya koymak için geçtiğimiz on yıl içerisinde Çukurova Deltalarında yapılan araştırmalar sonucu oluşturulan biyolojik envanterler değerlendirilmiştir. Bu veri envanterini, yüksek bitkiler (Spermatophyta) ve kuşlar sınıfına ait bulgular oluşturmaktadır. Söz konusu edilen bitki ve hayvan taksonlarının, uluslararası kriterlere göre tehdit kategorileri, populasyon dinamiği ve habitat ilişkileri ile güncel tehdit faktörleri, TÜBİTAK destekli ulusal projeler kapsamında araştırılmıştır.

Son değerlendirmelere göre araştırma alanında; 30 adedi endemik olmak üzere toplam 601 bitki taksonu saptanmıştır. Sadece floristik açıdan bakıldığında bile, bu yüksek çeşitlilik dikkate alınarak mevcut koruma gerekçelerinin tekrar gözden geçirilme ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Buna ek olarak, kuş habitatları bazında yeni bulguların da koruma-kullanma stratejilerine entegrasyonu gündeme gelmiştir. Farklı statüler (Tabiatı Koruma Alanı, Yaban Hayatı koruma Alanı, Ramsar Alanı) ile yönetilen koruma alanlarının, biyolojik veri envanterine göre yeniden yapılandırılması amacıyla, güncel floristik veriler bazında, koruma politikalarına alternatif oluşturacak öneriler sunulmuştur.

 

Adana Lagünleri ve  Bütünleşik Kıyı Yönetimi İçindeki Rolü

 Hayri Deniz

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Su Ürünleri Daire Başkanlığı, Milli Müdafaa Cad. No 20 Kızılay/Ankara.
Tel : 312-4194088         Faks : 312- 4170026  
E-mail: hdeniz@tarim.gov.tr

Özet

Ekolojik olarak büyük önem taşıyan sulak alanlar ve lagünler, özel ekosistemler olup; bulunduğu bölgenin su rejimini düzenleme, karakteristik bitki ve hayvan topluluklarına barınma imkanı sağlama, ekonomik, kültürel, bilimsel ve rekreasyonsal olarak büyük bir kaynak oluşturma gibi birçok işlevsel görev üslenmektedir.

Ülkemizde çok sayıda sulak alan ve lagün bulunmasına rağmen; son yıllarda, turistik tesislerin hızla artması, lagünlerin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı, endüstriyel, evsel ve zirai atıkların bu alanlara boşaltılması ve yanlış arazi kullanımı vb. faktörler nedeniyle, bugün, lagünlerin önemli bir bölümü yok olmuş, birçoğu da kullanılamaz hale gelmiştir.

Ülkemizde toplam 72 adet lagün bulunmakta olup; lagünlerden toplam 900 ton civarında su ürünleri avlanmaktadır. Lagünlerde yürütülen en önemli faaliyet geleneksel balıkçılıktır. Bu lagünlerden 17 adedi Akdeniz bölgesinde yer almaktadır. Adana’da Tuzla, Akyatan, Ağyatan, Çamlı ve Yelkoma olmak üzere 5 adet lagün bulunmaktadır.

Koruma altındaki lagünlerin gerçek anlamda korunmalarını sağlamak için işletilmesi gerekir. Yaşayan birer ekosistem olan lagünlerin denizle bağlantısını sağlayan boğazlar  kapanmakta ve lagünü işleticisi tarafından açılmaktadır. Koruma gerekçesiyle, lagünler işletilmediği takdirde, denizle bağlantıyı sağlayan kanalların açılması mümkün olmayacak ve çok kısa bir süre içinde yok olmaya mahkum edilecektir.

Yelkoma, Yumurtalık gibi koruma statüsüne sahip lagünlerin sürdürülebilirlik ilkesi kapsamında işletilebilmesi için en uygun yönetim modeli “Çevrenin Korunması ve Geleneksel Balıkçılık” olarak adlandırılan modeldir. Bu yönetim modelinin uygulanmasındaki amaç, lagünlerde gerçekleştirilen geleneksel balıkçılık faaliyetlerinin sürdürülmesi ve buna ilaveten ıslah çalışmaları yapılarak hem balık türleri hem de doğa için en uygun çevresel şartların yaratılması ve korunmasıdır.

 

Politika ve Yasal Konular

 

Deniz Çevresinin Korunması ve 1982 BMDHS

 Şule Güneş

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü 06531, Ankara
Tel: 312-2102037     Faks: 312-2101245
E-posta: gunes@metu.edu.tr

Özet

Denizler için temel yasa olarak kabul edilen 1982 BMDHS’nde (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) deniz çevresinin korunması ve sürdürülebilir kullanımına ilişkin evrensel düzeyde kabul edilen kurallara yer verilmektedir. Uluslararası deniz hukukunun gelişiminde önemli bir dönüm noktasını ifade eden bu düzenleme, parçalı bir görünüm içinde olan deniz çevresinin korunmasına ilişkin kurallar için genel bir çerçeve oluşturmaktadır. Bildiri ile amaçlanan, 1982 BMDHS’inde yer alan düzenlemelerin Türkiye’nin konumunu da içerecek şekilde irdelenmesidir.

 

Deniz ve Kıyı Çevresinin Korunmasına Yönelik Uluslararası Çevre Politikasının Gelişimi

 Alara İstemil

ODTÜ, 06531 Ankara.
Tel: 312-2879963 /4216   Faks: 312-2853739
E-posta: istemil@yahoo.com

Özet

Çevre” konusunun 1970’li yılların başına kadar uluslararası düzeyde bir politika alanı olmamasına ve o döneme kadar oluşturulan uluslararası çevre anlaşmalarının hem imzacı devletler hem de kapsamları bakımından sınırlı olmasına rağmen, çevrenin korunmasına yönelik oluşturulan uluslararası işbirliği alanlarının başında deniz çevresinin kirletilmesinin önlenmesi yer almıştır. 5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında Stockholm’de gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı (Stockholm Konferansı) ile çevre uluslararası politikanın içine dahil edilmiş ve Birleşmiş Milletler (BM) sistemi içersinde deniz çevresinin korunmasına yönelik uluslararası çevre hukukunun ve politikasının gelişimi ivme kazanmıştır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) kapsamında oluşturulan Bölgesel Denizler Programı başta olmak üzere BM’e bağlı faaliyet gösteren Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından deniz çevresinin korunmasına ve deniz kirliliğinin önlenmesine yönelik birçok uluslararası yasal çerçeve oluşturulmuştur. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ise bugüne kadar kabul edilen Sözleşmeler arasında en kapsamlı sözleşme olarak değerlendirilmekte olup; denizler ve okyanuslar için yeni bir yasal rejimin oluşumunu sağlamıştır. 3-14 Haziran 1992 tarihleri arasında Rio de Janerio’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (Rio Konferansı) çevre konusunun uluslararası güvenlik ve küresel ekonomi gibi konularla birlikte dünya politikasının gündeminde yer alan başlıca alanlardan biri haline gelmesini sağlamış ve çevrenin sürdürülebilir kalkınma kavramı çerçevesinde korunmasını sağlayıcı bir yaklaşımın izlenmesinin gerekliliğini ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra, Rio Konferansı deniz çevresinin korunmasına yönelik yaklaşımın değişimini sağlayarak, deniz ile kıyı çevresinin bir bütün halinde entegre bir yapı içinde korunmasının sağlanması gerektiği yaklaşımını politika düzeyinde tanıtmıştır. 26 Ağustos – 4 Eylül 2002 tarihleri arasında Johannesburg’da düzenlenen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi ise sürdürülebilir kalkınmayı hayata geçirmek üzere verilen ulusal taahhütlerin ve geliştirilen bütün bu politikaların uygulamaya geçirilmesine yönelik bir yaklaşımın izlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Çevre alanında uluslararası politikanın oluşum ve gelişim süreci neticesinde, günümüzde deniz ve kıyı çevresinin korunmasının bir bütün olarak ele alınmasına ve sürdürülebilir biçimde korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesine çaba gösterilmektedir. Bu çalışmada geçmişten günümüze deniz ve kıyı çevresinin korunmasına ilişkin uluslararası çevre politikasının gelişimi incelenecektir.

 

Avrupa Birliği Deniz Taşımacılığı Politikası, GATS ve
Türk Deniz Taşımacılığı

 Huriye Kubilay

Dokuz Eylül Üniversitesi-Hukuk Fakültesi, Ticaret Hukuku Anabilim Dalı, 35160 İzmir. 
Tel: 232- 4204180 /2278    Faks: 232- 4201827
E-posta: huriye.kubilay@deu.edu.tr

Özet

Bu çalışmanın amacı, Türk deniz taşımacılığının, küreselleşme düşüncesine dayanan Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ve bölgeselleşme düşüncesine dayanan Avrupa Birliği Deniz Taşımacılığı Politikası çerçevesindeki hukuki durumunu incelemektir. Bilindiği üzere Türkiye, deniz taşımacılığı alanında ikili ve çok taraflı uluslararası anlaşmalara uyum sağlama yönünde önemli adımlar atmaktadır. Avrupa-Kafkasya ve Asya Ulaştırma Koridoru (TRACECA)Çok Taraflı Temel Anlaşması'nın Bakanlar Kurulu tarafından onaylanması ve "International Ship and Port Facility Security Code"un (ISPS Code)ve 12 Aralık 2002'de kabul edilen SOLAS Değişikliklerinin 01Temmuz 2004'de yürürlüğe girecek olması bu uygulamalara örnek gösterilebilir.

 

Türkiye Terminal ve Limanlarındaki Atık Alım Tesislerinin MARPOL 73/78’e Göre İncelenmesi

 Tanzer Satır(1) ve Güler B. Alkan(2)

(1) İTÜ Denizcilik Fakültesi 34940 Tuzla-İstanbul  
Tel: 216 - 395 10 64 , Faks: 216 - 395 45 00
(2)    İ. Ü. Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Vefa-İstanbul
Tel: 212-520 13 62  E-posta: guleralkan2@yahoo.com

Özet

Çevre kirliliği özellikle son bir asırdır doğal yaşamı ve buna bağlı olarak insan yaşamını etkiyen en önemli olgulardan biridir. Çevre kirliliği, 19.yüzyıldaki sanayi devrimi ve hızlı nüfus artışı ile doğmaya başlamış, fakat asıl olarak 20.yüzyılın içinde kendini hissettirmiştir. Normal olarak tabiat, doğal yollarla oluşan kirliliği kaldırabilecek yapıya sahiptir. Fakat geçtiğimiz yüzyılda gördüğümüz gibi çevreye giren aşırı kirliliği hemen temizleyememekte veya çok uzun süre almakta ve sonuçlarını bütün insanlık çekmektedir.

İnsanlık çevre kirliliği bilincine 20 yüzyılın ikinci yarısından itibaren ulaşmaya başlamış ve ancak 20 yüzyılın son çeyreğinden itibaren uluslararası düzeyde çevre korumacı tedbirler almaya başlamış ve toplumsal bazda çevre kirliliği konusunda bilinçlenmeye başlamıştır. Çevre korumacılığı konusunda alınan tedbirler özellikle bazı alanlarda (deniz, hava vb.) olumlu sonuçlarını göstermeye başlamıştır.

Çevre kirliliğini çeşitlendirebiliriz: deniz kirliliği, hava kirliliği, gürültü kirliliği, vb bu listeyi daha da uzatabiliriz. Bunların içindeki deniz kirliliği ve hava kirliliği diğerlerine göre daha fazla etkisini hissettirmektedir. Denizyolu taşımacılığının ana unsuru olan gemiler büyük oranda deniz kirliliği, daha az oranda hava kirliliği ile alakası vardır. Deniz yolu ile yapılan taşımacılığının 20 yüzyılın başından itibaren hızlı büyümesi ve petrol taşımacılığının çok hızlı gelişmesi gemiler ile deniz kirlenmesi kavramını gündeme oturtmuştur. Denizler yalnızca gemilerden kirlenmemektedir, gemilerden denizlerin kirlenmesi kirletici unsurlardan sadece biridir. Denizler, evsel atıklar, endüstriyel atıklar, deniz dibi madenlerinin çıkarılması faaliyetleri esnasında da kirlenmektedir. Gemilerden oluşan deniz kirliliğinin önüne geçmek için çeşitli uluslararası ve bölgesel sözleşmeler yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi 1973 tarihli Gemilerden Oluşan Deniz Kirliliğin Önlenmesi İçin Uluslararası Konvansiyon (MARPOL 73/78)’ dur.

Bu çalışmada yukarıda bahsi geçen MARPOL 73/78 içerisinde taraf ülkelerin yükümlülüklerinden biri olan kirli balast alım tesisleri incelenmiştir. Türk Boğazlar bölgesindeki özellikle Petrol tanker terminalleri ile kimyasal tanker terminallerindeki alım tesisleri incelenerek, MARPOL 73/78 yükümlülüklerinin sağlanması ve etkin bir çevre güvenliğinin sağlanması için alım tesisi modeli geliştirilmiştir.

 

Kıyılarda Kurulan Elektrik Santrallerinin Mekansal Boyutunun, Mevzuat Açısından Değerlendirilmesi

 Kadriye Aday(1) ve Metin Yıldıran(2) 

(1)    T.C.Başbakanlık, GAP Bölge Kalkınma İdaresi,Gen. Koor., 06680, Ankara.
Tel: 312-4092211   Faks: 312-4401384  
(2)    Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü, Müşavir, 06490, Bahçelievler, Ankara.       
Tel: 312-2126900  Faks: 312-2228258
E-posta: metinyildiran2003@yahoo.com

Özet

Ülkemiz kalkınma hamlesinin can damarı olan elektrik enerjisinin kişi başına kullanım miktarı, çoğu zaman kalkınmışlığın ölçüsü olarak değerlendirilmektedir. Elektrik üretim güç santrallerinin planlamasında, enerji arzının artan taleple birlikte rekabetçi fiyatlarla karşılanmasının hedeflenmesi olduğu kadar, bu tesislerin uygun mekanlara, çevresel değerleri gözeten bir anlayışla kurulması, son derece anlamlı ve de önemlidir.

Kıyılarda kurulacak elektrik üretim güç santrallerinin  mekansal boyutunun kıyı, imar ve çevre mevzuatı açısından karşı karşıya kaldığı sorunlar, kıyı ve deniz kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi konusu içerisinde önemli bir ağırlığa sahiptir.Bu çalışmada, uygulamada karşılaşılan sorunlar çözüm önerileriyle birlikte incelenmekte; mer’i mevzuatı düzenleyen, yürüten ve uygulama ile denetimini yükümlenen tüm kuruluş, kişiler ile odalar ve faaliyet sahipleriyle, sivil toplum kuruluşlarının, çalışmada ileri sürülen görüşlerin ve eğer varsa içeriğinde gözden kaçan hususların giderilmesine ve yerine daha yetkin olanın konulmasına dair çabalarının cesaretlendirilmesi hedeflenmektedir.

 

Çevre Eğitimi

   

Kıyı Yönetimi Kapsamında Mavi Bayrak Projesi

 Erol Güngör

Türkiye Çevre Eğitim Vakfı, GMK Bulvarı, 121/28, 06570 Tandoğan, Ankara
Tel: 312-2295118        Faks: 312-2290613

Özet

Fonksiyonu yasa ile belirlenmiş olan kıyı tanımının dışını da kapsayan “kıyı yönetimi” farklı disiplinler ile projeleri ilgilendirmektedir. Bu projelerden bir tanesi de “Mavi Bayrak”tır. Mavi Bayrak Projesi uluslararası niteliğe sahip olup halen 24 ülkede uygulanmaktadır. 2003 yılı itibariyle, uluslararası alanda toplam 2161 plaj ve 729 marinada Mavi Bayrak dalgalanmıştır.

Kıyı yönetimi açısından Mavi Bayrak kriterlerinin bir kısmı etkilidir. Bu tebliğde söz konusu kriterler açıklanmaya çalışılmıştır.

 

Çukurova Deltası Biyosfer Projesi Kapsamında
Çevre Eğitimi Uygulaması

 Tuncay Kuleli(1), Amir Akdağ(2), Mahmut Ali Gökçe(1) ve Şeyda Bayrı(3)

(1) Ç.Ü. Su Ürünleri Fakültesi
Tel: 322-3386249     Faks: 322-3386439
(2) Sevecen Duygu Özel Rehabilitasyon Merkezi, Güzelyalı, Seyhan, Adana Tel: 322-2359915
(3) Ç.Ü. Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı 4. Sınıf Öğrencisi

Özet

Çukurova Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü tarafından 2 yıldır yürütülmekte olan ve Avrupa Birliği LIFE Programı tarafından desteklenen “Çukurova Deltası Biyosfer Rezervi Projesi kapsamında, Tuzla, Karataş ve Yumurtalık İlköğretim okullarında uygulamalı çevre eğitimi dersleri gerçekleştirilmektedir.

Eğitim programının temel hedefleri arasında; çevre bilgisinin bir sentez bilgisi olduğu kavramı, çevre eğitiminin tüm hayatı boyunca alması ve uygulaması gereken bir eğitim süreci olduğu, temel amacın bireylerin çevre bilincinin geliştirilmesi, çevreye duyarlı, olumlu, kalıcı davranış değişiklikleri kazandırılması, doğal, estetik değerlerin korunması, bu uygulamalara aktif olarak katılımının sağlanması; bölgenin karakteristik özelliklerini diğer bölgelerden farklılıklarını öğretmek; bölgede yaşayan canlıların tüm dünya canlı çeşitliliği içerisindeki yerini kavratmak; çevreyle barışık olarak yaşamanın mümkün olduğunu göstermek gibi kazanımlar elde etmek yer almaktadır.

Çevre eğitim programının uygulama süresi, 10- 14 ünite, 4 proje, alan çalışmaları ve bölge gezileri, sonuçta oluşacak ürünlerin sergilenmesinden oluşmaktadır. Her ünitenin 45’er dakikalık 2 ders süresince verilmesi öngörülmüştür. Her ünitenin 1. saati teorik çalışma diğer saati alan çalışması şeklinde gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Teorik ve uygulama çalışmalarının uygulama okullarında oluşturulacak Çevre ve İnsan Laboratuarlarında gerçekleştirilmektedir.

Proje kapsamında gerçekleştirilen eğitim programı, Adana Valiliği, Gençlik ve Kalkınma Derneği Adana, Çevreyi ve Tüketiciyi Koruma Derneği Adana, Adana Güç Birliği Vakfı, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü gönüllü öğrencilerin katkıları ile devam etmektedir.

Bugün çevre eğitimi ekosistemlerin incelenmesinde, nasıl kullanılması gerektiği ve önemli doğal ekosistemlerin yönetimi ve korunmasında etkin bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Çukurova Deltası Biyosfer Projesi kapsamında eğitim kurumlarına yönelik çevre eğitimi ise bunun ilk ve en önemli basamağını oluşturmaktadır. Diğer taraftan çevre eğitimi çalışmaları Çukurova Deltası Biyosfer Rezervinin kurulması durumunda gelecekteki koruma çalışmaların çok önemli rol oynayacaktır.

   

Biyoçeşitliliğin Korunması ve Halkın Katılımı Hakkında Uzaktan Eğitim Programları

Ayşe Muhammetoğlu(1),Orhan Tiryakioğlu(2), Irene Lucius(3) ve Habib Muhammetoğlu(4)

(1) Akdeniz Üniversitesi, Çevre Kirlenmesi ve Kontrolu Programı, 07059 Antalya. Tel: 242-2274780   Faks: 242-2274785
(2) İller Bankası, Dumlupınar Bulvarı, 07090, Antalya.
Tel:242-2270512  Faks: 242-2270517
(3) Proje Koordinatörü, EUCC - The Coastal Union, POB 11232, NL-2301 EE Leiden, Hollanda.  Tel: + 31-71-5122900
(4)
Akdeniz Üniversitesi, Müh. Fakültesi, Çevre Müh. Bölümü, Antalya. 
Tel: 242-3236892   Faks: 242-3232362
    o

Özet

ıyısal kaynakların verimli kullanımı ve çevresel zararın azaltılması için Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimine (BKAY) gerek bulunmaktadır. Bu yönetim anlayışı içinde biyolojik çeşitliliğin (biyoçeşitliliğin) korunması ve halkın katılımı konuları dikkate alınmalıdır. BKAY ile ilgili olarak İnternet üzerinden www.coastlearn.org adresinden veya CD-ROM yoluyla ücretsiz olarak ulaşılabilen geniş kapsamlı “uzaktan eğitim” programları geliştirilmektedir. “Biyoçeşitliliğin Korunması” ve “Halkın Katılımı” konularında geliştirilen programlar, BKAY’nin temel konularını kapsayan Coastlearn uzaktan eğitim paketi dahilinde sunulacaktır. Modern bilgi teknolojisinin kullanıldığı uzaktan eğitim programları, bireysel öğrenme, etkileşimlilik, zamana, yere ve yeteneğe bağlı kalmadan özgür bir eğitim fırsatı verme avantajlarına sahiptir. Bu yeni yöntem, özellikle ekonomileri gelişmekte olan ülkeler için oldukça verimli bir eğitim olanağı sağlamaktadır. Geliştirilen uzaktan eğitim programlarının hedef kitlesi içinde, Doğu ve Orta Avrupa ülkelerindeki kıyı yöneticileri ve bölgesel planlamacılar gibi profesyonellerin yanı sıra, sivil toplum kuruluşları ve üniversite öğrencileri bulunmaktadır. Amaç; programların, mümkün olduğunca etkileşimli olmasıdır. Modül değerlendirme anketleri yapılmakta, programın geliştirilmesi ve güncellenmesi için yazarlar arasındaki sanal toplantılar devam etmekte, simülasyonlu alıştırmalar ise halen planlama aşamasında bulunmaktadır.

 

CoastLearn: Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi Konusunda Bir Uzaktan Eğitim Paketi

 Irene Lucius(1), Ayşe Muhammetoğlu(2), Orhan Tiryakioğlu(3) ve Habib Muhammetoğlu(4)

(1)     Proje Koordinatörü, EUCC - The Coastal Union, POB 11232, NL-2301 EE Leiden, Hollanda
Tel: + 31-71-5122900, E-posta: i.lucius@eucc.net, www.eucc.net
(2)     Akdeniz Üniversitesi, Çevre Kirlenmesi ve Kontrolü Programı,  07059, Antalya      
Tel: 242-2274780, Faks: 242-2274785 

(3)     İller Bankası, Dumlupınar Bulvarı, 07090, Antalya
Tel: 242-2270512, Faks: 242-2270517  kioglu@hotmail.com
(4)    
Akdeniz Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü ,Topçular, Antalya  
Tel: 242-3236892, Faks: 242-3232362, E-posta: muhammetoglu@usa.net

Özet

Orta Avrupa ve Akdeniz ülkelerinde, bütünleşik kıyı yönetimi uygulamalarında karşılaşılan en büyük engellerden birisi, bütünleşik planlama ve yönetim konularındaki eğitim ve uygulama eksikliğidir. Bu sebeple, 2001 yılında Avrupa Birliği Kıyı Koruma, Kıyı Birliği’nin (EUCC-The Coastal Union) liderliğinde, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerindeki uzmanların da katılımı ile Coastlearn programı geliştirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, geniş kapsamlı bir uzaktan eğitim programı geliştirerek, İnternet veya CD-ROM aracılığı ile ücretsiz olarak kullanıcılara ulaştırmaktır. Bu eğitim programı içinde, Bütünleşik Kıyı Alan Yönetimi’ne Giriş, Çevresel Risk Değerlendirme, Planlama, Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Politika Analizi konularını işleyen farklı modüller yer almaktadır. Tüm program içeriğine İnternet üzerinden www.coastlearn.org adresi ile ulaşmak mümkündür. Bütünleşik biyoçeşitlilik yönetimi, halkın katılımı ve kıyı bölgelerinde bütünleşik turizm yönetimi konularında yeni modüllerin eklenmesine yönelik çalışmalar halen devam etmektedir. Coastlearn yaklaşımında, önemli konuların açıklanması amacı ile uygulama örneklerine yer verilmektedir. Bu örneklerin seçilmesinde, hedef bölgelerdeki koşullara uygun olması özelliği aranmaktadır. Coastlearn programının deneme çalışmalarına katılan pek çok kuruluş programa büyük ilgi göstererek, önümüzdeki yıllar için önemli hedeflerin belirlenmesinde yardımcı olmuşlardır.

 

Kıyı Planlaması ve Yönetimiyle İlgili Konular

   

Kıyı Alanları Planlamasında Mevcut Planlama Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme

Okan Murat Dede(1), Asım Mustafa Ayten (1) ve Kadir Hakan Yazar (1)

(1)    Erciyes Üniversitesi Yozgat Müh. Mim. Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, 66100 Yozgat 
Tel: 03542421001/136
Faks: 0354-2421005

Özet

Turizm sektörü, ülkemiz kalkınma sürecinde özellikle ekonomik açıdan sağladığı girdilerle, ulusal gelirimizin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Önümüzdeki yıllarda ise uygulanan makro ekonomik politikalar ve alınan makro kararlar turizm sektörünün öneminin giderek artacağını göstermektedir. Şüphesiz üst ölçekte alınan bu kararlar ve bunlar doğrultusunda uygulanan turizm politikaları (turizm teşvikleri, turizm merkezleri vb. gibi uygulamalar) kıyı kentlerimizde önemli bir değişime ve hızlı, kontrol edilemeyen gelişmelere neden olmaktadır.

Turizm sektörünü geliştirmeyi hedefleyen bu makro kararlar, bazen henüz gelişmemiş bir kıyı kasabasını  bir anda aşırı ve hızlı bir yapılaşma (gerek alt gerekse üst yapıda) ile karşı karşıya bırakırken bazen de zaten hakim sektörü turizm olan kentlerimizin, kapasitesini kaldıramayacağı noktalara götürmektedir. Bu ani, hızlı ve yoğun gelişmeler iki yönlü sorunu da beraberinde getirmektedir; birincisi belediyelerin İller Bankası gelirlerinin nüfus ölçütüne dayandırılmasının, kıyı kentlerimizin yaz-kış nüfus dengesizliği ile birleşmesi sonucu bu kentlerin yaz aylarında hizmet sunumunu olumsuz etkilemektedir. Durum böyle iken üst ölçekli kararlar ile bu kentlere yeni kapasite yüklenmesi kıyı belediyelerini özellikle yaz aylarında işlevsiz bırakmak ile eş anlamlı kılmaktadır. Sorunun ikinci yönü ise gerek henüz gelişmemiş kasabaların gerekse de turizm ağırlıklı kentlerimizin aşırı, ani ve hızlı kentleşmeye neden olan turizm teşvikleri gibi kararlar karşısında kentsel gelişmelerini kontrol edebilecekleri yegane aracın mevcut imar planlama sisteminin olmasıdır. Gerçekte bu anlamda, kıyı kentlerinde yaşanan problemler salt imar planlama sisteminden kaynaklanan ve imar sürecine dayanan sorunlar değildir. Bu bağlamda, birincil belirleyici olarak kıyı yasasına göre şekillenen ve bu doğrultuda kimi yapılaşma yasakları getirerek gelişme sorunlarını çözmeyi uman uygulama imar planlarının ne ölçüde başarılı olduğu da açıkça ortadadır. Konunun diğer boyutu ise kıyı alanlarını ilgilendiren değişik içeriğe sahip konuların bulunmasıdır.Bu bakımdan ,salt mülkiyetin kullanımı ve yoğunluğu üzerinden gerçekleştirilen bir planlama anlayışı sorunları çözmek yerine bunları genişletmektedir.

Kıyıların ve kıyı kentlerinin planlanması, ne tek başına bir yerel yönetimin kendi sınırları içinde yapacağı uygulama imar planları ile ne de merkezi otoritenin tek elden karar verici olarak üreteceği planlar ile gerçekleştirilebilir. Bilindiği üzere, gerek merkezi yönetimce gerekse de yerel yönetimlerce plan hiyerarşisine uygun olmayan şekilde gerçekleştirilen kıyı alanlarını kapsayan planlar yoğun bir tahribata yol açmaktadır. Birbirlerinden bağımsız bir biçimde farklı kuruluşlarca yapılan planlar ile de istenilen sonuca ulaşmak mümkün olamamaktadır. Bu noktada yapılması gereken, planlama sürecinin üst ölçekten alt ölçeklere doğru kademelenmesi ve planlama hiyerarşisine uygun bir biçimde uygulama planlarının üretilmesidir. Bu bağlamda özellikle kıyı şeritlerinde yapılacak planlamalarda en uygun çözüme , mevcut planlama hiyerarşisinde  de yer alan çevre düzeni planları ile ulaşılabileceği öngörülmektedir. Bu bakımdan, planlaması yapılacak kıyı alanlarının morfolojik, jeolojik , ekolojik , ve tarihsel- kültürel özellikleri dikkate alınarak “Bütüncül Kıyı Alanları Planlaması” modeli oluşturulması zorunludur. Sözü edilen bu modelin ise; Yasal-yönetsel , Sosyal-ekonomik ve Fiziksel boyutlar olmak üzere üç boyutu olduğu ve yukarıda sözü edilen çevre düzeni planlamasının ise bu modelin uygulama aracı olarak ele alınması öngörülmektedir.

Yapılan bu çalışmanın amacı, bu üç boyut etrafında oluşturulacak önerilerin, mevcut planlama sisteminin örneklendiği alanlar ile ilişkili olarak değerlendirilmesi; kıyı alanlarının planlanmasında aktörleri, sorunları ve uygulama araçlarını ortaya koyacak mevcut imar planlama hiyerarşisi, sistemi içerisinde tüm plan kademelerinin ve çevre düzeni planlarının incelenmesi ve buradan elde edilen sonuçlarla birlikte kıyılarımızda uygulanan imar planlama sisteminin tartışmaya açılmasıdır. 

 

Tarihi Kıyı Yerleşimleri Kapsamında Koruma Amaçlı Planlama: Mudanya Örneği

 Derya Altunbaş(1) ve Ümmühan Alptekin(2)

(1) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Biga İ.İ.B.F., Kamu Yönetimi Bölümü, 17200 Biga, Çanakkale
Tel: 286-3165711     Faks: 286-3165832
(2) Bursa Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Md. Osmangazi Mh., Orhangazi Çıkmazı No.22, 16022 Bursa
Tel: 224-2201437     Faks:224-2231606

Özet

Çalışmada, koruma amaçlı imar planlarının kıyı yerleşimlerindeki ranta bağlı değişimlerine yer verilmektedir. Yasal ve yönetsel tavırlardaki değişimde dönemler itibariyle tarihi, kültürel ve doğal alanların kıyı koruma olgusu ile bağlantıları kurulmaktadır. Bu çerçevede, tarihi kimliği ile bilinen Bursa iline bağlı Mudanya yerleşimi kıyı kullanımı ve kentsel korumacılık yaklaşımları yönünden incelenmektedir. Özellikle, Mudanya’nın kentsel koruma bölgesi ve kıyı dolgusunun hukuksal yönü ve idari boyutuyla korumacılık anlayışları temelinde durum tespitleri yapılmaktadır. Kıyı Yasası ile Kültür Tabiat Varlıkları Koruma Kanununun uygulamadaki çelişkileri Mudanya kıyı dolgu alanı ve kentsel koruma alanı bütünlüğünde yasal, yönetsel ve sosyal boyutlarıyla irdelenmektedir. Ayrıca yasal olarak, kıyı koruma ile kültür ve tabiat varlıklarının korunması açısından uygulamada ortaya çıkan sorunlar ve çelişkiler üzerinde durulmakta, Mudanya yerleşimi için irdelemelerde bulunulmaktadır. Kıyı kenar dolgusunun kamu yararı tartışmasında ulusal ve yerel ölçeklerde çelişkileri vurgulanmakta, yasaların acil olarak uygulama sorunlarına çözüm aramaları istenmektedir.

 

Kıyı Yapıları, Kıyıların Kullanılması ve  Planlanması

 Nihat Aşan

Limanlar ve Kıyı Tesisleri Dairesi Başkanı, Denizcilik Müsteşarlığı, GMK Bulvarı No.128  06100 Maltepe/Ankara.
Tel: 312- 2321249  Faks: 312-2313306  E-posta: nihatasan@denizcilik.gov.tr     

Özet

Bu çalışmada,  kıyı alanlarının ülkemiz için  taşıdığı önem üzerinde durulmuş, Türkiye’de kıyı  alanlarının  kullanımı  ile ilgili mevzuat  anlatılmış,  bu konuda yaşanan sorunlardan bahsedilmiştir. Kıyı alanlarının planlı, etkin ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması amacıyla kıyı alanları yönetimine yönelik öneriler sunulmuştur.

Kıyı Kenar Çizgisinin Tespiti ve Uygulama Sorunları

 Nusret Akça

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü, 06430 Ankara
Tel: 312-4102452     Faks: 312-2303666

Özet

Kıyılarda kamunun kullanımına açık yeterli alanlar bırakılmasının, kıyı ekosisteminin korunmasının ve kıyı ve sahil şeridinde yapılacak planlamanın ilk adımı, kıyı kenar çizgisinin (KKÇ) doğal ve bilimsel verilere uygun bir biçimde tespit edilmesidir. Ancak tespit ve uygulama aşamasında, KKÇ Tespit Komisyonlarının yetersizliği, güncel halihazır haritaların temini, tespit ile ilgili sorunlar ile adli ve idari yargı kararları sonrasında yaşanan belirsizlikler gibi pek çok sorunlarla karşılaşılmaktadır.

 

Türkiye’nin Kıyı Alanları için Ortak Yönetim Yaklaşımları

 Ayşegül Çil

Vrije Universiteit, Amsterdam, Faculty of Social Sciences,
De Boelelaan 1081 c, 1081 HV Amsterdam, The Netherlands
Tel: +31204446747          Faks: +31204446722
E-posta: a.idikut@fsw.vu.nl

Özet

Kıyı alanları her zaman gelişmeye açık cazip alanlardır. Bu hızlı ve yoğun gelişme, kıyı alanlarının doğal dinamiği ve bu alanları çoğu zaman tanık olduğumuz üzere bilinçsizce kullanan insanların değişen istekleri arasında bir çatışmaya yol açmaktadır. Kıyı alanları bu çatışmaların yaşandığı, özellikle turistik alanlarda tahrip edici kullanım şekilleri sonucu olumsuz çevre etkilerine maruz kalarak geri dönüşü olmayan habitat kaybı ve kirlilik problemleri yaşamaktadır. Bu nedenle, kıyısal alanlar, sadece çevre düzeni planları ile değil, bu alanları kullanan toplumun istek ve ihtiyaçlarının da yer aldığı ve yerinde yapılacak kolektif bir araştırma sonucunda belirlenecek yönetim stratejileri ile sürdürülebilir ve etkin bir şekilde yönetilmelidir. Türkiye bir kıyı ülkesidir ve kıyı yönetimi stratejilerini dünyadaki olumlu deneyimlerden yararlanarak geliştirmelidir.

ürkiye'de etkin bir kıyı yönetimi geliştirebilmemiz, kıyısal kaynaklarımızın yönetiminde yerel kurum ve kuruluşlara, üniversitelere, bölgesel yapılanmalara ve sivil toplum kuruluşlarına görev ve sorumluluklar vererek yönetimde ortaklık anlayışını sağlamak ile başlamalıdır. Farklı kıyı kullanım şekilleri, farklı disiplinlerin çalışmasını gerektireceği gibi, farklı görüşler de kıyı kaynaklarının daha etkin nasıl kullanılacağını ve korunacağını ortaya koyabilecek ve sorunlar tartışılabilecektir. Sürdürülebilir kıyı alanı yönetimi, ancak alanı kullanan nüfusun ve yerel kurumların yönetime aktif katılımı ile başarıya ulaşır. Bu süreç oldukça dinamiktir. Bu bildiride, Türkiye'nin kıyısal kaynaklarının daha etkin olarak kullanılması ve yönetimi için kıyı kaynaklarının sürdürülebilirliğini sağlayacak potansiyel ortaklıkların, yani ortak yönetimin, kıyı alanlarımızın geleceği için getireceği yararları tartışmak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, bildiri sonuçları araştırma alanım olan Bodrum Yarımadası örneğini kullanarak ortak yönetim yaklaşımını değerlendirecektir. Bildiri merkezi ve yerel yönetimlerin yanı sıra sivil toplum kuruluşları, özel sektör, akademisyenler ve özellikle yerel kullanıcıları içine alan bir ortaklığı sorgulamaktadır.

 

Kıyı Bölgelerindeki Orman Arazilerinin Satışının
Ekay Açısından Analizi

Ertuğrul Doğan(1), M. Ali Akkaya(1,2) ve Selmin Burak(1,3)

(1)  İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Vefa, 34470 İstanbul
E-posta: edogan@istanbul.edu.tr edogan@istanbul.edu.tredogan@istanbul.edu.tr
(2) E-posta: maliakkaya@hotmail.com maliakkaya@hotmail.com  
(3) E-posta: sburak@istanbul.edu.tr

Özet

Ormanlar (Anayasa mad.168) ve kıyılar (Anayasa mad.43) devletin hüküm ve tasarrufu altında olan ve mülkiyeti devredilemeyen (Anayasa mad.169.) kamu malları arasında yer almaktadır. Kamu mallarının (hazine arazileri, orman alanları, denizler, göller ve kıyılar vb.) değişik zamanlarda özellikle de ulusal ekonomik kriz durumlarında mali kaynak yaratma düşüncesiyle kiralanması, özelleştirilmesi veya kısmi satışı gündeme gelmektedir. Son ekonomik krizle birlikte mali kaynak bulma düşüncesinden hareketle ilk önce hazine arazileri sonra ise orman arazilerinin satışını gündeme gelmiştir. Bugün 2/B uygulaması olarak adlandırılan orman vasfını kaybetmiş alanların kamuya satışını öngören Anayasa değişikliğine ilişkin düzenleme Cumhurbaşkanınca iki defa veto edilmiş, bu konudaki Anayasa değişikliğinin getireceği sorunlar tartışılmıştır. Sözkonusu değişiklik Kıyı Alanları Yönetimi açısından sosyal, ekonomik ve hukuki sonuçları açısından tartışma konusu yaratacaktır. 2B uygulamasına ilişkin arazilerin büyük bir kısmı kıyı bölgelerindeki (Antalya-45.548 ha, Mersin-93.287 ha, Balıkesir-34.887 ha, Muğla-29.138 ha, İstanbul-18.233 ha. vb. gibi) illerimiz sınırları içersinde yer almaktadır. Kıyı bölgelerindeki orman arazilerinin, 2/B uygulamasıyla kıyılarla birlikte satışa konu yapılmaları, son yıllarda ülkemizde sistemi kurulmaya çalışılan EKAY sürecini olumsuz etkileyeceği bir gerçektir. Bu bildiride 2/B uygulamasının yasal, sosyal ve ekonomik boyutları göz önüne alınarak EKAY sürecini nasıl olumsuz etkileyeceği üzerinde durulacaktır.

 

Türk Sahil Güvenlik Teşkilatı ile A.B.D. Sahil Güvenlik Teşkilatının Karşılaştırılması

 Zafer Çelimli(1) ve Nil Güler(2)

(1) Selviburnu Sub.Loj.Şahin Sok.Tayfun Apt. D:1 Beykoz, İstanbul
Tel: 216-3231983
(2) İstanbul Teknik Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi, 81716, Tuzla, İstanbul
Tel: 542-4372704

Özet

Bu çalışmada genel olarak, Sahil Güvenlik Teşkilatımız ile A.B.D. Sahil Güvenlik Teşkilatı’nın (USCG) karşılaştırılması yapılmıştır.

 

Yapılan karşılaştırmalı değerlendirmeler sonucunda;

 

§          Aynı nitelikteki konu ve sorunlarla ilgili kuruluşların yetki ve sorumluluk alanları,

§          Sahil Güvenlik Teşkilatları’na görevlerinin icrası maksadıyla ayrılan bütçe,

§          Her iki ülke Sahil Güvenlik Teşkilatı’nın araç, gereç ve kullandıkları cihazlar,

§          Sahil Güvenlik Teşkilatları’nda görevli personel sayısı,

§          Sahil Güvenlik Teşkilatları’nın hukuki yetki ve sorumlulukları,

§          Görevli personelin görevleriyle ilgili eğitim konularında ciddi farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.

 

Sahil Güvenlik Komutanlığımızın imkan ve kabiliyetlerinin denizcilikte önemli yere sahip ülke teşkilatları ile karşılaştırıldığında S/G teşkilatımızın bazı konularda yetersiz kaldığı göze çarpmaktadır. Sahil Güvenlik Komutanlığımızın sorumluluk sahasının 8333 km.lik bir sahil şeridini kapsadığı düşünülünce durumun ciddiyeti daha da belirginleşmektedir.

Bu tespitler neticesinde elde edilen sonuçlar ise;. S/G hava ve deniz taşıtlarının yetersiz olduğu, hukuki mevzuatlardaki yetki, koordinasyon ve görev karmaşası olduğu, S/G teşkilatının yetki ve sorumluluklarının kısıtlı ve yetersiz olduğu, S/G teşkilatının hukuki ve diğer alanlardaki yatırımları ve uygulamaları için yeterli ekonomik güce sahip olmadığı ve personelinin görevlerinde uzun süreli çalışamadıkları ve ihtisaslaşamadıklarıdır.

   

Kıyı Alanlarının Kullanımları

 

Kıyı Alanlarında Nüfus Artışı ve Sonuçları: Edremit Körfezi

 Emel İrtem(1) ve Erkan Karaman(1,2)

(1)   Balıkesir Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 10145 Balıkesir
Tel: 266-6121194     Faks: 266-6121257
E-posta: mirtem@balikesir.edu.tr mirtem@balikesir.edu.tr  
(2)   
E-posta: ekaraman@balikesir.edu.tr

Özet

Bu çalışmada, Edremit Körfezi’ni kuzeyde Altınoluk’tan güneyde Altınova’ya kadar çevreleyen bölge ele alınmıştır. Ege Denizi’nin kuzeyinde yer alan Edremit Körfezi konumu, ulaşım kolaylığı, doğal güzellikleri ile önemli ölçüde turizm potansiyeline sahiptir. Aynı zamanda önemli bir tarım (özellikle zeytincilik) ve yerleşim sahası olan bu bölge nüfus çeken bölge konumundadır.

 

Çalışma bölgesinde 1955-2000 dönemindeki nüfus artışı ve bu artışın bölgedeki etkileri incelenmiş, öneriler getirilmiştir. Bu bölgedeki bu döneme ait %182’lik nüfus artışı hem Balıkesir’deki hem Türkiye’deki aynı döneme ait nüfus artışından fazladır.

 

Plansız Yapılaşmanın Mersin Kenti Üzerindeki Etkileri

 Serdar Akkaya

Mersin Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi Tel: 324-3610001
E-posta: serdarakkaya2004@hotmail.com

Özet

Kıyı alanları, sahip oldukları doğal özelliklerinden dolayı her zaman insanların yoğun ilgisini çekmişlerdir. Dünya nüfusunun büyük bir kısmının kıyı alanlarında yaşaması, çözümü zor olan birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Ülkemizin kıyı kentlerinden olan Mersin şehri de günümüzde “plansız yapılaşma, turizm faaliyetleri, hızlı nüfus artışı ve yoğun göç baskısı” nedeniyle birçok sorunla karşı karşıyadır. Kıyı denilince akla ilk gelen sektörlerden birisi olan balıkçılıkta bu sorunlardan olumsuz yönde etkilenmektedir.

 

Çanakkale’de Kentsel Gelişimi Etkileyen Doğal Faktörler

Evren Erginal(1) ve T. Ahmet Ertek(2)

İstanbul Üniversitesi, Coğrafya Bölümü, Beyazıt, 34459, İstanbul.
Tel:  +90-212    455 57 00 /  15756
(1) E-posta: evrenerginal@hotmail.com
(2)
E-posta: taertek@istanbul.edu.tr

Özet

Çanakkale Boğazı’nın doğu kıyısında, Sarıçay Deltası üzerinde ilk olarak 1462’de Çimenlik Kalesinin yapılmasıyla çekirdeği oluşan Çanakkale (eski ismi ile Kale-i Sultaniye), bugün verimli tarım arazilerinin bulunduğu Sarıçay deltası ve özellikle deltayı çevreleyen yamaçlarla plato düzlüklerinde gelişimini sürdürmektedir. Çanakkale Boğazının yarattığı doğal çekicilik nedeniyle kıyı çizgisinden itibaren üç yönde büyüyen şehirde-Türkiye’nin birçok şehrinde olduğu gibi-yanlış yapılanmalara gidilmiş, şehirsel fonksiyon birimlerinin düzensiz veya plansız olarak dağıldığı, mimari konfigürasyondan uzak bir kent görüntüsü ortaya çıkmıştır. Coğrafi konumunun yarattığı ayrıcalığa karşın modern bir kent görüntüsü vermeyen Çanakkale’de kentsel gelişim yatay ve dikey olmak üzere iki yönde sürmektedir. 1949 yılındaki ilk nazım imar planlanını izleyen kentsel gelişim periyodunda, nüfus artışının yarattığı mekan sorunu kronolojik planlama aşamalarının birbirine yakınlığının birincil sebebi olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve hatta 1940’larda, şehir ilk yerleşim alanı ile şehrin kuzeyindeki Hastane Bayırı mevkiinde sınırlı alanlarda gelişmiştir. Özellikle 1974-1998 yılları arasında belirgin bir büyüme söz konusudur. Halen, 1978, 1993 ve 1995 yılı planlama sahaları içinde, şehrin kuzey ve güney eksenindeki gelişmesinin sürdüğü görülmektedir. Bugün için önemli olan bu büyümenin içerdiği doğal sakıncaların mühendislik jeomorfolojisi yaklaşımları ile desteklenen jeoteknik uygulamalarla kontrol edilmesi ve izlenmesidir. Bu da multi-disipliner yaklaşımlarla şehrin ve yeni yayılış sahalarının tamamını ilgilendirecek kapsamlı planlama çalışmaları ile mümkün olacaktır.

 

Kentsel Kıyı Şeridinin Rekreasyonel Amaçlı Kullanımının Sağlanması

 Lerzan Yetim(1), Bahar Etli(2) ve Mustafa Çilek(2,3)

 (1) Ankara Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 06110 Ankara Tel: 312-3170550
E-posta: lerzanyetim7@hotmail.com
(2)  Trakya Üniversitesi, Tekirdağ Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü 59100 Tekirdağ
Tel: 282-2931442-147
E-posta: baharetli@hotmail.com
(3) E-posta: cilek79@hotmail.com

Özet

Kentlerde mutlaka korunması zorunlu olan kitle-boşluk dengesi her geçen gün kitleler lehine, yani açık ve yeşil alanlar aleyhine bir durum ortaya koymaktadır. Yeşil alanlar estetik etkilerin ötesinde kentler için çok önemli işlevlere sahiptir. Yeşil alan ve kitleler bir kentin sosyal ve kültürel kalkınmasının en önemli göstergesidir. Kentlerdeki kıyı şeridi, ülkemizde bir çok kıyı kentinde rekreasyon alanı olarak kullanılmaktadır.

Tekirdağ merkez ilçenin rekreasyon alanları açısından yeterli olduğu söylenemez. Mevcut olanlarda gerek estetik gerekse işlevsel açıdan gereksinimleri karşılamamaktadır. Tekirdağ’ın gerçek anlamda tek rekreasyon alanı sahil şeridindeki promenad -gezi- alanıdır. Bu alan özellikle yaz aylarında yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Ancak, bugüne kadar geçici çözümlerle bağımsız bir alan gibi değerlendirilmiştir, oysa tüm sahil bandı bütüncül bir yaklaşımla birbirini tamamlayan rekreasyonel faaliyetler için planlanmalıdır. Bu nedenlerle kıyı şeridinin kent halkının rekreasyonel aktivitelerini gerçekleştirmeleri için olumsuz özellikleri elenmeli alanın sunduğu mevcut rekreasyonel potansiyel en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Halkın beklentilerinin göz önüne alındığı uygulamaya dönük planlar üretilmelidir. Ayrıca kentsel kıyı şeridinin dışında kentsel büyüme deseni saptanarak yeni rekreasyon alanları yaratılmalıdır. Bu bildiride Tekirdağ kentsel kıyı şeridi ele alınarak, kent genelinde kıyı şeridinin önemi vurgulanmaktadır.

 

Kent İçindeki Dere Yataklarının Geçirdiği Değişim

  Hayriye Eşbah

Adnan Menderes Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 09100 Aydın
Tel: 256-7727024        Faks: 256-7727233
E-posta: hesbah@adu.edu.tr

Özet

Büyük Menderes nehrinin geçtiği vadide verimli tarım alanları ile çevrili Aydın kenti son 20 yıl içerisinde hızlı bir kentleşmeye sahne olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki bir kaç bin nüfuslu ve düşük yoğunluklu Aydın, günümüzde yüksek yoğunluklu, beton bloklarla kaplanmış, nüfusu 143,000’e ulaşmış bir şehre dönüşmüştür. Bu transformasyon esnasında kentin sosyo-ekonomik yapısı yanında fiziksel ve ekolojik çehresi de değişime uğramıştır. Bu değişimden en negatif şekilde kentin içinden geçen, ekolojik koridor fonksiyonu gören ve rekreasyonel potansiyeli oldukça yüksek olan dere yatakları etkilenmiştir. Dere yataklarının kentsel ortamlarda geçirdiği değişimin saptanması ve bu değişimden öğrenilecek dersler hızla seyrine devam eden kentleşmenin ekolojik açıdan böylesine önemli koridorları yok etmeden önlemler alınmasında ve kullanım kararlarının yönlendirilmesinde rol oynayabilir. Bu çalışmada Aydın kentini kuzeyden güneye kat eden dere sisteminin strüktürünün geçirdiği evrimin ve etkilerinin peyzaj strüktür indekslerinden “kenar indeksi” ile anlaşılması amaçlanmıştır. 1960 yılına ait hava fotoğrafı ve 2002 yılına ait Ikonos uydu görüntüsü GIS ortamında analiz edilerek değişimin miktarı saptanmaktadır. İndeks dere yatağının çevresi ile uyumu azaldığından habitat değerinin azalabileceğini göstermiştir. İndeksin 1960’daki değerine yükseltilmesi için farklı kentsel ve açık alan planlama senaryolarının geliştirilmesi ve bunun sonucunda en uygun modelin hayata geçirilmesinin belediyenin öncelikleri arasına girmesi yaşanabilir bir kent oluşturmanın ilk adımı olabilir.

 

 Kıyı Mekanını Düzenleme Modelinin Tanımlanması ve Antalya Örneğinde İncelenmesi

 Mehmet Nazım Özer

Gazi Üniversitesi Müh. Mim. Fak. Şehir ve Bölge Planlama Bölümü,
06570 Maltepe Ankara
Tel: 312-2317400/2713     Faks: 312-2308434 E-posta: mnozer@gazi.edu.tr

Özet

Kıyı mekanı; ekolojik, doğal coğrafya, peyzaj - rekreasyonel, tarihi ve kültürel kaynak olarak değerlendirilmektedir. Kıyı mekanının bu veri zenginliği ve potansiyeli nedeniyle kıyıya olan olağanüstü ilgiyle, tarihte kıyı kültürü diye tanımlayabileceğimiz kıyı uygarlığı oluşmuştur. Günümüzde ise bu özgün kıyı mekanı, nüfusun ve buna bağlı insan eylemlerinin (yerleşme, sanayi, turizm, ikinci konut, vb. taleplerinin) kıyıda yer seçmesiyle şekil değiştirmeye, kirlenmeye, kısaca tükenmeye başlamıştır. Bu olgu, kıyının kaynak olarak aşırı kullanımına ve özel bir bio-çeşitliliği içinde barındıran duyarlı kıyı ekosisteminin bozulmasına neden olmuştur.

Doğanın çok özel ve ayrıcalıklı bir bölümü olan kıyı alanlarının; ekolojik bir varsıllık olması yanında, tarihsel ve ekinsel (kültürel) özellikleri de bünyesinde taşıması dolayısıyla, korunması, geliştirilmesi ve toplum yararına kullanılması gerek ulusal, gerekse uluslararası önlemlere konu olmaktadır (Duru, 2003).

Kıyı mekanının kıt bir kaynak olması nedeniyle kıyı-insan ilişkisini geliştirecek bir kıyı kullanımı planlama ve tasarım çalışmalarında her zaman aranmaktadır. Kıyı düzenleme çalışmaları, kentle entegrasyonunun sağlanması, kentsel ekonominin ve kent kimliğinin gelişmesine önemli katkılarının aranması yanında kıyının ekoloji değerlerinin ortaya konarak korumasını amaçlamaktadır. Kıyı geliştirme proje uygulamaları dünyada Boston, Londra, San Francisco, Yokohama, Sydney, Barselona vb. alanlarda ortaya konabilirken, Türkiye’de ise İstanbul Kadıköy-Harem, İzmir Liman Bölgesi, Pananos Plajı (Selçuk), Antalya Karaalioğlu Parkı ve Lara Doğa Parkı yarışmaları ile yeni yeni ortaya konulmaktadır. Ortaya çıkarılan bu projelerde kıyı – kent yaşamının yeniden kurgulanarak çağdaş bir kimlik kazandırılması çabası vardır.

Antalya kıyı mekanı; dağları, plajları ve falezleri ile özgün bir kimlik oluşturmaktadır. Kent, sahip olduğu kıyı potansiyeli yanında diğer doğal güzellikleri ile bir turizm merkezi olarak yıllardır cazibesini ortaya koymaktadır. Bu cazibe ile oluşan talep, bilindiği üzere ülkemizde ilk entegre turizm projesi ve kent planları ile değerlendirilmeye çalışılmıştır. Duyarlı ekosistemlerin oluşturduğu kıyı mekanlarında kaynakların aşırı kullanımı, yoğun yerleşim baskısı, kıyı alanlarına özgü çevre sorunlarının ortaya çıkmasının nedenlerindendir. Bu sorunlar Antalya kenti özelinde çok yoğun yaşanmakta ve kentin doğal kaynaklarını hızla tahrip ve yok etmektedir.

Bu bildiride amaç, kıyı mekanın planlanması ve tasarımında dikkate alınacak modelin stratejik ilkelerini ortaya koymaktır. Bildirinin kapsamı içinde kıyı mekanı düzenleme modelinin sınırının tanımı, Antalya kent merkezi kıyı mekanının planlı çalışmalarla ilgili temel hedeflerinin irdelenmesi ve kıyı kullanımının değişiminin saptanması yer almaktadır.

Armutlu Yarımadası’nın Kuzeybatı Kıyılarında Arazi Kullanımının Coğrafi Analizi

Orhan Gürbüz(1), Cengiz Akbulak(1,2), Mesut Doğan(1,3)
ve Özlem Sertkaya Doğan(1,4)

(1) İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Beşeri ve İktisadi Coğ. Anabilim Dalı, Laleli, İstanbul
Tel: 212-4555700 /15760  
E- posta: gurbuz@istanbul.edu.tr
(2) Tel: 212-4555700 /15754 
E- posta: cengizakbulak@hotmail.com cengizakbulak@hotmail.com
(3 ) Tel: 212-4555700 /15723 
E- posta: esutan@istanbul.edu.tr esutan@istanbul.edu.tr 
(4) Tel: 212-4555700 /15724 
E- posta: srtkydgn@istanbul.edu.tr

Özet

Türkiye’de diğer kıyı alanlarında olduğu gibi, Marmara Denizi kıyıları da yerleşmeler, sanayi tesisleri, turizm tesislerinin, dolayısıyla insan faaliyetlerinin yoğunlaşmasının, kıyı alanlarındaki doğal dengenin bozulması anlamında, tehdidi altında bulunmaktadır. Armutlu Yarımadası’nın kuzeybatı kıyılarında, Marmara denizinin diğer kıyılarıyla karşılaştırıldığında, daha düşük yoğunluklu bir kullanımın olduğu görülmektedir. Büyük depremin meydana geldiği Ağustos 1999’a kadar ikinci konutlar şeklinde turizm karakterli yapılaşma süreci yaşanmış ve Koruköy – Kocadere arasındaki kıyı kesimi neredeyse kesintisiz yerleşme alanı durumuna gelmiştir. Yapılaşma, araştırma alanımızın diğer kıyı alanlarında eğimin engellemesiyle daha düşük yoğunluklu olmuştur. Dolayısıyla inceleme sahamızda daimi nüfus 2000 sayımında 21 296’yı bulmuştur. İkinci konutlar dolayısıyla yaz devresinde nüfus çok daha fazla olmaktadır.

Araştırma alanımızda tarım sahaları kıyı kesimiyle vadi boyları ve yamaçlara isabet etmektedir. Geri kalan kesimler orman ve psödomaki formasyonlarıyla kaplıdır. Diğer ekonomik faaliyetler ise, hayvancılık ve balıkçılıktır. İnceleme sahamızda doğal dengeyi korumak, yanlış arazi kullanımını engellemek için, yerleşmeler ve ekonomik faaliyetler bağlamında planlama yapılmalıdır.

 

Tekirdağ Kıyı Şeridi Alan Kullanım Kararlarının Ekolojik Boyutta İrdelenmesi

Lerzan Yetim(1), Aslı B. Korkut(2) ve Elif Ebru Şişman(2,3)

(1) Ankara Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 06110 Ankara
Tel: 312-3170550
E-posta: lerzanyetim7@hotmail.com
(2)  Trakya Üniversitesi, Tekirdağ Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü 59100 Tekirdağ
Tel: 282-2931442/131
E-posta:
aslikorkut@tu.tzf.edu.tr
(3)
E-posta: elifebru2@hotmail.com

Özet

Marmara Bölgesi’nde uzun bir kıyı şeridine sahip olan Tekirdağ ili, plansız alan kullanımları nedeniyle yerleşim alanlarının -özellikle ikinci konutların- beton bir perde gibi uzandığı sadece ulaşım, yerleşim ve ticari aktivitelere hizmet eden yapay bir alana dönüşmüştür. İklimsel nedenlerden dolayı yaz mevsiminin kısa sürmesi kıyı şeridindeki ikinci konutların yılın belirli dönemlerinde kullanılan ölü yatırımlara dönüşmesine neden olmuştur. İl genelinde sanayi alanları Çorlu ve Çerkezköy ilçesinde yer almasına rağmen etki alanı kıyı şeridini içine almaktadır. Kıyı zamanla doğal özelliğini yitirmiş ve kıyı şeridi boyunca uzanan verimli tarım arazileri de büyük ölçüde elden çıkmıştır. Tekirdağ ili her kullanım için uygun olabilecek arazi ve kaynak seçeneklerine sahiptir.

Bu çalışmada, Tekirdağ kıyı şeridi ekolojik boyutta irdelenerek çözüm önerileri ve bu doğrultuda alınması gereken önlemler sunulmuştur.

Dalyan-Kalkan Arasındaki (Güneybatı Türkiye)
Kıyı Yapısı ve Yapıdan Kaynaklanan Sorunlar

Yüksel Güçlü

Sakarya Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, 54300,
Hendek, Sakarya
Tel: 264-6140974        Faks: 264-6141034
E-posta: yguclu@sakarya.edu.tr

Özet

Yüksek, genellikle faylı ve falezli kıyıların, alçak ve genellikle plajlı kıyılarla ardalanmalı olarak uzandığı, oldukça girintili ve çıkıntılı olan ve ada kıyıları da dahil olmak üzere uzunluğu 300 km’yi bulan Dalyan-Kalkan arasındaki kıyılar dikey yönlü tektonik hareketler ile akarsu ve dalga faaliyetlerinin ortaklaşa etkileri neticesinde şekillenmiştir. Yöre kıyıları başta turizm olmak üzere farklı beşeri ve ekonomik faaliyetlere sahne olmaktadır. Önemli yerleşim birimlerinden olan ve yaz mevsiminde küçük ve orta ölçekli şehir vasfı kazanan Dalyan, Köyceğiz, Ortaca, Dalaman, Fethiye ve Kalkan ile bunların çevresinde bulunan kırsal yerleşim birimleri ve turizm merkezleri genellikle alçak kıyılara sahip kıyı ovalarında ve küçük kıyı düzlüklerinde yer almaktadır.

Dalyan-Kalkan arasındaki kıyılarda kıyının yapısından dolayı kullanım açısından avantajlar yanında bazı riskler mevcuttur. Bunlar arasında gerek adı geçen yöredeki kara alanında, gerekse Girit-Kasos-Karpatos-Rodos ada dizisinde ve deniz tabanında olabilecek büyük depremlerin özellikle alçak kıyılardaki alüvyal sahalarda oluşturabileceği yıkım başta gelmektedir. Bu durum tarihi dönemlerden beri birçok defa yaşanmıştır. Ayrıca, depremlerin yol açabileceği tsunami (deniz taşması) tehlikesi de göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir risk oluşturmaktadır.

Yöre kıyılarında mevcut olan bir başka risk tektonik ve östatik kökenli deniz seviyesi değişimleridir. Tarihi dönemlerde Caunos, Pisilis ve Patara liman kentlerinin önemlerini kaybetmelerinde önemli rol oynamış bulunan bu süreçler gelecekte de yöre kıyılarında risk oluşturmaktadır. Bu risk, şu an için Kalkan, Fethiye ve Dalyan çevresi için daha yüksek görünmektedir. Dalyan-Kalkan arası kıyı bölgesinde mevcut olan bir diğer risk unsuru da kıyı kumullarıdır. Örneklerini Patara antik kenti, Eşen ovası ve Sarıgerme (Ortaca) çevresinde gördüğümüz kıyı kumulları özellikle deniz yönünden hakim rüzgarlara açık olan ve karadan taşınan ve dalga aşındırmasının neticesinde ortaya çıkan malzeme miktarının fazla olduğu kesimlerde hem yerleşim ve turizm, hem de tarım alanları için ciddi bir tehlike olarak görülmektedir.

Kıyı yapısı ile ilgili risklerin en aza indirilmesi ve/veya ortadan kaldırılması için öncelikle yöre kıyılarında ayrıntılı çalışmaları yapılmalıdır. Bu çalışmalar neticesinde ortaya konulacak esaslar ve belirlenen riskler çerçevesinde kıyı kullanım planlamasına gidilmelidir. Tsunami için komşu ülke Yunanistan ile birlikte erken uyarı sistemi kurulması ve alçak kıyılarda belirli yükseklikte setler inşa edilmesi uygun olacaktır. Kıyı kumullarına yönelik olarak da kıyı kesiminde ağaçlandırma çalışmalarına ağırlık verilmesi, yerleşim ve turizm planlamalarında bu duruma dikkat edilmesi yarar getirecektir.

 

Turizm

 Ekoturizm Kavramı ve Eğirdir Gölü

Candan Şahin(1) ve Nilüfer Serin(2)

(1) SDÜ Eğirdir Meslek Yüksekokulu, Peyzaj Programı Eğirdir, Isparta
Tel/Faks: 246-3116661
E-posta: ckus@sdu.edu.tr
(2) SDÜ Orman Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Doğu kampusü,
Çünür, Isparta
Tel: 246-2113133     Faks: 246-2371810
E-posta: nilufer@orman.sdu.edu.tr

Özet

Ekoturizm, sosyal sorumluluk sağduyusu ile birlikte genellikle küçük gruplar halinde, ailelerin işlettiği küçük tesislerde, geleneksel mimarinin ve yerel kaynakların kullanımını güçlü bir doğa bağlantısı olarak hedef almaktadır. Amacına uygun gerçekleştirildiği taktirde, hassas ekosistemlerin korunması ve bu bölgelerin içerisinde ve çevresinde yaşayan nüfusun sosyo-ekonomik gelişmesi için kaynak yaratabilen bir araçtır. Ekoturizm bu kavramda, yeşil turizm, alternatif turizm, doğa turizm, yabanıl turizm, macera turizmi, kültürel turizm gibi terimlerle kullanılmaktadır.

ğirdir ilçesi kuzeyden Yalvaç ve Gelendost ilçeleri, doğudan Şarkikaraağaç ve Aksu ilçeleri, güneyden Sütçüler ilçesi, güneybatıdan Burdur ili, batıdan Isparta Merkez ve Atabey ilçeleri ve kuzey batıdan Senirkent ilçeleri ile komşudur. İlçenin kuzey kesiminde oldukça geniş bir alanı kaplayan Eğirdir Gölü ile göl alanını Isparta çöküntü alanından ayıran dağlar ilçenin yüzey şekillerinin esasını oluşturur. Bölgenin iklimi, Akdeniz ve İç Anadolu iklimleri arasında bir geçiş alanında yer almaktadır. Bu iklim tipine bağlı olarak ilçede ne Akdeniz’in yağışlı, ne de iç Anadolu'nun kurak iklimi söz konusudur. Denizden 917 m yükseklikte bulunan Eğirdir Gölü ve çevresi kamp-karavan turizmi ve sportif olta balıkçılığı için oldukça uygun yerlerden biridir.

 

Bu çalışmada Eğirdir Gölü’nün eko-turizm potansiyelinin ortaya çıkartılması için gerekli çalışmalar yapılmıştır. Yöreye ve göle ait bilgiler yerel kurumlar ve yöre halkıyla yapılan görüşmeler sonucu toplanmış ve analiz edilmiştir.

 

Çukurova Deltası’nın Ekoturizm Potansiyeli

Gülay Çetinkaya(1) ve Türker Altan(2)

(1)  Sivas Cad. No:11, Malatya.
Tel: 0536-7921428
(2)Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü,
01330, Adana.

Tel. ve Faks: 0322-3386277
E-posta: taltan@cu.edu.tr

 
Özet

Bu araştırma Çukurova Deltası’nın ekoturizm potansiyelinin (doğal ve sosyo-ekonomik) belirlenmesini içermektedir. Delta’da ekoturizm planlaması biyolojik çeşitliliğin koruması ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını sağlamakla birlikte yöre halkına yeni iş ve gelir olanağı yaratarak halkın doğal kaynaklar üzerine olan baskılarını azaltmayı amaçlamaktadır.


Delta’nın doğal potansiyelini 110 km.lik kıyı şeridi, nehirler, lagünler, kıyı kumulları ve bu alanlarda yaşayan birçok canlılar oluşturmaktadır. Delta’daki lagünler (Tuzla, Akyatan, Ağyatan ve Yumurtalık) uluslararası düzeyde (AB Natura 2000 FFH Direktifleri) korunması öncelik taşıyan alanlardır (Altan ve Tischew, 2002). Lagünler, başta su kuşları olmak üzere birçok canlıya yaşama ve üreme olanağı sağlamakla birlikte kıyı ekosisteminin bir parçası olarak ekolojik nitelikleri açısından da büyük önem taşımaktadırlar. Ayrıca lagünlerdeki dalyan balıkçılığı yöre halkı için bir gelir kaynağıdır. Delta’da geniş bir alanı kapsayan kumullar da lagünler gibi uluslararası düzenlemelerle öncelikli korunması gereken alanlardır. On kumullar nesli tehlike altında olan iki deniz kaplumbağasının (Caretta caretta ve Chelonia mydas) ve yaşamını deniz ile nehirler arasında geçiren Nil Kaplumbağası’nın (Trionix triunguis) üreme alanıdır.

 

Yöre halkının ekoturizme olumlu yaklaşımı, dalyan balıkçılığı, halkın geleneksel yaşam biçimi, el sanatları (kilim dokumacılığı gibi) ve doğal rekreasyon olanakları, Delta’nın ekoturizm açısından sosyo-ekonomik potansiyelini oluşturmaktadır. Delta’nın ekoturizm potansiyelinin belirlenmesi sonucunda her lagün ve yakın çevresi için çevreye uyumlu, sürdürülebilir ekoturizm aktiviteleri ve halkın ekoturizme katılımına yönelik öneriler geliştirilmiştir.

 

Uluslararası Deniz Turizmi

 Yılmaz Dağcı

DTO, Y.Kurulu Başkan Danışmanı, Günyüzü 8/8,Villa Palmiye, Florya, İstanbul.    Tel: 212-6638308, 533-3565858    Faks: 212-6638306

E-posta: yılmazd@denizticaretodasi.org

E-posta:ydagci@mail.koc.net

Özet

Turizm bir ülkenin doğal, tarihi güzelliklerini görmek üzere yapılan gezi; gelen turisti ağırlama sanatı; bacasız sanayi; para kazandırmaktan öte ülkeyi dünya ile entegre eden, yaşam kalitesini yükselten dünyanın ikinci en büyük ekonomik gücüdür.

 

Deniz  Turizminin Türkiye  için Önemi

ve D-Marin Turgutreis Marina Yatırımı

 

 

Ali  Erkan  Bezirgan

 

D-Marin Turgutreis Marina Müdürü, Deniz Turizm Birliği Yönetim Kurulu Üyesi, D-Marin Turgutreis Marina.

Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No:26   Turgutreis-  48960 Bodrum.

Tel   :  252-382 92 00       Faks: 252-382 62 00

E-posta: aebezirgan@dogusmarina.com.tr, a.e.bezirgan@superonline.com

Web    :  www.dogusmarina.com.tr

 

Özet

 

Ülkemizin sahip olduğu değerleri, turizm sayısal verilerini Avrupa ve Dünyadaki gelişmeleri inceleyerek, Türk Deniz Turizm Sektörünün önümüzdeki yıllarda varması gereken hedefler tespit edilmelidir. Ülkemizin Akdeniz'deki önemli konumu nedeniyle yat turizmi açısından büyük bir potansiyele sahip olduğu bilinmektedir. Akdeniz Çanağında mevcut bulunan yatlardan alınacak payın arttırılması amacıyla yat turizminin geliştirilmesi ve ülke turizm gelirlerinin istenilen düzeye getirilmesi için gerekli altyapıların en önemlilerinden biri marinalardır. Marinalar inşaa edilmeden deniz turizm sektörü oluşturulamaz.

 

Yeni Nesil Yat Limanları

 

Ersel Zafer Oral

 

Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu,

Kaynaklar Yerleşkesi, Buca, İZMİR.

Tel & Faks : 0 232-4538197   

E-Posta :  ersel.oral@deu.edu.tr

 

Özet

 

Yat turizminin tüm dünyada ayrı bir sektör olarak ortaya çıkması ile birlikte yatçılık faaliyetinin en önemli altyapısını oluşturan yat limanlarında da 20. yüzyılın son çeyreğinde önemli gelişmeler gözlenmiştir. Yatçılık faaliyetlerinin artması ile birlikte rekabet şartları da  zorlaşarak yat limanlarında hizmet çeşitliliği ve kalitesi ön plana çıkmıştır. Kıyı alanlarının kullanım talepleri içersinde yer alan yat limanları aynı zamanda  ekonomik yatırımlardır. Yapılacak yatırımın bir yandan rekabet şartlarını yerine getirecek temel fonksiyonel özelliklere sahip olması beklenirken bir yandan da yatırımcının yatırımdan beklediği faydayı sağlaması gerekmektedir. Bu ise yatırımın yer seçiminden başlamak üzere planlama ve projelendirme aşamalarında doğru kararların verilmesini sağlayacak gerekli araştırmaların yapılması ile mümkün olabilecektir.

 

 

Kıyısal Peyzaj

 

Kıyı Peyzajındaki Değişkenliğin Analizinde
Veri Entegrasyonu

 

Hakan Alphan(1), K.Tuluhan Yılmaz(1,2), Süha Berberoğlu(1,3)
ve Yüksel İzcankurtaran(1,4)

 

(1) Çukurova Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330, Adana

Tel: 322-3386545     Faks: 322-3386189

E-posta: alphan@cu.edu.tr

(2) E-posta: tuluhan@cu.edu.tr

(3) E-posta: suha@cu.edu.tr

(4) E-posta: yizcan@cu.edu.tr

 

Özet

 

Bu araştırmada Çukurova kıyı peyzajı, orta çözünürlükteki Landsat ETM+ verisinin kontrollü sınıflaması ile bitki örtüsü indikatörü esas alınarak karakterize edilmiştir. Uydu uzaktan algılama ile elde edilen veri setinin çözünürlüğü veri birleştirme operasyonu ile 30 m.den 15 m.ye yükseltilmiştir. Uzaktan algılama ve yer verilerinin entegre kullanımını vurgulayan tanımlama yaklaşımında, dijital görüntü sınıflaması ve arazi içi veri toplama sayesinde bitki örtüsü formasyonlar ve topluluklar düzeyinde belirlenmiş, tanıtıcı türler harita üzerinde sunulmuştur.

 

 

Batı Akdeniz Kıyıları Tatil Köylerindeki
Peyzaj Tasarım ve Planlama İlkeleri

 

Sibel Tankurt(1) ve Bahar Türkyılmaz(1,2)

 

(1) Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 35350, İzmir

Tel: 232-7690122
E-posta: sibel.tankurt@mynet.com

(2) Tel: 232-3880110

E-posta: bzafer@ziraat.ege.edu.tr

 

Özet

 

Bu araştırmada Güney Ege ve Batı Akdeniz bölgelerinde yer alan tatil köylerinin tasarım ve planlama ilkelerinin peyzaj mimarlığı disiplini içinde irdelenmesi amaçlandı. Bu amaçla, bu bölgelerde yer alan tatil köyleri incelenerek, anket, gözlem, fotoğraf çalışmaları ile bilgiler elde edildi. Elde edilen ve örneklere göre sonuçlar karşılaştırılarak tatil köyü tasarımında ve planlamasında temel ilkeler ve programlar oluşturulmaya çalışıldı.


Yat Turizmi ve Peyzaj Değerleri Etkileşimi

 

Ayça Hasgüler(1)  ve Metin Başal(1,2)

 

(1)  AÜZF Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 06110, Dışkapı, Ankara.

      Tel: 312-3170550/1296   Faks: 312-3176467

      E-posta:  ahasguler@hotmail.com

(2)  E-posta:  basal@agri.ankara.edu.tr

 

Özet

 

İnsanların fiziksel ve ruhsal olarak rekreasyon ve turizme olan ihtiyaç ve istekleri ile, bu ihtiyaç ve istekleri karşılayan kaynaklar arasındaki etkileşim, faaliyetlerin bütününe çok yönlü bakabilmeyi sağlar. Toplumların yaşam kalitelerini özellikle sosyal ve ekonomik anlamda arttıran, bireye aktivite katılımında tatmin sağlayan, koruma-kullanma dengeleri çerçevesinde planlamaları yapılmış kaynaklardır.

 

Akdeniz çanağı, dünyanın bir numaralı turizm merkezidir. Yat turizmi açısından da, Akdeniz’in yelkenle seyir olanağı sağlayan ılımlı rüzgarları,  çok sayıdaki korunaklı doğal koyları, sezonun uzunluğu ve Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin çeşitliliği ile sahip oldukları farklı sosyal, kültürel ve doğal değerler nedeniyle taşıdığı cazibenin ürünlerini toplamaktadır.

 

Doğu Akdeniz’de yer alan Türkiye; bu pazarda doğal, kültürel ve tarihi kaynakların zenginliği nedeniyle önemli bir yer tutmaktadır. Ne var ki, özellikle altyapı yetersizliklerinden dolayı ekonomik anlamda oldukça karlı olan uluslar arası yat turizminden, diğer batılı Akdeniz ülkelerine oranla yeterince faydalanamamaktadır. İstatistiklere göre yabancı bayraklı yatlarla gelen turistlerin, diğer vasıtalarla gelen turistlere oranla çok daha fazla para harcadıkları bilinmekle birlikte, Akdeniz çanağında dolaşan mevcut potansiyelin ancak %3.5-4’ü Türkiye’de konuk edilebilmektedir.

 

Bu çalışma kapsamında, Türkiye’nin güneybatı kıyılarının sahip olduğu doğal, kültürel ve tarihi tüm zenginliklerin yat turizmi aktivitesine katılan turistlerin tercihlerinde ne kadar etkili olduğunun saptanması ile, yat turizminin bölgedeki peyzaj değerleri, sosyal yapı ve ekonomik durum üzerine olan etkilerinin irdelenmesi amaçlanmıştır. Karşılıklı etkileşimlerde yüksek oranda olumlu sonuçlara ulaşılmış ancak özellikle yat turizmi master planının ve yasaların revizeleri ile, altyapı olanaklarının arttırılması bölgesel ve ulusal ölçekte  daha başarılı bir yat turizmi aktivitesinin gerçekleştirilmesine olanak vereceği düşünülmüştür.

 

Bulanık Mantık Yöntemi ile Kıyı Alanları Doğal Yapı ve Kullanım Değerlendirilmesi

 

Ayşen Ergin(1), Engin Karaesmen(1,2), Evrim Gezer(1,3)

ve Barış Uçar(1,4)

 

(1)  İnşaat Müh. Böl.,ODTÜ,  Ankara, 312-2105441, ergin@metu.edu.tr

(2) E-posta: engin@metu.edu.tr

(3) E-posta: evrimgezer@yahoo.com

(4) E-posta: ucbarisuc@hotmail.com

 

Özet

 

Bu çalışmada, bulanık mantık yöntemi kullanılarak, kıyı alanları doğal yapı ve kullanım değerlendirmesine olanak tanıyacak bilimsel bir metot geliştirilmiştir. Geliştirilen kıyı alanları görsel değerlendirme sisteminde kullanılan yirmi altı  değerlendirme parametresi, bu alandaki kullanıcılara ve uzmanlara danışılarak seçilmiştir. Ayrıca, değer parametrelerinin önceliklerine göre,   ağırlık katsayıları   anket çalışmaları sonucunda belirlenmiştir. Kıyı alanları görsel değerlendirme verileri, Bulanık Mantık Yöntemi uygulanarak bu  alanlar için bir değer puanı sistemine dönüştürülmüştür. Türkiye’de bu metodun ilk pilot çalışması Antalya ve Mersin yörelerinde yapılmıştır. Bütün dünyada 120’den fazla kıyı alanı değerlendirilmiş ve  değer puanlarına göre bir kıyı alanları sınıflandırması elde edilmiştir.

 



CİLT II

 

 

Canlı Kaynaklar ve Yönetimi

 

Derinlerin Ekonomik Deniz Balıkları:
Kullanmak ya da Kullanmamak?

 

Halit Filiz(1), Gökçen Bilge(2) ve Melahat Toğulga(3)

 

(1) Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Su Ürünleri Temel Bilimler Bölümü, Balıkçılık Temel Bilimler Anabilim Dalı, 35100, İzmir

E-posta: filiz@sufak.ege.edu.tr

(2) E-posta: gbilge@yahoo.com

(3) E-posta: togulga@sufak.ege.edu.tr

 

Özet

 

Kuzey Ege Denizi’ndeki trol balıkçılığı 200-500 m. derinlikler arasında yapılmakta ve belli ekonomik türler üzerinde av baskısı oluşturulmaktadır. Özellikle 300-500 m derinlikler arasında çekilen trollerde, hedeflenen ekonomik türlerin yanında, çok sayıda derin deniz balığı türünün hedef-dışı av olarak yakalandığı, ancak bu türlerin işletilmediği de acı bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, 2002-2003 yılları arasında yapılan trol sörveyleri ile Sığacık Körfezi’nin derin deniz (300-500 m) balıkçılık kaynakları araştırılmaya ve ülkemizde kullanılmayan ancak esasında ekonomik öneme sahip derin deniz balıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Kuzey Ege Denizi’nin bakir derin deniz ortamı, araştırıcılara yeni balıkçılık kaynakları bulma, bu kaynakların dağılım ve bolluklarını araştırma, biyoloji ve populasyon dinamiği çalışmalarını gerçekleştirme ve uygun bir yönetim planı oluşturmada büyük bir fırsat sağlayacaktır.

 


Güney Ege Bölgesi Dalyanlarında Üretimin Meteorolojik Veriler ile Karşılaştırılması

 

Mustafa Erdem(1) ve Nedim Özdemir(2)

 

(1) Muğla Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Kötekli, Muğla

E-posta: merdem@mu.edu.tr

(2) Muğla Ünversitesi, Ortaca Meslek Yüksekokulu, Ortaca, Muğla

Tel: 252-2825619     Faks: 252-2822579

demir@mu.edu.tr

Özet

 

Türkiye'de balıkçılık kıyı (kısa mesafe) ve sahil balıkçılığı (orta mesafe) olmak üzere iki şekilde oluşmuştur. Kıyı balıkçılığı faaliyetleri içersinde yer alan dalyanlar hem denizel hem de karasal tatlı su kaynaklarından etkilenmektedirler. Dünya üzerinde bulunan 128 kıyısal lagün alanına karşın Türkiye'de eski kayıtlarda 36 olarak verilen lagüner sahadan günümüzde sadece 12 tanesinden yararlanılmaktadır. Güney Ege Bölgesinde halen balıkçılık faaliyetlerinin kooperatifler aracılığı ile yapıldığı 3 lagüner alan vardır. Bunlar kuzeyden güneye sırasıyla; Güllük, Boğaziçi (Tuzla) ve Köyceğiz-Dalyan lagünleridir. Bu lagünlerden yılda ortalama 20-50 kg/ha/yıl verim elde edilmektedir. Uzun yıllar boyunca görülen hava (meteorolojik) olayların ortalaması olarak bilinen iklim canlılar üzerinde etkilidir. Bir bölge içinde mikroklima iklim olarak adlandırılan adacıkları bulunabilir. Güney Ege Bölgesi kendine has iklim özellikleriyle birden fazla mikroklimatik özellik sergilemektedir. Bu çalışmada yağış, hava sıcaklığı, güneşli gün sayısı, rüzgar ve etkin rüzgar yönü gibi meteorolojik verilerin uzun yıllar rasat ortalamaları alınarak bölgede bulunan 3 lagün sahasındaki yıllık verimlilik değişimleri ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.

                                                                                


Güllük Körfezi'nde Kültür Balıkçılığının Su Kalitesine Olan Etkilerinin Yeni Bir Yöntemle İrdelenmesi

 Ahmet Demirak(1),  Ahmet Balcı(1) ve Mehmet Tüfekçi(2)

(1)Muğla Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, 48000 Muğla.

E-Posta: ademirak@yahoo.com

 E-Posta: abalci99@yahoo.com

(2) K.T.Ü, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, Trabzon.

 

Özet

 

Biyoteknolojik bir üretim faaliyeti olan deniz balıkları yetiştiriciliği, doğal kaynakların kullanımını özellikle de kıyısal kaynakların kullanımını gerektirmektedir. Bu özellikleri ile de kıyısal alanı kullanan sektörlerin başında gelmektedir. Kıyısal alanlarda yapılan ağ kafes yetiştiriciliğinde, çevreye yayılan çözülebilir metabolizma atık ürünleri olan dışkı ve salgılar ile tüketilmeyen yemler için, su kolonu alıcı ortam oluşturur. Ülkemiz Güney Ege kıyıları doğal morfolojisi, ekolojisi, topografisi ve hidrografisiyle  ekonomik değeri yüksek denizel türlerin doğal olarak bulunduğu ve yetiştiriciliğe de uygun alanlardır.  Ancak deniz balıkları yetiştiriciliği oldukça yeni bir sektör olup, çevresel etkilerine dair bilgiler sınırlıdır. Bu çalışmada, kültür balıkçılığının Güllük Körfezinin (Ege Denizi) su kalitesine olan etkilerini  irdelemek amacıyla; balık çiftliklerini temsil eden yedi (7) ve kıyıdan uzak kontrol noktaları olarak belirlenen üç (3) ölçüm noktası tespit edilmiştir. Bu noktaların yüzey (0.5 m) sularında Ağustos-2001, Ekim-2001, Mart- 2002 ve Haziran 2003 dönemlerinde , çözünmüş oksijen, PO4-P, T.I.N (Toplam İnorganik Nitrojen) ve klorofil  ölçümleri yapılmıştır. Balık çiftliklerini temsil eden noktalardan elde edilen sonuçlar ile kontrol noktalarından elde edilen değerlere mukayese imkanı veren Bağıl Değişim Metodu uygulanmıştır. Bu metot kapsamında; ölçüm sonuçlarının Bağıl Değişim Değerleri bulunmuş ve bu değerlerin %95 Güven Sınır aralığı değerleri tespit edilmiştir. Çalışmanın sonunda, PO4-P değerleri her dört ayda anlamlı pozitif değişim gösterdiğini, T.I.N da ise mart ve haziran aylarında anlamlı pozitif değişim göstermediğini tespit edilmiştir.Klorofil-a,  sadece haziran ayında %95 Güven Sınır aralığında anlamlı pozitif değişim göstermemektedir. Genel olarak ölçülen parametrelerin ortalama bağıl değişim  değerlerinin yüksek ve anlamlı pozitif değişim vermektedir. Bu durum, Güllük Körfezinin su kalitesini balık çiftlikleri tarafından etkilediği  sonucu çıkarılmaktadır.

 


Deniz Taşımacılığı, Limanlar

 

Kruvaziyer Yolcu Taşımacılığı ve Sektörde Türkiye’nin Geleceği

 

Serap İncaz(1), Güler Bilen Alkan(2) ve

İhsan Arıcan Çakar(3)

 

(1) Denizcilik Fakültesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü Tuzla/İstanbul.

Tel: 0216 395 10 64, E-posta: serapincaz@yahoo.com
(2) Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, Mühendislik Fakültesi, Avcılar/İstanbul

E-posta: guleralkan2@yahoo.com

(3) Martı Konteyner Hizmetleri A.Ş.
E-posta: arican@admiralcontainerlines.com

Özet

 

Son yıllarda Dünya’da kruvaziyer yolcu taşımacılığı hızlı bir gelişim göstermektedir.  Globalleşme ve dünya turizmindeki gelişme sonucu, insanların denizden yararlanma talepleri kruvaziyer turizme kaymıştır. Dünya’da kruvaziyer taşımacılık hatlarıyla ilgili olarak gelişen piyasalar; Amerika kıyıları, Karayipler, İskandinav ülkeleri, Akdeniz ve Uzak Doğu piyasalarıdır. Kruvaziyer taşımacılığın % 60 dan fazlası Amerika kıyılarındaki limanlara yapılmaktadır.


Kruvaziyer taşımacılık sonucu artan harcamaların direk etkisi, kruvaziyer turizmin yarattığı talebi karşılamak için ihtiyaç duyulan hizmetlerin sağlanmasındaki istihdam artışı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu direk etki yanında ülke ekonomisine ikincil etkisi, kruvaziyer sektörüne mal ve hizmet sağlayan sanayilerdeki üretimi arttırma şeklinde ortaya çıkar. Kruvaziyer taşımacılığın yarattığı bu etkiler sayesinde Türkiye ekonomisinde de yabancı döviz kazancında artış, istihdamda, talep edilen mal ve hizmetlerin üretiminde artış, ticarette gelişmeler sağlanacaktır.

 

Türkiye’de gerçek anlamda bir kruvaziyer yolcu taşımacılığından söz etmek mümkün değildir.Türkiye’de kruvaziyer turizm İspanya, İtalya ve Yunanistan çıkışlı paket turların uzantısı olarak ve çoğunlukla günübirlik uğrak şeklinde gerçekleşmektedir. Oysa Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz doğası, tarihi güzellikleri ve deniz turizmi nedeniyle kruvaziyer turizmde önemli bir paya sahip olabilir. Bu amaçla kruvaziyer turizmin Türkiye’nin ekonomisine katkıda bulunabilmesi için kruvaziyer turizmden pay alan ülkelerle rekabet edebilecek konuma getirilmesi, kruvaziyer yolcu taşımacılığı konusunda ulusal bir stratejinin belirlenmesi gerekmektedir.

Bu amaçla bu çalışmada, kruvaziyer turizmin genel tanımlanması yapılarak, Türkiye’deki mevcut durum uğrak limanları ile birlikte verilerek, Dünya’daki yaygın kruvaziyer hatları dikkate alınarak, Türkiye kruvaziyer taşımacılığının geliştirilmesi yönünde ve Türkiye’nin kruvaziyer yolcu taşımacılığı piyasasında rekabet şansının arttırılması yönünde gerekenler açıklanacaktır.

 


İstanbul’da Denizyolu Ulaşımının Kaçınılmaz Gerekliliği

 

Serap İncaz(1)  ve Güler Bilen Alkan(2)

 

(1) Denizcilik Fakültesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü Tuzla/İstanbul.

Tel: 0216 395 10 64
E-posta: serapincaz@yahoo.com
(2) Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, Mühendislik Fakültesi, Avcılar/İstanbul.

E-posta: guleralkan2@yahoo.com

 

Özet

 

Ekonomi bilimi genel eğilim olarak ucuz ulaşım hizmetinden yararlanmak ister. Türkiye'de ise durum tam tersinedir. En ucuz olan denizyolu ve raylı taşıma mevcut ulaşım sistemleri içinde hemen en alt sırayı almaktadır. En önde gelense, birim maliyeti en yüksek olan, karayoludur.

 

Türkiye’de şehirlerde  ulaşım sorunun temelinde karayollarına fazla ağırlık verilmesi yatmaktadır. Örneğin İstanbul’da günlük şehir içi yolculuğunun % 90’ı karayolu ile yapılmaktadır. Demiryolu ulaştırması  % 6 ve denizyolu ulaştırması % 4 civarındadır. Diğer taraftan toplu taşımacılıkta kullanılan otobüslerde yeterli hizmet verememektedir. Duraklarda fazla bekleme, durak yerlerinin uygunsuzluğu, otobüslerin kalabalık olması gibi nedenlerle özel araba kullanılması artmaktadır.

 

İstanbul ülke sanayinin % 38’ini, ülke ticaretinin % 55’ini üreten lokomotif bir büyük şehirdir. İstanbul’da yaşanan en büyük sorun trafikte yaşanan sıkışıklık olarak ortaya çıkmaktadır. İstanbul’da İstanbul Boğazı'nın iki yakasında 15 milyona yakın bir nüfus yaşamaktadır.

 

Boğaz, Anadolu ve Avrupa yakasındaki Marmara ve Karadeniz kıyıları ile Haliç gibi son derece müsait deniz yollarına sahip olan İstanbul’da ise bunun tam tersi olarak, ulaşımın yüzde 90'ından fazlası karayoluyla yapılmaktadır. Buna göre  karayolu taşımacılığının daha da azaltılması olanak dahilindedir. Deniz yolunun gerektiği gibi değerlendirilmemesi, İstanbul'un kara trafiğindeki aşırı yoğunluğun nedenlerinden biridir. İstanbul’un trafik sorununun çözülmesine, sadece karayollarında alınacak kavşak düzenlemeleri, yol genişletmeleri gibi tedbirler ve hafif raylı sistemlerle ve metro gibi yatırımların yetmeyeceği tartışma götürmez bir gerçektir. İstanbul şehrinin ideal şehir tanımına uygun olabilmesi, sorunların çözülmesi ve İstanbul şehrinin biraz nefes alabilmesi, bir çok sanayi merkezinin toplandığı İstanbul şehri ve çevresinin ulaştırma yönünden de katkıda bulunabilmesi için deniz ulaştırmasına ağırlık verilmesi gerekmektedir.

 

İşte bu amaçla bu çalışmada İstanbul deniz ulaştırma sisteminde mevcut durumu, diğer ulaştırma türleri içindeki dağılımı, önemi ve gerekliliği açıklanmaya çalışılarak, kentte yaşayan insanların ulaşım yoluyla yaşam standardının arttırılması için denizyolu ulaşımının geliştirilmesi yönünde önerilerde bulunulacaktır.

 


Ege ve Marmara Bölgesi Limanları

Arz ve Talep Projeksiyonu

 

Soner Esmer(1) ve Hakkı Kişi(1,2)

 

(1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu, Tınaztepe Kampusu, 
35160, Buca-İZMİR. Tel: 0232 4535072/4202,

Faks: 0232 4538197, E-posta: soner.esmer@deu.edu.tr

(2) E-posta: hakki.kisi@deu.edu.tr

 

Özet

 

Denizyolu yük trafiğine sahip olan bölgelerde, gelecekteki yük trafiğinin  tahminlenmesi, bölge limanlarına olan talebin projeksiyonu ile mümkün olabilmektedir. Yapılacak liman talep projeksiyonu, aynı zamanda gelecekte gerçekleşecek yük trafiği hakkında fikir verdiğinden dolayı, gerekli ulaştırma altyapısının hazırlanması için de zaman kazandırmaktadır.

 

Çalışmada bölge hinterlantlarının sosyo-ekonomik göstergeleri ile bu bölge limanlarında elleçlenen konteyner miktarları arasındaki ilişkiyi ortaya koyan regresyon analizi yapılmıştır. Regresyon analizi yapmak için kullanılan değişkenlerde en az on iki yıllık geçmişe inilmesi çalışmanın güvenilirliği açısından gerekmektedir. Ege ve Marmara bölgeleri yük potansiyelini ortaya koymak ve liman yükleme hizmetleri talebini öngörmek bu bölgelerdeki liman, yanaşma yeri yatırımlarına ışık tutacaktır.

 

Çalışma, Ege ve Marmara Bölgesi limanları ve bu limanlara talebi oluşturan hinterlandın sosyo-ekonomik analizini kapsamaktadır. Tespit edilmesi zorunlu iki veri bulunmaktadır. Birincisi, limanlara yük veren illerin tespiti ve bu illerin hinterlanda katılım yüzdelerinin saptanmasıdır. Bu illerin son on iki yıla ait GSYİH verileri ve her bir ilin hinterlanda katılım payları çalışmada ortaya konmuştur. İkinci önemli veri ise bölge limanlarında elleçlenen son on iki yıla ait konteyner trafiği rakamlarıdır.


Yapılan regresyon analizi sonucunda elde edilen kötümser, ortalama ve iyimser trafik değerleri ile liman teorik kapasitesi arasındaki ilişki, yatırımların çerçevesini belirlemede yardımcı olacaktır. Çalışma sonuçlarına göre her iki bölgenin de mevcut elleçleme kapasitesi gelecek için tehlike sinyalleri vermektedir. Liman yatırımları artık zorunlu hale gelmiştir. Özellikle Ege bölgesi ve Marmara Bölgesi hinterlandı içerisinde bulunan İzmit bölgesinin konteyner limanı ihtiyacı had safhadadır. Bu iki bölgeye önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde konteyner limanı yatırımlarının yapılması zorunlu görülmektedir.
 



Ege Bölgesi Liman Alternatiflerinin Toplu Değerlendirilmesi

 

Ersel Zafer Oral(1) ve Durmuş Ali Deveci(1,2)

 

(1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu,

Kaynaklar Yerleşkesi, Buca, İzmir

Tel/Faks: 232-4538197

E-posta: ersel.oral@deu.edu.tr

(2) E-posta: adeveci@deu.edu.tr

 

Özet

 

Önemli bir dış ticaret potansiyeline sahip olan Ege Bölgesi, hızla büyüyen ekonomisi ile dikkat çekmektedir. Günümüzde dünya ticaretinin önemli bir bölümü deniz yolları üzerinden yapılmaktadır. 20. Yüzyılın son çeyreğinde deniz yolları ile gerçekleştirilen kıtalararası mal taşımacılığında özellikle konteyner taşımacılığı ön plana çıkmıştır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de konteyner taşımacılığının payı ve önemi hızla artmaktadır. Ege Bölgesi’nde İzmir Alsancak Limanı dışında konteyner gemilerine hizmet verebilen ikinci bir liman mevcut değildir. Bununla birlikte bölgedeki ekonomik gelişmeye bağlı olarak İzmir Alsancak Limanına gelen yüklerde önemli bir artış olmuş ve liman artan yük kapasitesi karşısında teorik kapasitesini aşarak tıkanma noktasına gelmiştir.

 

Ağırlıklı olarak ihracat yüklerine hizmet veren Alsancak Limanında yaşanan sıkışıklık, öncelikli olarak bölgeden ihracat yapan firmaları olumsuz etkilemeye başlamıştır. Bu olumsuzluğu ortadan kaldırmak amacı ile Ulaştırma Bakanlığı mevcut liman kapasitesinin arttırılmasının yanı sıra kapasite artışı sağlayacak yeni liman projelerinin üzerinde çalışmaya başlamıştır.

 

Artan yük talebini karşılamak amacı ile Ulaştırma Bakanlığı kısa vadeli bir çözüm olarak mevcut Alsancak Limanının yarım kalan inşaatının tamamlanarak yeni bir konteyner terminalinin hizmete girmesini, uzun vadeli çözüm olarak ise Çandarlı bölgesinde yeni bir konteyner limanı yapılmasını planlamıştır. Ayrıca özet sektör tarafından alternatif proje yerleri üzerinde çalışmalar devam etmektedir.

 

Bu çalışmanın amacı, Ege Bölgesi’nde yapımı planlanan liman projelerinin sosyal, fiziksel ve ekonomik yerleşim yeri özellikleri ile mevcut kullanım taleplerinin de göz önünde tutularak karşılaştırılmalı değerlendirmesinin yapılmasıdır.

 

 

Kaş Körfezi Limanlarının Değişen Fonksiyonları

 

T. Levent Erel(1) ve Cengiz Akbulak(2)

 

(1) İ.Ü. Edebiyat Fak. Coğrafya Böl. Beş. ve İkt. Coğ. Anabilim Dalı, Laleli- İstanbul.    

Tel: 216- 467 32 53

(2) İ.Ü. Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Beyazıt - İstanbul.

Tel: 212-455 57 00 / 15754   

E- posta: cengizakbulak@hotmail.com


Özet

Kaş Körfezi limanları, Geç Tunç Çağı deniz ticaret yolunda küçük iskeleler olarak yerlerini almışlardır. Roma İmparatorluğu döneminde bunlardan Sebeda (Bayındır) sönükleşmiştir. Kaş (Antiphellos) ile Meis (Megiste-Kastellorizo) limanları yüzyıllar boyunca Teke Yarımadası’nın (Likya) ürünlerini Ege ve Akdeniz’deki pazarlara sevk ederek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Meis Adası’nın 20. yüzyıl başında Yunanistan’a bağlanmasından sonra adanın hem Kaş, hem de Güneybatı Anadolu ile ilişkileri sona ermiştir. Dolayısıyla her iki liman sönükleşme sürecine girmiştir. Kaş, 1980’li yıllarda modern karayolu ağına bağlanmış, Türkiye’nin büyük kentsel merkezleri ile ilişki kurabilir duruma gelmiştir. Karayollarının yapılması öncelikle turizmi devreye sokmuştur. Kaş kısa sürede doğal ve tarihi zenginlikleriyle Teke Yarımadası’nın turizm merkezlerinden biri olmuştur. Kaş’ın sadece 5 km açığındaki Meis’in içine kapanık durumu devam etmektedir. Ekonomisinin canlanması için yeni atılımlar gerekmektedir.

Ege Bölgesi'nde Tersane Kurulmasının Nedenleri ve  Horozgediği Bölgesinin Seçilmesi

 

Gökhan Kara(1) ve E.Gül Emecen(1,2)

 

(1) İstanbul Üniversitesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, 34850, İstanbul. Tel: 212-5090205         Faks:212-5090205

    E-posta: karagok@istanbul.edu.tr

(2) E-posta: emeceng@istanbul.edu.tr

 
Özet

 

Dünya üzerinde ülkelerin ihtiyaç duyduğu tüketim ve sanayi mallarının çeşitliliğinin artması ve kendi ekonomilerini iyileştirme çalışmaları isteği, ülkelerin birbirleri ile olan ticaret ilişkilerini artırmaktadır.  Bu nedenle uluslararası taşımacılıkta kullanılan karayolu, demiryolu, havayolu ve denizyolu ulaştırma şekilleri önem kazanmaktadır.  Özellikle denizler arası ve deniz aşırı taşımacılık, diğer ulaştırma yollarına göre; bir seferde daha büyük ve daha düşük maliyetle yük taşınmasını avantajlı hale getirdiğinden tercih edilen ulaştırma şekli olmuştur.  Dolayısıyla deniz taşıtlarının inşa sanayisi gelişmekte, buna bağlı olarak gemi sayısı ve trafik yoğunluğu da gün geçtikçe artmaktadır.  Ayrıca yeni gemilerin inşasının yanı sıra, dünya denizlerinde dolaşan, ülkemiz ve çevresinin denizlerini kullanan mevcut gemilerin bakım-onarım ihtiyaçlarını karşılayabilecek yeni tersanelerin kurulması ihtiyacı doğmaktadır.

 

Denizyolu ulaştırması yapan şirketler, genelde gemilerinin bakım-onarım ihtiyaçlarını ekonomik olması nedeniyle vardığı liman veya yüklendiği limana yakın bölgelerdeki tersanelerde yapmak istemektedirler. 

 

Dünya yeni gemi inşa piyasası incelendiğinde ilk sıraları Kore, Japonya ve Çin almaktadır.  Ayrıca son yıllarda Yunanistan gemi inşa piyasasında, 15 milyon DWT hacminde ve 220 adetten fazla gemiyi kapsayan 8 milyar doların üzerinde bir sipariş değeriyle yer almıştır. 

 

DPT’nin raporuna göre Türk Deniz Ticaret Filosu’nun ortalama yaşı 22,5’tir.  Bu değer Dünya Deniz Ticaret Filosu’nun yaşından büyüktür.  Ortalama gemi ömrünün 25-30 yıl olduğu düşünüldüğünde önümüzdeki 5-10 yıllık süre içinde önemli ölçüde bakım-onarım hizmeti, hurdaya çıkış ve yeni gemi talebi ortaya çıkacaktır. DPT raporu ayrıca tanker ve kuru yük gemi filosunun yenilenmesinin şart olduğunu tespit etmektedir. Ülkemizi incelediğimizde tersanelerimizin büyük bir kısmının Marmara Bölgesinde olduğu görülmektedir.  Ülkemiz limanlarına gelen gemilerin toplam sayı ve yük kapasiteleri incelendiğinde, Ege Bölgesi, İzmir bölge limanlarının ve diğer limanların gemi trafiğinin oldukça yüksek olduğu görülmektedir. 

 

Ege Bölgesi limanlarına yılda yaklaşık 6000 adet geminin gelmesi ve bu gemilerin bölgede mevcut bir tersanenin olmaması nedeniyle bakım-onarımlarını Akdeniz ülke tersanelerinde, özellikle Yunanistan’da yapmalarına neden olmaktadır.  Bu da üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemiz açısından büyük kayıplar doğurmaktadır.

 

Bu çalışmada, gemi trafiği ve limanlar göz önüne alındığında bu bölgede bir tersane kurulmasının gerekliliği ve bu tersanenin kuruluş yerinin seçimi problemi araştırılmıştır.  Tersane kapasitesi tahmini ve yer seçimi yapılırken; gemi trafiği, bölge limanlarına yakınlığı, kıyı bölgesinin coğrafik uygunluğu, bölgenin karayolu ulaşım olanakları, hinterlandı, meteorolojik ve oşinografik faktörlerine değinilmiştir.  Çalışma sonucunda seçilen yer, İzmir bölge sınırları içinde Nemrut ve Aliağa limanları arasında Yeni Foça mevkiinde Makine Kimya Sanayi ve Ege Çelik yerleşikleri ortasında Kızıl burun güneyinde kalan Horozgediği Bölgesi'dir.

 



Temiz Enerji

 

Köyceğiz ve Dalyan Civarında Çalışan Gezinti Teknelerinin Güneş Enerjisi ile Sevki

 

Yalçın Ünsan

 

İstanbul Teknik Üniversitesi

Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi, 34469 İstanbul

Tel: 212-2856409     Faks: 212-2856454

E-posta: unsany@itu.edu.tr

 

Özet

 

Çalışmanın ana amacı; akümülatör bataryalarını güneş ışığından şarj edebilen, en az bir gezi turu boyunca yol alabilecek, elektrikle tahrik edilebilen sessiz ve atık gazlarla doğayı kirletmeyen gezinti teknelerinin sistem maliyetini hesaplamak ve yapılabilirliğini göstermektir. Bu çalışmada öncelikle bölgedeki tekne tiplerinin genel karakteristik özellikleri taranmıştır, daha sonra teknelerin ihtiyaç duydukları güç tespit edilip bu gücü karşılayacak elektrik motorları, enerji hücreleri, Güneş enerjisi pilleri ve elektrik motoru kontrol sistemleri araştırılmıştır. Daha sonra bölgede çalışan teknelerin gezinti senaryoları çıkarılmış ve bu senaryolara göre kapasite hesabı yapılmıştır. Çalışmanın sonunda bölgedeki gezi tekneleri için maliyet - yapılabilirlik analizine gidilmiş ve öngörülerde bulunulmuştur.

 

Kıyı Alanlarında Sürdürülebilir Enerji Kaynakları ile Isıtma-Soğutma

 

Derya Dikici(1),  Halime Paksoy(1,2) ve Hunay Evliya(1,3)

 

(1)    Çukurova  Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Böl., 01330 Adana.
Tel: 322-3386081/28   Faks: 322-3386070
E-posta: ddikici@cu.edu.tr

(2)  Tel: 322-3386084/2453 Faks: 322-3386070

E-posta: hopaksoy@cu.edu.tr
(3)    Tel: 322-3386084/2997 Faks: 322-3386418
E-posta: hevliya@cu.edu.tr

 

Özet

 

Türkiye çevresindeki Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Marmara Denizleriyle uzun kıyı şeridine sahip; ender ve zengin coğrafyası olan  ülkelerden biridir. Kıyı alanlarının yönetimi kapsamında sürdürülebilir kıyı ve deniz kaynaklarından yararlanan enerji sistemleri uygulamaları da değerlendirilmelidir. 

 

Geleneksel enerji üretim ve tüketim yöntemlerinin çevreye bölgesel ve zamanla küresel düzeyde verdiği olumsuz etkiler yeni, çevreyle dost, sürdürülebilir enerji kaynaklarını kullanan enerji teknolojilerinin araştırılması gündemini doğurmuştur. Ülkemizde kıyı şeridinde bulunan illerde doğal, sürdürülebilir enerji kaynakları (deniz, hava, toprak) ile ısıtma veya soğutmaya yönelik, Yer altı Kanallarında Termal Enerji Depolaması (KTED) yapılabilir. Yeraltında termal enerji depolama tekniklerinden birisi olan KTED uygulamaları dünyada pek çok ülkede yaygınlaşmaktadır. KTED termal enerjinin var olduğu ve kullanılmadığı zamanlarda depolanıp (kışın), ihtiyaç duyulduğu zamanlarda (yaz) kullanılması prensibiyle uygulanır. Yeraltında açılan kanallar depolama sırasında ısı değiştiricisi görevi görürler. KTED geleneksel ısıtma-soğutma sistemlerine alternatif olarak kullanıldığında, COx, SOx, NOx gibi gazların emisyon şiddetlerinde azalma gerçekleşecektir. Sera etkisiyle iklim değişikliği ve asit yağmuru gibi sonuçlar engellenmiş olacaktır. KTED uygulaması için en önemli etmenlerden birincisi uygulamada kullanılacak enerji kaynağının ısıtma soğutma potansiyelidir. Soğutma amaçlı KTED uygulamalarında enerji kaynağı olarak kış ortam havası, deniz, endüstriyel uygulamalardan ve ısı pompalarından atılan soğuk enerji kullanılabilir.

 

Bu çalışmada Türkiye’de kıyı illerinde uygulanabilecek KTED sistemleri ve kış ortam havasını kullanarak soğutmaya yönelik KTED potansiyeli, Soğutma Derece Saat (SDS) yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Ayrıca kıyı illerinde mevcut deniz suyu veya yüzey sularının KTED uygulamasında kullanılma olanaklarından bahsedilmiştir.

 

 

Karadeniz’in Dalga Enerjisi

 

Erdal Özhan(1) ve Nihal Yılmaz(1,2)

 

(1) Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 06531, Ankara

Tel: 312-2105437,    Faks: 312-2101412

E-posta: ozhan@metu.edu.tr

(2) Tel: 312-2102498,   E-posta: nihal@metu.edu.tr

 

Özet

 

Bu çalışmada NATO TU-WAVES projesinde gerçekleşltirilmiş olan kapsamlı dalga tahminleri sonuçlarının oluşturduğu veri tabanı kullanılarak Karadeniz için dalga enerjisi yoğunluğu ve dalga gücünün alansal dağılımları sunulmuş ve tartışılmıştır.

 

 

 

Çevresel Etkiler ve ÇED

 

Entegre Kıyı Alanları Yönetiminde Yasal Bir Araç: Stratejik Çevresel Değerlendirme

 

Gülsun Yeşilhüyük(1), Alara İstemil(1,2)

 

(1)     Çevre ve Orman Bakanlığı, Ankara.

       Tel: 312-2879963 /4324  Fax: 312-2852910

       E-posta: yesilhuyuk@yahoo.com

(2)    Tel: 312-2879963 /4216   Fax: 312-2853739

       E-posta: istemil@yahoo.com

 

Özet

 

Entegre Kıyı Alanları Yönetimi (EKAY), kıyı çevresinin sürdürülebilir korunmasını sağlamak üzere geliştirilen ve kıyı çevresinin korunmasına yönelik hedeflerin kalkınma planlarına entegre edilmesini ilgili yasal ve kurumsal yapı çerçevesinde tüm ilgi gruplarının katılımıyla sağlamayı hedefleyen bir yönetişim süreci olarak değerlendirilmektedir. EKAY sürecini destekleyen bir çok araç geliştirilmiş olmakla birlikte, bu araçların arasında en yaygın biçimde kullanılanı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)’dir. ÇED, hayata geçirilmesi planlanan projelerin çevresel etkilerinin değerlendirilmesini sağlaması bakımından önemli bir araç olmasına rağmen, kapsam açısından dar kalmaktadır. 1990’lı yıllarda oluşum göstermeye başlayan Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD) süreci ise, artık sadece projelerin değil, plan ve programların da çevresel etkilerinin gözden geçirilmesine ve diğer sektörlere çevresel faktörlerin entegre edilmesinin sağlanmasına yönelik bir araç olarak geliştirilmiştir. Bu anlamda, SÇD, kıyı alanlarının sürdürülebilir korunmasını sağlayıcı bir araç olarak da karşımıza çıkmaktadır. SÇD’nin gelişimi her ne kadar çok yeni de olsa, başta Avrupa Birliği (AB) Üye Ülkeleri olmak üzere ulusal mevzuata uyumlaştırılmasının ve uygulanmasının gerekliliği küresel düzeyde de yaygınlaşmaktadır.

 

Öncelikli olarak AB’ne katılım sürecinde, AB Çevre Müktesebatının Türk Çevre Mevzuatına uyumlaştırılmasının gerekliliğinden ötürü, bunun yanı sıra küresel bir politika haline gelen sürdürülebilir kalkınmanın uygulanmasını sağlayıcı bir araç olması bakımından SÇD’nin Türk Çevre Mevzuatına kazandırılmasına yönelik mevzuat çalışmaları Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.

 

Bu çalışmada da, SÇD’nin uluslararası düzeyde politika aracı olarak gelişimine yönelik süreç ile Türkiye’de de yasal bir çerçeve haline getirilmesine yönelik çalışmalar hakkında bilgi verilecektir.

 

Belek’te Kıyı Kullanımının Çevresel Etkileri

 

İlknur Çelebi(1) ve Dilek Aracı(2)

 

(1) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya 

Eğitimi Anabilim Dalı, 17100 Çanakkale

E-posta: ilknurcelebi@mynet.com

(2) E-posta: dilekaraci2001@yahoo.com

 

Özet

 

Dünya turizm faaliyetlerinin büyük bir kısmı iklimiyle, deniziyle, kumsalıyla ve doğal güzellikleriyle dikkat çeken Akdeniz Havzasında yoğunluk kazanmıştır. Ülkemizin de bulunduğu bu havza dünyanın birçok yerinden gelen turistlere ev sahipliği yapmaktadır. Ülkemizin Akdeniz ve Ege kıyılarında bu turizm faaliyetleri yoğun olarak gerçekleştirilmektedir. Ülkemiz turizm geliştirme politikaları ile turizm sektörüne destek vererek sektörün gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Fakat yapılan planlar, bugünkü kıyı şekli ile kıyı kullanımını kaldırabilecek düzeyde olamamıştır ve kıyılarımızda yoğun bir kıyı kullanımı ve tahribatı gözlenmiştir. Belek’te bu gelişmelerden etkilenen bölgelerimiz içindedir ki bölge şu an Türkiye turizmi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir.

 

Turizmin egemen olduğu birçok kıyıda olduğu gibi belek kıyılarında da çeşitli çevre sorunları yaşanmaktadır. Bunların başında, kumsalların aşırı kullanımından kaynaklanan bozulmalar, otellerin yapısının çevreye ve kıyıya uyumlu olmayışı, kıyı okları gibi hassas kıyı şekillerinin kullanımı ve kıyının plansız kullanımından kaynaklanan kumul erozyonu, su kirliliği ve deniz suyunun içme suyuna sızması, bitki örtüsünün tahribatı gibi konular gelmektedir. Bunların yanı sıra tarım alanlarının ikincil konutlar tarafından işgal edilmesi, doğal yaşamın ve deniz kaplumbağalarının karşılaştığı sorunlar, ulaşım ağının problemleri, katı atık depolama sorunu, güvenlik önlemlerindeki sorunlar ve desteklenmesi gereken çalışmalar, sosyal ve kültürel etkiler gibi birçok alanda yaşanan sorunlar ve bu sorunlara getirilmeye çalışılan çözümler ile çalışma sahası dikkati çekmektedir (Ornat ve Demirayak, 1996).

 


İkinci Konut ve Turizm Amaçlı Alan Kullanımları: Güzelyalı (Çanakkale) Örneği

 

Abdullah Kelkit(1) ve A. Esra Özel(1,2)

 

(1)    ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 17020 Çanakkale.

       Tel: 286-2180018/1279     Faks: 0-286-2180545

       E-posta: a_kelkit@yahoo.com

(2)     E-posta: aesraozel@hotmail.com

 

Özet

 

Kıyılar kentleşmenin başladığı ilk çağlardan günümüze kadar, kentlerin gelişmesinde ve biçimlenmesinde çok etkin rol oynayan suyun karayla kesişme noktasıdır. Kentin kuruluşunda çok etkin bir faktör olan suyun sağladığı savunma, ulaşım ve ekonomik aktiviteler, kent-kıyı ilişkilerinde ve kentin gelişmesinde, kentin ve kıyının biçimlenmesinde ve kullanımında etkili olmuştur.

 

Uzun bir kıyı şeridine sahip olan ülkemizde kıyılar, tarihi ve kültürel değerleriyle birlikte doğal güzelliklerinden dolayı çeşitli sektörler tarafından özellikle turizm veya konut alanı olarak tercih edilmektedir. Bu yoğun talep nedeniyledir ki Türkiye nüfusunun büyük bir bölümü kıyı alanlarını tercih etmiş ve kıyılar; plansız ve amaç dışı kullanma, kirlenme kontrolsüz büyüme gibi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

 

Bir kıyı kenti olan Çanakkale’de de bu durum açık bir şekilde kendini göstermektedir. Çanakkale, Dünyanın en önemli su yollarından biri olan Çanakkale Boğazı, yaklaşık 750 km.lik kıyı şeridi, kendine has özellikleri olan körfezleri ile zengin doğal, tarihi ve kültürel dokusu nedeniyle daima ilgi alanı olmuştur. Bu çalışmayla; özellikle ikinci konut ve turistik tesisleşmenin yörenin doğal ve kültürel dokusunda ortaya çıkarmış olduğu görsel ve fiziksel değişimler saptanmaya çalışılmış, kırsal-kentsel planlama bütünlüğü içinde korumaya ve kamu yararına yönelik düzenlemelerin yapılmasına ilişkin çeşitli öneriler getirilmiştir. 

 


Çarpık Kentleşme ve Sanayileşmenin

Mersin İli ve Göksu Deltası'ndaki Çevresel Etkileri

 

Senar Özcan(1), Kemal Gür(1,2) ve

Zehra Yılmaz(1,3)

 

(1)     Selçuk Üniversitesi, Müh.-Mim. Fakültesi, Çevre Müh. Bölümü, Konya.

       Tel: 332-2232067  Faks: 332-2410635

       E-posta: sozcan@selcuk.edu.tr

(2)     Tel: 332-2232078 

       E-posta: kgur@selcuk.edu.tr

(3)     Tel: 332-2232102

       E-posta: zyilmaz@selcuk.edu.tr

 

Özet


Bugüne kadar, endüstri kuruluşları, kendilerine uygun yerleşim, taşıma ve altyapı potansiyelleri yüzünden düz ve verimli topraklar üzerine inşa edilmişlerdir. Bunun örneklerini Çukurova Bölgesi’nde, özellikle de Mersin-Adana anayolu ve Mersin-Anamur kıyı şeridi boyunca görmek mümkündür. Diğer taraftan, Göksu Deltası, Türkiye’nin güneyinde, Akdeniz’in kuzeydoğusunda Silifke de bulunmaktadır. Delta, geçmişten bu yana doğal flora ve faunasıyla çok zengindir. Bölge yaklaşık olarak 325 kuş türünü barındırmaktadır ve ayrıca sahip olduğu temiz kumlarında Caretta caretta ve Chehonla mydas gibi kaplumbağa türlerini barındırmaktadır. Delta ve Anamur arasındaki kıyılarda Akdeniz fokları, Delta bölgesinde Blue Crap (Callinectes) olarak bilinen türlerde yaşamaktadır. Göksu Deltası’nın doğal dengesi de kontrolsüz kentleşme, çarpık sanayileşme, uygunsuz avlanma, kimyasal gübre ve toksik pestisitlerin uygulandığı kontrolsüz tarımsal uygulamalar nedeniyle bozulmaktadır.

 

Bu araştırmada; 1) Son otuz yılda Mersin ilinde, çarpık kentleşme ve sanayileşmeye bağlı olarak kaybolan tarım topraklarının dağılımının belirlenmesi ve ayrıca, ilde bu çarpık kentleşme ve sanayileşmeye bağlı olarak verimli toprakların kaybolmasının ekolojik ve çevresel etkilerini en aza indirmek için pratik önerilerde bulunulması ve birbiriyle ilişkili faktörlerin tartışılması, 2) Göksu Deltası'ndaki ekolojik yaşam üzerine kontrolsüz uygulamaların çevresel etkilerinin tespit edilerek bu etkilerin zararlı sonuçlarını azaltmak için gerekli çözüm yollarının önerilmesi amaçlanmıştır.

 

Hatalı Kıyı Kullanımının Neden Olduğu Bir Problem:

Karaburun Limanı'nın Dolması

 

Hüseyin Turoğlu(1), Hasan Özdemir(1,2),

Barbaros Gönençgil(1,3) ve Barış Mater(1,4)

 

(1)     İstanbul Üniversitesi, Coğrafya Bölümü, 34459, Laleli- İstanbul.

       Tel: 212- 4555700 / 15752

       E-posta: turogluh@istanbul.edu.tr

(2)     E-posta: ozdemirh@istanbul.edu.tr

(3)     E-posta: barbaros@istanbul.edu.tr

(4)     E-posta: materb@istanbul.edu.tr

 

Özet

 

Karaburun, İstanbul ilinin Karadeniz kıyısındaki bir yerleşimi olup, başta balıkçılık olmak üzere, çeşitli amaçlar için kullanılan küçük bir limana sahiptir. Bu liman ve çevresinde araziden faydalanmadaki hatalı uygulamalar nedeni ile limanın ağzı kum dolgusu ile kapanmıştır. Daha önceden de sık sık dolan ve taranarak fonksiyonu devam ettirilen liman, bu kez kullanılamaz bir duruma gelmiştir. Sorun ile ilgili olarak coğrafi perspektifte gerçekleştirilen bu çalışmada olayda etkili olan coğrafi parametreler değerlendirilerek mevcut durum ortaya konulmuştur. Daha sonra ise problemin çözümüne yönelik olarak bazı önerilerde bulunulmuştur. 

 


Deniz Taşımacılığı ve Çevre Sorunları

 

Saniye Onur

 

Denizcilik Müsteşarlığı, GMK Bulvarı, No: 128, 06100 Maltepe, Ankara

Tel: 312-2320922     Faks: 312-2313306

E-posta: saniye.onur@denizcilik.gov.tr

 

Özet

 

Bu çalışmada, deniz taşımacılığından kaynaklanan kirlilik ile bu kirliliğin önlenmesi ve deniz çevresinin korunması amacıyla yapılan uluslararası ve bölgesel düzenlemeler, ülkemizin maruz kaldığı kirlenme ve bu çerçevede yapılan ulusal ve uluslararası çalışmalara yer verilmiştir.

 

İstanbul Boğazı’ndaki Tanker Geçişleri ve

Çevresel Riskleri

 

Ersan Başar(1), Ercan Köse(2), Abdülaziz Güneroğlu(2,3),

Coşkun Erüz(2,4) ve Şebnem Erkebay(2,5)

 

(1)  Karadeniz Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Fakültesi, Güverte Bölümü, 61600 Sürmene/Trabzon.

     Tel: 462-7464045              Faks: 462-7465202

     E-posta: ebasar@ktu.edu.tr  

(2) Karadeniz Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Fakültesi, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği Bölümü, 61530  Çamburnu/Trabzon.

       Tel: 462-7522806              Faks: 462-7522158

       E-posta: ekose@ktu.edu.tr

(3)     E-posta: aguner@ktu.edu.tr

(4)     E-posta: ceruz@ktu.edu.tr

(5)     E-posta: serkebay@hotmail.com

 

Özet

 

Türk Boğazları olarak anılan İstanbul ve Çanakkale Boğazları her geçen gün artan gemi trafiği ile önem kazanan bir su yoludur. İstanbul Boğazı dar ve kıvrımlı oluşu nedeni ile kaza risklerine açıktır. Son yıllarda, Orta Asya petrolleri boru hatlarıyla Rusya ve Gürcistan’ın Karadeniz’deki limanlarına taşınmaktadır. Bu limanlara gelen petrolün gemilerle Türk Boğazları yoluyla taşınması sonucunda Boğazlardaki trafik yoğunluğu artmaktadır. İstanbul Boğazı’nda yılda ortalama 50 000 gemi geçiş yapmaktadır. Bu gemilerin 9 500 adetini çeşitli tankerler oluşturmaktadır. Patlayıcı ve yanıcı yük taşıyan tankerlerin içinde bulunduğu bir gemi kazasında oluşacak petrol ve petrol ürünleri dağılımı çevresel açıdan büyük riskler oluşturmaktadır

 

 

İstanbul Boğazı'ndan Geçen Gemilerin  Bacasından Çıkan NOx Emisyonları ve Etkisi

 

E.Gül Emecen(1), Gökhan Kara(1,2) ve

Şükrü Yücekaya(1)

 

(1) İstanbul Üniversitesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, 34850

    İstanbul.       Tel: 212-4737070                    Faks:212-4737292

      E-posta: emeceng@istanbul.edu.tr

(2) E-posta: karagok@istanbul.edu.tr

 

Özet

 

İstanbul Boğazı dünyada deniz trafiğinin en yoğun olduğu su yollarından birisidir.  Bu bölgeden her gün  çok sayıda farklı tonajlara sahip, ham petrol, LPG,  kimyasal yük gibi tehlikeli madde taşımacılığı da dahil olmak  üzere pek çok gemi geçiş yapmaktadır.  Bölgede  trafik yoğunluğu ve seyir şartlarının zorluğu nedeni ile  pek çok deniz kazası olmakta ve her zaman kaza riski bulunmaktadır.  Şimdiye kadar konu bu yönü ile değerlendirilerek çeşitli çalışmalar yapılmıştır.

 

Ancak, boğazlar bölgesinden gemilerin geçişi esnasında, meydana gelebilecek kazalar kadar ve hatta daha fazla tehlike arz eden ve üzerinde araştırma yapılması gereken diğer önemli bir konu da gemilerin  bacasından çıkan zehirli atık gazlar ve bu gazların deniz ve kıyı ekosistemi üzerinde yarattığı olumsuz etkilerdir. Bir geminin İstanbul Boğazı'ndan yaklaşık iki saatte geçtiği ve yılda ortalama olarak 48 000 geminin geçtiği düşünülecek olursa,  bölgedeki kıyı alanları açısından  bu olayın önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

 

Bu çalışmada,  bu konuya dikkat çekilmeye çalışılarak, bir geminin ürettiği azot oksit değeri hesaplanmış, bu değer kara araçlarının ürettiği değerle karşılaştırılmıştır. Ayrıca boğazdan bir günde geçen gemilerin üretmiş olduğu NOx miktarı hesaplanmıştır. Hesaplanan bu miktarın gün geçtikçe zaten yeşilin yok edilip betonlaşmanın arttığı boğazlar bölgesini ve kıyı alanlarını tehdit etmekte olduğu görülmektedir.

 

Bu bağlamda boğazdan geçen gemilerin atık gazlarının çevreye verdiği zararın en aza indirilmesi ve kontrol edilmesi için önlemler alınması gerekli görülmektedir.  Bu yönde gemi bacalarında NOx konverteri olmasının zorunlu hale getirilmesi,  kirletici miktarına göre geçen gemilerden ücret alınması öngörülmektedir.  Bu konuda 1997 yılında IMO’ nun (International Maritime Organization) düzenlediği MARPOL 73/78 kurallarına ek olarak çıkarılan gemilerin neden olduğu hava kirliliğinin önlenmesini öngören MARPOL Ek 6’ da verilen  NOx limitlerinin uygulanması söz konusu olabilir. Ayrıca gemi sahiplerinin, gemilerin motorlarının çalışabilmesi için zorunlu olan oksijen miktarının doğaya geri kazandırılması için ağaç dikme ve bunları yaşatma görevini yüklenmeleri zorunluluğu olmalıdır.         

 

 

Kirlenme, Su Kalitesi, Atık Yönetimi

 

Karadeniz Havzasında Küresel Eylem ve
Ulusal Program Uygulamaları

 

Selmin Burak

 

İ.Ü Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Denizel Çevre Anabilim Dalı, Müşküle Sok. No:1 Vefa 34116 İstanbul

Tel/Faks: 212-5140367

E-posta: sburak@istanbul.edu.tr

 

Özet

 

Küresel Eylem Programı GPA’nın 1995 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programı çerçevesinde yayınlanan raporda belirtilen amaç denizel çevrenin karakökenli kirleticiler nedeniyle bozunmasının önlenmesi ve bu amaç doğrultusunda ülkelerin görevlerinin denizel çevrenin korunması yönünde desteklenmesidir. Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler kapsamında Küresel Eylem Programı’nın Karadeniz havzasındaki uygulamaları incelenerek karakökenli kirleticilerin kontrolü, azaltılması yönünde atılan adımlar, bu uygulamaların ulusal ve Karadeniz havzasını kapsayan sözleşmedeki taahhütlerle ne ölçüde uyum sağladığı incelenmiştir. Bu sözleşmelerin ülkelerce benimsenerek taraf olunmasından günümüze değin geçen sürede Karadeniz Stratejik Eylem Planına yapılan bölgesel katkıların durumu, darboğazlar ve nedenleri ile uygulamalardaki yetersizlikler irdelenmektedir.



Doğu Karadeniz Bölgesi Kıyı Kesiminde
Entegre Katı Atık Yönetimi

 

Mehmet Berkün(1) ve Egemen Aras(1,2)

 
(1)   Karadeniz Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü,
61080 Trabzon
Tel: 462-3772657     Faks: 462-3772606
E-posta: berkun@ktu.edu.tr
(2)  Tel: 462-3773547       
E-posta: egemen@ktu.edu.tr

 

Özet

 

Doğu Karadeniz Bölgesi kıyı kesimi yerleşimlerinde katı atıklar sahil doldurma ve denize dökülme şeklinde bertaraf edilmektedir. Bölgenin katı atıklarının özellikleri, yakma ve kompostlama yöntemlerinin çevre koşulları ile uyumlu ve ekonomik bir çözüm olamayacağını göstermektedir.Bu tesislerin kuruluş giderleri için kredi sağlansa bile, yüksek işletme giderlerinin karşılanabilmesi mahalli idarelerin ekonomik potansiyellerini çok aşmaktadır. Bu bölgede arazi kıt ve çok pahalıdır.

 

Bu makalede bölgenin katı atık özellikleri ile ilgili çalışmaların sonuçları verilmiştir. Bölgenin 22 ilçesi ve iki ilinin katı atık bertaraf sorunu için Sürmene Kutlular Bölgesi'nde arazide düzenli depolama ve gömme ağırlıklı merkezi bir entegre katı atık giderme sisteminin kurulması kararlaştırılmıştır. Ancak bu sistem kredi bulunduğu halde çeşitli nedenlerle 10 yıldır gerçekleştirilemeyen bu uygulama, sistem seçimi ve bölgenin katı atık ve çevre özellikleri açısından tartışılmıştır.

 

Zonguldak Kıyı Şeridi Mevcut Katı Atık Depolama Alanı ve Yapılabilecek Islah Çalışmaları

 

Yılmaz Yıldırım(1), İsmail Hakkı Özölçer(2)
ve Ömer Faruk Çapar
(3)

   

(1)            Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü, 67100 Zonguldak

Tel: 372-2574010 /1569     Faks: 372-2574023

E-posta: yildirim@karaelmas.edu.tr

(2)            Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 67100 Zonguldak

Tel: 372-2574010 /1632     Faks: 372-2574023

E-posta: ozolcer@hotmail.com

(3)            Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 67100 Zonguldak

Tel: 372-2574010 /1542     Faks: 372-2574023

E-posta: ofcapar@karaelmas.edu.tr

 

Özet

 

Zonguldak ili 2000 yılı resmi nüfus sayımına göre 106 000 merkez nüfusa sahip, yerleşim olarak deniz kıyısında kurulmuş olan bir bölgedir. Kuzey, Batı ve Doğu yönlerinde yüksek dağlarla çevrili ve oldukça dik eğimli bir arazi yapısına sahiptir. Su kenarında kurulmuş bir yerleşim bölgesidir ve Karadeniz Bölgesi kıyılarındaki birçok il ve ilçede olduğu gibi katı atık bertaraf etme problemi başlıca problemler arasında bulunmaktadır.

 

Bu çalışmanın konusu olan mevcut katı atık sahası, yaklaşık olarak 20 yıldan beri düzenli olmayan (vahşi) katı atık döküm alanı olarak kullanılmaktadır. Depolama alanı, Zonguldak Ereğli karayolu üzerinde, Kozlu ilçesine yakın, deniz ile karayolu arasında bir bölgede bulunmaktadır. Mevcut depolama alanı, yaklaşık alan olarak 2.5 hektar ve hacim olarak ise 750000 m3 büyüklüğündedir. Çöp depolanma işlemi aynı alana vahşi olarak devam etmektedir. Depolama alanının kuzeyi, kıyı çizgisi ile temas halinde olup, meteorolojik şartların ve dalga ikliminin değişimi ile katı atık alanından, deniz içerisine doğru kütle akışı gerçekleşmektedir. Mevsimsel değişikliklerle katı atık yapısında bulunan organik maddelerin çürümesi sonucu, depolama alanının yüzeyinden çevreye koku problemi oluşturmakta ve depolama alanının tabanından ise yüksek Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ) konsantrasyonuna sahip sızıntı suyu ortaya çıkarak denize karışmaktadır.

 

Bu çalışmada, mevcut depolama alanının çevrede oluşturduğu problemler tespit edilerek, katı atık depolama alanının çevresel ve yapısal açıdan ıslahı için kısa ve uzun vadede yapılabilecek çözümler tartışılmaktadır. Bu problemin tespiti ve yapılacak olan çalışmalar, kıyı alanları yönetimi açısından güzel bir örnek teşkil etmektedir.

 

Kıyı Bölgelerinde Kentsel Altyapı Sorunları
ve Çözüm Önerileri: Trabzon Örneği

 

Öner Demirel(1), Osman Üçüncü(2) ve Yalçın Yaşar(3)

 

(1)         Karadeniz Teknik Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 61080 Trabzon
Tel: 462-3772859     Faks: 462-3257499

E-posta: demirel@ktu.edu.tr

(2)         Karadeniz Teknik Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 61080 Trabzon

Tel: 462-3773142     Faks: 462-3257405

E-posta: oucuncu@ktu.edu.tr

(3)         Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mimarlık Bölümü, 61080 Trabzon

Tel: 462-3772050     Faks: 462-3257405

E-posta: yyasar@ktu.edu.tr

 

Özet

 

İnsan merkezli kentsel gelişme isteği, insanları doğal çevresiyle uyumsuz, uygunsuz yapılaşma içine sokmaktadır. Trabzon Kenti’nde 1980’li yıllar sonrası yaşanan yoğun yapılaşma ve kentin sahile paralel geçen devlet karayolu boyunca doğrusal (lineer) bir gelişme göstermesi özellikle kıyısal alanları ve güneyde yükselen tepeler ile doğu-batı istikametindeki vadilerin doğal görünümünü bozarak çevresel kirliliği ve endişeleri beraberinde getirmiştir.

 

Son yıllarda gözlemlenen yoğun yapılaşma sonrası evsel, endüstriyel ve tarımsal atıkların doğrudan denize boşaltılması, Karadeniz’de çevresel koşulların hızla bozulmasının en önemli sebepleridir. Özellikle kıyısal zonda yer alan yerleşim alanları, atık sularını herhangi bir arıtıma tabi tutmadan kıyı çizgisine çok yakın yerlerden denize, akarsu kenarı yerleşimleri de benzer şekilde atık sularını alıcı ortam olarak kullanılan derelere bırakmaktadır. Bunun sonucunda hem akarsular hem de deniz suyu kimyasal ve bakteriyolojik olarak kirlenmektedir.

 

Bu çalışmada, Trabzon Kenti’nde kentsel atık suların kıyısal zonda ve denizde yarattığı kirliliğin boyutları ile özellikle son yıllarda bunu önlemeye yönelik olarak kentsel atık suların kolektörler yardımıyla toplanarak fiziksel arıtım sonucu yapılacak olan derin deniz deşarjı ele alınmaktadır.

 

Arsuz Deresi (Hatay) Su Kalitesinin Fiziko-Kimyasal Yöntemlerle Belirlenmesi

 
A. Yalçın Tepe(1) ve Ekrem Mutlu(1,2)

 

(1) Mustafa Kemal Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, 31040, Antakya, Hatay.

Tel: 326-2455815     Faks: 326-2455817

E-posta: ytepe@mku.edu.tr

 (2) E-posta: emutlu@mku.edu.tr

 

Özet

 

Akdeniz’in kuzeydoğusunda bulunan ve İskenderun Körfezi’ne dökülen Arsuz Deresi’nin su kalitesi özelliklerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmaya Nisan 2003 tarihinde başlanılmıştır. Çalışma on ay boyunca yürütülmüş olup, su örnekleri aylık olarak iki istasyondan toplanmıştır. Birinci istasyon sahile yakın, plume alanı, ikinci istasyon ise derenin doğduğu yer yakınındadır. Su kalitesi parametrelerinden çözünmüş oksijen, pH, sıcaklık, tuzluluk, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), toplam alkalinite, toplam sertlik, amonyak azotu, nitrit azotu, fosfat, askıda katı madde ve silis analizleri yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Arsuz Deresi’nin su kalitesi parametrelerinin aylara, mevsimlere ve istasyonlara göre değişimleri belirlenmiştir.


Mersin Plaj Sularının Mikrobiyal Kirlenmesi

Üzerine bir Araştırma

 

Zehra Yılmaz(1), Kemal Gür(1,2) ve

Senar Özcan(1,3)

 

(1)     Selçuk Üniversitesi, Müh.-Mim. Fakültesi, Çevre Müh. Bölümü, Konya.

       Tel: 0.332.223.2102 Faks: 332-2410635

       E-posta: zyilmaz@selcuk.edu.tr

(2)    Tel: 0.332.2232062-2232078

       E-posta: kgur@selcuk.edu.tr

(3)    Tel: 0.332.223.2067

       E-posta: sozcan@selcuk.edu.tr

 

Özet

 

Bu çalışma 2000 yılının ortalarında, Türkiye’nin güneyinde Akdeniz’in kuzey doğu kıyılarında bulunan sahilden alınan 10 farklı deniz suyu örneklerinin hijyenik koşullarını değerlendirmek için gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar şu şekilde özetlenebilir;

 

1)   Alınan deniz suyu örneklerinin çoğunda yaygın bir fekal kirlilik bulunmaktadır.

2)      Atık su deşarjlarının yakınlarında Fekal streptococci sayıları Fekal koliform sayılarına göre genellikle daha yüksektir.

3)      Fekal streptocoocci sayıları ortalama 5 g-1 iken total ve Fecal koliformun ortalama değerleri sırasıyla 7 g-1 ve 2 g-1’dir.

4)      Yöredeki mikrobiyolojik kirliliğin etkilerini azaltmak için bazı tavsiyeler ve tedbirler önerilmiştir.

5)      Bölgede bulunan plajlarda kanalizasyon sularının ve ham veya arıtılmış atık su birikimlerini önlemek için yerel yönetimler tarafından ciddi önlemler alınmalıdır.

 


Atık Su Derin Deşarj Sistemlerinin Bilgisayar Destekli Ön Tasarımı

 

Ö.Evren Varol(1), Ali Ertürk(2,3), Ebubekir Yüksel(2,4),

Ali Fuat Aydın(2,5) ve İzzet Öztürk(2,6)

 

(1)            İÜ Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü  34116 Vefa İstanbul.

       Tel: 212-440 0000/26045  E-posta: evrenv@istanbul.edu.tr

(2)     İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü 34469 Maslak İstanbul.

(3)     Tel: 212-285 6579 E-posta: aerturk@ins.itu.edu.tr

(4)     Tel: 212-285 6784 E-posta: yuksel@itu.edu.tr

(5)     Tel: 212-285 6784 E-posta: afaydin@srv.ins.itu.edu.tr

(6)     Tel: 212-285 3790 E-posta: iozturk@ins.itu.edu.tr

 

Özet

 

Günümüzde kıyı alanlarının insan kaynaklı kirlenmesi hızla artmakta ve bu kirlenmenin kontrolü için mühendislik yapılarının inşa edilmesi gerekmektedir. Bu yapılardan biri olan atık su derin deniz deşarj sistemleri, projelendirilmeleri ve inşaları zor ve karmaşık yapılar olup tasarımları sırasında yapılabilecek hatalar hem sistem performansında önemli düşüşlere hem de maliyetin çok yükselmesine yol açabilmekte, hatta bazı olumsuz koşullarda sistemin tümüyle kullanılmaz hale gelmesine neden olabilmektedir. Derin deniz deşarj sistemlerin tasarımında bazı parametrelerin değerleri tahmin edilerek ön tasarım süreci başlatılmakta, ön tasarım ile ilgili tüm işlemler yapıldıktan sonra elde edilen sonuçların belirli kriterleri sağlayıp sağlamadığı kontrol edilir. Kriterlerin sağlanmaması halinde başa dönülerek yeni değerlerle hesaplamalar tekrarlanmaktadır. Bu hesaplar, ön tasarım detayında yapıldıkları durumunda oldukça uzun sürebilmektedirler. Bu çalışmada, atık su derin deniz deşarj sistemleri projelerinin ön tasarım hesaplarını sistematik hale getirerek oluşabilecek zaman kayıplarını en aza indirebilmek amacıyla tasarlanmış bir bilgisayar yazılımı geliştirilmiş ve güvenilirliği gerçek bir uygulama üzerinde denenmiştir.

 

Yüksek Hızlı Alg Havuzları

 

Süleyman Mazlum(1) ve Nazire Mazlum(2)

 

(1)            Süleyman Demirel Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü, 32260 Isparta

Tel: 246-2111282     Faks: 246-2370859

E-posta: s.mazlum@mmf.sdu.edu.tr

(2)         Süleyman Demirel Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü, 32260 Isparta

Tel: 246-2111281     Faks: 246-2370859

E-posta: n.mazlum@mmf.sdu.edu.tr

 

Özet

 

Atıksulardan alg biyokütlesi üretilmesindeki amaç atıksuların arıtımı ve nütriyent geri kazanımıdır. Bu havuzlarda nütriyent giderimi (özellikle fosfor) yanı sıra alglerin oluşturduğu oksijen sayesinde organik madde de (BOI) giderilir. Ancak atıksuların genelde insan sağlığına zararlı patojen mikroorganizmalar ihtiva etmeleri nedeniyle geri kazanım amaçlanan bu proseslerde patojen mikroorganizmaların yok edilmesi gerekir. Alg havuzlarında oluşan ortam koşulları patojen mikroorganizmaların belli ölçüde yok olmasını temin eder. Alg havuzlarında önem taşıyan bir başka unsur da alglerin arıtılmış atıksudan teknik ve ekonomik yönden uygun yöntemlerle ayrılmasının sağlanabilmesidir. Yüksek hızlı alg havuzlarında geri kazanılan algler yüksek protein muhteviyatları nedeniyle başlıca balık yetiştiriciliği olmak üzere hayvansal yem olarak kullanıma uygunluk gösterirler. Bu çalışmada yüksek hızlı alg havuzlarının tasarımında göz önünde bulundurulması gereken tasarım kriterleri ve işletim esasları, oluşacak alg miktarlarının hesaplanması, alg hasat yöntemleri ve alglerin kullanılma alanlarına yer verilmektedir.

 

Çanakkale Boğazı’nın Petrol Kirliliğine Karşı Çevresel Duyarlılık Derecesinin Belirlenmesi

 

Talat Koç(1) ve Canan Zehra Çavuş (Ekrem)(1,2)

 

(1)  Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Coğrafya Bölümü, 17100 Çanakkale

Tel: 286-2180018/1828     Faks: 286-218 05 33

E-posta: tkoc@comu.edu.tr

(2)  Tel: 286-2180018/1801

E-posta: cekrem@comu.edu.tr

 

Özet

           

Petrol, enerji dünyasına 19. yüzyılda katılmış ve 20. yüzyılda ise insanların yaşantısını büyük oranda etkilemeye başlamıştır. Her geçen gün teknolojinin de gelişmesi ile enerjiye ve dolayısı ile petrole olan ihtiyaç da artmaktadır. Hazar-Kafkas petrollerinin gelişmiş batılı ülkelere ulaştırılmasında “Türk Boğazlar Sistemi”ni kullanma düşüncesi bu alanda gemi trafiğinin artması anlamına gelmektedir. Özellikle gemi kontrolünün oldukça güç olduğu İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında (kuvvetli akıntı ve keskin dirsekler nedeni ile ) tanker kazaları riski daha da artacaktır .

 

Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı’nda gerek petrol tankerlerinin yarattığı kirliliğe gerekse tanker kazaları sonrası ortaya çıkacak olan çevresel tehdide karşı önlem alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle çalışma, Çanakkale Boğazı’nın doğu kıyılarında petrol kirliliğine karşı “Çevresel Duyarlılık İndeksi” oluşturmayı amaçlamıştır. Sonuç olarak da Çardak Lagünü ve Umurbey Ovası kıyıları petrol kirliliğine karşı en yüksek duyarlılığa sahip kıyılar olarak belirlenmiştir. Buna karşılık daha çok insan müdahalesi ile şekillenmiş, insan ürünü yapıların bulunduğu (iskele, dalgakıran v.b.) kıyıların petrol kirliliğine karşı en düşük duyarlılığa sahip kıyılar olduğu gözlenmiştir.

 

Deniz Kirliliği Açısından Batık Gemiler;

ROBEL Batığı Örneği

 

Selma Ünlü(1) ve Erdoğan Okuş(1,2)

 

(1)   İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,
Vefa, İstanbul

Tel: 212-4400000/26087     Faks: 212-52684
E-posta: su@istanbul.edu.tr

(2) E-posta: erokus@istanbul.edu.tr


Özet

 

Deniz yolu taşımacılığı, diğer taşıma sistemlerine göre dünya ticaretinde en etkin ulaşım sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle kitlesel ve en ucuz taşıma olanağına sahip oluşu, deniz yolu taşımacılığının diğer taşıma sistemlerine göre tercih edilmesini kaçınılmaz duruma getirmektedir. Türk Boğazlar sistemi, büyük hacimlerde tehlikeli kargo taşıyan gemilerin kıyılara çok yakın mesafelerden geçtiği dünyanın en yoğun ve kaza ihtimali en yüksek uluslar arası deniz taşımacılığına imkan sağlayan bir su yoludur. Bu bakımdan Türkiye’nin komşuları dışındaki diğer ülkeler içinde su yolu olarak aynı stratejik önemi taşımaktadır. Yükü ne olursa olsun, bu yoğun su yolundan tankerlerin geçmesinin ne kadar riskli olduğu yakın geçmişte yaşanan pek çok kaza ile kanıtlanmıştır. İstanbul Boğazı ve çevresinde 11’i yabancı bandıralı, toplam 27 batık yada yarı batık kuru yük gemisinin varlığı kayıtlara geçmiştir. Zeytinburnu sahilinde 18/02/2001 tarihinde meydana gelen M/V ROBEL gemi kazası bunlardan biridir. Ancak yapılan çalışmalar ile söz konusu batık gelecek uygulamalara iyi bir örnek olacak bir çalışma ile çıkarılmıştır.

 

Bu çalışmada ROBEL gemi kazası örneği ele alınarak, önce kazanın nedenleri ve nasıl meydana geldiği üzerinde durulmuş, batığın çıkarılmasına kadar kazanın yol açtığı kirliliğin boyutlarının değerlendirilmesi yapılmış ve deniz içinde yapılan temizleme ve batığın yüzdürülme çalışmaları anlatılmıştır. UVF ve GC/MS analizleri ile ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırılmalı olarak sunulmuş, temizlik çalışmalarının çevre etkileri bu veriler ışığında değerlendirilmiştir.

 


Uzaktan Algılama ve Coğrafik Bilgi Sistemleri

 

Arazi Potansiyel Belirleme Çalışmalarında CBS ve Uzaktan Algılama Yöntemlerinin Kullanımı

 

Tolga Görüm(1) ve Hasan Özdemir(2)

 

(1) İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,

Coğrafya Anabilim Dalı Beyazıt/İstanbul
Tel : 0212 530 05 31

E-posta : gorumtolga@hotmail.com

(2) İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

Ordu Caddesi, No:196, Laleli-Beyazıt/İstanbul
Tel : 0212 455 57 00 / 15752

E-posta : ozdemirh@istanbul.edu.tr

 

Özet

 

Terkos Gölü yakın çevresindeki yanlış arazi kullanımının sebep olduğu doğal kaynak kayıplarının minimuma indirgenmesi, arazi potansiyelinin doğru biçimde belirlenmesi ve ilişkili parametrelerin Coğrafi Bilgi Sistemleri metodolojisi kullanılmak suretiyle bir model süzgecinden geçirilerek ortaya konması bu çalışmanın kapsamını teşkil etmektedir. Bu kayıpların belirlenmesi ve doğru kullanımın ortaya konulması yönünde oluşturulan modellemenin, planlayıcılara örnek ve altlık teşkil etmesi çalışmanın asıl amacını oluşturmaktadır.

 

Terkos Gölü’ nün Sürdürülebilir Kullanımında CBS ve Uzaktan Algılama Teknolojileri

 

Hakan Kaya(1), Zeki Yaşar Yücel(2) ve Cem Gazioğlu(2,3)

 

(1) Altınyıldız İlköğretim Okulu, Beylikdüzü mevkii, Büyükçekmece, İstanbul

Tel: 532-6654160     Faks: 212-8523963
(2) İ.Ü. Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, BERKARDA Uzaktan Algılama ve CBS Laboratuarı 34116 Vefa, İstanbul
Tel: 212-4400000/26145     Faks: 212-5268433
E-posta: zyy@istanbul.edu.tr

(3) E-posta: cemga@istanbul.edu.tr

 

Özet

 

Çalışma alanı, Türkiye’nin kuzey batısında Marmara Denizi ile Karadeniz arasında yer alan bir set gölüdür. Terkos Gölü, Dünya’nın sayılı metropollerinden İstanbul’un su ihtiyacını sağlayan önemli su havzalarından biridir. Günümüzde Terkos Gölü, son yıllarda yapılan yatırımlar sayesinde birbirine bağlanan havzalar ile bir sistem haline gelmiştir. Bu bağlamda göl çok kısa dönem içinde dinamik bir süreçten geçmiştir.

 

Bu hızlı değişimde, gölün sulama amacıyla 1881 yılında denizle ilişiğinin kesilmesi önemli rol oynamıştır. Bu tarihten itibaren göl alanında değişimler olmuştur. Özellikle 1990’lı yıllardan sonra yapılan yatırımlar ile göle bağlanan farklı su kaynakları göldeki su tutma potansiyelini arttırmış ve göl yüzey alanındaki salınımlar daha da artmıştır. Karadeniz’in dalgalarının etkisi ile kumul alan üzerindeki yarıntıların gelişmesi ile birlikte, gölün su seviyesinin zaman zaman yükselmesi, gölün Karadeniz ile birleşme tehlikesi yaratmaktadır.

 

Ayrıca gölü Karadeniz’den ayıran kuzeydeki kumul sahası jeomorfolojik açıdan son derece dinamik yapıya sahiptir. Göl suları ile kumullar arasındaki mücadele de denge; bazen kumullar lehine, bazen de göl suları lehine sürekli değişmektedir. Son zamanlarda yapılan yatırımlarla göl alanındaki salınımlar artmakla birlikte kumul alanının dinamik yapısı daha durağan hale getirilmiştir. Bu çalışmada, gölün gerek doğal gelişimi gerekse bu gelişime yapay süreçlerin yaptığı etkiler gözlenmiştir. Jeomorfolojik, jeolojik ve beşeri süreçlerde dikkate alınarak; gölün alanında geçmişten günümüze gelen değişimler incelenmiştir. Bu bağlamda gölün kuzeyindeki kumul alanındaki değişimler ve bu kumul alanının göle etkileri irdelenmiştir. Bu kapsamda göldeki gelişimi incelemek amacıyla Coğrafi Bilgi Sistem/Bilimleri ve Uzaktan Algılama teknolojileri kullanılmıştır. Ayrıca gölün çevresinden, rüzgarın etkilerini ve kumulların katmanlarını daha iyi etüt etmek için kum örnekleri alınmış ve laboratuarlar analizleri yapılmıştır.

 

 

Uydu Görüntüleri Yardımıyla Denizdeki Tatlı Su Bulutunun Yayılımının Belirlenmesi

 

Sedat Kabdaşlı(1), Şinasi Kaya(2), Dursun Z. Şeker(2),

Nebiye Musaoğlu(2), Ayşegül Tanık(3) ve Erdem Ünal(1)

 

(1)    İTÜ, İnşaat Fak., İnşaat Müh. Bölümü, 34469 Maslak İstanbul.

       Tel: 212-285 3412  Faks: 212-285 6587

       E-posta: skabdasli@ins.itu.edu.tr, E-posta: neu@itu.edu.tr

(2)    İTÜ, İnşaat Fak., Jeodezi ve Fotogrametri Müh. Bölümü, 34469 Maslak

       İstanbul.  Tel: 212-285 3755  Faks: 212-285 6587

       E-posta: skaya@ins.itu.edu.tr

       E-posta: dzseker@ins.itu.edu.tr, E-posta: nmusaoglu@ins.itu.edu.tr

 (3)    İTÜ, İnşaat Fak., Çevre Müh. Bölümü, 34469 Maslak İstanbul.

       Tel: 212-285 6884  Faks: 212-285 6587

       E-posta: tanika@itu.edu.tr

 

Özet

 

Uzaktan algılama verileri yardımıyla akarsuların denize karıştıkları bölgelerdeki tatlı su bulutunun hidrodinamik özelliklerinin belirlenebilmesi ve konumsal dağılımının izlenmesi kolaylıkla gerçekleştirilebilir. Bu işlemlerin klasik yöntemlerle yapılması sırasında yeterli verinin elde edilmesi çok zaman alıcı ve zahmetlidir.   Disiplinler arası olarak gerçekleştirilen bu çalışmada, bir akarsu üzerinde bulanıklığın temel teorik özelliklerinin belirlenmesinde uzaktan algılama teknolojisinin kullanımı araştırılmıştır. Filyos ırmağının Karadeniz’de olan  ağzı çalışma bölgesi olarak seçilmiş ve yatay dispersiyon katsayısı gibi bazı parametreler iki farklı tarihte alınmış Landsat uydu görüntüleri yardımıyla hesaplanmışlardır. Bu çalışma, uzaktan algılama tekniğinin kullanılmasıyla bulanıklığı oldukça fazla olan bir akarsuyun deniz kıyısı yakınlarındaki özelliklerinin daha iyi belirlenebilmesi ve nicesel veri üretilmesinde başarıyla kullanılabileceğine bir örnektir.

 

DAKAB2004 Veri Tabanı ile Doğu Akdeniz Bölgesi Kıyısal Alanlarının Fitoçeşitliliğinin İzlenmesi

 

Atabay Düzenli(1), Deniz Karaömerlioğlu(1,2)

ve Halil Çakan(1,3)

 

(1) Çukurova Üniversitesi, Biyoloji Bölümü, Balcalı, 01330, Adana

Tel: 322-3386941     Faks: 322-3386070

(2)      E-posta: denizkar@cu.edu.tr

(3)     E-posta: hcakan@cu.edu.tr

 

Özet

 

Doğa koruma politikalarının geliştirilmesi ve oluşturulmasında biyolojik veriler en önemli unsurlardan birisidir. Ancak bu verilerin bir araya getirilmesi ve güncellenmesi gerekmektedir. Bu amaçla; Doğu Akdeniz kıyısal alanı olan İçel, Adana ve Hatay illerinin kıyı ilçelerinde bulunan bitkilere ait bir veri tabanı olan DAKAB2004 oluşturulmuştur. Bu çalışmada DAKAB2004 veri tabanı kullanılarak 2735 tür ve tür altı seviyesinde takson belirlenmiştir. Alanda en fazla Graminea (%12), Leguminosae (%16) ve Compositae (%13) familyaları bulunmaktadır. Alandaki 2735 taksondan 414 (%15,3)’ü endemik ve 153 (%5,6)’ü ise nadir fakat endemik olmayan bitkilerdir. Geri kalan bitkiler ise herhangi bir tehlike kategorisinde yer almamaktadır. Endemik 414 taksonun IUCN 2000 tehdit kategorilerine göre 28’i Adana, 271’i İçel ve 173’ü ise Hatay il sınırları içerisinde yer almaktadır.Bu illere ait ilçeler düzeyinde ise en fazla CR (çok tehlikede) kategorisinde olan endemik taksonlar sırasıyla; Yumurtalık (6), Karataş (5), Tarsus-İçel merkez-Dörtyol (3), Gülnar-Yayladağı (2), Silifke-Samandağı (1)’dır. Veri yetersizliği nedeniyle DD kategorisinde yer alan taksonların ilçelere dağılımı ise; Dörtyol (21), İçel merkez (5), Samandağı-Yayladağı (2), Silifke-Ceyhan-İskenderun (1)’dır. Tehdit altında olan bu türlerin bulunduğu habitat tipleri ve bu habitatlar üzerindeki olumsuz faktörler ortaya konmuştur.

 

 

Kıyı Hidrodinamiği

 

İstanbul Boğazı Akıntı  Ölçümleri ve İlk Veriler

 

Işıkhan Güler(1), Yalçın Yüksel (2),

Ahmet Cevdet Yalçıner(3), Aziz Ünal(4), Urfi Yerli(4),

Esin Çevik(2) ve Engin Bilyay(4)

 

(1) ()(1) Yüksel Proje Uluslararası A.Ş.,  Birlik Mahallesi, 9. cad., No: 41 Çankaya, 06610 Ankara.       
Tel: 0312-4957000       Faks:0312-4957024

E-posta: iguler@yukselproje.comtr

         (2)Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Laboratuvarı, 80750 Yıldız İstanbul.

Tel: 0212-2597070 Faks:0212-2596762

E-posta: yuksel@yildiz.edu.tr

(3)   (3) ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531 Ankara. Tel: 0312-2105438  Faks: 312-2101412

E-posta : yalciner@metu.edu.tr

(4)    (4) DLH Genel Müdürlüğü, Araştırma Dairesi, Liman Hidrolik Araştırma Merkezi, Macunköy, Ankara.       Tel:0312-3973350

E-posta: dlharastirmalab@tr.net


Özet

 

İstanbul Boğazı'nda inşa edilecek batırma tüp tünel geçişi projesi için, Yüksel Proje Uluslararası A.Ş., DLH Genel Müdürlüğü Liman Hidrolik Araştırma Merkezi, ve Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Laboratuarı, ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi işbirliğinde olmak üzere İstanbul Boğazı'nda Mayıs 2003 ayı ilk haftasından itibaren uzun dönemli akıntı ölçümleri yapılmaya başlanmıştır.  

 

Bildiri kapsamında, ölçüm verilerinin analizlerinden elde edilen ilk sonuçlar anlatılacak, analiz yöntemleri verilecek, Dolmabahçe önlerindeki Boğaz akıntılarının değişimleri gösterilecek, bugüne kadar İstanbul Boğazı'nın farklı yerlerinde farklı zamanlarda yapılmış olan akıntı ölçümlerine ilişkin sonuçlar da kullanılarak, karşılaştırma ve  yorumlar yapılarak tartışılacaktır.

 

 

Değirmendere’nin Bazı Fizikokimyasal Parametrelerinin İrdelenmesi ve Modellenmesi

 

Nüket Sivri(1),  Ercan Köse(2),  Coşkun Erüz(3) ve

Muzaffer Feyzioğlu(4)

 

(1)Karadeniz Teknik Üniversitesi, Balıkçılık Teknolojisi Müh. Bölümü, 61530 Trabzon  
Tel: 462-7522805 / 119   Faks: 462-7522158
E-posta: sivrin@yahoo.com
(2)    E-posta: ekose@ktu.edu.tr

(3)    E-posta: coskuneruz@ktu.edu.tr

(4)    E-posta: muzaffer@ktu.edu.tr

 

Özet

 

Trabzon kentinin içme ve kullanma suyunun temin edildiği Değirmendere, uzun yıllardır sanayi ve evsel gelişimini sürdürmektedir. Değirmendere; Trabzon Sanayii Sitesi’nin yer aldığı ve evsel yoğunluğun yaşandığı alan olarak bilinmektedir. Bu gelişim, olumsuz etkilerini her geçen gün artırmakta ve Trabzon farklı kaynaklardan içme suyu temini yoluna gitmektedir. Değirmendere’nin yan kolu olan Galyan Deresi üzerinde halen yürütülmekte olan proje mevcuttur.

           

Bu çalışmada, 1996-2003 tarihleri arasında ölçülen bazı fizikokimyasal parametreler irdelenmiş ve QUAL2E su kalitesi programında benzetim için kullanılmıştır. Sonuç olarak; Değirmendere’ye değişik girdilerin etkileri ve oluşabilecek tahmini değişiklikler model ile açıklanmaya çalışılmıştır. İleride kurulabilecek farklı endüstriyel tesislerin etkileri belirlenmeye çalışılmıştır.

 

Patara-Kekova Tatlı Su Boşalımlarının ve Denizaltı Mağaralarının Araştırılması

 

Mehmet Öztan(1), Yalın Baştanlar(2), Güzden Varinlioğlu(3), Serdar Hamarat (3,4), Haldun Ülkenli (2,5), Nur Özyurt (1,6) ve Serdar Bayarı (1,7)

 

(1)         Hacettepe Üniversitesi, Jeoloji Müh. Bölümü, Hidrojeoloji Müh. ABD,

            06532, Beytepe, Ankara

            E-posta: mehmet_oztan@yahoo.com

(2)         Mağara Dalışı ve Araştırmaları Grubu - ODTÜ Sualtı Topluluğu,

            E-posta: yalinb@yahoo.com

(3)         Mağara Dalışı ve Araştırmaları Grubu - Sualtı Araştırmaları Derneği,

            E-posta: guzden@bilkent.edu.tr

(4)         E-posta: serdar.hamarat@karel.com.tr

(5)         E-posta: ulkenli@metu.edu.tr