|
Türkiye'nin Kıyı ve Deniz Alanları V.Ulusal
Konferansı, Türkiye Kıyıları 04, Bildiriler Kitabı;
4-7 Mayıs, 2004; Çukurova Üniversitesi,
E.Özhan & H. Evliya (Editörler)
CİLT I
Kıyı ve Deniz Ekolojisi ve Ekosistemleri
Doğu
Akdeniz Kıyısal Alan Bitkileri Veri Tabanı (DAKAB2004)
Atabay
Düzenli(1), Deniz Karaömerlioğlu(1,2)
ve Halil Çakan(1,3)
(1) Çukurova Üniversitesi, Biyoloji Bölümü, Balcalı, 01330, Adana
Tel: 322-3386941
Faks: 322-3386070
E-posta: atabay@cu.edu.tr
(2) E-posta: denizkar@cu.edu.tr
(3) E-posta: hcakan@cu.edu.tr
Özet
Doğu Akdeniz Bölgesi kıyısal alanlarında doğal olarak yetişen bitki
taksonlarını (tür ve tür altı) ve botaniksel özelliklerini ortaya
koymak amacı ile bilgisayar destekli bir veri tabanı oluşturulmuştur. Bu
veri tabanında; Doğu Akdeniz Bölgesi kıyısal alanlarına ait taksonlar
ve bu taksonlara (tür ve tür altı) ait bilgiler (sistematik bilgiler, ömürleri,
yapıları, hayat formları, kromozom sayıları, Türkiye’deki genel dağılımı,
habitat özellikleri, endemizim durumu, ait olduğu fitocoğrafik bölge, Türkiye
ve dünyadaki tehdit kategorileri, fotoğrafları, harita dağılımı, vb.)
bulunmaktadır. DAKAB2004 veri tabanı aynı zamanda Doğu Akdeniz Bölgesi
kıyısal alanlarındaki fitolojik çeşitliliğin güncellenmesine olanak
tanımaktadır.
Arazi
Örtüsü Değişim Tespitinde “Sınıflama Şeması” Kavramı
Hakan
Alphan(1) ve K. Tuluhan Yılmaz(1,2)
(1) Çukurova
Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330, Adana
Tel: 322-3386545 Faks: 322-3386189
E-posta: alphan@cu.edu.tr
(2) Tel: 322-3386967
E-posta: tuluhan@cu.edu.tr
Özet
Yer yüzeyinin biyofiziksel özellikleri “arazi
örtüsü” olarak adlandırılmaktadır. “Alan kullanımı”, herhangi
bir amaçla arazi örtüsü üzerinde meydana getirilen insan faaliyetlerini
tanımlarken değişim tespiti ise, belirli bir zaman ve mekan sınırlaması
içinde iki tarih arasında arazi örtüsünde meydana gelen farklılıkların
belirlenmesi eylemidir. Akdeniz kıyı alanındaki arazi örtüsünün
uzaysal, zamansal ve mevsimsel değişkenliği, üzerindeki kullanımların
çeşitliliğini belirleyen en önemli etmendir. Sözü edilen her iki
kavram sosyal, kültürel ve ekonomik karmaşıklıktan etkilenmekte ve aynı
zamanda onların bir fonksiyonu olarak ortaya çıkmaktadır. Sınıflama,
çeşitli bileşenlerden oluşan kompleks bir sistemin yer yüzeyindeki
ifadesi olan arazi örtüsü ve alan kullanımlarındaki uzaysal değişkenliğin
belirli bir detay düzeyinde sistematik olarak tanımlanmasıdır. Sınıflamada
temel olarak kullanılan anahtarlar, bitki örtüsü, inşa edilmiş öğeler
(ör: binalar, yollar) ve hidrolojik birimlerdir (ör: lagünler). Sınıflama
şemasının oluşturulmasında sözü edilen bu anahtarlardan herhangi
birine ait detay düzeyinin diğerine göre farklı oluşu sınıflama ve değişim
tespiti ürünlerinin kalitesini etkilemektedir. Tutarlılık, kabul
edilebilirlik ve farklı bölgelerde uygulanabilirlik herhangi bir sınıflama
şeması için hayati önem taşımaktadır. Bu çalışmada mevcut sınıflama
sistemleri bu özellikleri bazında değerlendirilmiş ve farklı düzeylerdeki
değişim tespiti ve izleme için kullanılacak sınıflama şemasına dair
genel bir çerçeve tartışılmıştır.
Ceyhan
Deltası (Adana) Kıyı Kumullarının Bitki Örtüsü-Toprak İlişkisi Yönünden
Değerlendirilmesi
Ahmet
Serteser
Y.Doç.Dr. Afyon Kocatepe Üniversitesi, Afyon
Meslek Yüksekokulu, Ali Çetinkaya Kampusü
03 200 AFYON
Tel: +90-272-213
34 72 Faks:
+90-272-213 54 05
E-posta: aserteser@aku.edu.tr
Özet
Çalışma alanı Adana ili Bahçeköy ile Yumurtalık
arasında Ceyhan deltasındaki kıyı kumulları ile tuzcul alanlardır.
Ceyhan deltası kıyı kumulları Türkiye’nin Seyhan deltasından sonra
en büyük kıyı kumulu olup gördüğü tahribatlara rağmen Türkiye’nin
şimdiye kadar en az tahribat görmüş, en büyük kıyı kumuludur.
Araştırma alanı olarak diğer Akdeniz alanlarına
oranla insan ve hayvan etkilerinin daha az olduğu bölgenin çok değişik
toprak, orografik durum ve tahribat derecelerine bağlı olarak değişik
vejetasyon tipleri ve birliklerinin oluştuğu bu bölge seçilmiştir. Çalışma
alanını Kuvaterner arazisi kaplamakta olup iklimi “kışı ılıman az
yağışlı” biyoiklim tipindedir. Akdeniz floristik bölgesi içindeki
Ceyhan deltası(ADANA)’dan yaklaşık 100 civarı vasküler bitki toplanıldı.
Çalışma alanında 3 tip vejetasyon hakimdir. Bunlar kumul, halofit ve
litoral maki vejetasyonudur.
Çalışma alanı jeoloji, iklim, toprak, flora,
vejetasyon ve özellikle de bitki örtüsü ile toprak ilişkisi yönünden
değerlendirildi.
Gediz Deltasındaki Su Bitkileri
Berk Tosun(1), Şükran Cirik(1,2) ve Barış Akçalı(1,3)
(1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü,
35340 İnciraltı, İzmir
Tel:
232-2786525 Faks:
232-2785082
(2) E-posta: cirik@deu.edu.tr
(3) E-posta: baris.akcali@deu.edu.tr
Özet
Gediz Nehri, Kuzey Ege’nin en büyük akarsuyu
olup, nehrin oluşturduğu sulak alanlar biyolojik ve ekolojik özellikleri
açısından çok önemlidir. Gediz Deltası toplam 40000 hektarlık alanı
ve 20.400 hektarlık sulak alan ekosistemi ile bilimsel, ekonomik ve kıyı
yönetimi açılarından ilgi çekicidir. Deltanın sulak alan ekosistemleri
çeşitli ulusal ve uluslararası (Ramsar Sözleşmesi, v.b.) yasal düzenlemeler
ile koruma altındadır. Araştırma Bölgesi Çamaltı tuzlası, Kirdeniz,
Çilazmak, Homa dalyanı ve İzmir Kuş Cennetini de bünyesinde
bulundurmaktadır. Çamaltı tuzlası Türkiye’nin en büyük deniz tuzu
üretimi merkezidir. Homa dalyanı ise Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nin
balıkçılık araştırma alanıdır. Dalyan yaklaşık 17 balık türü içermektedir.
Kirdeniz ve Çilazmak lagünleri balık av alanları olarak çevredeki balıkçılar
için kullanıma açık durumdadır. İzmir Kuş Cenneti sağladığı
yasama ve üreme ortamlarıyla uluslararası öneme sahip bir kuş
cennetidir.
Burdur Gölü’nün Bugünkü Durumunun Dikkuyruk
(Oxyura leucocephala) İçin Önemi
Erol Kesici(1) ve Ali Günlü(1,2)
(1)
S.D.Ü. Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 32500 Eğirdir,
Isparta
Tel:
246-3133447-50
Faks: 246-3133452
E-posta: ekesici@sdu.edu.tr
(2)
E-posta: agunlu@sdu.edu.tr
Özet
Burdur Gölü ülkemizin 7. büyük doğal gölü
olup, Batı Akdeniz bölgesinde yer alır. Göl, sulak alanların korunması
konusunda 1993’ten bu yana Su Kuşları Koruma ve Üretme sahası olup,
ekolojik özellikleri yönünden su kuşları için önemli alanları oluşturmaktadır.
Burdur Gölü, Ramsar Sözleşmesini benimsememizden sonra (1994) bir kısmı,
15.4.1998 tarihinde de tamamı Ramsar alanı olarak ilan edilen, 9 Ramsar
alanımızdan biridir (Anonim, 2000; 2002). Burdur Gölü’nde 1970 yılından
günümüze kadar süre gelen su seviyesindeki düşüş nedeniyle göl yüzey
alanının daralması ve göl kıyı çizgisindeki kurumalar, korunması
gereken bu göl için çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Son yıllarda göller
üzerinde yoğun olarak görülen insan etkinlikleri, kısa vadeli ekonomik
çıkarlar için her şeyi paraya dönüştürme yarışından Burdur Gölü
de etkilenmektedir. Tarımsal alanların yanlış yerde kurulması ve bilinçsiz
kullanımı, yerleşim yerlerindeki altyapı eksiklikleri, sanayileşme, hiç
bitmeyecekmiş gibi yerine konulmadan tüketilen ve kirletilen su, farklı
davranışlarla gölün korunamaması, Burdur’da birçok çevre problemini
beraberinde getirmiştir.
Burdur Gölü; dünyada nesli tükenmekte olan
dikkuyruk (Oxyura leucocephala)’ların 2/3’ünün kışlaması, diğer
çok sayıdaki kuşların yaşama ve konaklama alanı olması nedeniyle
“Tabiatı Koruma Alanı” olarak ilan edilmesine rağmen korunamamaktadır.
Bu bildiride, yoğun bir organik-inorganik kirlenme ve hidrolik yapıda önemli
oranda farklılaşmanın olduğu Burdur Gölü’ndeki bugünkü değişimlerin
dikkuyruklar üzerine olan etkileri tartışılmaktadır.
Babadıllimanı Koyu ve Açıkları (Kuzeydoğu Akdeniz)
Fitoplankton Kompozisyonu
Sevim Polat(1), Ayça Akiz ve M. Perçin
Piner(2)
(1) Çukurova
Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, 01330, Balcalı, Adana
Tel: 322-3386084
Faks: 322-3386439
E-posta: sevcan@cu.edu.tr
(2) E-posta:
mineper@cu.edu.tr
Özet
Ülkemizin doğu Akdeniz kıyıları, özellikle İskenderun
ve Mersin Körfezleri çevrelerinde bulunan yerleşim yerleri, sanayi kuruluşları
ve yoğun gemi trafiğinden dolayı kirlilik tehdidi altında olan alanlardır.
Ancak, Mersin Körfezi’nin batısına gidildikçe bu yoğunluk, nispeten
azalmaktadır. Bu çalışmada, Mersin Körfezi’nin batısında,
Silifke-Anamur arası kıyı hattında yer alan Babadıllimanı Koyu ve çevresi
kıyısal sularının fitoplankton çeşitliliği, yoğunluğu ve hacim
olarak biyomas değerleri 24 Mayıs 2003’de alınan örneklerde incelenmiştir.
Çalışmada, Babadıllimanı Koyunda ve koy açıklarında olmak üzere
toplam 10 istasyondan örnek alınmış aynı zamanda standart
derinliklerden vertikal örnekleme yapılmıştır. İstasyonlar kıyıdan
itibaren 0-50m, 50-100m ve 100m< olmak üzere toplam üç derinlik katmanından
seçilmiştir. Alınan örneklerde besleyici elementlerden fosfat, nitrat,
amonyum ve silikat analizleri de yapılmıştır. Alandaki fitoplankton çeşitliliği
ve biyomasının, bölgede ve Akdeniz’in farklı kıyısal alanlarında
yapılan çalışmaların sonuçları ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi
yapılmıştır.
Nehir Girdisinin Kuzeydoğu Akdeniz Kıyı Sularında
Besin Tuzları ve Organik Madde Dağılımına Etkisi
Neslihan
Doğan-Sağlamtimur(1) ve Süleyman Tuğrul(1,2)
(1) ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü,
P.K:28, 33731 Erdemli, Mersin
Tel: 324-5213434
Faks: 324-5212327
E-posta:
neslihan@ims.metu.edu.tr
(2) E-posta: tugrul@ims.metu.edu.tr
Özet
Bu çalışmada nehir girdisinin, Kuzeydoğu
Akdeniz kıta sahanlığı içinde kalan kıyı sularında temel
hidrografik ve biyokimyasal özelliklere etkisini, zaman-mekana bağlı
olarak incelemek amacıyla, Mersin-Erdemli bölgesi üç istasyonda (istasyon
1: 34o22’E 36o50’N, toplam derinlik 20 m;
istasyon 2: 34o25’E 36o45’N,
toplam derinlik 100 m, istasyon 3: 34o27’E
36o40’N, toplam derinlik 200 m), Eylül 2002-Eylül 2003
döneminde R/V ERDEMLİ teknesiyle aylık/mevsimlik seferlerle örneklemeler
yapılmıştır. Fiziksel (seki disk derinliği, tuzluluk, sıcaklık, yoğunluk),
biyokimyasal (çözünmüş reaktif fosfat, nitrat+nitrit, reaktif silikat,
POM) parametreler yerinde yada alınan örnekler üzerinde laboratuarda ölçülmüştür.
Düşük debili Lamas Nehri’nin sürekli etkisi altında kalan kıyıya en
yakın konumdaki istasyonda, yüzey suyu besin elementi değerleri genel
olarak, kıyı ile açık arasındaki Lamas Nehri’nin doğrudan etki alanı
dışında kalan orta istasyon verilerinin yaklaşık 2 katına, kıta
sahanlığı ucundaki açık istasyon verilerinin ise 4-10 katına kadar ulaşır.
Lamas Nehri, özellikle Şubat-Mayıs ayları arasında belirgin düzeyde
besin tuzu taşımaktadır. Üç istasyon su kolonundaki biyokimyasal
parametreler, kıyıdan açığa doğru sırasıyla çözünmüş reaktif
fosfat için 26-162, 14-66, 12-68 nM, nitrat+nitrit için 0.07-4.82,
0.05-0.88, 0.05-3.61 µM, reaktif silikat için 0.91-9.14, 0.79-3.83, 0.66-5.79
µM, partikül organik karbon için 2.51-30.77, 1.55-24.41, 0.98-18.07 µM,
partikül organik azot için 0.43-3.82, 0.16-1.85, 0.08-1.68 µM
aralığında
değişmektedir.
Ekosistemlerin, Türlerin ve Kültürel Varlıkların Korunması
Akdeniz’de
Biyoçeşitlilik Hassas Noktaların Korunması: Türkiye Proje Sonuçları
Harun Güçlüsoy(1), Yalçın Savaş(1,2), N.Ozan
Veryeri(1,3), Ahmet Bolat(1,4), Cem O.Kıraç(1,5),
Nuray Veryeri(1,6), Çiğdem Akçura(1,7), Yeşim Çağlayan(1,8), Yeşim
Aslan(1,9),
Çağrı Öner(1,10) ve Uğur Yolak(1,11)
(1) Sualtı
Araştırmaları Derneği – Akdeniz Foku Araştırma Grubu,
Kazakistan Cad. 94/5, Emek, Ankara
Tel: 312-2130834
Faks: 312-2138934
E-posta: harun@afag.org
(2) E-posta:
yalcin@afag.org
(3) E-posta:
ozan@afag.org
(4) E-posta:
ahmet@afag.org
(5) E-posta:
cem@afag.org
(6) E-posta:
nuray@afag.org
(7) E-posta:
cigdem@afag.org
(8) E-posta:
yesim@afag.org
(9) E-posta:
aslan@afag.org
(10) E-posta: cagri@afag.org
(11) E-posta: ugur@afag.org
Özet
“Biyolojik Çeşitlilik Hassas Noktaların
Korunması ve Yönetimi: Bir Akdeniz İletişim Ağı Geliştirilmesi
Projesi”, Avrupa Birliği’nin Kısa ve Orta Dönem Çevresel Eylem
Programı kapsamındaki mali desteğiyle Kasım 2001 ve Ocak 2004 tarihleri
arasında yürütülmüştür. Proje’nin ana hedefi, Akdeniz Bölgesi’nde
bulunan anahtar biyoçeşitlilik hassas noktalarının koruma statülerinin
geliştirilmesidir. Proje’nin Türkiye çalışmaları, Akdeniz fokunun yaşam
alanlarının korunması için İzmir’in Foça ve Karaburun Yarımadalarında
ve Mersin’in Aydıncık ve Bozyazı kıyılarında gerçekleştirilmiştir.
Proje çalışmaları, pilot bölge olarak seçilmiş kıyı alanlarında yönetim
planlarının etkin bir şekilde uygulanması ve ilgili kurum ve kuruluşlar
ile yeni bir ortaklık anlayışı içerisinde nasıl bir entegre doğa
koruma ve sosyo-ekonomik kalkınmanın başarılabileceği hakkında örnekler
sunmaktır. Günümüze kadar, proje hedefine yönelik elde edilen sonuçlar
kısaca şöyle verilebilir:
§
Foça-Yenifoça ve Karaburun Yarımadası (Ulusal Fok Komitesi tarafından
üzerinde çalışılmasına karar verilmiş 5 Önemli Fok Alanı’ndan
biri) için deniz seyri hız limiti, tanker trafiği düzenlemeleri, fok üreme
mağaraları ve çevresi gibi önemli noktaların 1. derece Doğal Sit statüsüne
getirilmesi gibi noktaları içeren detaylı kıyı kullanım planları hazırlanmıştır.
Planlar, Çevre Düzeni Planlarına işlenmesi ya da ilgili bakanlıklara
iletilmesi için Ulusal Fok Komitesi Koordinasyon görevini yürüten Çevre
ve Orman Bakanlığı’na sunulmuştur.
§
Aynı şekilde hazırlanmış detaylı planlar başka bir Önemli Fok Alanı
olan Batı Mersin kıyıları için de hazırlanarak sunulmuştur.
§
Proje kapsamında, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, kıyılarında önemli
fok üreme mağaralarını da barındıran 3 alanı balıkçılığa kapalı
alan olarak ilan etmiştir.
§
Foça, Karaburun, Mordoğan, Yeniliman, Balıklıova ve Aydıncık Balıkçı
Kooperatiflerini desteklemek amacıyla çeşitli ofis malzemeleri örneğin
faks makinaları dağıtılmıştır.
§
Proje alanlarındaki balıkçı kooperatiflerinin kalkındırılması için
ön bir sosyo-ekonomik çalışma gerçekleştirilmiştir.
§
Aydıncık kıyılarında deniz denetimlerinin gerçekleştirilebilmesi için
denetleme sistemi kurulma çalışmaları devam etmektedir.
Deniz
Kaplumbağası Yuvalama Kumsalları Değerlendirme Çalışması 2003
Ayşe
Oruç(1), Oğuz Türkozan(2) ve Hakan Durmuş(3)
(1) WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Deniz ve Kıyı Programı
Büyük Postane Cad. No: 43-45 Kat:5-6 Bahçekapı-Sirkeci-İstanbul
Tel: 212-5282030 Faks: 212-5282040
E-posta: aoruc@wwf.org.tr
(2) Adnan
Menderes Üniversitesi, Fen Edebiyat Fak., Biyoloji Bölümü, Aydın
Tel: 256-2128498
Faks: 256-2135379
E-posta: oturkozan@adu.edu.tr
(3) Dokuz
Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fak., Biyoloji Bölümü, Buca, İzmir
E-posta: hakan.durmus@deu.edu.tr
Özet
Bu
çalışmada WWF-Türkiye, Adnan Menderes ve Dokuz Eylül Üniversitelerinin
teknik işbirliğiyle, Haziran-Temmuz 2003 tarihleri arasında deniz kaplumbağası yuvalama
alanlarına yönelik bir alan çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın
amacı, deniz kaplumbağası yuvalama
kumsallarının bugünkü durumlarını, geçmiş çalışmalarda belirlenmiş
alanlara yönelik tehditlerin bugünkü boyutlarını ve uygulanmakta olan
koruma önlemlerinin sonuçlarını belirlemektir. Çalışma sayesinde,
alanların daha etkin korunmaları yönünde geleceğe yönelik öneriler
oluşturmak da amaçlar arasındadır. Bu çalışmanın sonucunda hazırlanan
raporda, Türkiye’deki deniz kaplumbağası yuvalama kumsallarının karşı
karşıya bulunduğu sorunlar son durumuyla gündeme getirilmiş ve çözüm
önerileri üretilmesine katkıda bulunmak hedeflenmiştir (Oruç ve ark.,
2003). Sonuç olarak incelenen 20 yuvalama kumsalının %64’ü kötü
durumdadır ve alana yönelik tehditlere karşı acil önlemler alınması
gerekmektedir. Alanların %24’ünde durum kötü olmamakla birlikte yeni düzenleme
ve iyileştirme çalışmalarına gereksinim vardır. Alanların sadece
%12’si makul durumdadır. Çok iyi durumda olan hiçbir alan bulunmamaktadır.
Kıyı
Alanlarımızdaki Batıklar ve Karşı Karşıya Oldukları Tehlikeler
Burak Karacık(1), Evren Varol(2),
Rıza Dervişoğlu(3) ve
Ali Ertürk(4)
(1) İTÜ Gemi İnşaatı ve
Deniz Bilimleri Fakültesi Deniz Teknolojisi ve Mühendisliği Bölümü
34469 Maslak İstanbul.
E-posta: karacik@itu.edu.tr
(2) İÜ Deniz Bilimleri ve
İşletmeciliği Enstitüsü 34116 Vefa İstanbul.
Tel: 212-440 0000/26045
E-posta: evrenv@istanbul.edu.tr
(3) Boğaziçi Üniversitesi Sualtı Sporları Klubü
34342 Bebek İstanbul.
E-posta: dervisor@boun.edu.tr
(4) İTÜ İnşaat Fakültesi
Çevre Mühendisliği Bölümü 34469 Maslak İstanbul.
Tel: 212-285 6579
E-posta: aerturk@ins.itu.edu.tr
Özet
Türkiye, uzun kıyı şeridi ve zengin sualtı dünyası
ile önemli sualtı turizmi potansiyeline sahip bir ülkedir. Anadolu kıyılarında
kentler ve limanlar kurulmuş olan uygarlıklar siyasi ve ticari ilişkilerinde
ağırlıklı olarak deniz yolunu kullanmışlardır. Bu nedenle kıyılarımızda
değişik çağlara ait birçok batık bulunmaktadır. Günümüzde insan
kaynaklı etkiler batıkların karşı karşıya bulundukları tehlike ve
riskler hızla artmasına yol aşmış ve kıyı alanlarımızdaki batıkların
bir kısmı tahrip edilmiştir. Bu çalışmada, kıyı alanlarımızdaki
batıkların karşı karşıya kaldıkları tehlikelere dikkat çekilmesi ve
bunların incelenmesi amaçlanmıştır.
Kıyı ve Deniz Özel Koruma Alanları
Büyük Ölçekte Koruma Çalışmaları: Likya Kıyıları
Örneği ve Ekolojik Bölgeler
Başak Avcıoğlu ve Emrah Bilge
Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Büyük Postane
Cad. No 43-45 Kat 5, 34420
Bahçekapı/İstanbul. Tel: 0-212-5282030
Faks: 0-212-5282040
E-posta: bavcioglu@wwf.org.tr,
ebilge@wwf.org.tr
Özet
Yalnızca tür ve alan korumaya yönelik yürütülen çalışmaların
biyolojik çeşitliliğin korunmasında yeterli olmadığının görülmesi
üzerine, etkin bir koruma için daha büyük alanlarda geniş kapsamlı
koruma yaklaşımları geliştirilmiştir. Büyük ölçekli ve bütüncül
bir niteliğe sahip bu yaklaşımlarla, biyolojik çeşitlilik açısından
öncelikli alanların belirlenmesinin yanı sıra, koruma alanı ağı oluşturularak
nadir ve tehlike altındaki türler ve habitatlar, yeterli büyüklükteki
populasyonlar ile ekolojik ve evrimsel süreçlerin korunması sağlanmaktadır.
WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) geliştirdiği “ekolojik bölge
koruma yaklaşımı” da ekosistemin bir parçası olan insan faktörünü
de katılımcı bir yaklaşımla sürece katarak tehditlere ve uzun dönemli
değişimlere karşı dirençli büyük ölçekte korumayı hedeflemektedir.
Kıyıların Korunmasında Özel Çevre Koruma Bölgelerinin
Rolü; Patara Örneği
Ömer
Gülkal
Özel Çevre Koruma Kurumu, Ceyhun Atıf Kansu
Cad. No: 124 Balgat, Ankara
Tel: 312-2879555 /159
Faks: 312-2855824
E-posta: omergulkal@hotmail.com
Özet
Özel Çevre Koruma Bölgeleri; tarihi, doğal, kültürel
değerler açısından bütünlük gösteren gerek ülke gerek dünya ölçeğinde
ekolojik önemi olan hasas alanlardır. Ülkemizin taraf olduğu
‘Akdeniz’de Özel Çevre Koruma Alanlarına İlişkin Protokol’ gereğince,
doğal, tarihi ve kültürel değerler yönünden büyük değer taşıyan
alanlar Bakanlar Kurulu’nca "Özel Çevre Koruma Bölgeleri"
olarak tespit ve ilan edilmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de çevre
koruma için temel prensip: Öncelikle koruma, koruyarak kullanma ve geliştirerek
korumadır. Bu amaçla, kalkınma ile çevre değerleri arasında kurulacak
koruma-kullanma dengesinin oluşturulması hedeflenmektedir.
Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi, tarihi ve kültürel
dokusu ile bütünleşmiş doğal değerleri ile Akdeniz kıyılarında yer
alan en önemli bölgelerdendir. Ormanları, kumul ve tuzcul bitkileri,
sulak alanları, faunası, deniz canlıları ile Akdeniz ikliminin hakim
olduğu gerçek bir Akdeniz Zonudur. Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında
mevcut 17 önemli deniz kaplumbağasının (Caretta caretta) üreme alanlarından
olan ve geniş bir kumsala sahip Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi ile
ilgili genel esaslar 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Kararları ve
Plan Hükümleri ile yürütülmektedir.
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kıyısal
Alan Kullanımının İncelenmesi
Abdullah
Kelkit(1) ve Cihad Öztürk(2)
(1) ÇOMÜ Ziraat Fakültesi
Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 17020 Çanakkale.
Tel: 286-2180018/1279
Faks:
286-2180545
E-posta: a_kelkit@yahoo.com
(2) İl Çevre ve Orman Müdürlüğü
DKMP Şube Müdürlüğü, Çanakkale.
Tel:
286-2124307 Faks:
286-2135860
E-posta: cihadozturk@yahoo.com
Özet
Tarihi süreç içinde kıyısal alanlar, insan
toplumunun gelişiminde başlıca bir odak noktası olmuştur. Aynı zamanda
modern toplumumuz için zengin bir potansiyel alan oluşturmaya da devam
etmektedir. Kıyı alanları ve doğal kaynakları insanoğlunun mevcut ve
gelecekteki isteklerini ve gereksinimlerini karşılamada stratejik bir role
sahiptir.
Bu çalışmada; Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli
Parkının tarihi, kültürel ve doğal özellikleri ortaya konulmuş, dünyanın
en önemli su yollarından biri olan Çanakkale Boğazı’nın kenarında
bulunması nedeniyle özellikle kıyı dokusunun her türlü çarpık yapılaşma
ve kullanımlardan korunması, bitki örtüsü ve ilginç topoğrafik görünümleriyle
zengin görsel kalitesinin artırılmasına yönelik öneriler getirilmiştir.
Sulak Alan, Delta ve Lagün Yönetimi
Milas –Tuzla Özelinde Sulak Alanların Korunması
ve Yönetiminde Metodolojik Yaklaşım
Güzel Yücel-Gier
(1), Bülent
Cihangir.(1,2) ve
Esin Üçüncüoğlu(1,3)
(1) DEÜ Deniz
Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü,Bakü Bul.No.30,İnciraltı,
İzmir
Tel:232-278 55 65 Faks: 232 278 50 82
E-posta: yucel.gier@deu.edu.tr
(1,2) E-posta: bulent.cihangir@deu.edu.tr
(1,3) E-posta: esin@deu.edu.tr
Özet
Milas-Tuzla Sulak Alanı, Güney Ege Bölgesi’nin
önemli ve az sayıdaki sulak alanlarından birisini oluşturmaktadır. Sulak
alanın çevresinde Bargylia
Antik Kenti ve Halep Çamı Doğal Koruma Alanları yer almaktadır. Ancak
hemen sınırları yanında bulunan doğal koruma ve antik koruma alanları
ve de çok sayıda kuş yaşamını destekleyen bir ortam olmasına karşın,
herhangi bir koruma statüsü bulunmamaktadır. Sulak alana 134 kadar kuş türünün
zaman zaman konaklama yaptığı ve bunlardan 23’ünün üreme dönemlerini
geçirdikleri tespit edilmiştir
Yerkürenin en üretken ekosistemlerini oluşturan
sulak alanlar, çok sayıda bitki ve hayvan türünü barındıran, sahip
oldukları üretkenlik ve tür çeşitliliği gibi doğal zenginlikleri
nedeniyle korunmaları gerekmektedir. Bu bağlamda Güllük Sulak Alanının
kurutularak hava alanı olarak işletmeye
girmesiyle büyük oranda yok edilmesi, Tuzla–Milas Sulak Alanının
korunmasının önemini daha da artmaktadır. Bölgede doğal ve tarihi
mirasın birlikte olması konunun diğer önemli bir boyutudur.
Bilimsel veri tabanı temel alınarak (coğrafik
alanın belirlenmesi, sulak alanın nitelikleri, sorunların analizi, bilgi
sistemleri) sulak alanların tüm fonksiyonlarının sürekliliğinin
sağlanabilmesi ve rasyonel kullanımın gerçekleştirilebilmesi için Yönetim
Planlarının geliştirilmesi ve uygulanması gerekmektedir.
A
Sınıfı Sulak Alanları Koruma Kullanımına
Akşehir-Eber Gölü Örneği
Erol Kesici(1) ve Cevdan Kesici(2)
(1) S.D.Ü
Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 32500 Eğirdir, Isparta
Tel: 246-3133448 418
Faks: 246-3133452
sici@sdu.edu.tr
(2)
M.E.B.
Eğirdir Lisesi, 32500 Eğirdir, Isparta
Tel: 246-3113277
Özet
Sulak alanların bütün biyolojik çeşitliliğinin
temsil edildiği bir sistemin temel parçası olarak düzenlenmesi, bu
alanların verimliliğini artırmaktadır. Doğal göllerin sürdürülebilirliği;
doğal yapı ve manzaralarının, biyolojik gelişimlerinin, yaşama alanlarının,
flora-faunanın populasyon dinamiklerinin ve bu alanları yöneten insan
etkinliklerinin düzenli-bilinçli olarak izlenmesine bağlıdır.
Sulak alanların politik ve ekonomik nedenlerle sürekli
artan tarımsal ve endüstriyel üretim için kullanılmasıyla, ülkemizde
kısa vadeli kazançlar elde edilirken, geri dönüşümü uzun vadede bile
çok zor olan ekolojik ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu ortamların
tahrip edilmesi sonucu türlerin yok olması, insanlarında varlılıklarına
neden olan ve bağımlı oldukları doğal yaşam alanlarının kaybını da
beraberinde getirmektedir. Son 50 yıl
içerisinde insan etkinlikleriyle hızla tüketilen sulak alanlarda
kayıplar artmıştır. Ramsar Sözleşmesi listesinde yer alan Sultan Sazlığı,
Meriç Deltası, Manyas Gölü gibi çok sayıda sulak alanlarımız ileri
derecede tahrip olmuştur. Akşehir ile Eber Gölleri de, benzer nedenlerle
hidrolojik-ekolojik dengesi ciddi şekilde bozulan ve yok olmakta olan doğal
göllerimizdendir.
Akşehir ve Eber Gölleri, Sit Alanı statüsü içinde
bulunan, A Sınıfı olarak ödüllendirilen sulak alanlarımızdandır. Bu
özelliklerine rağmen atık alanı olarak kullanılan ve hidrolik yapısı
korunamayan bu göller, yok olmak üzeredir. Eber Gölü, jeolojik devrin
Kuvarterner zamanındaki (2,5 milyon yıl) doğal oluşumunda var olan
kanalla, sularını 8 m daha düşük konumda yer alan Akşehir Gölü’ne
vererek, Akşehir Gölü’nün en önemli tatlısu kaynağını oluşturduğu
belirtilmektedir (Kazancı, 1999). Bu doğal yapı, Akarçay havzasındaki
tarım alanlarının sulanması amacıyla DSİ tarafından regülatörle
kontrol altına alınmıştır. Eber Gölü’nün sularının, Taş Köprü
bağlantısı ile Akşehir Gölü’nün kuzeyindeki sulama kanallarına
verilmesi ve sulamadan dönen suların Akşehir Gölü’ne gelmesi; Akşehir
Gölü’nün kirlenmesine, suyunun azalmasına ve buna bağlı olarak
flora-faunanın yok olmasına neden olmuştur. Gölde daha önce var olan
dokuz balık türünden hiçbiri yaşamamaktadır. Aynı kullanımla; yoğun
su alımı, göl çevresindeki Bolvadin Alkoloid, Afyon SEKA ve meyve suyu
fabrikaları ile tarımsal atıkların Eber Gölü’ne bırakılması, gölde
geri dönüşümü çok zor olan tahribatların meydana gelmesine neden olmuştur.
Akşehir ve Eber Gölleri’nin iyileştirme çalışmaları,
doğal yapıları ve kullanımları nedeniyle birlikte düşünülmelidir.
Bu göllerin florasında önemli yeri olan, yurt içi ve yurt dışında su
ürünü olarak değerlendirilen (276 000 ton/yıl), Phragmites australis,
Typha sp., Schoenoplectus vb. makrohidrofitlerin yer aldığı, kamış-saz
olarak isimlendirilen bitkiler, SEKA kağıt fabrikasına hammadde sağlamaktadır.
Olayın ilginç tarafı, varlıklarını büyük oranda Akşehir-Eber Gölleri’nin
makrohidrofitlerine borçlu olan Seka’nın, bu göllerin koruma-kullanımına
gösterdiği tutum, bugün için kendisinin kapanmasına, bir anlamda da
kendi kendini yok etmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Akşehir-Eber Gölleri’nde
yaşanan ekolojik sorunların ve bu sorunların A Sınıfı sulak alanlara
olan etkileri ile çözüm yolları tartışılmaktadır.
Çukurova
Deltası Biyosfer Rezervi Planlaması
Türker
Altan
Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi
Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330, Adana.
Tel ve Faks: 322-3386277,
E-posta:
taltan@cu.edu.trtaltan@cu.edu.tr
Özet
Çukurova Deltası Akdeniz Havzası’nın en önemli kıyı
ekosistemlerinden biridir. Yaklaşık 110 km uzunluğundaki kıyı şeridi,
plajlar, kumular, lagünler ve sulak alanları ile çok zengin bir peyzajı
içermekte ve olağanüstü biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Deltada
bulunan 8 biyotop tipi Bern Sözleşmesi kapsamına girmektedir.
Deltada değişik niteliklerde koruma statüleri bulunmasına rağmen, bütüncül
bir koruma sistemi oluşturulamamıştır. Avrupa Birliği LIFE Programınca
desteklenen “Çukurova Deltası Biyosfer Rezervi Projesi” 2000 yılında
başlamıştır. Bu proje ile deltanın biyolojik çeşitliliği saptanarak
“Biyotop Haritalaması” gerçekleştirilmiş ve bunu temel alan bir
koruma planlaması ile değişik koruma-kullanım yoğunluğuna sahip bölgeleme
planlaması yapılmıştır. Deltada saptanan 30 ana ve 43 alt biyotoplardan
12 adeti Avrupa Birliği Natura 2000 FFH Direktiflerine göre koruma yükümlülüğü
getiren biyotop tipi niteliğindedir. Planlanan biyosfer rezervinin gerçekleşmesi
ile bu uluslar arası değer taşıyan ekolojik özellikler koruma altına
alınmış olacaktır.
Çukurova
Deltaları Örneğinde Biyolojik Veri Envanterine Dayalı Yönetim Yaklaşımı
K.
Tuluhan Yılmaz(1), Halil Çakan(2)
ve Atabay Düzenli(2,3)
(1)
Ç.Ü.
Z.F. Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330, Balcalı, Adana
Tel: 322-3386967
Faks: 322-3386361
E-posta: tuluhan@cu.edu.trtuluhan@cu.edu.tr
(2) Ç.Ü. F.E.F. Biyoloji Bölümü, 01330, Balcalı, Adana
Tel: 322-3386425
Faks: 322-3386070
E-posta: hcakan@cu.edu.tr hcakan@cu.edu.tr
(3)
E-posta: atabay@cu.edu.tr
E-posta: atabay@cu.edu.tr
Özet
Günümüzde doğa koruma ve çevre yönetimi
çalışmaları kapsamında, gerek koruma kriterlerinin gerekse politikaların
oluşturulmasında en önemli faktörlerden biri biyolojik veri
envanteridir. Koruma çalışmalarına uluslar arası ölçekte bakıldığında,
flora ve faunaya ait verilerin temel kriterler olarak ele alındığı görülmektedir.
Bunlara örnek olarak; IUCN (International Union for Conservation of the
Nature and Natural Resources), RAMSAR, IPA (Important Plant Areas), IBA
(Important Bird Areas), SPAMI (Specialy Protected Areas for the
Mediterranean Interest) gibi kurumsal organizasyonların oluşturdukları
koruma statüleri verilebilir. Bu yaklaşımların tümünde; endemik,
nadir, nesli tehlike altında bulunan türler, topluluklar ve bunların
habitatları temel koruma kriteri olarak benimsenmiştir.
Ancak ülkemizde günümüze dek uygulanan koruma
statülerinin büyük çoğunluğu, bu tür ayrıntılı biyolojik verilere
dayandırılmamıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, biyolojik veri
envanterinin yetersizliğidir. Bunu kanıtlamak ve önemini ortaya koymak için
geçtiğimiz on yıl içerisinde Çukurova Deltalarında yapılan araştırmalar
sonucu oluşturulan biyolojik envanterler değerlendirilmiştir. Bu veri
envanterini, yüksek bitkiler (Spermatophyta) ve kuşlar sınıfına ait
bulgular oluşturmaktadır. Söz konusu edilen bitki ve hayvan taksonlarının,
uluslararası kriterlere göre tehdit kategorileri, populasyon dinamiği ve
habitat ilişkileri ile güncel tehdit faktörleri, TÜBİTAK destekli
ulusal projeler kapsamında araştırılmıştır.
Son değerlendirmelere göre araştırma alanında; 30 adedi endemik olmak
üzere toplam 601 bitki taksonu saptanmıştır. Sadece floristik açıdan
bakıldığında bile, bu yüksek çeşitlilik dikkate alınarak mevcut
koruma gerekçelerinin tekrar gözden geçirilme ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.
Buna ek olarak, kuş habitatları bazında yeni bulguların da
koruma-kullanma stratejilerine entegrasyonu gündeme gelmiştir. Farklı
statüler (Tabiatı Koruma Alanı, Yaban Hayatı koruma Alanı, Ramsar Alanı)
ile yönetilen koruma alanlarının, biyolojik veri envanterine göre
yeniden yapılandırılması amacıyla, güncel floristik veriler bazında,
koruma politikalarına alternatif oluşturacak öneriler sunulmuştur.
Adana
Lagünleri ve Bütünleşik Kıyı
Yönetimi İçindeki Rolü
Hayri
Deniz
Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Su Ürünleri
Daire Başkanlığı, Milli Müdafaa Cad. No 20
Kızılay/Ankara.
Tel
: 312-4194088
Faks : 312- 4170026
E-mail: hdeniz@tarim.gov.tr
Özet
Ekolojik
olarak büyük önem taşıyan sulak alanlar ve lagünler, özel
ekosistemler olup; bulunduğu bölgenin su rejimini düzenleme,
karakteristik bitki ve hayvan topluluklarına barınma imkanı sağlama,
ekonomik, kültürel, bilimsel ve rekreasyonsal olarak büyük bir kaynak
oluşturma gibi birçok işlevsel görev üslenmektedir.
Ülkemizde
çok sayıda sulak alan ve lagün bulunmasına rağmen; son yıllarda,
turistik tesislerin hızla artması, lagünlerin bilinçsiz ve kontrolsüz
kullanımı, endüstriyel, evsel ve zirai atıkların bu alanlara boşaltılması
ve yanlış arazi kullanımı vb. faktörler nedeniyle, bugün, lagünlerin
önemli bir bölümü yok olmuş, birçoğu da kullanılamaz hale gelmiştir.
Ülkemizde toplam 72 adet lagün bulunmakta olup; lagünlerden
toplam 900 ton civarında su ürünleri avlanmaktadır. Lagünlerde yürütülen
en önemli faaliyet geleneksel balıkçılıktır. Bu lagünlerden 17 adedi
Akdeniz bölgesinde yer almaktadır. Adana’da Tuzla, Akyatan, Ağyatan, Çamlı
ve Yelkoma olmak üzere 5 adet lagün bulunmaktadır.
Koruma
altındaki lagünlerin gerçek anlamda korunmalarını sağlamak için işletilmesi
gerekir. Yaşayan birer ekosistem olan lagünlerin denizle bağlantısını
sağlayan boğazlar kapanmakta
ve lagünü işleticisi tarafından açılmaktadır. Koruma gerekçesiyle,
lagünler işletilmediği takdirde, denizle bağlantıyı sağlayan kanalların
açılması mümkün olmayacak ve çok kısa bir süre içinde yok olmaya
mahkum edilecektir.
Yelkoma,
Yumurtalık gibi koruma statüsüne sahip lagünlerin sürdürülebilirlik
ilkesi kapsamında işletilebilmesi için en uygun yönetim modeli “Çevrenin
Korunması ve Geleneksel Balıkçılık” olarak adlandırılan modeldir.
Bu yönetim modelinin uygulanmasındaki amaç, lagünlerde gerçekleştirilen
geleneksel balıkçılık faaliyetlerinin sürdürülmesi ve buna ilaveten
ıslah çalışmaları yapılarak hem balık türleri hem de doğa için en
uygun çevresel şartların yaratılması ve korunmasıdır.
Politika
ve Yasal Konular
Deniz
Çevresinin Korunması ve 1982 BMDHS
Şule Güneş
ODTÜ Uluslararası İlişkiler
Bölümü 06531, Ankara
Tel:
312-2102037 Faks:
312-2101245
E-posta: gunes@metu.edu.tr
Özet
Denizler için temel yasa olarak kabul edilen 1982
BMDHS’nde (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) deniz çevresinin
korunması ve sürdürülebilir kullanımına ilişkin evrensel düzeyde
kabul edilen kurallara yer verilmektedir. Uluslararası deniz hukukunun gelişiminde
önemli bir dönüm noktasını ifade eden bu düzenleme, parçalı bir görünüm
içinde olan deniz çevresinin korunmasına ilişkin kurallar için genel
bir çerçeve oluşturmaktadır. Bildiri ile amaçlanan, 1982 BMDHS’inde
yer alan düzenlemelerin Türkiye’nin konumunu da içerecek şekilde
irdelenmesidir.
Deniz
ve Kıyı Çevresinin Korunmasına Yönelik Uluslararası Çevre Politikasının
Gelişimi
Alara İstemil
ODTÜ, 06531 Ankara.
Tel: 312-2879963 /4216 Faks:
312-2853739
E-posta:
istemil@yahoo.com
Özet
Çevre” konusunun 1970’li yılların başına kadar uluslararası düzeyde
bir politika alanı olmamasına ve o döneme kadar oluşturulan uluslararası
çevre anlaşmalarının hem imzacı devletler hem de kapsamları bakımından
sınırlı olmasına rağmen, çevrenin korunmasına yönelik oluşturulan
uluslararası işbirliği alanlarının başında deniz çevresinin
kirletilmesinin önlenmesi yer almıştır. 5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında
Stockholm’de gerçekleştirilen Birleşmiş
Milletler İnsan Çevresi Konferansı (Stockholm Konferansı) ile çevre
uluslararası politikanın içine dahil edilmiş ve Birleşmiş Milletler
(BM) sistemi içersinde deniz çevresinin korunmasına yönelik uluslararası
çevre hukukunun ve politikasının gelişimi ivme kazanmıştır. Birleşmiş
Milletler Çevre Programı (UNEP) kapsamında oluşturulan Bölgesel
Denizler Programı başta olmak üzere BM’e bağlı faaliyet gösteren
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından deniz çevresinin
korunmasına ve deniz kirliliğinin önlenmesine yönelik birçok
uluslararası yasal çerçeve oluşturulmuştur. 1982
BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ise bugüne kadar kabul edilen Sözleşmeler
arasında en kapsamlı sözleşme olarak değerlendirilmekte olup; denizler
ve okyanuslar için yeni bir yasal rejimin oluşumunu sağlamıştır. 3-14
Haziran 1992 tarihleri arasında Rio de Janerio’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (Rio
Konferansı) çevre konusunun uluslararası güvenlik ve küresel ekonomi
gibi konularla birlikte dünya politikasının gündeminde yer alan başlıca
alanlardan biri haline gelmesini sağlamış ve çevrenin sürdürülebilir kalkınma kavramı çerçevesinde korunmasını
sağlayıcı bir yaklaşımın izlenmesinin gerekliliğini ortaya koymuştur.
Bunun yanı sıra, Rio Konferansı
deniz çevresinin korunmasına yönelik yaklaşımın değişimini sağlayarak,
deniz ile kıyı çevresinin bir bütün halinde entegre bir yapı içinde
korunmasının sağlanması gerektiği yaklaşımını politika düzeyinde
tanıtmıştır. 26 Ağustos – 4 Eylül 2002 tarihleri arasında
Johannesburg’da düzenlenen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi ise sürdürülebilir
kalkınmayı hayata geçirmek üzere verilen ulusal taahhütlerin ve geliştirilen
bütün bu politikaların uygulamaya geçirilmesine yönelik bir yaklaşımın
izlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Çevre
alanında uluslararası politikanın oluşum ve gelişim süreci
neticesinde, günümüzde deniz ve kıyı çevresinin korunmasının bir bütün
olarak ele alınmasına ve sürdürülebilir biçimde korunmasına yönelik
politikaların geliştirilmesine çaba gösterilmektedir. Bu çalışmada geçmişten
günümüze deniz ve kıyı çevresinin korunmasına ilişkin uluslararası
çevre politikasının gelişimi incelenecektir.
Avrupa
Birliği Deniz Taşımacılığı Politikası, GATS ve
Türk Deniz Taşımacılığı
Huriye Kubilay
Dokuz
Eylül Üniversitesi-Hukuk Fakültesi, Ticaret Hukuku Anabilim Dalı, 35160
İzmir.
Tel: 232- 4204180 /2278 Faks:
232- 4201827
E-posta: huriye.kubilay@deu.edu.tr
Özet
Bu çalışmanın amacı, Türk deniz taşımacılığının,
küreselleşme düşüncesine dayanan Hizmet Ticareti Genel Anlaşması
(GATS) ve bölgeselleşme düşüncesine dayanan Avrupa Birliği Deniz Taşımacılığı
Politikası çerçevesindeki hukuki durumunu incelemektir. Bilindiği üzere
Türkiye, deniz taşımacılığı alanında ikili ve çok taraflı
uluslararası anlaşmalara uyum sağlama yönünde önemli adımlar atmaktadır.
Avrupa-Kafkasya ve Asya Ulaştırma Koridoru (TRACECA)Çok Taraflı Temel
Anlaşması'nın Bakanlar Kurulu tarafından onaylanması ve
"International Ship and Port Facility Security Code"un (ISPS
Code)ve 12 Aralık 2002'de kabul edilen SOLAS Değişikliklerinin 01Temmuz
2004'de yürürlüğe girecek olması bu uygulamalara örnek gösterilebilir.
Türkiye
Terminal ve Limanlarındaki Atık Alım Tesislerinin MARPOL 73/78’e Göre
İncelenmesi
Tanzer
Satır(1) ve Güler B. Alkan(2)
(1) İTÜ Denizcilik Fakültesi 34940 Tuzla-İstanbul
Tel: 216 - 395 10 64 , Faks: 216 - 395 45 00
(2)
İ. Ü. Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Vefa-İstanbul
Tel: 212-520 13 62
E-posta: guleralkan2@yahoo.com
Özet
Çevre kirliliği özellikle son bir asırdır doğal
yaşamı ve buna bağlı olarak insan yaşamını etkiyen en önemli
olgulardan biridir. Çevre kirliliği, 19.yüzyıldaki sanayi devrimi ve hızlı
nüfus artışı ile doğmaya başlamış, fakat asıl olarak 20.yüzyılın
içinde kendini hissettirmiştir. Normal olarak tabiat, doğal yollarla oluşan
kirliliği kaldırabilecek yapıya sahiptir. Fakat geçtiğimiz yüzyılda gördüğümüz
gibi çevreye giren aşırı kirliliği hemen temizleyememekte veya çok
uzun süre almakta ve sonuçlarını bütün insanlık çekmektedir.
İnsanlık çevre kirliliği bilincine 20 yüzyılın
ikinci yarısından itibaren ulaşmaya başlamış ve ancak 20 yüzyılın
son çeyreğinden itibaren uluslararası düzeyde çevre korumacı tedbirler
almaya başlamış ve toplumsal bazda çevre kirliliği konusunda bilinçlenmeye
başlamıştır. Çevre korumacılığı konusunda alınan tedbirler özellikle
bazı alanlarda (deniz, hava vb.) olumlu sonuçlarını göstermeye başlamıştır.
Çevre kirliliğini çeşitlendirebiliriz: deniz
kirliliği, hava kirliliği, gürültü kirliliği, vb bu listeyi daha da
uzatabiliriz. Bunların içindeki deniz kirliliği ve hava kirliliği diğerlerine
göre daha fazla etkisini hissettirmektedir. Denizyolu taşımacılığının
ana unsuru olan gemiler büyük oranda deniz kirliliği, daha az oranda hava
kirliliği ile alakası vardır. Deniz yolu ile yapılan taşımacılığının
20 yüzyılın başından itibaren hızlı büyümesi ve petrol taşımacılığının
çok hızlı gelişmesi gemiler ile deniz kirlenmesi kavramını gündeme
oturtmuştur. Denizler yalnızca gemilerden kirlenmemektedir, gemilerden
denizlerin kirlenmesi kirletici unsurlardan sadece biridir. Denizler, evsel
atıklar, endüstriyel atıklar, deniz dibi madenlerinin çıkarılması
faaliyetleri esnasında da kirlenmektedir. Gemilerden oluşan deniz kirliliğinin
önüne geçmek için çeşitli uluslararası ve bölgesel sözleşmeler yapılmıştır.
Bunlardan en önemlisi 1973 tarihli Gemilerden Oluşan Deniz Kirliliğin Önlenmesi
İçin Uluslararası Konvansiyon (MARPOL 73/78)’ dur.
Bu çalışmada yukarıda bahsi geçen MARPOL 73/78
içerisinde taraf ülkelerin yükümlülüklerinden biri olan kirli balast
alım tesisleri incelenmiştir. Türk Boğazlar bölgesindeki özellikle
Petrol tanker terminalleri ile kimyasal tanker terminallerindeki alım
tesisleri incelenerek, MARPOL 73/78 yükümlülüklerinin sağlanması ve
etkin bir çevre güvenliğinin sağlanması için alım tesisi modeli geliştirilmiştir.
Kıyılarda
Kurulan Elektrik Santrallerinin Mekansal Boyutunun, Mevzuat Açısından Değerlendirilmesi
Kadriye
Aday(1) ve Metin Yıldıran(2)
(1) T.C.Başbakanlık,
GAP Bölge Kalkınma İdaresi,Gen. Koor., 06680, Ankara.
Tel: 312-4092211
Faks: 312-4401384
(2)
Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü, Müşavir, 06490, Bahçelievler,
Ankara.
Tel: 312-2126900 Faks:
312-2228258
E-posta:
metinyildiran2003@yahoo.com
Özet
Ülkemiz kalkınma hamlesinin can damarı olan
elektrik enerjisinin kişi başına kullanım miktarı, çoğu zaman kalkınmışlığın
ölçüsü olarak değerlendirilmektedir. Elektrik üretim güç
santrallerinin planlamasında, enerji arzının artan taleple birlikte
rekabetçi fiyatlarla karşılanmasının hedeflenmesi olduğu kadar, bu
tesislerin uygun mekanlara, çevresel değerleri gözeten bir anlayışla
kurulması, son derece anlamlı ve de önemlidir.
Kıyılarda kurulacak elektrik üretim güç
santrallerinin mekansal
boyutunun kıyı, imar ve çevre mevzuatı açısından karşı karşıya
kaldığı sorunlar, kıyı ve deniz kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi
konusu içerisinde önemli bir ağırlığa sahiptir.Bu çalışmada,
uygulamada karşılaşılan sorunlar çözüm önerileriyle birlikte
incelenmekte; mer’i mevzuatı düzenleyen, yürüten ve uygulama ile
denetimini yükümlenen tüm kuruluş, kişiler ile odalar ve faaliyet
sahipleriyle, sivil toplum kuruluşlarının, çalışmada ileri sürülen görüşlerin
ve eğer varsa içeriğinde gözden kaçan hususların giderilmesine ve
yerine daha yetkin olanın konulmasına dair çabalarının
cesaretlendirilmesi hedeflenmektedir.
Çevre
Eğitimi
Kıyı
Yönetimi Kapsamında Mavi Bayrak Projesi
Erol
Güngör
Türkiye Çevre Eğitim Vakfı, GMK Bulvarı,
121/28, 06570 Tandoğan, Ankara
Tel: 312-2295118
Faks: 312-2290613
Özet
Fonksiyonu yasa ile
belirlenmiş olan kıyı tanımının dışını da kapsayan “kıyı yönetimi”
farklı disiplinler ile projeleri ilgilendirmektedir. Bu projelerden bir
tanesi de “Mavi Bayrak”tır. Mavi Bayrak Projesi uluslararası niteliğe
sahip olup halen 24 ülkede uygulanmaktadır. 2003 yılı itibariyle,
uluslararası alanda toplam 2161 plaj ve 729 marinada Mavi Bayrak dalgalanmıştır.
Kıyı yönetimi açısından
Mavi Bayrak kriterlerinin bir kısmı etkilidir. Bu tebliğde söz konusu
kriterler açıklanmaya çalışılmıştır.
Çukurova
Deltası Biyosfer Projesi Kapsamında
Çevre Eğitimi Uygulaması
Tuncay
Kuleli(1), Amir Akdağ(2), Mahmut Ali Gökçe(1)
ve Şeyda Bayrı(3)
(1) Ç.Ü. Su Ürünleri Fakültesi
Tel: 322-3386249
Faks: 322-3386439
(2)
Sevecen Duygu Özel Rehabilitasyon Merkezi, Güzelyalı, Seyhan, Adana
Tel: 322-2359915
(3) Ç.Ü. Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği
Anabilim Dalı 4. Sınıf Öğrencisi
Özet
Çukurova Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü
tarafından 2 yıldır yürütülmekte olan ve Avrupa Birliği LIFE Programı
tarafından desteklenen “Çukurova Deltası Biyosfer Rezervi Projesi
kapsamında, Tuzla, Karataş ve Yumurtalık İlköğretim okullarında
uygulamalı çevre eğitimi dersleri gerçekleştirilmektedir.
Eğitim programının temel hedefleri arasında; çevre bilgisinin bir
sentez bilgisi olduğu kavramı, çevre eğitiminin tüm hayatı boyunca
alması ve uygulaması gereken bir eğitim süreci olduğu, temel amacın
bireylerin çevre bilincinin geliştirilmesi, çevreye duyarlı, olumlu, kalıcı
davranış değişiklikleri kazandırılması, doğal, estetik değerlerin
korunması, bu uygulamalara aktif olarak katılımının sağlanması; bölgenin
karakteristik özelliklerini diğer bölgelerden farklılıklarını öğretmek;
bölgede yaşayan canlıların tüm dünya canlı çeşitliliği içerisindeki
yerini kavratmak; çevreyle barışık olarak yaşamanın mümkün olduğunu
göstermek gibi kazanımlar elde etmek yer almaktadır.
Çevre
eğitim programının uygulama süresi, 10- 14 ünite, 4 proje, alan çalışmaları
ve bölge gezileri, sonuçta oluşacak ürünlerin sergilenmesinden oluşmaktadır.
Her ünitenin 45’er dakikalık 2 ders süresince verilmesi öngörülmüştür.
Her ünitenin 1. saati teorik çalışma diğer saati alan çalışması şeklinde
gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Teorik ve uygulama çalışmalarının
uygulama okullarında oluşturulacak Çevre ve İnsan Laboratuarlarında gerçekleştirilmektedir.
Proje
kapsamında gerçekleştirilen eğitim programı, Adana Valiliği, Gençlik
ve Kalkınma Derneği Adana, Çevreyi ve Tüketiciyi Koruma Derneği Adana,
Adana Güç Birliği Vakfı, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim
Bölümü gönüllü öğrencilerin katkıları ile devam etmektedir.
Bugün çevre eğitimi ekosistemlerin
incelenmesinde, nasıl kullanılması gerektiği ve önemli doğal
ekosistemlerin yönetimi ve korunmasında etkin bir araç olarak karşımıza
çıkmaktadır. Çukurova Deltası Biyosfer Projesi kapsamında eğitim
kurumlarına yönelik çevre eğitimi ise bunun ilk ve en önemli basamağını
oluşturmaktadır. Diğer taraftan çevre eğitimi çalışmaları Çukurova
Deltası Biyosfer Rezervinin kurulması durumunda gelecekteki koruma çalışmaların
çok önemli rol oynayacaktır.
Biyoçeşitliliğin Korunması ve Halkın Katılımı
Hakkında Uzaktan Eğitim Programları
Ayşe Muhammetoğlu(1),Orhan Tiryakioğlu(2), Irene
Lucius(3) ve Habib Muhammetoğlu(4)
(1)
(2) (3)
Proje Koordinatörü,
EUCC - The Coastal Union, POB 11232, NL-2301 EE Leiden, Hollanda.
Tel: + 31-71-5122900
(4)
ıyısal kaynakların
verimli kullanımı ve çevresel zararın azaltılması için Bütünleşik
Kıyı Alanları Yönetimine (BKAY) gerek bulunmaktadır. Bu yönetim anlayışı
içinde biyolojik çeşitliliğin (biyoçeşitliliğin) korunması ve halkın
katılımı konuları dikkate alınmalıdır. BKAY ile ilgili olarak İnternet
üzerinden www.coastlearn.org adresinden veya CD-ROM yoluyla ücretsiz
olarak ulaşılabilen geniş kapsamlı “uzaktan eğitim” programları
geliştirilmektedir. “Biyoçeşitliliğin Korunması” ve “Halkın Katılımı”
konularında geliştirilen programlar, BKAY’nin temel konularını
kapsayan Coastlearn uzaktan eğitim paketi dahilinde sunulacaktır. Modern
bilgi teknolojisinin kullanıldığı uzaktan eğitim programları, bireysel
öğrenme, etkileşimlilik, zamana, yere ve yeteneğe bağlı kalmadan özgür
bir eğitim fırsatı verme avantajlarına sahiptir. Bu yeni yöntem, özellikle
ekonomileri gelişmekte olan ülkeler için oldukça verimli bir eğitim
olanağı sağlamaktadır. Geliştirilen uzaktan eğitim programlarının
hedef kitlesi içinde, Doğu ve Orta Avrupa ülkelerindeki kıyı yöneticileri
ve bölgesel planlamacılar gibi profesyonellerin yanı sıra, sivil toplum
kuruluşları ve üniversite öğrencileri bulunmaktadır. Amaç; programların,
mümkün olduğunca etkileşimli olmasıdır. Modül değerlendirme
anketleri yapılmakta, programın geliştirilmesi ve güncellenmesi için
yazarlar arasındaki sanal toplantılar devam etmekte, simülasyonlu alıştırmalar
ise halen planlama aşamasında bulunmaktadır.
CoastLearn: Bütünleşik
Kıyı Alanları Yönetimi
Konusunda Bir
Uzaktan Eğitim Paketi
Irene Lucius(1), Ayşe Muhammetoğlu(2),
Orhan Tiryakioğlu(3) ve Habib Muhammetoğlu(4)
(1)
Proje
Koordinatörü, EUCC - The Coastal Union, POB 11232, NL-2301 EE Leiden,
Hollanda
Tel: + 31-71-5122900,
E-posta: i.lucius@eucc.net, www.eucc.net
(2)
A
(3)
(4)
Özet
Orta
Avrupa ve Akdeniz ülkelerinde, bütünleşik kıyı yönetimi uygulamalarında
karşılaşılan en büyük engellerden birisi, bütünleşik planlama ve yönetim
konularındaki eğitim ve uygulama eksikliğidir. Bu sebeple, 2001 yılında
Avrupa Birliği Kıyı Koruma, Kıyı Birliği’nin (EUCC-The Coastal
Union) liderliğinde, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerindeki uzmanların da
katılımı ile Coastlearn programı geliştirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmanın
amacı, geniş kapsamlı bir uzaktan eğitim programı geliştirerek, İnternet
veya CD-ROM aracılığı ile ücretsiz olarak kullanıcılara ulaştırmaktır.
Bu eğitim programı içinde, Bütünleşik Kıyı Alan Yönetimi’ne Giriş,
Çevresel Risk Değerlendirme, Planlama, Coğrafi Bilgi Sistemleri ve
Politika Analizi konularını işleyen farklı modüller yer almaktadır. Tüm
program içeriğine İnternet üzerinden www.coastlearn.org
adresi ile ulaşmak mümkündür. Bütünleşik biyoçeşitlilik yönetimi,
halkın katılımı ve kıyı bölgelerinde bütünleşik turizm yönetimi
konularında yeni modüllerin eklenmesine yönelik çalışmalar halen devam
etmektedir. Coastlearn yaklaşımında, önemli konuların açıklanması
amacı ile uygulama örneklerine yer verilmektedir. Bu örneklerin seçilmesinde,
hedef bölgelerdeki koşullara uygun olması özelliği aranmaktadır.
Coastlearn programının deneme çalışmalarına katılan pek çok kuruluş
programa büyük ilgi göstererek, önümüzdeki yıllar için önemli
hedeflerin belirlenmesinde yardımcı olmuşlardır.
Kıyı
Planlaması ve Yönetimiyle İlgili Konular
Kıyı
Alanları Planlamasında Mevcut Planlama Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme
Okan Murat Dede(1), Asım Mustafa Ayten (1)
ve
Kadir Hakan Yazar (1)
(1)
Erciyes Üniversitesi Yozgat Müh. Mim. Fakültesi Şehir ve Bölge
Planlama Bölümü, 66100
Yozgat
Tel: 03542421001/136
Faks: 0354-2421005
Özet
Turizm sektörü, ülkemiz kalkınma sürecinde özellikle ekonomik açıdan
sağladığı girdilerle, ulusal gelirimizin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.
Önümüzdeki yıllarda ise uygulanan makro ekonomik politikalar ve alınan
makro kararlar turizm sektörünün öneminin giderek artacağını göstermektedir.
Şüphesiz üst ölçekte alınan bu kararlar ve bunlar doğrultusunda
uygulanan turizm politikaları (turizm teşvikleri, turizm merkezleri vb.
gibi uygulamalar) kıyı kentlerimizde önemli bir değişime ve hızlı,
kontrol edilemeyen gelişmelere neden olmaktadır.
Turizm
sektörünü geliştirmeyi hedefleyen bu makro kararlar, bazen henüz gelişmemiş
bir kıyı kasabasını bir anda
aşırı ve hızlı bir yapılaşma (gerek alt gerekse üst yapıda) ile karşı
karşıya bırakırken bazen de zaten hakim sektörü turizm olan
kentlerimizin, kapasitesini kaldıramayacağı noktalara götürmektedir. Bu
ani, hızlı ve yoğun gelişmeler iki yönlü sorunu da beraberinde
getirmektedir; birincisi belediyelerin İller Bankası gelirlerinin nüfus
ölçütüne dayandırılmasının, kıyı kentlerimizin yaz-kış nüfus
dengesizliği ile birleşmesi sonucu bu kentlerin yaz aylarında hizmet
sunumunu olumsuz etkilemektedir. Durum böyle iken üst ölçekli kararlar
ile bu kentlere yeni kapasite yüklenmesi kıyı belediyelerini özellikle
yaz aylarında işlevsiz bırakmak ile eş anlamlı kılmaktadır. Sorunun
ikinci yönü ise gerek henüz gelişmemiş kasabaların gerekse de turizm ağırlıklı
kentlerimizin aşırı, ani ve hızlı kentleşmeye neden olan turizm teşvikleri
gibi kararlar karşısında kentsel gelişmelerini kontrol edebilecekleri
yegane aracın mevcut imar planlama sisteminin olmasıdır. Gerçekte bu
anlamda, kıyı kentlerinde yaşanan problemler salt imar planlama
sisteminden kaynaklanan ve imar sürecine dayanan sorunlar değildir. Bu bağlamda,
birincil belirleyici olarak kıyı yasasına göre şekillenen ve bu doğrultuda
kimi yapılaşma yasakları getirerek gelişme sorunlarını çözmeyi uman
uygulama imar planlarının ne ölçüde başarılı olduğu da açıkça
ortadadır. Konunun diğer boyutu ise kıyı alanlarını ilgilendiren değişik
içeriğe sahip konuların bulunmasıdır.Bu bakımdan ,salt mülkiyetin
kullanımı ve yoğunluğu üzerinden gerçekleştirilen bir planlama anlayışı
sorunları çözmek yerine bunları genişletmektedir.
Kıyıların ve kıyı kentlerinin planlanması, ne
tek başına bir yerel yönetimin kendi sınırları içinde yapacağı
uygulama imar planları ile ne de merkezi otoritenin tek elden karar verici
olarak üreteceği planlar ile gerçekleştirilebilir. Bilindiği üzere,
gerek merkezi yönetimce gerekse de yerel yönetimlerce plan hiyerarşisine
uygun olmayan şekilde gerçekleştirilen kıyı alanlarını kapsayan
planlar yoğun bir tahribata yol açmaktadır. Birbirlerinden bağımsız
bir biçimde farklı kuruluşlarca yapılan planlar ile de istenilen sonuca
ulaşmak mümkün olamamaktadır. Bu noktada yapılması gereken, planlama sürecinin
üst ölçekten alt ölçeklere doğru kademelenmesi ve planlama hiyerarşisine
uygun bir biçimde uygulama planlarının üretilmesidir. Bu bağlamda özellikle
kıyı şeritlerinde yapılacak planlamalarda en uygun çözüme , mevcut
planlama hiyerarşisinde de yer
alan çevre düzeni planları ile ulaşılabileceği öngörülmektedir. Bu
bakımdan, planlaması yapılacak kıyı alanlarının morfolojik, jeolojik
, ekolojik , ve tarihsel- kültürel özellikleri dikkate alınarak “Bütüncül
Kıyı Alanları Planlaması” modeli oluşturulması zorunludur. Sözü
edilen bu modelin ise; Yasal-yönetsel , Sosyal-ekonomik ve Fiziksel
boyutlar olmak üzere üç boyutu olduğu ve yukarıda sözü edilen çevre
düzeni planlamasının ise bu modelin uygulama aracı olarak ele alınması
öngörülmektedir.
Yapılan bu çalışmanın amacı, bu üç boyut
etrafında oluşturulacak önerilerin, mevcut planlama sisteminin örneklendiği
alanlar ile ilişkili olarak değerlendirilmesi; kıyı alanlarının
planlanmasında aktörleri, sorunları ve uygulama araçlarını ortaya
koyacak mevcut imar planlama hiyerarşisi, sistemi içerisinde tüm plan
kademelerinin ve çevre düzeni planlarının incelenmesi ve buradan elde
edilen sonuçlarla birlikte kıyılarımızda uygulanan imar planlama
sisteminin tartışmaya açılmasıdır.
Tarihi Kıyı Yerleşimleri Kapsamında Koruma Amaçlı
Planlama: Mudanya Örneği
Derya Altunbaş(1) ve Ümmühan
Alptekin(2)
(1)
Çanakkale Onsekiz Mart
Üniversitesi, Biga İ.İ.B.F., Kamu Yönetimi Bölümü, 17200 Biga, Çanakkale
Tel: 286-3165711 Faks:
286-3165832
(2) Bursa Kültür ve
Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Md. Osmangazi Mh., Orhangazi Çıkmazı
No.22, 16022 Bursa
Tel: 224-2201437 Faks:224-2231606
Özet
Çalışmada, koruma amaçlı imar planlarının kıyı
yerleşimlerindeki ranta bağlı değişimlerine yer verilmektedir. Yasal ve
yönetsel tavırlardaki değişimde dönemler itibariyle tarihi, kültürel
ve doğal alanların kıyı koruma olgusu ile bağlantıları kurulmaktadır.
Bu çerçevede, tarihi kimliği ile bilinen Bursa iline bağlı Mudanya
yerleşimi kıyı kullanımı ve kentsel korumacılık yaklaşımları yönünden
incelenmektedir. Özellikle, Mudanya’nın kentsel koruma bölgesi ve kıyı
dolgusunun hukuksal yönü ve idari boyutuyla korumacılık anlayışları
temelinde durum tespitleri yapılmaktadır. Kıyı Yasası ile Kültür
Tabiat Varlıkları Koruma Kanununun uygulamadaki çelişkileri Mudanya kıyı
dolgu alanı ve kentsel koruma alanı bütünlüğünde yasal, yönetsel ve
sosyal boyutlarıyla irdelenmektedir. Ayrıca yasal olarak, kıyı koruma
ile kültür ve tabiat varlıklarının korunması açısından uygulamada
ortaya çıkan sorunlar ve çelişkiler üzerinde durulmakta, Mudanya yerleşimi
için irdelemelerde bulunulmaktadır. Kıyı kenar dolgusunun kamu yararı
tartışmasında ulusal ve yerel ölçeklerde çelişkileri vurgulanmakta,
yasaların acil olarak uygulama sorunlarına çözüm aramaları
istenmektedir.
Kıyı
Yapıları, Kıyıların Kullanılması ve
Planlanması
Nihat
Aşan
Limanlar
ve Kıyı Tesisleri Dairesi Başkanı, Denizcilik Müsteşarlığı, GMK
Bulvarı No.128 06100
Maltepe/Ankara.
Tel:
312- 2321249 Faks: 312-2313306
E-posta: nihatasan@denizcilik.gov.tr
Özet
Bu çalışmada,
kıyı alanlarının ülkemiz için
taşıdığı önem üzerinde durulmuş, Türkiye’de kıyı
alanlarının kullanımı
ile ilgili mevzuat anlatılmış,
bu konuda yaşanan sorunlardan bahsedilmiştir. Kıyı alanlarının
planlı, etkin ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması amacıyla kıyı
alanları yönetimine yönelik öneriler sunulmuştur.
Kıyı
Kenar Çizgisinin Tespiti ve Uygulama Sorunları
Nusret Akça
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Teknik Araştırma
ve Uygulama Genel Müdürlüğü, 06430 Ankara
Tel: 312-4102452
Faks: 312-2303666
Özet
Kıyılarda kamunun kullanımına açık yeterli
alanlar bırakılmasının, kıyı ekosisteminin korunmasının ve kıyı ve
sahil şeridinde yapılacak planlamanın ilk adımı, kıyı kenar çizgisinin
(KKÇ) doğal ve bilimsel verilere uygun bir biçimde tespit edilmesidir.
Ancak tespit ve uygulama aşamasında, KKÇ Tespit Komisyonlarının
yetersizliği, güncel halihazır haritaların temini, tespit ile ilgili
sorunlar ile adli ve idari yargı kararları sonrasında yaşanan
belirsizlikler gibi pek çok sorunlarla karşılaşılmaktadır.
Türkiye’nin
Kıyı Alanları için Ortak Yönetim Yaklaşımları
Ayşegül
Çil
Vrije Universiteit,
Amsterdam, Faculty of Social Sciences,
De Boelelaan 1081 c, 1081 HV Amsterdam, The Netherlands
Tel: +31204446747
Faks: +31204446722
E-posta: a.idikut@fsw.vu.nl
Özet
Kıyı
alanları her zaman gelişmeye açık cazip alanlardır. Bu hızlı ve yoğun
gelişme, kıyı alanlarının doğal dinamiği ve bu alanları çoğu zaman
tanık olduğumuz üzere bilinçsizce kullanan insanların değişen
istekleri arasında bir çatışmaya yol açmaktadır. Kıyı alanları bu
çatışmaların yaşandığı, özellikle turistik alanlarda tahrip edici
kullanım şekilleri sonucu olumsuz çevre etkilerine maruz kalarak geri dönüşü
olmayan habitat kaybı ve kirlilik problemleri yaşamaktadır. Bu nedenle, kıyısal
alanlar, sadece çevre düzeni planları ile değil, bu alanları kullanan
toplumun istek ve ihtiyaçlarının da yer aldığı ve yerinde yapılacak
kolektif bir araştırma sonucunda belirlenecek yönetim stratejileri ile sürdürülebilir
ve etkin bir şekilde yönetilmelidir. Türkiye bir kıyı ülkesidir ve kıyı
yönetimi stratejilerini dünyadaki olumlu deneyimlerden yararlanarak geliştirmelidir.
ürkiye'de
etkin bir kıyı yönetimi geliştirebilmemiz, kıyısal kaynaklarımızın
yönetiminde yerel kurum ve kuruluşlara, üniversitelere, bölgesel yapılanmalara
ve sivil toplum kuruluşlarına görev ve sorumluluklar vererek yönetimde
ortaklık anlayışını sağlamak ile başlamalıdır. Farklı kıyı
kullanım şekilleri, farklı disiplinlerin çalışmasını gerektireceği
gibi, farklı görüşler de kıyı kaynaklarının daha etkin nasıl kullanılacağını
ve korunacağını ortaya koyabilecek ve sorunlar tartışılabilecektir. Sürdürülebilir
kıyı alanı yönetimi, ancak alanı kullanan nüfusun ve yerel kurumların
yönetime aktif katılımı ile başarıya ulaşır. Bu süreç oldukça
dinamiktir. Bu bildiride, Türkiye'nin kıyısal kaynaklarının daha etkin
olarak kullanılması ve yönetimi için kıyı kaynaklarının sürdürülebilirliğini
sağlayacak potansiyel ortaklıkların, yani ortak yönetimin, kıyı
alanlarımızın geleceği için getireceği yararları tartışmak amaçlanmıştır.
Bu doğrultuda, bildiri sonuçları araştırma alanım olan Bodrum Yarımadası
örneğini kullanarak ortak yönetim yaklaşımını değerlendirecektir.
Bildiri merkezi ve yerel yönetimlerin yanı sıra sivil toplum kuruluşları,
özel sektör, akademisyenler ve özellikle yerel kullanıcıları içine
alan bir ortaklığı sorgulamaktadır.
Kıyı
Bölgelerindeki Orman Arazilerinin Satışının
Ekay Açısından Analizi
Ertuğrul
Doğan(1), M. Ali Akkaya(1,2) ve Selmin Burak(1,3)
(1) İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,
Vefa, 34470 İstanbul
E-posta: edogan@istanbul.edu.tr
edogan@istanbul.edu.tredogan@istanbul.edu.tr
(2) E-posta: maliakkaya@hotmail.com
maliakkaya@hotmail.com
(3) E-posta: sburak@istanbul.edu.tr
Özet
Ormanlar (Anayasa
mad.168) ve kıyılar (Anayasa mad.43) devletin hüküm ve tasarrufu altında
olan ve mülkiyeti devredilemeyen (Anayasa mad.169.) kamu malları arasında
yer almaktadır. Kamu mallarının (hazine arazileri, orman alanları,
denizler, göller ve kıyılar vb.) değişik zamanlarda özellikle de
ulusal ekonomik kriz durumlarında mali kaynak yaratma düşüncesiyle
kiralanması, özelleştirilmesi veya kısmi satışı gündeme gelmektedir.
Son ekonomik krizle birlikte mali kaynak bulma düşüncesinden hareketle
ilk önce hazine arazileri sonra ise orman arazilerinin satışını gündeme
gelmiştir. Bugün 2/B uygulaması olarak adlandırılan orman vasfını
kaybetmiş alanların kamuya satışını öngören Anayasa değişikliğine
ilişkin düzenleme Cumhurbaşkanınca iki defa veto edilmiş, bu konudaki
Anayasa değişikliğinin getireceği sorunlar tartışılmıştır. Sözkonusu
değişiklik Kıyı Alanları Yönetimi açısından sosyal, ekonomik ve
hukuki sonuçları açısından tartışma konusu yaratacaktır. 2B
uygulamasına ilişkin arazilerin büyük bir kısmı kıyı bölgelerindeki
(Antalya-45.548 ha, Mersin-93.287 ha, Balıkesir-34.887 ha, Muğla-29.138
ha, İstanbul-18.233 ha. vb. gibi) illerimiz sınırları içersinde yer
almaktadır. Kıyı bölgelerindeki orman arazilerinin, 2/B uygulamasıyla kıyılarla
birlikte satışa konu yapılmaları, son yıllarda ülkemizde sistemi
kurulmaya çalışılan EKAY sürecini olumsuz etkileyeceği bir gerçektir.
Bu bildiride 2/B uygulamasının yasal, sosyal ve ekonomik boyutları göz
önüne alınarak EKAY sürecini nasıl olumsuz etkileyeceği üzerinde
durulacaktır.
Türk
Sahil Güvenlik Teşkilatı ile A.B.D. Sahil Güvenlik Teşkilatının Karşılaştırılması
Zafer
Çelimli(1) ve Nil
Güler(2)
(1)
Selviburnu
Sub.Loj.Şahin Sok.Tayfun Apt. D:1 Beykoz, İstanbul
Tel: 216-3231983
(2)
İstanbul
Teknik Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi, 81716, Tuzla, İstanbul
Tel: 542-4372704
Özet
Bu
çalışmada genel olarak, Sahil Güvenlik Teşkilatımız ile A.B.D. Sahil
Güvenlik Teşkilatı’nın (USCG) karşılaştırılması yapılmıştır.
Yapılan
karşılaştırmalı değerlendirmeler sonucunda;
§
Aynı
nitelikteki konu ve sorunlarla ilgili kuruluşların yetki ve sorumluluk
alanları,
§
Sahil
Güvenlik Teşkilatları’na görevlerinin icrası maksadıyla ayrılan bütçe,
§
Her
iki ülke Sahil Güvenlik Teşkilatı’nın araç, gereç ve kullandıkları
cihazlar,
§
Sahil
Güvenlik Teşkilatları’nda görevli personel sayısı,
§
Sahil
Güvenlik Teşkilatları’nın hukuki yetki ve sorumlulukları,
§
Görevli
personelin görevleriyle ilgili eğitim konularında ciddi farklılıklar
olduğu tespit edilmiştir.
Sahil
Güvenlik Komutanlığımızın imkan ve kabiliyetlerinin denizcilikte önemli
yere sahip ülke teşkilatları ile karşılaştırıldığında S/G teşkilatımızın
bazı konularda yetersiz kaldığı göze çarpmaktadır. Sahil Güvenlik
Komutanlığımızın sorumluluk sahasının 8333 km.lik bir sahil şeridini
kapsadığı düşünülünce durumun ciddiyeti daha da belirginleşmektedir.
Bu tespitler neticesinde
elde edilen sonuçlar ise;. S/G hava ve deniz taşıtlarının yetersiz olduğu,
hukuki mevzuatlardaki yetki, koordinasyon ve görev karmaşası olduğu, S/G
teşkilatının yetki ve sorumluluklarının kısıtlı ve yetersiz olduğu,
S/G teşkilatının hukuki ve diğer alanlardaki yatırımları ve
uygulamaları için yeterli ekonomik güce sahip olmadığı ve personelinin
görevlerinde uzun süreli çalışamadıkları ve ihtisaslaşamadıklarıdır.
Kıyı
Alanlarının Kullanımları
Kıyı
Alanlarında Nüfus Artışı ve Sonuçları:
Edremit Körfezi
Emel İrtem(1) ve Erkan Karaman(1,2)
(1)
Balıkesir Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 10145
Balıkesir
Tel: 266-6121194
Faks: 266-6121257
E-posta: mirtem@balikesir.edu.tr
mirtem@balikesir.edu.tr
(2) E-posta: ekaraman@balikesir.edu.tr
Özet
Bu çalışmada,
Edremit Körfezi’ni kuzeyde Altınoluk’tan güneyde Altınova’ya kadar
çevreleyen bölge ele alınmıştır. Ege Denizi’nin kuzeyinde yer alan
Edremit Körfezi konumu, ulaşım kolaylığı, doğal güzellikleri ile önemli
ölçüde turizm potansiyeline sahiptir. Aynı zamanda önemli bir tarım (özellikle
zeytincilik) ve yerleşim sahası olan bu bölge nüfus çeken bölge
konumundadır.
Çalışma
bölgesinde 1955-2000 dönemindeki nüfus artışı ve bu artışın bölgedeki
etkileri incelenmiş, öneriler getirilmiştir. Bu bölgedeki bu döneme ait
%182’lik nüfus artışı hem Balıkesir’deki hem Türkiye’deki aynı
döneme ait nüfus artışından fazladır.
Plansız
Yapılaşmanın Mersin Kenti Üzerindeki Etkileri
Serdar
Akkaya
Mersin
Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi
Tel:
324-3610001
E-posta:
serdarakkaya2004@hotmail.com
Özet
Kıyı
alanları, sahip oldukları doğal özelliklerinden dolayı her zaman
insanların yoğun ilgisini çekmişlerdir. Dünya nüfusunun büyük bir kısmının
kıyı alanlarında yaşaması, çözümü zor olan birçok sorunu da
beraberinde getirmektedir. Ülkemizin kıyı kentlerinden olan Mersin şehri
de günümüzde “plansız yapılaşma, turizm faaliyetleri, hızlı nüfus
artışı ve yoğun göç baskısı” nedeniyle birçok sorunla karşı karşıyadır.
Kıyı denilince akla ilk gelen sektörlerden birisi
olan balıkçılıkta bu sorunlardan olumsuz yönde etkilenmektedir.
Çanakkale’de
Kentsel Gelişimi Etkileyen Doğal Faktörler
Evren Erginal(1) ve T. Ahmet Ertek(2)
İstanbul
Üniversitesi, Coğrafya Bölümü, Beyazıt, 34459, İstanbul.
Tel:
+90-212 455
57 00 / 15756
(1)
E-posta: evrenerginal@hotmail.com
(2) E-posta: taertek@istanbul.edu.tr
Özet
Çanakkale
Boğazı’nın doğu kıyısında, Sarıçay Deltası üzerinde ilk olarak
1462’de Çimenlik Kalesinin yapılmasıyla çekirdeği oluşan Çanakkale
(eski ismi ile Kale-i Sultaniye), bugün verimli tarım arazilerinin bulunduğu
Sarıçay deltası ve özellikle deltayı çevreleyen yamaçlarla plato düzlüklerinde
gelişimini sürdürmektedir. Çanakkale Boğazının yarattığı doğal çekicilik
nedeniyle kıyı çizgisinden itibaren üç yönde büyüyen şehirde-Türkiye’nin
birçok şehrinde olduğu gibi-yanlış yapılanmalara gidilmiş, şehirsel
fonksiyon birimlerinin düzensiz veya plansız olarak dağıldığı, mimari
konfigürasyondan uzak bir kent görüntüsü ortaya çıkmıştır. Coğrafi
konumunun yarattığı ayrıcalığa karşın modern bir kent görüntüsü
vermeyen Çanakkale’de kentsel gelişim yatay ve dikey olmak üzere iki yönde
sürmektedir. 1949 yılındaki ilk nazım imar planlanını izleyen kentsel
gelişim periyodunda, nüfus artışının yarattığı mekan sorunu
kronolojik planlama aşamalarının birbirine yakınlığının birincil
sebebi olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve hatta 1940’larda, şehir
ilk yerleşim alanı ile şehrin kuzeyindeki Hastane Bayırı mevkiinde sınırlı
alanlarda gelişmiştir. Özellikle 1974-1998 yılları arasında belirgin
bir büyüme söz konusudur. Halen, 1978, 1993 ve 1995 yılı planlama
sahaları içinde, şehrin kuzey ve güney eksenindeki gelişmesinin sürdüğü
görülmektedir. Bugün için önemli olan bu büyümenin içerdiği doğal
sakıncaların mühendislik jeomorfolojisi yaklaşımları ile desteklenen
jeoteknik uygulamalarla kontrol edilmesi ve izlenmesidir. Bu da
multi-disipliner yaklaşımlarla şehrin ve yeni yayılış sahalarının
tamamını ilgilendirecek kapsamlı planlama çalışmaları ile mümkün
olacaktır.
Kentsel Kıyı Şeridinin
Rekreasyonel Amaçlı Kullanımının Sağlanması
Lerzan
Yetim(1), Bahar Etli(2) ve Mustafa Çilek(2,3)
(1)
Ankara Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 06110 Ankara
Tel:
312-3170550
E-posta: lerzanyetim7@hotmail.com
(2)
Trakya Üniversitesi, Tekirdağ Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı
Bölümü 59100 Tekirdağ
Tel:
282-2931442-147
E-posta: baharetli@hotmail.com
(3)
E-posta: cilek79@hotmail.com
Özet
Kentlerde
mutlaka korunması zorunlu olan kitle-boşluk dengesi her geçen gün
kitleler lehine, yani açık ve yeşil alanlar aleyhine bir durum ortaya
koymaktadır. Yeşil alanlar estetik etkilerin ötesinde kentler için çok
önemli işlevlere sahiptir. Yeşil alan ve kitleler bir kentin sosyal ve kültürel
kalkınmasının en önemli göstergesidir. Kentlerdeki kıyı şeridi, ülkemizde
bir çok kıyı kentinde rekreasyon alanı olarak kullanılmaktadır.
Tekirdağ
merkez ilçenin rekreasyon alanları açısından yeterli olduğu söylenemez.
Mevcut olanlarda gerek estetik gerekse işlevsel açıdan gereksinimleri karşılamamaktadır.
Tekirdağ’ın gerçek anlamda tek rekreasyon alanı sahil şeridindeki
promenad -gezi- alanıdır. Bu alan özellikle yaz aylarında yoğun bir şekilde
kullanılmaktadır. Ancak, bugüne kadar geçici çözümlerle bağımsız
bir alan gibi değerlendirilmiştir, oysa tüm sahil bandı bütüncül bir
yaklaşımla birbirini tamamlayan rekreasyonel faaliyetler için planlanmalıdır.
Bu nedenlerle kıyı şeridinin kent halkının rekreasyonel aktivitelerini
gerçekleştirmeleri için olumsuz özellikleri elenmeli alanın sunduğu
mevcut rekreasyonel potansiyel en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Halkın
beklentilerinin göz önüne alındığı uygulamaya dönük planlar üretilmelidir.
Ayrıca kentsel kıyı şeridinin dışında kentsel büyüme deseni
saptanarak yeni rekreasyon alanları yaratılmalıdır. Bu bildiride Tekirdağ
kentsel kıyı şeridi ele alınarak, kent genelinde kıyı şeridinin önemi
vurgulanmaktadır.
Kent
İçindeki Dere Yataklarının Geçirdiği Değişim
Hayriye
Eşbah
Adnan
Menderes Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 09100 Aydın
Tel: 256-7727024 Faks: 256-7727233
E-posta: hesbah@adu.edu.tr
Özet
Büyük
Menderes nehrinin geçtiği vadide verimli tarım alanları ile çevrili Aydın
kenti son 20 yıl içerisinde hızlı bir kentleşmeye sahne olmuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki bir kaç bin nüfuslu ve düşük yoğunluklu
Aydın, günümüzde yüksek yoğunluklu, beton bloklarla kaplanmış, nüfusu
143,000’e ulaşmış bir şehre dönüşmüştür. Bu transformasyon esnasında
kentin sosyo-ekonomik yapısı yanında fiziksel ve ekolojik çehresi de değişime
uğramıştır. Bu değişimden en negatif şekilde kentin içinden geçen,
ekolojik koridor fonksiyonu gören ve rekreasyonel potansiyeli oldukça yüksek
olan dere yatakları etkilenmiştir. Dere yataklarının kentsel ortamlarda
geçirdiği değişimin saptanması ve bu değişimden öğrenilecek dersler
hızla seyrine devam eden kentleşmenin ekolojik açıdan böylesine önemli
koridorları yok etmeden önlemler alınmasında ve kullanım kararlarının
yönlendirilmesinde rol oynayabilir. Bu çalışmada Aydın kentini kuzeyden
güneye kat eden dere sisteminin strüktürünün geçirdiği evrimin ve
etkilerinin peyzaj strüktür indekslerinden “kenar indeksi” ile anlaşılması
amaçlanmıştır. 1960 yılına ait hava fotoğrafı ve 2002 yılına ait
Ikonos uydu görüntüsü GIS ortamında analiz edilerek değişimin miktarı
saptanmaktadır. İndeks dere yatağının çevresi ile uyumu azaldığından
habitat değerinin azalabileceğini göstermiştir. İndeksin 1960’daki değerine
yükseltilmesi için farklı kentsel ve açık alan planlama senaryolarının
geliştirilmesi ve bunun sonucunda en uygun modelin hayata geçirilmesinin
belediyenin öncelikleri arasına girmesi yaşanabilir bir kent oluşturmanın
ilk adımı olabilir.
Kıyı
Mekanını Düzenleme Modelinin Tanımlanması
ve Antalya Örneğinde İncelenmesi
Mehmet
Nazım Özer
Gazi Üniversitesi Müh. Mim. Fak. Şehir
ve Bölge Planlama Bölümü,
06570 Maltepe Ankara
Tel: 312-2317400/2713
Faks: 312-2308434 E-posta: mnozer@gazi.edu.tr
Özet
Kıyı
mekanı; ekolojik, doğal coğrafya, peyzaj - rekreasyonel, tarihi ve kültürel
kaynak olarak değerlendirilmektedir. Kıyı mekanının bu veri zenginliği ve potansiyeli
nedeniyle kıyıya olan olağanüstü ilgiyle, tarihte kıyı kültürü diye tanımlayabileceğimiz kıyı uygarlığı
oluşmuştur. Günümüzde ise bu özgün kıyı mekanı, nüfusun ve buna
bağlı insan eylemlerinin (yerleşme, sanayi, turizm, ikinci konut, vb.
taleplerinin) kıyıda yer seçmesiyle şekil değiştirmeye, kirlenmeye, kısaca
tükenmeye başlamıştır. Bu olgu, kıyının kaynak olarak aşırı
kullanımına ve özel bir bio-çeşitliliği içinde barındıran duyarlı
kıyı ekosisteminin bozulmasına neden olmuştur.
Doğanın
çok özel ve ayrıcalıklı bir bölümü olan kıyı alanlarının;
ekolojik bir varsıllık olması yanında, tarihsel ve ekinsel (kültürel)
özellikleri de bünyesinde taşıması dolayısıyla, korunması, geliştirilmesi
ve toplum yararına kullanılması gerek ulusal, gerekse uluslararası önlemlere
konu olmaktadır (Duru, 2003).
Kıyı
mekanının kıt bir kaynak olması nedeniyle kıyı-insan
ilişkisini geliştirecek bir kıyı kullanımı planlama ve tasarım çalışmalarında
her zaman aranmaktadır. Kıyı düzenleme çalışmaları, kentle
entegrasyonunun sağlanması, kentsel ekonominin ve kent kimliğinin gelişmesine
önemli katkılarının aranması yanında kıyının ekoloji değerlerinin
ortaya konarak korumasını amaçlamaktadır. Kıyı geliştirme proje
uygulamaları dünyada Boston, Londra, San Francisco, Yokohama, Sydney,
Barselona vb. alanlarda ortaya konabilirken, Türkiye’de ise İstanbul Kadıköy-Harem,
İzmir Liman Bölgesi, Pananos Plajı (Selçuk), Antalya Karaalioğlu Parkı
ve Lara Doğa Parkı yarışmaları ile yeni yeni ortaya konulmaktadır.
Ortaya çıkarılan bu projelerde kıyı – kent yaşamının yeniden
kurgulanarak çağdaş bir kimlik kazandırılması çabası vardır.
Antalya
kıyı mekanı; dağları, plajları ve falezleri ile özgün bir kimlik oluşturmaktadır.
Kent, sahip olduğu kıyı potansiyeli yanında diğer doğal güzellikleri
ile bir turizm merkezi olarak yıllardır cazibesini ortaya koymaktadır. Bu
cazibe ile oluşan talep, bilindiği üzere ülkemizde ilk entegre
turizm projesi ve kent planları ile değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Duyarlı ekosistemlerin oluşturduğu kıyı mekanlarında kaynakların aşırı
kullanımı, yoğun yerleşim baskısı, kıyı alanlarına özgü çevre
sorunlarının ortaya çıkmasının nedenlerindendir. Bu sorunlar Antalya
kenti özelinde çok yoğun yaşanmakta ve kentin doğal kaynaklarını hızla
tahrip ve yok etmektedir.
Bu bildiride amaç, kıyı mekanın planlanması ve
tasarımında dikkate alınacak modelin stratejik ilkelerini ortaya koymaktır.
Bildirinin kapsamı içinde kıyı mekanı düzenleme modelinin sınırının
tanımı, Antalya kent merkezi kıyı mekanının planlı çalışmalarla
ilgili temel hedeflerinin irdelenmesi ve kıyı kullanımının değişiminin
saptanması yer almaktadır.
Armutlu
Yarımadası’nın Kuzeybatı Kıyılarında Arazi Kullanımının Coğrafi
Analizi
Orhan
Gürbüz(1), Cengiz Akbulak(1,2), Mesut Doğan(1,3)
ve Özlem Sertkaya Doğan(1,4)
(1)
İ.Ü.
Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Beşeri ve İktisadi Coğ.
Anabilim Dalı, Laleli, İstanbul
Tel: 212-4555700 /15760
E- posta: gurbuz@istanbul.edu.tr
(2)
Tel: 212-4555700 /15754
E- posta: cengizakbulak@hotmail.com cengizakbulak@hotmail.com
(3
)
Tel: 212-4555700 /15723
E- posta: esutan@istanbul.edu.tr esutan@istanbul.edu.tr
(4) Tel: 212-4555700 /15724
E- posta: srtkydgn@istanbul.edu.tr
Özet
Türkiye’de diğer kıyı alanlarında olduğu
gibi, Marmara Denizi kıyıları da yerleşmeler, sanayi tesisleri, turizm
tesislerinin, dolayısıyla insan faaliyetlerinin yoğunlaşmasının, kıyı
alanlarındaki doğal dengenin bozulması anlamında, tehdidi altında
bulunmaktadır. Armutlu Yarımadası’nın kuzeybatı kıyılarında,
Marmara denizinin diğer kıyılarıyla karşılaştırıldığında, daha düşük
yoğunluklu bir kullanımın olduğu görülmektedir. Büyük depremin
meydana geldiği Ağustos 1999’a kadar ikinci konutlar şeklinde turizm
karakterli yapılaşma süreci yaşanmış ve Koruköy – Kocadere arasındaki
kıyı kesimi neredeyse kesintisiz yerleşme alanı durumuna gelmiştir. Yapılaşma,
araştırma alanımızın diğer kıyı alanlarında eğimin engellemesiyle
daha düşük yoğunluklu olmuştur. Dolayısıyla inceleme sahamızda daimi
nüfus 2000 sayımında 21 296’yı bulmuştur. İkinci konutlar dolayısıyla
yaz devresinde nüfus çok daha fazla olmaktadır.
Araştırma
alanımızda tarım sahaları kıyı kesimiyle vadi boyları ve yamaçlara
isabet etmektedir. Geri kalan kesimler orman ve psödomaki formasyonlarıyla
kaplıdır. Diğer ekonomik faaliyetler ise, hayvancılık ve balıkçılıktır.
İnceleme sahamızda doğal dengeyi korumak, yanlış arazi kullanımını
engellemek için, yerleşmeler ve ekonomik faaliyetler bağlamında planlama
yapılmalıdır.
Tekirdağ Kıyı Şeridi
Alan Kullanım Kararlarının Ekolojik Boyutta İrdelenmesi
Lerzan
Yetim(1), Aslı B. Korkut(2) ve Elif Ebru Şişman(2,3)
(1)
Ankara Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 06110 Ankara
Tel:
312-3170550
E-posta: lerzanyetim7@hotmail.com
(2)
Trakya Üniversitesi, Tekirdağ Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı
Bölümü 59100 Tekirdağ
Tel:
282-2931442/131
E-posta: aslikorkut@tu.tzf.edu.tr
(3)
E-posta: elifebru2@hotmail.com
Özet
Marmara
Bölgesi’nde uzun bir kıyı şeridine sahip olan Tekirdağ ili, plansız
alan kullanımları nedeniyle yerleşim alanlarının -özellikle ikinci
konutların- beton bir perde gibi uzandığı sadece ulaşım, yerleşim ve
ticari aktivitelere hizmet eden yapay bir alana dönüşmüştür. İklimsel
nedenlerden dolayı yaz mevsiminin kısa sürmesi kıyı şeridindeki ikinci
konutların yılın belirli dönemlerinde kullanılan ölü yatırımlara dönüşmesine
neden olmuştur. İl genelinde sanayi alanları Çorlu
ve Çerkezköy ilçesinde yer almasına rağmen etki alanı kıyı şeridini
içine almaktadır. Kıyı zamanla doğal özelliğini yitirmiş ve kıyı
şeridi boyunca uzanan verimli tarım arazileri de büyük ölçüde elden
çıkmıştır. Tekirdağ ili her kullanım için uygun olabilecek arazi ve
kaynak seçeneklerine sahiptir.
Bu çalışmada,
Tekirdağ kıyı şeridi ekolojik boyutta irdelenerek çözüm önerileri ve
bu doğrultuda alınması gereken önlemler sunulmuştur.
Dalyan-Kalkan Arasındaki (Güneybatı Türkiye)
Kıyı Yapısı ve Yapıdan Kaynaklanan Sorunlar
Yüksel
Güçlü
Sakarya
Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, 54300,
Hendek, Sakarya
Tel: 264-6140974
Faks: 264-6141034
E-posta: yguclu@sakarya.edu.tr
Özet
Yüksek, genellikle faylı ve falezli kıyıların,
alçak ve genellikle plajlı kıyılarla ardalanmalı olarak uzandığı,
oldukça girintili ve çıkıntılı olan ve ada kıyıları da dahil olmak
üzere uzunluğu 300 km’yi bulan Dalyan-Kalkan arasındaki kıyılar dikey
yönlü tektonik hareketler ile akarsu ve dalga faaliyetlerinin ortaklaşa
etkileri neticesinde şekillenmiştir. Yöre kıyıları başta turizm olmak
üzere farklı beşeri ve ekonomik faaliyetlere sahne olmaktadır. Önemli
yerleşim birimlerinden olan ve yaz mevsiminde küçük ve orta ölçekli şehir
vasfı kazanan Dalyan, Köyceğiz, Ortaca, Dalaman, Fethiye ve Kalkan ile
bunların çevresinde bulunan kırsal yerleşim birimleri ve turizm
merkezleri genellikle alçak kıyılara sahip kıyı ovalarında ve küçük
kıyı düzlüklerinde yer almaktadır.
Dalyan-Kalkan arasındaki kıyılarda kıyının
yapısından dolayı kullanım açısından avantajlar yanında bazı
riskler mevcuttur. Bunlar arasında gerek adı geçen yöredeki kara alanında,
gerekse Girit-Kasos-Karpatos-Rodos ada dizisinde ve deniz tabanında
olabilecek büyük depremlerin özellikle alçak kıyılardaki alüvyal
sahalarda oluşturabileceği yıkım başta gelmektedir. Bu durum tarihi dönemlerden
beri birçok defa yaşanmıştır. Ayrıca, depremlerin yol açabileceği
tsunami (deniz taşması) tehlikesi de göz ardı edilemeyecek kadar önemli
bir risk oluşturmaktadır.
Yöre kıyılarında mevcut olan bir başka risk
tektonik ve östatik kökenli deniz seviyesi değişimleridir. Tarihi dönemlerde
Caunos, Pisilis ve Patara liman kentlerinin önemlerini kaybetmelerinde önemli
rol oynamış bulunan bu süreçler gelecekte de yöre kıyılarında risk
oluşturmaktadır. Bu risk, şu an için Kalkan, Fethiye ve Dalyan çevresi
için daha yüksek görünmektedir. Dalyan-Kalkan arası kıyı bölgesinde
mevcut olan bir diğer risk unsuru da kıyı kumullarıdır. Örneklerini
Patara antik kenti, Eşen ovası ve Sarıgerme (Ortaca) çevresinde gördüğümüz
kıyı kumulları özellikle deniz yönünden hakim rüzgarlara açık olan
ve karadan taşınan ve dalga aşındırmasının neticesinde ortaya çıkan
malzeme miktarının fazla olduğu kesimlerde hem yerleşim ve turizm, hem
de tarım alanları için ciddi bir tehlike olarak görülmektedir.
Kıyı yapısı ile ilgili risklerin en aza
indirilmesi ve/veya ortadan kaldırılması için öncelikle yöre kıyılarında
ayrıntılı çalışmaları yapılmalıdır. Bu çalışmalar neticesinde
ortaya konulacak esaslar ve belirlenen riskler çerçevesinde kıyı kullanım
planlamasına gidilmelidir. Tsunami için komşu ülke Yunanistan ile
birlikte erken uyarı sistemi kurulması ve alçak kıyılarda belirli yükseklikte
setler inşa edilmesi uygun olacaktır. Kıyı kumullarına yönelik olarak
da kıyı kesiminde ağaçlandırma çalışmalarına ağırlık verilmesi,
yerleşim ve turizm planlamalarında bu duruma dikkat edilmesi yarar
getirecektir.
Turizm
Ekoturizm
Kavramı ve Eğirdir Gölü
Candan
Şahin(1) ve Nilüfer Serin(2)
(1) SDÜ Eğirdir Meslek Yüksekokulu, Peyzaj Programı Eğirdir, Isparta
Tel/Faks: 246-3116661
E-posta: ckus@sdu.edu.tr
(2) SDÜ Orman Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü,
Doğu kampusü,
Çünür, Isparta
Tel: 246-2113133
Faks: 246-2371810
E-posta: nilufer@orman.sdu.edu.tr
Özet
Ekoturizm, sosyal
sorumluluk sağduyusu ile birlikte genellikle küçük gruplar halinde,
ailelerin işlettiği küçük tesislerde, geleneksel mimarinin ve yerel
kaynakların kullanımını güçlü bir doğa bağlantısı olarak hedef
almaktadır. Amacına uygun gerçekleştirildiği taktirde, hassas
ekosistemlerin korunması ve bu bölgelerin içerisinde ve çevresinde yaşayan
nüfusun sosyo-ekonomik gelişmesi için kaynak yaratabilen bir araçtır.
Ekoturizm bu kavramda, yeşil turizm, alternatif turizm, doğa turizm, yabanıl
turizm, macera turizmi, kültürel turizm gibi terimlerle kullanılmaktadır.
ğirdir ilçesi kuzeyden Yalvaç ve Gelendost ilçeleri,
doğudan Şarkikaraağaç ve Aksu ilçeleri, güneyden Sütçüler ilçesi,
güneybatıdan Burdur ili, batıdan Isparta Merkez ve Atabey ilçeleri ve
kuzey batıdan Senirkent ilçeleri ile komşudur. İlçenin kuzey kesiminde
oldukça geniş bir alanı kaplayan Eğirdir Gölü ile göl alanını
Isparta çöküntü alanından ayıran dağlar ilçenin yüzey şekillerinin
esasını oluşturur. Bölgenin iklimi, Akdeniz ve İç Anadolu iklimleri
arasında bir geçiş alanında yer almaktadır. Bu iklim tipine bağlı
olarak ilçede ne Akdeniz’in yağışlı, ne de iç Anadolu'nun kurak
iklimi söz konusudur. Denizden 917 m yükseklikte bulunan Eğirdir Gölü
ve çevresi kamp-karavan turizmi ve sportif olta balıkçılığı için
oldukça uygun yerlerden biridir.
Bu çalışmada Eğirdir Gölü’nün eko-turizm
potansiyelinin ortaya çıkartılması için gerekli çalışmalar yapılmıştır.
Yöreye ve göle ait bilgiler yerel kurumlar ve yöre halkıyla yapılan görüşmeler
sonucu toplanmış ve analiz edilmiştir.
Çukurova
Deltası’nın Ekoturizm Potansiyeli
Gülay Çetinkaya(1)
ve Türker Altan(2)
(1) Sivas Cad. No:11, Malatya.
Tel:
0536-7921428
(2)Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi
Peyzaj Mimarlığı Bölümü,
01330,
Adana.
Tel.
ve Faks: 0322-3386277
E-posta:
taltan@cu.edu.tr
Özet
Bu araştırma Çukurova Deltası’nın ekoturizm potansiyelinin (doğal
ve sosyo-ekonomik) belirlenmesini içermektedir. Delta’da ekoturizm
planlaması biyolojik çeşitliliğin koruması ve doğal kaynakların sürdürülebilir
kullanımını sağlamakla birlikte yöre halkına yeni iş ve gelir olanağı
yaratarak halkın doğal kaynaklar üzerine olan baskılarını azaltmayı
amaçlamaktadır.
Delta’nın doğal potansiyelini 110 km.lik kıyı şeridi, nehirler, lagünler,
kıyı kumulları ve bu alanlarda yaşayan birçok canlılar oluşturmaktadır.
Delta’daki lagünler (Tuzla, Akyatan, Ağyatan ve Yumurtalık) uluslararası
düzeyde (AB Natura 2000 FFH Direktifleri) korunması öncelik taşıyan
alanlardır (Altan ve Tischew, 2002). Lagünler, başta su kuşları olmak
üzere birçok canlıya yaşama ve üreme olanağı sağlamakla birlikte kıyı
ekosisteminin bir parçası olarak ekolojik nitelikleri açısından da büyük
önem taşımaktadırlar. Ayrıca lagünlerdeki dalyan balıkçılığı yöre
halkı için bir gelir kaynağıdır. Delta’da geniş bir alanı kapsayan
kumullar da lagünler gibi uluslararası düzenlemelerle öncelikli korunması
gereken alanlardır. On kumullar nesli tehlike altında olan iki deniz
kaplumbağasının (Caretta caretta ve Chelonia mydas) ve yaşamını deniz
ile nehirler arasında geçiren Nil Kaplumbağası’nın (Trionix
triunguis) üreme alanıdır.
Yöre
halkının ekoturizme olumlu yaklaşımı, dalyan balıkçılığı, halkın
geleneksel yaşam biçimi, el sanatları (kilim dokumacılığı gibi) ve doğal
rekreasyon olanakları, Delta’nın ekoturizm açısından sosyo-ekonomik
potansiyelini oluşturmaktadır. Delta’nın ekoturizm potansiyelinin
belirlenmesi sonucunda her lagün ve yakın çevresi için çevreye uyumlu,
sürdürülebilir ekoturizm aktiviteleri ve halkın ekoturizme katılımına
yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Uluslararası Deniz Turizmi
Yılmaz Dağcı
DTO,
Y.Kurulu Başkan Danışmanı, Günyüzü 8/8,Villa Palmiye, Florya, İstanbul.
Tel: 212-6638308, 533-3565858
Faks: 212-6638306
E-posta:
yılmazd@denizticaretodasi.org
E-posta:ydagci@mail.koc.net
Özet
Turizm bir ülkenin doğal, tarihi güzelliklerini görmek üzere yapılan
gezi; gelen turisti ağırlama sanatı; bacasız sanayi; para kazandırmaktan
öte ülkeyi dünya ile entegre eden, yaşam kalitesini yükselten dünyanın
ikinci en büyük ekonomik gücüdür.
Deniz Turizminin
Türkiye için Önemi
ve D-Marin Turgutreis Marina Yatırımı
Ali Erkan
Bezirgan
D-Marin
Turgutreis Marina Müdürü, Deniz Turizm Birliği Yönetim Kurulu Üyesi,
D-Marin Turgutreis Marina.
Gazi
Mustafa Kemal Bulvarı No:26 Turgutreis-
48960 Bodrum.
Tel
: 252-382 92 00
Faks: 252-382 62 00
E-posta:
aebezirgan@dogusmarina.com.tr, a.e.bezirgan@superonline.com
Web
: www.dogusmarina.com.tr
Özet
Ülkemizin
sahip olduğu değerleri, turizm sayısal verilerini Avrupa ve Dünyadaki
gelişmeleri inceleyerek, Türk Deniz Turizm Sektörünün önümüzdeki yıllarda
varması gereken hedefler tespit edilmelidir. Ülkemizin Akdeniz'deki önemli
konumu nedeniyle yat turizmi açısından büyük bir potansiyele sahip olduğu
bilinmektedir. Akdeniz Çanağında mevcut bulunan yatlardan alınacak payın
arttırılması amacıyla yat turizminin geliştirilmesi ve ülke turizm
gelirlerinin istenilen düzeye getirilmesi için gerekli altyapıların en
önemlilerinden biri marinalardır. Marinalar inşaa edilmeden deniz turizm
sektörü oluşturulamaz.
Yeni
Nesil Yat Limanları
Ersel
Zafer Oral
Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu,
Kaynaklar Yerleşkesi, Buca, İZMİR.
Tel
& Faks : 0 232-4538197
E-Posta :
ersel.oral@deu.edu.tr
Özet
Yat turizminin tüm dünyada ayrı bir sektör olarak ortaya çıkması
ile birlikte yatçılık faaliyetinin en önemli altyapısını oluşturan
yat limanlarında da 20. yüzyılın son çeyreğinde önemli gelişmeler gözlenmiştir.
Yatçılık faaliyetlerinin artması ile birlikte rekabet şartları da
zorlaşarak yat limanlarında hizmet çeşitliliği ve kalitesi ön
plana çıkmıştır. Kıyı alanlarının kullanım talepleri içersinde
yer alan yat limanları aynı zamanda ekonomik
yatırımlardır. Yapılacak yatırımın bir yandan rekabet şartlarını
yerine getirecek temel fonksiyonel özelliklere sahip olması beklenirken
bir yandan da yatırımcının yatırımdan beklediği faydayı sağlaması
gerekmektedir. Bu ise yatırımın yer seçiminden başlamak üzere planlama
ve projelendirme aşamalarında doğru kararların verilmesini sağlayacak
gerekli araştırmaların yapılması ile mümkün olabilecektir.
Kıyısal
Peyzaj
Kıyı
Peyzajındaki Değişkenliğin Analizinde
Veri Entegrasyonu
Hakan
Alphan(1), K.Tuluhan Yılmaz(1,2), Süha Berberoğlu(1,3)
ve Yüksel İzcankurtaran(1,4)
(1) Çukurova Üniversitesi
Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330, Adana
Tel: 322-3386545
Faks: 322-3386189
E-posta: alphan@cu.edu.tr
(2) E-posta:
tuluhan@cu.edu.tr
(3) E-posta: suha@cu.edu.tr
(4) E-posta: yizcan@cu.edu.tr
Özet
Bu araştırmada Çukurova kıyı peyzajı, orta
çözünürlükteki Landsat ETM+ verisinin kontrollü sınıflaması ile
bitki örtüsü indikatörü esas alınarak karakterize edilmiştir. Uydu
uzaktan algılama ile elde edilen veri setinin çözünürlüğü veri birleştirme
operasyonu ile 30 m.den 15 m.ye yükseltilmiştir. Uzaktan algılama ve yer
verilerinin entegre kullanımını vurgulayan tanımlama yaklaşımında,
dijital görüntü sınıflaması ve arazi içi veri toplama sayesinde bitki
örtüsü formasyonlar ve topluluklar düzeyinde belirlenmiş, tanıtıcı türler
harita üzerinde sunulmuştur.
Batı
Akdeniz Kıyıları Tatil Köylerindeki
Peyzaj Tasarım ve Planlama İlkeleri
Sibel
Tankurt(1) ve Bahar Türkyılmaz(1,2)
(1)
Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 35350,
İzmir
Tel:
232-7690122
E-posta:
sibel.tankurt@mynet.com
(2)
Tel: 232-3880110
E-posta:
bzafer@ziraat.ege.edu.tr
Özet
Bu araştırmada Güney Ege ve Batı Akdeniz bölgelerinde
yer alan tatil köylerinin tasarım ve planlama ilkelerinin peyzaj mimarlığı
disiplini içinde irdelenmesi amaçlandı. Bu amaçla, bu bölgelerde yer
alan tatil köyleri incelenerek, anket, gözlem, fotoğraf çalışmaları
ile bilgiler elde edildi. Elde edilen ve örneklere göre sonuçlar karşılaştırılarak
tatil köyü tasarımında ve planlamasında temel ilkeler ve programlar oluşturulmaya
çalışıldı.
Yat
Turizmi ve Peyzaj Değerleri Etkileşimi
Ayça
Hasgüler(1) ve Metin
Başal(1,2)
(1)
AÜZF
Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 06110, Dışkapı, Ankara.
Tel: 312-3170550/1296 Faks:
312-3176467
E-posta: ahasguler@hotmail.com
(2)
E-posta:
basal@agri.ankara.edu.tr
Özet
İnsanların fiziksel ve ruhsal olarak rekreasyon ve turizme olan ihtiyaç
ve istekleri ile, bu ihtiyaç ve istekleri karşılayan kaynaklar arasındaki
etkileşim, faaliyetlerin bütününe çok yönlü bakabilmeyi sağlar.
Toplumların yaşam kalitelerini özellikle sosyal ve ekonomik anlamda arttıran,
bireye aktivite katılımında tatmin sağlayan, koruma-kullanma dengeleri
çerçevesinde planlamaları yapılmış kaynaklardır.
Akdeniz çanağı, dünyanın bir numaralı turizm merkezidir. Yat turizmi
açısından da, Akdeniz’in yelkenle seyir olanağı sağlayan ılımlı rüzgarları,
çok sayıdaki korunaklı doğal koyları, sezonun uzunluğu ve
Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin çeşitliliği ile sahip oldukları
farklı sosyal, kültürel ve doğal değerler nedeniyle taşıdığı
cazibenin ürünlerini toplamaktadır.
Doğu Akdeniz’de yer
alan Türkiye; bu pazarda doğal, kültürel ve tarihi kaynakların zenginliği
nedeniyle önemli bir yer tutmaktadır. Ne var ki, özellikle altyapı
yetersizliklerinden dolayı ekonomik anlamda oldukça karlı olan uluslar
arası yat turizminden, diğer batılı Akdeniz ülkelerine oranla yeterince
faydalanamamaktadır. İstatistiklere göre yabancı bayraklı yatlarla
gelen turistlerin, diğer vasıtalarla gelen turistlere oranla çok daha
fazla para harcadıkları bilinmekle birlikte, Akdeniz çanağında dolaşan
mevcut potansiyelin ancak %3.5-4’ü Türkiye’de konuk edilebilmektedir.
Bu çalışma kapsamında,
Türkiye’nin güneybatı kıyılarının sahip olduğu doğal, kültürel
ve tarihi tüm zenginliklerin yat turizmi aktivitesine katılan turistlerin
tercihlerinde ne kadar etkili olduğunun saptanması ile, yat turizminin bölgedeki
peyzaj değerleri, sosyal yapı ve ekonomik durum üzerine olan etkilerinin
irdelenmesi amaçlanmıştır. Karşılıklı etkileşimlerde yüksek oranda
olumlu sonuçlara ulaşılmış ancak özellikle yat turizmi master planının
ve yasaların revizeleri ile, altyapı olanaklarının arttırılması bölgesel
ve ulusal ölçekte daha başarılı
bir yat turizmi aktivitesinin gerçekleştirilmesine olanak vereceği düşünülmüştür.
Bulanık
Mantık Yöntemi ile Kıyı Alanları Doğal Yapı ve Kullanım Değerlendirilmesi
Ayşen
Ergin(1), Engin Karaesmen(1,2), Evrim Gezer(1,3)
ve
Barış Uçar(1,4)
(1)
İnşaat
Müh. Böl.,ODTÜ, Ankara,
312-2105441, ergin@metu.edu.tr
(2)
E-posta: engin@metu.edu.tr
(3)
E-posta: evrimgezer@yahoo.com
(4)
E-posta: ucbarisuc@hotmail.com
Özet
Bu çalışmada, bulanık mantık yöntemi
kullanılarak, kıyı alanları doğal yapı ve kullanım değerlendirmesine
olanak tanıyacak bilimsel bir metot geliştirilmiştir. Geliştirilen kıyı
alanları görsel değerlendirme sisteminde kullanılan yirmi altı
değerlendirme parametresi, bu alandaki kullanıcılara ve uzmanlara
danışılarak seçilmiştir. Ayrıca, değer parametrelerinin önceliklerine
göre, ağırlık katsayıları
anket çalışmaları sonucunda belirlenmiştir. Kıyı alanları görsel
değerlendirme verileri, Bulanık Mantık Yöntemi uygulanarak bu
alanlar için bir değer puanı sistemine dönüştürülmüştür. Türkiye’de
bu metodun ilk pilot çalışması Antalya ve Mersin yörelerinde yapılmıştır.
Bütün dünyada 120’den fazla kıyı alanı değerlendirilmiş ve
değer puanlarına göre bir kıyı alanları sınıflandırması
elde edilmiştir.
CİLT II
Canlı
Kaynaklar ve Yönetimi
Derinlerin
Ekonomik Deniz Balıkları:
Kullanmak ya da Kullanmamak?
Halit
Filiz(1), Gökçen Bilge(2) ve Melahat Toğulga(3)
(1) Ege Üniversitesi, Su
Ürünleri Fakültesi, Su Ürünleri Temel Bilimler Bölümü, Balıkçılık
Temel Bilimler Anabilim Dalı, 35100, İzmir
E-posta: filiz@sufak.ege.edu.tr
(2)
E-posta: gbilge@yahoo.com
(3) E-posta:
togulga@sufak.ege.edu.tr
Özet
Kuzey Ege Denizi’ndeki trol balıkçılığı
200-500 m. derinlikler arasında yapılmakta ve belli ekonomik türler üzerinde
av baskısı oluşturulmaktadır. Özellikle 300-500 m derinlikler arasında
çekilen trollerde, hedeflenen ekonomik türlerin yanında, çok sayıda
derin deniz balığı türünün hedef-dışı av olarak yakalandığı,
ancak bu türlerin işletilmediği de acı bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu çalışmada, 2002-2003 yılları arasında yapılan trol sörveyleri ile
Sığacık Körfezi’nin derin deniz (300-500 m) balıkçılık kaynakları
araştırılmaya ve ülkemizde kullanılmayan ancak esasında ekonomik öneme
sahip derin deniz balıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Kuzey Ege
Denizi’nin bakir derin deniz ortamı, araştırıcılara yeni balıkçılık
kaynakları bulma, bu kaynakların dağılım ve bolluklarını araştırma,
biyoloji ve populasyon dinamiği çalışmalarını gerçekleştirme ve
uygun bir yönetim planı oluşturmada büyük bir fırsat sağlayacaktır.
Güney Ege Bölgesi Dalyanlarında Üretimin Meteorolojik Veriler ile Karşılaştırılması
Mustafa
Erdem(1) ve Nedim Özdemir(2)
(1) Muğla Üniversitesi, Su
Ürünleri Fakültesi, Kötekli, Muğla
E-posta: merdem@mu.edu.tr
(2) Muğla Ünversitesi, Ortaca Meslek Yüksekokulu, Ortaca, Muğla
Tel: 252-2825619
Faks: 252-2822579
demir@mu.edu.tr
Özet
Türkiye'de balıkçılık kıyı (kısa mesafe) ve
sahil balıkçılığı (orta mesafe) olmak üzere iki şekilde oluşmuştur.
Kıyı balıkçılığı faaliyetleri içersinde yer alan dalyanlar hem
denizel hem de karasal tatlı su kaynaklarından etkilenmektedirler. Dünya
üzerinde bulunan 128 kıyısal lagün alanına karşın Türkiye'de eski
kayıtlarda 36 olarak verilen lagüner sahadan günümüzde sadece 12
tanesinden yararlanılmaktadır. Güney Ege Bölgesinde halen balıkçılık
faaliyetlerinin kooperatifler aracılığı ile yapıldığı 3 lagüner
alan vardır. Bunlar kuzeyden güneye sırasıyla; Güllük, Boğaziçi
(Tuzla) ve Köyceğiz-Dalyan lagünleridir. Bu lagünlerden yılda ortalama
20-50 kg/ha/yıl verim elde edilmektedir. Uzun yıllar boyunca görülen
hava (meteorolojik) olayların ortalaması olarak bilinen iklim canlılar üzerinde
etkilidir. Bir bölge içinde mikroklima iklim olarak adlandırılan adacıkları
bulunabilir. Güney Ege Bölgesi kendine has iklim özellikleriyle birden
fazla mikroklimatik özellik sergilemektedir. Bu çalışmada yağış, hava
sıcaklığı, güneşli gün sayısı, rüzgar ve etkin rüzgar yönü gibi
meteorolojik verilerin uzun yıllar rasat ortalamaları alınarak bölgede
bulunan 3 lagün sahasındaki yıllık verimlilik değişimleri ilişkilendirilmeye
çalışılmıştır.
Güllük Körfezi'nde Kültür Balıkçılığının Su Kalitesine Olan
Etkilerinin Yeni Bir Yöntemle İrdelenmesi
Ahmet Demirak(1),
Ahmet Balcı(1) ve Mehmet Tüfekçi(2)
(1)Muğla
Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, 48000 Muğla.
E-Posta:
ademirak@yahoo.com
E-Posta: abalci99@yahoo.com
(2)
K.T.Ü, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, Trabzon.
Özet
Biyoteknolojik
bir üretim faaliyeti olan deniz balıkları yetiştiriciliği, doğal
kaynakların kullanımını özellikle de kıyısal kaynakların kullanımını
gerektirmektedir. Bu özellikleri ile de kıyısal alanı kullanan sektörlerin
başında gelmektedir. Kıyısal alanlarda yapılan ağ kafes yetiştiriciliğinde,
çevreye yayılan çözülebilir metabolizma atık ürünleri olan dışkı
ve salgılar ile tüketilmeyen yemler için, su kolonu alıcı ortam oluşturur.
Ülkemiz Güney Ege kıyıları doğal morfolojisi, ekolojisi, topografisi
ve hidrografisiyle ekonomik değeri
yüksek denizel türlerin doğal olarak bulunduğu ve yetiştiriciliğe de
uygun alanlardır. Ancak deniz
balıkları yetiştiriciliği oldukça yeni bir sektör olup, çevresel
etkilerine dair bilgiler sınırlıdır. Bu çalışmada, kültür balıkçılığının
Güllük Körfezinin (Ege Denizi) su kalitesine olan etkilerini
irdelemek amacıyla; balık çiftliklerini temsil eden yedi (7) ve kıyıdan
uzak kontrol noktaları olarak belirlenen üç (3) ölçüm noktası tespit
edilmiştir. Bu noktaların yüzey (0.5 m) sularında Ağustos-2001,
Ekim-2001, Mart- 2002 ve Haziran 2003 dönemlerinde , çözünmüş oksijen,
PO4-P, T.I.N (Toplam İnorganik Nitrojen) ve klorofil
ölçümleri yapılmıştır. Balık çiftliklerini temsil eden
noktalardan elde edilen sonuçlar ile kontrol noktalarından elde edilen değerlere
mukayese imkanı veren Bağıl Değişim Metodu uygulanmıştır. Bu metot
kapsamında; ölçüm sonuçlarının Bağıl Değişim Değerleri bulunmuş
ve bu değerlerin %95 Güven Sınır aralığı değerleri tespit edilmiştir.
Çalışmanın sonunda, PO4-P değerleri her dört ayda anlamlı pozitif değişim
gösterdiğini, T.I.N da ise mart ve haziran aylarında anlamlı pozitif değişim
göstermediğini tespit edilmiştir.Klorofil-a,
sadece haziran ayında %95 Güven Sınır aralığında anlamlı
pozitif değişim göstermemektedir. Genel olarak ölçülen parametrelerin
ortalama bağıl değişim değerlerinin
yüksek ve anlamlı pozitif değişim vermektedir. Bu durum, Güllük Körfezinin
su kalitesini balık çiftlikleri tarafından etkilediği
sonucu çıkarılmaktadır.
Deniz Taşımacılığı, Limanlar
Kruvaziyer
Yolcu Taşımacılığı ve Sektörde Türkiye’nin Geleceği
Serap
İncaz(1), Güler Bilen Alkan(2) ve
İhsan
Arıcan Çakar(3)
(1)
Denizcilik Fakültesi Deniz Ulaştırma İşletme
Mühendisliği Bölümü Tuzla/İstanbul.
Tel:
0216 395 10 64, E-posta: serapincaz@yahoo.com
(2) Deniz
Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, Mühendislik Fakültesi, Avcılar/İstanbul
E-posta:
guleralkan2@yahoo.com
(3)
Martı
Konteyner Hizmetleri A.Ş.
E-posta:
arican@admiralcontainerlines.com
Özet
Son
yıllarda Dünya’da kruvaziyer yolcu taşımacılığı hızlı bir gelişim
göstermektedir. Globalleşme ve
dünya turizmindeki gelişme sonucu, insanların denizden yararlanma
talepleri kruvaziyer turizme kaymıştır. Dünya’da kruvaziyer taşımacılık
hatlarıyla ilgili olarak gelişen piyasalar; Amerika kıyıları,
Karayipler, İskandinav ülkeleri, Akdeniz ve Uzak Doğu piyasalarıdır.
Kruvaziyer taşımacılığın % 60 dan fazlası Amerika kıyılarındaki
limanlara yapılmaktadır.
Kruvaziyer taşımacılık sonucu artan harcamaların direk etkisi,
kruvaziyer turizmin yarattığı talebi karşılamak için ihtiyaç duyulan
hizmetlerin sağlanmasındaki istihdam artışı şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Bu direk etki yanında ülke ekonomisine ikincil etkisi, kruvaziyer sektörüne
mal ve hizmet sağlayan sanayilerdeki üretimi arttırma şeklinde ortaya çıkar.
Kruvaziyer taşımacılığın yarattığı bu etkiler sayesinde Türkiye
ekonomisinde de yabancı döviz kazancında artış, istihdamda, talep
edilen mal ve hizmetlerin üretiminde artış, ticarette gelişmeler sağlanacaktır.
Türkiye’de
gerçek anlamda bir kruvaziyer yolcu taşımacılığından söz etmek mümkün
değildir.Türkiye’de kruvaziyer turizm İspanya, İtalya ve Yunanistan çıkışlı
paket turların uzantısı olarak ve çoğunlukla günübirlik uğrak şeklinde
gerçekleşmektedir. Oysa Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz doğası,
tarihi güzellikleri ve deniz turizmi nedeniyle kruvaziyer turizmde önemli
bir paya sahip olabilir. Bu amaçla kruvaziyer turizmin Türkiye’nin
ekonomisine katkıda bulunabilmesi için kruvaziyer turizmden pay alan ülkelerle
rekabet edebilecek konuma getirilmesi, kruvaziyer yolcu taşımacılığı
konusunda ulusal bir stratejinin belirlenmesi gerekmektedir.
Bu
amaçla bu çalışmada, kruvaziyer turizmin genel tanımlanması yapılarak,
Türkiye’deki mevcut durum uğrak limanları ile birlikte verilerek, Dünya’daki
yaygın kruvaziyer hatları dikkate alınarak, Türkiye kruvaziyer taşımacılığının
geliştirilmesi yönünde ve Türkiye’nin kruvaziyer yolcu taşımacılığı
piyasasında rekabet şansının arttırılması yönünde gerekenler açıklanacaktır.
İstanbul’da Denizyolu Ulaşımının Kaçınılmaz Gerekliliği
Serap
İncaz(1) ve Güler
Bilen Alkan(2)
(1)
Denizcilik
Fakültesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü Tuzla/İstanbul.
Tel:
0216 395 10 64
E-posta:
serapincaz@yahoo.com
(2) Deniz
Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, Mühendislik Fakültesi, Avcılar/İstanbul.
E-posta:
guleralkan2@yahoo.com
Özet
Ekonomi
bilimi genel eğilim olarak ucuz ulaşım hizmetinden yararlanmak ister. Türkiye'de
ise durum tam tersinedir. En ucuz olan denizyolu ve raylı taşıma mevcut
ulaşım sistemleri içinde hemen en alt sırayı almaktadır. En önde
gelense, birim maliyeti en yüksek olan, karayoludur.
Türkiye’de
şehirlerde ulaşım sorunun
temelinde karayollarına fazla ağırlık verilmesi yatmaktadır. Örneğin
İstanbul’da günlük şehir içi yolculuğunun % 90’ı karayolu ile yapılmaktadır.
Demiryolu ulaştırması % 6 ve
denizyolu ulaştırması % 4 civarındadır. Diğer taraftan toplu taşımacılıkta
kullanılan otobüslerde yeterli hizmet verememektedir. Duraklarda fazla
bekleme, durak yerlerinin uygunsuzluğu, otobüslerin kalabalık olması
gibi nedenlerle özel araba kullanılması artmaktadır.
İstanbul
ülke sanayinin % 38’ini, ülke ticaretinin % 55’ini üreten lokomotif
bir büyük şehirdir. İstanbul’da yaşanan en büyük sorun trafikte yaşanan
sıkışıklık olarak ortaya çıkmaktadır. İstanbul’da İstanbul Boğazı'nın
iki yakasında 15 milyona yakın bir nüfus yaşamaktadır.
Boğaz,
Anadolu ve Avrupa yakasındaki Marmara ve Karadeniz kıyıları ile Haliç
gibi son derece müsait deniz yollarına sahip olan İstanbul’da ise bunun
tam tersi olarak, ulaşımın yüzde 90'ından fazlası karayoluyla yapılmaktadır.
Buna göre karayolu taşımacılığının
daha da azaltılması olanak dahilindedir. Deniz yolunun gerektiği gibi değerlendirilmemesi,
İstanbul'un kara trafiğindeki aşırı yoğunluğun nedenlerinden biridir.
İstanbul’un trafik sorununun çözülmesine, sadece karayollarında alınacak
kavşak düzenlemeleri, yol genişletmeleri gibi tedbirler ve hafif raylı
sistemlerle ve metro gibi yatırımların yetmeyeceği tartışma götürmez
bir gerçektir. İstanbul şehrinin ideal şehir tanımına uygun
olabilmesi, sorunların çözülmesi ve İstanbul şehrinin biraz nefes
alabilmesi, bir çok sanayi merkezinin toplandığı İstanbul şehri ve çevresinin
ulaştırma yönünden de katkıda bulunabilmesi için deniz ulaştırmasına
ağırlık verilmesi gerekmektedir.
İşte
bu amaçla bu çalışmada İstanbul deniz ulaştırma sisteminde mevcut
durumu, diğer ulaştırma türleri içindeki dağılımı, önemi ve
gerekliliği açıklanmaya çalışılarak, kentte yaşayan insanların ulaşım
yoluyla yaşam standardının arttırılması için denizyolu ulaşımının
geliştirilmesi yönünde önerilerde bulunulacaktır.
Ege ve Marmara Bölgesi Limanları
Arz
ve Talep Projeksiyonu
Soner
Esmer(1) ve Hakkı Kişi(1,2)
(1)
Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu,
Tınaztepe Kampusu,
35160, Buca-İZMİR. Tel: 0232 4535072/4202,
Faks:
0232 4538197, E-posta: soner.esmer@deu.edu.tr
(2)
E-posta:
hakki.kisi@deu.edu.tr
Özet
Denizyolu
yük trafiğine sahip olan bölgelerde, gelecekteki yük trafiğinin
tahminlenmesi, bölge limanlarına olan talebin projeksiyonu ile mümkün
olabilmektedir. Yapılacak liman talep projeksiyonu, aynı zamanda gelecekte
gerçekleşecek yük trafiği hakkında fikir verdiğinden dolayı, gerekli
ulaştırma altyapısının hazırlanması için de zaman kazandırmaktadır.
Çalışmada
bölge hinterlantlarının sosyo-ekonomik göstergeleri ile bu bölge
limanlarında elleçlenen konteyner miktarları arasındaki ilişkiyi ortaya
koyan regresyon analizi yapılmıştır. Regresyon analizi yapmak için
kullanılan değişkenlerde en az on iki yıllık geçmişe inilmesi çalışmanın
güvenilirliği açısından gerekmektedir. Ege ve Marmara bölgeleri yük
potansiyelini ortaya koymak ve liman yükleme hizmetleri talebini öngörmek
bu bölgelerdeki liman, yanaşma yeri yatırımlarına ışık tutacaktır.
Çalışma,
Ege ve Marmara Bölgesi limanları ve bu limanlara talebi oluşturan
hinterlandın sosyo-ekonomik analizini kapsamaktadır. Tespit edilmesi
zorunlu iki veri bulunmaktadır. Birincisi, limanlara yük veren illerin
tespiti ve bu illerin hinterlanda katılım yüzdelerinin saptanmasıdır.
Bu illerin son on iki yıla ait GSYİH verileri ve her bir ilin hinterlanda
katılım payları çalışmada ortaya konmuştur. İkinci önemli veri ise
bölge limanlarında elleçlenen son on iki yıla ait konteyner trafiği
rakamlarıdır.
Yapılan regresyon analizi sonucunda elde edilen kötümser, ortalama ve
iyimser trafik değerleri ile liman teorik kapasitesi arasındaki ilişki,
yatırımların çerçevesini belirlemede yardımcı olacaktır. Çalışma
sonuçlarına göre her iki bölgenin de mevcut elleçleme kapasitesi
gelecek için tehlike sinyalleri vermektedir. Liman yatırımları artık
zorunlu hale gelmiştir. Özellikle Ege bölgesi ve Marmara Bölgesi
hinterlandı içerisinde bulunan İzmit bölgesinin konteyner limanı
ihtiyacı had safhadadır. Bu iki bölgeye önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde
konteyner limanı yatırımlarının yapılması zorunlu görülmektedir.
Ege Bölgesi Liman Alternatiflerinin Toplu Değerlendirilmesi
Ersel
Zafer Oral(1) ve Durmuş Ali Deveci(1,2)
(1)
Dokuz
Eylül Üniversitesi, Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu,
Kaynaklar
Yerleşkesi, Buca, İzmir
Tel/Faks:
232-4538197
E-posta:
ersel.oral@deu.edu.tr
(2)
E-posta:
adeveci@deu.edu.tr
Özet
Önemli
bir dış ticaret potansiyeline sahip olan Ege Bölgesi, hızla büyüyen
ekonomisi ile dikkat çekmektedir. Günümüzde dünya ticaretinin önemli
bir bölümü deniz yolları üzerinden yapılmaktadır. 20. Yüzyılın son
çeyreğinde deniz yolları ile gerçekleştirilen kıtalararası mal taşımacılığında
özellikle konteyner taşımacılığı ön plana çıkmıştır. Tüm dünyada
olduğu gibi ülkemizde de konteyner taşımacılığının payı ve önemi
hızla artmaktadır. Ege Bölgesi’nde İzmir Alsancak Limanı dışında
konteyner gemilerine hizmet verebilen ikinci bir liman mevcut değildir.
Bununla birlikte bölgedeki ekonomik gelişmeye bağlı olarak İzmir
Alsancak Limanına gelen yüklerde önemli bir artış olmuş ve liman artan
yük kapasitesi karşısında teorik kapasitesini aşarak tıkanma noktasına
gelmiştir.
Ağırlıklı
olarak ihracat yüklerine hizmet veren Alsancak Limanında yaşanan sıkışıklık,
öncelikli olarak bölgeden ihracat yapan firmaları olumsuz etkilemeye başlamıştır.
Bu olumsuzluğu ortadan kaldırmak amacı ile Ulaştırma Bakanlığı
mevcut liman kapasitesinin arttırılmasının yanı sıra kapasite artışı
sağlayacak yeni liman projelerinin üzerinde çalışmaya başlamıştır.
Artan
yük talebini karşılamak amacı ile Ulaştırma Bakanlığı kısa vadeli
bir çözüm olarak mevcut Alsancak Limanının yarım kalan inşaatının
tamamlanarak yeni bir konteyner terminalinin hizmete girmesini, uzun vadeli
çözüm olarak ise Çandarlı bölgesinde yeni bir konteyner limanı yapılmasını
planlamıştır. Ayrıca özet sektör tarafından alternatif proje yerleri
üzerinde çalışmalar devam etmektedir.
Bu
çalışmanın amacı, Ege Bölgesi’nde yapımı planlanan liman
projelerinin sosyal, fiziksel ve ekonomik yerleşim yeri özellikleri ile
mevcut kullanım taleplerinin de göz önünde tutularak karşılaştırılmalı
değerlendirmesinin yapılmasıdır.
Kaş
Körfezi Limanlarının Değişen Fonksiyonları
T.
Levent Erel(1) ve Cengiz Akbulak(2)
(1)
İ.Ü.
Edebiyat Fak. Coğrafya Böl. Beş. ve İkt. Coğ. Anabilim Dalı, Laleli-
İstanbul.
Tel:
216- 467 32 53
(2)
İ.Ü. Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Beyazıt - İstanbul.
Tel:
212-455 57 00 / 15754
E-
posta: cengizakbulak@hotmail.com
Özet
Kaş Körfezi limanları, Geç Tunç Çağı deniz
ticaret yolunda küçük iskeleler olarak yerlerini almışlardır. Roma İmparatorluğu
döneminde bunlardan Sebeda (Bayındır) sönükleşmiştir. Kaş
(Antiphellos) ile Meis (Megiste-Kastellorizo) limanları yüzyıllar boyunca
Teke Yarımadası’nın (Likya) ürünlerini Ege ve Akdeniz’deki
pazarlara sevk ederek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Meis Adası’nın
20. yüzyıl başında Yunanistan’a bağlanmasından sonra adanın hem Kaş,
hem de Güneybatı Anadolu ile ilişkileri sona ermiştir. Dolayısıyla her
iki liman sönükleşme sürecine girmiştir. Kaş, 1980’li yıllarda
modern karayolu ağına bağlanmış, Türkiye’nin büyük kentsel
merkezleri ile ilişki kurabilir duruma gelmiştir. Karayollarının yapılması
öncelikle turizmi devreye sokmuştur. Kaş kısa sürede doğal ve tarihi
zenginlikleriyle Teke Yarımadası’nın turizm merkezlerinden biri olmuştur.
Kaş’ın sadece 5 km açığındaki Meis’in içine kapanık durumu devam
etmektedir. Ekonomisinin canlanması için yeni atılımlar gerekmektedir.
Ege
Bölgesi'nde Tersane Kurulmasının Nedenleri ve
Horozgediği Bölgesinin Seçilmesi
Gökhan
Kara(1) ve E.Gül Emecen(1,2)
(1)
İstanbul Üniversitesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü,
34850, İstanbul. Tel: 212-5090205
Faks:212-5090205
E-posta: karagok@istanbul.edu.tr
(2)
E-posta:
emeceng@istanbul.edu.tr
Özet
Dünya
üzerinde ülkelerin ihtiyaç duyduğu tüketim ve sanayi mallarının çeşitliliğinin
artması ve kendi ekonomilerini iyileştirme çalışmaları isteği, ülkelerin
birbirleri ile olan ticaret ilişkilerini artırmaktadır.
Bu nedenle uluslararası taşımacılıkta kullanılan karayolu,
demiryolu, havayolu ve denizyolu ulaştırma şekilleri önem kazanmaktadır.
Özellikle denizler arası ve deniz aşırı taşımacılık, diğer
ulaştırma yollarına göre; bir seferde daha büyük ve daha düşük
maliyetle yük taşınmasını avantajlı hale getirdiğinden tercih edilen
ulaştırma şekli olmuştur. Dolayısıyla
deniz taşıtlarının inşa sanayisi gelişmekte, buna bağlı olarak gemi
sayısı ve trafik yoğunluğu da gün geçtikçe artmaktadır.
Ayrıca yeni gemilerin inşasının yanı sıra, dünya denizlerinde
dolaşan, ülkemiz ve çevresinin denizlerini kullanan mevcut gemilerin bakım-onarım
ihtiyaçlarını karşılayabilecek yeni tersanelerin kurulması ihtiyacı
doğmaktadır.
Denizyolu
ulaştırması yapan şirketler, genelde gemilerinin bakım-onarım ihtiyaçlarını
ekonomik olması nedeniyle vardığı liman veya yüklendiği limana yakın
bölgelerdeki tersanelerde yapmak istemektedirler.
Dünya
yeni gemi inşa piyasası incelendiğinde ilk sıraları Kore, Japonya ve Çin
almaktadır. Ayrıca son yıllarda
Yunanistan gemi inşa piyasasında, 15 milyon DWT hacminde ve 220 adetten
fazla gemiyi kapsayan 8 milyar doların üzerinde bir sipariş değeriyle
yer almıştır.
DPT’nin
raporuna göre Türk Deniz Ticaret Filosu’nun ortalama yaşı 22,5’tir.
Bu değer Dünya Deniz Ticaret Filosu’nun yaşından büyüktür.
Ortalama gemi ömrünün 25-30 yıl olduğu düşünüldüğünde önümüzdeki
5-10 yıllık süre içinde önemli ölçüde bakım-onarım hizmeti,
hurdaya çıkış ve yeni gemi talebi ortaya çıkacaktır. DPT raporu ayrıca
tanker ve kuru yük gemi filosunun yenilenmesinin şart olduğunu tespit
etmektedir. Ülkemizi incelediğimizde tersanelerimizin büyük bir kısmının
Marmara Bölgesinde olduğu görülmektedir.
Ülkemiz limanlarına gelen gemilerin toplam sayı ve yük
kapasiteleri incelendiğinde, Ege Bölgesi, İzmir bölge limanlarının ve
diğer limanların gemi trafiğinin oldukça yüksek olduğu görülmektedir.
Ege
Bölgesi limanlarına yılda yaklaşık 6000 adet geminin gelmesi ve bu
gemilerin bölgede mevcut bir tersanenin olmaması nedeniyle bakım-onarımlarını
Akdeniz ülke tersanelerinde, özellikle Yunanistan’da yapmalarına neden
olmaktadır. Bu da üç tarafı
denizlerle çevrili olan ülkemiz açısından büyük kayıplar doğurmaktadır.
Bu
çalışmada, gemi trafiği ve limanlar göz önüne alındığında bu bölgede
bir tersane kurulmasının gerekliliği ve bu tersanenin kuruluş yerinin seçimi
problemi araştırılmıştır. Tersane
kapasitesi tahmini ve yer seçimi yapılırken; gemi trafiği, bölge
limanlarına yakınlığı, kıyı bölgesinin coğrafik uygunluğu, bölgenin
karayolu ulaşım olanakları, hinterlandı, meteorolojik ve oşinografik
faktörlerine değinilmiştir. Çalışma
sonucunda seçilen yer, İzmir bölge sınırları içinde Nemrut ve Aliağa
limanları arasında Yeni Foça mevkiinde Makine Kimya Sanayi ve Ege Çelik
yerleşikleri ortasında Kızıl burun güneyinde kalan Horozgediği Bölgesi'dir.
Temiz Enerji
Köyceğiz
ve Dalyan Civarında Çalışan Gezinti Teknelerinin Güneş Enerjisi ile
Sevki
Yalçın
Ünsan
İstanbul
Teknik Üniversitesi
Gemi
İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi, 34469 İstanbul
Tel:
212-2856409 Faks:
212-2856454
E-posta:
unsany@itu.edu.tr
Özet
Çalışmanın
ana amacı; akümülatör bataryalarını güneş ışığından şarj
edebilen, en az bir gezi turu boyunca yol alabilecek, elektrikle tahrik
edilebilen sessiz ve atık gazlarla doğayı kirletmeyen gezinti
teknelerinin sistem maliyetini hesaplamak ve yapılabilirliğini göstermektir.
Bu çalışmada öncelikle bölgedeki tekne tiplerinin genel karakteristik
özellikleri taranmıştır, daha sonra teknelerin ihtiyaç duydukları güç
tespit edilip bu gücü karşılayacak elektrik motorları, enerji hücreleri,
Güneş enerjisi pilleri ve elektrik motoru kontrol sistemleri araştırılmıştır.
Daha sonra bölgede çalışan teknelerin gezinti senaryoları çıkarılmış
ve bu senaryolara göre kapasite hesabı yapılmıştır. Çalışmanın
sonunda bölgedeki gezi tekneleri için maliyet - yapılabilirlik analizine
gidilmiş ve öngörülerde bulunulmuştur.
Kıyı
Alanlarında Sürdürülebilir Enerji Kaynakları ile Isıtma-Soğutma
Derya
Dikici(1),
Halime
Paksoy(1,2)
ve Hunay Evliya(1,3)
(1)
Çukurova Üniversitesi,
Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Böl., 01330 Adana.
Tel: 322-3386081/28
Faks: 322-3386070
E-posta: ddikici@cu.edu.tr
(2)
Tel: 322-3386084/2453 Faks: 322-3386070
E-posta:
hopaksoy@cu.edu.tr
(3)
Tel: 322-3386084/2997 Faks: 322-3386418
E-posta:
hevliya@cu.edu.tr
Özet
Türkiye
çevresindeki Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Marmara Denizleriyle uzun kıyı şeridine
sahip; ender ve zengin coğrafyası olan
ülkelerden biridir. Kıyı alanlarının yönetimi kapsamında sürdürülebilir
kıyı ve deniz kaynaklarından yararlanan enerji sistemleri uygulamaları
da değerlendirilmelidir.
Geleneksel
enerji üretim ve tüketim yöntemlerinin çevreye bölgesel ve zamanla küresel
düzeyde verdiği olumsuz etkiler yeni, çevreyle dost, sürdürülebilir
enerji kaynaklarını kullanan enerji teknolojilerinin araştırılması gündemini
doğurmuştur. Ülkemizde kıyı şeridinde bulunan illerde doğal, sürdürülebilir
enerji kaynakları (deniz, hava, toprak) ile ısıtma veya soğutmaya yönelik,
Yer altı Kanallarında Termal Enerji Depolaması (KTED) yapılabilir.
Yeraltında termal enerji depolama tekniklerinden birisi olan KTED
uygulamaları dünyada pek çok ülkede yaygınlaşmaktadır. KTED termal
enerjinin var olduğu ve kullanılmadığı zamanlarda depolanıp (kışın),
ihtiyaç duyulduğu zamanlarda (yaz) kullanılması prensibiyle uygulanır.
Yeraltında açılan kanallar depolama sırasında ısı değiştiricisi görevi
görürler. KTED geleneksel ısıtma-soğutma sistemlerine alternatif olarak
kullanıldığında, COx, SOx, NOx gibi
gazların emisyon şiddetlerinde azalma gerçekleşecektir. Sera etkisiyle
iklim değişikliği ve asit yağmuru gibi sonuçlar engellenmiş olacaktır.
KTED uygulaması için en önemli etmenlerden birincisi uygulamada kullanılacak
enerji kaynağının ısıtma soğutma potansiyelidir. Soğutma amaçlı
KTED uygulamalarında enerji kaynağı olarak kış ortam havası, deniz,
endüstriyel uygulamalardan ve ısı pompalarından atılan soğuk enerji
kullanılabilir.
Bu
çalışmada Türkiye’de kıyı illerinde uygulanabilecek KTED sistemleri
ve kış ortam havasını kullanarak soğutmaya yönelik KTED potansiyeli,
Soğutma Derece Saat (SDS) yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Ayrıca
kıyı illerinde mevcut deniz suyu veya yüzey sularının KTED uygulamasında
kullanılma olanaklarından bahsedilmiştir.
Karadeniz’in
Dalga Enerjisi
Erdal
Özhan(1) ve Nihal Yılmaz(1,2)
(1)
Orta
Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 06531, Ankara
Tel:
312-2105437, Faks:
312-2101412
E-posta:
ozhan@metu.edu.tr
(2)
Tel: 312-2102498,
E-posta: nihal@metu.edu.tr
Özet
Bu
çalışmada NATO TU-WAVES projesinde gerçekleşltirilmiş olan kapsamlı
dalga tahminleri sonuçlarının oluşturduğu veri tabanı kullanılarak
Karadeniz için dalga enerjisi yoğunluğu ve dalga gücünün alansal dağılımları
sunulmuş ve tartışılmıştır.
Çevresel
Etkiler ve ÇED
Entegre
Kıyı Alanları Yönetiminde Yasal Bir Araç: Stratejik Çevresel Değerlendirme
Gülsun
Yeşilhüyük(1), Alara İstemil(1,2)
(1)
Çevre
ve Orman Bakanlığı, Ankara.
Tel: 312-2879963 /4324 Fax:
312-2852910
E-posta: yesilhuyuk@yahoo.com
(2) Tel: 312-2879963 /4216
Fax: 312-2853739
E-posta: istemil@yahoo.com
Özet
Entegre
Kıyı Alanları Yönetimi (EKAY), kıyı çevresinin sürdürülebilir
korunmasını sağlamak üzere geliştirilen ve kıyı çevresinin korunmasına
yönelik hedeflerin kalkınma planlarına entegre edilmesini ilgili yasal ve
kurumsal yapı çerçevesinde tüm ilgi gruplarının katılımıyla sağlamayı
hedefleyen bir yönetişim süreci olarak değerlendirilmektedir. EKAY sürecini
destekleyen bir çok araç geliştirilmiş olmakla birlikte, bu araçların
arasında en yaygın biçimde kullanılanı Çevresel Etki Değerlendirmesi
(ÇED)’dir. ÇED, hayata geçirilmesi planlanan projelerin çevresel
etkilerinin değerlendirilmesini sağlaması bakımından önemli bir araç
olmasına rağmen, kapsam açısından dar kalmaktadır. 1990’lı yıllarda
oluşum göstermeye başlayan Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD) süreci
ise, artık sadece projelerin değil, plan ve programların da çevresel
etkilerinin gözden geçirilmesine ve diğer sektörlere çevresel faktörlerin
entegre edilmesinin sağlanmasına yönelik bir araç olarak geliştirilmiştir.
Bu anlamda, SÇD, kıyı alanlarının sürdürülebilir korunmasını sağlayıcı
bir araç olarak da karşımıza çıkmaktadır. SÇD’nin gelişimi her ne
kadar çok yeni de olsa, başta Avrupa Birliği (AB) Üye Ülkeleri olmak üzere
ulusal mevzuata uyumlaştırılmasının ve uygulanmasının gerekliliği küresel
düzeyde de yaygınlaşmaktadır.
Öncelikli
olarak AB’ne katılım sürecinde, AB Çevre Müktesebatının Türk Çevre
Mevzuatına uyumlaştırılmasının gerekliliğinden ötürü, bunun yanı
sıra küresel bir politika haline gelen sürdürülebilir kalkınmanın
uygulanmasını sağlayıcı bir araç olması bakımından SÇD’nin Türk
Çevre Mevzuatına kazandırılmasına yönelik mevzuat çalışmaları Çevre
ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.
Bu
çalışmada da, SÇD’nin uluslararası düzeyde politika aracı olarak
gelişimine yönelik süreç ile Türkiye’de de yasal bir çerçeve haline
getirilmesine yönelik çalışmalar hakkında bilgi verilecektir.
Belek’te
Kıyı Kullanımının Çevresel Etkileri
İlknur
Çelebi(1) ve Dilek Aracı(2)
(1)
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya
Eğitimi
Anabilim Dalı, 17100 Çanakkale
E-posta:
ilknurcelebi@mynet.com
(2)
E-posta:
dilekaraci2001@yahoo.com
Özet
Dünya
turizm faaliyetlerinin büyük bir kısmı iklimiyle, deniziyle, kumsalıyla
ve doğal güzellikleriyle dikkat çeken Akdeniz Havzasında yoğunluk
kazanmıştır. Ülkemizin de bulunduğu bu havza dünyanın birçok
yerinden gelen turistlere ev sahipliği yapmaktadır. Ülkemizin Akdeniz ve
Ege kıyılarında bu turizm faaliyetleri yoğun olarak gerçekleştirilmektedir.
Ülkemiz turizm geliştirme politikaları ile turizm sektörüne destek
vererek sektörün gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Fakat yapılan
planlar, bugünkü kıyı şekli ile kıyı kullanımını kaldırabilecek düzeyde
olamamıştır ve kıyılarımızda yoğun bir kıyı kullanımı ve
tahribatı gözlenmiştir. Belek’te bu gelişmelerden etkilenen bölgelerimiz
içindedir ki bölge şu an Türkiye turizmi açısından oldukça önemli
bir yere sahiptir.
Turizmin
egemen olduğu birçok kıyıda olduğu gibi belek kıyılarında da çeşitli
çevre sorunları yaşanmaktadır. Bunların başında, kumsalların aşırı
kullanımından kaynaklanan bozulmalar, otellerin yapısının çevreye ve kıyıya
uyumlu olmayışı, kıyı okları gibi hassas kıyı şekillerinin kullanımı
ve kıyının plansız kullanımından kaynaklanan kumul erozyonu, su
kirliliği ve deniz suyunun içme suyuna sızması, bitki örtüsünün
tahribatı gibi konular gelmektedir. Bunların yanı sıra tarım alanlarının
ikincil konutlar tarafından işgal edilmesi, doğal yaşamın ve deniz
kaplumbağalarının karşılaştığı sorunlar, ulaşım ağının
problemleri, katı atık depolama sorunu, güvenlik önlemlerindeki sorunlar
ve desteklenmesi gereken çalışmalar, sosyal ve kültürel etkiler gibi
birçok alanda yaşanan sorunlar ve bu sorunlara getirilmeye çalışılan
çözümler ile çalışma sahası dikkati çekmektedir (Ornat ve Demirayak,
1996).
İkinci Konut ve Turizm
Amaçlı Alan Kullanımları: Güzelyalı (Çanakkale) Örneği
Abdullah
Kelkit(1) ve A. Esra Özel(1,2)
(1)
ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 17020 Çanakkale.
Tel: 286-2180018/1279
Faks: 0-286-2180545
E-posta: a_kelkit@yahoo.com
(2)
E-posta:
aesraozel@hotmail.com
Özet
Kıyılar
kentleşmenin başladığı ilk çağlardan günümüze kadar, kentlerin
gelişmesinde ve biçimlenmesinde çok etkin rol oynayan suyun karayla kesişme
noktasıdır. Kentin kuruluşunda çok etkin bir faktör olan suyun sağladığı
savunma, ulaşım ve ekonomik aktiviteler, kent-kıyı ilişkilerinde ve
kentin gelişmesinde, kentin ve kıyının biçimlenmesinde ve kullanımında
etkili olmuştur.
Uzun
bir kıyı şeridine sahip olan ülkemizde kıyılar, tarihi ve kültürel
değerleriyle birlikte doğal güzelliklerinden dolayı çeşitli sektörler
tarafından özellikle turizm veya konut alanı olarak tercih edilmektedir.
Bu yoğun talep nedeniyledir ki Türkiye nüfusunun büyük bir bölümü kıyı
alanlarını tercih etmiş ve kıyılar; plansız ve amaç dışı kullanma,
kirlenme kontrolsüz büyüme gibi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.
Bir
kıyı kenti olan Çanakkale’de de bu durum açık bir şekilde kendini göstermektedir.
Çanakkale, Dünyanın en önemli su yollarından biri olan Çanakkale Boğazı,
yaklaşık 750 km.lik kıyı şeridi, kendine has özellikleri olan körfezleri
ile zengin doğal, tarihi ve kültürel dokusu nedeniyle daima ilgi alanı
olmuştur. Bu çalışmayla; özellikle ikinci konut ve turistik tesisleşmenin
yörenin doğal ve kültürel dokusunda ortaya çıkarmış olduğu görsel
ve fiziksel değişimler saptanmaya çalışılmış, kırsal-kentsel
planlama bütünlüğü içinde korumaya ve kamu yararına yönelik düzenlemelerin
yapılmasına ilişkin çeşitli öneriler getirilmiştir.
Çarpık Kentleşme ve Sanayileşmenin
Mersin
İli ve Göksu Deltası'ndaki Çevresel Etkileri
Senar
Özcan(1), Kemal Gür(1,2) ve
Zehra
Yılmaz(1,3)
(1)
Selçuk
Üniversitesi, Müh.-Mim. Fakültesi, Çevre Müh. Bölümü, Konya.
Tel: 332-2232067
Faks: 332-2410635
E-posta: sozcan@selcuk.edu.tr
(2)
Tel:
332-2232078
E-posta: kgur@selcuk.edu.tr
(3)
Tel:
332-2232102
E-posta: zyilmaz@selcuk.edu.tr
Özet
Bugüne kadar, endüstri kuruluşları, kendilerine uygun yerleşim, taşıma
ve altyapı potansiyelleri yüzünden düz ve verimli topraklar üzerine inşa
edilmişlerdir. Bunun örneklerini Çukurova Bölgesi’nde, özellikle de
Mersin-Adana anayolu ve Mersin-Anamur kıyı şeridi boyunca görmek mümkündür.
Diğer taraftan, Göksu Deltası, Türkiye’nin güneyinde, Akdeniz’in
kuzeydoğusunda Silifke de bulunmaktadır. Delta, geçmişten bu yana doğal
flora ve faunasıyla çok zengindir. Bölge yaklaşık olarak 325 kuş türünü
barındırmaktadır ve ayrıca sahip olduğu temiz kumlarında Caretta
caretta ve Chehonla mydas gibi kaplumbağa türlerini barındırmaktadır.
Delta ve Anamur arasındaki kıyılarda Akdeniz fokları, Delta bölgesinde
Blue Crap (Callinectes) olarak bilinen türlerde yaşamaktadır. Göksu
Deltası’nın doğal dengesi de kontrolsüz kentleşme, çarpık sanayileşme,
uygunsuz avlanma, kimyasal gübre ve toksik pestisitlerin uygulandığı
kontrolsüz tarımsal uygulamalar nedeniyle bozulmaktadır.
Bu
araştırmada; 1) Son otuz yılda Mersin ilinde, çarpık kentleşme ve
sanayileşmeye bağlı olarak kaybolan tarım topraklarının dağılımının
belirlenmesi ve ayrıca, ilde bu çarpık kentleşme ve sanayileşmeye bağlı
olarak verimli toprakların kaybolmasının ekolojik ve çevresel etkilerini
en aza indirmek için pratik önerilerde bulunulması ve birbiriyle ilişkili
faktörlerin tartışılması, 2) Göksu Deltası'ndaki ekolojik yaşam üzerine
kontrolsüz uygulamaların çevresel etkilerinin tespit edilerek bu
etkilerin zararlı sonuçlarını azaltmak için gerekli çözüm yollarının
önerilmesi amaçlanmıştır.
Hatalı
Kıyı Kullanımının Neden Olduğu Bir Problem:
Karaburun
Limanı'nın Dolması
Hüseyin
Turoğlu(1), Hasan Özdemir(1,2),
Barbaros
Gönençgil(1,3) ve Barış Mater(1,4)
(1)
İstanbul
Üniversitesi, Coğrafya Bölümü, 34459, Laleli- İstanbul.
Tel: 212- 4555700 / 15752
E-posta: turogluh@istanbul.edu.tr
(2)
E-posta:
ozdemirh@istanbul.edu.tr
(3)
E-posta:
barbaros@istanbul.edu.tr
(4)
E-posta:
materb@istanbul.edu.tr
Özet
Karaburun,
İstanbul ilinin Karadeniz kıyısındaki bir
yerleşimi olup, başta balıkçılık olmak üzere, çeşitli amaçlar için
kullanılan küçük bir limana sahiptir. Bu liman ve çevresinde araziden
faydalanmadaki hatalı uygulamalar nedeni ile limanın ağzı kum dolgusu
ile kapanmıştır. Daha önceden de sık sık dolan ve taranarak fonksiyonu
devam ettirilen liman, bu kez kullanılamaz bir duruma gelmiştir. Sorun ile
ilgili olarak coğrafi perspektifte gerçekleştirilen bu çalışmada
olayda etkili olan coğrafi parametreler değerlendirilerek mevcut durum
ortaya konulmuştur. Daha sonra ise problemin çözümüne yönelik olarak
bazı önerilerde bulunulmuştur.
Deniz Taşımacılığı ve Çevre Sorunları
Saniye
Onur
Denizcilik
Müsteşarlığı, GMK Bulvarı, No: 128, 06100 Maltepe, Ankara
Tel:
312-2320922 Faks:
312-2313306
E-posta:
saniye.onur@denizcilik.gov.tr
Özet
Bu
çalışmada, deniz taşımacılığından kaynaklanan kirlilik ile bu
kirliliğin önlenmesi ve deniz çevresinin korunması amacıyla yapılan
uluslararası ve bölgesel düzenlemeler, ülkemizin maruz kaldığı
kirlenme ve bu çerçevede yapılan ulusal ve uluslararası çalışmalara
yer verilmiştir.
Çevresel
Riskleri
Ersan
Başar(1), Ercan Köse(2), Abdülaziz Güneroğlu(2,3),
Coşkun
Erüz(2,4) ve Şebnem Erkebay(2,5)
(1)
Karadeniz
Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Fakültesi, Güverte Bölümü, 61600
Sürmene/Trabzon.
Tel: 462-7464045
Faks: 462-7465202
E-posta: ebasar@ktu.edu.tr
(2)
Karadeniz
Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Fakültesi, Balıkçılık Teknolojisi
Mühendisliği Bölümü, 61530 Çamburnu/Trabzon.
Tel:
462-7522806 Faks:
462-7522158
E-posta: ekose@ktu.edu.tr
(3)
E-posta:
aguner@ktu.edu.tr
(4)
E-posta:
ceruz@ktu.edu.tr
(5)
E-posta:
serkebay@hotmail.com
Özet
Türk
Boğazları olarak anılan İstanbul ve Çanakkale Boğazları her geçen gün
artan gemi trafiği ile önem kazanan bir su yoludur. İstanbul Boğazı dar
ve kıvrımlı oluşu nedeni ile kaza risklerine açıktır. Son yıllarda,
Orta Asya petrolleri boru hatlarıyla Rusya ve Gürcistan’ın
Karadeniz’deki limanlarına taşınmaktadır. Bu limanlara gelen petrolün
gemilerle Türk Boğazları yoluyla taşınması sonucunda Boğazlardaki
trafik yoğunluğu artmaktadır. İstanbul Boğazı’nda yılda ortalama 50
000 gemi geçiş yapmaktadır. Bu gemilerin 9 500 adetini çeşitli
tankerler oluşturmaktadır. Patlayıcı ve yanıcı yük taşıyan
tankerlerin içinde bulunduğu bir gemi kazasında oluşacak petrol ve
petrol ürünleri dağılımı çevresel açıdan büyük riskler oluşturmaktadır
İstanbul
Boğazı'ndan Geçen Gemilerin Bacasından Çıkan NOx Emisyonları
ve Etkisi
E.Gül
Emecen(1), Gökhan Kara(1,2) ve
Şükrü
Yücekaya(1)
(1)
İstanbul Üniversitesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü,
34850
İstanbul.
Tel: 212-4737070
Faks:212-4737292
E-posta:
emeceng@istanbul.edu.tr
(2)
E-posta:
karagok@istanbul.edu.tr
Özet
İstanbul
Boğazı dünyada deniz trafiğinin en yoğun olduğu su yollarından
birisidir. Bu bölgeden her gün
çok sayıda farklı tonajlara sahip, ham petrol, LPG,
kimyasal yük gibi tehlikeli madde taşımacılığı da dahil olmak
üzere pek çok gemi geçiş yapmaktadır.
Bölgede trafik yoğunluğu
ve seyir şartlarının zorluğu nedeni ile
pek çok deniz kazası olmakta ve her zaman kaza riski bulunmaktadır.
Şimdiye kadar konu bu yönü ile değerlendirilerek çeşitli çalışmalar
yapılmıştır.
Ancak,
boğazlar bölgesinden gemilerin geçişi esnasında, meydana gelebilecek
kazalar kadar ve hatta daha fazla tehlike arz eden ve üzerinde araştırma
yapılması gereken diğer önemli bir konu da gemilerin
bacasından çıkan zehirli atık gazlar ve bu gazların deniz ve kıyı
ekosistemi üzerinde yarattığı olumsuz etkilerdir. Bir geminin İstanbul
Boğazı'ndan yaklaşık iki saatte geçtiği ve yılda ortalama olarak 48
000 geminin geçtiği düşünülecek olursa,
bölgedeki kıyı alanları açısından
bu olayın önemi daha iyi anlaşılmaktadır.
Bu
çalışmada, bu konuya dikkat
çekilmeye çalışılarak, bir geminin ürettiği azot oksit değeri
hesaplanmış, bu değer kara araçlarının ürettiği değerle karşılaştırılmıştır.
Ayrıca boğazdan bir günde geçen gemilerin üretmiş olduğu NOx
miktarı hesaplanmıştır. Hesaplanan bu miktarın gün geçtikçe zaten yeşilin
yok edilip betonlaşmanın arttığı boğazlar bölgesini ve kıyı alanlarını
tehdit etmekte olduğu görülmektedir.
Bu
bağlamda boğazdan geçen gemilerin atık gazlarının çevreye verdiği
zararın en aza indirilmesi ve kontrol edilmesi için önlemler alınması
gerekli görülmektedir. Bu yönde
gemi bacalarında NOx konverteri olmasının zorunlu hale
getirilmesi, kirletici miktarına
göre geçen gemilerden ücret alınması öngörülmektedir.
Bu konuda 1997 yılında IMO’ nun (International Maritime
Organization) düzenlediği MARPOL 73/78 kurallarına ek olarak çıkarılan
gemilerin neden olduğu hava kirliliğinin önlenmesini öngören MARPOL Ek
6’ da verilen NOx
limitlerinin uygulanması söz konusu olabilir. Ayrıca gemi sahiplerinin,
gemilerin motorlarının çalışabilmesi için zorunlu olan oksijen miktarının
doğaya geri kazandırılması için ağaç dikme ve bunları yaşatma görevini
yüklenmeleri zorunluluğu olmalıdır.
Kirlenme,
Su Kalitesi, Atık Yönetimi
Karadeniz
Havzasında Küresel Eylem ve
Ulusal Program Uygulamaları
Selmin
Burak
İ.Ü
Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Denizel Çevre Anabilim Dalı,
Müşküle Sok. No:1 Vefa 34116 İstanbul
Tel/Faks:
212-5140367
E-posta:
sburak@istanbul.edu.tr
Özet
Küresel
Eylem Programı GPA’nın 1995 yılında Birleşmiş Milletler Çevre
Programı çerçevesinde yayınlanan raporda belirtilen amaç denizel çevrenin
karakökenli kirleticiler nedeniyle bozunmasının önlenmesi ve bu amaç doğrultusunda
ülkelerin görevlerinin denizel çevrenin korunması yönünde
desteklenmesidir. Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler kapsamında Küresel
Eylem Programı’nın Karadeniz havzasındaki uygulamaları incelenerek
karakökenli kirleticilerin kontrolü, azaltılması yönünde atılan adımlar,
bu uygulamaların ulusal ve Karadeniz havzasını kapsayan sözleşmedeki
taahhütlerle ne ölçüde uyum sağladığı incelenmiştir. Bu sözleşmelerin
ülkelerce benimsenerek taraf olunmasından günümüze değin geçen sürede
Karadeniz Stratejik Eylem Planına yapılan bölgesel katkıların durumu,
darboğazlar ve nedenleri ile uygulamalardaki yetersizlikler
irdelenmektedir.
Doğu Karadeniz Bölgesi Kıyı Kesiminde
Entegre Katı Atık Yönetimi
Mehmet
Berkün(1) ve Egemen Aras(1,2)
(1)
Karadeniz
Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü,
61080 Trabzon
Tel:
462-3772657 Faks:
462-3772606
E-posta:
berkun@ktu.edu.tr
(2)
Tel:
462-3773547
E-posta:
egemen@ktu.edu.tr
Özet
Doğu
Karadeniz Bölgesi kıyı kesimi yerleşimlerinde katı atıklar sahil
doldurma ve denize dökülme şeklinde bertaraf edilmektedir. Bölgenin katı
atıklarının özellikleri, yakma ve kompostlama yöntemlerinin çevre koşulları
ile uyumlu ve ekonomik bir çözüm olamayacağını göstermektedir.Bu
tesislerin kuruluş giderleri için kredi sağlansa bile, yüksek işletme
giderlerinin karşılanabilmesi mahalli idarelerin ekonomik potansiyellerini
çok aşmaktadır. Bu bölgede arazi kıt ve çok pahalıdır.
Bu
makalede bölgenin katı atık özellikleri ile ilgili çalışmaların
sonuçları verilmiştir. Bölgenin 22 ilçesi ve iki ilinin katı atık
bertaraf sorunu için Sürmene Kutlular Bölgesi'nde arazide düzenli
depolama ve gömme ağırlıklı merkezi bir entegre katı atık giderme
sisteminin kurulması kararlaştırılmıştır. Ancak bu sistem kredi
bulunduğu halde çeşitli nedenlerle 10 yıldır gerçekleştirilemeyen bu
uygulama, sistem seçimi ve bölgenin katı atık ve çevre özellikleri açısından
tartışılmıştır.
Zonguldak
Kıyı Şeridi Mevcut Katı Atık Depolama Alanı ve Yapılabilecek Islah
Çalışmaları
Yılmaz
Yıldırım(1), İsmail Hakkı Özölçer(2)
ve Ömer Faruk Çapar (3)
(1)
Zonguldak
Karaelmas Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü, 67100 Zonguldak
Tel:
372-2574010 /1569 Faks:
372-2574023
E-posta:
yildirim@karaelmas.edu.tr
(2)
Zonguldak
Karaelmas Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 67100 Zonguldak
Tel:
372-2574010 /1632 Faks:
372-2574023
E-posta:
ozolcer@hotmail.com
(3)
Zonguldak
Karaelmas Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 67100 Zonguldak
Tel:
372-2574010 /1542 Faks:
372-2574023
E-posta:
ofcapar@karaelmas.edu.tr
Özet
Zonguldak
ili 2000 yılı resmi nüfus sayımına göre 106 000 merkez nüfusa sahip,
yerleşim olarak deniz kıyısında kurulmuş olan bir bölgedir. Kuzey, Batı
ve Doğu yönlerinde yüksek dağlarla çevrili ve oldukça dik eğimli bir
arazi yapısına sahiptir. Su kenarında kurulmuş bir yerleşim bölgesidir
ve Karadeniz Bölgesi kıyılarındaki birçok il ve ilçede olduğu gibi
katı atık bertaraf etme problemi başlıca problemler arasında
bulunmaktadır.
Bu
çalışmanın konusu olan mevcut katı atık sahası, yaklaşık olarak 20
yıldan beri düzenli olmayan (vahşi) katı atık döküm alanı olarak
kullanılmaktadır. Depolama alanı, Zonguldak Ereğli karayolu üzerinde,
Kozlu ilçesine yakın, deniz ile karayolu arasında bir bölgede
bulunmaktadır. Mevcut depolama alanı, yaklaşık alan olarak 2.5 hektar ve
hacim olarak ise 750000 m3 büyüklüğündedir. Çöp depolanma
işlemi aynı alana vahşi olarak devam etmektedir. Depolama alanının
kuzeyi, kıyı çizgisi ile temas halinde olup, meteorolojik şartların ve
dalga ikliminin değişimi ile katı atık alanından, deniz içerisine doğru
kütle akışı gerçekleşmektedir. Mevsimsel değişikliklerle katı atık
yapısında bulunan organik maddelerin çürümesi sonucu, depolama alanının
yüzeyinden çevreye koku problemi oluşturmakta ve depolama alanının
tabanından ise yüksek Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ) konsantrasyonuna
sahip sızıntı suyu ortaya çıkarak denize karışmaktadır.
Bu
çalışmada, mevcut depolama alanının çevrede oluşturduğu problemler
tespit edilerek, katı atık depolama alanının çevresel ve yapısal açıdan
ıslahı için kısa ve uzun vadede yapılabilecek çözümler tartışılmaktadır.
Bu problemin tespiti ve yapılacak olan çalışmalar, kıyı alanları
yönetimi açısından güzel bir örnek teşkil etmektedir.
Kıyı
Bölgelerinde Kentsel Altyapı Sorunları
ve Çözüm Önerileri: Trabzon Örneği
Öner
Demirel(1), Osman Üçüncü(2) ve Yalçın
Yaşar(3)
(1) Karadeniz Teknik
Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 61080 Trabzon
Tel: 462-3772859 Faks:
462-3257499
E-posta:
demirel@ktu.edu.tr
(2) Karadeniz Teknik
Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 61080 Trabzon
Tel:
462-3773142 Faks:
462-3257405
E-posta:
oucuncu@ktu.edu.tr
(3) Karadeniz Teknik
Üniversitesi, Mimarlık Bölümü, 61080 Trabzon
Tel:
462-3772050 Faks:
462-3257405
E-posta:
yyasar@ktu.edu.tr
Özet
İnsan
merkezli kentsel gelişme isteği, insanları doğal çevresiyle uyumsuz,
uygunsuz yapılaşma içine sokmaktadır. Trabzon Kenti’nde 1980’li yıllar
sonrası yaşanan yoğun yapılaşma ve kentin sahile paralel geçen devlet
karayolu boyunca doğrusal (lineer) bir gelişme göstermesi özellikle kıyısal
alanları ve güneyde yükselen tepeler ile doğu-batı istikametindeki
vadilerin doğal görünümünü bozarak çevresel kirliliği ve endişeleri
beraberinde getirmiştir.
Son
yıllarda gözlemlenen yoğun yapılaşma sonrası evsel, endüstriyel ve
tarımsal atıkların doğrudan denize boşaltılması, Karadeniz’de
çevresel koşulların hızla bozulmasının en önemli sebepleridir.
Özellikle kıyısal zonda yer alan yerleşim alanları, atık sularını
herhangi bir arıtıma tabi tutmadan kıyı çizgisine çok yakın yerlerden
denize, akarsu kenarı yerleşimleri de benzer şekilde atık sularını alıcı
ortam olarak kullanılan derelere bırakmaktadır. Bunun sonucunda hem
akarsular hem de deniz suyu kimyasal ve bakteriyolojik olarak
kirlenmektedir.
Bu
çalışmada, Trabzon Kenti’nde kentsel atık suların kıyısal zonda ve
denizde yarattığı kirliliğin boyutları ile özellikle son yıllarda
bunu önlemeye yönelik olarak kentsel atık suların kolektörler yardımıyla
toplanarak fiziksel arıtım sonucu yapılacak olan derin deniz deşarjı
ele alınmaktadır.
Arsuz
Deresi (Hatay) Su Kalitesinin Fiziko-Kimyasal Yöntemlerle Belirlenmesi
A. Yalçın Tepe(1) ve Ekrem Mutlu(1,2)
(1)
Mustafa
Kemal Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, 31040, Antakya, Hatay.
Tel:
326-2455815 Faks:
326-2455817
E-posta:
ytepe@mku.edu.tr
(2)
E-posta: emutlu@mku.edu.tr
Özet
Akdeniz’in
kuzeydoğusunda bulunan ve İskenderun Körfezi’ne dökülen Arsuz
Deresi’nin su kalitesi özelliklerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilen
bu çalışmaya Nisan 2003 tarihinde başlanılmıştır. Çalışma on ay
boyunca yürütülmüş olup, su örnekleri aylık olarak iki istasyondan
toplanmıştır. Birinci istasyon sahile yakın, plume alanı, ikinci
istasyon ise derenin doğduğu yer yakınındadır. Su kalitesi
parametrelerinden çözünmüş oksijen, pH, sıcaklık, tuzluluk, kimyasal
oksijen ihtiyacı (KOİ), toplam alkalinite, toplam sertlik, amonyak azotu,
nitrit azotu, fosfat, askıda katı madde ve silis analizleri yapılmıştır.
Yapılan çalışma sonucunda Arsuz Deresi’nin su kalitesi
parametrelerinin aylara, mevsimlere ve istasyonlara göre değişimleri
belirlenmiştir.
Mersin
Plaj Sularının Mikrobiyal Kirlenmesi
Üzerine
bir Araştırma
Zehra
Yılmaz(1), Kemal Gür(1,2) ve
Senar
Özcan(1,3)
(1)
Selçuk
Üniversitesi, Müh.-Mim. Fakültesi, Çevre Müh. Bölümü, Konya.
Tel: 0.332.223.2102 Faks:
332-2410635
E-posta: zyilmaz@selcuk.edu.tr
(2)
Tel: 0.332.2232062-2232078
E-posta: kgur@selcuk.edu.tr
(3)
Tel: 0.332.223.2067
E-posta: sozcan@selcuk.edu.tr
Özet
Bu
çalışma 2000 yılının ortalarında, Türkiye’nin güneyinde
Akdeniz’in kuzey doğu kıyılarında bulunan sahilden alınan 10 farklı
deniz suyu örneklerinin hijyenik koşullarını değerlendirmek için
gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar şu şekilde özetlenebilir;
1)
Alınan deniz suyu örneklerinin çoğunda yaygın bir fekal kirlilik
bulunmaktadır.
2)
Atık su deşarjlarının
yakınlarında Fekal streptococci sayıları Fekal koliform sayılarına
göre genellikle daha yüksektir.
3)
Fekal
streptocoocci sayıları ortalama 5 g-1 iken total ve Fecal
koliformun ortalama değerleri sırasıyla 7 g-1 ve 2 g-1’dir.
4)
Yöredeki
mikrobiyolojik kirliliğin etkilerini azaltmak için bazı tavsiyeler ve
tedbirler önerilmiştir.
5)
Bölgede bulunan
plajlarda kanalizasyon sularının ve ham veya arıtılmış atık su
birikimlerini önlemek için yerel yönetimler tarafından ciddi önlemler
alınmalıdır.
Atık Su Derin Deşarj Sistemlerinin Bilgisayar Destekli Ön Tasarımı
Ö.Evren
Varol(1), Ali Ertürk(2,3), Ebubekir Yüksel(2,4),
Ali
Fuat Aydın(2,5) ve İzzet Öztürk(2,6)
(1)
İÜ
Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü
34116 Vefa İstanbul.
Tel: 212-440 0000/26045
E-posta: evrenv@istanbul.edu.tr
(2)
İTÜ
İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü 34469 Maslak İstanbul.
(3)
Tel:
212-285 6579 E-posta:
aerturk@ins.itu.edu.tr
(4)
Tel:
212-285 6784 E-posta: yuksel@itu.edu.tr
(5)
Tel:
212-285 6784 E-posta:
afaydin@srv.ins.itu.edu.tr
(6)
Tel:
212-285 3790 E-posta:
iozturk@ins.itu.edu.tr
Özet
Günümüzde
kıyı alanlarının insan kaynaklı kirlenmesi hızla artmakta ve bu
kirlenmenin kontrolü için mühendislik yapılarının inşa edilmesi
gerekmektedir. Bu yapılardan biri olan atık su derin deniz deşarj
sistemleri, projelendirilmeleri ve inşaları zor ve karmaşık yapılar
olup tasarımları sırasında yapılabilecek hatalar hem sistem performansında
önemli düşüşlere hem de maliyetin çok yükselmesine yol açabilmekte,
hatta bazı olumsuz koşullarda sistemin tümüyle kullanılmaz hale
gelmesine neden olabilmektedir. Derin deniz deşarj sistemlerin tasarımında
bazı parametrelerin değerleri tahmin edilerek ön tasarım süreci başlatılmakta,
ön tasarım ile ilgili tüm işlemler yapıldıktan sonra elde edilen
sonuçların belirli kriterleri sağlayıp sağlamadığı kontrol edilir.
Kriterlerin sağlanmaması halinde başa dönülerek yeni değerlerle
hesaplamalar tekrarlanmaktadır. Bu hesaplar, ön tasarım detayında yapıldıkları
durumunda oldukça uzun sürebilmektedirler. Bu çalışmada, atık su derin
deniz deşarj sistemleri projelerinin ön tasarım hesaplarını sistematik
hale getirerek oluşabilecek zaman kayıplarını en aza indirebilmek amacıyla
tasarlanmış bir bilgisayar yazılımı geliştirilmiş ve güvenilirliği
gerçek bir uygulama üzerinde denenmiştir.
Yüksek
Hızlı Alg Havuzları
Süleyman
Mazlum(1) ve Nazire Mazlum(2)
(1)
Süleyman
Demirel Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü, 32260 Isparta
Tel:
246-2111282 Faks:
246-2370859
E-posta:
s.mazlum@mmf.sdu.edu.tr
(2)
Süleyman Demirel Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü, 32260
Isparta
Tel:
246-2111281 Faks:
246-2370859
E-posta:
n.mazlum@mmf.sdu.edu.tr
Özet
Atıksulardan
alg biyokütlesi üretilmesindeki amaç atıksuların arıtımı ve
nütriyent geri kazanımıdır. Bu havuzlarda nütriyent giderimi
(özellikle fosfor) yanı sıra alglerin oluşturduğu oksijen sayesinde
organik madde de (BOI) giderilir. Ancak atıksuların genelde insan sağlığına
zararlı patojen mikroorganizmalar ihtiva etmeleri nedeniyle geri kazanım
amaçlanan bu proseslerde patojen mikroorganizmaların yok edilmesi gerekir.
Alg havuzlarında oluşan ortam koşulları patojen mikroorganizmaların
belli ölçüde yok olmasını temin eder. Alg havuzlarında önem taşıyan
bir başka unsur da alglerin arıtılmış atıksudan teknik ve ekonomik
yönden uygun yöntemlerle ayrılmasının sağlanabilmesidir. Yüksek hızlı
alg havuzlarında geri kazanılan algler yüksek protein muhteviyatları
nedeniyle başlıca balık yetiştiriciliği olmak üzere hayvansal yem
olarak kullanıma uygunluk gösterirler. Bu çalışmada yüksek hızlı alg
havuzlarının tasarımında göz önünde bulundurulması gereken tasarım
kriterleri ve işletim esasları, oluşacak alg miktarlarının hesaplanması,
alg hasat yöntemleri ve alglerin kullanılma alanlarına yer verilmektedir.
Çanakkale
Boğazı’nın Petrol Kirliliğine Karşı Çevresel Duyarlılık
Derecesinin Belirlenmesi
Talat
Koç(1) ve Canan Zehra Çavuş (Ekrem)(1,2)
(1)
Çanakkale
Onsekiz Mart Üniversitesi, Coğrafya Bölümü, 17100 Çanakkale
Tel:
286-2180018/1828 Faks:
286-218 05 33
E-posta:
tkoc@comu.edu.tr
(2)
Tel:
286-2180018/1801
E-posta:
cekrem@comu.edu.tr
Özet
Petrol,
enerji dünyasına 19. yüzyılda katılmış ve 20. yüzyılda ise insanların
yaşantısını büyük oranda etkilemeye başlamıştır. Her geçen gün
teknolojinin de gelişmesi ile enerjiye ve dolayısı ile petrole olan
ihtiyaç da artmaktadır. Hazar-Kafkas petrollerinin gelişmiş batılı
ülkelere ulaştırılmasında “Türk Boğazlar Sistemi”ni kullanma düşüncesi
bu alanda gemi trafiğinin artması anlamına gelmektedir. Özellikle gemi
kontrolünün oldukça güç olduğu İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında
(kuvvetli akıntı ve keskin dirsekler nedeni ile ) tanker kazaları riski
daha da artacaktır .
Marmara
Denizi, İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı’nda gerek petrol
tankerlerinin yarattığı kirliliğe gerekse tanker kazaları sonrası
ortaya çıkacak olan çevresel tehdide karşı önlem alınması kaçınılmazdır.
Bu nedenle çalışma, Çanakkale Boğazı’nın doğu kıyılarında
petrol kirliliğine karşı “Çevresel Duyarlılık İndeksi” oluşturmayı
amaçlamıştır. Sonuç olarak da Çardak Lagünü ve Umurbey Ovası kıyıları
petrol kirliliğine karşı en yüksek duyarlılığa sahip kıyılar olarak
belirlenmiştir. Buna karşılık daha çok insan müdahalesi ile şekillenmiş,
insan ürünü yapıların bulunduğu (iskele, dalgakıran v.b.) kıyıların
petrol kirliliğine karşı en düşük duyarlılığa sahip kıyılar olduğu
gözlenmiştir.
Deniz
Kirliliği Açısından Batık Gemiler;
ROBEL
Batığı Örneği
Selma
Ünlü(1) ve Erdoğan Okuş(1,2)
(1)
İstanbul
Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,
Vefa, İstanbul
Tel:
212-4400000/26087 Faks:
212-52684
E-posta:
su@istanbul.edu.tr
(2)
E-posta:
erokus@istanbul.edu.tr
Özet
Deniz
yolu taşımacılığı, diğer taşıma sistemlerine göre dünya
ticaretinde en etkin ulaşım sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle kitlesel ve en ucuz taşıma olanağına sahip oluşu, deniz yolu
taşımacılığının diğer taşıma sistemlerine göre tercih edilmesini
kaçınılmaz duruma getirmektedir. Türk Boğazlar sistemi, büyük
hacimlerde tehlikeli kargo taşıyan gemilerin kıyılara çok yakın
mesafelerden geçtiği dünyanın en yoğun ve kaza ihtimali en yüksek
uluslar arası deniz taşımacılığına imkan sağlayan bir su yoludur. Bu
bakımdan Türkiye’nin komşuları dışındaki diğer ülkeler içinde su
yolu olarak aynı stratejik önemi taşımaktadır. Yükü ne olursa olsun,
bu yoğun su yolundan tankerlerin geçmesinin ne kadar riskli olduğu yakın
geçmişte yaşanan pek çok kaza ile kanıtlanmıştır. İstanbul Boğazı
ve çevresinde 11’i yabancı bandıralı, toplam 27 batık yada yarı batık
kuru yük gemisinin varlığı kayıtlara geçmiştir. Zeytinburnu sahilinde
18/02/2001 tarihinde meydana gelen M/V ROBEL gemi kazası bunlardan biridir.
Ancak yapılan çalışmalar ile söz konusu batık gelecek uygulamalara iyi
bir örnek olacak bir çalışma ile çıkarılmıştır.
Bu
çalışmada ROBEL gemi kazası örneği ele alınarak, önce kazanın
nedenleri ve nasıl meydana geldiği üzerinde durulmuş, batığın çıkarılmasına
kadar kazanın yol açtığı kirliliğin boyutlarının değerlendirilmesi
yapılmış ve deniz içinde yapılan temizleme ve batığın yüzdürülme
çalışmaları anlatılmıştır. UVF ve GC/MS analizleri ile ortaya çıkan
sonuçlar karşılaştırılmalı olarak sunulmuş, temizlik çalışmalarının
çevre etkileri bu veriler ışığında değerlendirilmiştir.
Uzaktan Algılama ve Coğrafik Bilgi Sistemleri
Arazi
Potansiyel Belirleme Çalışmalarında CBS ve Uzaktan Algılama
Yöntemlerinin Kullanımı
Tolga
Görüm(1) ve Hasan Özdemir(2)
(1)
İstanbul
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Coğrafya
Anabilim Dalı Beyazıt/İstanbul
Tel
: 0212 530 05 31
E-posta
: gorumtolga@hotmail.com
(2)
İstanbul
Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü
Ordu
Caddesi, No:196, Laleli-Beyazıt/İstanbul
Tel
: 0212 455 57 00 / 15752
E-posta
: ozdemirh@istanbul.edu.tr
Özet
Terkos
Gölü yakın çevresindeki yanlış arazi kullanımının sebep olduğu doğal
kaynak kayıplarının minimuma indirgenmesi, arazi potansiyelinin doğru
biçimde belirlenmesi ve ilişkili parametrelerin Coğrafi Bilgi Sistemleri
metodolojisi kullanılmak suretiyle bir model süzgecinden geçirilerek
ortaya konması bu çalışmanın kapsamını teşkil etmektedir. Bu kayıpların
belirlenmesi ve doğru kullanımın ortaya konulması yönünde oluşturulan
modellemenin, planlayıcılara örnek ve altlık teşkil etmesi çalışmanın
asıl amacını oluşturmaktadır.
Terkos
Gölü’ nün Sürdürülebilir Kullanımında CBS ve Uzaktan Algılama
Teknolojileri
Hakan
Kaya(1), Zeki Yaşar Yücel(2) ve Cem Gazioğlu(2,3)
(1)
Altınyıldız
İlköğretim Okulu, Beylikdüzü mevkii, Büyükçekmece, İstanbul
Tel:
532-6654160 Faks:
212-8523963
(2) İ.Ü.
Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, BERKARDA Uzaktan Algılama
ve CBS Laboratuarı 34116 Vefa, İstanbul
Tel:
212-4400000/26145 Faks:
212-5268433
E-posta: zyy@istanbul.edu.tr
(3)
E-posta:
cemga@istanbul.edu.tr
Özet
Çalışma
alanı, Türkiye’nin kuzey batısında Marmara Denizi ile Karadeniz arasında
yer alan bir set gölüdür. Terkos Gölü, Dünya’nın sayılı
metropollerinden İstanbul’un su ihtiyacını sağlayan önemli su
havzalarından biridir. Günümüzde Terkos Gölü, son yıllarda yapılan
yatırımlar sayesinde birbirine bağlanan havzalar ile bir sistem haline
gelmiştir. Bu bağlamda göl çok kısa dönem içinde dinamik bir
süreçten geçmiştir.
Bu
hızlı değişimde, gölün sulama amacıyla 1881 yılında denizle ilişiğinin
kesilmesi önemli rol oynamıştır. Bu tarihten itibaren göl alanında değişimler
olmuştur. Özellikle 1990’lı yıllardan sonra yapılan yatırımlar ile
göle bağlanan farklı su kaynakları göldeki su tutma potansiyelini arttırmış
ve göl yüzey alanındaki salınımlar daha da artmıştır. Karadeniz’in
dalgalarının etkisi ile kumul alan üzerindeki yarıntıların gelişmesi
ile birlikte, gölün su seviyesinin zaman zaman yükselmesi, gölün
Karadeniz ile birleşme tehlikesi yaratmaktadır.
Ayrıca
gölü Karadeniz’den ayıran kuzeydeki kumul sahası jeomorfolojik açıdan
son derece dinamik yapıya sahiptir. Göl suları ile kumullar arasındaki
mücadele de denge; bazen kumullar lehine, bazen de göl suları lehine
sürekli değişmektedir. Son zamanlarda yapılan yatırımlarla göl alanındaki
salınımlar artmakla birlikte kumul alanının dinamik yapısı daha durağan
hale getirilmiştir. Bu çalışmada, gölün gerek doğal gelişimi gerekse
bu gelişime yapay süreçlerin yaptığı etkiler gözlenmiştir.
Jeomorfolojik, jeolojik ve beşeri süreçlerde dikkate alınarak; gölün
alanında geçmişten günümüze gelen değişimler incelenmiştir. Bu bağlamda
gölün kuzeyindeki kumul alanındaki değişimler ve bu kumul alanının
göle etkileri irdelenmiştir. Bu kapsamda göldeki gelişimi incelemek amacıyla
Coğrafi Bilgi Sistem/Bilimleri ve Uzaktan Algılama teknolojileri kullanılmıştır.
Ayrıca gölün çevresinden, rüzgarın etkilerini ve kumulların katmanlarını
daha iyi etüt etmek için kum örnekleri alınmış ve laboratuarlar
analizleri yapılmıştır.
Uydu
Görüntüleri Yardımıyla Denizdeki Tatlı Su Bulutunun Yayılımının
Belirlenmesi
Sedat
Kabdaşlı(1), Şinasi Kaya(2), Dursun Z. Şeker(2),
Nebiye
Musaoğlu(2), Ayşegül Tanık(3) ve Erdem Ünal(1)
(1)
İTÜ, İnşaat Fak., İnşaat Müh. Bölümü, 34469 Maslak İstanbul.
Tel: 212-285 3412 Faks:
212-285 6587
E-posta: skabdasli@ins.itu.edu.tr, E-posta: neu@itu.edu.tr
(2)
İTÜ, İnşaat Fak., Jeodezi ve Fotogrametri Müh. Bölümü, 34469
Maslak
İstanbul. Tel: 212-285
3755 Faks: 212-285 6587
E-posta: skaya@ins.itu.edu.tr
E-posta: dzseker@ins.itu.edu.tr, E-posta: nmusaoglu@ins.itu.edu.tr
(3)
İTÜ, İnşaat Fak., Çevre Müh. Bölümü, 34469 Maslak İstanbul.
Tel: 212-285 6884 Faks:
212-285 6587
E-posta: tanika@itu.edu.tr
Özet
Uzaktan
algılama verileri yardımıyla akarsuların denize karıştıkları
bölgelerdeki tatlı su bulutunun hidrodinamik özelliklerinin
belirlenebilmesi ve konumsal dağılımının izlenmesi kolaylıkla
gerçekleştirilebilir. Bu işlemlerin klasik yöntemlerle yapılması sırasında
yeterli verinin elde edilmesi çok zaman alıcı ve zahmetlidir.
Disiplinler arası olarak gerçekleştirilen bu çalışmada, bir
akarsu üzerinde bulanıklığın temel teorik özelliklerinin
belirlenmesinde uzaktan algılama teknolojisinin kullanımı araştırılmıştır.
Filyos ırmağının Karadeniz’de olan
ağzı çalışma bölgesi olarak seçilmiş ve yatay dispersiyon
katsayısı gibi bazı parametreler iki farklı tarihte alınmış Landsat
uydu görüntüleri yardımıyla hesaplanmışlardır. Bu çalışma,
uzaktan algılama tekniğinin kullanılmasıyla bulanıklığı oldukça
fazla olan bir akarsuyun deniz kıyısı yakınlarındaki özelliklerinin
daha iyi belirlenebilmesi ve nicesel veri üretilmesinde başarıyla kullanılabileceğine
bir örnektir.
Atabay
Düzenli(1), Deniz Karaömerlioğlu(1,2)
ve
Halil Çakan(1,3)
(1)
Çukurova
Üniversitesi, Biyoloji Bölümü, Balcalı, 01330, Adana
Tel:
322-3386941 Faks:
322-3386070
(2) E-posta:
denizkar@cu.edu.tr
(3)
E-posta: hcakan@cu.edu.tr
Özet
Doğa
koruma politikalarının geliştirilmesi ve oluşturulmasında biyolojik
veriler en önemli unsurlardan birisidir. Ancak bu verilerin bir araya
getirilmesi ve güncellenmesi gerekmektedir. Bu amaçla; Doğu Akdeniz kıyısal
alanı olan İçel, Adana ve Hatay illerinin kıyı ilçelerinde bulunan
bitkilere ait bir veri tabanı olan DAKAB2004 oluşturulmuştur. Bu çalışmada
DAKAB2004 veri tabanı kullanılarak 2735 tür ve tür altı seviyesinde
takson belirlenmiştir. Alanda en fazla Graminea (%12), Leguminosae (%16) ve
Compositae (%13) familyaları bulunmaktadır. Alandaki 2735 taksondan 414
(%15,3)’ü endemik ve 153 (%5,6)’ü ise nadir fakat endemik olmayan
bitkilerdir. Geri kalan bitkiler ise herhangi bir tehlike kategorisinde yer
almamaktadır. Endemik 414 taksonun IUCN 2000 tehdit kategorilerine göre
28’i Adana, 271’i İçel ve 173’ü ise Hatay il sınırları
içerisinde yer almaktadır.Bu illere ait ilçeler düzeyinde ise en fazla
CR (çok tehlikede) kategorisinde olan endemik taksonlar sırasıyla;
Yumurtalık (6), Karataş (5), Tarsus-İçel merkez-Dörtyol (3),
Gülnar-Yayladağı (2), Silifke-Samandağı (1)’dır. Veri yetersizliği
nedeniyle DD kategorisinde yer alan taksonların ilçelere dağılımı ise;
Dörtyol (21), İçel merkez (5), Samandağı-Yayladağı (2),
Silifke-Ceyhan-İskenderun (1)’dır. Tehdit altında olan bu türlerin
bulunduğu habitat tipleri ve bu habitatlar üzerindeki olumsuz faktörler
ortaya konmuştur.
Kıyı
Hidrodinamiği
İstanbul
Boğazı Akıntı Ölçümleri
ve İlk Veriler
Işıkhan
Güler(1), Yalçın Yüksel (2),
Ahmet
Cevdet Yalçıner(3), Aziz Ünal(4), Urfi Yerli(4),
Esin
Çevik(2) ve Engin Bilyay(4)
(1)
()(1) Yüksel Proje Uluslararası A.Ş.,
Birlik Mahallesi, 9. cad., No: 41 Çankaya, 06610 Ankara.
Tel: 0312-4957000 Faks:0312-4957024
E-posta:
iguler@yukselproje.comtr
(2)Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği
Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Laboratuvarı, 80750 Yıldız İstanbul.
Tel:
0212-2597070 Faks:0212-2596762
E-posta:
yuksel@yildiz.edu.tr
(3) (3) ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği
Araştırma Merkezi, 06531 Ankara. Tel: 0312-2105438
Faks: 312-2101412
E-posta
: yalciner@metu.edu.tr
(4)
(4) DLH Genel Müdürlüğü, Araştırma Dairesi, Liman
Hidrolik Araştırma Merkezi, Macunköy, Ankara.
Tel:0312-3973350
E-posta:
dlharastirmalab@tr.net
Özet
İstanbul
Boğazı'nda inşa edilecek batırma tüp tünel geçişi projesi için,
Yüksel Proje Uluslararası A.Ş., DLH Genel Müdürlüğü Liman Hidrolik
Araştırma Merkezi, ve Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği
Bölümü, Kıyı ve Liman Mühendisliği Laboratuarı, ODTÜ İnşaat
Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi işbirliğinde
olmak üzere İstanbul Boğazı'nda Mayıs 2003 ayı ilk haftasından
itibaren uzun dönemli akıntı ölçümleri yapılmaya başlanmıştır.
Bildiri
kapsamında, ölçüm verilerinin analizlerinden elde edilen ilk sonuçlar
anlatılacak, analiz yöntemleri verilecek, Dolmabahçe önlerindeki Boğaz
akıntılarının değişimleri gösterilecek, bugüne kadar İstanbul Boğazı'nın
farklı yerlerinde farklı zamanlarda yapılmış olan akıntı
ölçümlerine ilişkin sonuçlar da kullanılarak, karşılaştırma ve
yorumlar yapılarak tartışılacaktır.
Değirmendere’nin
Bazı Fizikokimyasal Parametrelerinin İrdelenmesi ve Modellenmesi
Nüket
Sivri(1), Ercan Köse(2),
Coşkun Erüz(3) ve
Muzaffer
Feyzioğlu(4)
(1)Karadeniz
Teknik Üniversitesi, Balıkçılık Teknolojisi Müh. Bölümü, 61530
Trabzon
Tel: 462-7522805 / 119 Faks:
462-7522158
E-posta: sivrin@yahoo.com
(2)
E-posta: ekose@ktu.edu.tr
(3)
E-posta: coskuneruz@ktu.edu.tr
(4)
E-posta: muzaffer@ktu.edu.tr
Özet
Trabzon
kentinin içme ve kullanma suyunun temin edildiği Değirmendere, uzun yıllardır
sanayi ve evsel gelişimini sürdürmektedir. Değirmendere; Trabzon Sanayii
Sitesi’nin yer aldığı ve evsel yoğunluğun yaşandığı alan olarak
bilinmektedir. Bu gelişim, olumsuz etkilerini her geçen gün artırmakta
ve Trabzon farklı kaynaklardan içme suyu temini yoluna gitmektedir. Değirmendere’nin
yan kolu olan Galyan Deresi üzerinde halen yürütülmekte olan proje
mevcuttur.
Bu
çalışmada, 1996-2003 tarihleri arasında ölçülen bazı fizikokimyasal
parametreler irdelenmiş ve QUAL2E su kalitesi programında benzetim için
kullanılmıştır. Sonuç olarak; Değirmendere’ye değişik girdilerin
etkileri ve oluşabilecek tahmini değişiklikler model ile açıklanmaya
çalışılmıştır. İleride kurulabilecek farklı endüstriyel tesislerin
etkileri belirlenmeye çalışılmıştır.
Patara-Kekova
Tatlı Su Boşalımlarının ve Denizaltı Mağaralarının Araştırılması
Mehmet
Öztan(1), Yalın Baştanlar(2), Güzden Varinlioğlu(3),
Serdar Hamarat (3,4), Haldun Ülkenli (2,5), Nur
Özyurt (1,6) ve Serdar Bayarı (1,7)
(1)
Hacettepe Üniversitesi, Jeoloji Müh. Bölümü, Hidrojeoloji Müh.
ABD,
06532, Beytepe, Ankara
E-posta: mehmet_oztan@yahoo.com
(2)
Mağara Dalışı ve Araştırmaları Grubu - ODTÜ Sualtı Topluluğu,
E-posta: yalinb@yahoo.com
(3)
Mağara Dalışı ve Araştırmaları Grubu - Sualtı Araştırmaları
Derneği,
E-posta: guzden@bilkent.edu.tr
(4)
E-posta: serdar.hamarat@karel.com.tr
(5)
E-posta: ulkenli@metu.edu.tr
|