![]() |
![]() |
|||||||||
|
|
|
|||||||||
| . . .Bildiriler Kitabı: . Kıyıları 97 . Kıyıları 98 . Kıyıları 01 . Kıyıları 02 . Kıyıları 04 . Sipariş için: . Kıyıları 97 . Kıyıları 98 . Kıyıları 01 . Kıyıları 02 . Kıyıları 04
|
|
|||||||||
|
Türkiye'nin Kıyı ve Deniz Alanları IV.Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 02, Bildiriler Kitabı; 5-8 Kasım, 2002; Dokuz Eylül Üniversitesi, E.Özhan & N. Alpaslan (Editörler)
Kıyı ve Deniz Ekolojisi ve Ekosistemleri
Prof. Dr. Şükran Cirik(1) ve Araş. Gör. Barış Akçalı (1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi
Enstitüsü İnciraltı,
Türlerin yeni bir ortama girip yerleşmesi çeşitli nedenlerle olabilir: Örneğin denizel araçların üzerine organizmaların yapışması (fouling organizma), gemilerin balast suları, balıkçılık ekipmanları, akvakültür ve akvaryoloji, bilimsel çalışmalar. Akdeniz özelinde ayrıca Süveyş kanalının açılması ve alıcı ortamın biyolojik çeşitlilik yönünden fakirliği yeni türlerin yerleşimini kolaylaştırmıştır. Bu nedenle Akdeniz'de yetiştiricilik yapılan lagüner ortamlarda, limanlarda ve kirli ortamlarda yeni türlerin yerleşimine daha sık rastlanmaktadır. Akdeniz'de yabancı bitki ve hayvan türlerinin gelişimi oldukça hızlı olup uzmanlar bu hızla devam ederse yirmibirinci asrın ortalarında Akdeniz'deki yabancı deniz bitkisi türlerinin sayısının yerli türleri geçeceği endişesini taşımaktadır. Ekolojik nişleri aynı olduğunda yerli türler ile yabancı türler rekabete girmekte, yabancı türler yerli türleri ortadan kaldırarak yerlerini alabilmektedir. Ayrıca yabancı türler çeşitli olumsuz etkileri (hastalık, parazit, zehir vd.) ile yerli türleri, balıkçılığı, yetiştiriciliği, turizmi ve denizel ulaşımı etkilemektedir. Yabancı türlerin gelişimi bazı durumlarda "biyolojik kirlenme" olarak da tanımlanabilir. Diğer bir çok kirlenme olayı temizlenerek dönüşüm sağlanabildiği halde biyolojik kirlenmede geriye dönüşümü sağlamak oldukça güçtür. Bu nedenle bu olay asrımızda ekolojistlerin en çok ilgilendikleri konuların başında gelmektedir. Özellikle milli parklar, koruma alanları ve adaların bu olaylardan etkilenmemesine çalışılmaktadır.
Denizlerde Aşırı Plankton Üremesi, Balık ve Balıkçılığa Etkileri: İzmir Körfezi Örneği Prof. Dr. Tufan Koray(1) ve Prof. Dr. Bülent Cihangir(2) (1) Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü 35100
Bornova-İzmir
Sucul ortamda birincil üretimi sağlayan bir hücreli bitkisel canlıların
aşırı çoğalması (red-tide) denizel ortamın, özellikle de koy ve körfez
kıyılarının ekolojik dengesini bozan en önemli etmenlerden birisi olarak
görülmektedir. Söz konusu aşırı üremenin en önde gelen nedeni, zengin
besin tuzlarının bulunduğu ortamlarda (İzmir Körfezi örneğinde olduğu
gibi), artan sıcaklığa ve su hareketlerine bağlı olarak üreme faaliyetlerinin
hız kazanmasıdır. Fitoplankton aşırı üremeleri zaman zaman zehir sentezleyen
türlerin katılımı ile daha da tehlikeli bir hal almaktadır. Fitoplanktonun
zehirli veya zehirsiz olmasından öte, aşırı çoğalması balık populasyonlarını
olumsuz yönde etkilemekte hatta toplu ölüm olayları görülmektedir. Bu
çalışmada ayrıca mikro alg zehirleri (biyotoksin) ve çeşitlerinin insanlarda
ve balıklarda etki dereceleri ele alınmıştır.
İzmir Körfezi 2001 Dönemi İzleme Çalışmaları Prof. Dr. Bülent Cihangir(1), Prof.Dr.
Mesut Önen(2) ve (1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü
35340 İnciraltı, İzmir.
İzmir Körfezi'nin çok yüksek bir rekreasyon ve su ürünleri potansiyeli vardır. Büyük Kanal Projesi'nin tamamlanması ile temizlenme sürecine girmiş olan körfezin, özellikle İç Körfez civarında kaybedilmiş olan potansiyelinin tekrar kazanılması sağlanacaktır. Bu bağlamda körfezin içinde bulunduğu mevcut konumu belirlemek amacıyla, Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü'nün koordinatörlüğünde "İzmir Körfezi Deniz Araştırmaları Programı" kapsamında yürütülen projenin 2001 dönemi çalışmaları, Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi işbirliği ve İzmir Büyükşehir Belediyesi, Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü'nün (İZSU) desteği ile yürütülmüştür. Yoğunlaştırılmış bir zaman serisi içerisinde düzenli olarak yapılan örnekleme ve veri toplama çalışmaları doğrultusunda, Körfez'in içinde bulunduğu mevcut durum ortaya konulmuştur. Kirlenme; özellikle İzmir İç Körfezi'nde aşırı boyutlara ulaşmış, Orta ve Dış Körfez kesimlerini ise önemli ölçüde etkisi altına almıştır. Ülkenin ekonomik, ticari, kültürel ve turistik açıdan önemli merkezlerinin başında yer alan İzmir'de, kirliliğin önlenmesi ve Körfez'in iyileştirilmesi için gerekli verilerin toplanarak bir ekosistem modellemesi çalışmalarına temel hazırlanması, bu çalışmaların ana amacını oluşturmaktadır. Çalışmaların önemli bir diğer amacı ise, hemen hemen tamamlanma aşamasında olan Büyük Kanal Projesi ve arıtma tesisi sayesinde ileride gerçekleşecek iyileşmelerin belirlenebilmesi için referans durumunun tanımlanması yapılmaktadır.
Güllük/Asin Körfezinin Nütrient Dağılımı Arş.Gör.Ahmet Demirak(1) Prof. Dr. Ahmet
Balcı (1,2) ve (1) Muğla Üniversitesi , Fen-Edebiyat Fakültesi , Kimya Bölümü, Muğla
Güllük körfezinin sınırları içinde yer alan Asin Körfezi; balıkçılık, deniz taşımacılığı, ve çeşitli kıyısal faaliyetlere kaynaklık etmektedir. Çine, Milas ve Bozdağ' da üretilen feldspat madeninin ihracatı Asin körfezi sınırları içinde bulunan Güllük limanından yapılmaktadır. Diğer yandan kıyı boyunca gün geçtikçe artan yerleşim yerlerinden, bölgedeki tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerden karasal kökenli kirleticiler direk veya dolaylı olarak Güllük Körfezine ulaşmaktadır. Ayrıca bu bölgede deniz kafes balıkçılığı yoğun olarak yapılmaktadır. Asin Körfezinde seçilen 7 ölçüm noktasında yaz, sonbahar, kış ve bahar dönemlerinde yapılan ölçümler sonucunda çevresel bir profili ortaya konulmaya çalışılmıştır. Asin Körfezine Sarıçay'dan, Gülük Limanından, gemilerin demirleme alanından oldukça fazla kirlilik yükü girmektedir. Ortalama değerler açısından bakıldığında; özellikle sonbahar ve bahar mevsimlerinde amonyum azotunun toplam inorganik azot formları içinde en yüksek değerleri aldığını göstermektedir. Toplam inorganik azot yaz aylarında; yüzeyde 0.0718 mg/l, derin de 0.115 mg/l, sonbaharda; yüzeyde 0.0188 mg/l derinde 0.035mg/l, kış aylarında; yüzeyde 0.0004 mg/l, baharda ise yüzeyde 0.006 mg/l, derinde ise 0.0034 mg/l aralığında değişim gösterdiğini, PO4-P konsantrasyonlarının ortalama değerleri, yaz aylarında; yüzeyde 0.009 mg/l, derin de 1.171mg/l, sonbaharda; yüzeyde 0.051 mg/l derinde 0.024 mg/l, kış aylarında; yüzeyde 0.721 mg/l, derinde 1.227 mg/l bahar aylarında ise; yüzeyde, 0.0376 mg/l, derinde 0.119 mg/l aralıklarında değiştiği tespit edilmiştir.
Kuzeydoğu Akdeniz Kıyı Sularında Azot ve Fosforun Mevsimsel Değişimi Çevre Y. Müh. Neslihan Doğan-Sağlamtimur(1)
ve (1) ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, P.K: 28, 33731 Erdemli Mersin
Kuzeydoğu Akdeniz kıta sahanlığı sularının temel hidrografik, fiziksel ve biyokimyasal özelliklerinin zaman-mekana bağlı değişimini incelemek amacıyla, Erdemli bölgesi kıyı sularında iki istasyondan (istasyon 1: 34o16'E 36o33'50''N, toplam derinlik 10 m; istasyon 2: 34o19'E 36o30'N, toplam derinlik 200 m), Aralık-2001'den itibaren R/V Erdemli teknesiyle aylık/mevsimlik seferler yapılmıştır. Fiziksel (seki disk derinliği, tuzluluk, sıcaklık, yoğunluk), biyokimyasal (çözünmüş reaktif fosfat, nitrat+nitrit, partikül organik karbon ve azot) parametreleri doğrudan su kolonunda veya alınan su ve partikül madde örneklerinde laboratuvarda ölçülmüştür. Kimyasal bulguların, ortamın fiziksel özelliklerine (sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk) bağlı değişimleri incelenmiştir. Açık ve derin olan istasyon 2'de kış soğuması sonucu Aralık-Şubat aylarında üst tabakadaki termoklin, haloklin ve pinoklin 100 m derinlere inmiştir. Nisan-Mayıs'ta ise kış karışımlarının durması ile 10-20 m'de mevsimsel termoklin oluşmuştur. Kıyıya yakın sığ 1 no'lu istasyonda çözünmüş reaktif fosfat (ÇRP) değerleri, 32-180 nM aralığında değişir. Derin istasyon yüzey suyunda ise ÇRP, 15-31 nM arasında değişmektedir. 150 m'den sonra iz düzeyde bir artış gösterir ve 30 nM'ın üstünde seviyelere ulaşır. Özellikle kış aylarında, kıyı yüzey sularında ÇRP değerleri artışının yoğun yağışa bağlı karasal kaynaklı olduğu tahmin edilmektedir. Genel olarak nehir girdisinin belirgin olduğu kıyısal kuşakta ÇRP değerleri, açık istasyon verilerinin 4-10 katına ulaşır. Kıyı istasyonda Aralık 2001'de 16-20 mM olan nitrat değerleri Ocak-Nisan ayları arasında 2-8 mM, yaz aylarında ise 1-4 mM aralığındadır. Açık istasyonda nitrat değerleri 0.1-2 mM aralığında değişir ve 100 m'nin altında artış gösterir. POC/PON oranları kıyı istasyonda 6-12 iken, açık istasyonda 7-10 mertebesine düşer.
E. Sühendan Karauz(1) ve Cem Orkun Kıraç(2) (1) Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü,
10 Nolu Bina, 3. Kat, Gazi Tesisleri, Ankara. E-posta: sukarauz@yahoo.com
Bu makale; ağırlıklı olarak 1998-99 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi
adına yürütülen ve Çevre Bakanlığı tarafından finanse edilen "Tuz
Gölü Havzası ve Yakın Civarında Yer Alan Göllerin Ornitolojik Açıdan Araştırılması
Projesi" kapsamında elde edilen bilimsel bulgular ile yazarların
bölgede gerçekleştirdiği bazı araştırma sonuçları ile literatür kayıtlarını
içermektedir. Bölgede 10 gölle ilgili olarak önemli ornitolojik bulgular
elde edilmiş ve veriler güncelleştirilmiştir. Araştırmalar; çalışmaya
konu olan göllerin "nesli tehlike altında" ve "nadir"
kategorilerinde olan birçok kuş türünü (kaşıkçı, yaz ördeği, dikkuyruk,
paspaş patka gibi) barındırdığı ve diğer sukuşu türleri için halen önemli
üreme, barınma ve beslenme ortamı oluşturduğunu göstermiştir. Yüksek sayılarda
koloni halinde üreyen bir çok tür bölgede kaydedilmiştir. Bu makale, bölgenin
-özellikle sukuşları olmak üzere- ornitolojik açıdan önemini irdelemektedir.
Y. Doç. Dr. Ahmet Serteser Afyon Kocatepe Üniversitesi, Afyon Meslek Yüksekokulu
Çalışma alanı Sakarya kıyı kumullarıdır. Sakarya ve Kocaeli illerinde yaklaşık 1900 ha'lık bir kıyı kumulu olup bunların uzunluğu yaklaşık 60 km'dir. Sakarya ilinin bir ucundan diğer ucuna kadar kesintisiz devam etmektedir. Kocaeli kıyı kumulları ise üç küçük parça halinde Kocaeli'nin Karadeniz kıyılarında bulunmaktadır. Araştırma alanı olarak diğer Karadeniz alanlarına oranla insan ve hayvan etkilerinin daha az olduğu bölgenin çok değişik toprak, orografik durum ve tahribat derecelerine bağlı olarak değişik vejetasyon tipleri ve birliklerinin oluştuğu bu bölge seçilmiştir. Çalışma alanını Kuvaterner arazisi kaplamakta olup iklimi "Batı Karadeniz İklim Tipi'ne girmektedir. Karadeniz floristik bölgesi içindeki Sakarya kıyı kumullarından 50 üzeri vaskuler bitki toplanıldı. Çalışma alanında 6 bitki birliği saptanmış olup bunlardan 4'ü endemiktir. Bu çalışmada jeoloji, iklim, toprak, flora, vejetasyon ve bitki örtüsü ile toprak ilişkisi sonuçlarına göre Sakarya kıyı kumulları yönetimi hakkında önerilerimiz verilecektir.
Kıyı Alanlarının, Ekosistemlerin ve Türlerin Korunması
Yrd. Doç. Dr. Mustafa Atmaca(1), Araş. Gör. Mustafa Artar(2) (1) Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü,
Günlük hayatımızda hiç önem vermediğimiz, hatta bataklık ve sazlık diye genellikle küçümsediğimiz sulak alanlar, özellikleri ve barındırdıkları canlı türlerinin zenginliği yönünden ekolojik dengenin devamında büyük öneme sahiptirler. Araştırma alanı olarak seçilen ve tüm Çukurova Deltası içinde önemli bir alan kaplayan Akyatan Lagünü'nün biyotop çeşitliliği ve bu çeşitliliğe bağlı olarak oluşmuş kuş habitatları bakımından korumaya değer bir alan niteliğinde olduğu belirlenmiştir. Genellikle işe yaramaz olarak nitelendirilen önemli biyotoplardan tuzlu bataklık ve çayırlıklar bölgenin önemli bir kesimini kaplamaktadır. Mevsimsel değişimler ile kışın geçici su yüzeylerinin geniş alanlardaki dağılımı, bölgeyi göçmen kuşlar için önemli bir geçiş alanı kılmaktadır. Yıllar itibariyle sürekli artan ve başta tarımdan kaynaklanan yoğun antropojen etkiler, avcılık ve kıyı kullanımları Akyatan Lagünü'nü tehdit eden önemli olumsuz gelişmelerdir. Söz konusu alan her ne kadar 'Av ve Yaban Hayatı Koruma Alanı' statüsünde koruma altına alınmış olsa da kaçak avcılık tehditi ve tarımsal kullanımlar sonucu, lagün ve yakın çevresindeki biyotop tipleri içerisinde yaşam ortamı bulmuş kuş türleri önemli ölçüde zarar görmektedir. Diğer yandan tuzlu-bataklık alanların kurutularak tarıma açılması faaliyetleri yoğun bir şekilde yapılmakta, bu da önemli kuş habitatlarına büyük ölçüde zarar vermektedir. Bu bildiride ülkemizin en önemli sulak alan sistemlerinden Çukurova Deltası içinde yer alan Akyatan Lagünü ve çevresindeki önemli biyotoplar tanımlanarak, biyotoplara bağlı kuş habitatları ve mevcut olumsuz alan kullanım baskıları dikkate alınarak koruma öncelikleri geliştirilmiştir.
Çukurova Deltası Ağyatan Lagünü Biyotop Zenginlikleri ve Koruma Öncelikleri Arş. Gör. Mustafa Artar(1) ve Prof. Dr. Türker Altan(1,2) (1) Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330
Balcalı-Adana.
Bu çalışmada Çukurova Deltası lagün sistemlerinin önemli bir parçası olan ve Adana metropolünün güneyinde Bahçe yerleşimi ile Ceyhan nehri arasında yer alan Ağyatan Lagünü ve çevresi biyotop zenginlikleri verilmiştir. 2000-2001 yılları arasındaki farklı dönemlerde gerçekleştirilen biyotop haritalaması çalışması birbirini tamamlayıcı dört aşamada yürütülmüştür; - Araştırma alanına ilişkin mevcut çalışmaların derlenmesi ve değerlendirilmesi, Alanın incelenmesi sonucunda Flora-Fauna-Habitat Natura 2000 Programı'nca da tanımlanmış biyotop tiplerini esas alacak biçimde Çukurova Deltası için Altan ve diğerleri (2001) tarafından geliştirilmiş 67 biyotop tipinden 28 tanesi Ağyatan lagünü ve çevresi için tanımlanmıştır ( daha fazla bilgi için bkz. Altan ve diğerleri, 2001). Her biyotop tipinin sınırları GPS ile koordinatlar alınarak belirlenmiş ve GIS ortamına aktarılmıştır. Biyotoplar için yapılan bitki örtüsü analizleri ise Access Veri tabanına girilerek GIS ile ilişkilendirilmiştir.
Kıyı Alanlarının Yönetimi için Yaban Hayatı Habitatlarının İzlenmesi Doç.Dr. K. Tuluhan Yılmaz(1), Öznur
Kutlu(1,2), (1) Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330
Adana.
Bu çalışmada, TÜBİTAK Yer Deniz ve Atmosfer Bilimleri Araştırma Grubu tarafından 01.03.2001 tarihinden itibaren, 24 ay süreyle desteklenen "Çukurova Kıyı Sulak Alan Sisteminde Uzaktan Algılama Yardımıyla Kuş Populasyonlarının Tahmini" başlıklı ve YDABAG-100Y091 no'lu araştırma projesinin ilk sonuçları sunulmaktadır. Proje kapsamındaki araştırmalar, Adana il sınırları içerisinde, Seyhan Nehri Deltası ile Tuz Gölü kıyı sulak alanı çevresinde yürütülmektedir. Araştırma alanının yer aldığı Çukurova kıyı alanı; sulak alanlar, kıyı kumulları ve bağlantılı pek çok doğala yakın habitatları içermektedir. Bunlardan sekizi Bern Sözleşmesine göre tehlike altındaki habitatlardır. Yüksek habitat çeşitliliğine sahip olan bu kıyı alanı zengin florası, göçmen ve yerli pek çok kuş türü ve uluslararası düzeyde koruma statüsüne sahip deniz kaplumbağalarını içeren faunası ile önemli bir biyo-çeşitlilik merkezi durumundadır. Özellikle kuş hayatı yönünden bölge, Palearctic-African göç yolu üzerinde olması nedeniyle özel bir öneme sahiptir. Bu çalışmada, Tuzla sulak alanları ve kıyı kumullarında barınan, kuluçkaya yatan ve sıklıkla görülen bazı kuş türlerinin habitatları ve güncel populasyonlarının araştırılması amaçlanmaktadır. 1996 yılından bu yana alandan toplanan kuş populasyonlarına ait orijinal veriler ve 2002 yılına ait IKONOS uydu görüntüsü çalışmada kullanılan ana materyalleri oluşturmaktadır. Habitatların sınıflandırılabilmesi için 1993 yılında elde edilen hava fotoğrafları yorumuna dayalı biyotop haritaları, IKONOS uydu görüntüsünün sağlayacağı daha detaylı veriler ve yerinde yapılacak incelemeler ile güncelleştirilecek ve böylelikle araştırma alanına ait güncel alan örtüsü saptanacaktır. Habitatların sınıflandırılmasında bitki örtüsü indikatör olarak ele alınmakta ve bu verilerin alana yaygınlaştırılabilmesi için uydu verileri kullanılmaktadır. Uzaktan algılamaya ve vejetasyon analizlerine ek olarak Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) de araştırma yöntemleri içine girmektedir. Kuş ve bitki türleri hakkında elde edilecek veriler, bu kıyı sulak alanında gelecekte yürütülecek izleme (monitoring) çalışmalarına referans (baseline data) teşkil edecek bir veri tabanının oluşmasını sağlayacaktır. Kuş türleri ve bunlara ait populasyonların tanınması ve izlenmesi, giderek yaygınlaşan kuş gözlemciliğinin bir eko-turizm aktivitesi olarak alanda uygulanmasına önemli katkılar sağlayacaktır. Bu durum yerel ekonomiye dış kaynaklı turizm geliri yaratması açısından son derece önemlidir.
Deniz Kaplumbağaları ve Koruma Çalışmaları Mürüvvet Dindar Çevre Bakanlığı, Çevre Koruma Genel Müdürlüğü, Eskişehir Yolu 8.km 06530,
Ankara.
Yaklaşık 100 milyon yıldır dünyamızda yaşayan deniz kaplumbağalarının ataları yıllar önce dinazorların yaşadığı devirlerde deniz ortamına geçmiş olan dev kara kaplumbağalarıdır. Bugün dünyamızda yaşayan sadece 8 deniz kaplumbağası türünden, 5'i Akdeniz'de mevcuttur. Bunlardan 3 türün Akdeniz'de sadece yaşadığı belirlenmiştir (Dermochelys coriacea, Eretmochelys imbricata, Lepidochelys kempii). Diğer iki tür (Caretta caretta, Chelonia mydas) ise yuvalamak için Akdeniz'de ve Türkiye kıyılarında bulundukları bilinmektedir. Dünya denizlerinde yaşayan deniz kaplumbağası türlerinin hemen hepsi yayılış alanlarının tamamında veya önemli bir bölümünde nesli yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ülkemiz Akdeniz kıyılarını üremek, beslenmek ve kışlamak için kullanan deniz kaplumbağaları (Caretta caretta, Chelonia mydas) türleri Uluslararası Doğal Hayatı Koruma Birliği (IUCN) tarafından yayınlanan kırmızı listede Chelonia mydas ''tehlikede'', Caretta caretta ise ''tehdit altında'' olan türler olarak tanımlanmaktadır. Ülkemiz imzalamış olduğu çeşitli Uluslararası sözleşmelerle deniz kaplumbağaları
ve üreme alanlarının korunmasını taahhüt etmiş olup, Ulusal mevzuatımızda
da nesli tehlike altında olan türlerin korunması ile ilgili hususlar yer
almaktadır.
Çanakkale Boğaz Ekosisteminde Ekonomik Değeri Olan Canlı Türlerine Yönelik Eylemler Yard. Doç. Dr. Rüştü Ilgar Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Coğrafya A.B.D.
Çanakkale Boğazı ekosisteminde yer alan zengin tür populasyonları mevcuttur. Bu zenginlikte ekosistemin genel olarak bir açık sistem oluşu ve sibernetik sistemlerin azlığı da etkindir. Ayrıca ekosistem diğer ekosistemler arası geçiş niteliğindedir. Doğal hayattaki kıyı habitatı yerel anlamda da türlerin çeşitlilik ve sayısı açısından zenginlik arz eder. Bu çalışmada Çanakkale Boğazı ekosistemini oluşturan kıyı ve sucul ortamda büyük baskısı olan avcılık incelenmiştir.
Yrd. Doç. Dr. Rüya Yılmaz(1) ve Araş. Gör. Lerzan Yetim(1,2) (1) Trakya Üniversitesi Tekirdağ Ziraat Fakültesi Peyzaj Mim. Böl., 59030,
Tekirdağ.
Trakya Bölgesi tarımı, tarihi, kültürel zenginlikleri, turizmi, sanayi
ve ticaretiyle, Türkiye'nin en yoğun kullanıma maruz kalmış bölgelerinden
birisidir. Zengin doğal kaynaklara sahip olan Trakya'da, bu kaynakların
kullanımı sürdürülebilir şekilde planlanmadan yapıldığı için bölgede bugün
birçok sorun oluşmuştur. Bu plansızlığın en büyük örneği, yapılaşmada
görülmektedir. Özellikle ikinci konut şeklindeki bu yapılaşma, Trakya'nın
Marmara Denizi kıyı kesiminde, doğal yapının ve tarım alanlarının tamamen
tahrip edilmesine neden olmuştur. Saroz Körfezi kıyı bandında ise plansız
yapılaşmanın yarattığı görsel kirlilik doğanın yapısını önemli derecede
etkilemektedir. Trakya'nın kuzey ve kuzeydoğusunda yer alan Karadeniz
kıyı bandı ise doğallığını koruyabilmiştir. Bu bölgede, orman ekosistemi,
kıyı ekosistemi, dağ ekosistemi, sulak alan ekosistemi ve kumul ekosistemi
içiçe girmiş durumdadır. Buda doğal yapıyı daha da zenginleştirmektedir.
Trakya'nın orman varlığının büyük bir kısmı Karadeniz kıyılarında yer
almaktadır. Yıldız dağlarının Karadeniz'e bakan yamaçlarında yoğun şekilde
kayın ormanları bulunmaktadır. Trakya'nın Karadeniz kıyısında yer alan
İğneada ve Kıyıköy yerleşimleri gerek sahip oldukları orman alanlarıyla
gerekse sahil bandı ile yöre halkının ve özellikle İstanbul metropolünün,
rekreasyon gereksinimlerini karşıladıkları bir merkez haline gelmektedir.
Özellikle son yıllarda ikinci konut talebinin de artmaya başladığı görülmektedir.
Bu kıyı bandının doğallığını bozmayacak şekilde korunması ve planlanarak
kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle bu bildiride, Trakya'nın Karadeniz
kıyılarındaki alan kullanımlarının Marmara Denizi kıyılarındaki gibi yoğun
ve düzensiz yapılaşmaya benzer bir sonuç göstermemesi için alınması gereken
acil plan kararları üzerinde durulacaktır.
Doğal Alanları Koruma Kararlarının İzmir-Balçova İlçesinde İrdelenmesi Doç.Dr. Bahar Zafer Türkyılmaz (1),
(1) Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mim. Bölümü, 35100 Bornova
Balçova ilçesi, İzmir'in en yakın ilçelerinden birisi olarak Akdeniz iklimi içinde mikroklima özelliği gösterir. Bu nedenle bu yörede narenciye tarımı yanında sebze ve çiçek üretimi (örtüaltı tarımı) yoğun olarak yapılmaktadır. Bunun yanı sıra bu bölgenin, Narlıdere ile Levent Marina arasında Sahilevleri'nde rekreasyon alanları ve Türkiye'nin sözleşmelerle korumakla yükümlü olduğu bir sulak alan olan Çakalburnu Dalyanı gibi farklı kullanımlara hizmet veren alanları da vardır. Kıyıda yer alan bataklık ve sulak arazileri, verimli tarım alanlarını içeren farklı toprak sınıflarına ait bu mikroklima, İzmir'e en yakın oksijen depolarından birisidir. Bu bölge, İzmir'in yakın çevresinde artık ender görülebilecek nitelikte güzellikleri ve yeşil alanları ile doğal ve kültürel açıdan koruma niteliği taşıyan bir yöredir. Çok büyük bir rant potansiyeli bulunan bölgede yapılaşma baskısı yeşil dokuyu kemirmekte ve İzmir kenti içinde ender bulunabilecek bu kıyısal yeşil alan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelmektedir. Araştırma alanının arazi kullanım durumu, doğal ve kültürel değerleri ile yakın zamana kadar verilen koruma mücadelesi de ortaya konduğunda korunması gereken bu bölgenin önemi ortaya çıkmaktadır.
Güney-Batı Anadolu'da Doğal ve Kültürel Değerlerin Bütüncül ve Sürdürülebilir Korunması Doç. Dr. Mehmet Tunçer (1) ve Ebru Akpınar (2) (1) Şehir Y. Plancısı (ODTÜ), Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilim
Doktoru (AÜ SBF), Gazi Üniversitesi, Müh. Mim. Fak., Şehir ve Bölge Planlama
Bölümü Öğr. Gör. Maltepe - Ankara.
Bu bildiri kapsamında; Güney-Batı Anadolu'da Patara Özel çevre Koruma bölgesi ile Antalya arasında yer alan, korunmaya değer önemli doğal ve tarihsel/kültürel değerlerini barındıran kıyı şeridinde; "Sürdürülebilir ve Bütünleşik Koruma", "Havza Koruma" "Kıyı Yönetimi", "Kıyı Planlaması" ve "Turizm Planlaması" na girdi verecek yasal, yönetsel ve fiziksel önerilerin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Amaç; 'Patara-Antalya Arasında Doğal ve Kültürel Değerlerin Bütüncül Korunması' na ilişkin görüş ve öneriler geliştirmektir. Antalya'dan Patara'ya kadar olan ve Antik Likya uygarlığına ev sahipliği yapan kıyı kesimi incelenmiştir. Bu kıyı kesiminde, doğal ve kültürel değerlere yönelik tehditler, sorunlar, korumaya ilişkin darboğazlar değerlendirilmeye çalışılacak ve bu değerlerin bütüncül korunmasına ilişkin stratejiler ve kararlar geliştirilecektir.
Yrd. Doç. Dr. Nesrin (Cilasın) Baykan
(1), Prof. Dr. N. Orhan Baykan (1,2) ve (1) Pamukkale Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 20070 Denizli.
Son yıllarda çeşitli sektörlerde doğal ve tarihsel kaynakların kullanımında dünya çapında kabul gören bazı ilkeler, yenilenebilir doğal kaynakların ve yenilenemez-korunması gereken tarihsel kaynakların, toplumun ve hatta küresel ölçekte yaşam standardının ve kültürel düzeyin yükseltilmesi ile bunların gelecek kuşaklara aktarımını garantiye almaya yöneliktir. Bu politika; doğal ve tarihsel kaynakları kullanırken koruma (koruyarak kullanma yada koruma-kullanma dengesi), kullanırken yalnız kullanmakla kalmayıp mevcut kaynakları geliştirme (geliştirerek koruma), bu şekilde günümüz toplumlarının yaşam standartlarını yükseltip, yeni bakış açıları sağlayarak bu kaynakları gelecek kuşaklara kadar daha iyi koşullarda aktarabilirlik (sürdürülebilirlik) olarak özetlenebilir. Sürdürülebilirlik aynı zamanda çevre, ekonomi ve sosyal yapıyı etkileştiren bir sistem analizidir. Amaç, kaynakların verimli kullanılması, kirliliğin azaltılması, arazi kullanım etkilerinin kısıtlanması, eşitlik, estetik ve geleceğe saygıdır. Burada gelişme ve büyümeden de söz etmek gereklidir. Büyümede genel yaklaşım, ekonomik gönenç ve geleceğin garantisi için ekonomik büyümenin kaçınılmaz olduğudur. Büyürken de; büyük kent merkezlerine yakın ya da içinde kalmış, tatil-turizm beldelerinin yapılaşmasının içinde rant ortamında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan tarihsel kentlerin de sürdürülebilir gelişmeden ayrı tutulmaması gerekir. Turizm sektörü açısından tarihsel kentlerin geliştirilerek, korunarak yaşatılması nasıl bir varoluş nedeniyse, bu kentlerin planlanış biçimleri ve birçok kentimizde bugün bile olmayan mühendislik harikası altyapı sistemlerinin korunarak gelecek kuşaklara aktarılması ve tasarım ilkelerinin ortaya konulması günümüz ve gelecek tasarımcıları açısından o denli önemli görülmektedir. Ülkemiz tarihsel değerler açısından dünyada eşine ve benzerine çok az sayıda rastlanan zenginlikte kalıntılara sahiptir. Türkiye Kıyıları 02, IV. Ulusal Konferansı'nın İzmir'de yapılacak olması nedeniyle bu çalışmada ele alınacak Ege Bölgesi de kendine özgü özellikleriyle büyüleyici bir bölgedir ve Ege Bölgesi'nde yüzlerce tarihsel kent ve kıyı kentlerinde çok sayıda tarihsel liman ve kıyı yapısı bulunmaktadır. Bu tarihsel kıyı yapılarının büyüklükleri ve konumları kent plancılarına ve mühendislere; bu kentlerin nüfusları, kent savunma sistemleri, kentteki ticari hayatın işleyişi, kıyı yapılarının boyutları, tasarım kriterleri, gemi boyutları gibi birçok konuda ışık tutacaktır. Bu çalışmada Ege kıyılarındaki tarihsel limanlar, planlama ve sürdürülebilirlik kapsamında incelenecek ve tarihsel kentlere mühendis gözüyle de bakılmasının gereği ortaya konulacaktır.
Boğazlar ve Denizlerin Korunması Aziz Duman Deniztemiz Derneği / Turmepa Genel Sekreteri Nakkaştepe Azizbey
Dünya ülkelerinin ve bilhassa sanayileşmiş ülkelerin enerji ihtiyacının karşılanması doğrultusunda, en önemli enerji kaynağı olan, ham petrolün Kafkaslar ve Orta Asya'daki petrol yataklarından, dünya pazarlarına taşınması için, Türk Boğazları'nın kullanılması, son yıllarda güvenlik ve insan yaşamı yönüyle hassas bir aşamaya gelmiştir. Bunun yanı sıra, yıllar boyunca yeterli önlem alınmadan, evsel ve endüstriyel atıklarla, kontrolsuz deşarjlarla, plansız yapılaşma, yetersiz denetimler nedeniyle, denizlerimiz ciddi bir kirlilik yaşamaktadır. Söz konusu kirlenmenin neticesinde de, su kalitesi ve ekolojik denge olumsuz yönde etkilenmektedir. Deniz sayesinde, refah içinde yaşamak Türk insanının en tabii hakkıdır. Ancak, bu hakkı kazanabilmek için, en önemli şartın, denizlerimizin temiz tutulması sorumluluğunun bir vatandaşlık görevi olduğu unutulmamalıdır.
Kıyı ve Deniz Özel Koruma Alanları
Köprülü Kanyon Milli Parkı'nın Biyosfer
Rezerv Alanı Dr. Gülay Çetinkaya(1) ve Prof.Dr.Türker Altan(2) (1) Sankt-Petersburg Devlet Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi,
2nd Krasnoarmeiskaya St., D.4, Saint-Petersburg, 19005, Rusya Federasyonu
Köprülü Kanyon Milli Parkı Türkiye'nin büyük milli parklarından birisidir. Milli Park Akdeniz'in kıyı ve dağ ekosistemlerini içermekte ve biyolojik çeşitlilik bakımından olağanüstü değerler taşımaktadır. Park içinde ve yakın çevresinde yaşayan halkın kendi gereksinimlerini karşılamak için Milli Parktaki doğal kaynakları kontrolsüz bir şekilde bugüne kadar kullanması önemli tahriplere neden olmuştur. Park ve yakın çevresinde doğa koruma ve doğal kaynakların kullanımı arasındaki çelişkileri azaltmak ve uyumlarını sağlamak için biyosfer rezerv modelinin Köprülü Kanyon Milli Parkına uygulanması yararlı olacaktır. Ancak bu yapının biyosfer rezervi ilkeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesi ve planlanması gereklidir. Alanın biyosfer rezerv alanı olarak yeniden düzenlenebilmesi için Milli Parkın yeterli doğal potansiyel ve sosyo-ekonomik altyapısı olduğu saptanmıştır.
Y. Doç. Dr Emel İrtem (1) ve Y. Doç. Dr. Nuri Azbar (2) (1) Balıkesir Üniversitesi, Müh.-Mim. Fak., İnşaat Müh. Bölümü
Marmara Bölgesi'nin ikinci büyük gölü (ortalama yüzey alanı 169 km2) olan Manyas Kuş Gölü'nün kuzey doğusunda yer alan 64 hektar büyüklüğündeki Kuş Cenneti, Bandırma ilçesine 18 km uzaklıkta olup, Avrupa Konseyi tarafından 1976 yılında A Tipi diploma ile ödüllendirilerek RAMSAR alanı ilan edilmiştir ve hali hazırda bu diploma Kuş Cennetinin yaşadığı çevre sorunları nedeni ile askıya alınmıştır. Bu çalışmada, doğal akımlarla beslenip boşalan Manyas Gölünün çalışma sistematiği incelenmiş, yukarıda özetlenen temel sorunlar irdelenmiş ve çözüm önerileri getirilmiştir.
Yrd. Doç. Dr. Erol Kesici (1) ve Cevdan Kesici (2) (1) S.D.Ü. Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 32500 Isparta
Ulusal Park ve Doğal Sit Alanı olan Kovada Gölü, Akdeniz Bölgesinde, Göller yöresinde, Eğirdir İlçesi sınırlarında, Eğirdir Gölü ile bağlantılı ve bu bağlantısı son yıllarda insanların kumandasında olan ve yıllar öncesi eşsiz güzelliklere sahip, suyu tatlı küçük bir göldür. Sulak alanların, ulusal parkların, sit alanlarının kullanımı, korunumu ve yönetimi yasalarımızla belirlenmiştir. Buna karşın yapılan uygulamalarda ve doğayı koruma amaçlarının temel ilkelerinde, yapılması gerekenlerinin tamamen tersi yapılmaktadır. Örneğin yasada; 'Doğal ekolojik denge ve doğal ekosistemlerin bozulmamasına ...'der! Uygulamalar ise ...? Ülkemizin yüz ölçümünün %1,1'i kadar olan milli park ve benzeri koruma alanlarının, taraf olduğumuz uluslar arası sözleşmelerde, söz verilmesine ve rağ yasalarımıza rağmen korunamamasında temel faktör; yasa yapan ve duyarsız davranan insandır. Bugün canlıları bekleyen en büyük tehlikenin doğanın gün geçtikçe çok hızlı bir şekilde bozulması ve tüketilmesi olduğuna göre; yaşadığımız ekosistemin insanlar tarafından, insanlardan korunması gerekmektedir. Tektonik kökenli Eğirdir çöküntüsünün 3. kısmını oluşturan gölün beslenimi;
Eğirdir Gölü ile arasındaki 24 km'lik Kovada Kanalı sağlamaktadır. Kovada
Gölünün su giderlerini; başta enerji amaçlı su alımları (1960 yılında
Kovada Gölünün batısındaki düşü farkından yararlanılarak açılan kanal
ile Kovada I ve II Hidro Elektrik Santrali 'HES' kurulmuştur.), düdenler,
tarım ve benzeri amaçlı kullanımlar oluşturmaktadır. Ulusal parkın fauna
ve flora dengesi önceki yıllara oranla çok önemli değişimlere uğramış
olup, gölün su kalitesinin ve hidrolik yapısının bozulmasıyla birlikte
vejetasyonda meydana gelen yoğun makroflora oluşumuyla bataklık alanlar
gelişmeye ve genişlemeye başlamıştır.
Yrd. Doç. Dr. Hayriye Eşbah Adnan Menderes Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 09100 Aydın
Peyzaj ekolojisi geniş ölçekte bir peyzajın ya da doğa parçasının ekolojik bir sistem olarak nasıl işlediğini, yapısını ve kompozisyonunu ve zamanla geçirdiği değişimi anlamamıza yarayan bir bilimsel yaklaşımdır. Peyzaj ekolojisi koruma altına alınmış bir doğa parçasının etrafındaki öteki doğal sistemlerden izole edilmesi veya bağlantısının koparılması durumunda, bu alanın ekolojik değerini koruyamayan habitat adacığına dönüşeceğini vurgulamaktadır. Böyle düşünüldüğünde ülkemizdeki milli park ve koruma alanlarının bölgesel ölçekte bir ekolojik ağa bağlanması bu bölgelerin ekolojik değerlerini korumaları ve kurulma amaçlarına hizmet edecek şekilde korunmaları açısından önemlidir. Bu çalışma Ege bölgesindeki milli parkların birbirine koridorlarla bağlanıp sürdürülebilirliklerinin artırılması ile ilgili modeli ve bölgedeki mevcut durumu irdeler. Ekolojik ağ ve bağlantı yeni bir yaklaşım olmamasına rağmen bu çalışmanın önemi bu konuyu Ege bölgesi ölçeğinde ele alması ve kıyılardaki parkların korunmasında park sınırları dışındaki peyzajında düşünülmesi gerektiğini vurgulamasıdır.
Akdeniz Boşluk Analizi: Deniz Koruma Alanlarının Belirlenmesi için Bir Yöntem Atila Uras(1), Paolo Guglielmi(1,2), Carlo Franzosini(2) ve Harun Güçlüsoy(3) (1) Dünya Doğayı Koruma Vakfı - Akdeniz Program Ofisi
Akdeniz Deniz Boşluk Analizi (ADBA) çalışmasının amacı, tüm Akdeniz baseninde denizel ve kıyısal doğal öğelerin genel bir değerlendirmesini yaparak Dünya Doğayı Koruma Vakfı Akdeniz Programı'nın (World Wide Fund for Nature (WWF)- Mediterranean Programme Office (MedPO)) çevre koruma çalışmalarına destek sağlamak olarak özetlenebilir. Çalışmanın hedefleri: Akdeniz gibi hassas bir içdenizde biyotik öğelerin ve çevrenin korunmasında mevcut boşlukların bulunmasına yönelik ihtiyacın temelinde, biyoçeşitliliğe ve doğal dengeye doğrudan tehdit oluşturan ve hızlanarak artan insan etkileri yatmaktadır. Yeni koruma alanları veya rezervler yaratarak ya da yeni bütünleşik kıyı alanları uygulamaları ile doldurulabilecek, mevcut koruma alanı ağ sistemi içindeki boşlukları belirlemeye çalışılan ADBA, denizel ve kıyısal biyoçeşitliliğin korunması için proaktif bir araç olarak kabul edilmelidir. Çalışmanın sonunda tüm Akdeniz'de belirlenen 13 alan WWF'nin, çalıştığı diğer kurumlarla birlikte çevre koruma ve doğal kaynakların akılcı ve sürdürülebilir kullanımına yönelik çabalarını yoğunlaştıracağı, öncelikli ekobölgeler olarak tanımlanmıştır. Bu alanlar arasında Türkiye'nin tüm Ege ve Akdeniz kıyı ve deniz alanları yer almaktadır. Koruma/kullanma çelişkileri açısından büyük sorunları olan Türkiye kıyılarında akılcı, etkin ve uzun vadeli, bütünleşik deniz ve kıyı alanları koruma ve yönetimi uygulamaları için ADBA önemli bir araç olacaktır.
Deniz Koruma Alanı Kavramının Türkiye'deki Hukuksal ve Yönetsel Boyutuna İlk Adım Ayşe Oruç WWF Türkiye / Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği-Deniz ve Kıyı
Denizler ve okyanuslar için bütün olumsuz etkileri en aza indirgeyerek denizlerdeki doğal yaşam alanlarını korumanın bir yolu da denizde doğal rezervler oluşturmaktır. Günümüzde tüm dünyada 1300 kadar deniz koruma alanı bulunmakla beraber daha fazlasının ilan edilmesi ve varolanların verimli yönetiminin sağlanması için acil bir ihtiyaç vardır. Dünya üzerinde birçok kuruluş ulusal, bölgesel ve uluslararası seviyede bunun gerçekleştirilmesine çalışmaktadır. Bu kuruluşların ana amacı balıkçılık, tehlike altındaki türler, bütünleşik kıyı yönetimi, kirlilik ve deniz koruma alanları olmak üzere 5 objektif içeren bir deniz politikası oluşturmaktır. Deniz koruma alanları için belirlenmiş hedef; yüksek biyolojik önem ve üretkenliğe sahip alanları korumak üzere tasarlanmış; ekolojik olarak tipik ve iyi yönetilen deniz koruma alanlarından oluşan geniş global bir ağın kurulup uygulanmasıdır. İnsanların deniz alanlarını kullanımları her geçen gün genişleyip yoğunlaştığından, deniz koruma alanlarının hedefleri, tanımları ve yönetim yaklaşımları hızla esnek hale gelmektedir. DKA terimi artık ulusal yasalarda yansıtılmış bir konu olmaktan, daha küçük bir kapsamda global antlaşma ve sözleşmelerde yer almasına kadar farklı yerlerde farklı anlamlara gelmektedir. Bilindiği gibi, Türkiye'de henüz "deniz koruma alanı" tanımının hukuksal boyutu ve bu tanıma sahip çıkacak karar verici kurumlar belirlenmemiştir. Özellikle son yıllarda ülkemizde karar verici kurumlar veya sivil toplum kuruluşları tarafından öneri deniz koruma alanları gündeme getirilmiş ancak hukuksal boyuttaki eksiklikler nedeniyle bu konu sonuçlandırılamamıştır. Türkiye'de bu tanımın uygulamaları sırasında söz sahibi olabilecek devlet birimlerinin bugünkü durumunun ve sahip olduğumuz yasa ve yönetmeliklerin bu kurumların hangisinin yetki sınırları içinde bulunduğunu ortaya ana hatlarıyla koyabilmek amacıyla ilgili tarafların katılımıyla Ocak 2002 ve Mayıs 2002'de deniz koruma alanı kavramının Türkiye'deki hukuksal ve yönetsel boyutu üzerine ilgili tarafların katılımıyla iki tartışma gerçekleştirilmiş ve teknik çalışmalara hız kazandırılmıştır.
Sulak Alan, Delta ve Lagün Yönetimi
Uzm. Elif Ebru Şişman(1), Yrd. Doç.
Dr. Rüya Yılmaz(1,2) ve (1) Trakya Üniversitesi, Tekirdağ Ziraat Fak., Peyzaj Mimarlığı Bölümü,
59030
Türkiye'nin batısında yer alan Trakya Bölgesi, sahip olduğu toprak ve su kaynakları ile Türkiye'nin önemli tarım bölgelerinden birisidir. Son yıllarda yaşanan hızlı sanayileşme süreci birçok çevre problemini de beraberinde getirmiştir. Bölgede en önemli kirlilik sorunu Ergene Nehri'nin kirlenmesidir. Ergene Nehri boyunca meydana gelen kirlenmeden en çok etkilenen bölgelerden biri de Gala Gölü ve çevresidir. Ülkemize batıdan giren kuş yolu üzerindeki ilk sulak alan olan Meriç Deltası kuş varlığı yönünden oldukça zengindir. Uluslararası kriterlere göre A sınıfı sulak alan kapsamındaki Meriç Deltasında yer alan ve Tabiatı Koruma Alanı olarak ilan edilen göl Büyük Gala ve Küçük Gala olarak iki bölümdür. Büyük Gala Gölü geniş bir su aynasına sahiptir. Küçük Gala ise saz ve kamış gibi yoğun su üstü bitkileriyle tamamen kaplıdır. Göl çevresindeki tarım, aşırı ve bilinçsiz avlanma gibi faaliyetler ekosistem üzerinde baskı oluşturarak doğal kaynaklara zarar vermektedir. Alan "Tabiatı Koruma Alanı" olarak ilan edilmesine rağmen tam olarak korunamamaktadır. Bu bildiride özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaşanan çevre sorunları ve bu sorunların ekosistemin önemli bir parçası olan sulak alanlar üzerine olan etkileri Gala Gölü örneğinde tartışılmaktadır.
Dr. Esin Üçüncüoğlu(1), Özlem Görken(1,2),
(1) DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Bakü Bul. No.30, İnciraltı,
Sulak alanlar, bulundukları toprağın topoğrafyasına, iklimine, hidrolojisine, su kimyasına, bitki örtüsüne, insanlardan kaynaklanan diğer faktörlere göre bölgesel ve yöresel çeşitlilikler gösterebilirler. Santa Barbara, 1996, Çalıştayı'nda sulakalanların küresel biyojeokimyasal döngülere olan etkilerinin anlaşılması açısından işlevsel bir sınıflandırma geliştirilmesine çalışılmıştır. Türkiye'de bir milyon hektarı kapsayan yaklaşık 250 sulak alan bulunmaktadır.Yapılan araştırmalar sonucunda bunların 81 tanesi uluslararası önem taşımakta, 18 tanesi ise A Sınıfı Sulak Alan olarak değerlendirilmektedir. Çevre Bakanlığı tarafından Ramsar Sözleşmesi hükümlerine dayanarak hazırlanan "Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği" 30/01/2002 tarih ve 24656 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Ülkemizde pek çok sulak alanın biyolojik ve ekonomik değerinin anlaşılması için daha çok araştırma yapılmasına ihtiyaç vardır. İzmir Körfezi'nin kıyılarında kuzeyde A Sınıfı sulak alan olarak tanımlanan 20400 hektarlık Çamaltı Tuzlası ve Homa Dalyanı (İzmir Kuş Cenneti) ile güneyde 1500 hektarlık Çakalburnu Dalyanı yer almaktadır. Her iki alan da antropojenik etkilerin olumsuz baskısı altındadır. Bu çalışmada İzmir Körfezi ölçeğinde sulak alanların sürdürülebilir kullanımına yönelik bir yönetim modeli önerilmektedir.
Sulak Alan Yönetimine Peyzaj Bağlamında
Yaklaşım Doç. Dr. Adnan Kaplan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova -
İzmir
Ülkemizde sulak alan yönetimi çalışmalarında önemli bir yer tutacak olan ve de son yıllarda uluslararası çalışmaların artan ölçüde görüldüğü 'peyzaj bağlamında yaklaşım' hususu bildirinin çıkış noktasıdır. Sulak alanların peyzaj kavramı ve bağlamı ışığında tanımlanması ve yönlendirilmesi, yönetim çalışmalarının ölçeğini ve içeriğini yeniden belirlemektedir. Resmi ve özel kurumlararası iletişimde, yasal çerçevede ve de uygulamalarda görülen eksiklikler, sulak alan ve çevresinde süregelen kültürel baskılar gibi bir dizi sorun yanında sulak alan sistemini oluşturan peyzaj birimlerinin ve ekolojik süreçlerin tanımlanmasında yaşanan sorunlar, örnek çalışma alanı olan İzmir Kuş Cenneti ve çevresinde (Gediz Deltası) peyzaj bağlamında planlama ve yönetim çalışmalarını gerektirmektedir.
Işıklı Gölü Su Bitki Populasyonu Üzerine Su Kalite Parametrelerinin Biyoekolojik Etkileri Arş. Gör. Ali Zeytünlüoğlu(1) , (1) Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Böl. Denizli
Bu çalışma; Denizli ili Çivril İlçesi Işıklı Gölü'nde yayılış gösteren su bitkileri üzerinde yapılmıştır. Bu gölün araştırma için seçilmesindeki temel sebep, zengin bitki flora ve faunasına sahip olması yanında, 1971 yılında imzalanan Ramsar Sözleşmesi ile de koruma altına alınmış olmasındandır. Yapılan çalışma sonucu gölde 30 bitki familyasına ait toplam 74 bitki türü tespit edilmiş olup, bu bitkilerin yaşam ortamlarıyla, değişen ortam faktörleri arasındaki ilişkileri araştırılmıştır.
Cenk Durmuşkahya(1) ve Alpay Tırıl(2) (1) Uzm. Biyolog, Celal Bayar Üniversitesi Biyoloji Bölümü Araştırma
Görevlisi, Manisa
Akarsu havzalarının denizle buluştuğu deltalar, ekolojik özelliklerinin yanısıra ilkçağlardan beri insanlara ev sahipliği yaparak kültürel gelişimin de beşiği olmuşlardır. Batı Anadolu'nun en büyük deltalarından birisi olan Büyük Menderes Deltası da, gerek ekolojik özellikleri, gerekse antropojen yapısıyla Türkiye'nin sahip olduğu önemli kıyı ekosistemlerindendir. Yaklaşık 16.000 hektarlık bir alana yayılan delta, karakteristik kıyı vejetasyonunun yanında, küçük kerkenez (Falco naumanni) ve tepeli pelikan (Pelecanus crispus) gibi soyu tehlikede olan türlerin de içinde bulunduğu 200'ü aşkın yerli ve göçmen kuşa ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca delta, koruma altında olmasından dolayı birçok memeli ve sürüngen türlerinin de yaşamasını sağlamaktadır. Büyük Menderes Deltası, ev sahipliği yaptığı su kuşlarının zenginliği nedeniyle Orman Bakanlığı tarafından milli park, Kültür Bakanlığı tarafından birinci derece doğal sit ilan edilmiştir. Deltanın bir bölümü Türkiye'nin önemli tarım alanlarından olup özellikle pamuk üretimine katkıda bulunan verimli arazilerden oluşmaktadır. Son zamanlarda hızla gelişen teknolojiye paralel olarak kullanımı artan tarım ilaçları delta ekosistemini önemli ölçüde etkilemektedir. Delta, zengin tatlı su kaynakları, verimli toprakları ve denizle ilişkisi nedeniyle çağlar boyunca insanları cezbetmiş, önemli yerleşimlere ev sahipliği yapmıştır. Bu yüzden binlerce yıldan beri varolan antropojen etkiler deltanın bugünkü görünümünü kazanmasında rol oynamıştır. Bu çalışma, yukarıda kısaca aktarılan temel çıkış noktalarından hareket ederek deltanın ekolojik özelliklerinin değerlendirilmesini ve günümüzde karşı karşıya bulunduğu sorunlara çözümler üretmeyi amaçlamaktadır.
Ortaç Onmuş(¹), Alpay Tırıl(1,2), Raika
Durusoy(1,3), (1) Ege Kuş Gözlem Topluluğu, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
Türkiye'nin Ege kıyılarındaki en büyük deltası olan Gediz Deltası, dalyanlar, azmaklar, tuzlalar, tatlı su bataklıkları, tuzcul bataklıklar, tuzcul çayırlar, geçici sulak çayırlar, alüvyon adacıkları, tarım alanları ve Akdeniz tipi çalılıklar gibi çok farklı habitatları içeren, 20.400 hektarı Önemli Kuş Alanı (ÖKA) olmak üzere 40.000 hektarlık alana yayılmış bir deltadır. Deltada aralarında nesli dünya ölçeğinde tehlikede olan türlerin de bulunduğu 215 kuş türü kaydedilmiş ve alanı üreme döneminde yaklaşık 80.000 birey kuşun kullandığı tespit edilmiştir. Deltanın 30.500 hektarlık bölümünde 18 Mayıs - 9 Haziran 2002 tarihleri arasında Ege Kuş Gözlem Topluluğu (EKGT), Orman Bakanlığı-Milli Parklar İzmir Bölge Müdürlüğü ve İzmir Çevre Mühendisleri Odası tarafından "Gediz Deltası'nda Üreyen Kuşlar" araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında deltada üreyen kuşların üreme alanlarının ve popülasyon büyüklüklerinin belirlenmesi yanısıra habitatlar ve alandaki doğal yaşamı tehdit eden unsurlar araştırılmıştır. Dünya ölçeğinde önemli bir sulakalan olan Gediz Deltası'nda Ramsar Sözleşmesi ve Bern Sözleşmesi kapsamında Çevre Bakanlığı, Av-Yaban Hayatı Koruma Sahası olarak Orman Bakanlığı, Doğal Sit olarak Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmış alanlar bulunmakla birlikte deltanın tamamı bütüncül bir korumadan yoksundur. Alanda koruma statülerinin yetersizliği ve delinmesi, yapılaşma, çoğu yasadışı dolgu çalışmaları, tuz tavalarının genişletilmesi ve doğa dostu işletilmemesi, tatlısu ekosistemlerindeki tuzlanma, katı atık depolanması, kurutma, avcılık ve kirlilik gibi tehditler saptanmıştır. Deltayı tehdit eden sorunlar çözümlenemediği takdirde bu eşşiz sulakalan doğal bütünlüğünü geri dönüşümsüz olarak kaybedecektir. Bu yüzden delta ekosisteminin sağlığını koruyan ve bozulmuş noktaların rehabilite edilmesini sağlayan bir yönetim planı gereklidir. Böyle bir yönetim planının hazırlanması için, içinde pek çok yerel sivil toplum örgütünün ve kamu kuruluşunun da bulunduğu tabandan gelen bir insiyatif Türkiye'de ilk kez oluşmuştur.
Dr. Hayri Deniz Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müd.,
Türkiye'nin Asya ile Avrupa arasında bir köprü konumunda olması ve aynı zamanda Afrika'ya da yakın olması nedeniyle sahip olduğu fauna ve flora açısından bu üç kıtanın özelliklerini taşımaktadır. Farklı biyolojik ve ekolojik bölgelerin kesişme noktasında yer alması ve çok çeşitli bitki ve hayvan türlerini bünyesinde barındırması ülkemizi biyo-ekolojik açıdan olağanüstü önemli hale getirmektedir. Kültürel mirasımızın bir parçası olan ve ekolojik olarak büyük önem taşıyan sulak alanlar ve lagünler, aynı zamanda su akışını düzenleme, su kalitesini arttırma ve besin zincirini destekleme gibi işlevsel fonksiyonlara da sahiptirler. Ülkemizin 8333 km'lik kıyı şeridinde lagün olarak adlandırılabilecek 72 adet su bünyesi bulunmaktadır. Ancak, son yıllarda, turistik tesislerin hızla artması, lagünlerin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı, endüstriyel, evsel ve zirai atıkların bu alanlara boşaltılması ve yanlış arazi kullanımı vb. faktörler nedeniyle, bugün, lagünlerin önemli bir bölümü yok olmuş, birçoğu da kullanılamaz hale gelmiştir. Geçmişte yapılan ve halen yapılmakta olan büyük sulama projelerinin büyük
bir çoğunluğu, lagün sistemlerinin bulunduğu verimli delta alanlarında
yer almaktadır. Ayrıca, çevresel değerler, zamanında iyi anlaşılamadığı
için, lagünler, bu güne kadar, drenaj suların boşaltıldığı yerler olarak
kalmıştır. Kıyısal kesimde yer alan doğal ve kültürel zenginliklerimizin daha fazla tahrip olmasının engellenebilmesi, bu bölgede faaliyet gösteren aktivitelerin biri birlerine ve çevreye zarar vermeden etkin bir şekilde aktivitelerini sürdürebilmeleri için sürdürülebilirlik ve sorumluluk ilkesine bağlı yeni bir entegre kıyı yönetimi modelinin geliştirilmesine ve uygulanmasına ihtiyaç vardır. Yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde hazırlanmış olan çalışmada; öncelikle Türkiye lagünlerinin mevcut durumu ortaya konulmuş olup, aşırı nüfus artışı sonucu kıyı kesimi üzerindeki baskıların artması nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan lagünlerin ıslah edilebilmesi ve geliştirilmesi için gerekli görülen uygulanabilir yönetim modelleri önerilmiştir. Yönetim modelleri oluşturulurken ülkemizdeki tüm lagünlerinin özellikleri dikkate alınarak, çevrenin korunması, çevrenin korunmasına ek olarak geleneksel balıkçılık, geleneksel balıkçılık, valikültür, entegre su ürünleri yetiştiriciliği, dinlenme, araştırma, eğitim, araştırma ve eğitim olmak üzere 9 ayrı yönetim modeli belirlenmiştir. Ayrıca, bu çalışmada lagünlerin entegre kıyı yönetimi içindeki yeri ve önemi vurgulanmaya çalışılmıştır.
Melike Gürel(1), Ali Ertürk(1,2), Ayşegül
Tanık(1,3), (1) İstanbul Teknik Üniversitesi, Çevre Müh. Bölümü, 80620 İstanbul
Bu çalışmada, Türkiye'nin güneybatısında yer alan ve Köyceğiz Gölü ile
Akdeniz'i birbirine bağlayan Dalyan Lagünü, konumları veya morfolojileri
dolayısıyla birbirlerinden farklı hidrolik özellik sergileyen bölgelere
ayrılmış ve bu bölgelerde Akdeniz suyunun etkileri mevsimsel olarak incelenerek
yorumlanmıştır. Akdeniz suyunun Dalyan Lagünü'ndeki hareketi, lagün üzerinde
seçilen istasyonlarda mevsimsel özellikleri yansıtacak şekilde yürütülen
tuzluluk ölçümleri ile analiz edilmiştir. Tuzluluk, her istasyonda derinlik
boyunca ölçülmüş ve bu ölçümlerden elde edilen sonuçlar yardımı ile Akdeniz
suyunun Dalyan Lagünü'ndeki zamansal ve konumsal etkileri ile hareketleri
incelenmiştir.
Bütünleşik Kıyı Yönetimiyle İlgili Konular,
Doç.Dr. Füsun Soykan Ege Üniversitesi, Edebiyat Fak. Coğrafya Bölümü, 35100 İzmir.
Karaburun Yarımadası, İzmir İline bağlı Karaburun ilçesinin de yer aldığı, iç turizmle tanışmasına rağmen, dış turizmin zayıf kaldığı, kendine özgü değerleriyle kırsallığın korunmaya çalışıldığı bir yarımadadır. Dünyada nesli tükenmekte olan Akdeniz Foku ve Ada Martısı'nın yaşam alanı olan kıyıları, nergis çiçeği, sümbülü, enginarı, zeytin-zeytinyağı, zengin balık çeşitleri ve temiz denizi ile tanınan yarımadada, son beş yıldır yurttaşlık bilincini geliştirme ve yarımadayı sahiplenme adına birtakım yenilikler yaşanmaktadır. Karaburun Sivil İnsiyatif oluşumuyla başlayan bu duyarlılık, bilinç ve güçbirliği hareketi giderek olgunlaşarak, bugün Karaburun Yarımadası Yerel Gündem 21'in kurulmasına en büyük katkıyı vermiştir. Bundan sonra tüm yerel fırsatları değerlendirerek, her yasadışı gelişmelere hayır diyerek, tabandan katılımlı yönetişim anlayışı ile yarımadanın sürdürülebilir yönetimi hiç de zor olmayacaktır.
İzmir Yerel Gündem-21 Bütünleşik Kıyı Bölgesi Yönetimi Çalışma Grubu Süreci ve Etkinlikleri Dr. Esin Üçüncüoğlu(1), Prof.Dr. Zerrin Toprak(2) ve Sevgi Kıldiş(3) (1) DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enst., Bakü Bul. No.30 İnciraltı,
İzmir
İzmir Körfezi havzasında başta kirlilik olmak üzere, koruma-kullanma dengesinin bozulmasına bağlı çok yönlü sorunlar 1960'lı yıllardan beri farkedilmiş olup, tartışmalar günümüze kısmi çözümlemelerle gelmiştir. Konuların çoğunun akademik ortamda tanısı yapıldığı halde, pek azı uygulamaya aktarılabilmiştir (Akyarlı ve diğerleri, 1997). 1990'lı yıllardan beri İzmir'in akademik, sivil toplum ve kamu kuruluşlarının bir araya geldiği toplantılarda Bütünleşik Kıyı Bölgesi Yönetimi (BKBY) gerekliliği tartışılmış ancak yürütülen projeler hayata geçirilememiştir (Akyarlı ve diğerleri 1997). Günümüzde böyle bir organizasyonu yapabilir konuma gelen İzmir Yerel
Gündem 21 işbirliği içinde, profesyonellerden oluşmuş yetkin bir çalışma
grubu, BKBY konusunu ele alarak bir uygulama prosedürü üzerine çalışma
başlatmıştır. İzmir Bütünleşik Kıyı Bölgesi Yönetimi eylem planı hazırlanması
çalışmaları kapsamında sınırların ve kurumsal yapının tartışıldığı ilk
toplantı sonucu İzmir için bir "bilgi sistemi" kurmanın gerekliliği
gündeme gelmiş ve çalışmalar bu doğrultuda sürdürülmüştür. Projenin geliştirilmesini
sağlamak amacıyla İzmir İli içerisinde görev yapan bütün kamu kurum ve
kuruluşları, sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve akademisyenlerin
çağrıldığı, sırasıyla: Bu çalışmada İzmir Körfezi havzasında kıyı bölgesi yönetimi konusunda Yerel Gündem 21 kapsamında yürütülen çalışmalar, engeller, gelişme dinamikleri aktarılarak kurumsal yapının oluşturulmasına yönelik önerilerde bulunulacaktır.
Öğr. Gör. Dr. Sırma Ramazanoğulları Turgut YTÜ. Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Beşiktaş - 8750
- İSTANBUL Tel: 0212 259 70 70/2389 Fax: 0212 261 05 49
Bilindiği gibi, kıyı ve deniz alanları sınırlı ve yeniden üretilmesi son derece zor olan kaynaklardır. Tahrip edilmeleri, bilinçsiz tüketilmeleri halinde orijinal nicelik ve niteliklerini yitirebildikleri gibi; morfolojik, jeolojik ve klimatolojik yapıları, bitki ve her türlü canlı dokuları zarara uğramakta ve bu "bütünün" yenilenmesi ise; ya çok uzun bir zaman dilimi ve yatırım gerektirmekte ya da hiç mümkün olmamaktadır. Bugün ne yazık ki ülkemiz kıyı ve deniz alanları yukarıda en genel çerçevesi çizilmiş olan sorunları yoğun bir biçimde yaşamaktadır. Gerek iç ve dış turizm gerekse her ölçekte gerçekleştirilebilecek rekreasyon fonksiyonu, gerekse yerleşmelerin klimatolojik formasyonu üzerinde ki olumlu etkileri bağlamında ülkemiz için önemli bir potansiyel oluşturan kıyı ve deniz alanlarının sahip oldukları peyzaj ve estetik değerleri ile de görsel zenginliğe ve renkliliğe yapmış olduğu katkı göz ardı edilemez Ancak özellikle son yirmi yıllık zaman dilimi içinde hemen tüm yerleşme alanlarında yaşanan bilinçsiz ve sorumsuz tahrip, yasal ve yasadışı ve çarpık yapılaşmalar, kıyı ve deniz alanlarını da etkisi altına almıştır. Söz konusu sağlıksız yapılaşma süreci kıyı yerleşmelerinde, kimi kez "turizmi geliştirmek" veya "turizmi teşvik" adı altında yapılırken kimi kez de "kıyıların kullanıma açılması" gibi gerekçelerle kamufle edilmekte ancak sonuç tanımlanan amaçtan son derece uzak olmaktadır. Kıyı alanlarına yaşanan sorunlar için tanımlanabilecek bir başka boyut ise kıyı alanlarının fonksiyon kararları, tasarımı, üretilmesi, bakımı ve yenilenmesi süreçlerinde yaşanmaktadır. Örtüşmeyen , çelişen plan kararlarının dolayısıyla fonksiyon alanlarının yan yana gelmesi, planda tanımlanmış olan kararların uygulanamaması, tasarımda, kullanımda bir bütünlüğün sağlanamaması, söz konusu alanların işletilememesi, atıl kalması, giderek bakımsız ve amacına dönük hizmet vermekten uzak bir yapıya bürünmesi gibi çok farklı düzlemlerde izlenen sorunların temelinde ise yetki ve organizasyon sorunları yatmaktadır. Bir başka deyişle, kent ve planlama yönetimi alanlarında/süreçlerinde yaşanan "yetki bunalımı" hemen tüm bu sorunların kaynağını oluşturmaktadır. Gerek yerleşmelerin içinde bulundukları yönetsel statüler ve sahip olunan yetkiler arası dağınıklık ve çelişkiler, gerekse planlama sisteminin sahip olduğu parçalanmışlık, özellikle üst ölçekli planlama strateji ve kademelerinde yaşanan boşluklar ve özellikle planlama sisteminin kurumsallaşamaması kıyı ve deniz alanlarının da bilinçsiz organizasyon ve tüketimine neden olmaktadır. Ülkemiz yönetim sisteminde yaşanan kopukluk ve eşgüdüm bozuklukları bir yanda bir bütün olarak algılanması ve değerlendirilmesi gereken kıyı alanlarını son derece olumsuz etkilerken, diğer yanda da merkez/yerel çelişkileri veya yerelin kendi arasındaki çelişki, kopukluk ve görüş ayrılıkları sistemin parçalanmasına neden olmaktadır. Bu bildiri kapsamında kıyı ve deniz alanlarında yaşanan planlama ve yönetim sorunlarının büyümesine neden ol yönetsel (kent yönetimi ve planlama yönetimi koşutunda) sorunlar irdelenecek ve öneriler üzerinde tartışılacaktır.
Havza Yönetiminde Temel İlkeler ve İstanbul Örneği Doç. Dr. Selmin Burak(1), Prof. Dr.
Ertuğrul Doğan(1,2), (1) İÜ Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü 34470 Vefa-İstanbul
Uygarlığın gelişmesinde kentlerin çok önemli bir payı vardır. Çağdaş
yaşama bakıldığında, kent ve uygarlık sözcükleri birbirini bütünleyen
aynı kökten gelen bir deyim olarak algılanmakta ve doğal olarak çağdaş
yaşamın gerektirdiği biçimde özümsenmektedir. Çağdaşlığı, doyumsuz kentleşme
uygulaması olarak yaşama yansıtmak, İstanbul örneğinde olduğu gibi plansız
kentleşmenin en çarpıcı şekliyle karşı karşıya kalınmasına neden olmuştur.
Ekonomik nedenlerin yanı sıra can ve mal güvenliği gibi stratejik etmenlerin
de etkisi ile taşı toprağı altın varsayılan İstanbul'a yoğun nüfus akışı
olmuştur. Bu değişimden genelde tüm büyük şehirler etkilenirken, kendi
doğal nüfus artışına ek olarak her yıl yaklaşık %5 göç nüfusu alan İstanbul,
iç göçten kaynaklanan olumsuzluğun bütün boyutlarından etkilenmiştir.Bu
artış kentin merkezinde yoğunlaşmamış, özellikle kent kırsalı olan ve
göçenlerin geldiği ortamı sosyal ve politik nedenlerle kendilerine sunan
havzalarda yoğunlaşmıştır. Bu olgu da, su havzaları için çok önemli olan
doğal kaynakların bütünlüğünü bozmuştur. Bu çalışmada, su havzası yönetiminde
temel kavramlar ve bunların uygulama yöntemleri örnekler çerçevesinde
irdelenmektedir.
|
||||||||||
|
Yasal Konular
Kıyı Planlamasında 'Müktesep Hak' Kavramı Araş. Gör. M. Ali Akkaya(1), Prof. Dr.
Ertuğrul Doğan(1,2), (1) İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,
Vefa 34470
Kıyı alanlarının Anayasal konumuna bağlı olarak oluşturulan temel hukuk normlarında iki temel ilkeden bahsedilmektedir. Bu ilkeler kıyı alanlarında özel mülkiyet kurulamayacağı ve kıyı kullanımın kamu yararı amacına uygun kanunla belirlenebileceğidir. Özel mülkiyet Anayasal bir hak olarak tanınmış olmakla birlikte bu hakkın kullanımına kıyı kullanımı konusuna da bir takım idari ve hukuki sınırlamalar getirilmiştir. Kıyı kullanımı konusunda özel kullanımın kamu yararı amaçlı olarak sınırlamaya konu olacağı, sınırlamanın sınırı olarak ise "müktesep hak" ve "kısmi yapılaşma"dan bahsedilmektedir. Bu bildiride kıyı kullanımında kamu yararının söz konusu olduğu yerde, "müktesep hak"kın söz konusu olup olmayacağı, bu hakkın varlığının kabul edilmesi durumunda entegre kıyı planlamasında neden olduğu sorunlar üzerinde durularak, konuya ilişkin yargı kararları da incelenecektir.
Arş. Gör. M. Ali Akkaya(1) ve Prof. Dr. Ertuğrul Doğan(1,2) (1) İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,
Vefa 34470
Kıyı alanları sosyo-ekonomik olarak bir çok kullanıma konu olmakta ve zamanla bu kullanımlar amaç dışı boyut kazanmakta, dolayısıyla kıyı alanlarının güncel ve gelecekteki kullanım şekli sınırlandırılmış olmaktadır. Bu nedenle kıyı alanlarının korunması, bugünkü ve gelecek kuşakların da bu kaynaklardan yararlanmalarının güvence altına alınması için kullanıcıların bir takım hukuki sorumluluklar yüklenmesi gerekmektedir. Bu bildiride iki farklı sorumluluk grubu üzerinde durulacaktır. Birinci olarak kıyı alanının korunması ve planlamasında kamu makamlarının (yasama-yürütme) sorumluluğu, ikinci olarak ise kıyı alanını amaç dışı kullananların sorumluluğudur. Her iki grup için sorumluluk şartları idare hukuku, ceza hukuku ve mali sorumluluk hukuku ilkeleri açısından değerlendirilecektir.
İdare Hukuku Açısından "Kıyı Kenar Çizgisi"nin Belirlenmesi Prof. Ertuğrul Doğan(1), Araş. Gör. M. Ali Akkaya(1,2) ve Doç.Dr. Selmin Burak(1,3) (1) İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,
Vefa 34470
Deniz, göl ve nehir kıyılarının ve bunların devamı niteliğinde olan sahil şeritlerinin ekolojik ve ekonomik olarak koruması, kamunun kullanımına sunulabilmesi için kıyı alanlarının idari ve yasal açıdan sınırlarının belirlenmiş olması gerekmektedir. Hukuki olarak sınırları net olmayan kıyı alanında sık sık mülkiyet ve sınır uyuşmazlıkları tartışmaları olmaktadır. Dolayısıyla konu ile ilgili kıyı sınır uyuşmazlıkları, özel mülkiyet, müktesep hak ... vb. konulara ilişkin tartışmalara son verilmesi açısından teknik olduğu kadar hukuki bir işlem olan "kıyı kenar çizgisi"nin belirlenmesi gerekmektedir. Bu bildiride kıyı kenar çizgisi belirleme işlemi, idare hukuku ilkeleri doğrultusunda işlenerek "kıyı kenar çizgisi tespiti", komisyonun oluşumu, kıyı kenar çizgisi değişiminde plan revizyonu ve ilgili işlemlerin iptal davasına konu olup olmaması üzerinde durulacaktır.
Kıyı Belediyeleri Arasındaki Sınır Uyuşmazlıkları ve Çözüm Önerileri Araş. Gör. M. Ali Akkaya(1), Prof. Dr. Ertuğrul Doğan(1,2) ve Doç. Dr. Selmin Burak(1,3) (1) İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,
Vefa 34470
Kıyılar, tarihin her döneminde uygarlığın odak noktasını oluşturmuş, kentleşme-konut, sanayi, ticaret, turizm, ulaşım, rekreasyon, atık boşaltımı, gıda, vb. olarak sosyo-ekonomik açıdan önem kazanmıştır. Bu şekilde kıyı kullanım talebinin artması ve çeşitlenmesi kullanıcılar arasında çıkar çatışmalarına neden olmaktadır. Son dönemlerde çıkar çatışmaları özellikle kıyı belediyeleri arasında sıkça rastladığımız güncel tartışma konusu haline gelmiştir. Bu uyuşmazlıkların giderek artış göstermesi kıyı bölgelerinde bütünleşik bir yönetim sistemi kurmayı ve planlamayı olumsuz etkilemekte, kıyı sınır uyuşmazlıkları adli ve idari dava konusu olmaktadır. Bu bildiride alan olarak Muğla ili kıyı belediyeleri (Fethiye-Göcek-Dalaman-Dalyan-Ortaca-Köyceğiz) arasında sıkça gündeme gelen sınır uyuşmazlıklarının temel nedenleri ve çözüm yolları üzerinde durularak, konuyla doğrudan bağlantı kurduğumuz Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı incelenecektir.
İzmir Limanı ve İzmir Limanı'ndaki Liman Hizmetlerinin Hukuki Statüsü Prof.Dr. Huriye Kubilay(1) ve Yrd.Doç.Dr. Meltem Kutlu Gürsel(1,2) (1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Dokuzçeşmeler - Buca,
35160,
Limanların hukuki statüsü, altyapı hizmetleri, liman yönetimi ve İzmir Liman'ındaki hizmetlerin hukuki statüsü bu çalışmada ele alınan başlıca konulardır.
Dr. Deniz Dölgen(1) ve Prof. Dr. M.Necdet Alpaslan(2) (1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği
Çevre koşullarının iyileştirilmesi ve halk sağlığının korunması amacıyla
başta Avrupa ve ABD olmak üzere pek çok ülkede çeşitli yasalar çıkartılmakta,
mevcut yasa ve yönetmelikler yeniden gözden geçirilmektedir. Örneğin Avrupa
Komisyonu tarafından 1976 yılından bu yana uygulanmakta olan "Yüzülen
Suların Kalitesi Direktifi" (76/160/EEC) teknolojik ve bilimsel gelişmeler
doğrultusunda iyileştirmek amacıyla revize edilmektedir. Benzer düzenlemeler
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ABD Çevre Koruma Teşkilatı (US EPA) tarafından
da ele alınmış, alıcı ortamlar için konan limitlerde bazı değişikliklerin
yapılması söz konusu olmuştur. Ülkemizde de deniz ve kıyı sularının kalite
kriterleri Su Kirliliği ve Kontrolü Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş
ve yönetmelik yürürlüğe girdiğinden bu güne kadar bir kaç kez revize edilmiştir.
Sunulan bildiri kapsamında ülkemizde geçerli yasa ve yönetmelikler çerçevesinde
deniz ve kıyı sularının özellikle rekreasyon amaçlı kullanımına yönelik
standartları, başta AB Direktifleri olmak üzere diğer önemli uluslararası
yönetmeliklerle karşılaştırmalı olarak incelenmekte ve bu kapsamda gerekli
değerlendirmeler yapılarak gündeme gelebilecek iyileştirmeler tartışılmaktadır.
Su Kaynaklarının Korunmasında Sediment Kontrolü Yönetmeliğinin Gerekliliği A. Beyza Ağcıoğlu(1) ve Doç. Dr. Beyza Üstün(2) (1) Boğaziçi Üniversitesi, Çevre Bilimleri Enstitüsü, Hisarüstü, İstanbul.
Günümüzde su kaynakları tarım, şehir hayatı, endüstri gibi çeşitli alanlardaki faaliyetler neticesinde ortaya çıkan kirliliğin ve diğer tüm olumsuz çevresel etkilerin tehdidi altındadır. Sedimentlerdeki, söz konusu alanlardaki faaliyetler sonucunda ortaya çıkan kirlilik, ağırlıkla pestisitler, ağır metaller, radyoaktif maddeler ve nutrientler olarak hem miktarları ve etkileri hem de taşınabilirlilik özellikleri düşünüldüğünde içinde bulunduğu tüm su kaynaklarının kalitesi için ciddi tehlike oluşturmaktadır. Kirlenmiş sedimentlerin olumsuz etkilerini örneğin ölüm oranındaki artış ya da bioçeşitlilikdeki azalma şeklinde yalnızca aquatic biotada değil besin zinciri yoluyla insan hayatında da görmek mümkündür. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de su kaynaklarının kısıtlı miktarları ve kirlenmiş sedimentlerin bu kaynaklar ve kullanımları üzerindeki olumsuz etkileri bir arada düşünüldüğünde su kaynaklarının kirlenmiş sedimentlere karşı korunmasının ivedilikle yerine getirilmesi gerektiği açıktır. Bu koruma hem var olan hem de gelecekte olası sediment kirliliğine karşı yapılmalıdır. Etkin koruma, koruma faaliyetlerinin yasal bir çerçeve içinde çeşitli
yaptırımlarla uygulanması ile mümkün olabilir. Bunu sağlamanın temel yolu
bu konuda çıkarılacak özel bir yönetmeliğin uygulamaya sokulmasıdır. Bu çalışmalar bir yönetmelik doğrultusunda ortaya konulduğu takdirde yasal dayanakları olacak, yaptırım bulacak ve etkin bir şekilde uygulanmaları mümkün olacaktır.
Kıyısal Peyzaj
Öğr. Gör. Dr. Ayfer Yazgan Gül ve Öğr. Gör. Dr. Ali Kılıç Yıldız Teknik Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, İstanbul.
Kıyının planlamasına ilişkin bütün tanımlar kıyı bandını kapsarken, kent yaşamının ve kültürünün yansıması olarak, önceleri su kıyısı olarak kullanılan kıyılar, sonradan geliştirilen kıyı düzenlemelerinde, bununla uyumlu benzerlikler gösterememektedirler Bu olgu içinde bu bildiride, İstanbul gibi kıyı kenarı olmayan, kıyı
çizgisini yalıların, rıhtımların, oluşturduğu kent kıyısında, süreç içinde
kıyı dolgu alanları ile birlikte değişime uğrayan ve değişime uyum sağlayamayan
kıyı kullanımları irdelenmektedir. Bu bağlamda, kıyıları biçimlendiren,
ve biçimlenmesinde etkili olacak faktörlerin saptanması ve bu faktörlere
dayalı kentsel kıyı kavramı ile bütüncül ve kapsamlı kentsel kıyı gelişme
önerilerinin, İstanbul kent kıyısının bütüncül bir geliştirme programı
çerçevesinde düzenlenmesi ve değerlendirilmesine yönelik planlama önerilerini
içermektedir.
Araş. Gör. Barış Kara Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova,
İzmir
Kentsel kıyı kullanımlarının kent karakterine etkisini ortaya koymayı amaçlayan araştırmada İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki denize kıyısı olan Balçova, Çiğli, Güzelbahçe, Karşıyaka, Konak, Narlıdere ilçeleri kıyılarındaki açık/yeşil alan, askeri alan, devlet dairesi, konut alanı, röper yapı, sanayi alanı, ticaret alanı gibi kentsel kullanımlar incelenmiştir. Araştırmanın "Giriş" bölümünde; kentsel kıyı mekanlarının kent için önemi, kentin vizyonunu/karakterini yansıtmadaki durumları ve İzmir Büyükşehir bütünündeki kıyı kullanımları ile araştırmanın ortaya çıkış sebebine ilişkin bilgiler verilmiştir. "Materyal ve Yöntem" bölümünde; araştırma materyali olan alanın tanıtımı ve sınırları, araştırmanın aşamaları ve yöntemi belirtilmiştir. "Sonuçlar ve Öneriler" bölümünde; araştırma verileri değerlendirme sonuçları verilmiş, mevcut İzmir kıyı mekanı kullanımlarına yönelik saptamalar yapılmış ve araştırma sonuçlarından yola çıkılarak İzmir kent vizyonunu/karakterini yansıtması paralelinde İzmir kenti kıyı kullanımlarına ilişkin öneriler sunulmuştur.
İzmir Liman Bölgesine Uluslararası Kentsel Tasarım Fikir Yarışması Uyarınca Yaklaşım Prof. Dr. Tayfun Taner (1), Yrd. Doç. Dr. Şerif Hepcan (2) ve Doç. Dr. Adnan Kaplan (2, 3) (1) Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama
Bölümü, Alsancak - İzmir
İzmir Liman Bölgesinin (Alsancak Limanı ile Turan bölgesini kapsayan 550 ha.'lık bölge) geleceğine yönelik projeksiyonları ele alan bu çalışmada; Uluslararası Kentsel Tasarım Fikir Yarışması ve başta Alsancak Limanı olmak üzere liman bölgesine yönelik farklı düşünceler ve bildiri yazarlarının görüşleri ortaya konmaktadır. Bütün bu ilişkiler kapsamında bölgenin ve dolayısıyla İzmir kentinin geleceğine vizyon kazandırma hususu bildiri kapsamında tartışmaya açılmaktadır.
Foça Kıyı Yerleşimi Kurgusuna Doğal-Kültürel Karakteristikleri Yönüyle Bir Yaklaşım Doç. Dr. Adnan Kaplan(1) ve Prof. Dr. Bülent Özkan(2) (1) Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova,
İzmir
Kültürel yönden işlevselliği yoğunluk kazanan turistik kıyı yerleşimlerinin özünde, günümüze değin doğal ve kültürel süreçlerin ve bileşenlerinin kıyı coğrafyasıyla oluşturduğu dinamik bir etkileşim süreci yatmaktadır. Kent peyzaj(lar)ının denizle doğrudan ilişkili olması mevcut ekolojik ilişkilerde çeşitliliği, mekan kullanımında ise çok yönlü işlevselliği getirmektedir. Ancak fiziksel planlama çalışmalarının temel aracı olan imar planlarının kıyı mekanlarını salt şehir yerleşimi olarak ele alması ve yerleşim yoğunluğunu arttırmayı amaçlaması temel sorunların başında gelmektedir. İmar planlarının kıyı yerleşimlerimize getirdiği baskılar karşısında kent içi açık alan sistemi oluşturulması, mekan kalitesinin arttırılmasında ve de kıyı bölgesindeki özelliklerin yerleşimin iç kısımlarına kadar yansıtılmasında önem taşımaktadır. Burada kent içi açık alan sistemi bölgeyi yapılaşma baskısından koruyarak, doğal ve kültürel karakteristikleri gözeten mekansal kullanımları ve de deniz odaklı etkileşimi (yerleşim bütününde) ön plana çıkaracaktır. Bu çalışma doğal ve kültürel karakteristiklerini henüz yitirmemiş olmakla beraber yukarıda sözü edilen baskıların odağında ve de Özel Çevre Koruma Bölgesi (Ö.Ç.K.B.) kapsamında olan Foça kıyı yerleşimi (ilçe merkezi) referans alınarak hazırlanmıştır.
Güzelhisar Deltası Peyzaj Analizi için Ön Çalışma Alpay Tırıl Peyzaj Mimarı, 1734 Sok. No: 24/1 35530, Karşıyaka, İzmir.
İzmir'in Aliağa İlçesi'nde bulunan Güzelhisar Deltası, kapladığı alanın küçüklüğüne rağmen ekolojik yönden önemli bir biyotoptur. Birisi tatlı, diğeri tuzlu su içeren iki küçük su birikintisine sahip delta özellikle barındırdığı kuş varlığı açısından önemli bir habitattır. Varlığı ve önemi fazla bilinmeyen bu sulak alan, petrokimya sanayi sayesinde büyüyerek kentsel nitelik kazanmış Aliağa ile iç içe girmiştir. Petrokimya tesislerinin bacalarının çok da uzak olmadığı deltanın bütünü henüz herhangi bir yasal koruma aracı ile koruma altına alınmamıştır ve konutsal büyümenin baskısı ile karşı karşıyadır. Güzelhisar Çayı'nın iki yanı birinci ve ikinci derece doğal sit olarak tescil edilmesine rağmen su kuşlarının yaşama ve üreme alanlarını oluşturan biyotoplar yasal bir korumadan yoksundur. Delta doğal niteliğinin yanında kültürel yönden de önemlidir. Aiolis Hellenlerinin oniki kentinden birisi olan Myrina, Güzelhisar çayının kuzey kıyılarında bulunmaktadır. Bildiri Güzelhisar Deltası'nın doğal ve kültürel peyzaj analizini yapmaya yönelik ön bilgileri vermeyi, alan kullanımlarını irdelemeyi, karşı karşıya kaldığı sorunları belirlemeyi ve koruma önerileri getirmeyi amaçlamaktadır.
Kıyı Alanlarının Kullanımları
İzmir Körfezi Kıyı Kullanımındaki Belirsizlikler ve Sonuçları Doç. Dr. Doğan Yaşar(1), Öğr. Gör. Esin Üçüncüoğlu(1,2), Araş. Gör. Şeniz Uçkaç(1,3), Öğr. Gör. Hüsnü Eronat(1,4) (1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü
Yaklaşık 250 km kıyı uzunluğuna sahip olan İzmir Körfezi, gerek fiziksel durumu ve gerekse çevresinde bulundurduğu yapılar nedeni ile dünyanın en ilginç körfezi konumundadır. Yaklaşık beş bin yıl önce yerleşimin başladığı Körfez ve çevresinde; liman, tersane, balıkçı barınakları, tuzla, yat limanı, balık üretme çiftlikleri, doğal ve yapay dalyanlar gibi kıyıda olabilecek her türlü yapıyı görmek mümkündür. Tüm bu yapılar da İzmir Körfezi'nin ticaret, ekoloji ve sosyal yaşantı açısından çok önemli olduğunun göstergeleridir. Ancak son yıllarda hızla artan nüfusun getirdiği olumsuzluklara, yeterli bilimsel verilerin esas alınmadan yapılan projelerin de eklenmesi ile İzmir Körfezi ve çevresinde, hem ticari hem de turizm açısından oluşan kayıplar gün geçtikçe artarak devam etmektedir. Ege'nin lider kenti durumundaki İzmir'de yaşanan bu olumsuzluklardan, Ege Bölgesi de olumsuz olarak etkilenmektedir. Merkezi ve yerel yönetim sistemindeki aksaklıklardan kaynaklanan bu olumsuz etkilenmelerinin sonucunda en büyük zararı İzmir Kenti ticaretini kuzeye, turizmini ise güneye kaptırarak görmüştür.
Doç. Dr. Talat Koç Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü,
Kıyı alanları kara, deniz, hava ekosistemlerinin birbirine en çok yaklaştığı ve insan kullanımının en fazla yoğunlaştığı alanlardır. Kıyı alanlarının değişik ekosistemlerin karşılaşma alanı olması beraberinde zengin bir doğal potansiyelin oluşmasına ortam hazırlamıştır. Ayvalık kıyıları da zengin doğal potansiyeli ve bu potansiyeli kullanma çabası içinde olan sosyal baskı ile dikkat çekmektedir. Çok girintili çıkıntılı yapısıyla Ayvalık kıyıları, dar bir alanda oluşan uzun kıyılara sahiptir. Bu durum tarih buyunca ve güncel olarak insanları buraya çekmiştir. Ayvalık kıyıları yatık (alçak) ve dik (yüksek) kıyılar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ayvalık kış döneminde yaklaşık 35 000 nüfusuyla bir kasaba görünümümde iken, yaz döneminde 150 000'i geçen nüfusuyla aşırı nüfuslanmış bir yerleşme özelliği göstermektedir. 2100 yılına kadar iyimser bir yaklaşımla 1 m'yi bulması beklenen deniz seviyesi yükselmesi kıyı kullanım şeklini etkileyecektir. Ayvalık kıyılarında deniz seviyesinin yükselmesinin etkileri değerlendirilirken karada yaşanacak tektonik (alçalma veya yükselme) hareketlerin sabit olacağı düşüncesinden hareketle değerlendirme yapılmıştır. Ayvalık kıyılarında deniz seviyesi yükselmelerinden en fazla alçak kıyılar etkilenecektir. Sarımsaklı Plajları kıyılarıyla Paşa Koyu arasındaki lagün alanının tamamen boğulması beklenir. Dik kıyılar deniz seviyesi yükselmelerinden daha az etkilenecektir. Bununla birlikte dik kıyılarda dalga aşındırmasına dayanıksız yapının bulunduğu alanlarda da (tüf gibi) hızlı bir kıyı gerilemesi yaşanacaktır. Deniz yükselmesine bağlı olarak yaşanacak olan kıyı değişimleri kıyılarda yoğunlaşmış olan yerleşmelerin büyük bir kısmını kullanılamaz hale getirecektir. Ayvalık kıyılarının kullanımının planlanması sırasında olası deniz yükselmelerinin dikkate alınması gerekir.
Halikarnassos ve Bodrum Kıyılarının Tarihsel Gelişiminin Hava Fotoğrafları ile Değerlendirilmesi Tarık Eray Çakır(1), Dr. Harun Özdaş(2)
(1) Analiz Mühendislik, Yalı Mevkii, 5. Gül Sok, 4/C Turgutreis,
Bodrum Bodrum yarımadası tarih boyunca doğal çekiciliğini korumuş ve insanlar tarafından daima yoğun biçimde kullanılmıştır. Zamanın gereksinimlerine bağlı olarak çeşitlilik gösteren yarımada kıyılarının kullanım düzeni içinde, kıyı ve deniz ile etkileşim her dönemde en önde gelen unsur olarak yer almıştır. Bunun sonucu olarak da yarımadanın ve antik dönemin en önemli kenterinden biri olan Kalikarnassos kenti kıyıları ve kente hizmet veren liman ve liman çevresinde, belirgin biçimde gelişmeler olmuştur. Bu çalışmada, Bugünkü adı Bodrum olan Halikarnassos şehrinin kıyıları ve limanının tarih boyunca kulanım ve çevresel değişimleri fotoğraflarla anlatılmış ve karşılaştırılmıştır.
Prof. Dr. Asaf Koçman Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü 35100, Bornova, İzmir.
Ege Bölgesi kıyı alanları, doğal özellikleri nedeniyle tarihsel çağlardan beri insanları etkilemiştir. Geçmişte olduğu gibi, bugün de bu kıyı kuşağının doğal nitelikleri hala baskındır. Kıyı özellikleri ve hüküm süren iklim koşulları göz önünde tutulursa, burada yerleşime ve yaşama uygun bir coğrafi çevrenin mevcut olduğu görülür. Bu özelliklere bağlı olarak, tarih boyunca Ege Bölgesi'nin kıyı alanlarında başta yerleşim düzeni olmak üzere, ekonomik (tarım, ticaret ve denizcilik), kültürel (edebiyat, sanat ve mimari) ve fonksiyonel gelişmeler ya da değişmeler meydana gelmiştir. Nitekim, bu kıyı kuşağında Helenistik ve Roma kentleri kurulmuş, ileri bir kent yaşamının başlangıcı burada ortaya çıkmıştır. Bugün kalıntıları ile varlığını kanıtlayan bu kentlerin kuruluş, gelişme ve önem kazanmalarında, hiç kuşkusuz, doğal çevre etkenlerinin rolü büyük olmuştur. Ancak, antik kentlerin gelişimi sınırsız olmamış, insanların doğal çevre üzerindeki baskıları ve bölgede yaşanan sosyal-siyasal olaylar bu kez olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Tarım alanları ovalardan yamaçlara doğru genişletilmiş, açılan ormanların yerinde zeytinlikler ve bağlar tesis edilmiştir. Zeytinyağı ve şarap üretimi ile seramik sanatının gelişmesi odun gereksinimini artırmış ve doğal bitki örtüsü bu yüzden tahrip edilmiştir. İklim, doğal bitki örtüsü ve toprak arasında duyarlı bir dengenin bulunduğu bu alanlarda erozyon bir tehlike olarak ortaya çıkmıştır. Erozyon sonucunda taşınan topraklar koy ve körfezleri hızla doldurmuştur. Doğal çevrenin değişen özellikleriyle birlikte antik kentler de gerileyerek önemini yitirmiştir. Bugün için sosyo-ekonomik ve siyasal koşullar değişmiş olmakla binlikte Ege bölgesi kıyı alanları çevresel özellikleriyle yine çekici olmaktadır. Gerçekten, geçmişten gelen tarih ve kültür zenginliği yanında, doğal çekicilik ve iklim olanakları kıyı kuşağına bir potansiyel kazandırmıştır . Son yıllarda, giderek artan bir istekle, ülkemizin bu kıyı kuşağında yerleşim, sanayi ve ikinci konutlarla birlikte turizm etkinliklerinin yoğunlaştığını görmekteyiz. Bu nedenle, Ege Bölgesi kıyı alanları yeni bir görünüm kazanmış ve kullanım açısından yeni işlevler yüklenmiştir. Bu durum, kıyı alanlarında şimdiden ekolojik çevre baskılarının (kirlenme, aşırı nüfuslanma, su tüketimi ve erozyon) artmasına yol açmış ve kıyı alanlarının degradasyonu başlamıştır.
Yrd. Doç. Dr. Abdullah Kelkit(1) ve Uzman Pınar Oktay(2) (1) ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Çanakkale.
Üç yanı denizlerle çevrili olan ülkemiz kıyıları son on yılı yoğun olmak üzere, 1960'lardan beri, kentleşme, sanayileşme, turizm ve ikinci konut gelişmesinden kaynaklanan yerleşme ve çevre sorunları ile karşı karşıyadır. Bu araştırmada, doğal, tarihi ve kültürel değerleri bünyesinde barındıran ve bu değerlerin bütünleştiği, beraber bir doku oluşturduğu ve aynı zamanda bir kıyı kenti olan Çanakkale'nin Kepez-Sarıçay kıyı alanında çarpık kentleşme, sanayileşme ve diğer alan kullanımlarından kaynaklanan görsel kirlilik ve fiziksel çevredeki değişim sorunları incelenmiş, kıyı alanının özellikle çarpık kentleşmenin, sanayinin ve ticaretin ağır baskısından kurtarılarak rekreasyonel alan kullanımlarına öncelikli olarak yer verilmesine yönelik çeşitli öneriler getirilmiştir.
Avcılar (İstanbul)'da Kıyı Kullanımı ve Bu Sürece 17 Ağustos 1999 Depreminin Etkileri Hakan Kaya(1), Yard. Doç. Dr. T. Ahmet
Ertek(2), (1) Altınyıldız İlköğretim Okulu Beylikdüzü mevkii B.Çekmece İstanbul
Çalışma sahası İstanbul il sınırları içindedir. Doğusu Küçükçekmece Gölü, güneyi ise Marmara Denizi kıyıları tarafından sınırlanan bir kıyı bölgesidir. Zemin özellikleri açısından yerleşime elverişli olmayan Avcılar, bir heyelan sahası ve I. Derece deprem bölgesinde yer almaktadır. Diğer taraftan bölgeden Kuzey Anadolu Fayının bir kolunun geçtiğini iddia eden çalışmalar da mevcuttur (Gökaşan ve diğerleri, 2002). Tüm bu olumsuzluklara rağmen bölge, İstanbul'un merkezine yakın oluşu yüzünden sanayileşme, imara aykırı yapılaşma, petrol ve doğalgaz dolum tesisleri, elektrik santralleri gibi yapılar ile doldurulmuştur. Bölgedeki planlı veya plansız imar faaliyetleri, sahanın zemin özellikleri ve kıyının ekolojik dengesi dikkate alınmadan hızla gelişmiştir. Bu nedenle Avcılar plansız, çarpık ve hızlı yapılaşmanın kötü sonuçlarını 17 Ağustos 1999 İzmit Depreminde ağır bir şekilde ödemiştir. Bölgede bu depremden dolayı pek çok binada çeşitli derecelerde hasarlar oluşmuştur. 27 bina yıkılmış ve 273 kişi hayatını kaybetmiştir. Avcılar' da 1985'ten depreme kadar, her yıl ortalama % 8.2 artan nüfus, depremden hemen sonra negatif değerlere düşmüştür. Bugüne kadar dışarıdan göç alan Avcılar, hızla göç verir duruma gelmiştir. Taşınmaz malların değerinin hızla düşmesi nedeni ile inşaat faaliyetleri durmuş ve inşaatı süren binalar kaderine terk edilmiştir. Bu durumdan Avcılar, sosyo-ekonomik açıdan olumsuz etkilenmiştir. Günümüzde depremden etkilenen yapıların birçoğu sağlamlaştırılarak onarılmasına rağmen, pek çok binada sadece görsel tamiratların yapıldığı gözlenmektedir. Ancak sahanın İstanbul'a yakın oluşu ve İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsünü de içinde barındırması gibi nedenlerle, bölgedeki binalar depremden sonra hızla onarılarak, Avcılar yeniden göç almaya başlamıştır. Uzun yıllardır yoğun yerleşme ve deniz taşımacılığından kaynaklanan deniz
ve göl kıyılarında meydana gelen kirlilik, son yıllarda yapılan yoğun
yatırımların tam olarak faaliyete geçmemesi nedeni ile büyük problem yaratmaktadır.
Avcılar'da yoğun yapılaşmadan dolayı, kıyılarda boş alan kalmadığından
yeni rekreasyon alanları kazanmak amacıyla kıyı doldurulmuş ve halen doldurulmaya
devam edilmektedir. Bu plansız, düzensiz ve yetersiz alt yapı faaliyetlerinin
kıyı dinamiklerinin dikkate alınmadan sürdürülmesi, kıyı boyunca kirlilik
bölgelerinin oluşmasına neden olmuştur. Diğer taraftan kıyıdaki dolgu
faaliyetleri neticesinde kıyının ekolojik ve hidro-dinamik dengesi hızla
bozulmaya devam etmektedir.
Kıyı Yerleşmelerinde Su Kullanım Talebinin Saptanması - Çeşme, Seferihisar, Urla Örnekleri Ar. Gör. Mediha Burcu Sılaydın(1) ve Ar.Gör. Mercan Efe(1,2) (1) DEÜ, Mimarlık Fak., Şehir ve Bölge Planlama Böl., Şehitler Cad. No:
12,
Kıyılar, turizm sektörüne elverişli nitelikleri nedeniyle turistik tesis
ve ikincil konut gelişimine yönelik yapılaşma sürecini hızlı bir şekilde
yaşamış ve yaşamakta olan alanlardır. Bu süreçte, kıyıya en yakın yerde
konumlanma talebinin karşılanması, bu alanlarda yapı yoğunluğu artırmaktadır.
Yapı ve nüfus yoğunluğunun artışı paralelinde su kullanım talebi de artmaktadır.
Bu durum, özellikle su gereksinimlerini kuyulardan karşılamakta olan kıyı
yerleşmelerinde yer altı su seviyesini düşürerek tuzlu su girişine neden
olmakta ve böylelikle su kaynaklarını tehdit etmektedir. Yerleşmelerin
su potansiyellerine dikkat edilmeksizin yapılan planlar ile yüklenen nüfus
sonucunda su kullanım talebi artmakta, özellikle kıyı yerleşmelerinde
bu talebi karşılayabilmek için daha fazla yer altı suyu çekilmektedir.
Bu bilinç doğrultusunda, İzmir'in Çeşme, Seferihisar ve Urla kıyı yerleşmelerinin
mevcut su kullanım durumunun ve gelecekteki (1/25 000 ölçekli Çevre Düzeni
Planlarıyla önerilen) su kullanım taleplerinin hesaplanmasına yönelik
bir araştırma yapılmıştır (Ergin ve diğerleri, 2001). Araştırma sonucunda
yapılan hesaplamalar, bu yerleşmelerde gelecekteki su kullanım talebinin
büyük oranlarda artacağı ve bu artışla beraber, tuzlanmanın kıyılarımızdaki
en önemli sorun alanlarından biri haline gelebileceğinin işaretini vermektedir.
Ortaya çıkan değerler, kullanılabilir su kaynaklarının korunması açısından
kıyılarımızın sorun yaşayabileceği; bu nedenle yerleşime açılmış ya da
açılmakta olan kıyı bölgelerinde, gelişim planları hazırlanmadan önce
su potansiyelini saptayan ve tuzluluk sınırını belirleyen çalışmaların
yapılması ve çalışmaları yapan ilgili disiplinlerle birlikte plan kararlarının
belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Ertuğ Uçar(1) ve Atila Uras(2) (1) Yüksek Mimar Teğet Mimarlık Ltd. Şti. Kiblelizade sokak. Tepehan.
1/9
Dünyada bulunduğu tahmin edilen 50,000 civarındaki deniz feneri ve kıyı istasyonunun büyük çoğunluğu 1850-1925 arasındaki devrede inşa edilmiştir. Aynı durum ülkemiz için de geçerlidir. Fenerlerimizin çoğu 1840-1880 arasında Fransızlar tarafından inşa edilmiştir. 19. yüzyılın son ve 20. yüzyılın ilk yarısı deniz fenerlerinin altın çağı olmuştur. Deniz ortasına veya kuş uçmaz kervan geçmez coğrafyalara yapılan inşaatları sırasında yaşanan zorlukların karşılığını bu devrede fazlasıyla ödemişlerdir. Navigasyon teknolojilerinin gelişip süpertankerlerin uydulardan yönlendirilen sitemlerle "kör" yol alabildikleri günümüz denizlerinde ahşap gezi tekneleri bile GPS, radyo, sonar gibi aletlerle donatılmışlardır. Deniz fenerlerinin, en azından şimdilik gereksiz olduğunu söyleyemesekte, eski önemlerini yitirdikleri bir gerçektir. Fenerler ortalarına kuruldukları etkileyici coğrafyalarda unutulmaya terkedilmek için fazlasıyla estetik ve özel yapılardır. Burunlarda, kumullarda, boğazlarda, denize hakim noktalarda ufku tarayan fener yapıları turistik ve gezi amaçlı değerlendirilebilirler. Altyapısı çeşitli mesleklerden bilirkişilerce oluşturulabilecek bir projede seçilebilecek pilot birkaç fener, küçük müzeler, çeşitli amaçlı bilgilendirme merkezlerine veya 3-4 odalı butik otellere dönüştürülebilir. Uygulanmış projeler A.B.D, İngiltere ve Hırvatistan kıyılarında bulunmaktadır. Bu sunuş böyle bir altyapıya yönelik bir başlangıç olmayı amaçlamaktadır.
Urla -Çeşme Yarımadası'nda Rüzgar Enerjisi Yrd.Doç.Dr. Hasan Çukur(1), Yrd.Doç.Dr.
Adnan Semenderoğlu(2) ve Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi ABD,
35150 Buca, İzmir.
Urla-Çeşme Yarımadası Kıyı Ege Bölümü'nde Karaburun Yarımadası'nın güneyinde
yer almaktadır. Çalışma alanı alternatif ve temiz enerji kaynaklarından
rüzgar enerjisi potansiyelinin en zengin olduğu yörelerimizden birisidir.
Bilindiği gibi rüzgar enerjisi hidroelektrik enerjisi haricinde temiz
enerji kaynakları arasında verimlilik açısından en tatmin edici teknolojilerin
gerçekleştirildiği enerji üretim biçimi durumundadır. Ayrıca, rüzgar enerjisi
santrallerinin tesis maliyetleri fazla olmadığı gibi işletme maliyetleri
de son derece düşüktür. Germiyan'da kurulu 500 kilowatt'lık rüzgar türbinlerinin
her biri 5000 kişinin elektrik enerjisi gereksinimini karşılayabilmektedir.
Urla-Çeşme Yarımadası'nın batı kesimi yıl boyunca hakim durumda olan kuzey
ve güney sektörlü rüzgarlara açıktır. Rüzgar esme süreleri, hız, frekans
ve şiddetleri açısından ideal koşullar taşıyan çalışma alanında topografik
özellikler de rüzgar enerjisi üretimi için uygun şartlar oluşturur. Bu
nedenlerle rüzgar enerjisi türbinleri ve rüzgar enerjisi çiftlikleri açısından
yarımada ülkemizin en önde gelen yöresi durumundadır. Nitekim ülkemizin
ilk rüzgar enerjisi türbini, ilk rüzgar enerjisi çiftliği Çeşme (Germiyan
ve Alaçatı) yöresinde kurulmuştur. Ayrıca çalışma alanında ülkemizin en
büyük rüzgar enerji projesi yürürlüktedir.
Yrd.Doç.Dr.Yüksel Güçlü Sakarya Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Hendek, Sakarya.
Köyceğiz-Dalyan, Fethiye-Göcek ve Patara Özel Çevre Koruma Bölgeleri Türkiye'nin Güneybatı köşesinde yer alırlar. Bu bölgelerin sınırları dahilindeki alanlar önemli bir tarım, turizm ve yerleşim sahası durumundadır. Bu nedenle hemen her dönemde önemli bir yerleşim alanı olmuşlardır. Araştırmaya konu olarak seçilen 1955-1997 döneminde de bu sahalar sürekli olarak nüfus çekim alanı özelliğini korumuşlardır. Bu dönemde ortalama % 255,9 olarak gerçekleşen dönemlik nüfus artışı Fethiye-Göcek'te % 382,8,Patara'da % 231,02 ve Köyceğiz-Dalyan'da % 154,0 olarak gerçekleşmiştir. Üç bölge ortalamasına göre yıllık bazda yaklaşık % 6,09 oranına tekabül eden bu artış hem bulunduğu yöre hem de Türkiye ölçüsünde oldukça yüksektir. Fethiye-Göcek ve Patara Özel Çevre Koruma Bölgelerinde belirgin olarak görülen ve hızlı nüfuslanmanın baş rolü oynadığı çevre bozulmasının önüne geçilebilmesi veya en aza indirilebilmesi için özel çevre koruma bölgelerinin sınırları ve koruma/kullanma esaslarının yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
Kıyısal Turizm, Yat Turizmi
Sürdürülebilir Kıyı Turizmi Planlamasına Peyzaj Yaklaşımı Yrd. Doç. Dr. Hayriye Eşbah Adnan Menderes Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 09100, Aydın
Sürdürülebilir kıyı planlaması hem ekolojik hem de ekonomik yönden farklı kullanımların yarış içinde yer aldığı kıyı bölgelerinin uzun yıllar değerlerini korumalarını sağlayacak yaklaşımları gerektirir. Ülkemizde sürdürülebilir kıyı turizmi için planlama aşamasında bir dizi amaçlar ve politikalar belirlenmelidir. Bu makale öncelikle sürdürülebilir kıyı turizmi ve planlaması konusunda mevcut literatürü ve çalışmaları irdeler, ve sonra Adana'nın Yumurtalık ilçesi olarak belirlenen bir pilot bölgeyi genel peyzajın sürdürülebilirliği açısından inceler. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, ülkemizdeki, sürdürülebilir kıyı turizmi çalışmalarına ışık tutacak bir dizi sosyo-ekonomik, çevresel, ekonomik, ve estetik amaç ve politikalar listelenmiştir.
Yrd. Doç. Dr. Gözde Emekli Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü 35100-Bornova-İzmir
Doğal, kültürel mirasa saygılı koruyarak kullanmayı ve ekonomik kalkınmayı hedef alan sürdürülebilir turizmin önemi tüm dünyada giderek artmaktadır. Urla kıyıları turizm ve ikinci konutlarla 1965-1970'li yıllarda coğrafi konumu, kolay erişebilirliği, kıyı turizmine olanak sağlayan kıyıları ve iklimi sayesinde tanışmıştır. Urla kıyılarını turistik-rekreasyonel kullanım bakımından üç farklı bölgeye ayırmak mümkündür. Rekreasyonel kullanımların, turistik yapıların ve ikinci konutların yoğunlaştığı en fazla kullanılan birinci bölge Zeytinalan, Kalabak, İskele ve Çeşmealtı kıyılarından oluşmaktadır. İkinci bölge, Urla-Çeşme eski karayolu boyunca sıralanan Malkaca, İçmeler, Torasan mahalleleri ile Özbek, Balıklıova ve Gülbahçe köyü kıyılarını kapsamaktadır. Geçiş bölgesi olarak değerlendirebilen bu bölgeye son yıllarda talep artsa da yoğunluk birinci bölgeye göre azdır. Urla'nın doğal çevre özelliklerini koruyan, otoyol ile erişilebilirliği artan Seferihisar kıyılarına komşuluk eden güney kıyıları (Yağcılar, Demirci, Zeytineli köyleri) korunmuş üçüncü bölge olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bildiride Urla kıyıları coğrafi açıdan incelenerek, sürdürülebilir turizm yaklaşımı ile değerlendirilecektir.
Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Ekoturizm Yaklaşımı ve Köyceğiz/Dalyan Ö.Ç.K.B. Örneği Sezer Göktan(1) ve Gülfer E.Arıkoğlu(2) (1) Çevre Bakanlığı, Çevre Koruma Genel Müdürlüğü, Eskişehir Yolu, Ankara
18. yüzyılda başlayan doğal kaynakların hesapsızca tüketilmesi sürecinin insana ve çevreye verdiği zarar 20. yüzyıldan itibaren hızla artmış, sanayi devrimiyle artan sanayileşme ve kentleşmenin neden olduğu çevre sorunları ile doğal kaynakların tüketilmesi yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşmıştır. Dünyadaki gelişmelere, hızlı kentleşme ve nüfus artışına bağlı olarak, çevre sorunları ülkemizde de özellikle son 30 yıldır kendini göstermiş ve önlem alınmasını kaçınılmaz kılmıştır. 1982 Anayasasında insanların sağlıklı bir çevrede yaşamaları haklarının bulunduğu, çevre sağlığının korunması ve kirliliğin önlenmesinin devletin ve vatandaşların görevi olduğu belirtilmiş olup, bu konuda gereken yasal düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. VII. ve VIII. Kalkınma Planlarında sürdürülebilir kalkınma ilkesi ve çevre sektörünün diğer sektörlere entegre edilmesi öngörülmektedir. 383 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Özel Çevre Koruma Kurumu, özel çevre koruma bölgelerinde koruma ve geliştirme perspektifinde kalkınma planlarında da ön görüldüğü üzere çok sektörlü bir yaklaşım ortaya koyarak, tarım, turizm, ulaşım, konut, enerji, ormancılık sektörleri ile koruma kavramını iç içe ele almıştır. Kurumumuzun araştırma, planlama, projelendirme, uygulama ve eğitim çalışmaları içinde turizm sektörü de, bölgelerin turizm ağırlıklı özelliklerinden dolayı Kurum çalışmalarına entegre edilmiştir. Bölgelerde, araştırma ve planlama faaliyetlerini takiben gerçekleştirilen
üst ve alt yapı çalışmalarından sonra, Kurumun asıl görevi koruma olmasına
karşın, bölgelerdeki ekonomik gelişmeleri desteklemek ve en önemli gelir
kaynağı olan turizm sektörünü doğru bir biçimde yönlendirmek amacıyla
alternatif bir yaklaşım olan "Doğa ve Kültür Turizmi" benimsenmiştir.
Bartın İnkumu-Mugoda Arası Kıyı Kullanımları, Turizm Potansiyeli ve Bir Planlama Örneği Yrd. Doç. Dr. Şerife Sertkaya Aydın(1) ve Prof. Dr. Sümer Gülez (1,2) (1) ZKÜ Bartın Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 74100 Bartın.
Bu çalışma ile, Bartın ilinin 60 km'lik kıyı bölgesinde, İnkumu ve Mugoda koyları ile tanımlanan 25 km'lik kesimin doğal ve kültürel özellikleri ile kıyı kullanımları ve turizm aktiviteleri arasındaki karşılıklı ilişki irdelenmiştir. Çalışma kapsamında ayrıca, söz konusu kıyı bölgesinin turizm açısından bütüncül planlanmasına yönelik bir öneri getirilmiştir. Batı Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Bartın ili kıyısal alanları, Ege ve Akdeniz kıyılarımıza oranla daha az bozulmuştur. Bunda en önemli etken, kıyıdan hemen sonra yükselen dağların kara yönündeki gelişimi önemli derecede sınırlamasıdır. Bu nedenle ulaşımın sağlanamaması bakir kalmış koyların, ormanla kaplı yamaçların ve kırsal yerleşimlerin korunmasını sağlamıştır. Diğer bir deyişle, ulaşılamazlık ve erişilemezlik en önemli korunma nedeni olmuştur. Ancak, bu alanlara olan rekreasyonel ve turistik ilginin gün geçtikçe artması ve hızla planlama dışı kullanımlara açılması söz konusu alanların giderek korunmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını güçleştirmektedir. İnkumu-Mugoda arasındaki kıyı kesiminde, turizm hareketliliği yaz aylarında yoğunluk kazanmaktadır. Bartın kentinin sayfiyesi niteliği taşıyan İnkumu, özellikle ikincil konutların yapımı ile hızla yapılaşmıştır. Tatil amacı ile yapılan bu konutlar, yaz sezonunda yoğun olarak kullanılmakta, diğer zamanlarda ise atıl olarak kalmaktadır. Buradaki yoğun kullanım, ziyaretçileri daha sakin ve doğal güzelliklerin daha korunmuş olduğu Güzelcehisar ve Mugoda koylarına yöneltmektedir. Güzelcehisar koyu ise, sahip olduğu doğal güzellikleri ile İnkumu koyunun küçültülmüş bir örneği gibidir. I. Derece Tarihi ve Doğal Sit olarak ilan edilen koy, konaklama tesislerinin yetersiz olmasından dolayı ağırlıklı olarak rekreasyonel etkinlikler için kullanılmaktadır. Güzelcehisar'dan bir sonraki koy olan Mugoda ise, ikincil konutların yapımı engellenmezse ikinci bir İnkumu olma yolundadır. Bununla birlikte, söz konusu koylarda, hizmet ve tesis yetersizliği, kıyı kaynaklarına tehlike oluşturmaktadır. Bu bildiride; söz konusu bozulmaları önlemek ya da en aza indirgemek için, Gülez (1996)'in "kıyıların koruma-kullanma yönünden bütüncül planlanması" için geliştirdiği bir önerinin, İnkumu-Mugoda arasındaki kıyı kesimine uygulanması ele alınmaktadır. Kıyısal alanların koruma-kullanma dengesi içinde, rekreasyonel ve turizm yönünden bütüncül planlanması için geliştirilen bu önerinin özünü; söz konusu alanlar için, rekreasyon ve turizm potansiyeli doğrultusunda yapılan bölgelere ayırma oluşturmaktadır. Önerilen bölgelere ayırma ve bu yörelere giren kıyısal alanlar şunlardır: 1. Rekreasyonel ve turizm gelişme bölgesi-Yoğun kullanımlı kıyılar için-İnkumu
örneği, Sunulan öneride koruma bölgesi olarak belirlenen Güzelcehisar koyunun "Ulusal Miras Kıyılar" olarak ayrılmasıyla, buradaki doğal ve kültürel değerler, milli park statüsüne benzer bir ayrıcalıkla koruma altına alınmış olacaktır. Önerilen bu bölge sistemi, bütüncül bir yaklaşımla ülkemizdeki tüm kıyılar için ele alınmalıdır. Kıyılarımızın bütüncül planlanması çalışmalarında doğal alanların korunması ülke turizminin geleceği açısından da büyük önem kazanmaktadır.
Prof. Dr. Aslı B. Korkut (1), Araş.
Gör. Lerzan Yetim (1,2) ve (1) Trakya Üniversitesi, Tekirdağ Zir.Fak., Peyzaj Mim. Böl., 59030,
Tekirdağ
Marmara Denizi'nin kuzeybatısında yer alan bir sahil kenti olan Tekirdağ, Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayan kara ve demiryolları ile işlek bir geçit bölgesi üzerindedir. Doğal, kültürel ve arkeolojik değerleri yanında tarım, sanayi ve ticaret açısından da dikkati çekmektedir. Tekirdağ il sınırları içinde, Marmara kıyılarında 133, Karadeniz kıyılarında 2.5 km olmak üzere toplam 135 km uzunluğunda bir kıyı şeridi yer almaktadır. Coğrafi konumu ve iklimsel avantajları Tekirdağ'da üç ayrı floristik bölgeye has, endemik özellikte bitki materyalinin yetişmesine olanak sağlamaktadır. Tekirdağ ili sınırları içinde, kalkolitik çağdan günümüze kadar uzanan tarihi eser ve kalıntıları bulunmaktadır. Bütün bu özellikler Tekirdağ'ın özellikle yaz aylarında rekreasyon- turizm açısından bir hareketlilik kazanmasına ve ilin turizm potansiyelinin yükselmesine neden olmaktadır. Tekirdağ'da kıyı alanlarının planlanması, yönetimi ve kullanımı şu ana
kadar belirli bir sistem içinde ilerlememiştir. Bundan sonra gelişmeler
mutlaka bir plan dahilinde olmalı, ilin doğal, kültürel potansiyeli ve
birikimi İstanbul'un sorunlarının çözümü için feda edilmemelidir. Öncelikle
sahil şeridinde, alanın kullanım potansiyelini ortaya koyan gelişmeler,
çevresel kaynak analizine dayanan bir alan kullanım planlaması hazırlanmalı
ve buna dayanan ciddi, tutarlı ve kararlı politikalar benimsenerek hayata
geçirilmelidir.
Assos Kıyı Yerleşiminin Turizm Potansiyeli A. Esra Özel(1), Pınar Oktay(2) ve Tanay B. Yıldırım(1,3) (1) ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Terzioğlu
Yerleşkesi, Assos antik kenti, 1. derece kentsel arkeolojik sit ve 1. derece doğal sit olan ve kıyı yerleşimi, mavi bayrak ödüllü olabilecek kadar temiz denizi ile Çanakkale il turizmi için önemli bir potansiyel olarak dikkati çekmektedir. Ancak burada tarihi ve doğal çevreye duyarlı turizm planlarının gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Yıl boyu yoğun yerli ve yabancı turist akımına uğrayan yöre; deniz mevsiminin başladığı Haziran ayından itibaren üç aylık yaz periyodu süresince maksimum doluluk kapasitesine ulaşmakta, konaklama alanlarının, plajının yetersizliği, otopark, çöp, içme suyu, kanalizasyon gibi sorunlar yaşanmaktadır. Bu çalışma kapsamında Assos kıyı yerleşiminin mevcut turizm potansiyeli ve sorunları yerinde yapılan görüşme ve incelemelerle ele alınmış ve çevreye duyarlı bir turizm gelişimi için öneriler getirilmiştir.
Yrd. Doç. Dr. Sultan Baysan Adnan Menderes Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler ABD,
Bu çalışma, turizmin çevresel etkilerini yerli halkın tutumları yönünden incelemektedir. Araştırmanın amacı, kıyı alanlarımızdan birisi ve bir Ege tatil merkezi olan Didim'de doğal ve insan yapısı çevre üzerinde turizmin etkilerini yerli halkın bakış açısıyla ortaya çıkarmaktır. 2000 yılı yaz aylarında yerli halka yönelik bir survey çalışması yapılmış, 101 cevaplayıcıdan elde edilen anket formları değerlendirilmiştir. Ankete katılanların %61.4'ü turizm etkinliklerine kendisi ya da ailesinden bir ferdi ekonomik olarak bağlı, geri kalan %38.6'sı ise turizmle herhangi bir bağı olmayanlardan oluşmaktadır. Araştırmanın ana bulguları arasında, ekonomik olarak turizme bağlı olsun-olmasın yerli halkın, turizmin altyapı ve üstyapı yatırımları ile gelir getirici olumlu etkileri olduğunu düşündüğü, fakat turizm endüstrisinin çöp sorunu, deniz kirliliği ve doğal bitki örtüsünün bozulması gibi olumsuz çevresel etkilerini de tanıdığı, bulunmaktadır. Ayrıca, devletin ortaya çıkan çevresel sorunları gidermek için yetersiz kaldığı görüşünün hakim olduğu da dikkati çekmektedir. Turizm alanında yeni gelişme kaydeden bu Ege kıyı alanının sürdürülebilir bir gelişme örneği gösterebilmesi ancak yerel halkın görüş ve önerilerini dikkate alınarak mümkün olacaktır.
Türkiye Kıyılarında Yelken ve Yat Sporu İçin Uygun Kıyı Alanlarının Belirlenmesi Yrd. Doç. Dr. Gökhan Kara(1), Prof.
Dr. Fevzi Erdoğmuş(1,2) (1) İstanbul Üniversitesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü,
34850
Dünyada deniz turizmi ile birlikte su sporları da hızla gelişmektedir.
Özelikle ülkemizin iç denizlerle çevrili olması ve iklim özelikleri yelken
ve yat sporlarının yapılabilirliği açısından doğal bir konumdadır. Yelken
ve yat sporları ile uğraşan insanların motor gücüne dayanmayan, doğanın
sonsuz kaynaklarını kullanma ve onlarla mücadele etme isteği her zaman
mevcuttur. Bunun neticesinde sadece rüzgar ve dalga şiddetine bağlı, insan
emeği gerektiren sporlara yönelmeler gün geçtikçe artmaktadır. Halihazırda
yelken yat yarışları ve sporları ülkemizin Akdeniz ve Ege kıyılarında,
kısıtlı olarak da Marmara Bölgesinde belirli yerlerde yapılmaktadır. Sonuç olarak bu çalışmada, yelken ve yat sporlarının ve turizminin bu
bölgeler dışında da yapılabileceği, turizm açısından diğer bölgelere dikkat
çekilmesini ve o bölgelerin turizminin gelişmesi bakımından önemli olabileceğinin
gereği anlatılmaya çalışılmıştır.
Güney Antalya Bölgesi Örneğinde Günübirlik Kıyı Kullanımlarının Mevcut Çevre Uygulamaları Ar.Gör. Meryem Atik(1), Prof.Dr. Türker
Altan(1,2) ve (1) Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 01330
Özet Turizm sektörü 1960'lardan sonra artan çevresel ve sosyal sorunları ile hızlı gelişme göstermiştir. Bugün ise turistler ve hizmet sağlayıcıları olmak üzere sektörde faaliyet gösteren tüm taraflar sağlıklı bir çevrenin önemini kabul etmeye başlamışlardır. İnsanların serbest zamanlarını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirmiş oldukları faaliyetlerin tümüne rekreasyon denmektedir. Kıyı alanları ve suya bağlı rekreasyonel olanaklar bugün turizmin hala en önemli cazibe kaynağıdır. Tatil bütünü içinde veya dışında rekreasyonun çok farklı tipleri bulunsa da ülkemiz için en yaygın rekreasyon tipi piknik ve plaj kullanımlarıdır. Ülkemizdeki günübirlik plaj, piknik ve kamping alanlarının büyük bir kısmı ise kıyı bölgelerimizde yer almaktadır. Turizm ve rekreasyon sektöründeki pazar koşullarıyla müşteri profili de değişmekte ve tatil faaliyetini gerçekleştiren insanlar gittikleri bölgelerdeki çevre uygulamaları ve sorunları ile daha çok ilgilenmektedirler. Turizm faaliyetinin önemli bir kolu olan günübirlik alan kullanımları, sürdürülebilir alan yönetimi uygulamalarıyla özellikle de kıyı bölgelerinde doğa ve çevre korumayı destekleyecektir. Ülkemiz için henüz çok yeni ve tamamen gönüllülüğe dayalı sürdürülebilir
çevre yönetimlerinin, günübirlik alanlarda da geliştirilmesi antropojen
etkilere duyarlı kıyı bölgelerimizde doğal yapının ve ekolojik dengelerin
korunmasına katkıda bulunacak ve koruma faktörünü canlı tutacaktır.
Ege Bölgesi Yatçılık Etkinliklerinin İrdelenmesi Dr. Ersel Zafer Oral(1), Dr. Esin Üçüncüoğlu(2)
(1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu,
Yat turizmi, yatçılık ve yat limanları son otuz yılda bütün kıyı ülkelerinde hızlı bir gelişme göstermiştir. Ülkemize önemli döviz girdisi ve istihdam alanı sağlayan turizm sektörü yat turizmi konusunda henüz beklenen düzeye ulaşamamıştır. Ülkemizde turizmi geliştirmek amacı ile yeni potansiyel turizm alanları yaratılmaya, mevcut turizm alanlarını ise sektörün kullanımına açmaya yönelik yoğun çalışmalar ve projeler üretilmektedir. Benzer çalışmalar Kuşadası - Fethiye parkurunda sıkışıp kalmış olan yat turizmi içinde geçerlidir ve önümüzdeki yıllarda ülkemizde yat turizmi, yatçılık ve yat limanları konusunda önemli gelişmeler beklenmektedir. Bu bildirinin amacı yatçılık sektörü olarak özetleyebileceğimiz yat turizmi, yatçılık, yat limanları ve yat imalatı konularında Ege Bölgesinin potansiyelinin özetlenmesi ve bu potansiyeli kullanabilmek amacı ile öneriler geliştirilmesidir.
Türkiye'de Yat Turizmi, Sorunları ve Çözüm Önerileri Yrd. Doç. Dr. Gökhan Kara(1) ve Araş. Gör. E. Gül Emecen(1,2) (1) İstanbul Üniversitesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü,
34850
Dünyada deniz turizmi hızla gelişmektedir. Türkiye'nin gerek ikliminden
gerek doğasından kaynaklanan zenginliği, deniz turizmi açısından maksimum
kapasitede kullanılması gereken bir kaynaktır. Deniz turizmi, Türkiye'ye
her yıl 2 milyar dolar döviz kazandırmaktadır. Bütün dünyada son on yılda
ticaret hacmi % 9 büyürken, turizm % 12 oranında büyümüştür. Türkiye'de
deniz turizmi son 15 yıllık dönemde ulusal ekonominin en hızlı büyüyen
sektörlerinden biri olmuş, turizmden elde edilen gelir ihracattan sağlanan
gelirin üçte birini aşmış durumdadır. Ancak bugün Türkiye'nin taşıdığı
potansiyel dikkate alındığında, sektör henüz istenilen düzeye gelememiştir.
Bu çalışmada, Türkiye'de yat turizminin mevcut durumu incelenmiş ve uygulamada karşılaşılan sorunların çözümü için öneriler getirilmek istenmiştir.
Kaptan Yılmaz Dağcı Florya, Günyüzü Sokak 8/8, İstanbul
Yat Turizmi bonkörce bütün imkanlarını ayaklarımıza sermiş. Din Turizmi hiç yatırım yapmadan senenin 12 ayı para kazandırmaya hazır, bizden ufak bir işaret bekliyor. Birbirine dargın politikacılar gibi sırtımızı dönmüş, denizlere darılmış, "Sular akıyor, servetler gidiyor ve bizler de bakıyoruz". Avrupa Birliğinin yürürlüğe koyduğu yeni deniz kuralları 2003 yılından itibaren aday ülkelerde de geçerli oluyor. Üzerinde ısrarla durmamız, genç nesilleri eğitmemiz gereken dünyanın en önde gelen konularından birisi de hiç şüphesiz deniz kirliliği ve çevredir. Japon ve Türk gözü ile Marmara denizi. "Bonn anlaşması" neden Ege ve Karadeniz de uygulanmasın ?
Yat Limanı Yatırımlarında Olması Gereken Nitelik ve Tesisler Ali Erkan Bezirgan Marina İşletme Danışmanı, Doğuş Holding Turizm Grubu
Yat limanları faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıdan başka bir yerde yapılmaları mümkün olmayan kıyı yapısı ve tesislerdir. Deniz turizmi için gerekli altyapılardan en önemlileri yat limanlarıdır. Ülkemiz ekonomisine önemli katkıları olacak yat limanlarının sektöre kazandırılması esnasında ortaya çıkan genel hususlar ve mevcut uygulamalar anlatılmıştır. Çağımızdaki ekonomik ve sosyal gelişmeler sonucunda, artık dünyada planlanan yeni yat limanı yatırımlarının içinde olması gereken deniz ve kara yapılarına ilişkin genel standartlar belirtilmiştir.
|
||||||||||
|
CİLT II
Canlı Kaynaklar ve Yönetimi
Vahdet Ünal Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Avlama ve İşleme Teknolojisi
Bölümü, 35100 İzmir. Tel: 232-3884000/1299 Faks: 232-3883685
Kıyı Alanı Balıkçılık İlişkisi - Güney Ege Balıkçılığı Mustafa Erdem(1), Vahdet Ünal(2) ve Tuncay Kınacıgil(2,3) (1) Muğla Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Avlama ve İşleme Teknolojisi
Dünya nüfusunun büyük bir bölümünün kıyı alanı içinde yaşaması bir çok faaliyetin ve sektörün bu bölgede yoğunlaşmasına neden olmuştur. Kıyı alanında süre gelen bu faaliyetlerin en eskilerinden biri de balikçılıktır. Çalışma, kıyı balıkçılığını Güney Ege Balıkçılığı örneğinde ele almaktadır ve kıyı alanı kullanımında ve korunmasında balıkçılığın rolünü vurgulamaktadır. Bu bağlamda, daha etkin bir kıyı alanı yönetiminin balıkçılık ele alınmaksızın mümkün olamayacağını vurgulamaktadır.
Foça ÖÇKA'nda Balıkçılık ve Turizm Etkileşimi: Yerel İlgililerin Değerlendirmeleri Harun Güçlüsoy Sualtı Araştırmaları Derneği - Akdeniz Foku Araştırma Grubu (SAD-AFAG)
Ege Programı, PK. 12 35680 Foça İzmir
Çalışmanın amacı, ilgililerin Foça Özel Çevre Koruma Alanı (ÖÇKA)'ndaki
balıkçılık ve turizmin etkileşimi hakkındaki temel bilgilerini ölçmektir.
Bunun tespiti için açık sonlu bir anket hazırlanarak Kasım ve Aralık 1999'da
uygulanmıştır. Balıkçılığın ve turizmin güncel durumu ve bu iki sektörün
birbirlerine faydaları ve zararları hakkındaki anket soruları, balıkçı
kooperatifi üyelerine, balık lokantası işletmecilerine, otel ve pansiyon
işletmecilerine, günlük tekne turu kaptanlarına, belediye yetkililerine
ve Turizm ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı taşra teşkilatı sorumlularına
yöneltilmiştir. Toplam 31 ilgili kişi çalışma sırasında anket çalışmasına
katılmışlardır. Çalışma sonucunda; 1.denizin genelde ve su ürünlerinin
de özelde iki sektörü birleştiren ortak paydalar olduğu, 2. gelecekte
oluşabilecek deniz kirliliği her iki sektörü de zararlı bir şekilde etkileyebileceği
ve bundan dolayı olası deniz kirliliği problemi hakkında bir değerlendirmenin
yapılması, 3. bu iki sektör haricinde, devlet isleri, arkeoloji, koruma
alanları düzenlemeleri ve askeri bölgelerdeki çalışmaların da kasabanın
birer ilgili sektörsel parçaları olduğu düşünülerek, gelecekte tüm bu
parçalar göz önünde bulundurularak değerlendirmeler yapılması, 4. merkezi
ve yerel yönetimin ihtiyacı olan sektörleri destekleyerek, hizmetlerin
geliştirilmesini sağlaması, 5. balıkçılık alanlarının ilgili sektör tarafından
kiralanarak bu alanların daha iyi bir şekilde yönetilmesinin sağlaması,
6. iyi yönetilen bir balıkçı barınağı inşaa edilmesi, 7. hiçbir balık
çiftliğinin bölgede kurulmaması ve 8. tüm sektörleri kapsayan bütüncül
bir şekilde koordinasyonu ve haberleşmeyi sağlayacak bir organizasyonun
kurulmasının sağlaması görüşleri ilgililerden toplanmıştır.
Yapay Resif Uygulamalarında Derinlik Seçimi, Stabilite ve Lokal Oyulma Problemi Dr. F. Ozan Düzbastılar(1), Doç. Dr.
Altan Lök(2), Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Avlama ve İşleme Teknolojisi
Bölümü, 35100 Bornova, İzmir
Yapay resifler; balıkçılık alanlarını artırmak, yasa dışı avcılığı engellemek,
deniz bitkilerini korumak, sportif balıkçılığı desteklemek gibi bir çok
amaçla kullanılan bentik araçlardır. Son 10 yıldır Ege Denizi'nde uygulanan
ve 1999'da ilk kez Karadeniz'de projelendirilen yapay resif çalışmaları,
ülkemizde giderek yaygınlaşmaktadır. Yapay resif yerleştirilecek bölgenin
seçimi için önemli faktörlerden biri uygun su derinliği ve zemin seçimidir.
Bu amaçla yer tespit çalışmaları; seyir haritaları üzerinde ve yasal avcılık
sahaları gözetilerek, SCUBA dalışlarla ve belli bir ölçeğe göre seçilen
hidrolik model denemeleri ile yapılmaktadır. Çalışmalarda tür tayini ve
sayı belirlenmesi için "görsel sayım yöntemi" kullanılmaktadır.
Zemin örneklemesi yapılarak granülmetri ve hidrometri analizleri gerçekleştirilir.
Tek yönlü dalga kanalında yapay resif modelleri ile dalga ve akıntı etkisine
karşı stabilite gözlenir ve lokal oyulma eğilimi incelenir. Genellikle
0-30 m'lik derinlik aralığına yerleştirilen resiflerin, "dalga-zemin-blok"
etkileşimine göre ve biyolojik etkisinin optimum olacağı bölgeye yerleştirilmeleri
için ön çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmada da Ege Denizi ve Karadeniz'de
yapılan yer seçimi ve derinlik tayini çalışmaları uygulamalı olarak ifade
edilmiştir.
Vahdet Ünal(1), Okan Akyol(1,2) ve Adnan Tokaç(1,3) (1) Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Avlama ve İşleme Teknolojisi
Scombridae familyasının en ekonomik ve en çok talep edilen türlerinden biri olan orkinos (Thunnus thynnus Linnaeus, 1758)'un avcılık sonrası stoklanmaları ile ortaya çıkan orkinos çiftlikleri, ticari aktiviteler olarak ilk 1970'li yıllarda Japonya'da ve sonrasında Kanada'da başladığı halde, Akdeniz'de yakın bir geçmişe sahiptir. Türkiye kıyılarında 2002 yılında görülmeye başlanan orkinos çiftlikleri, kıyı alanının diğer kullanıcılarıyla sorunlar yaşamaktadır. Türkiye kıyılarında, Antalya'da 2 adet, İzmir'de 1 adet ve Çanakkale'de 2 adet olmak üzere toplam 5 adet orkinos çiftliği bulunmaktadır. Orkinos çiftliklerinin büyük bir bölümü, kıyı alanlarının ekolojik olarak en duyarlı alanlarında kurulmuştur. Çevreye ve deniz ekosistemine yapacağı etkiler henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada, kısa zaman içinde büyük ekonomik getirisi olan, büyük ölçekli agro-endüstriyel aktiviteler olarak tanımlanan orkinos çiftliklerinin fayda ve zararları kıyı alanı yönetimi çerçevesinde ele alınmıştır.
Halit Filiz(1) ve Prof. Dr. Melahat Toğulga(1,2) (1) Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Su Ürünleri Temel Bilimler,
Elasmobranş türler (köpekbalıkları ve vatozlar) yüksek besin değerine sahip olmakla beraber, ülkemizde besin olarak tüketilmemektedirler. Türkiye denizlerinde yaşayan 62 elasmobranş türünden 38 tür potansiyel olarak ekonomik değere sahiptir. Ancak bu türlerden sadece 12 tanesi ticari olarak avlanmakta ve Avrupa ve diğer ülke pazarlarına gittikçe artan oranlarda ihraç edilmektedir. Türkiye total elasmobranş üretimi 1979 yılında 15187 ton ile maksimuma ulaşmıştır. Bu yıldan sonra ise, bir dalgalanma ile birlikte sürekli olan bir azalma söz konusudur. 1995 yılından sonra ise üretimin ortalama 2000 ton civarında kalarak stabil bir hale geçtiği görülmektedir. Önemli bir besin kaynağı ve ihracat ürünü olan elasmobranş türlerin ülke ekonomisine kazandırılması teşvik edilmelidir. Ancak, elasmobranş stoklarının korunması ve sürdürülebilir durumda tutulması da önemlidir. Bu nedenle, elasmobranş türlerin, özellikle ekonomik önem taşıyanların, biyolojik özelliklerini ve stok yapılarını ortaya koyacak çalışmalar yapılmalı ve bu gibi çalışmalar desteklenmelidir.
Çetin Keskin(1), Prof. Dr. Nuran Ünsal(1,2)
ve (1) İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Ordu C. No: 200 34470
Bu çalışma Erdek Körfezi Syngnathidae familyasına ait türlerin bolluğunu,
çeşitliliğini ve dağılımını, habitat tipine ve zamana bağlı olarak ortaya
koymak amacıyla yapılmıştır.
Yrd. Doç. Dr A. Muzaffer Feyzioğlu(1),
Dr. Nüket Sivri(2) ve (1) Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Ekolojisi Araştırma ve Uygulama
Doğu Karadeniz'de, 7-13 Temmuz 2001 tarihleri arasında yapılan deniz çalışmalarından elde edilen Calanus euxinus örnekleri değerlendirilmiştir. Böylece bu türe ait bölgesel farklılıklar ortaya konmuştur. Çalışma, Doğu Karadeniz Bölgesi'nde Ordu (41° 02' 29" N, 37° 52' 22" E) , Giresun (40° 57' 60" N, 38° 23' 02" E), Trabzon (41° 03' 00" N, 38° 45' 55" E), Rize (41° 04' 04" N, 40° 28' 03" E) ve Hopa (41° 22' 57" N, 41° 16' 53"E) açıklarında, koordinatları verilen istasyonlarda yürütülmüştür. İstasyonlarda CTD profilleri çıkartılmıştır. Plankton örneklemeleri hidrojen sülfür tabakasından itibaren (150 m - yüzey) başlayarak, yüzeye kadar yapılmıştır. Örneklemeler sırasında KAHLSICO marka 75 mm göz açıklığında plankton kepçesi kullanılmıştır. Alınan örnekler, % 3.5'lik formaldehit prezervasyonlu kavanozlar ile laboratuara getirilmiştir. Örnek kavanozları içerisindeki Calanus euxinus'lara ait copepodit V ve VI evresindeki bireyler seçilerek hepsi sayılmıştır. Daha sonra bu örneklerde kuru ağırlık ölçümleri yapılarak, Calanus euxinus'a ait biyomas mg/m2 cinsinden hesaplanmıştır. Calanus euxinus'a ait biyomas Giresun'da 28.6 mg/m2, Ordu'da 29.2 mg/m2, Trabzon istasyonunda 492 mg/m2, Rize istasyonunda 651 mg/m2, Hopa istasyonunda ise 1432 mg/ m2 olarak bulunmuştur. Örnekleme esnasında m2 deki birey sayısı en düşük 200 org/m2 olarak Giresun istasyonunda ve en yüksek ise 10016 org/m2 olarak Hopa istasyonunda tespit edilmiştir.
Karadeniz Alabalığı (S. trutta labrax) Populasyonunun Gelişimini Etkileyen Faktörler Dr. Mustafa Zengin, Muharrem Aksungur ve İlyas Tabak Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü, Trabzon.
Bu çalışma 1998/2000 yıllarında, Doğu Karadeniz'de; Trabzon-Artvin il sınırları arasındaki bölgede, Karadeniz alabalığının (Salmo trutta labrax) yayılım gösterdiği önemli akarsularda ve kıyısal bölgede yürütülmüştür. Elde edilen bulgulara göre; yumurtadan itibaren yaşamını akarsuda geçiren deniz ekotipine ait smolt bireyler, yaşamlarında ilk olarak denizel ortama geçiş için smoltifikasyon işlemini gerçekleştirmek üzere akarsu ağızlarına sürüler halinde göç ettikleri ilkbahar döneminde şiddetli bir av baskısına maruz kalmaktadır. Avın en fazla yoğunlaştığı aylar Mart ve Nisandır. Bu aylar için birim güçteki av miktarı (CPUE) sırasıyla 0.54 ve 0.76 kg/gün/ağ olarak bulunmuştur. Karadeniz alabalığı stokları üzerindeki en fazla yıpranma deniz ekotipine ait anaç bireyler üzerinde görülmüştür. Bu av baskısı iki ayrı dönemde ve iki farklı habitat da yoğunlaşmaktadır. Anaç bireylerin 2880 (9174.4 kg) adet/yıllık bir kısmı, Nisan-Haziran ayları arasındaki bir dönmede, akarsuya girişte, kıyı uzatma ağları ile; 690 (1925.1 kg) adet/yıllık bir kısmı ise yumurtlama sonrasında aynı anaçların tekrar denize dönüşleri sırasında, Kasım-Aralık ayları arasındaki bir dönemde tuzaklar ile avlanmaktadır. Elde edilen tüm bulgular, yıllardan beri Karadeniz alabalığı populasyonunun gerek aşırı avcılık, gerekse de yaşama alanlarının bozulması sonucunda yıpratıldığı ve stokların bu durumunun yeniden düzeltilmesi için yeni bir yönetim stratejisinin ve koruma programlarının hayata geçirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Doç.Dr. Aynur Lök (1), Arş.Gör. Sefa
Acarlı (1,2) (1) Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Yetiştiricilik Bölümü.
35100 Izmir
Türkiye sularında bulunan türler Holothuria tubulosa ve Stichopus regalis'dir. Holothuria tubulosa Marmara ve Ege kıyılarında dağılım gösterirken Stichopus regalis Marmara, Ege ve Batı Akdeniz kıyılarında dağılım göstermektedir.
Deniz Kestaneleri ve Yetiştirme Teknikleri Doç.Dr.Aynur Lök (1), Arş.Gör. Sefa
Acarlı (1,2), (1) Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Yetiştiricilik Bölümü.
35100 Izmir
Echinodermata filumu içersinde yer alan deniz kestanelerinin 700 kadar türünün var olduğu bilinmektedir. Proteyin yönünden son derece zengin olan deniz kestanelerinin yumurtaları severek tüketilmektedir. Deniz kestanesinin avcılık yoluyla üretimi başta Japonya, Fransa, İrlanda, Çin, Kuzey Doğu Amerika, Kanada olmak üzere bir çok ülkede yapılmakta ve bu türün toplanması önemli bir iş kolunu oluşturmaktadır. 1kg işlenmiş deniz kestanesi yumurtası 83.5£ olarak değer bulmaktadır. Ekonomik açıdan değerli olan bu türün avcılık yoluyla üretiminin dışında son yıllarda yetiştiricilik çaışmalarınada önem verilmektedir. Türkiye sularında Cidaris cidaris, Arbacia lixula, Psammechinus microtuberculatus ve Paracentrotus lividus yayılım gösteren türler arasında yer almaktadır.
Deniz Taşımacılığı ve Etkileri
Dr. Salih Güngör (1), Prof. Dr. Ertuğrul
Doğan (1,2) ve (1) İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü,
Vefa 34470
Uluslararası deniz taşımacılığı dünya ticaretinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Açık denizleri birbirine bağlayan boğazlar deniz taşımacılığını kolaylaştıran ve ulaşımı kısaltan önemli bir etkendir. Türk Boğazları ulusal, komşu ülkeler ve diğer devletler için önemli bir su yoludur. Bu stratejik önemi Türk boğazlarını tarihin her döneminde uluslararası antlaşmalara ve konferanslara konu etmiştir (Ek-1) Türk Boğazları milli egemenlik sınırları içersinde olmasına rağmen uluslararası sözleşmelerde ve Deniz Hukuku Konferanslarında "uluslararası su yolu" olarak kabul edilmiştir. Bu durum Türk devletinin hükümranlık hakkına müdahale olarak kabul edilmelidir.
Yrd. Doç. Dr. Selma Ünlü İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, 34470,
Vefa, İstanbul,
Bu çalışmada tankerler ile petrol nakline bir alternatif olarak boru
hattının kullanılmasının petrol kirliliğinin iyileştirilmesine ne çeşit
bir katkı yapabildiğini tespit amacı ile örnek bir çalışma verilmiştir.
Çalışmada Irak petrolünün Irak-Yumurtalık boru hattının devreye girmesinden
önce tankerler ile ithali süresince ve Irak petrolünün boru hattına ilk
pompalama yapıldığı dönemlerde doğu Akdeniz sahil şeridinde belirlenen
istasyonlardan alınan deniz (yüzey) suyu örneklerinde petrol kirliliği
miktarı tayin edilmiştir. Örneklerdeki miktar tayini UV Fluorospektrofotometre
(UVF) kullanılarak yapılmıştır. Tankerler ile Irak petrolünün nakli sırasında
örnekleme döneminde tespit edilen en yüksek petrol kirliliği miktarı,
Botaş istasyonu deniz suyu örneğinde 514.28 µg/L iken, Irak-Yumurtalık(İskenderun)
boru hattı devreye girdikten sonra bu istasyona ait deniz suyu örneğinde
30.35 µg/L olarak bulunmuştur. Doğu Akdeniz sahili boyunca yapılan bu
çalışmadaki sonuçlar değerlendirildiğinde, petrol naklinin boru hattı
ile yapılmasının tankerler ile yapılmasından daha avantajlı olduğu ve
Türk Boğazlar sisteminde yapacağı petrol kirliliği riskini azaltacağı
görüşünü de desteklemesi açısından önemlidir.
Zuhal Er (1) ve Prof. Dr. A. Beril Tuğrul (2) (1) İTÜ Denizcilik Fakültesi, 81716 Tuzla-İstanbul
Gemiler, yüklerini boşalttıktan sonra, azalan ağırlığı telafi etmek için sahil sularından balast aldığında, bu suyun içinde yaşayan plankton türleri, planktonik aşamadaki diğer deniz türleri ve patojenler de dahil olmak üzere binlerce mikroskobik organizmayı da beraberinde almaktadırlar. Böylece, bu organizmalar, geminin balast tanklarında taşınmakta ve gemi müteakip limanda balast bastığı zaman da çevre sulara karışmaktadır. Geminin güvenliğini tehlikeye atmadan, zararlı deniz organizmalarının ve patojenlerinin balast ve tortusu içinde yeni sulara taşınmasının riskinin en aza indirgenebilinmesi için bir plan yönetimi ve kontrolüne ihtiyaç bulunmaktadır. Bu çalışmayla, söz konusu bu plan yönetimi ve kontrolü esasları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, öncelikle balast sorunları üzerinde durulmuş ve bu bağlamda balast plan ve yönetiminin taşıması gereken farklı konulara değinilmiş ve bu alandaki mevzuat, AR-GE çalışmaları ve denetiminin önemi vurgulanmıştır. Fazla olarak, balast konusundaki plan yönetimi ve kontrolünün lojik ve optimistik olarak gerçekleştirilebilmesinin gerekleri belirtilmiştir.
Dr. Ersel Zafer Oral D. E. Ü., Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Yüksekokulu. Buca, İZMİR
Ülkemiz coğrafi konumu sayesinde Asya ile Avrupa arasındaki ulaşım, iletişim ve enerji hatlarının güzergahı üzerindedir. Ancak son yıllarda Asya ile Avrupa arasındaki taşımacılık, karayolu ve demiryolu taşımacılığına göre çok daha ucuz ve güvenli olan denizyolu taşımacılığına kaymış ve Varna/Kostanza Limanları ile Poti/Batumi Limanları arasında, Karadeniz üzerinden yapılmaya başlamıştır. Bu bildirinin amacı Avrupa ve Asya arasında oluşan ve ülkemizi baypas eden yeni ulaşım aksında yer alan bölge limanları zincirine Rize ve Hopa limanlarımızın katılabilme koşullarının incelenmesidir.
Dr. Serap İncaz İTÜ, Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma İşletme Müh.Bölümü, Tuzla/İstanbul
Limanlar; gemilerin yolcu ve yük indirip- bindirme, yükleme-boşaltma, bağlama ve beklemelerine elverişli, yeterli su derinliğine sahip, teknik ve sosyal alt yapı tesisleri, yönetim destek, bakım-onarım ve depolama birimleri bulunan doğal ve yapay olarak rüzgar ve deniz tesislerinden korunmuş taşıma modları arasında dönüşüm noktaları olan kıyı yapılarıdır. Sağlıklı bir ekonomik gelişme için limanı bir bütün olarak düşünmek gerekmektedir. Limanlar genellikle ticari malların ülkeye giriş ve çıkışının sağlandığı birer ekonomik birim olarak, ülke ekonomisinin geliştirilmesine direkt katkıda bulunurlar. Limanlarda ortaya çıkabilecek herhangi bir aksaklık ekonomide üretimin düşmesine ve maliyetlerin artmasına neden olabilecektir. Limanların etkin ve verimli çalıştırılabilmesi birçok faktöre bağlıdır. Bunlar öncelikli olarak; limanların ulaştırma sistemi içindeki konumu, limanda görev alacak personelin bilgi ve becerisi, liman işletmelerinin arz ve talep dengeleri şeklinde sıralanabilir. Liman işletmelerinin etkinlik ve verimliliğini arttırabilecek bir işletme biçimi değişikliği olan özelleştirmenin gerçekleştirilmesi sayılan faktörlerde dikkate alınarak yapılmalıdır. Liman özelleştirilmesinin önemi, liman arz ve talep fonksiyonlarının denge noktası ile liman fiyatlandırmasında ortaya çıkmaktadır. Bu noktada liman özelleştirmesinin gerek toplumsal ve gerekse bireysel faydayı (tüketici konumundaki taşıtanın kazançlarının) arttırıp arttırmadığının ortaya konulması liman özelleştirilmesinin ekonomik boyutunun ele alınması ile mümkün olacaktır. Bu nedenle bu çalışmada limanların özelleştirilmesinin ekonomik boyutu; liman ve özelleştirme kavramları, özelleştirmenin ekonomik yönü, liman işletme biçimleri, limanın ekonomik fonksiyonları, limanların özelleştirilme nedenleri, liman özelleştirme stratejileri, liman özelleştirilmesinde fiyatlandırma açılarından ele alınarak liman özelleştirilmesinin etkinliği konusunda öneriler sunulacaktır.
Doç. Dr. Necmettin Akten(1) ve Y. Doç. Dr. Barbaros Gönençgil(2) (1)İ.Ü Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sk. No:1 Vefa-34470,
İstanbul.
Liman gemiye, yüke ve yolcuya hizmet veren bir "hizmet üretim" işletmesidir. Deniz taşımacılığının başlangıç yada bitim noktasını oluşturur. Burada üretilen hizmet, yüklerin toplanması ve denizaşırı pazarlara gönderilmesi ya da denizaşırı pazarlardan gelen yüklerin ardbölgeye (hinterlanda) dağıtılması şeklinde olur. Dolayısıyla, armatörler ve gemi işletenler ile yük sahipleri limanın özdeki müşterileridir. Bir başka deyişle liman, gemi ve yük entereselerinin (taşıyan, acente, broker, sigortacı, satıcı ya da yükleyici, alıcı ya da gönderilen) buluşma yeridir. Tek bir iskelede bütünleşen bir işletmeden organize bir limandaki hizmetlerin standardını beklemek pek olası değildir. Bu bakımdan, doğru olan, iskeleleşme hareketinden vazgeçerek, bağımsız ve ayrı-ayrı iskeleler yerine, liman işletmeciliği yapmak isteyen girişimcilerin bir araya gelerek ya bir şirket çatısı altında örgütlenip - yahut yatırımın belli bir kısmını (stevedorluk hizmetlerini bir işletmeci, depolamayı bir başkası gibi) deruhte edip bir üst işletme yönetiminde birleşerek - organize bir liman yatırımına yönelinmesidir. Günümüz limancılık anlayışı da bunu gerektirmektedir.
Çevresel Etkiler ve ÇED
Karadeniz Sahil Yolu İnşaat Dolgusu ve Yapılarının Kıyısal Ekosisteme Etkileri Doç. Dr. Kadir Seyhan (1), Arş.Gör.
Semih Engin(1,2), (1) Karadeniz Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Fakültesi, 61530 Çamburnu
Karadeniz sahil yolu inşaatı kapsamında yapılan sahil yolu dolgusunun kıyı ekosistemine bütünüyle olumsuz etki ettiği iddia edilmektedir. Karadeniz ekosisteminde özellikle littoral zonda doğal resiflerin az olması, resif ekosistemine bağımlı yaşayan canlıların gelişimini olumsuz yönde etkilediği yadsınamaz bir gerçektir. Bahsedilen kaya dolgusu ve mahmuz sistemlerinin kıyısal ekosistemde, sahil bağlantılı yapay resifler oluşturduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma, söz konusu bölgede 7 yıldır yapılmış ve halen yapılmakta olan gözlemlerin aktarımı olup, sahil dolgusunun bazı canlı türlerini nasıl etkilediğini kapsamaktadır.
Trabzon - Rize Sahil Yolunun Kıyısal Alanlara Fiziksel Etkileri Öğr.Gör. Ersan Başar(1), Yrd.Doç.Dr.Ercan
Köse(2), (1) Karadeniz Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Fakültesi, Güverte
Bölümü, 61600 Sürmene/Trabzon.
Bu çalışmada, 1998 yılında Samsun-Sarp sahil şeridinde başlayan Sahil Yolu Projesi kapsamındaki Trabzon-Rize arasındaki dolgu alanlarının fiziki yapıları incelenmiştir. Trabzon - Rize Sahil Yolu dolgu çalışmaları başlamadan önce ve dolguların tamamlanmasından sonra kıyısal alanların fotoğrafları çekilerek bu alanlardaki değişiklikler tespit edilmiştir. Ayrıca bu sınırlar içerisinde yapılan sportif amaçlı balık avcılığındaki avlanan balıkların türlerindeki değişiklikler belirlenmiştir. Özellikle kaya balıklarında (Gobius spp.) artış görülmesine karşın ekonomik pelajik balık türlerinin çeşitlilik ve yoğunluklarındaki azalmalar dikkat çekmiştir. Deniz turizmi acısından önemli olan bu kıyı alanlarında turizm bölgelerini sınırlamış olması bölgedeki değişimleri göstermektedir. Sahil kesimlerinde denizden yararlanılacak alanların yok olması sonucunda dolgu yapılmayan sınırlı bölgelerde insanların yoğun olarak denize girdiği ve bu bölgelerinde yetersiz olduğu saptanmıştır. Rekreasyon alanlarının azalması dikkat çekmiştir. Bölge halkının denizle buluştuğu bu noktaların yok olması ile denizden faydalanma alanları sınırlanmıştır. Dolgu alanlarının dalgalardan korunması ve yeni sahil oluşturmak amaçlı bazı bölgelerde yapılan mahmuzlar (T yapılar) kumluk alanların oluşmasını sağlamıştır.
İlhan Talınlı(1) ve Kadir Sarıöz(2) (1) I.T.Ü. Inşaat Fakültesi Çevre müh. Bölümü, 80626 İstanbul
Özellikle kıyı alanlarında petrol dökülmeleri ile oluşan çevresel hasar ve alınması gereken önlemler risklerin önceden indirgenmesi ile oluşturulan değerlendirmelere bağlıdır. Çoğunlukla tanker kazaları ile oluşan büyük petrol kirlenmelerinde çevresel hasarın tespiti ve giderilmesi ile ilgili çalışmalar için bir ekonomik analiz gerekmektedir. Bu çalışmalarda "Volgoneft-248" in Marmara denizinde kırılması ile sahil şeridinde oluşan kirlenmenin tespiti ile temizleme çalışmaları performansı değerlendirilmiştir. 1578 ton ağır fuel oil in %69'u temizlenmiş ve 2000 USD/varil ortalama ile hesaplanan 20 Milyon USDlık hasarın kalıcı kısmı 6 Milyon USD olarak değerlendirilmiştir.
Bir Yıkım Yatırımı: "Karadeniz Kıyı Dolgu Yolu" Doç. Dr. Fazıl Çelik Karadeniz Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 61080
Her hangi bir projesi olmadan, fizibilite etütleri yapılmadan ve de ÇED (Çevre Etki Değerlendirmesi) kapsamı dışında tutularak, 1998 yılında, çeşitli parçalara bölünerek, Türkiye'nin belli başlı büyük firmalarına ihale edilen ve halen yaklaşık yarısı tamamlanmış bulunan "Karadeniz bölünmüş kıyı dolgu yolu" inşaatı, Karadeniz'in kıyı özelliklerini bozmaya; koyları, kumsalları, plajları kapatmaya, burunları, falezleri, flora ve faunaları tahrip etmeye ve sosyal, kültürel, ekonomik ve imar yönünden geri dönüşü olanaksız ağır bedeller ödetmeye devam etmektedir. Bildiride, bu yolun, getirdikleri, götürdükleri ve alternatifleri tartışılmaktadır.
Marmara Kıyı Alanında Petrol Dökülmesine Bağlı Çevresel Hasar Değerlendirmesi: Volgoneft-248 Kazası İlhan Talınlı(1) ve Kadir Sarıöz(2) (1) I.T.Ü. Inşaat Fakültesi Çevre müh. Bölümü, 80626 İstanbul
Özellikle kıyı alanlarında petrol dökülmeleri ile oluşan çevresel hasar ve alınması gereken önlemler risklerin önceden indirgenmesi ile oluşturulan değerlendirmelere bağlıdır. Çoğunlukla tanker kazaları ile oluşan büyük petrol kirlenmelerinde çevresel hasarın tespiti ve giderilmesi ile ilgili çalışmalar için bir ekonomik analiz gerekmektedir. Bu çalışmalarda "Volgoneft-248" in Marmara denizinde kırılması ile sahil şeridinde oluşan kirlenmenin tespiti ile temizleme çalışmaları performansı değerlendirilmiştir. 1578 ton ağır fuel oil in %69'u temizlenmiş ve 2000 USD/varil ortalama ile hesaplanan 20 Milyon USDlık hasarın kalıcı kısmı 6 Milyon USD olarak değerlendirilmiştir.
Yük. Müh. Birsen Çakmak ve Arş. Gör. Mehmet Ali Akkaya (1) Çevre İl Müdürlüğü, İstanbul. Tel: 532-5862173
Doğal kaynaklar açısından önemli bir potansiyele sahip olan kıyı bölgelerindeki iktisadi faaliyetlerin yoğunluk ve çeşitliliği bu alanlarda önemli bir baskı unsuru oluşturmaktadır. Kıyı yapıları için uygun olmayan yer seçimleri, bu yapılardan kaynaklanan olumsuz etkiler kıyılarımızın doğal yapısını bozmakta, büyük bir hızla tahrip olan kıyılar için bir özel yönetim planlaması ihtiyacını doğurmaktadır. Bu teknik planlama ÇED süreci olarak karşımıza çıkmaktadır.
Canan Derinöz(1), Ayşegül Korur(1,2),
Tuncer Katağan (3) (1) ENVY Enerji ve Çevre Yatırımları A.Ş. Çetin Emeç Bulvarı 8. Cad.
No.7 Öveçler 06450, Ankara Tel: 312-4784747 Faks: 312-4832121
Çevresel izleme programları, yatırım projelerinin inşaat ve işletme aşamalarında çevrede meydana gelebilecek değişikliklerin zamanında fark edilerek, bu değişiklikler çevre üzerinde kalıcı etkiler bırakmadan önlemler alınması açısından zorunludur. Bu konu, çevresel etkilerin yönetimi ve kontrol altında tutulabilmesine ilaveten, çevresel sorumluluk maliyeti ("due diligence") gibi konular açısından da büyük önem taşımaktadır. Kıyı bölgeleri ile etkileşen yatırım projelerine ilişkin çevresel izleme
programlarında deniz araştırmaları ön plana çıkmaktadır. Özellikle, yakın-saha
deniz ortamının proje öncesindeki karakteristiklerinin saptanması, bu
tür yatırımların başlangıç noktalarından birisidir. İzleme programına
baz oluşturulmasının ötesinde, planlanan yatırıma ilişkin deniz yapılarının
tasarım ve inşaatı ile tesisten kaynaklanabilecek etkilerin en aza indirilmesi
için gerekli önlemlerin ortaya konması gibi açılardan da deniz araştırmalarına
ihtiyaç duyulmaktadır.
Kirlenme, Su Kalitesi, Atık Yönetimi
Prof. Dr. Emel Arınç,(1) Azra Bozcaarmutlu,(1,2)
(1) Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Biyolojik Bilimler Bölümü 06531 Ankara
Artan nüfus, endüstriyel ve evsel atıklar, zirai bölgelerden gelen akarsuların getirdiği tarımsal mücadele ilaçları, ve diğer kimyasal atıklar, deniz trafiği ve tanker taşımacılığı, İzmir Körfez'indeki kirliliği had safhaya çıkarmıştır. Körfez'deki kirliliği saptama çalışmaları 1970'li yıllardan beri sürdürülmektedir. 1980'li yıllardan sonra ve bilhassa 1996 yılından itibaren, İç, Orta ve Dış Körfez sularındaki ve sedimentlerindeki ağır metal, BOD, COD, azot ve fosfor gibi nutrientler, klorofil-a ve patojen mikroorganizma konsantrasyonları belirlenip, istatiksel analizleri yapılarak bu konuda çok boyutlu araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan İzmir'deki endüstrilerin, bilhassa gıda, içecek, deri, bitki yağı, sabun, kimya, metal, plastik, boya ve tekstil endüstrilerinin atıkları, ağır metallere ilave olarak poliklorlu bifenil ve türevlerini, poliaromatik hidrokarbonlar, klorlu benzofuranlar ve dioksin gibi persistant organik pollutant "POP" ları içerdiği muhakkakdır. Ayrıca İzmir Körfez'ini kirleten pestisitlerin bir kısmı da bu tip dayanıklı ve kalıcı organik madde yapısındadır. Suda doğal olarak parçalanamayan bu bileşikler, balıklarda ve insanlarda birikmekte, çeşitli toksik etkilerinin yanısıra karsinojenik ve mutajenik etki yapmaktadırlar. Yürüttüğümüz araştırmalarda, İzmir'de İç ve Orta Körfez'deki bu tip kirleticilerin varlığı, boyutu ve olası ekotoksikolojik etkileri, balık karaciğer enzimlerinden sitokrom P4501A protein ve enzim aktivitelerindeki artış ölçülerek, kısacası bu enzimler biyomarker olarak kullanılarak biyoteknolojik yöntemlerle saptanmıştır. Dış Körfez'de referans olarak seçilen bölgelerden yakalanan balıklarda da aynı enzimler ölçülerek karşılaştırma yapılmıştır. Pelajik balık, kefal ve sediment balığı, dil balığı karaciğer enzimlerinin spektrofluorometrik ve immunokimyasal olarak Western-blot teknikleriyle ölçüldüğü bu çalışma, 1998 yılı hariç, 1995 ile 2001 yılları arasını kapsamaktadır. Pasaport bölgesinden yakalanan kefal balıklarındaki bu aktivite 900 ile 5600 arasında değişmiş, Dış Körfez'deki referans bölgelerine göre 60 ile 224 kez fazla bulunmuştur. Aynı şekilde İnciraltı bölgesinin sedimentlerinde de bu tip aktivite ve dolayısıyla PAH/PCB tipindeki organik kirlilik Pasaport'taki kadar yüksek bulunmuştur. Altı yıllık bir zaman aralığını kapsayan bu çalışmadan elde edilen bulguların ışığı altında, bu bildiride PAH/PCB ve türevleri tipindeki dayanıklı organik kirliliğin İzmir Körfez'indeki odak noktaları, yıllara göre değişimi, İzmir'de artan oranlarda gözlenen bazı kanser türleri ile ilişkisi olup olmadığı, kısaca, ekotoksikolojik etkileri tartışılacaktır. Bu biyoteknolojik yöntem, ABD'de "National Status and Trends Program'ında, yine ABD'nin Jeolojik Araştırma programının "Biomonitoring of Environmental Status and Trends (BEST) programında, Kuzey Denizi Ülkeleri'nin "North Sea Task Force Monitoring Master Plan" da major monitöring programı çerçevesinde rutin olarak kullanılmaktadır.
Yard. Doç. Dr. Gülşen Altuğ ve Doç. Dr. Hayati Filik(2) (1) İstanbul Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü,
34470 Laleli, İstanbul.
Marmara Denizi Yenikapı-Zeytinburnu-Yeşilköy-Florya-Avcılar kıyısal alanından sağlanan Gümüş (Atherina boyeri), İskorpit (Scorpaena porcus), Deniz Salyangozu (Rapana venosa) örnekleri ile Rumeli Kavağında avcılığı yapılan Kara Midye (Mytilus galloprivincialis) ve deniz suyu örneklerinde ağır metal konsantrasyonları ve indikatör bakteri düzeyi araştırıldı. Ağır metal olarak; Cu, Pb, Zn, Cd, As, Hg konsantrasyonları, bakteriyolojik olarak; Toplam Coliform, Fekal Coliform ve E. Coli düzeyleri araştırıldı. Kasım 2000 - Eylül 2001 aralığında toplanan örneklerde bakteriyolojik analizler En Muhtemel Sayı (EMS) Tekniğine göre, ağır metal analizleri Atomik Absorbsiyon Spektrofotometre (AASP) kullanılarak yapıldı. Hg analizlerinde Hg analizor kullanıldı. Cu ve Zn analizlerinde Alevli AASP de Hava-Asetilen gazı direk aspirasyon yöntemi, Pb, Cd, As analizlerinde ise Grafit fırın AASP Hidrür sistem Argon-Hava tekniği kullanıldı. Su örneklerinin alındığı istasyonlar lokal kirlilik girdilerinin etkisi göz önüne alınarak seçildi. 2000 yılı Kasım ayından başlayarak Ocak-Mart-Mayıs-Temmuz ve Eylül aylarında yapılan analizler aylık ortalama değerler olarak özetlendi. Örneklerin ağır metal konsantrasyonlarının aylara göre dağılımında farklılık kaydedilmedi. Deniz salyangozu ve Kara midye örneklerinde Cu, Hg konsantrasyonu ve fekal kontaminasyon düzeyi balık örneklerinden daha yüksek bulundu. Bakteriyolojik analizlerde, en yüksek değerler, Küçükçekmece lagün ağzı, Zeytinburnu balıkçı barınağı ve Rumeli Kavağı deniz suyu örneklerinde, Toplam Coliform ?24x103 EMS/100 mL, Fekal Coliform 11x103 EMS/100 mL olarak tespit edildi. Tüm örneklerde en yüksek bakteriyolojik değerler Temmuz ve Eylül ayı örneklerinde tespit edildi.
Yrd.Doç.Dr Hülya Böke Özkoç(1) ve Doç.Dr Gülfem Bakan(1,2) (1) Ondokuzmayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ,Çevre Mühendisliği
Bölümü, 55139, Samsun
Son yıllarda Karadeniz önemli boyutta kirlilik tehlikesi ile karşı karşıyadır.Bu kirliliğin kaynağı ağırlıklı olarak karakökenli kirleticilerdir. Özellikle tarımsal faaliyet kaynaklı organik kirleticilerin çevrede birikmesi ve besin zincirinde artarak toksik etki yaratması nedeniyle bu kirleticilerin deniz suyu örnekleriyle birlikte sediman ve midye örneklerinde de izlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Karadeniz Samsun kıyı şeridinde yüzey sediman ,biyoindikatör organizma (midye) ve deniz suyunda organik kirleticilerden pestisit kirlilik düzeylerinin belirlenmesidir. Özellikle tarımsal faaliyet kaynaklı pestisitlerin birikimi, kirlilik derecesi ve karakökenli noktasal kaynaklardan Karadeniz'e ulaşan organik kirlilik yükünü belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için dört örnekleme noktasından iki farklı matrikste, sediman ve midyede pestisit analizleri katı-sıvı ekstraksiyon yöntemiyle yapılıp, sonuçlar arasında korelasyon kurulmuştur. Yapılan çalışmada, sediman örneklerinde, heptaklor, heptaklor epoksit, aldrin, endrin ve endosülfan sülfat pestisit türevlerine rastlanırken; midye örneklerinde DDT türevleri, heptaklor epoksit ve endrin mevcuttur. Böylece literatürdeki Türkiye Karadeniz kıyı şeridinde özellikle organik kirleticiler açısından kısıtlı olan deniz ortamı verilerine katkı konulurken, özel çevresel izleme matriksleri olan sediman ve midyede ölçülen olan organik kirletici verileri, çevresel kirlilik çalışmalarına yeni bir boyut kazandırmaktadır.
Ölüdeniz Lagün İçi ve Dışındaki Fitoplankton Kompozisyonu Doç. Dr. Ahmet Erkan Kıdeyş, Elif Eker
Develi (1) ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, PK. 28, 33731 Erdemli-İçel, Türkiye
Zamanla kapanma riski ile karşı karşıya bulunan, buna ek olarak turistik aktiviteler ve popülasyonun hızla artması ile kirliliğe çok hassas bir bölge haline gelen Ölüdeniz Lagünü içi ve dışındaki fitoplankton kompozisyonu, bolluğu ve biyokütlesi diğer fiziko-kimyasal parametreler ile birlikte 26 Ekim 1999'da incelenmiştir. Lagün içinde nitrat ve silikat konsantrasyonları istatistiksel olarak Lagün dışından fazla bulunurken, fosfat değerlerinde fark gözlenmemiştir. Ancak tüm besin elementleri için çalışma alanında bulunan değerler başka bölgelerle karşılaştırıldığında hala düşük olduğu görülmektedir. Bunun yanında toplam fitoplankton bolluk ve biyokütle değerleri lagün dışında içine nazaran daha fazla bulunmuştur. Dahası tür çeşitliliği de lagün içi ve dışında birbirine benzerdir. Genelde çalışma alanındaki tür çeşitliliği Akdeniz ve Karadeniz'de yapılan çalışmalar ile karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Tüm bu göstergeler Ölüdeniz Lagünü ve çevresinde önemli bir kirliliğin olmadığına işaret etmektedir.
Zuhal Er(1) ve Kapt.Tanzer Satır(2) (1) İTÜ Denizcilik Fakültesi 81716 Tuzla-İstanbul
Denizlerde mevcut ekonomik potansiyelden yararlanmanın her geçen gün gelişen teknolojilere paralel olarak arttığı, denizlere kıyısı olsun veya olmasın tüm devletlerin, uluslararası hukukun kendilerine tanıdığı hak ve yetkiler çerçevesinde denizlerden çok yönlü istifade etme düşünce girişimlerinin yaygınlaştığı, bunun tabii neticesi olarak da uluslararası menfaatlerin çatıştığı ve de koruma-denetlenmenin zorunlu olan bir alan haline dönüştüğü artık kaçınılmaz gerçektir. Denizlerimizdeki kirlilik kaynakları doğal, evsel, endüstriyel kirlenmenin yanısıra, gemi trafiğinin deniz kirlenmesine katkısı, uluslararası kurallara uymaksızın atıklarını gelişi güzel denize vermeleri sonucu oluşan düşük oranlı ancak, olası durumlarda yüksek miktarlı kirlenmeler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Yılda ortalama 350 Milyon ton petrolün Akdeniz' de haraket halinde olduğu ve bunun 0.5-1 milyon tonunun denize çeşitli yollardan karıştığı açıklanmaktadır. Kirliliğin önlenmesi için kirlilik altında kalan denizlerin, kıyıların denetimi ve kontrolününün mecburiyeti doğmuştur. Bu çerçevede uluslararası organizasyonlar, kurumlar ve hatta dernekler tarafından bir takım kural ve prosedürler geliştirilmiştir. Söz konusu bu çalışmada yukarıda belirtilen bu faktörlerin incelemesi ve değerlendirmesi yapılarak, olası kirliliğin en aza indirgenme çabaları belirlenmiştir. Ayrıca bu çalışmada disiplinler arası çerçevede, deniz-kıyı kirliliği sorunlarına ilişkin ve bu kirliliğin oluşmasını engelleyebilmek amacı ile önlemler bazında yeni düzenlemeler tavsiye edilmekte ve deniz kirliliğinin kontrol altına alınabilmesi için bütünleştirilmiş bir sistem geliştirilmek amaçlanmaktadır.
Kemal Özgün(1) ve Tahir Batı(1,2) (1) Antalya Büyükşehir Belediyesi Çevre Sağlığı Şube Müd., 07100 Antalya
Antalya Türkiye'nin Akdeniz sahillerinde yer alan dünyanın ve Türkiye'nin
en önemli turizm merkezlerindendir. Şehrin 1997 yılı toplam nüfusu 606,896
kişidir, ancak son 10 yılda %6 oranında nüfus artış hızı ile ülkenin en
hızlı genişleyen ve göç alan illerindendir. Antalya kenti, Akdeniz kıyısında
kendi adını taşıyan körfezde, denizden 39 m. yükseklikteki kayalıklar
(falezler) üzerine kuruludur. Deniz kıyısı ile yükseklikleri 3086 m.'ye
kadar ulaşan Toros Dağları arasında farklı büyüklükteki ovalar, Antalya
ve çevresinin ilk göze çarpan görüntüleridir. Kara ile deniz, kilometrelerce
uzanan plajlarla, ya da sarp kayalıklarla birbirine kavuşur. Antalya körfezi
kıyılarında yoğun bir yapılaşmanın olduğu bu bölgede atık su uzaklaştırma
ve bertaraf işlemi 2001 yılına kadar zemine (travertenlere) sızdırma yolu
ile gerçekleştirilmiştir. Antalya şehir yerleşiminin büyük bir kısmı geçirimli
traverten yapı üzerinde yer almakta ve tüm içmesuyu ihtiyacı da yeraltısuyu
kaynaklarından karşılanmaktadır. Bu uygulamalar sonucunda, yeraltısuyu
çok önemli bir kirlilik tehlikesi yaratmaktaydı. Bu tehlikenin ortadan
kaldırılması amacıyla içme suyu ve deniz suyu kalitesinin korunması esasına
dayalı başlatılan Çevre Projesi kapsamında Antalya batı bölgesi kanalizasyon
şebekesi ve merkezi atıksu arıtma tesisi ve derin (3000mt) deniz deşarjı
tamamlanmıştır. 2001 yılı sonu itibariyle atıksu arıtma tesisi devreye
alınarak batı bölgesi parsel bağlantıları yapılarak travertenlere verilen
yük ortadan kaldırılmıştır.
Dr. Nüket Sivri(1), Yrd. Doç. Dr. Muzaffer
Feyzioğlu(1,2) ve (1) Karadeniz Teknik Üniversitesi, Balıkçılık Tek. Müh. Bölümü, 61530
Denize yakın yerleşim birimlerinde, atık suların uzaklaştırılması için tercih edilen sistemler, genellikle deniz deşarj sistemleridir. Diğer arıtma sistemlerine oranla ekonomik olması yanında, kirletici parametrelerin deniz ekosistemine zarar vermemesini sağlamak amacı ile yer seçiminde özen gösterilmesi ve teknik açıdan projelendirilmesi gerekmektedir. Trabzon sahil şeridinde, özellikle evsel atıkların yoğun olduğu bölgelerde
yapılandırılan derin deşarj sistemleri, 2001 tarihinden itibaren faaliyete
başlamıştır. Derin deşarj sistemlerinden biri olan Yomra bölgesindeki
sistemin koordinatları 40° 59' 31'' N, 39° 50' 01'' E, ikincisi olan Söğütlü
bölgesindeki sistem ise 41° 01' 20'' N 39° 36' 44'' E ve sahilden 850
m açıkta yer almaktadır. Bu iki sistemin bulunduğu bölgelerde, kıyısal
ekosisteme etkilerin belirlenmesi amacıyla, 1997- 2002 tarihleri arasında,
yaz aylarında yapılan araştırmada, seçilen istasyonlarda fizikokimyasal
ve bakteriyolojik veriler alınmıştır. Ayrıca görsel olarak makro alg gelişimleri
de irdelenmiştir. Referans istasyonu olarak Çamburnu istasyonu seçilmiştir.
Bakteriyolojik analizler için tüm numuneler "Su Kirliliği Kontrolü
Yönetmeliği Numune Alma ve Analiz Metotları" tebliğine uygun olarak
alınmıştır. Çoklu tüp fermentasyon testi uygulanarak, bölgelerdeki koliform
sayılarının değişimi belirlenmiştir. Mikroorganizmaların incelenmesi ve
görüntülenmesinde NIKON E-600 model mikroskop kullanılmıştır.
İzmir İç Körfez'e Dökülen Derelerin Ames Testi ile Genotoksisitesinin Belirlenmesi Dr. Meltem Boyacıoğlu(1), Prof. Dr.
Hatice Parlak(1,2), (1) Ege Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü, 35100 İzmir
İzmir İç Körfez'e dökülen Meles, Arap, Manda, Bornova ve Bostanlı derelerinde Ekim-2000, Ocak 2001 ve Mayıs 2001 tarihlerinde Salmonella typhimurium TA98 ve TA100 mutant suşları kullanılarak yapılan Ames testi denemesinde derelerin mutajenitesi saptanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada elde edilen veriler değerlendirildiğinde, TA 98 ile yapılan mutajenite testinde bütün dere sedimentlerinde zayıf mutajenite gözlenirken TA100 ile yapılan denemede ise söz konusu dere sedimentlerinin bu hat için mutajen değil, daha çok toksik karekterli olduğu saptanmıştır. Ayrıca, Ekim 2000 döneminden sonra dere ıslah çalışmalarının başlamasıyla
dere sedimentlerinin materyal yapısını değiştirmesi sonuçları etkilemiş
ve 3 döneme ait verilerin istatiksel olarak farklı bulunmasına neden olmuştur.
Y.Doç.Dr. Yücel Güney (1) ve Y.Doç.Dr. Hakan Koyuncu(1, 2) (1) Anadolu Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 26555 Eskişehir
Porsuk nehri, şehir kanalizasyon suları, mezbaha atıkları, şeker, azot ve manyezit fabrikaları atıkları, organize sanayi bölgesi atıkları, lokomotif sanayi atık suları, çiftliklerden sızan gübre ve pestisitlerle kirletilmektedir. Nehir suyuna karışan bu kirletici maddeler, askıda bulunan sedimentler veya yatak sedimentleri tarafından moleküler kuvvetlerle adsorbe/absorbe edilerek (bünyesine alınarak) sediment kirliliği meydana getirmektedir. Nehir havzasının büyüklüğü ve sediment yükünün çok olması da, nehir tabanında biriken sediment miktarını artırmakta, nehir yatağı kısa aralıklarla dolmaktadır. Temizleme işleminden sonra kamyonlara yüklenen sedimentler, önceden belirlenen yerlere depolanmaktadır. Böylesine yoğun bir şekilde kirlenen nehirde bulunan bakteri ve virüsler, tifo gibi çok tehlikeli hastalıklara yol açarlar. Nehir sedimentleri ve nehir sularına bırakılan binlerce kimyasal madde de insan sağlığı için zararlı olmaktadır.
Tuba Oğuztimur ve Serpil Parlak Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü
Karadeniz ile Akdeniz'i birleştiren doğal bir kanal konumundaki Türk Boğazları, son derece kalabalık yerleşim merkezlerinin bulunduğu, büyük hacimlerde tehlikeli kargo taşıyan gemilerin kıyılara çok yakın mesafelerden geçtiği, dünyadaki en hareketli deniz trafiğine sahip su yollarından biri olarak her an büyük risklerle karşı karşıya bulunmaktadır. Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu üçgeninde yer alan Türkiye, son yıllarda Yakın Doğu Petrollerinin diğer devletlere satışı ve nakliyesinin gündeme gelmesi sebebiyle yoğun bir tanker trafiğine maruz kalmaktadır. Boğazlarımızda olabilecek büyük ölçekteki bir kazada; doğal yaşam ve milyonlarca insanın yanında binlerce yıllık tarihi ve kültürel miras da yok olacaktır. Büyük tankerlerin geçmesinin ne kadar riskli olduğu yakın geçmişte pek çok kaza ile kanıtlanmış olup, Florya sahilinde meydana gelen Volgoneft-248 tanker kazası da bunlardan biridir. Kazanın yol açtığı petrol kirliliğinin temizleme çalışmaları, iki seneyi aşkın süre kıyı ve deniz içinde olmak üzere devam etmiştir. Bu çalışmada; Volgoneft-248 tanker kazası örneği ele alınarak, önce kazanın
nedenleri ve nasıl meydana geldiği üzerinde durulmuş, daha sonra belirli
bir periyot içinde petrol döküntüsünün yol açtığı kirliliğin çevreye verdiği
zararın değerlendirilmesi yapılmış, kıyı hattında ve deniz içinde yapılan
temizleme metotları anlatılmıştır. Petrollü atıkların kalorifik değerinin
ölçülmesi ile ilgili metottan yararlanılarak, temizlik çalışmaları değerlendirilmiş
ve bu yöntem neticesinde ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırılmalı olarak
sunulmuştur.
Denizde Petrol Taşımacılığı ve Petrol Kirliliği Araş. Gör. E. Gül Emecen İstanbul Üniversitesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, 34850
Dünya ham petrolünün yaklaşık yarısı deniz yolu ile taşınmaktadır. Petrol taşımacılığında deniz yolunun tercih edilme sebepleri arasında bu ulaştırma şeklinin ucuz ve bir seferde büyük miktarda yük taşınması olarak belirtilebilir. Dünyada son yıllardaki petrol talebi artışına paralel olarak dünya tanker filosunda da bir artış olmuştur. Bu artış doğal olarak denizde petrol taşımacılığının çevre açısından yarattığı tehlikeler konusunu daima güncel durumda tutmakta ve çeşitli ülkelerin bu kirliliğin azaltılması konusundaki mevcut anlaşmalara ek olarak uluslararası çalışmaları devam etmektedir. Özellikle 1999 yılında Fransa'nın Atlantik kıyılarında meydana gelen
ve İngiltere kıyılarında önemli derecede kirlilik yaratan "Erika
kazası"ndan sonra, mevcut gemi güvenliği koşullarının yetersiz olduğu
ve petrol taşımacığında tanker seçiminin önemli olduğu konusu dikkat çekmiş
ve denizlerin petrol kirliliğine karşı daha etkin bir şekilde korunması
gerektiğini gündeme getirmiştir.
Gemi ve Liman Katı Atık Yönetimi: Dr. Hamit Palabıyık Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Biga İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü, 17200 Biga Çanakkale
Günümüzde dünya ve ülkemiz ticaretinin yaklaşık %90'ı denizyolu ile
yapılmaktadır. Çalışmada genel anlamda gemi ve liman atık yönetimi tanımlanmış;
MARPOL 73/78 sözleşmesi ile diğer uluslararası uygulamalar incelenmiştir.
Çalışma bütününde, kentsel katı atık içerisinde değerlendirilen ve yönetimi
itibariyle yerel özellik taşımakla birlikte doğası gereği ulusal ve uluslararası
düzenlemelere konu olan gemi ve liman katı atıkları ve yönetimi konusu
özelde İzmir Limanı örneğinde incelenmiştir.
Su Kalitesinin Arttırılmasında Bitki
Kullanımı Doç. Dr. Zerrin Söğüt(1), Yrd. Doç.
Dr. Zeynep Zaimoğlu (2), (1) Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü,
01330 Adana.
Gelişen teknolojiler, yoğun nüfus artışı, ulaşım, yerleşimler ve benzeri insan faaliyetleri bir çok çevresel sorun ortaya çıkarmıştır. Bu çevresel sorunlar içinde en önemli olanları doğal kaynakların kirletilmesi sayılabilir. Dünyada birçok ülkede kirletilen toprak ve su kaynaklarının ıslahına yönelik çeşitli teknolojiler geliştirilmiştir. Bu teknolojilerden birisi de "phytoremediation-yeşil ıslah"tır. Bu kelime bitki anlamına gelen "phyto" ve ıslah-iyileştirme- anlamına gelen "remediation" sözcüklerinden oluşturulmuş ve 1991 yılında dağarcığımıza girmiştir. Çeşitli kirleticilerle (yağ-petrol, ağır metaller, tarımsal kimyasallar, vd) kirletilmiş toprak ve su kaynaklarının bitki temel alınarak yapılan ıslah teknolojilerinin tümünü içine almaktadır. Bu teknikler içinde phytoextraction, rhizofiltration, phytostabilization, rhizodegradation, phytodegradation, phytovolatilization, hydrolic control, vegetative cover systems, riparian corridors-buffer strips, constructed wetlands ve bu tekniklerin çeşitli kombinasyonları bulunur. Bu teknikler kirletilen ortam ve kirletici kaynağına bağlı olarak farklı alanlarda uygulanır. Çevrenin ıslahında bitki ile iyileştirme, diğer yöntemlere oranla daha efektif maliyetli ve doğal bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Arındırmada kullanılan bitkilerde kültürel işlemlere süreklilik kazandırılması (sulama, gübreleme, budama, vb) iyileştirme işleminin etkinliğini süre olarak da artıracaktır. Ülke genelinde bu potansiyelin geliştirilmesi ise bitki biyolojisi, ziraat mühendisliği, toprak bilimi, mikrobiyoloji ve genetik mühendisliğine kadar çok yönlü disipliner bir yaklaşımı gerektirir. Türkiye'de sulak alanların çoğu yoğun kirletici etkisindeki alanlardır. Ana kirletici kaynakları tarımsal kimyasallar, yerleşim ve sanayidir. Bunun dışında avcılık ve balıkçılık, yazın kuruyan bazı alanlardaki tarımsal faaliyetler, çevredeki alanlarda hayvan otlatmaları sulak alanların biyolojik karakterini etkilemektedir. Sulak alanlarda doğal olarak yetişen birçok su bitkisi vardır. Bunlardan saz-kamış olarak adlandırılan bitki grubu biçilerek veya kağıt sanayi için hammadde olarak kullanılmaktadır. Araştırmalarla bazı su bitkisi türlerinin su kalitesinin iyileştirilmesinde etkili olduğu saptanmıştır. Farklı ülkelerde bu bitkilerle su kalitesinin iyileştirilmesine yönelik uygulamalar da vardır. Bu çalışmada phytoremediation konusunda temel bilgilerin verilmesinin yanısıra, dünya genelinde yapılan araştırma ve uygulamalardan elde edilen bilgilerden yola çıkılarak Türkiye'deki sulak alanlarda su kalitesinin iyileştirilmesi çalışmalarında kullanılabilecek yöntemler, kullanılacak bitki önerileri ile birlikte geliştirilmiştir. Burada sulak alanlar içindeki ayırım; delta ve lagünler, göller, akarsular ve drenaj kanalları olarak yapılmıştır.
|
||||||||||
|
Uzaktan Algılama ve Coğrafik Bilgi Sistemleri
Yüksek Yer Çözünürlüğüne Sahip Uydu Verilerinin Kıyı Yönetiminde Kullanımı Yrd.Doç.Dr. Süha Berberoğlu(1), Araş.Gör. Hakan Alphan(1,2) ve Doç.Dr. K. Tuluhan Yılmaz(1,3)
Bu çalışmanın amacı, yüksek yer çözünürlüğüne sahip uydu görüntülerinin kıyı planlama ve yönetimi için veri üretiminde kullanılmasıdır. Doğu Akdeniz Bölgesi'nde Tuzla örneğinde gerçekleştirilen bu çalışmada 4 m yer çözünürlüğüne sahip 4 bantlı IKONOS verisi kullanılmıştır. Bu tür verilerde arazi sınıflarına ait yansıma değerlerindeki çakışmalar geleneksel sınıflayıcılar (ör: maksimum olabilirlik) ile yapılan sınıflamalarda arazi sınıflarının ayırımını güçleştirmektedir. Kullanılan görüntüde pikseller arasındaki bu değişkenlik tekrar oluşum matriksleri ve yeni bir yaklaşım olan variogram hesaplamaları ile tanımlanmış, yansıma değerlerine ek olarak sınıflamaya dahil edilmiştir. Görüntüde tanımlanan bu değişkenlik, bir başka ifade ile görüntü tekstürü, sınıflamaya olumlu katkı sağlayarak, doğruluğu artırmıştır. Variogram tekstür sınıflaması bu çalışmada en yüksek doğruluğun üretilmesini sağlamıştır.
Gemlik Kıyı Alanı Uydu Görüntüsündeki Çizgisel Özelliklerin Zenginleştirilmesi Doç. Dr. Erhan Alparslan(1), Jale Divan(2), Cihangir Aydöner(3) ve Aslı Süha Dönertaş(4) TUBITAK, MAM, Yer ve Deniz Bilimleri Araştırma Enstitüsü, 41470 Gebze
Bu çalışmada, uydu görüntülerindeki kenar bilgilerinden yola çıkarak çizgisel özellikleri kabartan ve ilgi noktası durumuna getiren bir görüntü işleme algoritmasını uygulamaktayız. Örnek çalışma bölgesi olarak seçtiğimiz Gemlik ilçesi ve civarının 17.8.2000 tarihinde kaydedilmiş 5m çözünürlüklü renkli Hindistan IRS1C (LISS+PAN) uydu verisine bu algoritma uygulanmakta ve elde edilen sonuçlar görsel olarak sunulmaktadır.
Türkiye'de Kıyı Alanlarında Kamu Yararı İmar Planları ve İmar Uygulama İlişkileri Arş. Gör. Faik Ahmet Sesli (1) ve Prof. Dr. Nihat Akyol (2) Karadeniz Teknik Üniversitesi, Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü,
61080 Trabzon
Çok uzun bir kıyı şeridine sahip olan ülkemizde kıyılar, özellikle son
yıllarda kamu kuruluşlarının, turizmcilerin ve ikinci konut taleplerinin
yoğun baskısı altında kalmıştır. Bunun sonucu olarak birçok özel amaçlı
yerleşim merkezleri oluşmuş, bir çok alanda da benzer rantlar için imar
planları devreye sokulmuştur. Bu çalışmada denize kıyısı olan 10 yerleşim
merkezinin gelişme alanlarına ait imar planları temin edilmiş ve incelenmiş,
kıyılardan yararlanmada Anayasa ve Medeni Kanunu'nun öngördüğü kamu yararının
esas alınması ilkesinin, tasarlanan imar planlarına ne oranda yansıtıldığı
ortaya konulmuştur. Ayrıca söz konusu planların İmar Kanunu'nun 18. Maddesine
göre uygulama olanakları irdelenmiş, yapılan hesaplamalarda kamu tesisleri
için ayrılan alanların planlara % 25 ile % 75 arasında yansıtıldığı, halbuki
bilindiği gibi bu kesintilerin yasa gereği %35 ile sınırlı olduğu dolayısıyla
burada hem uygulama zorlukları hem de kıyılarda %25 gibi kısıtlı tutulmuş
olan kamu alanlarının kıyı kullanımındaki olumsuzlukları vurgulanmıştır.
Sonuç olarak, kıyılar için kamu yararının ön plana alındığı, Coğrafi Bilgi
Sistemlerinden (CBS) yararlanarak sunulan arazi verilerinin dikkate alındığı
ve uygulama şansı olan özel "Kıyı İmar Planları" nın yapılması
ve değişikliğe uğramasına müsaade edilmeden, mülkiyet karmaşasının çözüldüğü,
kamu tesislerine ait alanların kamuya kazandırıldığı uygulamaların vakit
geçirilmeden hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Kıyı Alanlarında CBS ile Arazi Kullanım Vasfındaki Değişikliklerin Belirlenmesi Arş. Gör. Faik Ahmet Sesli (1), Prof.
Dr. Nihat Akyol (1,2) ve (1) Karadeniz Teknik Üniversitesi, Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği
Kıyılar, tarihin her döneminde insanlar tarafından en çok tercih edilen
yerler olmuş, yerleşme ve kullanım amaçları açısından ayrı bir değer kazanmıştır.
Yürürlükteki T.C. Anayasasının 43. maddesine göre; "kıyılar, devletin
hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz
ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle
kamu yararı gözetilir". 2001 tarihli Türk Medeni Kanununun 715. maddesine
göre ise; "sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, kimsenin
mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz. Bu
alanların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması
özel kanun hükümlerine tâbidir." 3621/3830 sayılı Kıyı kanununun
5. maddesine göre kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi
için kıyı kenar çizgisinin (KKÇ) tespiti zorunludur. Ancak plan yapımında
acelecilik ve KKÇ tespitinin olması gerektiği şekliyle ve zamanında yapılamaması
nedeniyle kamu yararı dışında kullanımlar görülmektedir. Bu çalışmada,
Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) yazılımları kullanılarak Kıyı alanlarındaki
arazi kullanım vasıflarının belirlenmesi, mülkiyet durumu ve KKÇ-mülkiyet
ilişkileri ile ilgili çeşitli yönlerden incelemeler yapılması amaçlanmıştır.
TUBITAK, MAM, Yer ve Deniz Bilimleri Araştırma Enstitüsü, 41470 Gebze
Uydular, zamansal ayrım gücü olarak ta bilinen farklı zamanlarda kaydedilmiş
görüntüleriyle, belirli bir zaman aralığındaki değişimlere tarafsız bir
yöntemle ışık tutmakta, alışagelmiş yöntemlerle karşılaştırıldığında,
gerçekleştirilmesi olanaksız gibi görünen zaman içerisinde yolculuk, bu
teknoloji vasıtasıyla gerçek olmaktadır (Drury,1990), (Rees,1990), (Sabins,1987).
Bu çalışmada, Amerikan Landsat 5 TM uydusunun, 16.09.87 ve 27.09.97 tarihlerinde
algılamış olduğu uydu görüntüleri kullanılarak İzmir İli kıyı şeridinde
olan değişiklikler çalışılmıştır.
Zeki Yaşar Yücel(1), Cem Gazioğlu(1), Ertuğrul Doğan(1) ve Hakan Kaya(2) (1) İÜ Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü 34470 Vefa/ISTANBUL
İstanbul, Dünya üzerinde kentleşme sürecinin en hızlı olduğu birkaç mega şehirden biridir. Artan nüfusun en önemli ihtiyaçlarından biri içme suyudur. Ancak hızlı nüfus artışı beraberinde hızlı ve kontrolsüz yapılaşmanın yoğunlaşmasına ve yayılmasına neden olmuştur. Özellikle nüfus hareketleri İstanbul' a su sağlayan havzalara doğru yönelmiştir. İstanbul' a su sağlayan havzaların çeşitlenmesine ve yayılmasına rağmen İstanbul Havzalarından en büyüğü olan Ömerli Havzası, havzalar arasında en önemlisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Darlık ile Ömerli Havzalarının ishale hattı ile birleştirilmesinden bu yana İstanbul suyunun yaklaşık yarısı bu sistemden sağlanmaktadır. Ancak nüfus hareketlerinden ve arazi kullanımı değişikliğinden en fazla etkilenen havza yine Ömerli Havzası olmuştur. Gelişmiş ülkelerde alınan kararların uygulanabilirliklerinin kontrol edilebilmesi ve karar alıcıları bilgilendirmek amacı ile güncel ve hızla sonuç alınabilen teknolojilere önem verilmektedir. Bu çalışma kapsamında aranılan özellikleri büyük bir hızla ortaya koyabildikleri için Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Bilimlerinden (CBS/B) yararlanılmıştır. Son yıllarda uydu görüntülerinin çözünürlülüklerinin artması CBS/B için doğru ve detaylı veri tabanlarını üretilmesini sağlanması ile havzalar ile ilgili yapılacak çalışmalardan yüksek verimler elde edilmeye başlanmıştır (Göksel, 1998; Yücel ve diğerleri, 1998; Gazioğlu ve diğerleri, 1998; Doğan ve diğerleri, 1998). Bu araştırmada Ömerli Havzası çeşitli tarihlere ait uydu görüntüleri uzaktan algılama yöntemleri ve CBS/B kullanılarak incelenmiştir. Bu bağlamda havzanın güncel durumu ve arazi kullanımları 2000 yılı uydu görüntüleri ile ortaya konulmuştur. Farklı yıllara (Multi temporal) ait uydu görüntüleri kullanılarak arazi kullanım değişikliklerinin zaman bağlı değişimleri analiz edilmiştir.
Küçük Menderes Deltası Kıyı Bölümü Değişimlerinin Uzaktan Algılama ile Belirlenmesi Dr. Mustafa Bolca(1), Prof. Dr. Ünal Altınbaş(1, 3), Doç. Dr. Yusuf Kurucu(1, 4), Dr. Alaa El-Din Hassan Mohamed El-Nahry(2), Zir.Yük. Müh. M.Tolga Esetlili(1), Araş. Gör. Nejat Özden(1) ve Zir. Müh. Fulsen Özen(1) (1) Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, 35100 Bornova,
İzmir.
Bu çalışma ile uzaktan algılama teknikleri içerisinde yer alan uydu görüntüleri ve hava fotoğrafları kullanılarak Küçük Menderes Deltası kıyı bölümünden karasal oluşuma doğru, arazi jeomorfolojisi ile kıyı bandı oluşumundaki zamansal değişimler belirlenmeye çalışılmıştır. 2001 yılı uydu görüntüleri ile daha eski tarihli topografik haritalar ve hava fotoğraflarından yararlanılarak yörenin jeomorfolojisi ile toprak özelliklerindeki zamansal değişimler saptanmıştır.
Araş. Gör. M. Kirami Ölgen Ege Üniversitesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya ABD, 35100, İzmir
Kıyıların petrol kirliliğine karşı duyarlılık düzeylerinin belirlenmesi gerek planlama gerekse kirliliğin temizlenmesi çalışmalarında hayati öneme sahiptir. Kıyıların çevresel duyarlılığının belirlenmesindeki temel yaklaşım Çevresel Duyarlılık İndeks (ÇDİ) Haritalarının oluşturulmasıdır.Bilindiği gibi ülkemiz denizleri ve kıyılarımız, tankerlerle petrol taşımacılığına bağlı olarak petrol kirliliği açısından büyük risk altındadır. Bu çalışmada çevresel duyarlılık indeksi belirlemek amacıyla NOAA (National Oceanic and Atmospheric Administration) tarafından geliştirilen Environmental Sensitivity Index Standard'ı yeni bir yaklaşımla ülkemiz için uyarlanarak bu amaçla bir Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) veritabanı tasarlanmış ve Dikili-Çandarlı (İzmir) arası kıyı kuşağı için çevresel duyarlılık indeks haritası oluşturulmuştur.
Yrd. Doç. Dr. Tuncay Kuleli Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü, 01330
Balcalı Adana
Türkiye denizlerinde yoğun bir faaliyet gösteren balıkçı ve trol teknelerinin zaman zaman yasak bölgelerde avlanmaları, denetimde karşılaşılan teknik ve idari güçlükler canlı deniz kaynakları üzerinde yoğun bir baskıyı da beraberinde getirebilmektedir. Coğrafik Bilgi Sistemi (CBS) ve Global Konum Belirleme Sistemi (GPS) teknolojilerinin sunduğu nesneleri uzaktan gerçek zamanlı olarak izlenmesinden yararlanarak, balıkçı ve trol teknelerinin bu yöntemle izlenebilirliği ve kontrolü konusunda Yumurtalık Kıyı Bölgesi için bilgisayar ortamında bir simülasyon gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, balıkçı teknelerinin izlenmesi ve kontrolünde kullanılacak yazılım, donanım ve sistem tasarımı belirlenmiştir. Harita üzerinde belirlenen rotalarda, GPS yazılımı aracılığı ile hareket halindeki nesnelerin harekete başlama anları, izlenmesi, seyir mesafe ve süreleri, koordinatları, yasak bölgelerde kalış süreleri, bulundukları derinlik gibi değişkenlerin tespiti yapılabilmiştir. Balıkçı teknelerinde kullanılacak GPS modemler aracılığı ile, herhangi bir merkezde kurulacak ve CBS'ne entegre edilmiş GPS alıcıları sayesinde bu teknelerin gerçek zamanlı olarak izlenmesi mümkün olabilecektir. İzleme ve kontrolün yanı sıra, en çok av yapılan alanlar, en çok izlenen rotalar, yoğun avcılık zamanları gibi diğer tespitlerle de canlı deniz kaynaklarının geliştirilmesine yönelik güncel verilere ulaşılması söz konusu olabilecektir.
Deniz Bilgi Sistemi Kurmaya Yönelik Temel CBS Altlıkları ve 3-B Sürmene Koyu Modeli Abdulaziz Güneroğlu(1), Ercan Köse,
Coşkun Erüz, (1) Karadeniz Teknik Üniversitesi, Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi
Çamburnu, 61530, Trabzon-TÜRKİYE Özet Artan dünya nüfusu doğal kaynaklar üzerine son derece büyük baskılar oluşturmakta ve insanlar gün geçtikçe üretenden çok tüketen topluluklar haline gelmektedir. Bilinçsizce tüketilen kaynakların tekrar yenilenmesi pahalı, uzun süreli ve kimi zaman mümkün olmamaktadır. Doğal stokları korumak için sistem yaklaşımı çerçevesinde direk veya dolaylı tüm verilerin süreklilik arz eden uygun yöntemler ile toplanarak, güncellenebilen, sorgulanabilen, analiz imkanı sağlayan ve bu özellikleri ile karar verme noktasında kullanılabilecek veritabanlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) etkili bir araç olarak kullanılabilir. Yapılan çalışmada Sürmene Koyu, Deniz Bilgi Sistemi (DBS) gerçekleştirmek amacı ile temel CBS altlıkları oluşturulmuş ve 1999-2002 yılları arasında K.T.Ü. R/V Denar 1 gemisi ile çıkılan deniz seferlerinde toplanan veriler ilgili veritabanına aktarılarak burada çeşitli sorgulamalar ve 3-B Sürmene Koyu modeli oluşturulmuştur.
Kıyı Hidrodinamiği, Kıyı ve Deniz Mühendisliği
Üç Boyutlu Sayısal Hidrodinamik Taşınım Modelinin Türkiye Kıyılarındaki Uygulamaları Doç. Dr. Lale Balas(1) ve Prof. Dr. Erdal Özhan(2) (1) İnşaat Mühendisliği Bölümü, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Gazi
Bu çalışmada rüzgar, gelgit ya da yoğunluk farklılaşması sebebiyle oluşabilecek akıntıları ve su düzeyi değişimlerini benzeştiren bir üç boyutlu sayısal model ve uygulamaları sunulmaktadır. Üç boyutlu Navier Stokes denklemlerini çözen model, hidrodinamik, taşınım ve türbülans alt modellerinden oluşmaktadır. Geliştirilen sayısal model kullanılarak iki farklı su yoğunluğuna sahip tabakanın karışımıyla oluşan akıntı düzeni benzeştirmeleri deneysel ölçümler ile gerçeklenmiştir. Model, rüzgar ve yoğunluk akıntılarının, hareketli sınırlar ile benzeştirilmesi için Göksu Lagünü'ne uyarlanmış ve yapılan saha ölçümleri ile karşılaştırılmıştır. Model Ölüdeniz Lagünü'nde yürütülen akıntı ölçümleri ile de gerçeklenmiştir. Lagün suyuna bırakılan bir kirleticinin ilerlemeli dağılımı da benzeştirilmiştir. Model Marmaris Körfezi'ne uyarlanmış, Yalancı Boğaz'da deniz deşarjından çıkan kirleticinin dağılımı incelenmiştir. Uygulamalar, geliştirilen üç boyutlu hidrodinamik taşınım modelinin kıyısal sulardaki çevrinti ve taşınım olaylarının benzeştirilmesinde güvenilir bir araç olduğunu göstermektedir.
Köyceğiz Gölü'nün Hidrodinamiğinin Tabakalaşma ve Karışım Analizleri ile İncelenmesi Ali Ertürk(1) ve İ. Ethem Gönenç(1,2) (1) İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü 80626 Maslak/İstanbul
Bu çalışmada, alıcı ortamda yapılan ölçümler ve basit hidrolik hesaplar yardımı ile Köyceğiz Gölü'nün hangi itici güçler etkisi altında olduğu analiz edilmiş ve gölün hidrodinamiğinin modellenebilmesi için uygun matematiksel modelin hangi fiziksel prosesleri modellemesi gerektiği belirlenmiştir. Bunun için öncelikle gölde yürütülen çalışmalardan derinlik boyunca tuzluluk, sıcaklık ve diğer su kalitesi parametrelerinin ölçüm verileri incelenmiş ve gölde tabakalaşma olduğu anlaşılmıştır. Literatüre dayalı alınan basit yöntemlerle gölün tabakalaşma potansiyeli de hesaplanmıştır. Daha sonra gölün batimetrisi incelenerek morfolojik özellikleri analiz edilmiştir. Çalışmanın daha sonraki aşamalarında, Köyceğiz Gölü'ne giren akarsuların etkileri incelenmiştir. Bu akarsuların oluşturdukları akımların aylık densimetrik Froude sayıları ve ayrılma noktaları hesaplanmıştır. Çalışmanın son aşamasında ise rüzgar, dalga ve Coriolis kuvveti etkileri ile olan karışım hesaplanmış ve elde edilen sonuçlar uygun hidrodinamik model seçiminde kullanılmıştır.
Dr. Erdem Sayın(1), İdil Pazı(1,2) ve Canan Öztürk(1,3) (1) Dokuz Eylül Ü. Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Haydar Aliyev
Bul.
Foça Limanı'nın kuzeyinde yeralan İngiliz Burnu yarımadasının İncebel mevkiinde açılacak bir kanalın, liman akıntı sistemini nasıl etkileyeceğini görmek için Foça Limanı akıntısının üç boyutlu matematiksel modellemesi yapılmıştır. Sirkülasyon modeli olarak Princeton Üniversitesi tarafından geliştirilmiş olan POM (Princeton Ocean Model) kullanılmıştır. İncelemeler iki gurupta toplanmıştır: 1. İncebel kanalı açık veya kapalıyken akıntı desenleri dört yönden esen rüzgarlara göre tesbit edilmiş, her iki durumda Foça Limanı'na giren suyun hacmi hesaplanmıştır. Yapılan senoryalar birbirleriyle kıyaslanarak, akıntıların şiddet ve yönleri bakımından kanalın açık olmasının ne gibi değişikler getireceği belirlenmiştir. 2. Kanal açıldığı takdirde liman hacminde nasıl bir değişim olacağı transport değerlerinden hesaplanmıştır. Ayrıca, İncebel kanalından akan su miktarı kanalın değişik genişlikleri (50m, 75m, 100m) için belirlenmiştir. Açılması düşünülen kanalın genişliğiyle, hesaplanan hız ve su transport değerleri arasında doğrusal bir ilişki bulunamamıştır. Çünkü, kanal genişlediğinde derinlik eş değerlerinin birleştirilmeleri sırasında, liman içinde ve dışında geniş bir alanda su derinliği de artmıştır. Kanal 50 m açıldığında, kanaldan giren veya çıkan bir su kütlesi tesbit edilmemiştir. Kanal 75 m açıldığında, Foça Limanı'nı İzmir Körfezi'ne bağlayan kesitte oluşan su değişim mertebesine eşit bir su değişimi görülmüştür. Kanal 100 m açıldığında ise, 75 m açıldığındaki durumdan 3 kat fazla bir su değişimi tespit edilmiştir. Dört yönden esen rüzgarların etkisi altında, İncebel Kanalı su değişimi göz önüne alınarak, suyun Foça Limanında kalış süreleri hesaplanmıştır. Suyun liman içinde kalış süresi, kanalın açılmaması durumunda dört yönden esen rüzgarların etkisi altında 3 ay olarak bulunmuştur. Kanal 50 m açıldığında suyun liman içinde kalış süresi aynı kalırken, 75 m açıldığında 2 ay olmaktadır. Kanal 100 m açıldığında, kuzey veya güney rüzgarları estiğinde Liman kendini 17 gün gibi kısa bir zamanda yenileyebilecek duruma gelirken, batı rüzgarlarıyla bu zaman 29 günü, doğu rüzgarlarıyla ise 41 günü bulmaktadır. Sonuç olarak, kanal 100 m açık olduğunda, kuzey rüzgarlarının limanda en büyük miktarda su transportunu sağlayacağı görülmüştür. Bunu sırasıyla güney, batı ve doğu rüzgarları izlemektedir. Doğu yönünden esen rüzgarlar etkisiyle İncebel Kanalı'nda su değişimi yavaşlamaktadır.
Bir Dalga İlerlemesi Modeli ve Belceğiz Kıyı Alanına Uygulanması Doç. Dr. Lale Balas (1) ve Arş. Gör. Asu İnan (1,2) (1) Gazi Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 06570 Ankara
Dalgalar derin denizden sığ denize ilerlerken değişimlere uğramaktadırlar. Bu çalışmada lineer, düzenli ve irrotasyonel dalgaların yumuşak eğim koşullarında açık denizden sığ denize ilerlerken sığlaşma, sapma ve dönme etkileri altında uğradıkları değişimler incelenmiştir. Sayısal model hazırlanırken sapma ve dönme etkilerini birarada irdeleyen yumuşak eğim eşitlikleri sonlu farklar yöntemiyle çözülmüştür. Rüzgar etkisiyle oluşan dalgalar üzerinde çalışılmıştır. Akıntıyla oluşan taşınım hareketleri, taban sürtünmesi ve yansıma ihmal edilmiştir. Sayısal model, satır satır ilerlemektedir, böylece her satırda dalga kırılma kontrolü yapılmıştır. Sayısal model sonuçları, daha önce yapılan deneylerle ve farklı sayısal modellerle karşılaştırılıp güvenilirliği kontrol edilmiştir. Sayısal model, Belceğiz kıyısal su alanına uygulanmış ve gerçekçi sonuçlar elde edilmiştir.
Oral Yağcı(1) ve Prof. Dr. Sedat Kabdaşlı(1,2) (1) İ.T.Ü., İnşaat Fakültesi, Hidrolik Anabilim Dalı, Maslak 80626, İstanbul
Dalgakıranların stabilitesine etki eden önemli dalga parametrelerinden biri de yapıya gelen dalganın dikliğidir. Düzenli dalgalar, bir dalga yüksekliği ve bir dalga periyodu ile tanımlandığından düzenli dalga serisinin dikliğinin tanımı açıktır. Buna karşılık, düzensiz dalga serisinin dikliğini, farklı dalga yüksekliği ve dalga periyodu istatistikleri kullanarak tanımlamak mümkündür. Çalışmanın amacı, düzensiz dalga serilerinin dikliği tanımlanırken, hangi dalga yüksekliği istatistiği ve dalga periyodu istatistiğinin kullanılması gerektiğinin belirlenmesidir. Ayrıca, çalışma sonucunda, düzensiz dalga serilerinin "dalga dikliği" tanımlanırken dalga yüksekliği parametresi olarak Hs ve H1/10, periyod değeri olarak da Tort'nın kullanılmasının uygun olduğu ortaya konulmuştur.
Oral Yağcı(1), Dilek E. Mercan(1,2) ve Prof. Dr. Sedat Kabdaşlı(1,3) (1) İ.T.Ü., İnşaat Fakültesi, Hidrolik Anabilim Dalı, Maslak 80626, İstanbul
Hudson eşitliği, günümüzde halen mühendisler tarafından dalgakıranların
stabilitesinin tanımlanmasında sıkça kullanılan bir eşitliktir. Klasik
bir dalgakıran stabilitesi deneyinde KD (stabilite katsayısı) hesaplanırken,
laboratuvar çalışması sonucunda elde edilen "hasar oranı-dalga yüksekliği"
değişimi arasındaki regresyon denklemi kullanılmaktadır. Elde edilen bu
regresyon denklemi aracılığı ile dalgakıran için belli hasar oranlarına
karşılık gelen dalga yüksekliği değerleri ve Hudson Eşitliği kullanılarak
sözkonusu dalga yüksekliği, hasar oranı ve şev eğimi için KD belirlenir.
Fakat bu hesaplamalarda Hudson Eşitliği'nde yer almadığı için periyot
ve dalga dikliğinin stabilite üzerindeki etkisi gözönüne alınmamaktadır.
Zira Hudson eşitliği gerek dalga periyodu, gerekse dalga dikliğinin etkisini
içermemektedir. Bu çalışmada ise regresyon denkleminden faydalanmak ve
yapının stabilitesini tanımlarken sadece "dalga yüksekliği-hasar
oranı" ilişkisini gözönüne almak yerine, klasik yöntemden farklı
olarak, yapıda meydana gelmesi beklenen hasar oranları, deney verilerine
dayanarak dalga yüksekliğine ilave olarak, dalga periyodu ve dalga dikliği
parametrelerinin de gözönüne alınmasıyla bulanık mantık ile modellenmiştir.
Bulanık mantık modeli kullanılarak elde edilen sonuçlar ile regresyon
kullanılarak elde edilen sonuçlar deney verileri kullanılarak karşılaştırılmış;
bulanık mantık modelinin dalgakıranda oluşması beklenen hasarın tahmininde
daha doğru sonuç verdiği görülmüştür.
Düşey Yüzlü Dalgakıranlarda Dalga -
Basınç İlişkisinin Frekans Ortamında Belirlenmesi Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü
Bu çalışma kısaca dalga ile basınç arasındaki doğrusal ve doğrusal olmayan ilişkinin frekans ortamında ayrıştırılmasını içerir. Analizler iki boyutlu dalga kanalında yapılan deneylerin değerlendirilmesini içerir. Deney 1/40 model ölçeğinde düzensiz dalga kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Dalga kayıtlarının yanısıra, düşey yüzlü dalgakıran üzerindeki basınç kayıtları iki ayrı random süreç olarak analizlerin girdilerini oluşturur. Burada amaç Fouirer transformasyonu ile spektral yoğunluk ve çapraz spektral yoğunluk fonksiyonlarını hesaplamak ve random süreçteki zaman serisinin istatistiksel düzenliliklerinin farklı bir matematiksel grafik kompozisyonda görülmesini sağlamaktır. Bu sayede varılan sonuçlar ise şöyle sıralanabilir: Düşük frekanslarda iki sinyal arasındaki bağımlılık daha yüksektir. Yüksek frekanslara doğru gidildikçe doğrusal ilişkiler azalır.
Malzeme Tane Çapı Değişiminin Kıyı Profili Parametrelerine Etkisi Arş. Gör. Murat İ. Kömürcü(1), Öğr.
Gör. Servet Karasu(2) (1) Karadeniz Teknik Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 61080 Trabzon
Bu çalışmada; malzeme tane çapı değişiminin açık deniz barlı profillere etkisi fiziksel bir modelle incelenmiştir. Çalışma kapsamında, bar ile ilgili olarak bar yüksekliği, barın kıyı çizgisinden uzaklığı ve barın büyüklüğü ve ayrıca profil denge noktası ve bu noktanın kıyı çizgisinden uzaklığı ile bu noktanın sakin su seviyesine olan uzaklığı gibi parametreler irdelenmiştir. Deneyler sonunda, malzeme tane çapı değişiminin, profil parametrelerine etkisi değerlendirilmiş ve elde edilen sonuçlar sunulmuştur. Malzeme tane çapının artmasının açık deniz yığını tepe noktasını ve denge noktasını kıyıya taşıdığı, fakat üzerlerindeki su derinliğini arttırdığı (2.03 sn periyot durumunda he hariç) görülmüştür.
Yrd. Doç. Dr. İsmail Hakkı Özölçer(1),
Prof. Dr. Hızır Önsoy(2) ve (1) Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, İnşaat Müh. Böl., 67100 Zonguldak
Batı Karadeniz kıyılarında, Samsun'dan batıya doğru Yakakent, Çatalzeytin,
Abana ve İnebolu kıyılarında, bir yandan turizmi geliştirmek diğer yandan
mevcut doğa koşullarını iyileştirmek için, kıyı karayolunu korumak ve
denizden daha fazla yararlanmayı sağlamak için, bir kısmında sadece ahşap
kazık mahmuzlar ile, diğer kısmında ise ahşap kazıkların uç kısımları
çelik kazıklarla takviye edilerek mahmuzlar inşa edilmiştir. Sözü edilen
kıyılarda kıyıya dik olarak inşa edilen bu mahmuzların tamamına yakını
1997-1999 yıllarında meydana gelen deniz fırtınaları sonucu ortadan kaybolmuştur.
Bu çalışmada, bu bölgelerde yapılan ahşap kazık mahmuz çalışmalarına yer
verilmiş ve bu tür yapımların hataları gösterilmiştir. Bu tip yapılar
hakkında bilgiler verilerek hangi yöre şartlarında daha kullanışlı olabilecekleri
anlatılmıştır.
Trabzon Yöresindeki Derin Deniz Deşarj Sistemlerinin Modellenmesi Şebnem Erkebay(1), Ercan Köse(1,2),
Nüket Sivri(1,3) ve (1) KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi 61530 Çamburnu Trabzon
Bir çok büyük şehirde evsel atıklar hemen kıyıdan denize bırakılmakta, bununla da kalınmayarak hiçbir arıtıma tabi tutulmamaktadır. Yıllar geçtikçe bilinçsizce yapılan bu uygulamanın sonuçları fark edilmiş olacak ki Trabzon İli evsel atıklarının derin deniz deşarjı ile eliminasyonu konusunda bir çalışma başlatılmıştır. 1998 yılında proje çalışmalarına başlanan Trabzon Derin Deşarj Projesi 2001 yılında tamamlanmıştır. Yomra ve Söğütlü'deki sistemler deneme amaçlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yaptığımız çalışmada, şu an faaliyette olan Söğütlü ve Yomra Derin Deşarj Sistemleri ile boşaltılan atıkların yayılım ve etkilerini, CORMIX modeli ile elde ettiğimiz sonuçlarla karşılaştırdık. Bu karşılaştırma sonucunda bulunacak benzerlikler doğrultusunda modeli kullanarak dağılımın mekansal ve zamansal değişimini bulmayı amaçladık. Söğütlü ve Yomra da her bir hat üzerinde 5'er istasyon belirledik. Bu
istasyonlardan birer tanesi tam borunun çıkış ağzında, birer tanesi de
kıyıdan ortalama 400m uzakta kıyı ile çıkış ağzı arasında tespit edilmiştir.
Diğer üçer istasyon arasına da 100'er metre mesafe konulmuştur. Her iki istasyon hattında model sonucunda deşarj noktasından itibaren mesafenin artışıyla atığın konsantrasyonunda azalma olduğu sonucu elde edildi. CORMIX ayrıca mesafenin artışıyla seyrelmenin de arttığını göz önüne sermiştir. Olaya sayısal olarak bakarsak, modele göre, borunun çıkış noktasından itibaren 4m yukarıda, kıyıdan mesafenin artmasıyla 17.35m'deki yakın alan sınırı ve ondan sonra da devam eden bir hat boyunca konsantrasyon azalması söz konusudur. Yaptığımız ölçümlerde de bunun paralelinde sonuçlar elde ettik. Yomra istasyonunda, borunun çıkış ağzındaki 1. istasyonda modelin çalıştırıldığı aynı derinlikte bulanıklık değeri 0.736 olarak çıktı. Bu noktadan 100m ilerideki 2. istasyonda bulanıklık değeri azalmakta ve 0.412 olmaktadır. Daha ileriki 3. ve 4. istasyonlarda ise sırası ile 0.379 ve 0.315 değerleri ölçülmüştür. 5. istasyon olarak adlandırılan kıyı istasyonunda bulanıklık 0.226 bulunmuştur. Modelden elde edilen konsantrasyon değerleri gerçek verilerle örtüşmekte, yine aynı derinlikte, borunun çıkış ağzından 12.97m uzakta 18.7mg/lt iken 856.81 m uzakta 0.425mg/lt değerine kadar inmiştir. 2116m mesafede ise 0.107 mg/lt gibi düşük bir değer tespit edilmiştir. Ayrıca model Yomra hattını S4 akış sınıfına dahil etmiştir. Bizim yaptığımız ölçümler sonucunda da atığın piknoklin seviyesinin altında tutsaklandığı tespit edilmiştir. Benzer sonuçlar Söğütlü istasyonu içinde elde edilmiştir.
17 Ağustos 1999 Doğu Marmara Depreminin
Prof. Dr. Yalçın Yüksel(1), Doç.Dr.
Esin Çevik (1,2), (1)Yıldız Teknik Üniversitesi İnş. Müh. Bölümü,Yıldız 80750 İstanbul
17 Ağustos 1999 Doğu Marmara Depremi, Izmit Körfezide bulunan çok sayıda kıyı yapısı üzerinde çeşitli hasarlara neden olmuştur. Hasar gören yapıların hemen hepsinde farklı inşaat teknikleri kullanılmış olması, ve bunların deprem merkezine farklı uzaklıklarda bulunması nedeniyle, her bir yapının tasarım ve inşaat tekniklerinin ayrı ayrı incelenmesi zorunlu olmuştur. Depremden sonraki dönem içinde yapılan alan çalışmalarında hasar gören yapıların birçoğu incelenmiştir. Elde edilen veriler, Türkiye'de kıyı yapılarının projelendirilmesi ve inşası işlerinde ayrıntılı bir teknik şartnamenin kullanılması zorunluluğunu ortaya koymuştur. Bu çalışma içinde Derince Limanı Bloklu rıhtımlarında meydana gelen hasarların analizleri anlatılmış ve teknik şartname için öneriler sunulmuştur.
Doç. Dr. Günay Çifçi(1), Arş. Gör. Derman
Dondurur(2) ve (1) Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü,
İnciraltı- İzmir
Karadeniz havzasında 2230 m maksimum su derinliğine döşenecek olması
nedeni ile dünyada ilk örnek olan, Rusya-Türkiye Mavi Akım (Blue Stream)
doğal gaz boru hattı güzergahı 4 km genişlikte ve yaklaşık 400 km uzunlukta
bir güzergaha sahiptir. Boruhattının güzergah seçiminde yapılmış olan
çalışmalar birkaç evreden oluşmaktadır. Birinci evrede boru hattının koridoru
çok belirgin yer tehlikelerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır (Çifçi
ve diğerleri, 2002). Daha ayrıntılı çalışmalar ROV uzaktan kumandalı araç
olarak adlandırılan okyanus tabanına kadar inebilen robotla gerçekleştirilmektedir.
Bu araştırmalarda temel amaç, boru hattı için uygun güzergah seçimi, ayrıntılı
boru hattı güzergah için gerekli veri toplama, potansiyel yer tehlikeleri
betimlemek, sismik risk analizinde yer seçimi için belirli bilgileri sağlamada
Jeofizik, Jeoteknik çalışmalar ve Oşinografik ölçümler gerçekleştirmektir.
Mavi Akım boru hattı için birçok jeofizik ve jeoteknik olabilirlik çalışması
yapılmıştır. Boru hattı için olası yer tehlikeleri belirlenerek en güvenli
güzergah ortaya konulmuştur.
Karadeniz'in Rüzgar ve Dalga İklimi Prof.Dr. Erdal Özhan(1), Doç.Dr. Saleh
Abdalla(2) (1) Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz
Mühendisliği Araştırma Merkezi, 06531, Ankara
Karadeniz'in tümü için uzun dönem ve en büyük değer rüzgar ve dalga iklimini belirlemek amacıyla 1994-2001 yılları arasında NATO, İstikrar için Bilim Programı (Science for Stability) (III. Aşama) kapsamında NATO TU-WAVES adlı kapsamlı bir araştırma projesi yürütülmüştür. En büyük değer istatistiğinin çıkarılmasında 20 yıllık sinoptik haritalardan tahmin edilen rüzgar alanları kullanılmıştır. Uzun dönem istatistiğinin belirlenmesindeyse 8 yılı kapsayan ECMWF (European Centre for Medium Range Weather Forecast) analiz rüzgar alanları kullanılmıştır. Bu rüzgar alanlarına karşılık gelen dalga alanlarının hesaplanmasında bir üçüncü kuşak dalga modeli olan WAM kullanılmıştır. Bu bildiride, Karadeniz'in tümü için rüzgar hızları ve belirgin dalga
yüksekliklerinin uzun dönem ve en büyük değer istatistiksel dağılımlarının
analizinden elde edilen bazı önemli sonuçlara yer verilmiştir. Rüzgar
ve dalga gülleri, çeşitli yinelenme dönemlerine ait rüzgar hızlarının
ve belirgin dalga yüksekliklerinin alansal dağılımları, durgun ve fırtınalı
sürelerin oluşum sıklıkları ve süreklilik dağılımlarını gösteren çizimler
sunulmuş ve tartışılmıştır.
Kıyı Jeomorfolojisi, Jeoloji ve Fiziksel Özellikler
Türkiye'nin Doğu Akdeniz Kıyılarında Deniz Seviyesi ve Kıyı Çizgisi Değişmeleri Prof. Dr. Ertuğ Öner(1), Arş. Gör. Levent
Uncu(2) ve Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, 35100 İzmir
Ülkemiz kıyıları, son glasyalden günümüze buzulların erimesi sonucu tüm
dünya denizlerinin yükselmesine bağlı olarak, boğulmuş kıyı özelliğine
sahiptir. Bununla birlikte Anadolu'nun batı-güneybatı kıyıları ile doğu
Akdeniz kıyılarımız arasında göreceli olarak bir farklılık bulunur. Batı
ve güneybatı Anadolu kıyıları, genç kıyı özelliğinde olup boğulmuş kıyı
niteliklerini sürdürürler. Eski deniz seviyelerine ait izler genel olarak
bugünkü taban düzeyi altında ve deniz suları içindedir. Bunların bir kısmı
hızla dolan koy ya da körfezlerdeki alüvyal birikim altında kalmıştır.
Bu sırada kıyı çizgisi de yeniden değişmiştir. Buna karşılık, doğu Akdeniz
kıyılarımızda, bugünkü deniz seviyesi üzerinde çeşitli seviyelerde eski
kıyı izlerine rastlanmaktadır. Son 6000 yıllık dönemde kıyı bölgelerinde
meydana gelen değişmeler insanları da etkilemiştir. Tarsus güneyinde antik
çağda kullanılan Rhegma limanı, alüvyonlarla dolarak önemini yitirip kaybolmuştur.
Asi nehri deltasında, Hellenistik ve Roma dönemlerinde önemli bir liman
olan Seleukeia Pieria ise hem alüvyonlarla dolma hem de tektonik hareketlerle
yükselme nedeniyle kullanılmaz hale gelmiştir.
Göksu Deltasındaki Jeomorfolojik Değişimler, Sebep ve Sonuçları Prof.Dr.Barış Mater(1) ve Yrd.Doç.Dr.Hüseyin Turoğlu(2) İstanbul Üniversitei Edebiyat Fak.Coğrafya Bölümü, Müşkile sokak, Vefa,
34470, İstanbul
Bu çalışmada, Göksu nehrinin Akdeniz'e döküldüğü lokasyonda geliştirdiği deltası ve deltanın kuzeyindeki ortalama 250 m yükselti seviyelerine kadar gelen alan, hedef saha olarak alınmıştır. Ancak bu alanda yaşanan jeomorfolojik gelişimleri, yakın ve uzak çevresinden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Bu sebeple, gerek duyuldukça, bakış açısı bu kapsamda genişletilmiştir. Tanımlanan sahada, 50 yıllık zaman aralığı içinde yaşanan jeomorfolojik değişimler, bu değişimlerin sebepleri, doğal ortam ve insan yaşamı üzerindeki sonuçları araştırılmıştır. Çalışma; Arazi gözlemleri ve ölçmeleri, Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri metodolojisi, önceki kaynak ve çalışmaların taranması ve yeniden değerlendirilmesi uygulamaları ile gerçekleştirilmiştir. Bu uygulamalarda; 1/25 000 ölçekli topografya haritaları, değişik tarihli hava fotoları, değişik tarihli ve ölçekli eski topografya haritaları ve diğer dökümanlar, IDRISI For Windows C.B.S. yazılımı, G.P.S. cihazı kullanılmıştır. Elemanter yer şekillerinden biri olan Göksu Deltası ve yakın çevresi jeomorfolojik unsurlar bakımından oldukça çeşitlilik gösterir. Kıyı ve jeomorfolojik birimleri lagünler, Göksu Nehrinin aşağı çığrının flüviyal jeomorfolojisi, kumul hareketleri ve delta gelişimi gibi konular bu çeşitliliğin önemli konu başlıkları olarak dikkati çekmektedir. Çalışma sahasındaki bu jeomorfolojik çeşitlilik, güncel morfodinamik etken ve süreçlerin faaliyetleri ve insan faktörünün de katkısıyla, kısa bir zaman aralığı içinde, büyük bir hızla şekil ve karakter değişimleri yaşamış, bu gelişim halen de devam etmektedir. Kıyı çizgisindeki değişim, lagünlerin şekil ve alansal değişimleri, kıyıdaki kum alanlarının, morfolojilerinin değişimlerine, Göksu Nehrinin deltadaki yatak değişimleri ve bu değişimlere bağlı aşındırma ve biriktirme faaliyetleri bu kapsam içinde kalan jeomorfolojik çevresel değişimlerin ana başlıkları arasında sayılanlardır. Çalışma sahasında, 50 yıl zaman aralığı içinde meydana gelen jeomorfolojik çevresel değişimlerde doğal etken ve süreçlerin yanında insan faaliyetleri de çok önemli yönlendirici rol oynamıştır. Meydana gelen jeomorfolojik çevresel değişimlerin sadece doğal çevrenin hızla değişmesine değil ayrıca insan yaşamı ve doğal yaşam üzerinde de olumsuzlukların yaşanmasına neden olmuştur.
Yrd. Doç. Dr. T. Ahmet Ertek(1) ve Araş. Gör. A. Evren Erginal(1, 2) (1) İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya bölümü, Fiziki
Coğrafya Anabilim Dalı, 34470, Vefa, İstanbul. Gelibolu Yarımadası kıyılarında iki farklı lokalitedeki yalıtaşları gelişmiştir.Bu çalışmada kıyının jeomorfolojik, litolojik ve tektonik özellikleri göz önünde tutulmuştur. Yerinde araştırılan yalıtaşları; materyal cinsi, istif yapısı, oluşum ortamı ve çarpılma durumlarına göre değerlendirilmiştir. Bugünkü kıyı çizgisinden yaklaşık 8 ile 15 m açıkta gelişmiş olan ve denizaltında kalan yalıtaşları, tektonik deformasyonlar sonucunda yükselme ve çarpılmaya uğramışlardır. Yalıtaşlarının deniz seviyesi değişimleri ile birlikte, Kuzey Ege Tektoniği ve bilhassa Saros Körfezi'nin evrimi ile ilişkisi bu çalışmada ortaya konmaya çalışılmıştır.
Çanakkale Boğazı Havzasının Faylı Akarsu Vadilerinde Jeomorfolojik Araştırmalar Evren Erginal(1) ve Yrd. Doç. Dr. T. Ahmet Ertek(1,2) (1) İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, Coğrafya bölümü, Fiziki Coğrafya Anabilim
Dalı, 34470, Vefa, İstanbul Çanakkale Boğazı havzası, kuzeyde Gelibolu ve Çardak Feneri kuzeyi, güneyde ise İlyasbaba Burnu - Kum Burnu (Karamenderes Deltası) kuzeyi arasında uzanan boğaza katılan akarsuların drene ettiği geniş bir alandır (Çizim 1). Her iki yarımadadaki değişik litolojik birimler üzerinde dandritik, kancalı, paralel ve subparalel drenaj örneklerinin görüldüğü havzaların en önemli ortak özelliği ana drenaj kanallarının kırık sistemlerine koşut gelişmiş olmasıdır. Bu çalışmada gerek boğaz oluğunun, gerekse Gelibolu ve Biga yükselimlerinin kuzeydoğu-güneybatı yönlü uzanışlarına dik açıyla gelişen bazı akarsularının vadi ve havza geometrilerine dikkat çekilerek eski boğaz akarsuyu merkezli drenaj sahasının kancalı drenaj sisteminin gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır.
Büyükçekmece Gölü Doğu Kıyılarındaki
Y.Doç.Dr.Sevilay Hacıyakupoğlu(1),Y.Doç.Dr.T.Ahmet
Ertek(2), (1) Istanbul Teknik Üniversitesi, Nükleer Enerji Enerji Enstitüsü, 80626
Maslak- Istanbul
Prof. Dr. Tevfik İsmailov Süleyman Demirel Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Jeoloji
Doğal göllerin kıyılarında olduğu gibi baraj göllerinin sahillerinde de çeşitli jeolojik olaylar meydana gelmektedir. Bu olayların etkisinden dolayı sahil bölgelerinde çeşitli problemler meydana geldiği bilinmektedir. Bu problemlerin başlıcaları olarak, kıyı zeminlerinde doğal faktörlerin etkisinden dolayı meydana gelen erozyon, aşınma ve kayma olaylarını örnek olarak gösterebiliriz. Azerbaycan'ın birçok üniversitesinde, Enstitülerinde, Araştırma Merkezlerinde ülke dahilindeki deniz ve göllerde, jeolojik olaylardan dolayı meydana gelmiş problemlerin çözümü için çeşitli projeler yapılmıştır. Bu projelerden birisi, Devlet Deniz Petrol Gaz Proje Enstitüsü tarafından
Hazar Gölü için yapılmıştır. Ayrıca Azerbaycan İnşaat Mühendisleri Üniversitesinde
ve İlimler Akademisinin Coğrafya Enstitüsünde Mingeçevir, Hanbulançay
gibi baraj göllerinde yaşanan problemler araştırılmıştır. Bu problemlerin
çözülmesi için baraj gölü bölgesinde çeşitli projeler yapılmıştır. Bu
projeler yapılırken önce bölgedeki zeminlerin karakteristik parametreleri
laboratuvar ve arazi deneyleri ile belirlenmiştir. Sonra ise, 10 yıl süresince
baraj gölü kıyılarında jeolojik, meteorolojik olaylardan dolayı meydana
gelmiş değişiklikler belirlenmiş kıyı zeminlerinin erozyona ve kaymaya
uğraması arazi deneyleri ile saptanmıştır. Aşınan malzemelerin gölün dibine
çökmesi eko-sondaj ile belirlenmiştir.
Y.Doç.Dr. Hakan Koyuncu(1) ve Y.Doç.Dr. Yücel Güney(1,2) (1) Anadolu Üniversitesi, İnşaat Müh. Bölümü, 26555 Eskişehir
Günümüzde, insanlığın çevreye verdiği zararların boyutlarının bilinmesi, yaptığı tahribatların ve değişimlerin etkilerini belirlemek gerekmektedir. Dünyanın yarıdan fazlasının su olması nedeniyle insanlar atıklarını kolay bir şekilde bu sulara atmaktadırlar. Bugün dünyada sayıları onbinleri bulan nehir, göl ve denizler kirletilmiş durumdadır. Bu sular ve içerisindeki sedimentler (dip çamurları) organik veya inorganik kirleticilerden etkilenerek bileşimi değişmektedir. Son yıllarda, kirlenmiş sedimentlerin geoteknik ve kimyasal özelliklerinin bilinmesine, çözüm yollarının aranması çalışmalarına daha çok ihtiyaç vardır. Sedimentler yüksek su muhtevasına ve sıkışabilirliğe sahiptir, ancak
mukavemet ve permeabilite gibi mekanik özellikleri düşüktür. Bu nedenle
bazen yumuşak zeminler olarak da adlandırılmaktadır. Nehir tabanlarında
sediment birikme riski yüksek olan nehirlerin temizleme sisteminin daha
iyi belirlenebilmesi ve depolama bölgesine sorunsuz taşınması için, bu
sedimentlerin fiziksel ve geoteknik özelliklerinin bilinmesi gereklidir.
Böylece, depolama sırasında ve depolama sonrasında oluşabilecek olumsuz
etkiler tahmin edilebilecek ve gerekli ise iyileştirme için en iyi yöntemin
belirlenmesi kolaylaşacaktır.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Etkinlikleri
Hasan Topal(1), Beril Özalp(2) ve Banu Bulakeri(3) (1) Mimar, İBŞB İmar İşleri Daire Başkanı,
Yaşam su kıyısında başlamış ve sürmektedir. Sürdürülebilir bir gelecek
ve sağlıklı bir kentsel yaşam için İzmir özelinde körfez ve kıyının doğal
zenginlik olarak korunması önemlidir.
|
||||||||||