.
.
.Bildiriler Kitabı:
. Türkiye
    Kıyıları 97
. Türkiye
    Kıyıları 98
. Türkiye
    Kıyıları 01
. Türkiye
    Kıyıları 02
. Türkiye
    Kıyıları 04

.
 Sipariş için:
. Türkiye
    Kıyıları 97
. Türkiye
    Kıyıları 98
. Türkiye
    Kıyıları 01
. Türkiye
    Kıyıları 02
. Türkiye
    Kıyıları 04

 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

Türkiye'nin Kıyı ve Deniz Alanları III.Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 01, Bildiriler Kitabı;

                    26-29 Haziran, 2001; Yıldız Teknik Üniversitesi, E.Özhan & Y. Yüksel (Editörler)


 

 

 Türkiye’de Kıyı Yönetimi Üzerine Değerlendirmeler

 

Prof.Dr. Erdal Özhan

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 06531 Ankara
Tel: (312) 210 54 29-35, Faks: (312) 210 14 12, E-posta: ozhan@metu.edu.tr

Özet

Bu bildiride, Türkiye’de kıyı yönetimiyle ilgili kullanılan araçlar tanıtılmış, Boğaziçi Kanunu’nun iyi yönleri ve İmar Kanunu’nun kötüye kullanılmasına önemli bir örnek oluşturan ikinci konut sorunu tartışılmıştır. Ulusal Çevre Eylem Planı ve Gündem 21 adlı yeni sayılabilir iki çalışmanın, kıyı ve deniz yönetimiyle ilgili bölümleri üzerine düşünceler sunulmuştur


 
 

Kıyı Alanlarında Sürdürülebilir

Yönetim Modeli Önerisi


Hakan Doygun1
, Yrd.Doç.Dr. Süha Berberoğlu2

Çukurova Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330 Balcalı-Adana
1 Tel : (322) 338 61 27, Faks: (322) 338 61 89,   E-Posta: doygun@mail.cu.edu.tr
2 Tel : (322) 338 65 45, Faks: (322) 338 61 89,  E-Posta: suha@mail.cu.edu.tr

Özet

Bu çalışmada, Doğu Akdeniz Bölgesi İskenderun körfezinde Burnaz Kumulu-Akıncı Burnu arası kıyı alanında Akdeniz kıyı ekosistemlerine uygun bir alan kullanımı yönetim modelinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır.

Kara ve deniz ekosistemleri arasında geçiş bölgesi olması bakımından ekolojik yönden önemli ve hassas yaşam alanları niteliği taşıyan kıyı alanları, karaların iç kesimlerine oranla daha az stabil yapıda olmaları nedeniyle insan kaynaklı kullanımlardan çok çeşitli şekillerde ve yüksek düzeyde etkilenmektedirler. Kıyılar üzerinde görülen aktiviteler ve bunların olumsuz etkileri: kıyı alanlarının tarım ve endüstri kullanımlarına açılması, turizm ve rekreasyon amaçlı kullanımların baskısı, yol inşaatı, kıyı erozyonu, drenaj ve atıksular, yanlış kıyı lagünü yönetimi, egzotik türlerle kıyı kumulları stabilizasyonu, petrol kirliliği şeklinde özetlenebilir.

Bölgede, konu edilen sorunların çözümüne yönelik olarak ilk aşamada mevcut yapının envanter çalışmaları ortaya konulmuştur. Bu çerçevede, mevcut yapının analizi ve değişimlerin izlenmesinde uzaktan algılama, veri entegrasyonunda coğrafi bilgi sistemleri; toprak yapısı, vejetasyon, avi fauna ve kıyı kumul stabilizasyonuna yönelik metodlar önerilmiştir. İkinci aşamada, peyzaj birimlerinin alan kullanım uygunluğunun değerlendirilmesi öngörülmektedir. Bu çalışmanın gerçekleştirilebilmesi için, sınıflanan peyzaj birimlerinin öncelikle mevcut alan kullanım paternine, daha ileriki aşamada ise kentsel gelişme etkilerine bağlı olarak geleceğe yönelik alan kullanım tiplerine uygunluğunu ortaya koyacak metodlar geliştirilmiştir. Ayrıca, bölgenin sahip olduğu çevre sorunları dikkate alınarak bir “çevre duyarlılık analizi” bölge için önerilmiştir. Üçüncü ve son aşamada ise planlama ve yönetim hedefleri geliştirilmiştir. Sözü edilen kıyı yönetim modeli, diğer Akdeniz kıyı bölgelerine uyarlanabilir nitelikte olması nedeniyle de potansiyel olarak daha geniş bir coğrafyada değerlendirilebilecektir.

 

 

 

Kıyı Alanları Yönetimi ile Akarsu Havzalarının Yönetimi Arasındaki Entegrasyon


Y. Doç. Dr. Emel İrtem
1, Prof. Dr. Sedat Kabdaşlı2

1 Balıkesir Üniversitesi Müh.-Mim. Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümü Hidrolik Anabilim Dalı, 10145 Balıkesir Tel: (266) 612 11 94 – 143, Faks: (266) 612 12 57, E-posta: mirtem@balikesir.edu.tr

2 İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Hidrolik Anabilim Dalı 80626 Maslak, İstanbul Tel: (212) 285 37 33, Faks : (212) 285 33 36, E-posta: skabdasli@srv.ins.itu.edu.tr

Özet

Bir veya daha fazla akarsuyun denize ulaştığı bölgelerdeki kıyı alanlarının maruz kaldığı problemlerin önemli bir kısmının akarsuların havzalarındaki aktivitelerden kaynaklandığı görülmektedir.

Herhangi bir kıyı alanının yönetiminde temel amaç doğal yapının sürdürülebilir bir kalkınma ortamında korunmasıdır. Kıyılardaki doğal dinamik dengenin korunmasına yönelik yönetim planlarının yapılması sırasında; tanımlanan alan içerisinde doğal dengeye bozucu etkiler yapan tüm kaynakların kontrolüne yönelik önlemlerin yer alması zorunlu olmaktadır. Buna karşılık tanımlanan kıyı alanının dışındaki etkenlerden oluşan bozucu etkenlerin kontrolü ise kıyı alanlarının yönetim planlarının uygulanması ile mümkün değildir. Kıyı alanına sınırları dışında bozucu etkenleri taşıyan en önemli yollardan bir tanesi akarsulardır. Kıyının dinamik doğal dengesinin morfolojik ve ekolojik bileşenlerinin akarsuyun akım rejimindeki, su kalitesindeki ve katı madde debisindeki değişimin bir sonucu olarak önemli değişikliklere uğradıkları görülmektedir.

Bu çalışmada, Türkiye’nin Ege kıyılarında yer alan Madra ve Gömeç çaylarının döküldükleri kıyı bölgelerinde yarattıkları morfolojik yapı değişiklikleri ele alınarak kıyı alanları yönetimi ile akarsu havzalarının yönetimi arasındaki entegrasyon ihtiyacı ortaya konulmuş ve bu entegrasyonun kilit noktaları sistematik bir inceleme ile elde edilmiştir.

 

 

 

Kıyı Alanlarının Yönetimi ve Korunan Alanlar

Selim Kaplan

Orman Mühendisi, Kamu Yönetimi Uzmanı, Milli Parklar Genel Müdürlüğü, 06560, Gazi, Ankara. Tel : (312) 212 93 14, Faks : (312) 222 51 40, E-posta: sskap@superonline.com

 Özet

Bu sununun konusu, Dünya da ve ülkemizde Milli Park ve Benzeri Korunan Alanlar ile ilgili tarihsel gelişmeler konusunda kısa bilgiler vermek, Ülkemizde Milli Park ve Benzeri Korunan Alanlar ile ilgili mevcut durumu ortaya koyarak, korunan alanlar içinde önemli bir yer tutan sulak alanlar ve bunların kıyılarındaki kullanım niteliklerinin değişmesi ve yoğunlaşması ile yaşanan süreçte bu özellikli alanların en azından bugünkü hali ile gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak bir yol var mı sorusunu sorarak, Doğanın korunmasında bir soluk olarak görülebilecek olan 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu çerçevesinde yapılanlar yapılması gerekenler konusunu değerlendirmek ve kıyı alanlarının yönetiminde bazı öneriler ortaya koymaktır. Bu çerçevede 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu çerçevesinde ayrılmış bulunan koruma alanlarının listesi ve bunların içinden, kıyısı bulunan alanlar belirlenerek ortaya konacaktır.


 

Türkiye’de Kıyı Yönetimi ve Turizm:

Yerel Halkın Projelere Katılım Süreci ve Rolü

Emine Kuzutürk(1), Ayşe Oruç(2)

Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği / Deniz ve Kıyı Programı, P.K.: 971, Sirkeci-İstanbul. Tel: (212) 528 20 30, Faks: (212) 528 20 40
1 E-posta: emine.kuzuturk@dhkd.org
2 E-posta: ayse.oruc@dhkd.org

Özet

Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD), 1988 yılından bu yana deniz ve kıyılara yönelik çalışmalarını Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında yürütmektedir. 1988’de Akdeniz kıyılarımızda yer alan ve denizkaplumbağaları için önemli 17 üreme kumsalında başlayan çalışmalar, 1995 yılında Belek Kıyı Yönetimi Planı Projesi ile birlikte “Kıyı Yönetimi” kavramının yaygınlaştırılması, hazırlanması ve uygulanmasını amaçlayan boyutuna dönüşmüştür. Yapılan alan çalışmaları sırasında, yöre halkından ayrı olarak yapılan çalışmalar ve planlamaların kısa vadede başarılı gözükseler bile, uzun vadede büyük olasılıkla başarısız olacakları gözlemlenmiştir. Özellikle ekonomisi turizme dayalı olarak planlanan alanlarda, turistlerin gittikleri bölgenin yerel kültürel özellikleri ile birlikte sağlıklı bir çevre ve belli bir refah düzeyinin olmasını bekledikleri görülmektedir. Bu beklentiler yöre halkı ile turistik gelişmelerin birbirini tamamlaması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

 

 

 

Boğazlar, Denizler ve Bitmeyen Dertlerimiz

Yılmaz Dağcı

Günyüzü sok., 8/8, Villa Palmiye, Florya, İstanbul.
Tel: (532) 323 32 99, Faks: (216) 343 21 77

Özet

Tanrı insana doğayı teslim ederken insanın bu güzel emaneti bu kadar haince ve süratle tahrip edeceğini herhalde hayal dahi etmemişti.. Yoksa insanı doğadan değil, doğayı insandan korumak için gereken önlemleri alırdı ve işte o zamanda: Ne Alaska, ne Shetland, ne de Boğaziçi faciaları olurdu..

Hiçbir önlem ne kadar mükemmel olursa olsun kaza riskini sıfırlayamaz fakat azaltır.. O halde riskle yaşamaya alışacak ancak önlemlerimiz ne kadar sağlamsa risklerde o derece azalır felsefesi ile hareket edeceğiz.

 

 

 

İzmir Körfezi’nin İyi Yönetilememesinin Bedeli

Prof. Dr. Adnan Akyarlı1, Ceyla İnmeler2

 

1 Öztüre Holding, Şehit Nevres Bulvarı 3/7, 35210, İzmir.
Tel: (232) - 463 30 07; Faks: (232) 463 30 07; E-posta: adnan@ozture.com
2 Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü,
İnciraltı – İzmir. Tel: (232) 278 55 65; Faks: (232) 278 50 82;
E-posta: ceylai@hotmail.com

Özet

Dünya literatüründe “eşsiz” olarak nitelendirilen kıyı alanlarından biri olan körfezler, - iyi yönetildikleri sürece - bir yandan sahip oldukları görsel ve doğal zenginlikler ile rekreasyon, su sporları ve turizm gibi etkinlikleri destekleyen sosyo-kültürel yaşam avantajları sağlarken, diğer yandan da barındırdıkları tersanelerin, marinaların, limanların ve dalyanların yarattıkları katma değerler nedeniyle - ekonomiye destek olarak - yaşam standartlarımızın yükselmesine katkıda bulunurlar.

Bu alanlardan biri olan İzmir Körfezi’nin iyi yönetilmemesinin sonucunda: bir takım bedeller ödenmiştir, halen ödenmektedir ve bir süre daha ödenecektir. Ödenen bu bedellerin irdelenmesi ve sorumluların belirlenmesi: çağdaş yönetim anlayışlarının başlangıcını oluşturacak ve bu tür hataların – en azından gelecekte - yinelenmesini önleyecek yeniden yapılanmalara yol açacaktır.

Bu bildiride, İzmir Körfezi’nin iyi yönetilememesinin bedeli: gerek yarattığı doğrudan ve dolaylı çevresel sorunlar ile doğal kaynak kayıpları açısından niteliksel; gerekse parasal boyutu hesaplanmak suretiyle niceliksel yönleriyle ortaya konmaktadır.

 

 

Denizel Ortamın Doldurulmasıyla Kazanılan Kıyı Alanının Hukuki Statüsü


Mehmet Ali Akkaya,
Edip Müftüoğlu

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Vefa 34470, İstanbul. Tel: (212) 528 25 39, Faks: (212) 526 84 33
E-posta: maliakkaya@ hotmail.com

Özet

Denizel ortam, tabii ve suni göller daha uygun alternatif alanın bulunmaması ve doğal kıyı alanının yetersizliği nedeniyle kanunda belirtilen yasal ve idari prosedüre uygun olarak doldurma ve kurutmaya konu olmaktadır. Kanun “kamu yararı” amaçlı ve ekolojik özellikleri de dikkate alarak denizel ortamdan kıyı alanı kazanılabileceğini, keyfiliğe bağlı bir dolgu ve kurutma işleminin ise hukuka aykırı olacağını genel ilke olarak kabul etmiştir. Kanunun günlük hayatta pratik uygulamasının bu şekilde olmadığını, kamu yararı ve ekolojik dengenin gözetilmediğini gösteren bir çok uygulamalarla karşı karşıyayız.

 

 

Liman Ekosistemleri ve Kalite İzleme Programlarının Hukuki Açıdan İrdelenmesi

Dr. Hürrem Bayhan1, Doç.Dr. M. Talha Gönüllü2

 

YTÜ Çevre Müh. Bölümü, Beşiktaş, 80750, İstanbul
1 Tel: (212) 259 70 70 / 2552, Faks: (212) 261 90 41
E-posta: hbayhan@yildiz.edu.tr
2 Tel: (212) 259 70 70 / 2347, Faks: (212) 261 90 41
E-posta: gonul@yildiz.edu.tr

Özet

Bu bildiride liman kavramı çerçevesinden hareket ederek, liman içi ve dışı ekosistemleri göz önünde bulundurularak, ÇED raporları sonucunda yükümlü tutulan liman deniz suyu kalite izleme işinin uygulamadaki anlamlılığı mevcut mevzuatın işlerlik durumu da göz önüne alınarak tartışılmıştır. Konunun daha net ve açık olarak anlaşılması için, yazarların kalite izleme çalışmalarını yaptığı bir liman örneğinde, konu göz önüne serilmiştir.

 

 

Türkiye’de Kıyı Yönetimi Uygulamaları


Dr. Nilgün Görer1,
Bülent Duru2

1 Gazi Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Maltepe, Ankara. E-posta: nilgun_gorer@yahoo.com
2 Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Cebeci, Ankara
E-posta: duru@politics.ankara.edu.tr

Özet

1970’lerin ikinci yarısından sonra Akdeniz Eylem Planı ile gündeme gelen ve özellikle de 1992 Rio Konferansı (Gündem 21) sonrasında yeni bir boyut kazanan kıyı yönetiminin Türkiye’ye yansımalarını konu alan bu çalışmanın ana amacı, son dönemde Türkiye’de kıyı yönetimi konusunda gündeme gelen projelerin geleneksel yönetim yapısı ve planlama süreci içindeki yerleri sorgulamaktır. Bu amaç doğrultusunda, aşağıda sözü edilen kıyı yönetimi deneyimleri, uluslararası hukuksal dayanakları, işbirliğine girdikleri ulusal ve uluslararası kuruluşlar ve bu çerçevede hazırlanan yönetim planlarının ortaya koyduğu kurumsal yapı, planlama alanı sınırları ve kapsamı açısından değerlendirilecektir. İncelemeye konu olan kıyı yönetimi pilot proje çalışmaları, İzmir Körfezi Kıyı Alanı Yönetim Programı, İskenderun Körfezi Çevre Yönetimi Projesi, Bodrum Yarımadası Kıyı Alanları Yönetimi Projesi, Karadeniz’in Rehabilitasyonu Korunması için Stratejik Eylem Planı (KSEP) ve Karadeniz Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi Politika ve Stratejileri, Mersin Kıyı Bölgesi Bütünleşik Planlama Projesi, Belek Kıyı Yönetimi Programı, Trabzon İlinde Kıyı Yönetimi, Çıralı Kıyı Yönetimi Programı ve Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi Yönetim Planı’ndan oluşmaktadır.

 

 

Kıyı Alanlarının Planlanmasında

İzleme (Monitoring) Çalışmalarının Rolü

Hakan Alphan1 , Doç. Dr. K. Tuluhan Yılmaz2


Ç.Ü. Z.F. Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330/Balcalı/Adana
1 Tel: (322) 3386545-126 Faks: (322) 338 61 89
E-posta: alphan@mail.cu.edu.tr
2 Tel (322) 3386967 Faks: (322) 338 61 89
E-posta: tuluhan@mail.cu.edu.tr

Özet

Nüfus artışının doğal çevre üzerinde yarattığı turizm, rekreasyon ya da endüstri kaynaklı kullanım talepleri, birim alandaki insan varlığını, bunun coğrafi dağılımını ve meydana gelen kullanımların çeşitliliğini arttırmaktadır. Zamanla çeşitliliği ve yaygınlığı artan insan etkilerinin düzenli olarak izlenmesi, kaynakların sürdürülebilir kullanımına katkıda bulunacak plan kararlarının alınması açısından gereklidir. Doğrudan etkileri dışında, insan sağlığı ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemesi gibi dolaylı etkileri de düşünüldüğünde alan kullanımındaki değişimler sonrasında ortaya çıkabilecek çevresel bozunmaların erken dönemlerde saptanması önem kazanmaktadır. Koruma ve geliştirmeye yönelik önlemlerin alınmasına önemli katkıları bulunan izleme programları ekosistemin yönetimi için son derece gereklidir.

 

 

Dalyan ve Göcek’te Yaşanan Planlama Deneyimleri Nasıl Bir Gelecek Öngörüyor?

 

Özlem Ünal

Dokuz Eylül Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Şehitler Cad. No:12, Alsancak, İzmir. Tel: (232) 464 81 05, Faks: (232) 464 80 63, E-posta: ozlem.unal@deu.edu.tr

Özet

Bu yazı, 1999-2000 yıllarında yaklaşık 35 öğrencinin katılımı ile Dalyan ve Göcek yerleşmelerinde tarafımca yürütülen planlama projelerine ilişkin önemli bulguları ortaya koymakta ve bu deneyimlerden hareketle, yürürlükteki Uygulama İmar Planlarının yaklaşımlarını sorgulamaktadır.

Ülkemizde ilk ilan edilen Özel Çevre Koruma Bölgeleri (ÖÇKB) içinde yer alan Dalyan ve Göcek güneybatı kıyılarımızın önemli turistik yörelerindendir. Ancak her iki yöremizde yürürlükte olan Uygulama İmar Planı kararları, yerleşmelerin gelecekteki yapısını olumsuz yönde etkiler niteliktedir. İki yöremiz de uluslararası sözleşmeler gereği ilan edilen ÖÇKB içinde olmasına rağmen, üretilen planların bakış açısı yerleşmelerin dengeli gelişimini yönlendirir biçimde değildir. Her ne kadar yoğunluk kararları ve kat yükseklikleri düşük tutulmuş ve yapılanma koşulları detaylı biçimde ve yöreye özgü olacak biçimde belirlenmiş ise de tarımsal arazi deseninin neredeyse tamamının ve Göcek örneğinde orman alanlarının yapılaşmaya açılmış olması, üstelik birçok yönden farklı fiziksel ve ekonomik yapıya sahip bu iki yerleşme için neredeyse birbirine çok benzer gelişim biçimimin öngörülmüş olması, yörelerin kendine özgü karakteristiklerinin yeterince hassas biçimde ele alınmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Henüz kentleşmenin olumsuz etkilerini yaşamamış, deniz kirliliği ve görsel olumsuzluklardan uzak kalmış olan bu iki yerleşmenin gelecekte yerleşme yapısına uygun, tutarlı ve dengeli gelişimini destekleyen kararların alınmasını sağlamak üzere atılacak ilk adım, yürürlükteki plan çalışmalarının yeniden gözden geçirilmesi olmalıdır.


 

 

Antalya Konyaaltı Plajı'nın Fiziksel Planlama ve Yönetiminin Değerlendirilmesi


Dr. M. Selçuk Sayan Doç. Dr. Veli Ortaçeşme

Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü 07070 ANTALYA
Tel: 0.242.227 45 60 - Fa
ks: 0.242.227 45 64
1 E-posta: sayan@agric.akdeniz.edu.tr
2 E-posta: v.cesme@agric.akdeniz.edu.tr

Özet

Bu bildiride, Antalya Kenti sınırları içinde yer alan iki kentsel plaj alanından biri olan Konyaaltı Plajı’nın rekreasyonel yönden önemine değinilmekte ve fiziksel planlama ve yönetimi konuları ele alınmaktadır. Antalya’da turizmin teşvik edildiği 1970’li yıllardan başlayarak önemi giderek artan Plaj, bugün yoğun bir kullanıcı kitlesine hizmet vermektedir. Plaj alanının iki ayrı belediyenin sorumluluk alanına yayılmış olması, fiziksel planlama ve yönetim açısından en önemli sorunu oluşturmaktadır. Yapımı daha eski yıllara dayanan Antalya-Kemer Karayolu da günümüzde Plaj alanını kullananlar açısından güvenlik ve kirlilik sorunu oluşturmaktadır.

 

 

Kent Kıyılarının Dönüşümünde Endüstriyel Miras Kavramı: İstanbul İstinye Tersanesi

Dr. Ali Kılıç

YTÜ Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Barbaros Bulvarı, 80750, Beşiktaş, İstanbul. Tel : (212) 259 70 70 / 2464,
Faks : (212) 261 05 49, E- posta : alikilicfb@yahoo.com

Özet

Kara ile suyun karşılıklı ilişkisine bağlı olarak farklı işlevlerin gerçekleştiği bir alan olan kıyılar, süreç içinde işlevlerine bağlı olarak kentin gelişimini etkileyen, rolünü belirleyen, kentle bütünleşerek ona kimlik kazandıran en önemli parçası olmuştur.

Kentin gelişmesinde ve rolünün belirlenmesinde etkili olan kıyıların farklı ve çeşitli işlevler için uygun potansiyele sahip olması, büyük bir çekişmeyi ve mücadeleyi de beraberinde getirmiştir. Bu mücadelede, bazı faktörler de etkili olmuştur. Bazılarının kentlerin kuruluşunda da önemli rol oynadığı kentsel coğrafya, savunma, ekonomi (sanayi), ulaşım, politika, sosyal ve kültürel yapı, teknoloji, ekoloji gibi bu faktörlere, gelişme sürecinin dinamikleri diyoruz. Bu dinamiklerden bazılarının etkileri süreç içinde zaman zaman azalmış, hatta ortadan kalkmış, zaman zaman da, oldukça arttırmıştır. Geçmişten günümüze, kent - su ilişkisinin gelişmesinde ve kentin rolünün belirlenmesinde etkili olan bu dinamiklerin, etkileri farklı da olsa gelecekte de etkili olacağı muhakkaktır.

Kent ile kıyı arasındaki karşılıklı ilişkiyi etkileyen önemli dinamiklerden birisi de sanayidir. Kentsel yaşam ile birlikte enerji kaynakları ve üretim yöntemlerinin de temeli olan su, 19.yüzyıl sanayi devriminin de temelini oluşturmuştur. Sanayileşme süreci ile birlikte değişim ve dönüşüme uğrayan kıyılar ve gerisinde yer alan kentsel alanlar, kirlenme ile birlikte sosyal ve mekansal yapıdaki olumsuz bazı dönüşümlerden kaynaklanan önemli sorunlarla karşı karşıya kaldılar. Kent içinde kent ve kıyısı arasındaki ilişkiyi koparan girilemez alanlar oluştu. 1960'lı yıllardan sonra, teknolojik, ekonomik faktörler bağlamında kent içindeki sanayi bulundukları konumları terkederek kent dışındaki organize sanayi alanlarına göç ederken, kentin kalbinde yer alan, kentten kopuk, kentle bütünleşememiş terkedilen bu alanlar kentin bütüncül anlamda yenilenmesi için önemli bir potansiyel oluştururken, su da bu alanların geliştirilmesinde önemli bir eleman oldu.

Bu alanların yeniden geliştirilmesinde, kentle bütünleştirilmesi sürecinde bölgesel veya yerel ihtiyaçlar doğrultusunda ekonomik, sosyal - kültürel ve ekolojiye dayalı farklı yaklaşımlar gündeme gelmiştir. Bu yaklaşımların en önemli çıkış noktalarından birisi de bölgesel yada yerel kimlik ve bu kimliği oluşturan elemanlardı. Endüstriyel miras kavramı bağlamında geçmişin izlerini taşıyan yapılar bu kimliğin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Endüstriyel yapıların günümüz kullanımlarına uyarlanmasına yönelik yaklaşımlar kent kıyılarının yeniden geliştirilmesinde kullanılan en etkin yöntemlerden birisi olmuştur. Bu yaklaşımların örneklerini Londra’dan Sydney’e, Venedik’e kadar dünyanın pek çok kıyı kentinde görmekteyiz. Endüstriyel yapıların işlevsel dönüşümüne ilişkin yaklaşımlar geçmiş ile günümüzün ilginç bir sentezini ortaya çıkartırken, geleneksel ile modern malzeme teknolojisinin dengeli kullanımları da teşvik etmiştir. Belli bir dönemdeki gelişmeyi sağlayan bu binaların, yeni aktivitelere uyarlanma kapasiteleri, finansal problemlerin çözümünde de önemli bir etken olmuştur.

20 Aralık 1912 tarihinde boğazdan geçen gemilere bakım ve onarım hizmeti vermek için açılan İstinye Tersanesi, 11400 m2 alana yayılan dökümhane, makine ve inşaat atölyeleri, 26000 m2 büyüklüğündeki rıhtımı, tersane müdürlüğü olarak kullanılan Müşir Fuad Paşa yalısı ile hem bölgesel ölçekte hem de yerel ölçekte ihtiyaçları karşılamaya yönelik önemli bir potansiyele sahip idi. Özellikle yakın çevresinde doğal çevreyle uyumsuz bir biçimde oluşan mekansal gelişmeleri de önleyecek ve bu alanlarda da dönüşüm başlatabilecek bir potansiyel idi. Ancak bu potansiyel, dökümhane, makine ve inşaat atölyelerinin söküldüğü 26 Ağustos 1991 tarihinden bu güne kadar yaklaşık on yıldır bir çıkış noktası bulunamadığı için harekete geçirilememiştir. Oysa makine, inşaat atölyeleri ve rıhtım ile birlikte tersane bölgesi içinde yer alan yalı ile birlikte bölgesel ve yerel ihtiyaçlar böyle bir dönüşümün çıkış noktası idi.

 

 

 

 İzmir Kenti Kamusal Kıyı Mekanları Üzerine Bir İnceleme


Barış Kara
1, Alpay Tırıl 2

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Bornova, İzmir
1 Tel: (232) 380110/2616 Faks: (232) 3881864 E-posta: bkara@agr.ege.edu.tr
2 Tel: (232) 3880110/2616 Faks: (232) 3881864 E-posta: alpaytiril@yahoo.com

Özet

Fiziksel ve mekansal özellikleri nedeniyle kıyı kentlerinin en önemli mekanları olan kıyı peyzajları kentlerin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel gelişimlerinde de pay sahibidirler.

İzmir Kenti’nin kıyı peyzajları, kentsel alanlar içindeki kamusal dış mekanların yetersizliği nedeniyle kamusal dış mekanlara dönüştürülmektedir.

Çalışma kapsamında, İzmir Kenti Kamusal Kıyı Mekanları ihtiyaçların karşılanması açısından bölümlere ayrılarak çevre ilişkileri, kullanım, yaşanabilirlik, bakım, tasarım, ulaşılabilirlik kriterlerine göre puanlama yoluyla elde edilen tablolarla çok kötü, kötü, orta, iyi, çok iyi şeklinde sınıflandırılarak değerlendirilmesiyle İzmir Kenti Kamusal Kıyı Mekanlarının mekan kalitesi ortaya konulmuştur.

 

 

Doğaya Saygılı Kıyı Kulllanımı

Şile Örneği

Elif Örnek Özden, Şengül Sur

Y.T.Ü, Mimarlık Fak., Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, İstanbul.
Tel: (212) 259 70 70, Faks: (212) 261 05 49

Özet

Kıyı mekanı, bir yandan yüklü olduğu üstün potansiyel nitelikleri açısından ülkesel çevrenin düzenlenmesinde etkin bir veri oluştururken, diğer yandan yanlış ve plansız kullanımı ile, doğal bütünlüğü büyük ölçüde tahrip ve yağmaya uğrayan kıt ve bozulabilir bir kaynağın çapraşık ikilemini oluşturmaktadır.

Ülkemizde, kalkınma aracı olarak görülen turizme tanınan ayrıcalık, birçok uygulamada da açıkça gözlenebileceği gibi kıyı alanlarından, arkeolojik kazı alanlarına, içme suyu havzalarına, değerli doğal sitlere kadar tüm ülkesel değerler acımasızca yok edilmektedir. Öte yandan gerçek turizme hizmet etmese bile turizm adına kurulan pek çok “site”, “kıyı kent” gelecek dönemlerde belki de kapladıkları doğal alanların topluma kazandırılması için, ülkemizin bedelini ödeyemeyeceği bir yatırımı oluşturmaktadır.

Turizm, ülkemizin yadsıyamayacağı bir gerçektir. Dinleme, eğlenme gibi gereksinmelerinden kaynaklanan turizm, bu eylemleri için gerekli donatımları isteyecek ve bu donatımların düzenlenmesi ile doğal mekanda bir tüketim oluşacaktır. Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak “doğaya saygılı turizm planlaması” ile gerçekleşebilir.

Bu bildiride, Şile özelinden yola çıkılarak, doğa ile uyumlu /saygılı gelişmeler ile uyumsuz /saygısız gelişmeler örneklenmeye çalışılacaktır. Şile, İstanbul’a özellikle yeni ulaşım akslarının açılması ile daha da yakınlaşan, böylece hafta sonu turizmi için oldukça cazip hale gelen bir yerleşmedir. Son yıllarda ikincil konut alanı olarak hızla gelişen ve bu gelişimi sırasında zaman zaman doğaya uyumdan uzaklaşan, ancak genel kıyı kullanımı anlamında henüz bozulmamıştır. Bu özelliğinin devam ettirilebilmesi için neler yapılmalıdır ? sorusu ise tartışılacaktır.

 

 

Antalya’da Kent Gelişiminin Koruma Alanlarına Etkileri

 

Yrd. Doç. Dr. Sibel Mansuroğlu1, Emrah Yıldırım2

Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 07070, Antalya. Tel: (242) 227 45 60/337, Faks: (242) 227 45 64
1 E-posta: smansur@agric.akdeniz.edu.tr
2 E-posta: emrah@agric.akdeniz.edu.tr

Özet

İnsanın yaşamını devam ettirmesi için sağladığı kolaylıklardan dolayı kıyılar, tarihin her döneminde uygarlığın odak noktalarını oluşturmuş, sosyal ve ekonomik açıdan önem taşımıştır. Günümüzde ise kıyı yerleşimlerinin ticaret, endüstri, turizm gibi ekonomik etkinlikler için yoğun olarak kullanılması, bu alanlarda bulunan doğal kaynaklara ve kültürel değerlere zarar vermektedir.

İlk çağlardan bu yana bir yerleşim alanı olan Antalya, günümüzde doğal ve tarihi özellikleri dolayısıyla ülkemizin en önemli turizm merkezidir. Turizmdeki gelişmeler kentin hızla büyümesine neden olmuş ve kentin özelliklerini olumsuz etkilemiştir. Bu çalışmada Antalya Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde bulunan, doğal ve kültürel koruma alanlarına kent gelişiminin etkileri belirlenecektir. Bu amaçla doğal ve kültürel (kentsel, arkeolojik ve diğer sit alanları) koruma alanlarının mevcut durumları ve kentsel gelişmelerden kaynaklanan sorunlar belirlenerek, alınması gereken bazı önlemler üzerinde durulmuştur.

 

 

 

 Anadolu’daki Tarihsel Limanların Kent-Liman Planlanması Bağlamında İncelenmesi

 

Yrd. Doç. Dr. Nesrin (Cilasın) Baykan

Pamukkale Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Ulaştırma Anabilim Dalı, Kınıklı Kampüsü, Denizli.
Tel: (258) 212 55 45-212 55 48; Faks: (258) 212 55 38;
E-posta: nbaykan@pamukkale.edu.tr

Özet

Türkiye önemli su ve toprak kaynakları bulunan, bunların belli bir bölümünü geliştirmiş ve geriye kalan daha önemli bir bölümünü geliştirme çabalarını sürdüren bir ülkedir. Günümüzün çok hızlı nüfus artışının yanısıra, ekonomik yönden gelişmiş ülkelere oranla görülen farklar, bu çabaların ileride daha hızlı bir tempoyla sürdürülmesini zorunlu kılmaktadır. Gelecekteki bu gelişmenin istenilen biçimde gerçekleşebilmesini sağlamak amacıyla girişimlerde bulunurken, günümüzdeki duruma nasıl gelindiğini yakın ve uzak geçmişe bakarak değerlendirmek yerinde olacaktır.

İnsan yaşamıyla ilgili uygarlık yapıtlarının kalıntıları on bin yıl öncesine kadar izlenmekle birlikte, insan varlığının başlangıcının çok eskilere dayandığı bilinmektedir. Ülkemiz, tarihsel değerler açısından, dünyada eşine ve benzerine çok az sayıda rastlanan zenginlikte kalıntılara sahiptir. Anadolu’nun hangi yöresine gidilirse gidilsin, en azından Milad öncesine giden bir eski kent, bir buluntu, bir izle karşılaşmamak olanaksızdır. Bu kentlerin pek çoğu hakkında arkeolojik araştırmalar sonucunda yüzeysel de olsa bilgi edinilebilmiştir.

Gerek yeryüzünde günümüze ulaşmış, gerekse uzun yıllar boyunca doğa koşulları sonucunda toprak yada su altında gizlenmek durumunda kalmış mühendislik yapılarının en az bir kısmının bile yapımı sırasındaki teknik bilgi ve donanımıyla, yapımı tamamlandıktan sonra kullanılış amacı ve biçimi hakkında bilgi edinilebilirse, geçmişimizle ilgili daha sağlıklı varsayımlarda bulunabilir ve bu bilgileri günümüz koşulları için de yorumlayabiliriz.

Eski kentlerin nüfusuna genelde; tiyatro kapasiteleri ve alan bakımından ışık tutulmaya çalışılmıştır. Arkeolojik çalışmalarda bu yöntemle gerçeğe yakın saptamaların yanında, birçok kentin nüfusunun tahmininde güçlük çekilmiştir. Tarihsel su ve kıyı yapılarının temin ve iletim sistemleri ve kapasitelerinin o günkü kullanılış koşulları gözönünde tutularak kestirilmesi ile kent nüfuslarının belirlenmesine yeni bir yaklaşım getirilebilir.

Tarihsel kentlerde yer alan kıyı yapılarının büyüklüklerinin; limanların kapasiteleri, rıhtım ve iskele uzunluklarının bilinmesi arkeologlara ve mühendislere bu kentlerin nüfusları hakkında bilgi verebileceği gibi, bu kentlerdeki ticaret hayatının işleyişi, kentin savunma sistemleri ve gemi boyutları hakkında da fikir sahibi olmalarını sağlayabilir. Bu durum da günümüzde birçok konuda olduğu gibi geçmişin aydınlatılmasında ve geleceğe ışık tutulmasında disiplinlerarası bir çalışmanın gereğini ortaya koymaktadır.

Bu bildiride, yukarıda önemleri açısından vurgulanan Anadolu’nun Likya bölgesinde bulunan Phaselis‘de (Tekirova-Antalya) ve Karya bölgesinde bulunan Knidos (Datça-Muğla) limanları, ait oldukları çağdaki durumları, konumları ve önemleriyle incelenmiş, yerleşim planları ve yapım biçimleri planlama bağlamında değerlendirilmiştir.

 

 

Dünya Kültür Mirası Olan Troia’nın Geleceği Üzerine Araştırmalar

Prof. Dr. Sezginer Tuncer1, C. Çiğdem Erdemir2

Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi
Temel Bilimler Bölümü, 17100-Çanakkale Faks: 2133660, Tel: 2135375
1 E-posta: stuncer@comu.edu.tr
2 E-posta: cerdemir@hotmail.com

Özet

Troia, Çanakkale ilinin Menderes Ovası’nın güneydoğusunda, 30 km uzaklıkta bulunan topraklarda M.Ö 3000 yılından bu yana geçmişin anılarını gözlerimizin önüne seren bir uygarlık kalıntısıdır. Günümüzde Troia, sadece arkeolojik anlamda önemli bir yer değil, aynı zamanda iki kıtanın birleştiği bölgedeki ekolojik önemi olan bir yerdir. 1999 yılından itibaren Unesco tarafından dünya kültür mirası listesinde yer alan Troia, arkeolojik anıtları ve önemli kültürel değerlerinin yanında sulak alanlarıyla da önemini korumaktadır. Denizle bağlantılı sulak alanları, her geçen gün artan tarım ve yerleşim alanlarından kaynaklanan bazı çevresel sorunlar Troia’nın geleceğini olumsuz yönde etkilemektedir.

Avrupa Doğa Mirası Vakfının(Euronatur) başlattığı proje kapsamında Troia’nın doğal çevresinin ekolojik potansiyeli ve bu yapıyı tehdit eden faktörleri saptamak amacıyla bir dizi ekolojik çevre analizleri başlatmıştır.

Bu çalışmada ekolojik doğal çevre yapılarında önemli bir yer tutan Karamenderes’in meydana getirdiği nehir sisteminin doğal yapıları araştırılmıştır. Sulak alanlar ve deltada karşılaşılan sorunlar üzerinde durulmuş ve bu amaçla farklı su ortamlarında bazı fizikokimyasal parametreler , bentik fauna ve flora bireyleri araştırılmıştır.

 

 

Urla-Çeşme Yarımadası’nın Jeoekosistemleri ve Ekolojik Birimleri

Yrd. Doç. Dr. Adnan Semenderoğlu

D.E.Ü. Buca Eğt. Fak. Coğrafya ABD, Buca-İzmir
Tel (iş): (232) 420 48 82/1736, Faks: (232) 420 48 95,
E-posta: a.semenderoglu@deu.edu.tr

Özet

Son yıllarda karasal ekosistemler özellikle iklim şartlarının belirlediği ancak yer yer özel toprak-anamateryal ve jeomorfolojik şartların da ön plâna geçebildiği biyomlara ayrılarak sınıflandırılmaktadır. Biyomlar, cansız ortam ile flora ve faunanın bir araya geldiği ekosistemlere tekabül eder. Genel olarak her biyom, cansız ortama (iklim, anamateryal, topoğrafya faktörleri) adapte olmuş flora ve faunayı barındırmaktadır. Biyomlardaki biyolojik üretkenlik; cansız ortam unsurlarının sağladığı su, beslenme ve barınma imkânları ile çok yakından ilişkilidir. Başka bir deyişle bir biyomdaki canlılar örneğin bitkilerin yoğunluğu, tür çeşitliliği, her türe ait birey sayısı; ortamda hüküm süren yağış ve sıcaklık şartları, anamateryalin ve toprağın besin maddesi içeriği, kimyasal ve fiziksel özellikleri ile bakı, yükselti ve eğim gibi topoğrafya faktörlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Aşağıda önce biyomlar daha sonra biyomlardaki biyolojik prodüktivite hakkında özlü açıklama yapılmıştır.

 

 

 

İzmir Kuş Cenneti ve Çevresi – Kentsel

Gelişme İkilemi

 

Doç. Dr Adnan Kaplan1, Alpay Tırıl2, Barış Kara3

1 Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova - İzmir, Tel: 0.232.3880110/2616 Faks: 0.232. 3881864
E-posta: kaplan@ziraat.ege.edu.tr

2 Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı, Bornova - İzmir, Tel: 0.232.3880110/2616 Faks: 0.232. 3881864
E-posta: alpaytiril@yahoo.com
3 Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova - İzmir, Tel: 0.232.3880110/2616 Faks: 0.232. 3881864
E-posta: bkara@agr.ege.edu.tr

 Özet

Kıyı sulak alan bütününde İzmir Kuş Cenneti ve çevresi günümüzde İzmir metropolünün kuzey aksında kentin potansiyel gelişme alanları olarak tanımlanmaktadır. Kenti içeren çeşitli ölçeklerdeki fiziksel planlama kararlarında ve de plan dışı senaryolarda çalışma alanının, ağırlıklı olarak, kentsel kullanımlara (yerleşimlere) dönüştürülmesi öngörülmektedir.

Bu çalışmada öncelikle kıyı sulak alanları ve fiziksel planlama ilişkileri genelde ele alınmaktadır.Çalışma alanına yönelik planlama pratikleri ile çevreye duyarlı planlama konseptinin karşılaştırılması suretiyle, kıyı sulak alan sisteminin sürekliliğini sağlama yolunda (planlama düzleminde) kriterler geliştirilmesi amaçlanmaktadır.

 

 

Köyceğiz/Dalyan ÖÇKB Dalyanağzı-İztuzu Kumsalı Yönetimi

 

Sezer Göktan, Gülfer E.Arıkoğlu

Özel Çevre Koruma Kurumu Koza Sok No:32 G.O.P/ANKARA,
Tel: 0312 440 69 19 - 440 58 51 Faks: 0312 440 85 53

Özet:

Kalkınma ve Çevre ilişkisinde 1970’lerde ortaya atılan “ Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı; sosyal ve çevresel olarak sürdürülebilir nitelikte yeni bir ekonomik büyüme modeli önermektedir.Bu model, kaynakların en iyi ve akılcı şekilde kullanılmasını sağlayarak, taşıma kapasitesi içinde kalmak suretiyle insan yaşam kalitesinin iyileştirilmesi olarak somutlaşmaktadır. Türkiye’de, 383 Sayılı K.H.K. ile oluşturulan Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı bu çerçeveden yola çıkarak çevresel faktörlerle, sosyo-ekonomik faktörlerin politika, planlama ve yönetim düzeylerinde birlikte ele alınmasını ve sorumluluğunda olan bölgelerdeki kaynak yönetiminin sürdürülebilir yaşam ve kalkınma doğrultusunda gerçekleştirilmesini, “Bozulmadan Koruma, Koruyarak ve Geliştirerek Kullanma” ilkesini hedeflemiştir.

Bu ilkeden yola çıkılarak, Özel Çevre Koruma Bölgelerinden biri olan Köyceğiz/Dalyan’da gölün ve kanalların doğal, tarihi ve arkeolojik niteliklerinin korunmasını esas alan bir planlama yaklaşımı izlenmiştir.

Bölgede yer alan, doğal ve ekolojik açıdan önem arzeden Dalyanağzı - İztuzu Kumsalında kıyı ekosisteminin sağlıklı bir şekilde devam ettirilmesi, süregelen insan aktivitelerine günübirlik ve özel koşullarda izin verilmesi, deniz kaplumbağalarının populasyonunun artırılması , kumullar, zakkum bitkisi ve İztuzu Gölünün doğal dengesi içinde korunması hedeflenerek, buna ilişkin tedbirler geliştirilmiş, alanın gündüz insanlar, gece kaplumbağalar tarafından kullanımını sağlayan kullanıcıları bilgilendiren ve yerinden denetlenen örnek bir proje oluşturulmuştur.

 

 

 

Doğu Akdeniz’de Korunan Kıyı Alanlarının Sorunları ve

Alternatif Planlama Önerisi / Tuzla Örneği

 

Yüksel İzcankurtaran1 , Doç.Dr. K. Tuluhan Yılmaz2


Ç.Ü. Z.F. Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330/Balcalı/Adana>
1 Tel: 0 322 338 65 45 Faks: 0 322 338 61 89 E-posta: yizcan@mail.cu.edu.tr
2 Tel. 0 322 338 69 67 Faks. 0 322 338 61 89 E-posta: tuluhan@mail.cu.edu.tr

Özet

Türkiye’nin Doğu Akdeniz kıyıları, sahip olduğu morfolojik çeşitlilik yanında bu alanların batı Akdeniz ve Ege kıyılarına göre daha az tahrip edilmiş olması nedeniyle koruma açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Adana il sınırları içerisinde yer alan Karataş ilçesi Tuzla kıyı alanını tehdit eden; yapılaşma, tarım ve rekreasyonel aktivitelerin çevreye etkilerinin değerlendirilmesi ve planlı kullanım için gerekli çalışma programının oluşturulması hedeflenmiştir. Araştırmaya konu olan Tuz Gölü sulak alanı ve onu çevreleyen kıyı kumulları, "Seyhan Nehri ve Tuz Gölü Yaban Hayatını Koruma Sahası" olarak koruma altına alınmıştır. Kıyı alanı, Akdeniz Bölgesinin doğusunda, Seyhan ile Ceyhan deltaları arasında yer almakta ve 1500ha.'lık alan kaplamaktadır. Caretta caretta ve Chelonia mydas türleri düzenli olarak Seyhan ve Ceyhan deltaları ile bağlantılı kıyı kumullarında yuva yapmaktadır. Tuzla ve çevresinde varlığı saptanan 178 kuş türünün 146'sı araştırma alanının sınarları içinde bulunmaktadır. Alandaki kıyı kullanımının çok yoğun ve doğal potansiyeli tehdit eden bir yapıda olduğu saptanmıştır. Alan genelinde koruma-kullanma kapsamında, öncelikle yöre halkına ekonomik yararlanma alternatifleri sunarak doğal ekosistem üzerindeki yoğun baskının azaltılması gereği vurgulanmıştır. Kıyı kumulları üzerinde sürdürülen tarımsal kullanımlar ve sulak alanı tehdit eden imar girişimleri, doğal potansiyel ile çelişen mevcut ve potansiyel unsurlar olarak ele alınmış ve sürdürülebilirlik ilkeleri paralelinde koruma ağırlıklı bir kullanım modeli önerilmiştir.

 

 

Ziyaretçi Yönetim Planı Ve Turistik Kıyı Alanları İçin Önemi

 

M. Burcu Sılaydın

DEÜ Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Şehitler Cad., No:12, Alsancak, 35230, İzmir. Tel.: (232) 464 81 05,
Faks: (232) 464 80 63, E-posta: burcu.silaydin@deu.edu.tr

Özet

"Ziyaretçi Yönetim Planı (ZYP)", turizmin yaşandığı yerlerdeki sorunların çözümünü görevleri tanımlanmış birimler kapsamında aramak ve olası sorunlara engel olmak için ziyaretçi, yöre ve yöre halkı üçlüsünün talep ve gereksinimlerini birbirini olumsuz yönde etkilemeyecek biçimde karşılamak amacına yönelik olarak son on yılda geliştirilmiş yeni bir planlama ve yönetim yaklaşımıdır. Bu bağlamda ZYP, turistik tüm bölgeler için gerekli bir yaklaşım olmakla birlikte, özellikle turizmin en çok yoğunlaştığı kıyı alanları/yerleşimleri için önem kazanmaktadır.

Çalışmada "Ziyaretçi Yönetim Planı" kavramı incelenmiş ve bu planlama ve yönetim sistemi geliştirilerek, Türkiye'de turistik kıyı alanlarında uygulanabilecek bir "Ziyaretçi Yönetim Planı" modeli oluşturulmuştur.

 

 

 

Türkiye Yat Turizmi Potansiyeli ve

Yat Limanı Yatırımları

 

Dr. Nermin Tekoğul1, Ali Erkan Bezirgan2,
Dr. Gökdeniz Neşer1, Celal Üstünbaş1

 

1 Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Bakü Bul. No.10 İnciraltı, Balçova – (35340) İzmir. Telefon: (232) 278 5565, Faks: (232) 278 5082, E-posta: tekogul@imst.deu.edu.tr

2 Doğuş Holding Turizm Grubu, Büyükdere Cad. 42/8, Mecidiyeköy – (80290) İstanbul, Telefon: (212) 274 8161, Faks: (212) 274 8634, E-posta: dmarin@garanti.com.tr

Özet

Ülkemizde günden güne artan bir potansiyele sahip, her unsuruyla önemli ölçüde sosyal ve ekonomik kazanımlar sağlayan deniz turizmi ve yatçılık etkinlikleri çok yakın bir gelecekte Türkiye’nin turizm ve denizcilik sektörünün karakteristiği konumuna ulaşacaktır. Tarihsel ve doğal güzellikler Türkiye’yi yat turizminin odağı haline getirmiştir. Bu çalışmada, Türkiye’nin içinde yeraldığı Akdeniz yatçılık pazarı irdelenerek ulusal yatırım olanaklarına değinilmiştir. Ayrıca bu olanakları yarara dönüştürmek için aralarında ideal bir marina kurulması ve işletilmesi için gözönüne alınması gereken unsurların da yeraldığı öneriler geliştirilmiştir.

 

 

 

Kıyıda Yer Alan Tarihi Kent Dokularında Sürdürülebilir Turizm İçin Model Önerisi

Prof. Dr. Zekiye Yenen1, Yrd. Doç. Dr. Funda Öztürk Kerestecioğlu2, Cenk Hamamcıoğlu3, Onur Oruç4

 

Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi

1 Şehir ve Bölge Planlama Böl., Beşiktaş, 80750, İstanbul. Tel: (212) 259 70 70 / 2708, Faks: (216) 416 3917, E-posta: zekiye@yenen.com

2 Mimarlık Böl., Beşiktaş, 80750, İstanbul. Tel: (212) 259 70 70 / 2227, Faks: (212) 261 05 49, E-posta:Ozturk@yildiz.edu.tr

3 Bina Araştırma ve Planlama Yüksek Lisans Programı, Beşiktaş, 80750, İstanbul. E-posta: cenkmimar@hotmail.com

4 Bina Araştırma ve Planlama Yüksek Lisans Programı, Beşiktaş, 80750, İstanbul. E-posta: onuroruc@hotmail.com

 

Özet

Kentlerin merkezinde yer alan tarihi doku kentleşme sürecinde artan kentsel rant ortamında yokolma tehlikesi ile karşıkarşıya kalmaktadır. Turizm sektörü tarihi kent parçalarının yaşatılarak verimli bir şekilde değerlendirilebilmesi açısından bir varoluş aracı olarak kabul görmektedir. Bildiri, bu yaklaşımdan yola çıkarak, İstanbul’un Tarihi Yarımada Sit Alanı’nda Cankurtaran semtinin özgün niteliklerinin turizm kapsamında kazanılarak sürdürülebilmesi için bir model öngörmektedir. Model 2000-2001 akademik yılında YTÜ Mimarlık Fakültesi Bina Araştırma ve Planlama Yüksek Lisans Programı’nda Turizm 1 dersi kapsamında bildiriyi kaleme alan araştırmacılar tarafından geliştirilmiştir.

 

 

 

Akbük Koyu'nun Sürdürülebilir Turizm Planlaması Açısından Değerlendirilmesi

 

Yrd. Doç. Dr. Nevzat Gümüş1,
Yrd. Doç. Dr. Adnan Semenderoğlu2

Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Coğrafya ABD 35150 BUCA-İZMİR
1Tel (iş) 0232 4204882 / 1733, Faks:0232 4204895,
E-posta: nevzat.gumus@deu.edu.tr
2Tel (iş) 0232 4204882 / 1736, Faks:0232 4204895,
E-posta: a.semenderoglu@deu.edu.tr

Özet

Kıyı Ege’nin güneybatı sahillerinde Akbük Koyu ve çevresinde, yaz sezonunda turizm ve rekreasyon etkinliklerinden kaynaklanan belirgin bir çevresel baskı oluşmaktadır. Bu baskı, kıyı alanının jeomorfolojik karakterine bağlı olarak, özellikle koy ve plâj bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Ne var ki, kıyı alanlarında düzensiz yapılaşma Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuatla adeta desteklenmektedir.  Son yıllarda kıyı kanununda sıkça değişiklik yapılmasına karşın kıyı alanı bir bütün olarak değerlendirilmeyip mesafe ölçütü temel kriter olarak alınmaktadır. Bu çalışmada Didim-Akbük Koyu ve çevresindeki eko-morfolojik özellik ve kriterlere göre kıyı alanları kategorize edilerek sürdürülebilir turizm ve rekreasyon planlamasına uygun modeller önerilmektedir. Kıyı alanı farklı kullanım alanlarına sahip birimlerden oluşan bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Böylelikle ortamda taşıma kapasitesi (carrying capasity) üzerinde baskı en aza indirilerek, çeşitli istek gruplarına yüksek kalitede kıyı ve deniz ortamı sunulması hedeflenmektedir.

 

 

 

Akyatan Kıyı
Kumullarının Bitki Örtüsü-Toprak İlişkisi Yönünden Değerlendirilmesi

 

Y.Doç.Dr. Ahmet Serteser

Afyon Kocatepe Üniversitesi, Afyon Meslek Yüksekokulu,
Ali Çetinkaya Kampusü 03 200 AFYON Tel : (272) 213 57 11
Faks : (272) 213 34 72, E-posta : asert@aku.edu.tr

Özet

Çalışma alanı Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin denize döküldüğü yerler arasında bulunan Adana’nın Karataş ilçesi İnnaplı köyü sınırları içerisindeki Akyatan bölgesindedir.

Araştırma alanı olarak diğer Akdeniz alanlarına oranla insan ve hayvan etkilerinin daha az olduğu bölgenin çok değişik toprak, orografik durum ve tahribat derecelerine bağlı olarak değişik vejetasyon tipleri ve birliklerinin oluştuğu bu bölge seçilmiştir. Çalışma alanını Kuvaterner arazisi kaplamakta olup iklimi “kışı ılıman az yağışlı” biyoiklim tipindedir. Akdeniz floristik bölgesi içindeki Akyatan(ADANA)’dan 160 vasküler bitki toplanıldı. Çalışma alanında 3 tip vejetasyon hakimdir. Bunlar kumul, halofit ve litoral maki vejetasyonudur.

Bu çalışmada jeoloji, iklim, toprak, flora, vejetasyon ve bitki örtüsü ile toprak ilişkisi sonuçlarına göre Akyatan(ADANA) kıyı yönetimi hakkında önerilerimiz verilecektir.

 

 

 

Kumulda Rehabilitasyon Çalışmaları

 

İsmail Küçükkaya

Orman Bakanlığı, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü, Ankara. Faks: (312) 212 55 32, Tel: (312) 212 55 06
E-posta: agm@agm.gov.tr

Özet

Yurdumuzun 8333 km. uzunluğundaki sahil şeridinde toplam 46583 hektar kumul alanı bulunmaktadır. Kumullar, kendine özgü flora ve faunasıyla yurdumuz eko-sisteminin önemli bir bölümünü oluşturur. Türkiye, Avrupa’nın en fazla kumula sahip ülkesidir.

Kıyı Kumulları,dünyanın en doğal ve dinamik yer parçasıdır. Kumulların varlığı nehir deltalarının ve sığ göllerin varlığı açısından önem taşır. Kumullar aynı zamanda sahil peyzajının da önemli bir parçasıdır. Doğal güzelliği ve dinlenme yeri açısından sahilin peyzaj değerine büyük katkıda bulunurlar. Erozyon açısından ise, sahile kum sağladıklarından, sahil kum dinamiğinin bir temel taşıdır. Kumullar, ekolojik olarak dış etkilere karşı çok değerli biyotoplardır.

Kumullar Antropojen etkilerle kolaylıkla harekete geçerek çevrelerine büyük zarar verirler. Kumul vejetasyonunun tahrip edilmesi, yanlış arazi kullanımı ve aşırı otlatma, kumul da rüzgar erozyonunun hızlanmasına ve kumul özelliğinin bozulmasına neden olmaktadır. Kumulların rehabilite edilmesi ancak koruma ve kullanma dengesi içerisinde biyo-mühendislik önlemlerle mümkün olabilmektedir.

Bu yazı ile, Yurdumuzdaki kumul sahalarında yapılan iyileştirme çalışmaları çeşitli yönleriyle ele alınmış, kumulun yerinde tutulması ve vasfının bozulmaması için gerekli tedbirler izah edilmiş ve bu hususta da çeşitli örnekler gösterilmiştir.

 

 

 

 Altınkum’da (Eğirdir Gölü) Kıyı Kullanımının Flora Oluşumuna Etkisi

 

Yard.Doç.Dr. Erol Kesici

Süleyman Demirel Üniv. Eğirdir Su Ürünleri Fak. 32500, Eğirdir-Isparta Tel: (246) 3116460/418, Faks: (246) 3116466, E-posta: esuf98@superonline.com

Özet

Doğal göller genellikle tektonik veya benzeri olaylar sonucunda doğarlar ve zaman içerisinde evrimlerini tamamlarlar. Tatlı su kaynakları uyumlu flora ve faunası ile yerkürenin biyolojik zenginliklerini oluştururlar. Ekosistemde insan unsuru, bu doğal yapıların sürdürülebilirliğinde belirleyicidir. Nüfus artışı, hızlı kentleşme, plansız yapılaşma, duyarsızlık, sulak alanların çıkarları doğrultusunda başkalarını yok sayarak kullanılması, yaşam için gerekli olan doğal tatlı su kaynaklarının ve çevresinin bozulmasını ve dolayısıyla karalaşmasını hızlandırmaktadır. Göllerin yaşlanma süresini saptayan en önemli unsur, algler(suyosunları) ve makrohidrofitlerin(yüksek su bitkileri) aşırı çoğalmalarıdır. Bitkilerin yığınlar oluşturması ve ölümleri sonucu oluşan kalıntıları göl tabanını doldurarak, su alanının sığlaşmasına ve organik kirliliğe neden olur. Göllerde, sığlaşmaya neden olan diğer bir olayda erozyondur. Erozyon; kirlilik, yanlış kıyı kullanımı, imar vb. etkenlerle hız kazanmaktadır. Göllerin direnci, evulasyon süresini uzatmaktadır. Tatlı su alanlarındaki bu tür etkenlerden dolayı meydana gelen farklılaşmaya bataklaşma veya ötrifikasyon adı verilmektedir (Grinwald, 1968). İlkesiz insan etkinlikleri, politik bakış, bencil insanların davranışları, her şeyi ranta çevirme sorumsuzluğu ve buna kayıtsız kalınması da bataklaşma sürecini hızlandırmaktadır.

Bu çalışmada araştırma alanını, Batı Toroslarda Isparta ili sınırları içerisinde, 7000 yıllık bir geçmişe sahip Eğirdir ilçesinden ismini alan vadi gölünün güney ucunda konumlanan doğal güzelliklere sahip büyük ölçekli koylardan olan Altınkum oluşturmaktadır.

 

 

 

 Pragmites australis L.’in Akşehir Gölü Kıyılarına Olan Etkisi

 

Yrd. Doç. Dr.Erol Kesici

Süleyman Demirel Üniv., Eğiridir Su Ürünleri Fak., 32500, Eğirdir, Isparta, Tel: (246) 311 64 60 / 418, Faks: (246) 311 64 66, E-posta: esuf98@superonline.com

Özet

Canlıların her zaman ilgisini çeken sulak alanlar, tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de dünden bugüne kültürel, ticari, endüstriyel, turizm ve rekreasyon amaçlı olarak yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Bu şekildeki kullanımlardan dolayı göllerin sürekli baskı altına alınmalarının yaratmış olduğu sorunlar diğer ülkelerde önceden yaşanmasına rağmen, bizde hala alınması gereken ve bilinen koruma-kullanma önlemlerinin karşısında duyarsız kalınmaktadır. Göllerin; çevrelerinden gelen yoğun evsel, endüstriyel, tarımsal organik-kimyasal atıklarla kirlenmesi ve tortulaşması söz konusudur. Bu oluşumlarla hızla gelişme gösteren kontrolsüz vejetasyonun (bitki örtüsü) etkisi ile su ortamı; yoğun flora ile kaplanarak bataklaşmaya ve çok kısa sürede de karalaşmaya başlamaktadır (Kesici, 1997).

İç Anadolu bölgesinde yer alan ve 355 km2 alanı ile ülkemizin 5. Büyük gölü olan Akşehir Gölü, bu oluşumlarla 60 km2’lik yüzölçümüne kadar azalan ve ciddi sorunları olan kapalı göllerimizden biridir. Makrofitlerin (yüksek su bitkileri) gölde aşırı artışı, tortu birikimini ve bioması doğrudan etkilemektedir. Akşehir Gölü’nde yıllara göre yaklaşık 40-150 km2lik bataklaşan ve kuruyan alanlarda, yoğunlukla Pragmites australis ‘lerin (Kamış) oluşturduğu makrofitler zemin toprağının tutulmasında etkili olmaktadır.

Uzun yıllar boyunca verimli göller grubunda yer alan Akşehir Gölün’de su ürünleri üretiminin ülke ekonomisinde önemli bir yeri vardır. Gölden, 1986 yılı değerlerine göre 45 ton Cyprinus carpıo (Sazan) 20 ton Esox lucius (Turna) ve 290 ton Astacus leptodactylus (Kerevit-tatlı su ıstakozu) avcılığı yapılmakta iken, 1990 yılında Turna balığı, 1994 yılında kerevit yok olmuştur. Göle flora mücadelesi ve balık üretimini arttırmak amacıyla işin kolayına kaçılarak ciddi araştırmalar yapılmadan aşılanan Cyprinid türlerinin ekosistem de oluşturduğu sorunlar olayın başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Bugün için Akşehir Gölünde su ürünleri üretimini 300-500 kg civarında Cyprinid balık türleri ile 1985 yılında 200 ton olan, 2000 yılında 200-300 tona çıkan kamış oluşturmaktadır.

Akşehir Gölü, makroflora, fauna ve kuş alanları gibi özellikleriyle doğal zenginliklere sahip, yaban hayatı yönünden de önemli bir sulak alandır. Göl 1992 yılında ‘Özel Çevre Koruma Bölgesi’ kapsamına alınmıştır. Göl çevresi, Karabatak, Balıkçı, Pelikan gibi kuşların koloni halinde kuluçkaya yattıkları ve bazı kuşların konaklama bölgesi olarak değerlendirdikleri ‘Önemli Kuş Alanları’ statüsündedir (İlçe Tarım). Kontrolsüz kamış kesimleri bu alanların yok olmasına neden olmaktadır. Bütün sulak alanlarımızda yaşanan sorunların çözümü; etkin iyileştirme ve gölün kullanım değerlerinin doğru olarak saptayıp, özel kontrol mekanizmasının uygulamaya geçilmesidir.

 

 

 

Edremit Körfezi Çevresinin Ekosistemleri

Yrd.Doç.Dr. Hasan Çukur

Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Coğrafya Anabilim Dalı Tel : (232) 4204882/1736 Faks: (232) 4204895  E-posta: hasan.cukur@deu.edu.tr

Özet

Araştırma alanı Ege Bölgesi’nin kuzeyinde, Edremit Körfezi çevresini içine almaktadır. Akdeniz ikliminin egemen olduğu sahada, çok kaliteli zeytin ve zeytinyağı üretilen zeytincilik faaliyetleri önemli yer tutar. Bu faaliyet son yıllarda uygun olmayan bir takım etkinliklerle gerilemektedir. Bunun önüne geçilmesi, ortamın en iyi biçimde kullanılması için ortamdaki dengenin nasıl sağlandığının bilinmesi gerekmektedir. Bunun için dendrokronolojik yöntemlerden ve toprak analizlerinden yararlanılmıştır. Bu ayırıma göre uygun olmayan kullanımlara dikkat çekilmiştir.

 

 

Urla-Çeşme Yarımadası’nın Jeoekosistemleri

ve Ekolojik Birimleri

 

Yrd. Doç. Dr. Adnan Semenderoğlu

D.E.Ü. Buca Eğt. Fak. Coğrafya ABD, Buca-İzmir
Tel (iş): (232) 420 48 82/1736, Faks: (232) 420 48 95,
E-posta: a.semenderoglu@deu.edu.tr

Özet

Son yıllarda karasal ekosistemler özellikle iklim şartlarının belirlediği ancak yer yer özel toprak-anamateryal ve jeomorfolojik şartların da ön plâna geçebildiği biyomlara ayrılarak sınıflandırılmaktadır. Biyomlar, cansız ortam ile flora ve faunanın bir araya geldiği ekosistemlere tekabül eder. Genel olarak her biyom, cansız ortama (iklim, anamateryal, topoğrafya faktörleri) adapte olmuş flora ve faunayı barındırmaktadır. Biyomlardaki biyolojik üretkenlik; cansız ortam unsurlarının sağladığı su, beslenme ve barınma imkânları ile çok yakından ilişkilidir. Başka bir deyişle bir biyomdaki canlılar örneğin bitkilerin yoğunluğu, tür çeşitliliği, her türe ait birey sayısı; ortamda hüküm süren yağış ve sıcaklık şartları, anamateryalin ve toprağın besin maddesi içeriği, kimyasal ve fiziksel özellikleri ile bakı, yükselti ve eğim gibi topoğrafya faktörlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Aşağıda önce biyomlar daha sonra biyomlardaki biyolojik prodüktivite hakkında özlü açıklama yapılmıştır.

 

 

 

 Çamaltı Tuzlası (İzmir/Türkiye)

Artemia Populasyonu Üzerine Bir Araştırma

 

Edis Koru, Prof. Dr. Semra Cirik


E.Ü. Su Ürünleri Fakültesi, Bornova,
İzmir.
Tel: (232) 752 11 62, E-Posta: koru@sufak.ege.edu.tr

Özet

İzmir Kuş cenneti içinde bulunan Çamaltı Tuzlası ekosistemi ülkemizin önemli sulak alanlarındandır. Doğal zenginlikleri bünyesinde bulunduran bu sulak alan, 1982 yılında Orman Bakanlığı tarafından "Su Kuşları Koruma ve Üretim Sahası", 1994 yılından itibaren "Yaban Hayatı Koruma Sahası" ilan edilmiştir. Çalışmada ekosistemdeki canlılardan biri olan Artemia‘nın 1999-2000 yılı boyunca gelişimi incelenmiştir. Tuzla Artemia populasyonunu olumlu ve olumsuz olarak etkileyen faktörler saptanmış, çözüm yolları araştırılmıştır.

 

 

 

 

Çukurova Deltası’nın Tehlike Altındaki Endemik ve Nadir Bitki Türleri

 

Yard. Doç.Dr. Halil Çakan

Çukurova Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü,
01330, Balcalı/Adana Tel: (322) 3386084-2573 Faks: (322) 3386070
E-posta: h_cakan@yahoo.com

Özet

Doğu Akdeniz Bölgesinde, Adana ve Mersin ili sınırları içerisinde bulunan Çukurova Deltası, yaklaşık 75000 hektarlık yüz ölçümü ile Türkiye’nin en büyük kıyısal sulak alanlarından birisini oluşturmaktadır. Bölge de 1999-2000 yılları arasında yapmış olduğumuz arazi çalışmaları sonucu, Çukurova Deltası florasının 70 familya’ya ait tür ve tür altı seviyede 560 taksondan oluştuğu ortaya konmuştur. Toplam flora içinde 21 endemik bitki türü yer almaktadır. Bu türlerden, Trigonella halophila Boiss. (Legüminosae), Anthemis adonidifolia Boiss.(Compositae), Beta trojana Pamuk & Aellen (Chenopodiaceae), Rumex bithynicus Rech.fil. (Polygonaceae) ve Bromus psammophilus P. M. Smith (Graminaea) CR-Critically endangered (Çok tehlikede) kategorisine girmektedir. Bunun yanında 3 tür EN-Endangered (Tehlikede), 5 tür VU-Vulnerable (Zarar görebilir), 8 tür ise LR-Lower Risk (Az tehdit altında) kategorisinde yer almaktadır. Ayrıca, endemik türlerin dışında, ülkemizde nadir olarak bulunan ve nesilleri tehlike altında olan 18 bitki türünün de Çukurova Deltası’nda bulunduğu saptanmıştır. Bu türlerden Heliotropeum ovalifolium Forssk. (Boraginaceae), Callitriche truncata Gussone subsp. occidentalis (Rouy) Schotsman (Callitrichaceae) ve Lavatera trimestris L. (Malvaceae)’in durumu tehlike kategorilerine göre CR-Critically endangered (Çok kiritik) kapsamında değerlendirilmektedir. Diğer tehlike kategorilerinden Endangered (Tehlikede) kategorisinde 4 tür, VU-Vulnerable (Zarar görebilir) kategorisinde ise 11 tür bulunmaktadır.

 

 

 

Türkiye Kıyıları ve Porsuk

Yrd. Doç. Dr. Nahit Pamukoğlu

K.Ü., Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 71450, Yahşihan, Kırıkkale. Faks: (318) 357 24 61, Tel: (318) 357 24 78 / 151

Özet

Carnivora mensubu Meles cinsi dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tek bir türle, Meles meles ile temsil edilmektedir. Bu türün iç bölgeler başta olmak üzere hızla azalma gösterdiği tespit edilmiştir. Bunun nedeni plansız ve düzensiz yapılaşma, tarım alanlarında kullanılan gübre ve ilaç, avcılık, gürültü ve ışık kirliliği, sel baskını ve trafik kazasıdır. Porsuklar tahrip edilmemiş kıyı bölgelerimizde hala varlıklarını sürdürmektedir. Bu tür nesli tehlike altındaki türler kategorisinde yer almaktadır.

 

 

 

Foça ÖÇKA’nda Akdeniz Foku Koruma Çalışmalarının Verimliliğinin Değerlendirilmesi

 

Harun Güçlüsoy1, Prof.Dr.Aykut Kence2

1 Sualtı Araştırmaları Derneği – Akdeniz Foku Araştırma Grubu (SAD-AFAG) Ege Programı, PK. 12, 35680, Foça, İzmir.
Tel ve Faks: (232) 812 30 62, E-posta: hguclusoy@yahoo.com

2 Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Biyoloji Bölümü, 06531, Ankara.
Tel : (312) 210 5176, Faks: (312) 210 1289, E-posta: aykut@metu.edu.tr

 

Özet

Akdeniz keşiş foku Monachus monachus (Hermann, 1779), kasıtlı öldürmeler, yaşam alanlarının tahrip edilmesi, aşırı balıkçılık ve rahatsız edilmelerinden dolayı dünya genelinde azalan bir populasyon ile nesli tehlike altında olan bir canlı türüdür. Türkiye, Akdeniz keşiş foklarının dağılım gösterdiği nadir ülkelerden biridir. Bu çalışma, Akdeniz fokunun Türkiye’de korunması; Foça Özel Çevre Koruma Alanı (ÖÇKA)’nın verimliliğinin değerlendirilmesi için gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ağustos 1996 ve Temmuz 1997 tarihleri arasında, önceden tanımlanmış 7 fok mağarasının kontrollerini ve en çok fok görme kayıtlarının gerçekleştiği Orak Adası’nın Siren Kayaları’ndan yapılan gözlemleri içermektedir. Tüm çalışma yılı içerisinde ikisi Foça ÖÇKA’nda doğmuş toplam 7 Akdeniz keşiş foku gözlenmiştir. Yaşam alanı kullanımı devam etmekte ve fokların Foça ÖÇKA’nı önceki 3 yıla göre kullanımında bir artış gözlenmektedir. Foça ÖÇKA koruma önlemleri verimli bulunmuş ve yaşam alanı kullanımında bir artış görülmüştür. Foklar, alanı yavrulamak içinde kullanmışlardır.

 

 

 

 

Doğu Karadeniz’deki Kıyı Balıkçılığının Makrofauna Üzerine Olan Etkilerinin Belirlenmesi

 

Mustafa Zengin, Yılmaz Bekiroğlu, Hamza Polat

Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Trabzon, Tel: (462) 3411053, Faks: (464) 3411056

Özet

Bu çalışma; 1998/1999 yılları arasında Sinop-Hopa arasında, farklı tipteki ağları kullanan ticari balıkçı tekneleri ile Karadeniz’de biyolojik çeşitliliğin yoğunlaştığı 0-30 m derinlikteki sularda yürütülmüştür. Kıyı balıkçılığında uygulanan avlanma yöntemleri (voli, dip ve orta su trolü, algarna) ile avlanan hedef türlerin yanısıra, total av içerisindeki tesadüfü (bycatch) ve ıskarta avın tür kompozisyonu aylık olarak belirlenmiştir. Mevsimsel avcılığın zamanı dikkate alınmaksızın mezgit, barbunya, kalkan, izmarit, istavrit, kefal, pasifik kefali, zargana, palamut, lüfer, çaça, hamsi, gibi hedeflenen 13 ayrı ekonomik tür ile birlikte, pelajik, yarı demersal, demersal ve bentik özelliklere sahip toplam 62 farklı organizmanın bu ağlara girdiği tesbit edilmiştir. Av kompozisyonu içerisindeki bu organizmaların 36’sı kemikli balık, 4’ü kıkırdaklı balık, 5’i kabuklu ve 14’i yumuşakça ve 3 adeti poliketler grubuna dahildir.

Elde edilen bululara göre kıyıya çok yakın sularda farklı özelliklere sahip kıyı ağları ile yıl boyunca hedef türler ile birlikte pelajik, demersal ve bentik makrofaunanın da zarar gördüğü tesbit edilmiştir. Bu sonuçlara göre kıyı alanları yönetimi içerisinde balıkçılığın ayrı bir disiplin olarak ele alınması ve kıyısal alanlardaki biyolojik çeşitliliğin ve verimliliğin sürdürülmesi açısından kıyı ekosisteminin en önemi kısmını oluşturan kıyısal zondaki her türlü balıkçılık aktivitesinin kontrol altına alınması ve bunun için gerekli olan teknik, idari ve hukuksal alt yapının oluşturulması gerekmektedir.

 

 

 

Türkiye Denizleri Canlı Kaynaklarında İletişim Ağı Etiği

 

Prof. Dr. Tufan Koray1, Dr. Levent Yurga2

1 Ege Üniversitesi, Kampüs PTT, P. K. 24, 35100, İzmir.
Faks: 0(232)38836 85, Tel.: 0(232)388 40 00/2851
E-posta: koray@sufak.ege.edu.tr
2 Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, 35100, Bornova, İzmir.
Faks: 0(232)38836 85, Tel.: 0(232)388 40 00/1718
E-posta: yurga@sufak.ege.edu.tr>

Özet

Bu çalışmada, yaklaşık 3000 yıldır bilgi transferinde kağıt ve benzeri malzemeyi kullanan insanoğlunun, son 100 yılda geliştirdiği plak, bant, disket/disk, CD-ROM ve Internet gibi yeni bilgi paylaşımı ortamları incelenmekte, ülkemizin iletişim ağını kullanma kapasitesi sorgulanmaktadır. ISI (Institute for Scientific Information) ve benzeri özet ve atıf kurumlarında Türk Deniz Bilimleri araştırmalarının varlığı, UNESCO-IOC/GLODIR veri tabanından başlamak üzere ETI (Expert-center for Taxonomic Identifications), MARIS (Maritime Information Systems), ERMS (European register of Marine Species) ve SPECIES 2000 Europa gibi kapsamlı veri tabanlarına ülkemizin katkıları incelenmektedir. Kişisel web sayfalarının hazırlanması ve refere edilmesi gibi etiksel konuların ayrıca irdelendiği bu çalışmada, Türkiye Denizleri Mikroplankton Türleri Web Sayfası (TÜBİTAK, YDABÇAG-296) bir örnek olarak incelenmektedir.

 

 

 

Akdeniz’deki Yabancı ve Yayılımcı

Deniz Yosunları

(Caulerpa taxifolia, Caulerpa racemosa)

 

Prof. Dr. Şükran Cirik, Aydın Ünlüoğlu, Barış Akçalı

Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Haydar Aliyev Bulv., No:10, İnciraltı, İzmir. Tel: (232) 278 55 65 / 278 65 15, Faks: (232) 278 50 82, E-posta: cirik@imst.deu.edu.tr

Özet

Akdeniz kıyıları çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olmakla beraber; deniz trafiğinin yoğun olması, yat turizmi, kıyısal yerleşimin ve kıyısal turizm yatırımlarının artması, akvakültür faaliyetlerinin hızla gelişmesi, balıkçılık faaliyetleri, tutunucu organizmaların fouling etkisi ve Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz’e giren türlerin (Lesepsiyen Göçmen Türler) coğrafik dağılım alanlarını genişleterek sayıca çoğalmaları gibi nedenlerle yabancı ve yayılımcı türlerin etkisi ve tehtidi giderek artmaktadır. Bu konuda Caulerpa taxifolia ve Caulerpa racemosa türleri Akdeniz için önemli birer örnek olmuşlardır.

1980 yılında, doğal yaşam alanı olan tropikal denizlerden Avrupa’daki deniz akvaryumlarına süs bitkisi olarak getirilen Caulerpa taxifolia isimli yeşil yosun türünün, Monako Deniz Akvaryumu’nun deşarj suyu ile Akdeniz’e karışıp hızla yayılması sonucunda, günümüzde bu yörede ekolojik bir felaket yaşanmaktadır. Bitkinin, 1984 yılında 1 m2 olan yayılma alanı günümüzde 100 km2’yi geçmiştir. Önceleri sadece Monako’da görülen tür, 1998’de Fransa, İtalya, İspanya ve Hırvatistan kıyılarına kadar yayılmış, üstün üreme ve uyum özellikleri nedeniyle dağılım alanını hızla genişletmiştir. Caulerpa taxifolia’nın geniş tuzluluk, ışık ve sıcaklık değişimlerine dayanıklılık göstermesi ve Batı Akdeniz’de doğal rakiplerinin bulunmayışı gibi nedenlerle bu bitki türü hızlı gelişmiş ve yayılmıştır.

19. yüzyılın sonlarına doğru Hint okyanusu ve Kızıldeniz’i Akdeniz’e bağlayan Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla, tropikal kökenli yeşil deniz yosunlarından (Chlorophyta) Caulerpa racemosa (Forsk.) C. Agardh, ve C. scalpelliformis Brown ex Turn. türleri Akdeniz’e girmişlerdir. Özellikle Caulerpa racemosa’nın, Akdeniz’in batısına ve kuzeyine doğru diğer türlere oranla daha hızlı geliştiğine dair bilimsel bulgular bulunmaktadır. C. racemosa; Mısır, Tunus, İsrail, Lübnan, Suriye, Yunanistan ve İtalya kıyılarına kadar dağılımını genişletmiştir. Ülkemizde de Taşucu, Kemer, Kaş, Bodrum, Kuşadası, Dikili ve Bozcaada kıyılarında ve Kıbrıs’ta (K.K.T.C., Magosa) bu türe ve varyetelerine rastlanmıştır.

Caulerpa taxifolia hususunda Akdeniz genelinde bilim adamları dışında, devlet merkezli yönetim birimleri ile toplum merkezli organizasyonlar, UNEP gibi uluslararası programlar bir araya gelip işbirliği yaparak, örnek bir halk eğitim programı uygulamışlar ve Caulerpa taxifolia ile çeşitli yöntemlerle mücadele faaliyetlerine başlamışlardır. Buna benzer faaliyetler; ülkemizde Caulerpa taxifolia’nın öncelikle yat turizminin çok yoğun olduğu Bodrum, Marmaris, Fethiye gibi turistik bölgelere taşınma olasılığı göz önüne alınarak Güney Ege kıyılarımızda başlatılmıştır. Caulerpa taxifolia hakkında gerek medyada çıkan haberler, gerekse dağıtılan broşürler, toplum ve devlet merkezli yönetim birimleri üzerinde oldukça büyük bir etki oluşturmuş, bu sayede ülkemizde çevre konusunda bizce önemli denilebilecek bir eğitim ve izleme programı oluşturulmuştur. Caulerpa racemosa’nın Türkiye’nin güney batı kıyılarında oldukça yoğun bir dağılım gösterdiği tespit edilmiş ve benzeri bir program tüm Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde uygulamaya konulmuştur.

 

 

 

Akdeniz’deki Caulerpa Türleri ve

Yabancı – Yayılımcı Bitkiler

 

Prof. Dr. Şükran Cirik, Barış Akçalı,
Prof. Dr. Bülent Cihangir, Aydın Ünlüoğlu


Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Haydar Aliyev Bulv., No:10, İnciraltı, İzmir. Tel: (232) 278 55 65 / 278 65 15, Faks: (232) 278 50 82, E-posta: cirik@imst.deu.edu.tr

Özet

Latince gövdesi yatay şekilde gelişen bitki anlamına gelen Caulerpa cinsi yeşil deniz yosunlarının dünyada 70’den fazla türü vardır. Bu türlerden sadece yedi veya sekizi Akdeniz’de bulunmaktadır. Caulerpa prolifera ve Caulerpa ollivieri yerli türler diğerleri ise yabancı türlerdir: Caulerpa taxifolia,Caulerpa racemosa ve variyeteleri, Caulerpa scalpelliformis, Caulerpa mexicana,Caulerpa sertularioides

Sadece Caulerpa cinsinin türlerinden oluşan Caulerpaceae familyası yeşil deniz yosunları grubu (Chlorophycophyta) içinde yer alır. Familyanın bütün üyeleri Hint ve Pasifik Okyanusu, Atlas Okyanusu’nun tropikal kesimleri, Kızıl Deniz ve Akdeniz olmak üzere tropikal denizlerde dağılım gösterir.

Türler arasında morfolojik yönden ileri derecede farklılaşmalar olduğu gibi, yüksek bitkilerdeki gibi kök, gövde ve yaprağa benzer kısımlar gözlenir. Tallusun silindirik ve yatay gelişen bölümü uç kısmından uzar. Aşağıya doğru renksiz, çatallı kökçük şeklindeki uzantılar yosunun zemine tutunmasını sağlar. Tallusun yukarı doğru uzanan kısmı ise türlere göre çeşitli yapılarda, örneğin Caulerpa prolifera’da yaprak şeklinde, Caulerpa racemosa’da üzüm salkımı şeklinde veya Caulerpa taxifolia’da olduğu gibi aynı düzlemde dallanan birleşik yaprak şeklinde gelişmiştir.

Akdeniz kıyıları çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olmakla beraber; deniz trafiğinin yoğun olması, yat turizmi, kıyısal yerleşimin ve kıyısal turizm yatırımlarının artması, akvakültür faaliyetlerinin hızla gelişmesi, balıkçılık faaliyetleri, tutunucu organizmaların fouling etkisi ve Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz’e giren türlerin (Lesepsiyen Göçmen Türler) coğrafik dağılım alanlarını genişleterek sayıca çoğalmaları gibi nedenlerle yabancı ve yayılımcı türlerin etkisi ve tehtidi giderek artmaktadır. Bu konuda Caulerpa taxifolia ve Caulerpa racemosa türleri Akdeniz için önemli birer örnek olmuşlardır.

Ülkemiz kıyılarında yayılımcı deniz bitkilerinden Caulerpa racemosa’nın zamanla yayılımını arttırdığı gözlenmektedir. Batı Akdeniz’den doğuya doğru yayılımını hızla ilerleten Caulerpa taxifolia türüyle ilgili bilgilendirme faaliyetleri; öncelikle medya yoluyla sonra da hazırlanan broşürlerin hedef kitlelere dağıtılarak seminerler düzenlenip anlatılması yoluyla başlatılmıştır. Medya tarafından katil yosun olarak adlandırılan Caulerpa taxifolia’ya kıyılarımızda henüz rastlanmamış olmasına rağmen bu türün, özellikle pilot bölgelerde hassasiyetle takip edilmesi ve konuya yönelik sektörlerin bilgilendirilmesi gerekmektedir

 

 

 

 

Kıbrıs CMC Atıklarının Doğu Akdeniz Üzerine Kirlilik Baskısı

 

Prof.Dr. Ünal Altınbaş1, Prof.Dr. Ümit Erdem2, Teoman Oktay3

1 E.Ü., Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, 35100 Bornova İZMİR,
Tel: (232) 388 40 00 / 2654 / 2682 Faks: (232) 388 92 03
E-posta: altinbas@ziraat.ege.edu.tr
2 E.Ü., Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 35100 Bornova
İZMİR, Tel: (232) 388 40 00 / 2975 Faks: (232) 388 67 31
E-posta: erdem@ziraat.ege.edu.tr
3
Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği, KKTC
Tel: (392) 728 73 47Faks: (392) 728 70 72
E-posta: oktay@kktc.net

Özet

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Lefke beldesi’ nin Gemikonağı Limanı yöresinde konumlanan bakır madeni işletmeciliğinin geçmişi, günümüzden 5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Yöre Trodos magmatik kompleksinin içinde bulunur ve buradaki demir (pirit) ve bakır (kalkopirit) sülfürlü cevherleşme, Trodos yastık lavları içerisinde yer alır. Kıbrıs adasındaki bakır işletmeciliğinin çok eski tarihi içermesinin bir sonucu olarak, adının da bakır sözcüğü ile eş anlamlı olan Cyprium, Cuprum ve Cyprus şeklinde gelişim gösterdiği bilinmektedir. Bu bağlamda bakır’ ın cevherden ayrılarak metalik şekilde ilk üretildiği yerin Kıbrıs adası olduğu arkeolojik olarak belirlenmiştir.

Lefke-Gemikonağı bakır madeni cevher işletmeciliği, 1913 yılından itibaren Kıbrıs maden şirketi (CMC) tarafından yerine getirilirken, 1974 yılında ise bu işletime son verilmiş ve sonuçta işletim sürecindeki tüm atıklarda bölgede ölüm vadisi oluşturacak şekilde kaderine terk edilmiştir. Katı atıkların alansal genişliği 5 km2 ve kitlesel ağırlığı da 10 milyon ton civarındadır. Bakır madeninin çıkarıldığı yöreler ile cevher üretimi durdurulmuş açık işletme sahaları yanında, cevher ve cevher işleme sonrası ortaya çıkan atıkların depolandığı alanlarda, yağmur suları ve bu bağlamda arazinin eğimine koşut olarak oluşan yüzey akışları, çevreye ve denize doğru devinim kazanmış ve sonuçta yörenin kirlilik parametreleri artarak yoğunlaşmıştır. Atık havuzlarındaki asitlik (pH) 1.61-2.79 sınırlarında dağılım gösterirken, metalik iyonlardan Fe, Cu, Pb ile metalik olmayan S' ün çok yüksek içerikte nicel artışı analizlenerek ortaya konulmuştur. Kükürdün oluşturacağı iyon ve kompleksleri ile H+ iyonu yoğunluğu, toprak ve suda kirlilik oluşturarak, onun doğal özelliğini olumsuzluğa doğru yönlendirmiştir. Benzer şekilde Gemikonağı göletinin yukarı bölümlerinde ve maden deresinin göletle birleştiği noktalardaki mavimsi renkler doğrudan bakırdan kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde Gemikonağında, denizden maden işletmesi ve yatağına doğru olan alanlarında cevher atıkları, kimyasal madde artıkları, işletmenin kapatılmasıyla çevredeki hurdalıklar, çevresel sorunları her geçen gün ağırlaştırarak özelde Doğu Akdenizin, genelde ise tüm Akdenizin gerek kirlilik ve gerekse biyolojik yaşamını tehdit eder konuma gelmiştir.

 

 

 

 

Liman Etkinliklerinin Çevresel Boyutları

 

Dr. Serap İncaz-Güner1, Günay Bilican2

1 Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, Tel: 0 216 395 10 64-313
E-posta: serapincazguner@yahoo.com
2 Temel Bilimler Bölümü İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi, Tuzla/İstanbul/ Türkiye, Tel: 0 216 395 10 64-313
E-posta: gunaybilican@usa.net

Özet

Denizler yeryüzünde yaşamın kaynağını oluşturmaktadır. Denizler; denizlerden, karalardan ve havadan çeşitli şekillerde kirletilmektedir. Kanalizasyonlar, sanayi atıkları, tarımsal gübre ve ilaçlar, deniz araçları, atmosferik taşınımlar, asit yağmurları gibi birçok kaynak denizleri kirletmektedir. Deniz kirlenmelerinin diğer nedenleri ise, zararlı maddelerin veya atıkların, uygun olmayan paketlenme, ambalajlama, etiketlenme ve taşınması, deniz araçlarının standarda uygun olmaması ve seyir kurallarına göre hareket etmemesi ve en önemlileri ise insan hatalarından kaynaklanan kazalar sonucunda denize dökülmesi, yayılmasıdır. Yüzyıllar boyunca yaşam kaynağı olan denizler, günümüzde zararlı atık atma alanı olarak kullanılmaktadır

Limanlar ise, denizler yoluyla ülkeler arasında ticaretin gerçekleştirildiği geçiş noktaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde doğayı en fazla tehdit eden tehlikelerin başında deniz kirlenmesi gelmektedir. Bu nedenle gerek denizlerde ve gerekse liman çevresinde oluşan kirlilikler ulusal değil aynı zamanda uluslar arası nitelikte olduğu için, düzenlemeler de uluslararası düzeyde gerçekleştirilmektedir. Bugün, dünya ticaretinin % 95’inin denizyoluyla yapıldığı gözönüne alındığında, liman çevresi faaliyetlerin önemi daha fazla ortaya çıkmaktadır. Limanlar ülke ekonomisi ve dünya ticareti açısından mal ve hizmetlerin fiziksel dağıtımının gerçekleştirildiği merkezi birimlerdir. Limanlar bu nedenle çeşitli şekillerde ve miktarlarda kaynak yaratıcı unsurlardır. Limanların doğru kullanılmaması yada kirlilik yaratacak şekilde faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi bu kaynaklardan vazgeçmek anlamına gelmektedir. Deniz ulaştırmasının diğer ulaştırma sektörlerine göre maliyet avantajı nedeniyle artış göstermesi, global olarak limanların önemini de arttırmaktadır. Bu önemin artması liman faaliyetlerinin artmasına, bu durum ise liman alanlarında oluşan çevresel problemlerin artışına neden olmuştur.

Bu amaçla bu çalışmada, liman alanında oluşan kirlilik nedenleri gemilerden, liman etkinliklerinden ve endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanan kirlilik düzeyinde ortaya konulurken, liman alanında ortaya çıkan çevresel etkinin minimuma indirilmesi için alınması gereken önlemler ve ilgili mevzuat ele alınmıştır.

 

 

 

Limanların Kıyı Alanları Üzerindeki Etkilerine Bir Örnek: Filyos Limanı Projesi

Doç. Dr. Meral Avcı1, Doç. Dr. Sedat Avcı2


İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Müşküle Sokak No 1, 34470 Vefa/İSTANBUL
1 E-posta: mavci@istanbul.edu.tr
2 E-posta: sedtavci@istanbul.edu.tr

Özet

Zonguldak ve çevresinin ekonomisi, maden kömürü ile buna bağlı olarak gelişen hizmet sektörüne dayanmaktadır. Yörede yaşayanlar için maden ocaklarında veya bir resmi dairede çalışabilmek, hayatı güvence altına almakla eşdeğerdir. Filyos havzası, Zonguldak ve çevresi için maden ocaklarının kapatılması durumunda ekonomik açıdan kendine yeterliliğini sağlayabileceği bir yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Çaycuma yakınına kurulan organize sanayi bölgesi, Kokaksu’da yer alan havaalanı, Filyos çayı vadisi boyunca iç kısımlara doğru kurulmalarına karar verilen serbest bölgeler bu konuda yapılan bazı çalışmaları oluşturmaktadır. Bu yatırımların, bir liman ile ekonomik açıdan daha anlamlı olacağı da açıktır. Sorun bu limanın nerede, hangi büyüklükte, maddi ve manevi hangi maliyetlerle kurulacağının belirlenmesidir.

Yapılacak liman tesisleri ile deniz içinde doldurma faaliyetlerinde bulunulacak, belli dönemlerde taşkın karakteri de taşıyan Filyos nehrinin getirdiği alüvyonların kısa sürede limanı doldurmaması için çeşitli tedbirler alınacak, kıyı çizgisi değiştirilecek, bu alanın doğal türleri olan pek çok kumul bitkisinin yayılış alanı ortadan kalkacaktır.

Bu açıdan ele alındığında Filyos limanı, kalkınma açısından büyük öneme sahip olmasına karşılık, doğa ile dengeli olup olmadığı tartışmalı bir tesistir. Limanın yapımında sürdürülebilir kalkınma ilkesinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Aksine hareket edildiğinde, tekrar geri kazanılması çok pahalı veya mümkün olmayan bazı sonuçların da ortaya çıkması beklenmelidir.

 

 

 

Çanakkale Boğazı’ndaki Kirlilik Kaynakları ve Ekosisteme Uygulanabilecek Modeller

 

Prof. Dr. Aysel Karafistan

Onsekiz Mart Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Terzioğlu II Kampüsü, P.K. 56, 17100, Çanakkale. E-posta: akarafistan@yahoo.com

Özet

Önemli geçiş alanlarından birisi olan Çanakkale Boğazı’na değişik kaynaklardan ulaşan kirlilik, su kalitesi ve akuatik ekosistemin dengesini bozmaktadır. Çanakkale Boğazındaki Ötrifikasyonun boyutlarını belirlemek amacıyla sucul ortamdaki bazı su kalitesi parametrelerini ölçmeye başlamış bulunuyoruz. Bu parametrelerin kirletici kaynaklardan uzaklığa bağlı değişimleri istatistiksel ‘ana bileşenlere ayırma’ yöntemi ile incelenerek ekolojik modellerle de kalibre edilecektir. Sonuçlar Ötrifikasyon modelinde kullanılarak besin elementleri ve biyokütlenin zamana bağlı değişimleri belirlenecektir. Bu bildirideki amacımız kullanılacak değişik modelleri sunmaktır.

 

 

 

Dalyan Lagünü Nütrient Dinamiğine Bir Yaklaşım

 

Dr. Melike Gürel1, Doç. Dr. Erdoğan Okuş2,
Doç. Dr. Çolpan Polat Beken3
Doç. Dr. Ayşegül Tanık4 ve Prof. Dr. İ. Ethem Gönenç5


1
İTÜ İnşaat Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 80626 Maslak/İST, Tel: 0 212 285 65 79, Faks: 0 212 285 65 87, E-posta: mgurel@srv.ins.itu.edu.tr

2 İÜ Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sok. No:1, Vefa/İST, Tel: 0 212 528 60 22, Faks: 0 212 526 84 33, E-posta: erokus@istanbul.edu.tr

3 İÜ Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sok. No:1, Vefa/İST, Tel: 0 212 528 60 22, Faks: 0 212 526 84 33, E-posta: scpb@istanbul.edu.tr

4 İTÜ İnşaat Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 80626 Maslak/İST, Tel: 0 212 285 68 84, Faks: 0 212 285 65 87, E-posta: tanika@itu.edu.tr

5 İTÜ İnşaat Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 80626 Maslak/İST, Tel: 0 212 285 37 86, Faks: 0 212 285 37 86, E-posta: iegonenc@srv.ins.itu.edu.tr

Özet

Bu çalışma ile kompleks ve dinamik yapıda olan lagün sistemlerinde besi maddelerinin dinamiğinin değerlendirilmesi için bir yaklaşım getirilmeye çalışılmıştır. Bu amaca yönelik olarak lagün tipi açısından çok karmaşık bir yapıya sahip olan Dalyan Lagünü’nde halen sürdürülmekte olan arazi çalışmalarının ilk iki mevsimlik sonuçları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Yapılan yaklaşımla, tüm mekansal değişimlere rağmen, lagün sistemi iki tabakalı tek bir sistem gibi düşünülmüştür. Çok sayıda istasyondan elde edilen veriler, yüzey ve dip tabakaları için ayrı ayrı istatistiksel değerlendirmeye tabi tutulmuş ve sonuçlar nütrient dinamiği açısından yorumlanmıştır.

 

 

 

Kapalı Koy ve Körfezlerde Hidrojen Sülfürden Kaynaklanan Kokunun Giderimi:

İzmir Körfezi Uygulaması

 

Deniz Dölgen1, Delya Sponza2, M. Necdet Alpaslan3,
Aysen Müezzinoğlu4, Zihni Yılmaz5, İlknur Köken6,
Adnan Akyarlı7 Ve Nezih Öztüre8

 

1, 2, 4, 5 Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, Buca 35160 Izmir, Tel: 0 (232) 453 10 08, Faks: 0 (232) 453 11 53
E-posta: deniz.dolgen@deu.edu.tr; delya.sponza@deu.edu.tr; aysen.muezzinoglu@deu.edu.tr; zihni.yilmaz@deu.edu.tr

3 Dokuz Eylül Üniversitesi, ÇEVMER, Çevre Araştırma ve Uygulama Merkezi, Buca 35160, İzmir, Tel: 0 (232) 453 10 08, Faks: 0 (232) 453 42 79
E-posta: necdet.alpaslan@deu.edu.tr

6 İzmir Çevre İl Müdürlüğü, Alsancak, İzmir

7, 8 AKOKS Çevre San. A.Ş. Sehit Nevres Bulvarı, Kızılay İş Merkezi, No: 3/7 Alsancak/ İzmir, Tel: 0 (232) 464 57 67, Faks: 0 (232) 464 53 63
E-posta: akoks@ozture.com.tr

Özet

İzmir Körfezi uzun yıllardır hızlı kentleşmenin, evsel, endüstriyel, tarımsal ve deniz ulaşım faaliyetlerinin etkisiyle yoğun kirliliğe maruz kalmıştır. Yapılan araştırmalar, özellikle iç körfez bölgesinde organik ve inorganik madde konsantrasyonun yüksek, çamur birikiminin yoğun, buna karşın su değişimi ve atıksu seyrelme kapasitesinin sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Körfeze akan dereler ve yaygın kaynaklar ile taşınan kirliliklerin zaman içerisinde artması sonucu ortamda oksijen miktarı giderek azalmış, pek çok noktada sıfırın altına düşerek anaerobik koşullar oluşmuştur. Özellikle yaz aylarında, yüksek sıcaklıkların etkisiyle, anaerobik mikroorganizma faaliyetleri artmakta ve su-sediment arakesitinde yeterli çözünmüş oksijen bulunmaması sonucu, ortamdaki organik kükürtlü bileşikler ile inorganik sülfatlı bileşikler hızla parçalanarak karbondioksit, amonyak, hidrojen sülfür ve metan gibi gaz ürünlere dönüşmektedir. Açığa çıkan hidrojen sülfür (H2S) gazı ise kendine has çürük yumurta kokusu ile İzmir şehri için büyük bir koku problemine neden olmakta, iç körfezden başlayarak hakim rüzgarlarla İzmir’in yoğun yerleşim bölgelerine yayılmaktadır.

Sunulan bildiride H2S gazının neden olduğu kötü kokunun, katkılı sönmüş kireç ilave edilerek gideriminin incelendiği bir saha çalışması tanıtılarak elde edilen sonuçlar değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, öncelikle laboratuvar ortamında kurulan düzenek ile dere ağzından alınan çamurlu sıvı örneklerine değişik kireç dozları uygulanarak su-sediment arakesitindeki toplam bakteri, anaerobik bakteri ve sülfat indirgeyen bakterilerin sayıları ile oluşan toplam gaz ve hidrojen sülfür gazı konsantrasyonları izlenmiş; sonuçta, anaerobik reaktörlerde, mikroorganizmaların en az etkilendiği ve hidrojen sülfürün oluşmadığı optimum kireç dozları saptanmıştır. Laboratuvar araştırmalarını izleyen saha çalışmalarında ise iç körfeze ulaşan derelerden birisi üzerinde katkılı kireç çözeltisi uygulaması yapılarak H2S oluşumunun zamanla değişimi izlenmiştir. Sonuç olarak, alan çalışmalarından edinilen veriler doğrultusunda, körfezin rehabilitasyonu başlayıncaya kadar geçecek süreçte, H2S’den kaynaklanan istenmeyen kokunun, kireç uygulanması ile giderilmesi alternatifi teknik ve ekonomik bakımlardan değerlendirilmiş ve bir ara çözüm olarak önerilmiştir.

 

 

 

Büyük Kapasiteli Endüstriyel Limanlarda

Arıtma Tesislerinin Kapasitelerinin Belirlenmesi

 

Doç. Dr. Işık Kabdaşlı1, Prof. Dr. Sedat Kabdaşlı2

1 İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 80626, Maslak, İstanbul. Tel: (212) 285 65 86, Faks: (212) 285 33 36  E-posta: ikabdasli@srv.ins.itu.edu.tr

2 İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi, Hidrolik Anabilim Dalı, 80626, Maslak, İstanbul. Tel: (212) 285 38 55, Faks: (212) 285 33 36 E-posta: skabdasli@srv.ins.itu.edu.tr

Özet

Büyük kapasiteli, özellikle, endüstriyel amaçlı limanlarda liman işletilmesinden kaynaklanan kirlenmenin yanı sıra özellikle gemilerden kaynaklanan atıksuların uluslararası standartlara uygun şekilde belirlenmesi çevresel etkilerin minimuma indirilmesi açısından büyük öneme sahiptir. Limanın birden fazla amaca yönelik olması durumunda limana gelen gemilerin tip ve kapasitelerinin de çeşitlilik göstermesi gemilerden kaynaklanan atıksuların miktarlarının değişmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla limandan aynı anda hizmet alacak gemilerin sayı, tonaj ve tipleri atıksu miktarının hesabında dikkate alınması gereken parametrelerin de çoğalmasına yol açmaktadır. Bu çalışmayla, yıllık 250 000 ton kapasitesi ile Türkiye’ nin önemli limanlarından biri olmaya aday olacak şekilde projelendirilen; kömür ve petrol dahil çok farklı yük kapasitesi bulunan Kardemir Filyos Limanı örneği ele alınarak büyük limanlardan oluşacak atıksuların miktar ve karakter belirlenmesindeki kriterler ortaya konmuş; söz konusu atıksuların standartları sağlayacak düzeyde arıtma şemaları önerilmiştir.

 

 

 

Oşinografide Uzaktan Algılama

Şeniz Uçkaç1, Dr. A Hüsnü Eronat, Doç.Dr.Doğan Yaşar

Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Haydar Aliyev Bulvarı, 35340 İnciraltı-İzmir Tel: (232) 278 50 83, Faks: (232) 278 50 82
1E-posta : uckac@imst.deu.edu.tr

Özet

Uydusal oşinografi teriminin kullanılması 1978 yılında Seasat uydusunun uzaya fırlatılmasıyla başlamıştır. Son 20 yıldır uydu teknolojisinde birçok gelişme kaydedilmiş olup çok sayıda uydudan değişik oşinografik parametrelerin tayin edilmesine başlanmıştır.

Deniz ile ilgili veriler elektromanyetik spekturumun görünür, kızılötesi ve mikrodalga kanallarıyla elde edilir. Uydular yardımıyla elde edilen başlıca oşinografik parametreler; deniz yüzeyi sıcaklığı, ışık geçirgenliği, deniz yüzeyi yükseltisi ve engebesi olarak sayılabilir. Deniz yüzeyinden yansıyan ışınım görünür kanallar vasıtası ile algılanır ve bu veri ile denizin ışık geçirgenliği ve buna bağlı olarak birincil üretim ve askıdaki maddeler hakkında bilgi edilinir. Denizlerdeki fitoplankton yoğunlukları aynı zamanda balik avlanma yerleri için de önemlidir. Kızılötesi kanallar yardımıyla denizlerin yüzey suyu sıcaklık dağılımları saptanır. Böylece su kütlelerinin dağılımları zaman ve yere bağlı olarak incelenir. Mikrodalga kanallar yardımıyla ise deniz yüzey yükseltisi ve engebesi verileri elde edilir. Bu verilerden faydalanılarak deniz seviyesi değişimleri ve denizlerin fiziksel proseslerinin incelenmesi mümkün olmaktadır.

Bu çalışmanın amacı deniz bilimlerinin temelini oluşturan oşinografide uydu verilerinin kullanım olanaklarını tartışmak, elde edilen verilerin kıyısal alanlarla beraber derin deniz alanlarındaki örneklerini incelemektir.

 

 

 

Kıyı Bölgelerinde Oluşturulacak CBS’de Uzaktan Algılama Verilerinin Kullanımı

 

Şinasi Kaya1, Dursun Z. Şeker2, Nebiye Musaoğlu3

İTÜ İnşaat Fakültesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü80626 Maslak İstanbul
1 skaya@srv.ins.itu.edu.tr
2 dzseker@srv.ins.itu.edu.tr
3 nmusaoglu@srv.ins.itu.edu.tr

Özet

Yeryüzündeki ülkelerin yaklaşık %90’ının denize kıyısı bulunmaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye de bu ülkelere bir örnektir. Kıyıların kaynaklarıyla birlikte sahip oldukları tarihi ve doğal güzelliklerinin korunabilmesi ve gelecek nesillere de aynı şekilde aktarılabilmesi için kıyı bölgelerinin çok detaylı olarak ele alınarak irdelendiği yönetim planlarına gereksinim vardır. Bu şekilde bir plansa ancak Coğrafi Bilgi Sistemleri gibi bilgi teknolojilerinin kullanılmasıyla mümkündür. Bu çalışmada, farklı zaman aralıklarına ait uydu görüntülerinin bir CBS içerisinde kullanım olanakları araştırılmış ve söz konusu uydu görüntüleri kullanılarak zamansal değişimleri incelenmiş ve sonuçları sunulmuştur. Çalışmada İstanbul ve çevresine ait farklı tarihli (1975, 1984,1992,1993, 1997) uydu görüntüleri kullanılarak kıyı bölgelerinde arazi kullanımındaki ve kıyı çizgisindeki değişimler irdelenmiştir. LANDSAT ve SPOT uydularından elde edilen görüntüler ile birlikte CBS içerisinde kullanılan verilerden arazi kullanımındaki değişimler sınıflandırma yöntemleri ile, kıyı çizgisindeki değişimler ise sayısallaştırılarak belirlenmiştir.

 

 

Deprem Öncesi ve Sonrası Gölcük’te Kıyı Çizgisi Değişiminin İncelenmesi

Yrd. Doç. Dr. Bülent Bayram1, Doç. Dr. Zübeyde Alkış2

Yıldız Teknik Üniversitesi, İnş. Fak., Jeod. ve Fot. Müh. Böl., 80750, Yıldız, İstanbul.
1 Tel: (212) 227 71 20, Faks: (212) 227 69 90  
E-posta: bayram@yildiz.edu.tr
2 Tel: (212) 259 70 70 / 2719 , Faks: (212) 227 69 90  
E-posta: zubeyde@yildiz.edu.tr

Özet

Sunulan çalışmada doğal afetlerin mekansal etkilerinin hızlı, ekonomik ve güvenilir bir şekilde saptanması için uzaktan algılama yöntemi ile elde edilen verilerin görüntü işleme teknolojilerinin kullanımına yönelik bir uygulama geliştirilmiştir. Bu amaçla 17 Ağustos depremi sonrası Gölcük’ te meydana gelen kıyı alanındaki değişimler incelenmiştir. Bunun için deprem öncesi ve sonrası hava fotoğraflarından yararlanılmıştır.

 

 

 

Çarşamba Deltasında Kıyı Değişiminin Uydu Teknolojisiyle İzlenmesi

 

Doç. Dr. Erhan Alparslan1., Yasemin B. Öztürk2,
Nalan Jale Divan3

TUBITAK-Marmara Araştırma Merkezi, YDBAE, Uzaktan Algılama Grubu, Gebze Tel: 0.262.641 23 00 / 4805, Faks: 0.262.646 31 87
1 E-posta:Erhan.Alparslan@posta.mam.gov.tr
2 E-posta:YYasemin.ozturk@posta.mam.gov.tr
3 E-posta:Jale.Divan@posta.mam.gov.tr

Özet

Çarşamba deltasının kıyı çizgisinde olan zamansal değişiklikler uydu teknolojisiyle izlenmiş, bölgenin on üç yıl aralıklı yapay renklendirilmiş Landsat TM uydu görüntüleri PCI görüntü işleme sistemi yazılımı yardımıyla bilgisayar ekranında gözle yorumlanarak farklılıklar ortaya çıkarılmış, ekrandan sayısallaştırılarak görsel ürünler üretilmiştir.

 

 

 

Coğrafi Bilgi Sistemlerinin Kıyı ve Deniz Alanları Yönetiminde Kullanılması

Recep Tan

Y.Müh.Kd.Yzb., Bilgi Sistemleri Şb. Md., Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, 81647, Çubuklu, İstanbul. Tel: (216) 322 25 80 / 3283, Faks: (216) 331 05 25    E-posta: rtan@shodb.gov.tr

Özet

Günümüzde çağdaş yönetimin, yönetimi yapacak kişi ve guruplara yönetilecek konu veya nesne hakkında devamlı bir bilgi akışı ile yapılabileceği aşikardır. Bilgi ise konu veya nesne ile ilgili her türlü verinin bilimsel platformlarda kabul görmüş veri işleme yöntemleri ile işlenmesi neticesinde elde edilir.

Süreçlerimiz; yönetilecek şey ile ilgili veri toplanması, verilerin işlenmesi ve yöneticilerin doğru kararlar vermeleri için kullanımlarına sunulmasıdır.

Amacımız Türkiye’nin kıyı alanların yönetimi olduğu için coğrafi bir konuyu yönetmeye talibiz demektir. Yöneticilere bilgileri sunmak için en uygun platform grafiksel gösterim olacaktır yani harita. Harita üzerindeki belirli alan, bölge, nesne veya çizgiyi, verilerimizin bulunduğu veri bankamız ile ilişkilendirdiğimizde karşımıza günümüzde bir çok alanda kullanılan Coğrafi Bilgi Sistemleri (Geographic Information System-GIS) çıkmaktadır.

Bu bildirinin amaçı; Türkiye Kıyı Alanları Yönetimi için kullanılacak coğrafi bilgi sisteminin oluşturulması için Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı’nın harita ve veri bankası imkanları hakkında katılımcılara bilgi vermektir.

 

 

 

Kıyı Alanların İzlenmesinde GIS İle Uydu ve Yersel Veri Entegrasyonu

 

Prof.Dr.Derya Maktav1, Doç.Dr.Filiz Sunar Erbek2

İTÜ, İnşaat Fakültesi, Uzaktan Algılama Anabilim Dalı, 80626 Maslak, İstanbul
1 Tel: (212) 2853808, faks: 0212-5737027,   E-posta: dmaktav@srv.ins.itu.edu.tr
2 Tel: (212) 2853801, Faks: 0212-2856587,  E-posta: fsunar@srv.ins.itu.edu.tr

Özet

Kıyı alanlar her zaman toplumun büyük ilgisini çeken bölgeler olmuştur. İnsanlar bu bölgelere, gerek, yerleşim, gerekse ticari amaçlarla göç etmekte ve yerleşmektedir. Ülkemiz de bu tür kıyı alanlara sahip şanslı ülkelerden biridir. Bu nedenle, kıyı alanların kullanımı ve korunması büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla, kıyılarla ilgili stratejik planların, yani kıyı yönetim planlarının hazırlanması gerekmektedir. Sağlıklı kıyı yönetim planlarının hazırlanmasında alt yapının geniş bir zaman sürecindeki değişiminin izlenmesi çok önemlidir. Alt yapıyla ilgili parametrelerin de ortak bir formatta bir veri tabanında toplanabilmesi ise, ancak coğrafi bilgi sistemleri ile mümkün olabilir. Bu çalışmada, Akdeniz Bölgesi’nde yeralan Köyceğiz-Dalyan Koruma alanı çalışma alanı olarak seçilmiş ve burada kıyı yönetim planları için gerekli olan bilgisayar destekli bir kıyı bilgi sistemi oluşturulmuştur. Bu sistem için gerekli olan istatistiksel veriler tablosal olarak düzenlenmiş, haritalar ve paftalar dijitalleştirilmiş, batimetrik harita ve dijital arazi modelleri oluşturularak hazırlanan bilgi sistemine aktarılmıştır. Ayrıca, geniş kıyı alanlarında, sinoptik görüşe sahip uydu verilerinden de yararlanılmış ve bu veriler uzaktan algılama teknikleri kullanılarak işlenmiş ve aynı bilgi sistemine aktarılmıştır.

 

 

Akdeniz Kıyı Peyzajının Uzaktan Algılama İle Sınıflandırılması

Yrd.Doç.Dr. Süha Berberoğlu

 

Çukurova Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Balcalı, 01330 Adana
E-posta: suha@mail.cu.edu.tr, Faks: (322)-338 61 89, Tel: (322)-338 65 45 (127)

Özet

Bu çalışmanın amacı Akdeniz kıyı peyzajının uzaktan algılama ile en yüksek doğruluk ile sınıflamasını sağlayan bir yöntem geliştirmektir.

Akdeniz kıyı peyzajının uzaktan algılama ile sınıflandırılması Avrupa’nın diğer bölgelerinden farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar Akdeniz bölgesinde uzaktan algılamayı zorlastıran faktörlerdir. Bu zorluklardan birincisi, Akdeniz kıyı peyzajına ait arazi örtülerinin yansıma karakterlerinin benzerlik göstermesi ve buna bağlı olarak arazi örtüsü ayırımının güçleşmesidir. Bunun sonucunda arazi sınıflarında çakışmalar meydana gelmekte ve istatistiksel modellemelere dayalı geleneksel sınıflama yöntemleri (Maksimum olabilirlik vb.) yetersiz kalmaktadır. Karşılaşılan zorluklardan ikincisi, arazi örtüsü parsellerinin oldukça küçük olması yüksek yersel frekansa sahip Akdeniz kıyı peyzajının uzaktan algılanmış görüntülerinde arazi sınıflarının karışmasına neden olmaktadır. Karşılaşılan üçüncü problem, arazi örtüsünde, özellikle vejetasyonda mevsimsel değişimlerdeki büyük farklılıklardır. Konu edilen bu problemlerin en aza indirilmesi için Akdeniz kıyı peyzajına ait bir uzaktan algılanmış görüntünün yansıma, yersel ve zamansal özelliklerinden en iyi şekilde yararlanmayı hedefleyen bir sınıflama yöntemi önerilmiştir. İlk problemin çözümlenmesi için istatiksel modellemelere bağlı olmadan çalışan Yapay Sinir Ağları (YSA) yöntemi Maksimum Olabilirlik sınıflama yöntemine karşı önerilmektedir. İkinci sorunun çözümlenebilmesi için yersel çeşitliliği tanımlayabilen tekstür bilgisinden yaralanılması hedeflenmiştir. Görüntüye ait tekstür verisi çeşitli istatiksel hesaplamalarla üretildikten sonra sınıflamaya dahil edilerek sınıflamanın doğruluğu artırılabilir. Üçüncü sorun ise bahar ve yaz aylarına ait görüntülerin kullanımıyla en aza indirilecektir.

 

 

 

 

Dijital Arazi Modeli ve Batimetrik Verilerin

Kıyı Bilgi Sistemine Entegrasyonu

 

C. Aydöner1, Prof.Dr. D. Maktav2, Y.Doç.Dr. D. Yalın3 , Doç.Dr.R.Çelik4

1 TÜBİTAK-MAM, YDBAE, Uzaktan Algılama Grubu, Gebze,KOCAELİ
E-posta: Cihangir.Aydoner@posta.mam.gov.tr
2 İTÜ Jeodezi ve Fotogrametri Müh. Böl., Uzaktan Algılama Anabilim Dalı,İSTANBUL
3 İTÜ Jeodezi ve Fotogrametri Müh. Böl., Ölçme Tekniği Anabilim Dalı,İSTANBUL
4 İTÜ Jeodezi ve Fotogrametri Müh. Böl., Jeodezi Anabilim Dalı,İSTANBUL

Özet

Türkiye, Marmara Denizi, Akdeniz, Ege Denizi, Karadeniz kıyıları ve çok sayıda göl ve akarsu kıyıları ile tam bir kıyı ülkesi durumundadır. Bu kıyıların kullanımı, yönetimi, korunması ve iyileştirilmesi açısından kıyı yönetim planlarının hazırlanması büyük önem taşımaktadır. Bu planların hazırlanmasında en önemli altyapı olarak da, bilgisayar destekli kıyı bilgi sistemlerine gereksinim vardır. Bir kıyı bilgi sisteminin oluşturulmasında dijital arazi modelleri ve batimetrik haritalar da ana katmanlar arasında yer alan önemli parametrelerdir.

Bu çalışmada, uygun coğrafi konumu ve diğer birçok ekolojik özellikleri nedeniyle pilot bölge olarak seçilen “Köyceğiz-Dalyan Özel Koruma Alanı”nda oluşturulmuş olan bir bilgi sistemi için, ana katmanlardan biri olarak bölgeye ait dijital arazi modeli hazırlanmıştır. Ayrıca, echosounder ve GPS kombinasyonu ile hazırlanan batimetrik harita da aynı bilgi sisteminde ayrı bir katman olarak kullanılmıştır.

 

 

 

 

Üç Boyutlu Taşınım Modellerinde Kullanılan Türbülans Modelleri

 

Yrd.Doç.Dr.Lale Balas1, Asu İnan2

İnşaat Mühendisliği Bölümü, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Gazi Üniversitesi, 06550, Ankara, Türkiye
1 Tel: 2317400/2231,Faks: 2318434, E-posta:balas@mmf.gazi.edu.tr
2 Tel: 2317400/2254, Faks: 2318434, E-posta:asu@mmf.gazi.edu.tr

Özet

Kıyısal su alanlarındaki taşınım olaylarının benzeştirilmesinde türbülans modellerinin büyük bir önemi vardır. Bu çalışmada, sıfır-eşitlikli türbülans modeli, tek-eşitli türbülans modeli, iki-eşitlikli k- e türbülans modeli, ve iki-eşitlikli k-w türbülans modeli sunulmaktadır. Burada, k türbülansın kinetik enerjisi, e kinetik enerji sönümlenme hızı ve w türbülans frekansıdır. Cebirsel veya sıfır-denklemli türbülans modellerinin tümü, Boussinesq yaklaşımını temel almaktadırlar. İki-eşitlikli k- e ve k-w türbülans modelleri, türbülans viskozitesini, kinetik enerji, kinetik enerjinin sönümlenme hızı ve türbülans frekansının taşınımı için yazılan eşitliklerden hesaplamaktadırlar. İki-eşitlikli türbülans modellerinin, kıyısal sulardaki taşınım süreçlerinin benzeştirilmesinde başarılı sonuçlar verdiği gösterilmektedir. Bu çalışmada, herbir model denklem takımlarıyla ve özellikleri ile tanıtılmaktadır. Tanıtılan modeller geliştirilen bir üç boyutlu modelin türbülans modeli bileşenleri olarak kullanılmış ve sonuçlar birbirleri ile ve rüzgar etkenli akıntıların ölçüldüğü deneysel bir çalışmanın verileriyle karşılaştırılmıştır

 

 

 

İzmir Körfezinde Kirleticilerin Akıntılarla Taşınımı

 

İdil Erden1, Dr.Erdem Sayın2

Dokuz Eylül Ü. Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Haydar Aliyev Bul. No:10 35340 İnciraltı / İzmir Tel: (232) 278 55 65 Faks: (232) 278 50 82
1 E-posta: idil@imst.deu.edu.tr
2 E-posta: sayin@imst.deu.edu.tr

Özet

Ege Denizi kıyı ekosistemini olumsuz yönde etkileyen İzmir Körfezinde karasal kaynaklı kirletici dağılımının incelenmesi için körfez akıntı sisteminin tanımlanması gereklidir. Bu çalışma, ölçülmüş akıntı verileri ve 3 boyutlu Killworth matematiksel modelle tanımlanmış körfez akıntı sistemi yardımıyla, herhangi bir kirlilik paremetresini simgeleyen izleyici dağılımını incelemeyi amaçlamaktadır. Killworth matematiksel modelin hidrolojik yapısını elde edebilmek için rüzgar şiddeti ve yönü, deniz seviyesi bilgileri ve CTD verileri model ağına aktarılmıştır. 4 ana yönden esen rüzgarların etkisi altında izleyici dağılımı incelenmiştir. Doğu ve güney rüzgarları etkisindeki körfezde, izleyici körfez dışına taşınmakta ve İç Körfez suyu temiz Ege Denizi suyuyla yer değiştirmektedir. Batı ve kuzey rüzgarları etkisinde ise, İç Körfezdeki kirli su körfez dışına taşınamamaktadır. Körfez genelinde seçilen 7 istasyon noktasında ölçülmüş izleyici değerleri incelenmiş, konsantrasyonların karasal kaynaklı kirleticilere bağlı olarak Dış Körfezden İç Körfeze doğru arttığı görülmüştür. Maximum konsantrasyonlar sırasıyla, İç Körfez ve Gediz Nehrinin getirdiği endüstriyel kaynaklı kirlenmeye bağlı olarak nehir ağzındaki istasyonlarda ölçülmüştür. İzleyicinin derinlik boyunca konsantrasyonları incelendiğinde, Gediz Nehri ağzındaki istasyonda yüzeyden dibe doğru belirgin bir taşınım gözlenmiştir. Bu bölgedeki akıntı verileri dönel spektral analize tabi tutulduğunda, anti-siklonik hareketlilik gözlenmiş, buna bağlı olarak nutrientleri yüzeyden dibe taşıyan “downwelling” sürecinin oluştuğu görülmüştür. Hakim rüzgar yönünün kuzey olduğu bilinen körfezde, kuzey rüzgarları etkisi altındaki model akıntı desenleri aynı bölgede anti-siklonik hareket oluşumunu doğrulamıştır. Gerçek akıntı verileri ile model akıntı desenleri birbirleriyle düşük frekanslarda uyum göstermektedir. Buradan hareketle, modelin körfez akıntı sisteminin yanısıra bugün ve gelecekte kirlilik dağılımı tahminleri için kullanılması uygun görülmüştür.

 

 

 

Türkiye Kıyıları İçin Rüzgar ve Derin Deniz Dalga Atlası

 

Prof.Dr.Erdal Özhan, Doç.Dr.Saleh Abdalla, Dr. İ. Al-Hamech, A.A. Altınörs, Ş.E. Arıkan, İ. Barut-Çoksayar, G. Buharalı, A.O.Gülçağ, S. Erkal, A.S.Papila, M.M. Turhan, N. Yılmaz

 

 

 

 

Deniz Deşarjı Sistemlerinin Yatırım ve

İşletme Süreci

Dr. Deniz Dölgen1, Prof.Dr.M. Necdet Alpaslan 2, Kemal Uyan3

1 Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, Buca 35160 İzmir. Tel: (232) 453 10 08 (1139), Faks: (232) 453 11 53,
E-posta: deniz.dolgen@deu.edu.tr
2
Dokuz Eylül Üniversitesi, ÇEVMER, Çevre Araştırma ve Uygulama Merkezi, Buca 35160, İzmir. Tel: (232) 453 10 08 (1097), Faks: (232) 453 42 79,
E-posta: necdet.alpaslan@deu.edu.tr

3 İller Bankası, III. Bölge Müdürlüğü, İzmir. Tel: (232) 255 41 15 (518), Faks: (232) 256 02 68, E-posta: kuyan@superonline.com

Özet

Derin deniz deşarjı sistemleri üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde geniş bir uygulama potansiyeline sahiptir ve bu sistemlerin gelecekte de yaygınlaşması beklenmektedir. Esas olarak İller Bankası’nın, kısmen yerel yönetimlerin, nadiren bunların dışındaki kurumların sorumluluğunda gerçekleştirilen derin deniz deşarjları teknik, idari, yasal ve sosyal tartışmalara konu olabilen altyapı tesisleridir. Bu tartışmaların boyutu zaman zaman deniz deşarjı sistemlerine bütünüyle karşı çıkmak mertebesine gelmekte ancak beraberinde bir seçenek çözüm önerilememekte; bazı kereler ise önerilen çözümlerin gerçekçiliği veya uygulanabilirliği olmamaktadır. Dolayısıyla ülkemiz koşullarında kalıplaşmış karşı (red edici) tutumlar yerine teknik ve ekonomik olarak daha akılcı çözümleri arayan yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Bu arayışın en önemli araçlarından biri de konu hakkında yeterli-bilgi-deneyime sahip olmak, mevcut bilgiyi arttırmak ve geliştirmek için işbirliği yapmaktır.

Sunulan çalışma kapsamında belirtilen problemlerden hareketle ülkemiz koşullarında deniz deşarjı sistemlerinin yapım kararının alınması aşamasından başlayarak, projelerin hazırlanması, inşaatının tamamlanması ve işletmesini kapsayan süreci incelenmiş; mevcut mevzuatımız göz önünde tutularak bu süreçte sorumluluk alan kişi, kurum ve kuruluşlar, karşılaşılan teknik ve bürokratik güçlükler değerlendirilmiştir. Bunlara ek olarak, bildiri kapsamında, son yıllarda, atıksuların deniz ortamına verilerek uzaklaştırılması alternatifine karşı özellikle sivil toplum örgütleri tarafından gösterilen tepkiler dikkate alınarak deniz deşarjı sistemlerinin elemanları tanıtılmış, alıcı ortamdaki olası zararlı etkilerinin en aza indirilmesi için sahip olması gereken nitelikleri, deniz deşarjı öncesi yapılacak karasal tesislerin, arıtma tesisi vb., özellikleri tartışılmıştır.

 

 

Yer Altı Su Seviyesinin Kıyı Stabilitesine Etkileri

 

Kemal Günaydın1, Prof. Dr. M. Sedat Kabdaşlı2,
Alparslan Aydıngakko3

1 Osmangazi Üniversitesi, Müh. Mim. Fak., İnşaat Müh. Bölümü, Batı Meşelik, Eskişehir. Tel: (222) 239 28 40, E-posta: kgunaydi@ogu.edu.tr
İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi, Hidrolik Ana Bilim Dalı, Maslak, İstanbul.
2 Tel: (212) 285 37 33, E-posta: skabdasli@srv.ins.itu.edu.tr
3 Tel: (212) 285 37 14, E-posta: agakko@srv.ins.itu.edu.tr

Özet

Morfolojik açıdan yumuşak yapıdaki kıyılarda, özellikle kum malzemeden oluşan plajlarda doğal dengenin dalga etkileri altındaki değişimleri kıyı mühendisliği araştırmalarında en çok ele alınan konulardan biri olmaktadır. Normal ve fırtına profilinin arasında önemli farklar olmakla birlikte özellikle fırtına sırasında kıyı çizgisinde yer altı suyu yükselmesi sonucunda tabana sızan su miktarının azalarak dalga çevirimi sırasında profil üzerinde geri dönüş akımını arttırmasının kıyıya dik taşınımın artmasına neden olduğu bilinmektedir. Bazı araştırmacılar drenaj yöntemi ile geri dönüş akımını azaltarak kıyı erozyonunun azaltılması konusunda çalışmalar yapmışlardır. Bu noktadan hareketle kıyı çizgisinin hemen gerisinde yer altı su seviyesinin yapısal etkilerle ani yükselme veya alçalma göstermesinin göz önüne alınan kıyıda dinamik denge profiline etki yapıp yapmadığının araştırılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür. Özellikle kıyı bölgesinde son yıllarda global mevsim değişimlerine de bağlı olarak yer altı su seviyelerinde büyük düşüşler olduğu bilinmektedir. Bu konuda başlatılan uzun süreli araştırmaların ilk aşaması olarak İ.T.Ü. Hidrolik Laboratuarında düzenli dalgalar kullanılarak gerçekleştirilen deneysel çalışmalardan elde edilen sonuçlar yer altı su seviyesindeki değişimlerin etkilerini ortaya koymaktadır.

 

 

 

 

Kıyı Profili Özelliklerinin İrdelenmesi

 

İ. Barış Kukul, Murat İ. Kömürcü1, Doç. Dr. Ömer Yüksek2

KTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü 61080 Trabzon
tel: (0462) 3772641, 3772633, faks: (0462) 3256682
1 E-posta: mikomurcu@hotmail.com
2 E-posta: yuksek@risc01.ktu.edu.tr

Özet

Kıyı yapılarının projelendirilmesinde en önemli faktörlerden bir tanesi kıyı profilleridir. Dalga enerjisinin büyük bir bölümünün sönümlendiği deniz taban profilleri, zaman içersinde ve çeşitli dalga şartlarında farklı özelliklerde oluşabilirler. Dalga şartları (yükseklik ve periyot), taban eğimi, tabandaki malzeme özelikleri vb. parametreler, sediment taşınımını ve bunun sonucu olarak da taban profillerini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çalışmada, bu parametrelerden dalga yüksekliği ve dalga periyodunun kıyıya dik taşınım sırasında ne gibi profiller oluşturduğu ve profillere bağlı büyüklüklerin nasıl değiştiği fiziksel bir modelle incelenmiş ve elde edilen veriler literatürdeki çeşitli formüllerle karşılaştırılmıştır.

Fiziksel model çalışmaları, KTÜ İnşaat Mühendisliği Hidrolik Laboratuarı’nın iki boyutlu dalga kanalında düzenli dalgalar kullanılarak yapılmıştır. Deneylerde; kanaldaki su derinliği 62,5 cm, model ölçeği 1/25 olarak seçilmiştir. Ortalama tane çapı 0,18 mm olan kum malzeme, sakin su seviyesine kadar 1/25 eğimde oluşturulan taban üzerine 10 cm kalınlığında serilerek deneyler yapılmıştır. Sakin su seviyesinden sonraki kıyıya dik 50 cm’lik kısımda 1/15 ve takip eden diğer 50 cm’lik kısımda ise 1/10 eğim kullanılmıştır.

Çalışmada, T=1,46 ve T=2,03 sn periyodundaki dalgalar, H=16 cm, H=11,5 ve H=6,5 cm dalga yükseklikleri üretilerek değişik varyasyonlarda kullanılmıştır. Toplam 18 deneyin 9 tanesi, T=1,46 sn periyotta, diğer 9 tanesi ise T=2,03 sn periyotta gerçekleştirilmiştir. Deneylerde kanalın x doğrultusunda 3, y doğrultusunda ise 60 noktadan olmak üzere toplam 180 noktadan ölçüm alınmıştır.

Yapılan deneyler sonucunda bar oluşumu ile ilgili elde edilen profil verileri çeşitli formüllerle karşılaştırılmış ve aralarındaki ilişki ortaya konulmuştur. Bar ile ilgili olarak bar yüksekliği, barın kıyı çizgisinden uzaklığı, barın büyüklüğü gibi kriterler değerlendirilmiştir. Profilin denge noktası ve bu noktanın kıyı çizgisine ve su seviyesine olan uzaklığı da belirlenmiş ve literatürden elde edilen formüllerle karşılaştırılmıştır. Ayrıca, oyulma ve yığılma kriterleriyle fiziksel model sonuçları değerlendirilmiştir.

Bu çalışmada, oyulma profili üzerinde oluşan barın, dalga yüksekliği ve periyodunun büyümesiyle açığa taşındığı ve hacminin de arttığı; profilin denge noktasının sakin su seviyesine ve kıyı çizgisine olan uzaklığının dalga yüksekliği ve periyodunun artmasıyla arttığı tespit edilmiştir. Yapılan deneylerden elde edilen bulguların, literatürde önerilen formüllerle uyumlu olduğu belirlenmiştir.

 

 

Suni Kıyı Beslemesinde Yapılı ve Yapısız Kıyı Beslemesinin Etkisi

 

Dr. Hülya Boğuşlu

KTÜ, İnşaat Mühendisliği Bölümü, 61080, Trabzon
Tel: (462)-3772046/2656, E-posta: hboguslu@hotmail.com

Özet

Zaman içersinde hidrodinamik bir dengeye ulaşmış olan kıyıların yapay etkenlerle (mahmuz, dalgakıran vb ) bu dengenin bozulması durumunda, kısa zamanda geriye kazanılması için yapılan en etkin önlemlerden biri suni kıyı beslemesidir. Kıyıların ve plaj alanlarının, yapay besleme yöntemi olarak kum ile doldurulması, kıyı koruma konusunda yürütülen araştırmaların vardığı son aşama olarak gösterilmektedir. Diğer bir deyişle, en iyi koruma önlemi, kıyıların doğal dengesini bozmadan alınan önlemler olup, bu amacı en iyi gerçekleştiren yöntemde yapay besleme yöntemidir. Bu yöntem ile elde edilen koruma, çok pratikdir ve aynı zamanda uzun bir zaman süreci içinde ekonomik olmaktadır.

Bu çalışmada besleme genişliğinin (Xìn) besleme için kıyıda kalan besleme hacmi oranına etkisi incelenmiştir. Deneylerden elde edilen sonuçlar grafiksel olarak incelenerek ortalama eğrilerin denklemleri elde edilmiştir. Dalga yüksekliğinin besleme kıyıda kalma hacmi oranına etkisi incelendi. Grafiksel olarak gösterildi ve her eğrinin denklemi elde edildi. Ayrıca her kıyı beslemesi için ve her bir dalga yüksekliği için deney sonuclarından ortalama profiller elde edilerek grafikleri çizildi ve yorumlandı. Elde edilen sonuçlardan Xm=39.99 cm`lik besleme genişliği kıyıda en fazla kalmıştır. Besleme kalma oranı (RK) olarak en fazla Xm=13.33 cm`lik besleme genişliklerinin oranlarının kaldığı görülmüştür. Y1, Y2, Y3 batık dalgakıran yerleri X=13.33 ve 26.66 cm‘lik besleme genişliklerinde besleme kıyıda kalma hacmi oranı (RK) hacmi oranı artmaktadır. X=39.99 cm‘lik besleme genişliğinde ise bu oran Y3 yapı yerinde artmaya devam etmekte, Y1 ve Y2 yapı yerinde ise azalşma eğilimi göstermektedir. Batık dalgakıranın dalga kırılması ve sediment hareketine olan etkisinden dolayı yapısıza göre besleme malzemesinin daha fazla kalıcı olduğu görülmüştür. Grafiklerde pratikte kullanımı kolaylaştırmak amacıyla veriler boyutsuz katsayılar haline getirilerek verilmiştir. Bu katsayılar besleme kalma hacmi oranı: RK (=Vk/Vt; kıyıda kalan besleme hacminin toplam besleme hacmine oranı), besleme genişlik oranı : X/BL (kıyı besleme genişliğinin besleme boyuna oranı) ve dalga yüksekliği oranı : Ho/BL (dalga yüksekliğinin besleme boyuna oranı)’dır.

 

 

 

Kıyı Erozyon Projelerinde Veriden Modele- Modelden Karar Mekanizmalarına Giden Bilgi-Ağı

 

Sezgi (Öğüt) Adalıoğlu1, Gündüz Gürhan

Dokuz Eylül Ü. Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü
Haydar Aliyev Bul. No:10 35340 İnciraltı / İzmir
Tel:0 232 278 55 65, Faks: 0 232 278 50 82
1 E-posta: Sezgi@imst.deu.edu.tr

Özet

Verilerin bir veri tabanında sistematik bir şekilde toplanmış olması ve bunların değerlendirilebileceği bir modele aktarılabilir olması araştırıcıya sunulan bir hizmet olmalıdır. Bir sonraki aşama teorisi ile karşılaştırılabilecek uygun bir yazılım kullanırak olayın benzetiminin yapılması gereklidir. Karar verirken ise alternatif çözümlerin model sonuçları arasındaki optimum seçenek değerlendirmelidir. Ayvalığa 20 km kadar uzaklıkta yer alan Madra Çayı sediment girdisinin kesintiye uğraması nedeniyle denizin kıyıya özellikle de madra çay ağzından başlayarak kuzeye doğru etkisi görülmüş ve siddetli bir kıyı erozyonu gözlenmiştir. Bu çalışmada sorunun çözümü için deniz çalışmalarında kullanılan verileri düzenleyen ve birbirleriyle ilişkilerini kuran bilgi sisteminin oluşturulması gösterilmiştir. Daha sonra ise bu veriler işlenerek Madra çayı örneğinde SMS modeli kullanırak yapılan çalışma sunulmuştur.

 

 

 

 

Açıkdeniz Dalgakıran Parametrelerinin Dolmaya Etkileri

Dr. Ali Remzi Birben1, Dr. İsmail Hakkı Özölçer2,

Prof. Dr. Hızır Önsoy, Murat İhsan Kömürcü

 

KTÜ Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü 61080 Trabzon Tel : (462)-377 26 33, Fax : (462)-325 66 85
1E-posta : birben@hotmail.com
2E-posta: ozolcer@hotmail.com

Özet

Kıyılardaki erozyonun ve dolmanın temel nedeni kıyısal katı madde hareketidir. Bu nedenle kıyı koruma işlemlerinin esasını kıyısal katı maddenin kontrolü teşkil eder. Bu araştırmanın konusu olan Açıkdeniz dalgakıranları, dalgaların kıyıya kontrollü bir Şekilde ulaşmasını sağlar ve dolayısıyla katı madde hareketini kontrol altına alırlar. Kıyı ile ilgili çalışmaların birçok parametreye bağlı olması nedeni ile bu tür problemlerde çoğunlukla fiziksel modelleme yolu ile çözümler aranmaktadır. Yapılan çalışmalar, sayısal ve fiziksel modelleme yöntemlerinin, yaklaşık ve belirli sınırlar içerisinde çözümler üretebildiğini göstermiştir. Bu çalışmada, öncelikle dünyada açıkdeniz dalgakıranları ile ilgili yapılmış olan çalışmalar incelenmiş ve daha sonra Doğu Karadeniz Kıyılarına ait dalga parametreleri ve katı madde özellikleri kullanılarak, kıyı korumasında açıkdeniz dalgakıran parametrelerinin dolma miktarına (dalgakıran boyu, kıyıdan uzaklığı ve aralığı) etkileri deneysel olarak incelenmiştir.

 

 

 

Kazıklı Rıhtımlarda Pervane Jetinden Kaynaklanan Erozyon

 

Ayşe Yüksel1, Prof. Dr. Yalçın Yüksel2,
Yrd. Doç. Dr. Yeşim Çelikoğlu3, Doç. Dr. Esin Çevik4

 

Y.T.Ü. İnşaat Müh. Böl., Hidrolik ve Kıyı Liman Laboratuarı, 80750
Yıldız Beşiktaş İstanbul. Tel: (212) 2597070, Faks: (212) 2596762
1 E-posta: ayuksel@yildiz.edu.tr
2 E-posta: yuksel@yildiz.edu.tr
3 E-posta: ycelik@yildiz.edu.tr
4 E-posta: cevik@yildiz.edu.tr

Özet

Son yıllarda gemilerin manevra kabiliyetlerinin ve makine kapasitelerinin artırılması deniz yolu taşımacılığının hızında ve büyüklüğünde bir artışa neden olmuştur. Bu artış sonucunda gemi pervanesinin ürettiği su jeti liman baseninde ve navigasyon kanallarının tabanında ve şevlerinde zarara yol açmıştır. Liman yapısının yakınındaki gemi yanaşma ve ayrılma faaliyetleri eğimli rıhtım duvarlarında ve kazıkların etrafında ciddi büyüklüklerde erozyon meydana getirmektedir. Gemilerin demirlemeleri ve demir almaları sırasında pervane suyu ile oluşan yığılmalara neden olmakta, bu da destek yapılarının stabilitelerini bozmakla birlikte belirli bölgelerde su kesimini azaltarak navigasyonu etkilemektedir. Projelendirme sırasında erozyon problemlerinin yaratacağı elverişsiz şartlar dikkate alınmadığında liman yapılarının temellerinde oyulmalar oluşabilmektedir. Son yıllarda limanların bakımı ve projelendirilmesinde pervanelerin meydana getirdiği oyulma problemleri önemli miktarda artmıştır. Pervanelerin meydana getirdiği oyulma problemlerinin artması uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Bu çalışmada kazıklı rıhtımlarda meydana gelen oyulmanın incelenmesi amaçlanmıştır. Yapılan deneysel çalışmadan su jetinden dolayı meydana gelen oyulma çukurunun değişimi belirlenmiştir.

 

 

 

 

Dalgakıran Altında Oluşan Gözenekli Ortamdan Akışın Sonlu Farklarla Analizi

 

B. Gültekin Sınır1, Adem Eren2, Doç. Dr. Ümit Gökkuş3

 

DEÜ DBTE İnciraltı/İzmir, Tel: (232) 2786525-146,
1 E-posta: bgsinir@imst.deu.edu.tr
2 E-posta: ademeren@imst.deu.edu.tr
3 CBÜ Müh. Fak. Muradiye Kampüsü/Manisa,
E-posta:
ugokkus@superonline.com

 Özet

Bu çalışma kapsamında , gözenekli bir ortamın söz konusu olduğu bir zemin üzerine oturan dalgakıranın , dalgalı kesiminde deniz tabanında oluşan hidrodinamik basıncın gözenekli ortamdaki akış üzerindeki etkileri incelenmiştir.

Gözenekli ortam düzlemsel bir grid sistemle tanımlanmış , yatay ve düşey eksenler boyunca akış özellikleri belirlenmiştir. Dalganın deniz tabanında oluşturduğu kesimler sınır şartları bilinen eksenlerdir.

Dalgalı kesimde değişen basınç koşullarının grid sistem üzerindeki her noktada oluşturacağı basınç ve akış karakteristikleri ; gözenekli ortamın fiziksel yapısına uygun olarak geliştirilen Darcy kanunun diferansiyel biçiminin hakim denklem olarak alınmasıyla hesaplanmıştır.

Problemin çözümünde sonlu farklar yöntemi kullanılmıştır. Bir bilgisayar programı geliştirilerek , belirli bir örneğe dayanan girdiler için program çalıştırılmış ve örneğe ilişkin tatminkar çıktılar elde edilmiştir.

 

 

 

 

Kıyıboyu Katı Madde Taşınım Modellerinin Değerlendirilmesi

 

Dr. Mustafa Şaşal1, Prof. Dr. Necati Ağıralioğlu2

1Sakarya Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Esentepe-SAKARYA Tel.: (264)-346 03 53/374 Faks: (264)-346 03 59
E-posta : sasal@sakarya.edu.tr
2İ. T. Ü. İnşaat Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Hidrolik Laboratuvarı, Maslak-İSTANBUL Tel.: (212)-285 37 22 Faks : (212)-285 67 85
E-posta : necati@itu.edu.tr

Özet

Dalgaların kıyı çizgisi ile bir açı yaparak kumsala yaklaşmaları, kıyıya paralel akıntı ve dolayısıyla katı madde taşınımı meydana getirirler. Ayrıca akıntılardan ve gel-git hareketlerinden kaynaklanan katı madde taşınımı da olmaktadır. Taşınımın miktarı dalga, kumsal, katı madde ve bölgenin sınır şartlarına göre değişiklik gösterir. Son elli yıl içinde kıyıboyu katı madde taşınımı ve buna bağlı olarak kıyı değişimleri pek çok araştırmacının ilgisini çekmiştir. Bunun sonucu olarak geliştirilen pek çok modelden 49 tanesi burada kronolojik sıra ile verilmiştir. Verilen modellerin büyük bir kısmı kum, diğerleri ise çakıllı kumsallar için çıkarılmıştır. İçlerinden uygulanması kolay ve güvenilir olan CERC, Inman ve Bagnold ile Kamphuis modelleri ele alınarak tartışılmıştır.

 

 

 

 

Ağ Kafeslerde Çipura Ve Levrek Yetiştiriciliğinin Çevresel Etkileri

 

Gönül Tuğrul İçemer

Akdeniz Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, Topçular, Antalya  Tel: (242) 323 23 64-235, Faks: (242) 323 23 62
E-posta: gonul-icemer@usa.net

Özet

Su ürünleri yetiştiriciliği ülkemiz dahil dünyanın birçok ülkesinde hızlı bir şekilde gelişmektedir. 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’de gelişmeye başlayan ağ kafeslerde Levrek (Dicentrarchus labrax L.,1758) ve Çipura (Sparus aurata L. 1758) yetiştiriciliği devlet teşvikleri ve özel sektör girişimleri ile son on yılda büyük artış göstermiştir. Ağ kafeslerde balık yetiştiriciliği için özellikle kıyısal bölgeler tercih edilmektedir. Levrek ve çipura üretimi için sığ ve su sirkülasyonunun fazla olmadığı alanların tercih edilmesi, estetik görünüm, su kolonunda hipernütrifikasyona bağlı ötrofikasyon ve sedimentte organik madde birikimi nedeniyle oksijen azalması ve bentik fauna değişimleri gibi çevresel sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu potansiyel etki ve değişimler, ortam içindeki organik atıkların, genellikle fiziksel, kimyasal, biyolojik özellikleri ve bölgenin batimetrik karakteriyle tayin edilebileceği gibi işletmenin kurulacağı yerin önemi, örneğin su sirkülasyonu ve akıntılar, su derinliği, çözünmüş oksijen ve doygunluğu koşulları, akuakültür uygulamalarında olumsuz etkilerinin indirgenmesinde önemli bir stratejidir.

Su ürünleri üretim tesislerinin sürdürülebilir gelişimi ve çevresel etkilerin azaltılması iyi planlanmış kıyı yönetimi ile sağlanabilir. Ülkemizde kıyı yönetimi ve planlamasının yeterince yapılmamış olması, aynı alanda faaliyet gösteren çeşitli sektörler (turizm, şehirleşme, balıkçılık, deniz taşımacılığı, atık su deşarjları gibi) ve balık yetiştiriciliği arasındaki sorunları giderek arttırmıştır. Bu bildiride, Antalya kıyılarında, kafeslerde çipura ve levrek yetiştiren işletmenin, bazı su kalite parametreleri ile fitoplankton ve bentik fauna değişimleri iki yıl süresince izlenerek potansiyel çevresel etkileri değerlendirilmiştir.

 

 

 

Limanlar ve Özelleştirme

Jale Nur Ece

Başbakanlık, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Hüseyin Rahmi Gürpınar Sok. No:2 Çankaya/ANKARA, Tel: (312) 441 15 00,Faks: (312) 441 14 94,
E-posta: jnece@oib.gov.tr

Özet

Denizyolu seyrinin varış ve ayrılış noktaları olan limanları, gemilerin barındığı, yolcuların inip, bindiği ve eşyaların yüklenip, boşaldığı noktalar olarak tanımlayabiliriz. Bu nedenle, limanlar gemiler için bir barınak, yolcu ve yüklerin transferi için bir kesişim noktası olmak üzere iki fonksiyonu yerine getirmektedir. Ülkelerin dünyaya açılımını ve entegrasyonunu sağlayan ve ulaştırma zincirinin önemli bir halkası olan limanlar bir ülkenin ekonomisinde çok önemli yeri olan tesisler olup, bölgedeki sanayinin büyümesini ve ticaretin gelişmesini sağlamaktadır. Dünyada değişen ekonomik şartlar, siyasi olaylar ve teknolojik gelişmelere paralel olarak deniz taşımacılığı dökme taşımacılıktan konteyner, Ro-Ro taşımacılığına yönelmiş, taşıma sistemi çoklu taşımacılık (kombine) taşımacılığa dönüşmüş olup, böylece hinterlandına yük dağıtan tesisler haline gelen limanlar ekonomiyi doğrudan etkileyen stratejik tesisler konumuna gelmiştir.

Dünya ticaretinin ve ulaştırma sektörünün rekabetçi bir pazar içerisinde olması, denizyolu taşımacılığının ucuz, güvenli ve kolay taşıma şekli olmasından dolayı konteyner taşımacılığına yönelmesi, kapıdan kapıya taşımacılık sisteminin önem kazanması nedenleriyle liman hizmetlerinin daha fazla etkin ve verimli olması ve liman kullanıcılarının ihtiyaçlarına daha iyi cevap vermesi gerekmektedir. Ancak, limanlarımız önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde artacak olan konteyner trafiğine cevap verecek yeterli altyapı ve üst yapıya sahip olmamakta, liman operasyonları etkin ve verimli olarak yürütülememekte ve dolayısıyla limanlarımız dünya standartlarında çalıştırılamamakta, modern taşımacılık sistemine ve ticarete ayak uyduramamakta ve dolayısıyla liman kullanıcılarının ihtiyaçlarına cevap verememekte ve bölge limanları ile rekabet şansı düşük olmaktadır. Limanlarımızın ticaretin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde kendilerini yönlendirmeleri ve geliştirilmeleri için en etkin yöntem özelleştirmedir.

Limanlarınmızın özelleştirilmesi liman operasyonlarının etkinliğini ve verimliliğini artıracak, üst ve alt yapı yatırım gereksinimlerininin karşılanmasını, limanlarımız çağdaş bir şekilde ve ticari esaslara göre işletilmesini sağlayacak olup, bunun sonuncunda bölge limanları ile rekabet şansımız artacak, limanlar bölgesel ve ulusal ekonomiye daha fazla katkı sağlayacaktır.

 

 

 

Türkiye Limanlarından İhraç Taşımaları


Dr. Muhsin Kadıoğlu1, Dr. Cemalettin Şahin2

1 İstanbul Teknik Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma ve İşletme Mühendisliği Bölümü, Tel: 0216-3954501/322, E-Posta:bleda@usa.net
2 Marmara
Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalı, Tel: 0216- 345 47 05 /101, E-Posta: sahin67@yahoo.com

Özet

Türkiye limanlarından yapılan ihraç taşımalarında, özellikle 1984 yılından sonra Türkiye’nin dışa açık ve ihracatı geliştirme politikalarına ağırlık vermesiyle, önemli artışlar görülmüştür. Türkiye’nin ihracata dönük politikalar izlemesi sayesinde geleneksel ihraç ürünlerinin dışında değişik ihracat kalemleri ve yeni ihraç ürünleri ortaya çıkmış, buna bağlı olarak bazı limanlar ihracatta öne çıkmıştır.

Türkiye, ihracatının önemli bir bölümünü denizyoluyla yapmaktadır. Bu nedenle limanlarımızdan yapılan ihraç taşımalarının miktarı ve ihraç ürünlerindeki değişimler, ülkenin ekonomik durumu ve gelişmişlik düzeyi ile yakından ilgilidir.

Dünya deniz ticaretindeki gelişmelere rağmen Türkiye’nin dünya deniz ticareti içindeki payının büyük ölçekli bir değişim göstermemiş olması dikkati çekmektedir. Diğer yandan, Türkiye’nin deniz ticareti miktar olarak artış göstermesine rağmen, Türk bayraklı gemilerle yapılan taşıma miktarlarında hissedilir bir azalma görülmüştür. Türk bayraklı gemilerin taşıma paylarının azalması, Türkiye’nin büyük döviz kaybı yaşaması sonucunu doğurmuştur.

Türkiye'nin ihraç taşımalarında, özellikle taşınan yük miktarları bakımından, denizyolu taşımalarının önemli bir yeri vardır. Bu nedenle, Türkiye ihracatının büyük bir bölümünün gerçekleştirildiği limanlar oldukça önem kazanmıştır.

Çalışmada, Türkiye limanlarından yapılan ihraç taşımaları, ihracatta önemli olan limanlar ve bu limanlardan yapılan taşımalar incelenmiştir. Ayrıca ihraç taşımalarının önemli olduğu limanlardan taşınan yük miktarı ve yıllık değişimleri, limanların hinterlandı ile ihraç taşımaları arasındaki ilişkiye yer verilmiştir.

Limanlara göre ihraç taşımalarının incelenmesinde önemli olan bir diğer konu da, Türkiye limanlarından ihraç edilen ürünlerdir. Bu nedenle limanlardan yapılan ihraç taşımalarının yük cinslerine göre dağılımı ve bu dağılıma etki eden faktörleri dikkate alarak çeşitli öneriler getirilmiştir.

Çalışmanın amacı, Türkiye limanlarının ihracattaki genel özelliklerinin ortaya çıkartılması ve limanların çağın gereklerine göre güçlendirilmesi için önerilerde bulunmaktır. Böylece, Türkiye limanlarının ülke ekonomisine katkısının artırılabileceği belirtilmektedir. Çalışmada, Türkiye'nin ihracatında önemli olan limanlar ve bu limanlarda elleçlenen yük miktarlarının, 1993-1997 yılları arasındaki değişimleri değerlendirilerek, bunların sebeplerine yer verilmiş ve geleceğe dönük olarak kısa vadeli bir projeksiyon üretilmeye çalışılmıştır.

 

 

 

Dünyada Konteyner Talebi veTürkiye de Konteyner Taşımacılığı

 

Dr. Muhsin KADIOĞLU1, Dr. Süheyla ÜÇIŞIK2

1 İstanbul Teknik Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma ve İşletme Mühendisliği, Deniz Ulaştırma ve İşletme Ana Bilim Dalı     Tuzla/İstanbul
Tel: 0216- 395 45 01/322    E-Posta:bleda@usa.net
2
Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi, Coğrafya Eğitimi Ana Bilim Dalı Göztepe/İstanbul - TÜRKİYE, Tel: 0216- 345 47 07/127, E-Posta:suheyla9@usa.net

Özet

Dünya deniz taşımacılığında özellikle 1990 yılından sonra konteyner taşımacılığı büyük önem kazanmıştır. Konteyner taşımacılığı sayesinde kapıdan kapıya taşımacılık (door to door) gerçekleşmiştir. Konteyner taşımacılığının gelişmesiyle dev konteyner terminalleri (container hub) kurulmuştur.

Konteyner taşımacılığının gelişmesiyle Kuzey Amerika–Güneydoğu Asya hattı başta olmak üzere, Kuzey Amerika-Avrupa hattında büyük ölçekli konteyner trafiği ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak Singapur, Hong Kong, Hamburg gibi konteyner taşımacılığında uzmanlaşmış yeni limanlar kendini göstermiştir.

Dünya gemi inşasında, son dönemde verilen gemi siparişleri göz önüne alındığında konteyner taşımacılığının mevcut gelişme hızını arttırarak sürdüreceği düşünülmektedir.

Türkiye’de de konteyner taşımacılığında son yıllarda büyük gelişmeler görülmesine rağmen, dünya konteyner taşımacılığında Türkiye’nin payı yüzde 0,8 seviyesindedir. Halbuki Türkiye coğrafi konumu, sahip olduğu denizcilik potansiyeli bakımından konteyner taşımacılığında daha etkin bir düzeye yükselebilir.

Bu bildiride dünya konteyner taşımacılığındaki gelişmeler geleceğe dönük projeksiyonlar çerçevesinde incelenmektedir. Buna bağlı olarak, Türkiye’nin konteyner taşımacılığındaki yeri değerlendirilerek geleceğe dönük önerilerde bulunulmaktadır.

 

Liman Alanlarında Tehlikeli Yük Operasyonları

 

Doç.Dr. Nil GÜLER1, Alper DİNÇ2

1 İTÜ Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma ve İşl. Böl., Tel:0 (216) 395 10 64, Faks: 0 (216) 395 45 00, E-posta: n-guler@usa.net
2 İTÜ Denizcilik Fak. E-posta: alperdinc@hotmail.com

Özet

Taşınmaları ve liman operasyonları özel dikkat ve hassasiyet gerektiren tehlikeli maddelerin canlı çevreye zarar vermeden elleçlenebilmeleri maksadıyla ulusal ve uluslararası alanda çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır. Yapılan düzenlemelere bağlı olarak belirlenmiş olan eğitim faaliyetleri, elleçleme donanımları ve liman tesisleri tehlikeli maddelerin liman operasyonlarının emniyetli bir şekilde gerçekleşmesine yardımcı olmaktadır.

Tehlikeli maddelerin liman operasyonunun ele alındığı bu bildiride tehlikeli maddelerin liman operasyonları incelenirken maddelerin mevcut çevre koşullarına göre canlı hayata verilebilecekleri zararlar göz önünde tutularak tehlikeli maddelerin IMDG Koda göre sınıflandırılmalarına yer verilmiştir. Daha sonra konu ile ilgili yazılı ulusal ve uluslararası mevzuat irdelenerek, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa Birliği düzenlemeleri ele alınmış, ayrıca ülkemiz limanlarındaki tehlikeli madde operasyonları için uygulanan mevcut yasal düzenlemelere yer verilmiştir.

 

 

 

Güneybatı Karadeniz Plaj Kumlarının Petrografisi

 

Prof.Dr.Mustafa Ergin1, Şeref Keskin, Çiğdem Duymaz, Yonca Yıldırım, Hakan Albayrak

Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, Tandoğan, 06100 Ankara, Tel: (312) 212 67 20; Faks: (312) 215 04 87;
1 E-posta: ergin@science.ankara.edu.tr

Özet

Güneybatı Karadeniz kıyılarında denizel maden ve endüstriyel hammaddeler bulunma olasılığını araştırmak amacı ile gerçekleştirilen bu çalışmada elde edilen ön sedimenter petrografik sonuçlar tartışılmaktadır.

Bulgaristan sınırına yakın İğneada ile İstanbul Boğazı'na yakın Kilyos sahil şeridi arasında kalan 16 plajdan toplam 127 yüzeysel sediment örneği toplanarak tane boyu ve ağır-hafif mineral ayırım analizlerine tabi tutulmuştur. Plaj sedimentlerinde tesbit edilen ve bölgesel önemli farklılıklar sergileyen tane boyu dağılımları değişen jeomorfolojik ve hidrodinamik koşulların özelliklerini yansıtmaktadır. Genelde % 5'den az miktarlar gösteren ağır mineraller, Ormaniçi, İğneada, Panayır, Ağaçlı, Turban ve Tatlısu sahillerinde yer yer % 50'ye varan değerler vermektedir. %1-50 arasında değişen el-magnetik mineral fraksiyonları İğneada ve kıyıköy plajlarında bulunmakta ve genelde demirce zengin magnetit mineralinin varlığına işaret etmektedir. Karaburun ve Gümüşdere sahillerinde de bu minerale yer yer bolca rastlanılmaktadır. Elektromagnetik separatör ile ayrılabilen ağır mineral verilerine göre, en fazla mineral gruplaşması 20d0.8A, 20d0.4A ve 20d1.2A ölçümlerinde belirlenmiştir. İncelenen plajlara önemli ağır mineral veren jeolojik kaynaklar Istranca Masifi ve Ergene Formasyonu olarak tahmin edilmektedir. Mineral tanımlama çalışmaları devam etmektedir.

 

 

 

Marmara Denizi’nin İki Yüz Bin Yıllık

Fosil Kıyıları

Doç. Dr. Mehmet Sakınç1, Umut Barış Ülgen2, Cenk Yaltırak3

İ.T.Ü, Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü - Maden Fakültesi, Genel Jeoloji ABD, 80626, Maslak, İstanbul. Faks: (212) 285 62 10
1 Tel: (212) 285 63 02, E-posta: sakinc@itu.edu.tr
2 Tel: (212) 285 62 11, E-posta: ulgenum@itu.edu.tr
3 Tel: (212) 285 62 11, E-posta: yaltirak@itu.edu.tr

Özet

200 bin yıl önce Eski Marmara’nın sahilleri, bugünkü kıyı çizgisinden daha da içerideki bir çizgiye ilerlemesine neden olan bir deniz istilası (Tirheniyen dönemi transgresyonları) nın etkisi altında kalır. Gelibolu Yarımadası’nı Bolayır ve Eceabat boğazlarından aşarak Eski Marmara’yı bir adalar denizine çeviren bu deniz istilası sonucu oluşan kıyı çizgisi, günümüz kıyılarından birkaç kilometre kadar içeriye, vadi içlerine kadar ilerlemiştir. Genelde kum ve çakıl gibi kırıntılı malzemeden oluşan kıyı çökelleri; littoral bölgenin deniz kabukları Ostrea edulıs, Loripes lacteus, Mytilus galloprovincialis ve deniz algleri ile birlikte fosilleşerek bugünkü fosil kıyıları meydana getirmiştir (Fotoğraf 1). Günümüze kadar yer yer korunabilmiş, kimi erezyonla yok olmuş kimi de insan tarafından yok edilmiş 200 bin yıllık bu kıyılar; Kuzey Marmara’da, ve de güneyde Çanakkale-Lapseki arasında, doğuda İzmit Körfezi kıyılarında; özellikle iri deniz kabuklusu Ostrea edulis ve yalıtaşı işaretçi seviyeleri ile tanınan irili ufaklı çökel toplulukları şeklinde gözlenir.

 

 

 

 

Çok Işınlı İskandil Verileri ile Marmara Denizi’nin Makro Morfolojik Özellikleri

 

Cem Gazioğlu1, Zeki Yaşar Yücel1, Erkan Gökaşan1, Oya Algan1, Buğser Tok2 ve Ertuğrul Doğan1

 

1 İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, 34470, Vefa, İstanbul. Tel: (212) 520 65 72, Faks: (212) 526 84 33,
E-posta: cemga@istanbul.edu.tr

2 Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi, Beykoz, İstanbul.

Özet

Seyir, Hidrografi ve Oşinografi dairesi tarafından Marmara Denizi’nin derin çukurlarını kaplayacak şekilde alınan Çok Işınlı İskandil (Multi beam echo sounding) verileri sayesinde, yakın zamana kadar fazla detaylı bilgiye sahip olmadığımız Marmara Denizi’ nin tabanına ait bildiklerimiz bu hassasiyeti çok fazla olan veri sayesinde detaylandırılarak tanımlanmış ve ölçülebilir olmuştur. Marmara Denizinin sahip olduğu morfoloji, esas olarak aktif tektonik tarafından kontrol edilmekte ve şekillendirilmektedir. Elde edilen veriler ile oluşturulan sayısal arazi modelleri yardımı ile Marmara Denizi’nin karmaşık morfolojik gelişiminde etkili olan tektonik aktivitelerle tetiklenmiş deniz-altı heyelanları ve kanyonları, ve fayların bu birimlerin üzerinde ki etkisi ve izleri net olarak görülmektedir. Derin Marmara Çukurunun morfolojik değerlendirilmesi sonucunda, bu alanda yaklaşık D-B doğrultulu ve Marmara Denizi yamaçlarını geliştirmiş olan eğim atımlı fayların varlığı kolaylıkla belirlenmektedir. Özellikle Marmara Denizi’ nin orta ve batısında tüm morfolojik yapıları kesen ve Derin Marmara Çukurunu sağ yanal olarak öteleyen yeni bir fayın varlığı açıkça izlenmektedir. Bu yapı, tüm diğer yapıları kesmiş olduğundan diğer yapılara göre genç olmalıdır. Marmara Denizi’ nin doğusunda yer alan Çınarcık Havzasının kuzey ve güney yamaçlarının morfolojik olarak yaklaşık eşdeğer özellikler taşıdığı dikkate alındığında, söz konusu doğrultu atımlı genç fayın bu alanda Çınarcık Havzası’nın kuzey ve güney yamaçları boyunca İzmit Körfezi içerisine girdiği düşünülmektedir.

 

 

Uydu Görüntüleri ile Gölcük ve Çevresi Kıyı Değişiminin İncelemesi

 

Aslı S. Dönertaş1, Cihangir Aydöner2, Hilal Yüce3

TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merkezi YDBAE/Uzaktan Algılama Grubu, Gebze/Kocaeli, Tel: 0 262 6412300 Faks: 0 262 6463187
1 E-posta: Asli.Donertas@posta.mam.gov.tr
2 E-posta: Cihangir.Aydoner@posta.mam.gov.tr
3 E-posta: Hilal.Yuce@posta.mam.gov.tr

Özet

“Uydu Görüntüleri ile Marmara Depremine Bakış” (*) projesi başlığı altında TÜBİTAK-MAM, YDBAE/Uzaktan Algılama Grubu’nca 17 Ağustos depremi öncesi ve sonrası güncel uydu görüntüleri ile değerlendirilmesi için bir dizi çalışma yürütülmüştür. Yürütülen bu çalışmaları şu başlıklar altında özetliyebiliriz; Kentsel dokudaki hasarın belirlenmesi, Gölcük ve çevresine görülen su altında kalmış ‘deniz işgal bölgeleri’nin belirlenmesi, TÜPRAŞ Rafineri yangının uydu görüntüleri yardımı ile izlenmesi, İzmit Körfezi bitiminden sonra yerüstünde devam eden Kuzey Anadolu Fayı (KAF)’nın İzmit Körfezinden Sapanca’ya kadar bölümünün ayrıntılı ve bütününün genel hatlarının uydularla görsel olarak belirlenmesi. Bildiri ve afiş bu çalışmaların bir adımını oluşturan Gölcük ve Kavaklık mevki kıyı değişiminin belirlenmesi calışmalarını içermektedir.

 

 

 

Jeomatik Bilimi ile Kapıdağ Yarımadasının Jeomorfolojisi

 

Cem Gazioğlu1, Zeki Yaşar Yücel1, Cem Güneysu1, Erkan Gökaşan1, Ahmet Ertek2

1 İÜ Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü 34470 VEFA ISTANBUL Tel: 0212 520 6572 Faks: 0212 526 8433 E-posta: cemga@istanbul.edu.tr
2 İÜ Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü 34470 VEFA ISTANBUL

Özet

Güney Marmara Denizi kıyılarının bugünkü şeklinin yorumlanmasında Kapıdağ yarımadası önemli bir referans oluşturmaktadır. Bu çalışmada Kapıdağ yarımadasının jeomorfolojik özellikleri güncel bir teknoloji olan jeomatik bilimi kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla klasik uygulamalarla birlikte sağladığı sinoptik görüş imkanlarından yararlanılmak üzere uydu görüntülerinden, arazinin bilgisayar ortamında üç boyutlu ifade edilebilmesi için sayısal arazi modellerinden (SAM) ve pek çok kaynaktan elde edilen verileri organize etmek içinde coğrafi bilgi sistemlerinden (CBS) yararlanılmıştır.

Bu çalışma bize yüksek hassaslıkta SAM üretimi yapıldığında makro morfolojik çalışmaların yanında mikro morfolojik çalışmalarında yapılabildiği göstermektedir.

Bu çalışmada aynı zamanda Sayısal Arazi Modelleri kullanılarak Kapıdağ Yarımadası’nın morfo-tektonik gelişimi hakkında bir deneme yapılmaktadır.

 

 

 

 

Gps ile Yermerkezcil Deniz Düzeyi Belirleme

 

Yrd.Doç.Dr. D. Uğur Şanlı

Yıldız Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Müh. Böl. 80750, Yıldız/İSTANBUL Tel: 0-212-2597070/2503, Faks: 0-212-2596762
E-posta: usanli@yildiz.edu.tr

Özet

Deniz düzeyinin geçtiğimiz yüzyılda küresel ısınma nedeniyle 1-3 mm/yıl yükseldiği ileri sürülmekte ve bu yükselmenin önümüzdeki yıllarda daha da artarak 2100 yılına kadar toplam 40-60 cm’ye çıkabileceği iddia edilmektedir. Eğer bu spekülasyonlar gerçekleşirse kıyı bölgeleri sular altında kalacak, bu da ekonomik, sosyal, ekolojik vb. sorunları gündeme getirecektir. Bu nedenle deniz düzeyinin duyarlı bir şekilde ölçülmesi gündeme gelmektedir. Çünkü deniz düzeyi ölçümleri gelecekteki deniz düzeyi artışını tahmin eden “iklim değişimi” modellerine girdi teşkil etmektedir. Bu bağlamda, yazıda öncelikle toplu deniz düzeyi artışını inceleyen çalışmalardan ve deniz düzeyi değişimini belirlemede kullanılan jeodezik yöntemlerden bahsedilmektedir. (Global Positioning System) GPS’in yermerkezcil deniz düzeyi değişimini ölçmedeki rolü ve önemi güncel deneylerden örnek verilerek açıklanmaktadır. Daha sonra da Türkiye'deki deniz düzeyi belirleme çalışmalarına göz atılarak, dünyadaki gelişmeler paralelinde irdelemeler yapılmaktadır.

 

 

Gökçeada Kıyılarında Holosen Deniz Seviyesi

ve Kıyı Çizgisi Değişmeleri

 

Doç. Dr. Ertuğ Öner

Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü,  35100 Bornova/İzmir
Tel: (232) 388 01 10/1680 Faks: (232) 388 11 02
E-posta: oner@egenet.com.tr / eoner@edebiyat.ege.edu.tr

Özet

Gökçeada’da kıyı jeomorfolojisi ve özellikle Holosen deniz seviyesi-kıyı çizgisi değişmeleri konusundaki çalışmalarımız, adanın KD’sundaki Yeni Bademli höyüğü arkeolojik kazılarını sürdüren arkeoloji ekibinin daveti ile başlamıştır. Bu nedenle çalışmanın öncelikli amacı höyük alanının jeomorfolojik-paleocoğrafik gelişimini belirlemek ve bunun buradaki kültür gelişimi ile ilişkisini değerlendirmek olmuştur. Bununla birlikte çalışmalarımızın alanı zamanla genişletilmiş ve adanın bütünüyle ilgilenilmeye başlanmıştır. Burada Büyükdere vadisi aşağı kesimindeki ilk değerlendirmelerimizin sonuçları üzerinde durulacaktır.

Adanın en büyük akarsuyu olan Büyükderenin güneybatı-kuzeydoğu yönündeki uzanışı, Zeytinli ve Gökçeada yerleşim merkezleri arasında kuzeye doğru yönelir. Bu dönüş kısmından denize döküldüğü Kale koyuna kadarki bölümde Büyükdere geniş bir vadi tabanı oluşturmuştur. Burada yer alan Yeni Bademli höyüğü çevresinde yoğunlaşacak şekilde vadi tabanında yaptığımız alüvyon delgi sondajlarından sağlanan sedimantolojik ve stratigrafik bilgilerle yörenin paleocoğrafya özellikleri yorumlanmıştır. Bu çerçevede kıyıdan 1,5 km kadar içeride vadi tabanının doğusundaki Yeni Bademli höyüğünün de çevresel değişmeleri ortaya konmuştur. Buna göre Holosen öncesinde Büyükdere aşağı vadisi bugünkü tabandan itibaren 35 metreyi aşan bir derinliğe sahip olmuştur. Holosen’de yükselen deniz, transgresyonun sonlarında Büyükdere vadisine, güneye doğru dar ve uzun bir koy oluşturacak şekilde sokulmuştur. Yeni Bademli höyüğü, doğudan bu koya doğru uzanan küçük bir sırt halindeki fliş ana kaya üzerinde 5000 yıl kadar önce gelişmeye başlamıştır. “Ria” özelliğindeki bu koy başta Büyükdere olmak üzere akarsuların getirdiği sedimanlarla hızla dolmaya başlamıştır. Koy içindeki sediman birikimi, derinlerde ince unsurlu denizel çamurlar, sığ kıyı bölümlerinde altta ince kumlu, üstte kaba kumlu birimler olacak şekilde sürmüştür. Kıyı çizgisine bağlı olarak, Büyükdere, delta sedimanları üzerine yaydığı taşkın sedimanları içinde yatağını kuzeye doğru ilerletmiştir.

 

 

 

Ege Denizi Kıyılarında Gözlenen Deniz Seviyesi Değişimlerine Yeni Bir Örnek; Aliağa Kıyı Erozyonu


Doç.Dr.Doğan Yaşar1, Yeşim Köksal2, Şeniz Uçkaç1, Hüsnü Eronat1

1Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi EnstitüsüHaydar Aliyev Bul. 35340 İnciraltı-İzmir Tel: (232) 2785565
2 Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi,   E-posta:  yasar@.imst.deu.edu.tr    
Faks: (232) 2785082

Özet

Son yüzyılın ortalarından sonra kıyısal bölgelerde ve ardalanında insan aktivitelerinin artması, denizel ortama gelen sediman yüklerinde azalmalara ve kıyı boyunca taşınım sistemlerinin oluşturduğu doğal sahillerin değişmesine neden olmaktadır. Nehir yatakları üzerine enerji ve sulama amaçlı yapılan baraj, gölet gibi yapılarla, nehir yataklarından ve deltalardan inşaat amaçlı alınan kumlar sahillerin kıyı çizgilerinin değişmesinde önemli rol oynamaktadırlar. Özellikle Ege Denizi kıyılarında gözlenen kıyıboyu (longshore) akıntılarının etkileri dikkate alınmadan yapılan barajlar ile nehir yataklarından inşaat amaçlı alınan kumlar, söz konusu kıyılarımızda hızlı bir erozyona neden olmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda Altınova sahillerinde gözlenen kıyı erozyonuna son yıllarda Aliağa kıyılarında saptanan kıyı erozyonu eklenmiştir. Geçtiğimiz 25 yıl içerisinde bu bölgeye kurulan baraj ile nehir yatağından alınan inşaat amaçlı kumlar kıyının çok hızlı bir şekilde gerilemesine neden olmuş ve söz konusu gerileme halen devam etmektedir. Eski ve yeni kıyı çizgisi arasında 50 metre gibi bir fark oluşan bu kıyılarımızda yapılması planlanan her türlü aktivitenin detaylı olarak incelenerek yapımlarına izin verilmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

 

 

 

 

Marmara Denizinde Isı Akıları ve Kinetik Enerjilerin Mevsimsel Değişiminin İncelenmesi

 

Yrd. Doç. Dr. Gökhan Kara1, E.Gül Emecen2

İstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, 34850, Avcılar, İstanbul
1 karagok@istanbul.edu.tr
2 meceng@istanbul.edu.tr

Özet

Bu çalışmada Marmara Denizi’nin üst katmanlarındaki düşey sıcaklık profilleri elde edilerek, bu profillerin mevsimsel değişimleri incelenmiştir. Denizin üst kısmını şekillendiren ısı akıları ve kinetik enerji miktarları genel ısı akısı formülleri ile bulunmuştur. Bu amaçlara yönelik olarak Marmara Denizinde dört farklı noktada belirli aralıklarla ölçülmüş deniz suyu sıcaklıkları ve aynı noktalar için basınç, sıcaklık, nem, rüzgar, bulutlanma ve güneşlenme şiddeti verileri kullanılmıştır. Marmara denizindeki düşey sıcaklık profillerini oluşturan atmosferik güdümlemenin ne olduğu sorusuna cevap aranmaya çalışılmıştır.

 

 

 

Türkiye'nin Ege Bölgesi Kıyı Kesiminde

Deprem Aktivitesi ve Riski


Yrd. Doç. Dr. Lütfi İhsan S
ezer

Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, 35100, Bornova, İzmir. Tel.: (232) 388 01 10 / 39 22; Faks: (232) 388 11 02;
E-posta: lisezer@edebiyat.ege.edu.tr; sezer@bornova.ege.edu.tr

Özet

Depremler, “aniden bastıran, can ve mal kaybına yol açabilen büyük yıkım”olarak tanımlanabilmekte ve doğal afetlerin “jeolojik-jeomorfolojik karakterli afetler” grubuna dahil olmaktadır. Ege Bölgesi kıyılarında oluşan depremler, Ege Denizi kıyılarının tektonik olaylarla şekillenmiş olmasıyla bağlantılı tektonik depremlerdir. Büyük bir kısmı, kıyıları şekillendiren faylarla ilişkilidir ve başta nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu kıyı kesimi olmak üzere, bütün bölgeyi tehdit etmektedir. Bu nedenle, Türkiye Kıyıları 2001 toplantısı için hazırlanan bu bildiride, gerek nüfus gerekse çarpık yapı yoğunluğunun hızla arttığı Ege Bölgesi kıyı kesimindeki deprem aktivitesi ve riskinin gözler önüne serilmesi suretiyle acil önlemlerin alınmasına ışık tutulması amaçlanmıştır.

Bu çalışmada Ege Bölgesi kıyı kesimi, sismotektonik bakımdan yakın çevresiyle birlikte bir bütün olarak 36.00°-40.00°N enlemleri ve 25.50°-29.00°E boylamları ile sınırlandırılmıştır (zor ve karmaşık sayısal analizlerin kolaylaştırılması amacıyla analiz sahaları, coğrafî koordinatlar yardımıyla dörtgen olarak belirlenip sınırlanmaktadır).

Bu çalışmanın birinci kısmında çeşitli deprem kataloglarından elde edilen deprem kayıtlarına dayanılarak Ege Bölgesi kıyı kesiminin deprem etkinliği, tarihsel ve aletsel olmak üzere iki dönem halinde incelenmektedir. İkinci kısmında ise standart sapma analizi ve Gumbel-Gutenberg-Richter ve üstel olasılık dağılım yöntemlerinden yararlanılmak suretiyle, İstanbul, İzmir ve Muğla sismotektonik yöreleri ile karşılaştırmalı olarak "Türkiye’nin Ege Bölgesi kıyı kesimindeki deprem riski" ortaya konulmaktadır ki, elde edilen sonuçlar özetle aşağıdaki gibidir:

Sismolojik bakımdan Akdeniz Deprem Kuşağı’da yer alan yöre, Edremit Körfezi, Bakırçay grabeni, İzmir Körfezi, Gediz, Küçük Menderes grabenleri, Büyük Menderes ve Gökova Körfezi grabenlerinin fayları gibi, günümüzde de aktivitesini sürdüren diri faylarla Türkiye’de 1. Deprem Zonu’nun sınırları içinde kalmaktadır. Tektonik hareketler günümüzde deprem denilen hafif yer hareketleri olarak devam ederek hayatî bir tehlike oluşturmaktadır. Ege Bölgesi kıyı kesiminin tarih boyunca tsunamiye sahne olmuş olması (Soysal, 1979), bu tehlikenin boyutlarını daha da artırmaktadır. Nitekim yapılan analizlere göre, Ege Bölgesi kıyı kesiminde M.S. 11-2000 yılları arasında magnitüdü 4 ve daha büyük 2194 meydana gelmiştir. Bu depremlerin 106 kadarı şiddetli (M 5.5) olmuş, onbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Depremlerin büyük bir kısmı Bodrum, Marmaris, Rodos Adası, İzmir Körfezi ve Ege grabenlerinde toplanma göstermiştir. Bu yörede oluşan depremlerin en büyüğü 8.39 Ms büyüklüğünde 27 Ağustos 1886 Bodrum depremidir. Ege Bölgesi kıyı kesiminde her yıl kaydedilebilecek bir depremin büyüklüğü 5.0 M'dir. Bu değer İstanbul yöresinde 4.5 M, İzmir ve Muğla yörelerinde 4.9 M'dir. Ege Bölgesi kıyı kesiminde 100 yıl içinde meydana gelebilecek depremin büyüklüğü ise 7.9 M'dir.

 

 

Büyükçekmece Gölü Doğal Görünümü Üzerine Doğal Afetlerin Etkisi

 

Y.Doç.Dr. T. Ahmet Ertek1 ve Hakan Kaya2

1 İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Anabilim Dalı, 34470 Vefa/İST. Tel: (212) 528 60 22-23, Fax: (212) 528 32 37
E-posta: taertek@yahoo.com

2 T.C. M.E.B. Altınyıldız İlköğretim Okulu, Coğrafya Öğretmeni, B.Çekmece/İstanbul.
E-posta: kaya.hakan@superonline.com

Özet

B.Çekmece Gölü, Marmara Denizi’nin kuzeyinde yer alan eski bir kıyı setti gölüdür. 1989’dan itibaren göl, içme suyu amaçlı kullanılan bir baraja dönüştürülmüştür. Ancak, hem B.Çekmece Gölü’nün, hem de B.Çekmece Koyu’nun doğu kıyıları potansiyel heyelan ve kütle hareketlerinin tehdidi altındadır. Bununla da kalmayıp, yeni yapılan barajın içme suyu ana isale hattı boruları, bu potansiyel heyelan sahalarının birinden geçirilmiş ve sahada yeni heyelanların gelişimine neden olmuştur. Bunlardan sonuncusu 2 Şubat 2000’de meydana gelmiş bir heyelandır ve barajın içme suyu isale hattı borularını parçalamıştır. Zarar 5,5 milyon $’dır. Ayrıca B.Çekmece Gölü ve çevresi, aktif Kuzey Anadolu Fayı’nın 15 km kuzeyinde yer alır. Heyelan riskinin yanı sıra saha NW-SE yönlü ve gölün her iki yakasından geçen, özellikle de 1999’daki Marmara depremleri ile, B. Çekmece’de yıkımlara neden olan ve tekrardan aktivite kazanmış fayların da tehdidi altındadır.

Bu çalışmada, B.Çekmece Gölü’nün insan eliyle değiştirilen doğal görünümü üzerine deprem ve heyelan gibi doğal afetlerin etkisi açıklanmaya çalışılmış ve çözüm önerileri sunulmuştur.