Türkiye'nin Kıyı ve Deniz Alanları III.Ulusal Konferansı, Türkiye
Kıyıları 01, Bildiriler Kitabı;
26-29
Haziran, 2001; Yıldız Teknik Üniversitesi, E.Özhan & Y. Yüksel
(Editörler)
Türkiye’de
Kıyı Yönetimi Üzerine Değerlendirmeler
Prof.Dr. Erdal Özhan
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 06531
Ankara
Tel: (312) 210 54 29-35, Faks: (312) 210 14 12, E-posta: ozhan@metu.edu.tr
Özet
Bu bildiride, Türkiye’de kıyı yönetimiyle ilgili
kullanılan araçlar tanıtılmış, Boğaziçi Kanunu’nun iyi yönleri ve İmar
Kanunu’nun kötüye kullanılmasına önemli bir örnek oluşturan ikinci konut sorunu
tartışılmıştır. Ulusal Çevre Eylem Planı ve Gündem 21 adlı yeni sayılabilir iki çalışmanın, kıyı ve deniz yönetimiyle
ilgili bölümleri üzerine düşünceler sunulmuştur
Kıyı Alanlarında
Sürdürülebilir
Yönetim Modeli Önerisi
Hakan Doygun1, Yrd.Doç.Dr. Süha
Berberoğlu2
Çukurova Üniversitesi Peyzaj
Mimarlığı Bölümü 01330 Balcalı-Adana
1 Tel : (322) 338 61 27, Faks: (322) 338 61 89,
E-Posta: doygun@mail.cu.edu.tr
2 Tel : (322) 338 65 45, Faks: (322) 338 61 89, E-Posta:
suha@mail.cu.edu.tr
Özet
Bu çalışmada, Doğu Akdeniz
Bölgesi İskenderun körfezinde Burnaz Kumulu-Akıncı Burnu arası kıyı alanında
Akdeniz kıyı ekosistemlerine uygun bir alan kullanımı yönetim modelinin
geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
Kara ve deniz ekosistemleri arasında geçiş bölgesi olması
bakımından ekolojik yönden önemli ve hassas yaşam alanları niteliği taşıyan
kıyı alanları, karaların iç kesimlerine oranla daha az stabil yapıda olmaları
nedeniyle insan kaynaklı kullanımlardan çok çeşitli şekillerde ve yüksek düzeyde
etkilenmektedirler. Kıyılar üzerinde görülen aktiviteler ve bunların olumsuz
etkileri: kıyı alanlarının tarım ve endüstri kullanımlarına açılması, turizm ve
rekreasyon amaçlı kullanımların baskısı, yol inşaatı, kıyı erozyonu, drenaj ve
atıksular, yanlış kıyı lagünü yönetimi, egzotik türlerle kıyı kumulları
stabilizasyonu, petrol kirliliği şeklinde özetlenebilir.
Bölgede, konu edilen sorunların
çözümüne yönelik olarak ilk aşamada mevcut yapının envanter çalışmaları ortaya
konulmuştur. Bu çerçevede, mevcut yapının analizi ve değişimlerin izlenmesinde
uzaktan algılama, veri entegrasyonunda coğrafi bilgi sistemleri; toprak yapısı,
vejetasyon, avi fauna ve kıyı kumul stabilizasyonuna
yönelik metodlar önerilmiştir. İkinci aşamada, peyzaj birimlerinin alan kullanım
uygunluğunun değerlendirilmesi öngörülmektedir. Bu çalışmanın
gerçekleştirilebilmesi için, sınıflanan peyzaj birimlerinin öncelikle mevcut alan
kullanım paternine, daha ileriki aşamada ise kentsel
gelişme etkilerine bağlı olarak geleceğe yönelik alan kullanım tiplerine
uygunluğunu ortaya koyacak metodlar geliştirilmiştir. Ayrıca, bölgenin sahip olduğu
çevre sorunları dikkate alınarak bir “çevre duyarlılık analizi” bölge için önerilmiştir. Üçüncü ve son aşamada ise planlama ve
yönetim hedefleri geliştirilmiştir. Sözü edilen kıyı yönetim modeli, diğer
Akdeniz kıyı bölgelerine uyarlanabilir nitelikte olması nedeniyle de potansiyel olarak
daha geniş bir coğrafyada değerlendirilebilecektir.
Kıyı Alanları Yönetimi ile
Akarsu Havzalarının Yönetimi Arasındaki Entegrasyon
Y. Doç. Dr. Emel İrtem1, Prof. Dr. Sedat Kabdaşlı2
1 Balıkesir Üniversitesi Müh.-Mim. Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümü
Hidrolik Anabilim Dalı, 10145 Balıkesir Tel: (266) 612 11 94 –
143, Faks: (266) 612 12 57, E-posta: mirtem@balikesir.edu.tr
2 İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Hidrolik Anabilim Dalı 80626
Maslak, İstanbul Tel: (212) 285 37 33, Faks : (212) 285 33 36,
E-posta: skabdasli@srv.ins.itu.edu.tr
Özet
Bir veya daha fazla akarsuyun denize ulaştığı bölgelerdeki kıyı
alanlarının maruz kaldığı problemlerin önemli bir kısmının akarsuların
havzalarındaki aktivitelerden kaynaklandığı görülmektedir.
Herhangi bir kıyı alanının
yönetiminde temel amaç doğal yapının sürdürülebilir bir kalkınma ortamında
korunmasıdır. Kıyılardaki doğal dinamik dengenin korunmasına yönelik yönetim
planlarının yapılması sırasında; tanımlanan alan içerisinde doğal dengeye bozucu
etkiler yapan tüm kaynakların kontrolüne yönelik
önlemlerin yer alması zorunlu olmaktadır. Buna karşılık tanımlanan kıyı
alanının dışındaki etkenlerden oluşan bozucu etkenlerin kontrolü ise kıyı
alanlarının yönetim planlarının uygulanması ile mümkün değildir. Kıyı alanına
sınırları dışında bozucu etkenleri taşıyan en
önemli yollardan bir tanesi akarsulardır. Kıyının dinamik doğal dengesinin
morfolojik ve ekolojik bileşenlerinin akarsuyun akım rejimindeki, su kalitesindeki ve
katı madde debisindeki değişimin bir sonucu olarak önemli değişikliklere uğradıkları görülmektedir.
Bu çalışmada, Türkiye’nin Ege
kıyılarında yer alan Madra ve Gömeç çaylarının döküldükleri kıyı
bölgelerinde yarattıkları morfolojik yapı değişiklikleri ele alınarak kıyı
alanları yönetimi ile akarsu havzalarının yönetimi arasındaki entegrasyon ihtiyacı
ortaya konulmuş ve bu entegrasyonun kilit noktaları sistematik bir inceleme ile elde
edilmiştir.
Kıyı Alanlarının Yönetimi
ve Korunan Alanlar
Selim Kaplan
Orman Mühendisi, Kamu
Yönetimi Uzmanı, Milli Parklar Genel Müdürlüğü, 06560, Gazi, Ankara. Tel : (312)
212 93 14, Faks : (312) 222 51 40, E-posta: sskap@superonline.com
Özet
Bu sununun konusu, Dünya da ve
ülkemizde Milli Park ve Benzeri Korunan Alanlar ile ilgili tarihsel gelişmeler konusunda
kısa bilgiler vermek, Ülkemizde Milli Park ve Benzeri Korunan Alanlar ile ilgili mevcut
durumu ortaya koyarak, korunan alanlar içinde önemli bir yer tutan sulak alanlar ve bunların kıyılarındaki kullanım
niteliklerinin değişmesi ve yoğunlaşması ile yaşanan süreçte bu özellikli
alanların en azından bugünkü hali ile gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak
bir yol var mı sorusunu sorarak, Doğanın
korunmasında bir soluk olarak görülebilecek olan 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu
çerçevesinde yapılanlar yapılması gerekenler konusunu değerlendirmek ve kıyı
alanlarının yönetiminde bazı öneriler ortaya koymaktır. Bu çerçevede 2873 sayılı
Milli Parklar Kanunu çerçevesinde ayrılmış
bulunan koruma alanlarının listesi ve bunların içinden, kıyısı bulunan alanlar
belirlenerek ortaya konacaktır.
Türkiye’de Kıyı Yönetimi
ve Turizm:
Yerel Halkın
Projelere Katılım Süreci ve Rolü
Emine Kuzutürk(1), Ayşe Oruç(2)
Türkiye Doğal Hayatı
Koruma Derneği / Deniz ve Kıyı Programı, P.K.: 971, Sirkeci-İstanbul. Tel: (212) 528
20 30, Faks: (212) 528 20 40
1 E-posta: emine.kuzuturk@dhkd.org
2 E-posta: ayse.oruc@dhkd.org
Özet
Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği
(DHKD), 1988 yılından bu yana deniz ve kıyılara yönelik çalışmalarını
Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında yürütmektedir. 1988’de Akdeniz kıyılarımızda
yer alan ve denizkaplumbağaları için önemli 17 üreme kumsalında başlayan
çalışmalar, 1995 yılında Belek Kıyı Yönetimi Planı Projesi ile birlikte “Kıyı
Yönetimi” kavramının yaygınlaştırılması, hazırlanması ve uygulanmasını
amaçlayan boyutuna dönüşmüştür. Yapılan alan
çalışmaları sırasında, yöre halkından ayrı olarak yapılan çalışmalar ve
planlamaların kısa vadede başarılı gözükseler bile, uzun vadede büyük
olasılıkla başarısız olacakları gözlemlenmiştir. Özellikle ekonomisi turizme
dayalı olarak planlanan alanlarda, turistlerin
gittikleri bölgenin yerel kültürel özellikleri ile birlikte sağlıklı bir çevre ve
belli bir refah düzeyinin olmasını bekledikleri görülmektedir. Bu beklentiler yöre
halkı ile turistik gelişmelerin birbirini tamamlaması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Boğazlar, Denizler ve Bitmeyen Dertlerimiz
Yılmaz Dağcı
Günyüzü sok.,
8/8, Villa Palmiye, Florya, İstanbul.
Tel: (532) 323 32 99, Faks: (216) 343 21 77
Özet
Tanrı insana doğayı teslim ederken insanın bu güzel emaneti bu
kadar haince ve süratle tahrip edeceğini herhalde hayal dahi etmemişti.. Yoksa insanı doğadan değil, doğayı insandan korumak için
gereken önlemleri alırdı ve işte o zamanda: Ne Alaska, ne Shetland, ne de Boğaziçi faciaları olurdu..
Hiçbir önlem ne kadar mükemmel olursa olsun kaza riskini sıfırlayamaz fakat azaltır.. O halde riskle yaşamaya alışacak ancak önlemlerimiz ne kadar
sağlamsa risklerde o derece azalır felsefesi ile hareket edeceğiz.
İzmir Körfezi’nin İyi
Yönetilememesinin Bedeli
Prof. Dr. Adnan Akyarlı1, Ceyla İnmeler2
1 Öztüre Holding, Şehit
Nevres Bulvarı 3/7, 35210, İzmir.
Tel: (232) - 463 30 07; Faks: (232) 463 30 07; E-posta: adnan@ozture.com
2 Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü,
İnciraltı – İzmir. Tel: (232) 278 55 65; Faks: (232) 278 50 82;
E-posta: ceylai@hotmail.com
Özet
Dünya literatüründe “eşsiz”
olarak nitelendirilen kıyı alanlarından biri olan körfezler, - iyi
yönetildikleri sürece - bir yandan sahip oldukları
görsel ve doğal zenginlikler ile rekreasyon, su sporları ve turizm gibi etkinlikleri
destekleyen sosyo-kültürel yaşam avantajları sağlarken, diğer yandan da
barındırdıkları tersanelerin, marinaların, limanların ve dalyanların yarattıkları
katma değerler nedeniyle - ekonomiye destek olarak - yaşam standartlarımızın yükselmesine katkıda bulunurlar.
Bu alanlardan biri olan İzmir
Körfezi’nin iyi yönetilmemesinin sonucunda: bir takım bedeller ödenmiştir, halen
ödenmektedir ve bir süre daha ödenecektir. Ödenen bu bedellerin irdelenmesi ve
sorumluların belirlenmesi: çağdaş yönetim anlayışlarının başlangıcını
oluşturacak ve bu tür hataların – en azından gelecekte - yinelenmesini
önleyecek yeniden yapılanmalara yol açacaktır.
Bu bildiride, İzmir Körfezi’nin iyi yönetilememesinin bedeli:
gerek yarattığı doğrudan ve dolaylı çevresel sorunlar ile doğal kaynak kayıpları
açısından niteliksel; gerekse parasal boyutu hesaplanmak suretiyle niceliksel
yönleriyle ortaya konmaktadır.
Denizel Ortamın
Doldurulmasıyla Kazanılan Kıyı Alanının Hukuki Statüsü
Mehmet Ali Akkaya, Edip Müftüoğlu
İstanbul Üniversitesi Deniz
Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Vefa 34470, İstanbul. Tel: (212) 528 25 39, Faks: (212) 526 84 33
E-posta: maliakkaya@ hotmail.com
Özet
Denizel ortam, tabii ve suni göller daha
uygun alternatif alanın bulunmaması ve doğal kıyı alanının yetersizliği nedeniyle
kanunda belirtilen yasal ve idari prosedüre uygun olarak doldurma ve kurutmaya konu
olmaktadır. Kanun “kamu yararı” amaçlı
ve ekolojik özellikleri de dikkate alarak denizel ortamdan kıyı alanı
kazanılabileceğini, keyfiliğe bağlı bir dolgu ve kurutma işleminin ise hukuka
aykırı olacağını genel ilke olarak kabul etmiştir. Kanunun günlük hayatta pratik
uygulamasının bu şekilde olmadığını, kamu yararı ve ekolojik dengenin
gözetilmediğini gösteren bir çok uygulamalarla karşı karşıyayız.
Liman Ekosistemleri ve Kalite
İzleme Programlarının Hukuki Açıdan İrdelenmesi
Dr. Hürrem Bayhan1, Doç.Dr. M. Talha
Gönüllü2
YTÜ Çevre Müh. Bölümü, Beşiktaş,
80750, İstanbul
1 Tel: (212) 259 70 70 / 2552, Faks: (212) 261 90
41
E-posta: hbayhan@yildiz.edu.tr
2 Tel: (212) 259 70 70 / 2347, Faks: (212) 261 90 41
E-posta: gonul@yildiz.edu.tr
Özet
Bu bildiride liman kavramı
çerçevesinden hareket ederek, liman içi ve dışı ekosistemleri göz önünde
bulundurularak, ÇED raporları sonucunda yükümlü tutulan liman deniz suyu kalite
izleme işinin uygulamadaki anlamlılığı mevcut mevzuatın işlerlik durumu da göz
önüne alınarak tartışılmıştır. Konunun daha net ve açık olarak anlaşılması
için, yazarların kalite izleme çalışmalarını yaptığı bir liman örneğinde,
konu göz önüne serilmiştir.
Türkiye’de
Kıyı Yönetimi Uygulamaları
Dr. Nilgün Görer1, Bülent Duru2
1 Gazi Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Şehir ve
Bölge Planlama Bölümü, Maltepe, Ankara. E-posta: nilgun_gorer@yahoo.com
2 Ankara Üniversitesi,
Siyasal Bilgiler Fakültesi, Cebeci, Ankara
E-posta: duru@politics.ankara.edu.tr
Özet
1970’lerin ikinci yarısından sonra
Akdeniz Eylem Planı ile gündeme gelen ve özellikle de 1992 Rio Konferansı (Gündem 21)
sonrasında yeni bir boyut kazanan kıyı yönetiminin Türkiye’ye yansımalarını konu
alan bu çalışmanın ana amacı, son dönemde Türkiye’de kıyı yönetimi konusunda
gündeme gelen projelerin geleneksel yönetim yapısı ve planlama süreci içindeki
yerleri sorgulamaktır. Bu amaç doğrultusunda, aşağıda sözü edilen kıyı yönetimi
deneyimleri, uluslararası hukuksal dayanakları,
işbirliğine girdikleri ulusal ve uluslararası kuruluşlar ve bu çerçevede hazırlanan
yönetim planlarının ortaya koyduğu kurumsal yapı, planlama alanı sınırları ve
kapsamı açısından değerlendirilecektir. İncelemeye
konu olan kıyı yönetimi pilot proje çalışmaları, İzmir Körfezi Kıyı Alanı
Yönetim Programı, İskenderun Körfezi Çevre Yönetimi Projesi, Bodrum Yarımadası
Kıyı Alanları Yönetimi Projesi, Karadeniz’in Rehabilitasyonu Korunması için
Stratejik Eylem Planı (KSEP) ve Karadeniz
Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi Politika ve Stratejileri, Mersin Kıyı Bölgesi
Bütünleşik Planlama Projesi, Belek Kıyı Yönetimi Programı, Trabzon İlinde Kıyı
Yönetimi, Çıralı Kıyı Yönetimi Programı ve Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi
Yönetim Planı’ndan oluşmaktadır.
Kıyı Alanlarının
Planlanmasında
İzleme (Monitoring)
Çalışmalarının Rolü
Hakan Alphan1 , Doç. Dr. K. Tuluhan Yılmaz2 |
Ç.Ü. Z.F. Peyzaj Mimarlığı Bölümü 01330/Balcalı/Adana
1 Tel: (322) 3386545-126 Faks: (322)
338 61 89
E-posta: alphan@mail.cu.edu.tr
2 Tel (322) 3386967 Faks: (322) 338 61 89
E-posta: tuluhan@mail.cu.edu.tr
|
Özet
Nüfus artışının doğal çevre
üzerinde yarattığı turizm, rekreasyon ya da endüstri kaynaklı kullanım talepleri,
birim alandaki insan varlığını, bunun coğrafi dağılımını ve meydana gelen
kullanımların çeşitliliğini arttırmaktadır. Zamanla çeşitliliği ve
yaygınlığı artan insan etkilerinin düzenli olarak izlenmesi, kaynakların
sürdürülebilir kullanımına katkıda bulunacak plan kararlarının alınması açısından gereklidir. Doğrudan etkileri dışında, insan
sağlığı ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemesi gibi dolaylı etkileri de
düşünüldüğünde alan kullanımındaki değişimler sonrasında ortaya çıkabilecek
çevresel bozunmaların erken dönemlerde saptanması önem kazanmaktadır. Koruma ve
geliştirmeye yönelik önlemlerin alınmasına önemli katkıları bulunan izleme
programları ekosistemin yönetimi için son derece gereklidir.
Dalyan ve Göcek’te Yaşanan
Planlama Deneyimleri Nasıl Bir Gelecek Öngörüyor?
Özlem Ünal
Dokuz Eylül Üniversitesi,
Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Şehitler Cad. No:12, Alsancak,
İzmir. Tel: (232) 464 81 05, Faks: (232) 464 80 63, E-posta:
ozlem.unal@deu.edu.tr
Özet
Bu yazı, 1999-2000 yıllarında
yaklaşık 35 öğrencinin katılımı ile Dalyan ve Göcek yerleşmelerinde tarafımca
yürütülen planlama projelerine ilişkin önemli bulguları ortaya koymakta ve bu
deneyimlerden hareketle, yürürlükteki Uygulama İmar Planlarının yaklaşımlarını
sorgulamaktadır.
Ülkemizde ilk ilan edilen Özel Çevre
Koruma Bölgeleri (ÖÇKB) içinde yer alan Dalyan ve Göcek güneybatı
kıyılarımızın önemli turistik yörelerindendir. Ancak her iki yöremizde
yürürlükte olan Uygulama İmar Planı kararları, yerleşmelerin gelecekteki
yapısını olumsuz yönde etkiler niteliktedir. İki yöremiz de uluslararası
sözleşmeler gereği ilan edilen ÖÇKB içinde olmasına rağmen, üretilen planların
bakış açısı yerleşmelerin dengeli gelişimini
yönlendirir biçimde değildir. Her ne kadar yoğunluk kararları ve kat yükseklikleri
düşük tutulmuş ve yapılanma koşulları detaylı biçimde ve yöreye özgü olacak
biçimde belirlenmiş ise de tarımsal arazi deseninin neredeyse tamamının ve Göcek
örneğinde orman alanlarının yapılaşmaya
açılmış olması, üstelik birçok yönden farklı fiziksel ve ekonomik yapıya sahip
bu iki yerleşme için neredeyse birbirine çok benzer gelişim biçimimin öngörülmüş
olması, yörelerin kendine özgü karakteristiklerinin yeterince hassas biçimde ele alınmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Henüz kentleşmenin olumsuz etkilerini yaşamamış, deniz kirliliği ve görsel
olumsuzluklardan uzak kalmış olan bu iki yerleşmenin gelecekte yerleşme yapısına
uygun, tutarlı ve dengeli gelişimini destekleyen
kararların alınmasını sağlamak üzere atılacak ilk adım, yürürlükteki plan
çalışmalarının yeniden gözden geçirilmesi olmalıdır.
Antalya Konyaaltı Plajı'nın Fiziksel
Planlama ve Yönetiminin Değerlendirilmesi
Dr. M. Selçuk Sayan Doç. Dr. Veli Ortaçeşme
Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Peyzaj Mimarlığı Bölümü 07070 ANTALYA
Tel: 0.242.227 45 60 - Faks: 0.242.227 45 64
1 E-posta: sayan@agric.akdeniz.edu.tr
2 E-posta: v.cesme@agric.akdeniz.edu.tr
Özet
Bu bildiride, Antalya Kenti sınırları
içinde yer alan iki kentsel plaj alanından biri olan Konyaaltı Plajı’nın
rekreasyonel yönden önemine değinilmekte ve fiziksel planlama ve yönetimi konuları
ele alınmaktadır. Antalya’da turizmin teşvik edildiği 1970’li yıllardan
başlayarak önemi giderek artan Plaj, bugün yoğun bir kullanıcı kitlesine hizmet
vermektedir. Plaj alanının iki ayrı belediyenin sorumluluk alanına yayılmış olması, fiziksel planlama ve yönetim
açısından en önemli sorunu oluşturmaktadır. Yapımı daha eski yıllara dayanan
Antalya-Kemer Karayolu da günümüzde Plaj alanını kullananlar açısından güvenlik
ve kirlilik sorunu oluşturmaktadır.
Kent Kıyılarının Dönüşümünde Endüstriyel Miras Kavramı: İstanbul
İstinye Tersanesi
Dr. Ali Kılıç
YTÜ Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama
Bölümü, Barbaros
Bulvarı, 80750,
Beşiktaş, İstanbul. Tel : (212) 259 70 70 / 2464,
Faks : (212) 261 05 49, E- posta : alikilicfb@yahoo.com
Özet
Kara ile suyun karşılıklı
ilişkisine bağlı olarak farklı işlevlerin gerçekleştiği bir alan olan kıyılar,
süreç içinde işlevlerine bağlı olarak kentin gelişimini etkileyen, rolünü
belirleyen, kentle bütünleşerek ona kimlik kazandıran en önemli parçası olmuştur.
Kentin gelişmesinde ve rolünün
belirlenmesinde etkili olan kıyıların farklı ve çeşitli işlevler için uygun
potansiyele sahip olması, büyük bir çekişmeyi ve mücadeleyi de beraberinde
getirmiştir. Bu mücadelede, bazı faktörler de etkili olmuştur. Bazılarının
kentlerin kuruluşunda da önemli rol oynadığı kentsel coğrafya, savunma, ekonomi
(sanayi), ulaşım, politika, sosyal ve kültürel yapı, teknoloji, ekoloji gibi bu
faktörlere, gelişme sürecinin dinamikleri diyoruz.
Bu dinamiklerden bazılarının etkileri süreç içinde zaman zaman azalmış, hatta
ortadan kalkmış, zaman zaman da, oldukça arttırmıştır. Geçmişten günümüze,
kent - su ilişkisinin gelişmesinde ve kentin rolünün belirlenmesinde etkili olan bu dinamiklerin, etkileri farklı da olsa gelecekte de etkili
olacağı muhakkaktır.
Kent ile kıyı arasındaki karşılıklı
ilişkiyi etkileyen önemli dinamiklerden birisi de sanayidir. Kentsel yaşam ile birlikte
enerji kaynakları ve üretim yöntemlerinin de temeli olan su, 19.yüzyıl sanayi
devriminin de temelini oluşturmuştur. Sanayileşme süreci ile birlikte değişim ve
dönüşüme uğrayan kıyılar ve gerisinde yer alan kentsel alanlar, kirlenme ile
birlikte sosyal ve mekansal yapıdaki olumsuz bazı dönüşümlerden kaynaklanan önemli sorunlarla karşı karşıya kaldılar.
Kent içinde kent ve kıyısı arasındaki ilişkiyi koparan girilemez alanlar oluştu.
1960'lı yıllardan sonra, teknolojik, ekonomik faktörler bağlamında kent içindeki
sanayi bulundukları konumları terkederek kent
dışındaki organize sanayi alanlarına göç ederken, kentin kalbinde yer alan, kentten
kopuk, kentle bütünleşememiş terkedilen bu alanlar kentin bütüncül anlamda
yenilenmesi için önemli bir potansiyel oluştururken, su da bu alanların geliştirilmesinde
önemli bir eleman oldu.
Bu alanların yeniden geliştirilmesinde,
kentle bütünleştirilmesi sürecinde bölgesel veya yerel ihtiyaçlar doğrultusunda
ekonomik, sosyal - kültürel ve ekolojiye dayalı farklı yaklaşımlar gündeme
gelmiştir. Bu yaklaşımların en önemli çıkış noktalarından birisi de bölgesel
yada yerel kimlik ve bu kimliği oluşturan elemanlardı. Endüstriyel miras kavramı
bağlamında geçmişin izlerini taşıyan yapılar bu kimliğin önemli bir parçasını
oluşturmaktadır. Endüstriyel yapıların günümüz
kullanımlarına uyarlanmasına yönelik yaklaşımlar kent kıyılarının yeniden
geliştirilmesinde kullanılan en etkin yöntemlerden birisi olmuştur. Bu
yaklaşımların örneklerini Londra’dan Sydney’e, Venedik’e kadar dünyanın pek
çok kıyı kentinde görmekteyiz. Endüstriyel
yapıların işlevsel dönüşümüne ilişkin yaklaşımlar geçmiş ile günümüzün
ilginç bir sentezini ortaya çıkartırken, geleneksel ile modern malzeme teknolojisinin
dengeli kullanımları da teşvik etmiştir. Belli bir dönemdeki gelişmeyi sağlayan bu
binaların, yeni aktivitelere uyarlanma kapasiteleri,
finansal problemlerin çözümünde de önemli bir etken olmuştur.
20 Aralık 1912 tarihinde boğazdan geçen
gemilere bakım ve onarım hizmeti vermek için açılan İstinye Tersanesi, 11400 m2
alana yayılan dökümhane, makine ve inşaat atölyeleri, 26000 m2 büyüklüğündeki
rıhtımı, tersane müdürlüğü olarak kullanılan Müşir Fuad Paşa yalısı ile hem
bölgesel ölçekte hem de yerel ölçekte ihtiyaçları karşılamaya yönelik önemli
bir potansiyele sahip idi. Özellikle yakın
çevresinde doğal çevreyle uyumsuz bir biçimde oluşan mekansal gelişmeleri de
önleyecek ve bu alanlarda da dönüşüm başlatabilecek bir potansiyel idi. Ancak bu
potansiyel, dökümhane, makine ve inşaat atölyelerinin söküldüğü 26 Ağustos 1991
tarihinden bu güne kadar yaklaşık on yıldır bir
çıkış noktası bulunamadığı için harekete geçirilememiştir. Oysa makine, inşaat
atölyeleri ve rıhtım ile birlikte tersane bölgesi içinde yer alan yalı ile birlikte
bölgesel ve yerel ihtiyaçlar böyle bir dönüşümün çıkış noktası idi.
İzmir
Kenti Kamusal Kıyı Mekanları Üzerine Bir İnceleme
Barış Kara 1, Alpay Tırıl
2
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Peyzaj Mimarlığı Bölümü Bornova, İzmir
1 Tel:
(232) 380110/2616 Faks: (232) 3881864 E-posta: bkara@agr.ege.edu.tr
2 Tel: (232) 3880110/2616
Faks: (232) 3881864 E-posta: alpaytiril@yahoo.com
Özet
Fiziksel ve mekansal özellikleri
nedeniyle kıyı kentlerinin en önemli mekanları olan kıyı peyzajları kentlerin
sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel gelişimlerinde de pay sahibidirler.
İzmir Kenti’nin kıyı peyzajları,
kentsel alanlar içindeki kamusal dış mekanların yetersizliği nedeniyle kamusal dış
mekanlara dönüştürülmektedir.
Çalışma kapsamında, İzmir Kenti
Kamusal Kıyı Mekanları ihtiyaçların karşılanması açısından bölümlere
ayrılarak çevre ilişkileri, kullanım, yaşanabilirlik, bakım, tasarım,
ulaşılabilirlik kriterlerine göre puanlama yoluyla elde edilen tablolarla çok kötü,
kötü, orta, iyi, çok iyi şeklinde sınıflandırılarak değerlendirilmesiyle İzmir
Kenti Kamusal Kıyı Mekanlarının mekan kalitesi
ortaya konulmuştur.
Doğaya Saygılı Kıyı
Kulllanımı
Şile Örneği
Elif Örnek Özden, Şengül Sur
Y.T.Ü, Mimarlık Fak., Şehir ve Bölge
Planlama Bölümü, İstanbul.
Tel: (212) 259 70 70, Faks: (212) 261 05 49
Özet
Kıyı mekanı, bir yandan yüklü olduğu
üstün potansiyel nitelikleri açısından ülkesel çevrenin düzenlenmesinde etkin bir
veri oluştururken, diğer yandan yanlış ve plansız kullanımı ile, doğal
bütünlüğü büyük ölçüde tahrip ve yağmaya uğrayan kıt ve bozulabilir bir
kaynağın çapraşık ikilemini oluşturmaktadır.
Ülkemizde, kalkınma aracı olarak
görülen turizme tanınan ayrıcalık, birçok uygulamada da açıkça gözlenebileceği
gibi kıyı alanlarından, arkeolojik kazı alanlarına, içme suyu havzalarına, değerli
doğal sitlere kadar tüm ülkesel değerler acımasızca yok edilmektedir. Öte yandan
gerçek turizme hizmet etmese bile turizm adına kurulan pek çok “site”, “kıyı
kent” gelecek dönemlerde belki de kapladıkları doğal alanların topluma
kazandırılması için, ülkemizin bedelini ödeyemeyeceği bir yatırımı
oluşturmaktadır.
Turizm, ülkemizin yadsıyamayacağı bir gerçektir. Dinleme, eğlenme
gibi gereksinmelerinden kaynaklanan turizm, bu eylemleri için gerekli donatımları
isteyecek ve bu donatımların düzenlenmesi ile doğal mekanda bir tüketim
oluşacaktır. Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak “doğaya saygılı turizm
planlaması” ile gerçekleşebilir.
Bu bildiride, Şile özelinden yola
çıkılarak, doğa ile uyumlu /saygılı gelişmeler ile uyumsuz /saygısız gelişmeler
örneklenmeye çalışılacaktır. Şile, İstanbul’a özellikle yeni ulaşım
akslarının açılması ile daha da yakınlaşan, böylece hafta sonu turizmi için
oldukça cazip hale gelen bir yerleşmedir. Son yıllarda ikincil konut alanı olarak
hızla gelişen ve bu gelişimi sırasında zaman zaman doğaya uyumdan uzaklaşan, ancak
genel kıyı kullanımı anlamında henüz
bozulmamıştır. Bu özelliğinin devam ettirilebilmesi için neler yapılmalıdır ?
sorusu ise tartışılacaktır.
Antalya’da Kent Gelişiminin
Koruma Alanlarına Etkileri
Yrd. Doç. Dr. Sibel Mansuroğlu1, Emrah Yıldırım2
Akdeniz Üniversitesi,
Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 07070, Antalya. Tel: (242) 227 45
60/337, Faks: (242) 227 45 64
1 E-posta: smansur@agric.akdeniz.edu.tr
2 E-posta: emrah@agric.akdeniz.edu.tr
Özet
İnsanın yaşamını devam ettirmesi için sağladığı
kolaylıklardan dolayı kıyılar, tarihin her döneminde uygarlığın odak noktalarını
oluşturmuş, sosyal ve ekonomik açıdan önem taşımıştır. Günümüzde ise kıyı
yerleşimlerinin ticaret, endüstri, turizm gibi ekonomik etkinlikler için yoğun olarak
kullanılması, bu alanlarda bulunan doğal kaynaklara ve kültürel değerlere zarar
vermektedir.
İlk çağlardan bu yana bir yerleşim
alanı olan Antalya, günümüzde doğal ve tarihi özellikleri dolayısıyla ülkemizin
en önemli turizm merkezidir. Turizmdeki gelişmeler kentin hızla büyümesine neden
olmuş ve kentin özelliklerini olumsuz etkilemiştir. Bu çalışmada Antalya
Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde
bulunan, doğal ve kültürel koruma alanlarına kent gelişiminin etkileri
belirlenecektir. Bu amaçla doğal ve kültürel (kentsel, arkeolojik ve diğer sit
alanları) koruma alanlarının mevcut durumları ve kentsel gelişmelerden kaynaklanan
sorunlar belirlenerek, alınması gereken bazı
önlemler üzerinde durulmuştur.
Anadolu’daki Tarihsel
Limanların Kent-Liman Planlanması Bağlamında İncelenmesi
Yrd. Doç. Dr. Nesrin (Cilasın)
Baykan
Pamukkale Üniversitesi,
Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Ulaştırma Anabilim Dalı,
Kınıklı Kampüsü, Denizli.
Tel: (258) 212 55 45-212 55 48; Faks: (258) 212 55 38;
E-posta: nbaykan@pamukkale.edu.tr
Özet
Türkiye önemli su ve toprak kaynakları
bulunan, bunların belli bir bölümünü geliştirmiş ve geriye kalan daha önemli bir
bölümünü geliştirme çabalarını sürdüren bir ülkedir. Günümüzün çok hızlı
nüfus artışının yanısıra, ekonomik yönden gelişmiş ülkelere oranla görülen
farklar, bu çabaların ileride daha hızlı bir tempoyla sürdürülmesini zorunlu
kılmaktadır. Gelecekteki bu gelişmenin istenilen biçimde gerçekleşebilmesini sağlamak amacıyla girişimlerde bulunurken, günümüzdeki
duruma nasıl gelindiğini yakın ve uzak geçmişe bakarak değerlendirmek yerinde
olacaktır.
İnsan yaşamıyla ilgili uygarlık
yapıtlarının kalıntıları on bin yıl öncesine kadar izlenmekle birlikte, insan
varlığının başlangıcının çok eskilere dayandığı bilinmektedir. Ülkemiz,
tarihsel değerler açısından, dünyada eşine ve benzerine çok az sayıda rastlanan
zenginlikte kalıntılara sahiptir. Anadolu’nun hangi yöresine gidilirse gidilsin, en
azından Milad öncesine giden bir eski kent, bir
buluntu, bir izle karşılaşmamak olanaksızdır. Bu kentlerin pek çoğu hakkında
arkeolojik araştırmalar sonucunda yüzeysel de olsa bilgi edinilebilmiştir.
Gerek yeryüzünde günümüze ulaşmış,
gerekse uzun yıllar boyunca doğa koşulları sonucunda toprak yada su altında gizlenmek
durumunda kalmış mühendislik yapılarının en az bir kısmının bile yapımı
sırasındaki teknik bilgi ve donanımıyla, yapımı tamamlandıktan sonra kullanılış
amacı ve biçimi hakkında bilgi edinilebilirse, geçmişimizle ilgili daha sağlıklı varsayımlarda bulunabilir ve bu
bilgileri günümüz koşulları için de yorumlayabiliriz.
Eski kentlerin nüfusuna genelde; tiyatro
kapasiteleri ve alan bakımından ışık tutulmaya çalışılmıştır. Arkeolojik
çalışmalarda bu yöntemle gerçeğe yakın saptamaların yanında, birçok kentin
nüfusunun tahmininde güçlük çekilmiştir. Tarihsel su ve kıyı yapılarının temin
ve iletim sistemleri ve kapasitelerinin o günkü kullanılış koşulları gözönünde
tutularak kestirilmesi ile kent nüfuslarının belirlenmesine
yeni bir yaklaşım getirilebilir.
Tarihsel kentlerde yer alan kıyı
yapılarının büyüklüklerinin; limanların kapasiteleri, rıhtım ve iskele
uzunluklarının bilinmesi arkeologlara ve mühendislere bu kentlerin nüfusları
hakkında bilgi verebileceği gibi, bu kentlerdeki ticaret hayatının işleyişi, kentin
savunma sistemleri ve gemi boyutları hakkında da fikir sahibi olmalarını
sağlayabilir. Bu durum da günümüzde birçok konuda olduğu gibi geçmişin
aydınlatılmasında ve geleceğe ışık tutulmasında disiplinlerarası bir çalışmanın gereğini ortaya koymaktadır.
Bu bildiride, yukarıda önemleri
açısından vurgulanan Anadolu’nun Likya bölgesinde bulunan Phaselis‘de
(Tekirova-Antalya) ve Karya bölgesinde bulunan Knidos (Datça-Muğla) limanları, ait
oldukları çağdaki durumları, konumları ve önemleriyle incelenmiş, yerleşim
planları ve yapım biçimleri planlama bağlamında değerlendirilmiştir.
Dünya Kültür Mirası Olan
Troia’nın Geleceği Üzerine Araştırmalar
Prof. Dr. Sezginer Tuncer1, C. Çiğdem Erdemir2
Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi
Temel Bilimler Bölümü, 17100-Çanakkale Faks: 2133660, Tel: 2135375
1 E-posta: stuncer@comu.edu.tr
2 E-posta: cerdemir@hotmail.com
Özet
Troia, Çanakkale ilinin Menderes
Ovası’nın güneydoğusunda, 30 km uzaklıkta bulunan topraklarda M.Ö 3000 yılından
bu yana geçmişin anılarını gözlerimizin önüne seren bir uygarlık
kalıntısıdır. Günümüzde Troia, sadece arkeolojik anlamda önemli bir yer değil,
aynı zamanda iki kıtanın birleştiği bölgedeki ekolojik önemi olan bir yerdir. 1999
yılından itibaren Unesco tarafından dünya kültür mirası listesinde yer alan Troia,
arkeolojik anıtları ve önemli kültürel
değerlerinin yanında sulak alanlarıyla da önemini korumaktadır. Denizle bağlantılı
sulak alanları, her geçen gün artan tarım ve yerleşim alanlarından kaynaklanan bazı
çevresel sorunlar Troia’nın geleceğini olumsuz yönde etkilemektedir.
Avrupa Doğa Mirası Vakfının(Euronatur)
başlattığı proje kapsamında Troia’nın doğal çevresinin ekolojik potansiyeli ve
bu yapıyı tehdit eden faktörleri saptamak amacıyla bir dizi ekolojik çevre analizleri
başlatmıştır.
Bu çalışmada ekolojik doğal çevre
yapılarında önemli bir yer tutan Karamenderes’in meydana getirdiği nehir sisteminin
doğal yapıları araştırılmıştır. Sulak alanlar ve deltada karşılaşılan
sorunlar üzerinde durulmuş ve bu amaçla farklı su ortamlarında bazı fizikokimyasal
parametreler , bentik fauna ve flora bireyleri
araştırılmıştır.
Urla-Çeşme Yarımadası’nın Jeoekosistemleri ve Ekolojik
Birimleri
Yrd. Doç. Dr. Adnan Semenderoğlu
D.E.Ü. Buca Eğt. Fak. Coğrafya
ABD, Buca-İzmir
Tel
(iş): (232) 420 48 82/1736, Faks: (232) 420 48 95,
E-posta: a.semenderoglu@deu.edu.tr
Özet
Son yıllarda karasal ekosistemler
özellikle iklim şartlarının belirlediği ancak yer yer özel toprak-anamateryal ve
jeomorfolojik şartların da ön plâna geçebildiği biyomlara ayrılarak
sınıflandırılmaktadır. Biyomlar, cansız ortam ile flora ve faunanın bir araya geldiği ekosistemlere tekabül eder. Genel olarak her biyom, cansız
ortama (iklim, anamateryal, topoğrafya faktörleri) adapte olmuş flora ve faunayı
barındırmaktadır. Biyomlardaki biyolojik üretkenlik; cansız ortam unsurlarının
sağladığı su, beslenme ve barınma imkânları ile
çok yakından ilişkilidir. Başka bir deyişle bir biyomdaki canlılar örneğin
bitkilerin yoğunluğu, tür çeşitliliği, her türe ait birey sayısı; ortamda hüküm
süren yağış ve sıcaklık şartları, anamateryalin ve toprağın besin maddesi
içeriği, kimyasal ve fiziksel özellikleri ile
bakı, yükselti ve eğim gibi topoğrafya faktörlerine sıkı sıkıya bağlıdır.
Aşağıda önce biyomlar daha sonra biyomlardaki biyolojik prodüktivite hakkında özlü
açıklama yapılmıştır.
İzmir Kuş Cenneti ve Çevresi
– Kentsel
Gelişme İkilemi
Doç. Dr Adnan Kaplan1, Alpay Tırıl2, Barış Kara3
1 Ege
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova - İzmir, Tel:
0.232.3880110/2616 Faks: 0.232. 3881864
E-posta: kaplan@ziraat.ege.edu.tr 2 Ege
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı, Bornova -
İzmir, Tel: 0.232.3880110/2616 Faks: 0.232. 3881864 E-posta: alpaytiril@yahoo.com 3 Ege
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova - İzmir, Tel:
0.232.3880110/2616 Faks: 0.232. 3881864
E-posta: bkara@agr.ege.edu.tr
Özet
Kıyı sulak alan bütününde İzmir
Kuş Cenneti ve çevresi günümüzde İzmir metropolünün kuzey aksında kentin
potansiyel gelişme alanları olarak tanımlanmaktadır. Kenti içeren çeşitli
ölçeklerdeki fiziksel planlama kararlarında ve de plan dışı senaryolarda çalışma
alanının, ağırlıklı olarak, kentsel kullanımlara (yerleşimlere)
dönüştürülmesi öngörülmektedir.
Bu çalışmada öncelikle kıyı sulak
alanları ve fiziksel planlama ilişkileri genelde ele alınmaktadır.Çalışma alanına
yönelik planlama pratikleri ile çevreye duyarlı planlama konseptinin
karşılaştırılması suretiyle, kıyı sulak alan sisteminin sürekliliğini sağlama
yolunda (planlama düzleminde) kriterler geliştirilmesi
amaçlanmaktadır.
Köyceğiz/Dalyan ÖÇKB
Dalyanağzı-İztuzu Kumsalı Yönetimi
Sezer Göktan, Gülfer
E.Arıkoğlu
Özel Çevre Koruma Kurumu Koza Sok No:32
G.O.P/ANKARA,
Tel: 0312 440 69 19 - 440 58 51 Faks: 0312 440 85 53
Özet:
Kalkınma ve Çevre
ilişkisinde 1970’lerde ortaya atılan “ Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı;
sosyal ve çevresel olarak sürdürülebilir nitelikte yeni bir ekonomik büyüme modeli
önermektedir.Bu model, kaynakların en iyi ve akılcı şekilde kullanılmasını
sağlayarak, taşıma kapasitesi içinde kalmak
suretiyle insan yaşam kalitesinin iyileştirilmesi olarak somutlaşmaktadır.
Türkiye’de, 383 Sayılı K.H.K. ile oluşturulan Özel Çevre Koruma Kurumu
Başkanlığı bu çerçeveden yola çıkarak çevresel faktörlerle, sosyo-ekonomik
faktörlerin politika, planlama ve yönetim
düzeylerinde birlikte ele alınmasını ve sorumluluğunda olan bölgelerdeki kaynak
yönetiminin sürdürülebilir yaşam ve kalkınma doğrultusunda gerçekleştirilmesini,
“Bozulmadan Koruma, Koruyarak ve Geliştirerek Kullanma” ilkesini hedeflemiştir.
Bu ilkeden yola çıkılarak, Özel Çevre
Koruma Bölgelerinden biri olan Köyceğiz/Dalyan’da gölün ve kanalların doğal,
tarihi ve arkeolojik niteliklerinin korunmasını esas alan bir planlama yaklaşımı
izlenmiştir.
Bölgede yer alan, doğal ve ekolojik
açıdan önem arzeden Dalyanağzı - İztuzu Kumsalında kıyı ekosisteminin sağlıklı
bir şekilde devam ettirilmesi, süregelen insan aktivitelerine günübirlik ve özel
koşullarda izin verilmesi, deniz kaplumbağalarının populasyonunun artırılması ,
kumullar, zakkum bitkisi ve İztuzu Gölünün doğal
dengesi içinde korunması hedeflenerek, buna ilişkin tedbirler geliştirilmiş, alanın
gündüz insanlar, gece kaplumbağalar tarafından kullanımını sağlayan
kullanıcıları bilgilendiren ve yerinden denetlenen örnek bir proje oluşturulmuştur.
Doğu Akdeniz’de Korunan Kıyı
Alanlarının Sorunları ve
Alternatif Planlama Önerisi / Tuzla Örneği
Yüksel İzcankurtaran1 , Doç.Dr. K. Tuluhan Yılmaz2
Ç.Ü. Z.F. Peyzaj Mimarlığı Bölümü
01330/Balcalı/Adana> 1 Tel: 0 322 338 65 45 Faks: 0 322 338 61 89
E-posta: yizcan@mail.cu.edu.tr
2 Tel. 0 322 338 69 67 Faks. 0 322 338 61 89
E-posta: tuluhan@mail.cu.edu.tr
Özet
Türkiye’nin Doğu Akdeniz kıyıları,
sahip olduğu morfolojik çeşitlilik yanında bu alanların batı Akdeniz ve Ege
kıyılarına göre daha az tahrip edilmiş olması nedeniyle koruma açısından önem
taşımaktadır. Bu çalışmada, Adana il sınırları içerisinde yer alan Karataş
ilçesi Tuzla kıyı alanını tehdit eden;
yapılaşma, tarım ve rekreasyonel aktivitelerin çevreye etkilerinin değerlendirilmesi
ve planlı kullanım için gerekli çalışma programının oluşturulması
hedeflenmiştir. Araştırmaya konu olan Tuz Gölü sulak alanı ve onu çevreleyen kıyı
kumulları, "Seyhan Nehri ve Tuz Gölü Yaban
Hayatını Koruma Sahası" olarak koruma altına alınmıştır. Kıyı alanı,
Akdeniz Bölgesinin doğusunda, Seyhan ile Ceyhan deltaları arasında yer almakta ve
1500ha.'lık alan kaplamaktadır. Caretta caretta ve Chelonia mydas türleri
düzenli olarak Seyhan ve Ceyhan deltaları ile bağlantılı
kıyı kumullarında yuva yapmaktadır. Tuzla ve çevresinde varlığı saptanan 178 kuş
türünün 146'sı araştırma alanının sınarları içinde bulunmaktadır. Alandaki
kıyı kullanımının çok yoğun ve doğal potansiyeli
tehdit eden bir yapıda olduğu saptanmıştır. Alan genelinde koruma-kullanma
kapsamında, öncelikle yöre halkına ekonomik yararlanma alternatifleri sunarak doğal
ekosistem üzerindeki yoğun baskının azaltılması gereği vurgulanmıştır. Kıyı
kumulları üzerinde sürdürülen tarımsal
kullanımlar ve sulak alanı tehdit eden imar girişimleri, doğal potansiyel ile
çelişen mevcut ve potansiyel unsurlar olarak ele alınmış ve sürdürülebilirlik
ilkeleri paralelinde koruma ağırlıklı bir kullanım modeli önerilmiştir.
Ziyaretçi Yönetim Planı Ve Turistik Kıyı Alanları İçin
Önemi
M. Burcu Sılaydın
DEÜ Mimarlık Fakültesi,
Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Şehitler Cad., No:12,
Alsancak, 35230, İzmir.
Tel.: (232) 464 81 05,
Faks: (232) 464 80 63, E-posta: burcu.silaydin@deu.edu.tr
Özet
"Ziyaretçi Yönetim Planı
(ZYP)", turizmin yaşandığı yerlerdeki sorunların çözümünü görevleri
tanımlanmış birimler kapsamında aramak ve olası sorunlara engel olmak için
ziyaretçi, yöre ve yöre halkı üçlüsünün talep ve gereksinimlerini birbirini
olumsuz yönde etkilemeyecek biçimde karşılamak amacına yönelik olarak son on yılda
geliştirilmiş yeni bir planlama ve yönetim yaklaşımıdır. Bu bağlamda ZYP, turistik
tüm bölgeler için gerekli bir yaklaşım olmakla birlikte, özellikle turizmin en çok yoğunlaştığı kıyı alanları/yerleşimleri için
önem kazanmaktadır.
Çalışmada "Ziyaretçi Yönetim
Planı" kavramı incelenmiş ve bu planlama ve yönetim sistemi geliştirilerek,
Türkiye'de turistik kıyı alanlarında uygulanabilecek bir "Ziyaretçi Yönetim
Planı" modeli oluşturulmuştur.
Türkiye Yat Turizmi Potansiyeli ve
Yat Limanı
Yatırımları
Dr. Nermin
Tekoğul1, Ali Erkan Bezirgan2,
Dr. Gökdeniz Neşer1, Celal
Üstünbaş1
1 Dokuz Eylül Üniversitesi
Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Bakü Bul. No.10 İnciraltı, Balçova – (35340) İzmir. Telefon: (232)
278 5565, Faks: (232) 278 5082, E-posta: tekogul@imst.deu.edu.tr
2 Doğuş Holding Turizm Grubu, Büyükdere Cad. 42/8, Mecidiyeköy – (80290)
İstanbul, Telefon: (212) 274 8161, Faks: (212) 274 8634, E-posta: dmarin@garanti.com.tr
Özet
Ülkemizde günden güne artan bir
potansiyele sahip, her unsuruyla önemli ölçüde sosyal ve ekonomik kazanımlar
sağlayan deniz turizmi ve yatçılık etkinlikleri çok yakın bir gelecekte
Türkiye’nin turizm ve denizcilik sektörünün karakteristiği konumuna ulaşacaktır.
Tarihsel ve doğal güzellikler Türkiye’yi yat turizminin odağı haline getirmiştir.
Bu çalışmada, Türkiye’nin içinde yeraldığı
Akdeniz yatçılık pazarı irdelenerek ulusal yatırım olanaklarına değinilmiştir.
Ayrıca bu olanakları yarara dönüştürmek için aralarında ideal bir marina
kurulması ve işletilmesi için gözönüne alınması gereken unsurların da
yeraldığı öneriler geliştirilmiştir.
Kıyıda Yer Alan Tarihi Kent
Dokularında Sürdürülebilir Turizm İçin Model Önerisi
Prof. Dr. Zekiye Yenen1, Yrd. Doç. Dr. Funda Öztürk Kerestecioğlu2, Cenk Hamamcıoğlu3, Onur Oruç4
Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık
Fakültesi
1 Şehir
ve Bölge Planlama Böl., Beşiktaş, 80750, İstanbul. Tel: (212) 259 70 70 / 2708, Faks:
(216) 416 3917, E-posta: zekiye@yenen.com
2 Mimarlık
Böl., Beşiktaş, 80750, İstanbul. Tel: (212) 259 70 70 / 2227, Faks: (212) 261 05 49,
E-posta:Ozturk@yildiz.edu.tr
3 Bina
Araştırma ve Planlama Yüksek Lisans Programı, Beşiktaş, 80750, İstanbul. E-posta:
cenkmimar@hotmail.com
4 Bina
Araştırma ve Planlama Yüksek Lisans Programı, Beşiktaş, 80750, İstanbul. E-posta:
onuroruc@hotmail.com
Özet
Kentlerin merkezinde yer alan tarihi doku
kentleşme sürecinde artan kentsel rant ortamında yokolma tehlikesi ile karşıkarşıya
kalmaktadır. Turizm sektörü tarihi kent parçalarının yaşatılarak verimli bir
şekilde değerlendirilebilmesi açısından bir varoluş aracı olarak kabul
görmektedir. Bildiri, bu yaklaşımdan yola
çıkarak, İstanbul’un Tarihi Yarımada Sit Alanı’nda Cankurtaran semtinin özgün
niteliklerinin turizm kapsamında kazanılarak sürdürülebilmesi için bir model
öngörmektedir. Model 2000-2001 akademik yılında YTÜ Mimarlık Fakültesi Bina Araştırma ve Planlama Yüksek Lisans Programı’nda Turizm 1 dersi
kapsamında bildiriyi kaleme alan araştırmacılar tarafından geliştirilmiştir.
Akbük Koyu'nun Sürdürülebilir Turizm Planlaması Açısından Değerlendirilmesi
Yrd. Doç.
Dr. Nevzat Gümüş1,
Yrd. Doç. Dr. Adnan
Semenderoğlu2
Dokuz Eylül Üniversitesi,
Buca Eğitim Fakültesi, Coğrafya ABD 35150 BUCA-İZMİR
1Tel (iş) 0232 4204882 / 1733, Faks:0232 4204895, E-posta: nevzat.gumus@deu.edu.tr
2Tel (iş) 0232 4204882 / 1736, Faks:0232 4204895, E-posta: a.semenderoglu@deu.edu.tr
Özet
Kıyı Ege’nin güneybatı
sahillerinde Akbük Koyu ve çevresinde, yaz sezonunda turizm ve rekreasyon
etkinliklerinden kaynaklanan belirgin bir çevresel baskı oluşmaktadır. Bu baskı,
kıyı alanının jeomorfolojik karakterine bağlı olarak, özellikle koy ve plâj
bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Ne var ki, kıyı alanlarında düzensiz yapılaşma
Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuatla adeta desteklenmektedir. Son yıllarda kıyı
kanununda sıkça değişiklik yapılmasına karşın kıyı alanı bir bütün olarak değerlendirilmeyip mesafe ölçütü temel kriter
olarak alınmaktadır. Bu çalışmada Didim-Akbük Koyu ve çevresindeki eko-morfolojik
özellik ve kriterlere göre kıyı alanları kategorize edilerek sürdürülebilir turizm
ve rekreasyon planlamasına uygun modeller
önerilmektedir. Kıyı alanı farklı kullanım alanlarına sahip birimlerden oluşan bir
bütün olarak değerlendirilmektedir. Böylelikle ortamda taşıma kapasitesi (carrying
capasity) üzerinde baskı en aza indirilerek, çeşitli istek gruplarına yüksek kalitede kıyı ve deniz ortamı sunulması hedeflenmektedir.
Akyatan Kıyı
Kumullarının Bitki Örtüsü-Toprak İlişkisi Yönünden Değerlendirilmesi
Y.Doç.Dr. Ahmet Serteser
Afyon Kocatepe Üniversitesi, Afyon Meslek Yüksekokulu,
Ali Çetinkaya Kampusü 03 200 AFYON Tel : (272) 213 57 11
Faks : (272) 213 34 72, E-posta : asert@aku.edu.tr
Özet
Çalışma alanı Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin denize
döküldüğü yerler arasında bulunan Adana’nın Karataş ilçesi İnnaplı
köyü sınırları içerisindeki Akyatan bölgesindedir.
Araştırma alanı olarak diğer Akdeniz
alanlarına oranla insan ve hayvan etkilerinin daha az olduğu bölgenin çok değişik
toprak, orografik durum ve tahribat derecelerine bağlı olarak değişik vejetasyon
tipleri ve birliklerinin oluştuğu bu bölge seçilmiştir. Çalışma alanını
Kuvaterner arazisi kaplamakta olup iklimi “kışı
ılıman az yağışlı” biyoiklim tipindedir. Akdeniz floristik bölgesi içindeki
Akyatan(ADANA)’dan 160 vasküler bitki toplanıldı. Çalışma alanında 3 tip
vejetasyon hakimdir. Bunlar kumul, halofit ve litoral maki vejetasyonudur.
Bu çalışmada jeoloji, iklim, toprak,
flora, vejetasyon ve bitki örtüsü ile toprak ilişkisi sonuçlarına göre
Akyatan(ADANA) kıyı yönetimi hakkında önerilerimiz verilecektir.
Kumulda Rehabilitasyon
Çalışmaları
İsmail Küçükkaya
Orman Bakanlığı,
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü, Ankara. Faks: (312) 212 55 32,
Tel: (312) 212 55 06
E-posta: agm@agm.gov.tr
Özet
Yurdumuzun 8333 km. uzunluğundaki sahil şeridinde toplam 46583 hektar
kumul alanı bulunmaktadır. Kumullar, kendine özgü flora ve faunasıyla yurdumuz
eko-sisteminin önemli bir bölümünü oluşturur. Türkiye, Avrupa’nın en fazla
kumula sahip ülkesidir.
Kıyı Kumulları,dünyanın en doğal ve
dinamik yer parçasıdır. Kumulların varlığı nehir deltalarının ve sığ göllerin
varlığı açısından önem taşır. Kumullar aynı zamanda sahil peyzajının da
önemli bir parçasıdır. Doğal güzelliği ve dinlenme yeri açısından sahilin peyzaj
değerine büyük katkıda bulunurlar. Erozyon
açısından ise, sahile kum sağladıklarından, sahil kum dinamiğinin bir temel
taşıdır. Kumullar, ekolojik olarak dış etkilere karşı çok değerli biyotoplardır.
Kumullar Antropojen etkilerle kolaylıkla
harekete geçerek çevrelerine büyük zarar verirler. Kumul vejetasyonunun tahrip
edilmesi, yanlış arazi kullanımı ve aşırı otlatma, kumul da rüzgar erozyonunun
hızlanmasına ve kumul özelliğinin bozulmasına neden olmaktadır. Kumulların
rehabilite edilmesi ancak koruma ve kullanma dengesi içerisinde biyo-mühendislik
önlemlerle mümkün olabilmektedir.
Bu yazı ile, Yurdumuzdaki kumul
sahalarında yapılan iyileştirme çalışmaları çeşitli yönleriyle ele alınmış,
kumulun yerinde tutulması ve vasfının bozulmaması için gerekli tedbirler izah
edilmiş ve bu hususta da çeşitli örnekler gösterilmiştir.
Altınkum’da
(Eğirdir Gölü) Kıyı Kullanımının Flora Oluşumuna Etkisi
Yard.Doç.Dr. Erol Kesici
Süleyman Demirel
Üniv. Eğirdir Su Ürünleri Fak. 32500, Eğirdir-Isparta Tel: (246)
3116460/418, Faks: (246) 3116466, E-posta: esuf98@superonline.com
Özet
Doğal göller genellikle tektonik veya
benzeri olaylar sonucunda doğarlar ve zaman içerisinde evrimlerini tamamlarlar. Tatlı
su kaynakları uyumlu flora ve faunası ile yerkürenin biyolojik zenginliklerini
oluştururlar. Ekosistemde insan unsuru, bu doğal yapıların sürdürülebilirliğinde
belirleyicidir. Nüfus artışı, hızlı kentleşme, plansız yapılaşma, duyarsızlık,
sulak alanların çıkarları doğrultusunda başkalarını yok sayarak kullanılması,
yaşam için gerekli olan doğal tatlı su kaynaklarının ve çevresinin bozulmasını ve dolayısıyla karalaşmasını hızlandırmaktadır.
Göllerin yaşlanma süresini saptayan en önemli unsur, algler(suyosunları) ve
makrohidrofitlerin(yüksek su bitkileri) aşırı çoğalmalarıdır. Bitkilerin
yığınlar oluşturması ve ölümleri sonucu oluşan kalıntıları göl tabanını doldurarak, su alanının
sığlaşmasına ve organik kirliliğe neden olur. Göllerde, sığlaşmaya neden olan
diğer bir olayda erozyondur. Erozyon; kirlilik, yanlış kıyı kullanımı, imar vb.
etkenlerle hız kazanmaktadır. Göllerin direnci, evulasyon
süresini uzatmaktadır. Tatlı su alanlarındaki bu tür etkenlerden dolayı meydana
gelen farklılaşmaya bataklaşma veya ötrifikasyon adı verilmektedir (Grinwald, 1968).
İlkesiz insan etkinlikleri, politik bakış, bencil insanların davranışları, her
şeyi ranta çevirme sorumsuzluğu ve buna kayıtsız
kalınması da bataklaşma sürecini hızlandırmaktadır.
Bu çalışmada araştırma alanını,
Batı Toroslarda Isparta ili sınırları içerisinde, 7000 yıllık bir geçmişe sahip
Eğirdir ilçesinden ismini alan vadi gölünün güney ucunda konumlanan doğal
güzelliklere sahip büyük ölçekli koylardan olan Altınkum oluşturmaktadır.
Pragmites australis L.’in Akşehir Gölü Kıyılarına Olan Etkisi
Yrd. Doç. Dr.Erol Kesici
Süleyman Demirel Üniv., Eğiridir Su Ürünleri Fak., 32500,
Eğirdir, Isparta, Tel: (246) 311 64 60 / 418, Faks: (246) 311 64 66, E-posta: esuf98@superonline.com
Özet
Canlıların her zaman ilgisini çeken sulak alanlar, tüm dünya
ülkelerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de dünden bugüne kültürel, ticari,
endüstriyel, turizm ve rekreasyon amaçlı olarak yoğun bir şekilde kullanılmıştır.
Bu şekildeki kullanımlardan dolayı göllerin sürekli baskı altına alınmalarının
yaratmış olduğu sorunlar diğer ülkelerde önceden yaşanmasına rağmen, bizde hala
alınması gereken ve bilinen koruma-kullanma önlemlerinin karşısında duyarsız
kalınmaktadır. Göllerin; çevrelerinden gelen yoğun evsel, endüstriyel, tarımsal
organik-kimyasal atıklarla kirlenmesi ve tortulaşması söz konusudur. Bu oluşumlarla
hızla gelişme gösteren kontrolsüz vejetasyonun (bitki örtüsü) etkisi ile su
ortamı; yoğun flora ile kaplanarak bataklaşmaya ve çok kısa sürede de karalaşmaya başlamaktadır (Kesici, 1997).
İç Anadolu bölgesinde yer alan ve 355
km2 alanı ile ülkemizin 5. Büyük gölü
olan Akşehir Gölü, bu oluşumlarla 60 km2’lik
yüzölçümüne kadar azalan ve ciddi sorunları olan kapalı göllerimizden biridir.
Makrofitlerin (yüksek su bitkileri) gölde aşırı artışı, tortu birikimini ve
bioması doğrudan etkilemektedir. Akşehir Gölü’nde yıllara göre yaklaşık 40-150
km2lik bataklaşan ve kuruyan alanlarda,
yoğunlukla Pragmites australis ‘lerin (Kamış)
oluşturduğu makrofitler zemin toprağının tutulmasında etkili olmaktadır.
Uzun yıllar boyunca verimli göller
grubunda yer alan Akşehir Gölün’de su ürünleri üretiminin ülke ekonomisinde
önemli bir yeri vardır. Gölden, 1986 yılı değerlerine göre 45 ton Cyprinus
carpıo (Sazan) 20 ton Esox lucius (Turna) ve 290 ton Astacus
leptodactylus (Kerevit-tatlı su ıstakozu) avcılığı
yapılmakta iken, 1990 yılında Turna balığı, 1994 yılında kerevit yok olmuştur.
Göle flora mücadelesi ve balık üretimini arttırmak amacıyla işin kolayına
kaçılarak ciddi araştırmalar yapılmadan aşılanan Cyprinid türlerinin ekosistem de oluşturduğu sorunlar olayın başka bir
boyutunu oluşturmaktadır. Bugün için Akşehir Gölünde su ürünleri üretimini
300-500 kg civarında Cyprinid balık türleri
ile 1985 yılında 200 ton olan, 2000 yılında 200-300 tona çıkan kamış
oluşturmaktadır.
Akşehir Gölü, makroflora, fauna ve kuş
alanları gibi özellikleriyle doğal zenginliklere sahip, yaban hayatı yönünden de
önemli bir sulak alandır. Göl 1992 yılında ‘Özel Çevre Koruma Bölgesi’
kapsamına alınmıştır. Göl çevresi, Karabatak, Balıkçı, Pelikan gibi kuşların
koloni halinde kuluçkaya yattıkları ve bazı kuşların konaklama bölgesi olarak
değerlendirdikleri ‘Önemli Kuş Alanları’ statüsündedir (İlçe Tarım).
Kontrolsüz kamış kesimleri bu alanların yok
olmasına neden olmaktadır. Bütün sulak alanlarımızda yaşanan sorunların
çözümü; etkin iyileştirme ve gölün kullanım değerlerinin doğru olarak saptayıp,
özel kontrol mekanizmasının uygulamaya geçilmesidir.
Edremit Körfezi Çevresinin Ekosistemleri
Yrd.Doç.Dr. Hasan Çukur
Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Coğrafya Anabilim Dalı Tel : (232) 4204882/1736 Faks: (232) 4204895 E-posta:
hasan.cukur@deu.edu.tr
Özet
Araştırma alanı Ege Bölgesi’nin
kuzeyinde, Edremit Körfezi çevresini içine almaktadır. Akdeniz ikliminin egemen
olduğu sahada, çok kaliteli zeytin ve zeytinyağı üretilen zeytincilik faaliyetleri
önemli yer tutar. Bu faaliyet son yıllarda uygun olmayan bir takım etkinliklerle
gerilemektedir. Bunun önüne geçilmesi, ortamın en iyi
biçimde kullanılması için ortamdaki dengenin nasıl sağlandığının bilinmesi
gerekmektedir. Bunun için dendrokronolojik yöntemlerden ve toprak analizlerinden
yararlanılmıştır. Bu ayırıma göre uygun olmayan
kullanımlara dikkat çekilmiştir.
Urla-Çeşme
Yarımadası’nın Jeoekosistemleri
ve Ekolojik Birimleri
Yrd. Doç. Dr. Adnan Semenderoğlu
D.E.Ü. Buca Eğt. Fak. Coğrafya ABD, Buca-İzmir
Tel (iş): (232) 420 48 82/1736, Faks: (232) 420 48 95,
E-posta: a.semenderoglu@deu.edu.tr
Özet
Son yıllarda karasal ekosistemler
özellikle iklim şartlarının belirlediği ancak yer yer özel toprak-anamateryal ve
jeomorfolojik şartların da ön plâna geçebildiği biyomlara ayrılarak
sınıflandırılmaktadır. Biyomlar, cansız ortam ile flora ve faunanın bir araya geldiği ekosistemlere tekabül eder. Genel olarak her biyom, cansız
ortama (iklim, anamateryal, topoğrafya faktörleri) adapte olmuş flora ve faunayı
barındırmaktadır. Biyomlardaki biyolojik üretkenlik; cansız ortam unsurlarının
sağladığı su, beslenme ve barınma imkânları ile
çok yakından ilişkilidir. Başka bir deyişle bir biyomdaki canlılar örneğin
bitkilerin yoğunluğu, tür çeşitliliği, her türe ait birey sayısı; ortamda hüküm
süren yağış ve sıcaklık şartları, anamateryalin ve toprağın besin maddesi
içeriği, kimyasal ve fiziksel özellikleri ile
bakı, yükselti ve eğim gibi topoğrafya faktörlerine sıkı sıkıya bağlıdır.
Aşağıda önce biyomlar daha sonra biyomlardaki biyolojik prodüktivite hakkında özlü
açıklama yapılmıştır.
Çamaltı Tuzlası
(İzmir/Türkiye)
Artemia Populasyonu Üzerine Bir Araştırma
Edis Koru, Prof. Dr. Semra Cirik
E.Ü. Su Ürünleri Fakültesi, Bornova, İzmir.
Tel: (232) 752 11 62, E-Posta: koru@sufak.ege.edu.tr
Özet
İzmir Kuş cenneti içinde bulunan
Çamaltı Tuzlası ekosistemi ülkemizin önemli sulak alanlarındandır. Doğal
zenginlikleri bünyesinde bulunduran bu sulak alan, 1982 yılında Orman Bakanlığı
tarafından "Su Kuşları Koruma ve Üretim Sahası", 1994 yılından itibaren
"Yaban Hayatı Koruma Sahası" ilan edilmiştir.
Çalışmada ekosistemdeki canlılardan biri olan Artemia‘nın 1999-2000 yılı boyunca gelişimi incelenmiştir. Tuzla Artemia populasyonunu olumlu ve olumsuz olarak etkileyen faktörler
saptanmış, çözüm yolları araştırılmıştır.
Çukurova Deltası’nın Tehlike Altındaki Endemik ve Nadir Bitki
Türleri
Yard. Doç.Dr. Halil Çakan
Çukurova Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji
Bölümü,
01330, Balcalı/Adana Tel: (322) 3386084-2573
Faks: (322) 3386070
E-posta: h_cakan@yahoo.com
Özet
Doğu Akdeniz Bölgesinde, Adana ve Mersin
ili sınırları içerisinde bulunan Çukurova Deltası, yaklaşık 75000 hektarlık yüz
ölçümü ile Türkiye’nin en büyük kıyısal sulak alanlarından birisini
oluşturmaktadır. Bölge de 1999-2000 yılları arasında yapmış olduğumuz arazi
çalışmaları sonucu, Çukurova Deltası florasının 70 familya’ya ait tür ve tür
altı seviyede 560 taksondan oluştuğu ortaya konmuştur. Toplam flora içinde 21 endemik
bitki türü yer almaktadır. Bu türlerden, Trigonella halophila Boiss. (Legüminosae),
Anthemis adonidifolia Boiss.(Compositae), Beta trojana Pamuk &
Aellen (Chenopodiaceae), Rumex bithynicus Rech.fil. (Polygonaceae) ve
Bromus psammophilus P. M. Smith (Graminaea) CR-Critically endangered (Çok
tehlikede) kategorisine girmektedir. Bunun yanında 3 tür
EN-Endangered (Tehlikede), 5 tür VU-Vulnerable (Zarar görebilir), 8 tür ise LR-Lower
Risk (Az tehdit altında) kategorisinde yer almaktadır. Ayrıca, endemik türlerin
dışında, ülkemizde nadir olarak bulunan ve nesilleri tehlike altında olan 18 bitki türünün de Çukurova Deltası’nda
bulunduğu saptanmıştır. Bu türlerden Heliotropeum ovalifolium
Forssk. (Boraginaceae), Callitriche truncata Gussone subsp.
occidentalis (Rouy) Schotsman (Callitrichaceae) ve Lavatera trimestris L.
(Malvaceae)’in durumu tehlike kategorilerine göre
CR-Critically endangered (Çok kiritik) kapsamında değerlendirilmektedir. Diğer tehlike
kategorilerinden Endangered (Tehlikede) kategorisinde 4 tür, VU-Vulnerable (Zarar
görebilir) kategorisinde ise 11 tür bulunmaktadır.
Türkiye Kıyıları ve Porsuk
Yrd. Doç. Dr. Nahit
Pamukoğlu
K.Ü., Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji
Bölümü, 71450, Yahşihan, Kırıkkale. Faks: (318) 357 24 61, Tel: (318) 357 24 78 / 151
Özet
Carnivora mensubu Meles cinsi
dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tek bir türle, Meles meles ile temsil edilmektedir. Bu türün iç bölgeler başta olmak
üzere hızla azalma gösterdiği tespit edilmiştir. Bunun nedeni plansız ve düzensiz
yapılaşma, tarım alanlarında kullanılan gübre ve ilaç, avcılık, gürültü ve
ışık kirliliği, sel baskını ve trafik kazasıdır. Porsuklar tahrip edilmemiş
kıyı bölgelerimizde hala varlıklarını sürdürmektedir. Bu tür nesli tehlike
altındaki türler kategorisinde yer almaktadır.
Foça ÖÇKA’nda
Akdeniz Foku Koruma Çalışmalarının Verimliliğinin Değerlendirilmesi
Harun Güçlüsoy1, Prof.Dr.Aykut Kence2
1 Sualtı Araştırmaları Derneği – Akdeniz
Foku Araştırma Grubu (SAD-AFAG) Ege Programı, PK. 12, 35680, Foça,
İzmir.
Tel ve Faks: (232) 812 30 62, E-posta: hguclusoy@yahoo.com
2 Orta
Doğu Teknik Üniversitesi, Biyoloji Bölümü, 06531, Ankara.
Tel : (312) 210 5176, Faks: (312) 210 1289,
E-posta: aykut@metu.edu.tr
Özet
Akdeniz keşiş foku
Monachus monachus (Hermann,
1779), kasıtlı öldürmeler, yaşam alanlarının tahrip edilmesi, aşırı
balıkçılık ve rahatsız edilmelerinden dolayı dünya genelinde azalan
bir populasyon ile nesli tehlike altında olan bir canlı türüdür.
Türkiye, Akdeniz keşiş foklarının dağılım gösterdiği nadir ülkelerden
biridir. Bu çalışma, Akdeniz fokunun Türkiye’de korunması; Foça
Özel Çevre Koruma Alanı (ÖÇKA)’nın verimliliğinin değerlendirilmesi
için gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ağustos
1996 ve Temmuz 1997 tarihleri arasında, önceden tanımlanmış 7 fok
mağarasının kontrollerini ve en çok fok görme kayıtlarının gerçekleştiği
Orak Adası’nın Siren Kayaları’ndan yapılan gözlemleri içermektedir.
Tüm çalışma yılı içerisinde ikisi Foça ÖÇKA’nda
doğmuş toplam 7 Akdeniz keşiş foku gözlenmiştir. Yaşam alanı kullanımı
devam etmekte ve fokların Foça ÖÇKA’nı önceki 3 yıla göre kullanımında
bir artış gözlenmektedir. Foça ÖÇKA koruma önlemleri verimli bulunmuş
ve yaşam alanı kullanımında bir artış görülmüştür. Foklar, alanı yavrulamak içinde
kullanmışlardır.
Doğu Karadeniz’deki Kıyı Balıkçılığının Makrofauna Üzerine
Olan Etkilerinin Belirlenmesi
Mustafa Zengin, Yılmaz Bekiroğlu, Hamza Polat
Su Ürünleri
Merkez Araştırma Enstitüsü Trabzon, Tel: (462) 3411053, Faks: (464) 3411056
Özet
Bu çalışma; 1998/1999 yılları arasında Sinop-Hopa arasında,
farklı tipteki ağları kullanan ticari balıkçı tekneleri ile Karadeniz’de biyolojik
çeşitliliğin yoğunlaştığı 0-30 m derinlikteki sularda yürütülmüştür. Kıyı
balıkçılığında uygulanan avlanma yöntemleri (voli, dip ve orta su trolü, algarna) ile avlanan hedef türlerin
yanısıra, total av içerisindeki tesadüfü (bycatch) ve ıskarta avın tür
kompozisyonu aylık olarak belirlenmiştir. Mevsimsel avcılığın zamanı dikkate
alınmaksızın mezgit, barbunya, kalkan, izmarit, istavrit,
kefal, pasifik kefali, zargana, palamut, lüfer, çaça, hamsi, gibi hedeflenen 13 ayrı
ekonomik tür ile birlikte, pelajik, yarı demersal, demersal ve bentik özelliklere sahip
toplam 62 farklı organizmanın bu ağlara girdiği tesbit edilmiştir. Av kompozisyonu içerisindeki bu organizmaların 36’sı kemikli balık,
4’ü kıkırdaklı balık, 5’i kabuklu ve 14’i yumuşakça ve 3 adeti poliketler
grubuna dahildir.
Elde edilen bululara göre kıyıya çok yakın sularda farklı
özelliklere sahip kıyı ağları ile yıl boyunca hedef türler ile birlikte pelajik,
demersal ve bentik makrofaunanın da zarar gördüğü tesbit edilmiştir. Bu sonuçlara
göre kıyı alanları yönetimi içerisinde balıkçılığın ayrı bir disiplin olarak
ele alınması ve kıyısal alanlardaki biyolojik çeşitliliğin ve verimliliğin sürdürülmesi açısından kıyı ekosisteminin en
önemi kısmını oluşturan kıyısal zondaki her türlü balıkçılık aktivitesinin
kontrol altına alınması ve bunun için gerekli olan teknik, idari ve hukuksal alt
yapının oluşturulması gerekmektedir.
Türkiye Denizleri Canlı Kaynaklarında İletişim Ağı Etiği
Prof. Dr. Tufan Koray1, Dr. Levent Yurga2
1
Ege Üniversitesi, Kampüs PTT, P. K. 24, 35100, İzmir.
Faks: 0(232)38836 85, Tel.: 0(232)388 40 00/2851
E-posta: koray@sufak.ege.edu.tr
2 Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, 35100, Bornova,
İzmir.
Faks: 0(232)38836 85, Tel.: 0(232)388 40 00/1718
E-posta: yurga@sufak.ege.edu.tr>
Özet
Bu çalışmada, yaklaşık 3000 yıldır
bilgi transferinde kağıt ve benzeri malzemeyi kullanan insanoğlunun, son 100 yılda
geliştirdiği plak, bant, disket/disk, CD-ROM ve Internet gibi yeni bilgi paylaşımı
ortamları incelenmekte, ülkemizin iletişim ağını kullanma kapasitesi
sorgulanmaktadır. ISI (Institute for Scientific Information) ve benzeri özet ve atıf
kurumlarında Türk Deniz Bilimleri araştırmalarının varlığı, UNESCO-IOC/GLODIR
veri tabanından başlamak üzere ETI (Expert-center
for Taxonomic Identifications), MARIS (Maritime Information Systems), ERMS (European
register of Marine Species) ve SPECIES 2000 Europa gibi kapsamlı veri tabanlarına
ülkemizin katkıları incelenmektedir. Kişisel web
sayfalarının hazırlanması ve refere edilmesi gibi etiksel konuların ayrıca
irdelendiği bu çalışmada, Türkiye Denizleri Mikroplankton Türleri Web Sayfası
(TÜBİTAK, YDABÇAG-296) bir örnek olarak incelenmektedir.
Akdeniz’deki Yabancı ve Yayılımcı
Deniz Yosunları
(Caulerpa taxifolia, Caulerpa racemosa)
Prof. Dr. Şükran Cirik, Aydın Ünlüoğlu, Barış Akçalı
Dokuz Eylül
Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Haydar Aliyev Bulv., No:10,
İnciraltı, İzmir. Tel: (232) 278 55 65 / 278 65 15, Faks: (232) 278 50 82, E-posta:
cirik@imst.deu.edu.tr
Özet
Akdeniz kıyıları çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olmakla
beraber; deniz trafiğinin yoğun olması, yat turizmi, kıyısal yerleşimin ve kıyısal
turizm yatırımlarının artması, akvakültür faaliyetlerinin hızla gelişmesi,
balıkçılık faaliyetleri, tutunucu organizmaların fouling etkisi ve Süveyş Kanalı
yoluyla Akdeniz’e giren türlerin (Lesepsiyen Göçmen Türler) coğrafik dağılım
alanlarını genişleterek sayıca çoğalmaları gibi
nedenlerle yabancı ve yayılımcı türlerin etkisi ve tehtidi giderek artmaktadır. Bu
konuda Caulerpa taxifolia ve Caulerpa racemosa türleri Akdeniz için önemli birer örnek olmuşlardır.
1980 yılında, doğal yaşam alanı olan
tropikal denizlerden Avrupa’daki deniz akvaryumlarına süs bitkisi olarak getirilen Caulerpa
taxifolia isimli yeşil yosun türünün, Monako Deniz
Akvaryumu’nun deşarj suyu ile Akdeniz’e karışıp hızla yayılması sonucunda,
günümüzde bu yörede ekolojik bir felaket yaşanmaktadır. Bitkinin, 1984 yılında 1 m2 olan yayılma alanı günümüzde 100 km2’yi geçmiştir. Önceleri sadece Monako’da görülen tür,
1998’de Fransa, İtalya, İspanya ve Hırvatistan kıyılarına kadar yayılmış,
üstün üreme ve uyum özellikleri nedeniyle dağılım alanını hızla
genişletmiştir. Caulerpa taxifolia’nın
geniş tuzluluk, ışık ve sıcaklık değişimlerine dayanıklılık göstermesi ve
Batı Akdeniz’de doğal rakiplerinin bulunmayışı gibi nedenlerle bu bitki türü
hızlı gelişmiş ve yayılmıştır.
19. yüzyılın sonlarına doğru Hint
okyanusu ve Kızıldeniz’i Akdeniz’e bağlayan Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla,
tropikal kökenli yeşil deniz yosunlarından (Chlorophyta) Caulerpa racemosa
(Forsk.) C. Agardh, ve C. scalpelliformis Brown ex
Turn. türleri Akdeniz’e girmişlerdir. Özellikle Caulerpa racemosa’nın, Akdeniz’in batısına ve kuzeyine doğru diğer türlere
oranla daha hızlı geliştiğine dair bilimsel bulgular bulunmaktadır. C.
racemosa; Mısır, Tunus, İsrail, Lübnan, Suriye,
Yunanistan ve İtalya kıyılarına kadar dağılımını genişletmiştir. Ülkemizde de
Taşucu, Kemer, Kaş, Bodrum, Kuşadası, Dikili ve Bozcaada kıyılarında ve
Kıbrıs’ta (K.K.T.C., Magosa) bu türe ve varyetelerine rastlanmıştır.
Caulerpa taxifolia hususunda
Akdeniz genelinde bilim adamları dışında, devlet merkezli yönetim birimleri ile
toplum merkezli organizasyonlar, UNEP gibi uluslararası programlar bir araya gelip
işbirliği yaparak, örnek bir halk eğitim programı uygulamışlar ve Caulerpa
taxifolia ile çeşitli yöntemlerle mücadele
faaliyetlerine başlamışlardır. Buna benzer faaliyetler; ülkemizde Caulerpa
taxifolia’nın öncelikle yat turizminin çok yoğun
olduğu Bodrum, Marmaris, Fethiye gibi turistik bölgelere taşınma olasılığı göz
önüne alınarak Güney Ege kıyılarımızda başlatılmıştır. Caulerpa
taxifolia hakkında gerek medyada çıkan haberler,
gerekse dağıtılan broşürler, toplum ve devlet merkezli yönetim birimleri üzerinde
oldukça büyük bir etki oluşturmuş, bu sayede ülkemizde çevre konusunda bizce
önemli denilebilecek bir eğitim ve izleme programı oluşturulmuştur. Caulerpa
racemosa’nın Türkiye’nin güney batı
kıyılarında oldukça yoğun bir dağılım gösterdiği tespit edilmiş ve benzeri bir
program tüm Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde uygulamaya konulmuştur.
Akdeniz’deki Caulerpa Türleri ve
Yabancı – Yayılımcı Bitkiler
Prof. Dr. Şükran Cirik, Barış Akçalı,
Prof. Dr. Bülent Cihangir, Aydın Ünlüoğlu
Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Haydar Aliyev
Bulv., No:10, İnciraltı, İzmir. Tel: (232) 278 55 65 / 278 65 15, Faks: (232) 278 50
82, E-posta: cirik@imst.deu.edu.tr
Özet
Latince gövdesi yatay şekilde
gelişen bitki anlamına gelen Caulerpa cinsi yeşil deniz yosunlarının dünyada
70’den fazla türü vardır. Bu türlerden sadece yedi veya sekizi Akdeniz’de
bulunmaktadır. Caulerpa prolifera ve Caulerpa ollivieri yerli türler diğerleri ise yabancı türlerdir: Caulerpa
taxifolia,Caulerpa racemosa ve variyeteleri, Caulerpa scalpelliformis, Caulerpa
mexicana,Caulerpa sertularioides
Sadece Caulerpa cinsinin türlerinden
oluşan Caulerpaceae familyası yeşil deniz yosunları grubu (Chlorophycophyta) içinde
yer alır. Familyanın bütün üyeleri Hint ve Pasifik Okyanusu, Atlas Okyanusu’nun
tropikal kesimleri, Kızıl Deniz ve Akdeniz olmak üzere tropikal denizlerde dağılım
gösterir.
Türler arasında morfolojik yönden ileri
derecede farklılaşmalar olduğu gibi, yüksek bitkilerdeki gibi kök, gövde ve yaprağa
benzer kısımlar gözlenir. Tallusun silindirik ve yatay gelişen bölümü uç
kısmından uzar. Aşağıya doğru renksiz, çatallı kökçük şeklindeki uzantılar
yosunun zemine tutunmasını sağlar. Tallusun yukarı doğru uzanan kısmı ise türlere
göre çeşitli yapılarda, örneğin Caulerpa prolifera’da yaprak şeklinde, Caulerpa racemosa’da üzüm salkımı şeklinde veya Caulerpa taxifolia’da olduğu gibi aynı düzlemde dallanan birleşik yaprak
şeklinde gelişmiştir.
Akdeniz kıyıları çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olmakla
beraber; deniz trafiğinin yoğun olması, yat turizmi, kıyısal yerleşimin ve kıyısal
turizm yatırımlarının artması, akvakültür faaliyetlerinin hızla gelişmesi,
balıkçılık faaliyetleri, tutunucu organizmaların fouling etkisi ve Süveyş Kanalı
yoluyla Akdeniz’e giren türlerin (Lesepsiyen Göçmen Türler) coğrafik dağılım
alanlarını genişleterek sayıca çoğalmaları gibi
nedenlerle yabancı ve yayılımcı türlerin etkisi ve tehtidi giderek artmaktadır. Bu
konuda Caulerpa taxifolia ve Caulerpa racemosa türleri Akdeniz için önemli birer örnek olmuşlardır.
Ülkemiz kıyılarında yayılımcı deniz
bitkilerinden Caulerpa racemosa’nın zamanla
yayılımını arttırdığı gözlenmektedir. Batı Akdeniz’den doğuya doğru
yayılımını hızla ilerleten Caulerpa taxifolia türüyle ilgili bilgilendirme faaliyetleri; öncelikle medya
yoluyla sonra da hazırlanan broşürlerin hedef kitlelere dağıtılarak seminerler
düzenlenip anlatılması yoluyla başlatılmıştır. Medya tarafından katil yosun
olarak adlandırılan Caulerpa taxifolia’ya
kıyılarımızda henüz rastlanmamış olmasına rağmen bu türün, özellikle pilot
bölgelerde hassasiyetle takip edilmesi ve konuya yönelik sektörlerin
bilgilendirilmesi gerekmektedir
Kıbrıs CMC Atıklarının
Doğu Akdeniz Üzerine Kirlilik Baskısı
Prof.Dr. Ünal Altınbaş1, Prof.Dr.
Ümit Erdem2, Teoman Oktay3
1
E.Ü., Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, 35100 Bornova İZMİR,
Tel: (232) 388 40 00 / 2654 / 2682 Faks: (232) 388 92 03
E-posta: altinbas@ziraat.ege.edu.tr
2 E.Ü., Ziraat Fakültesi, Peyzaj
Mimarlığı Bölümü, 35100 Bornova
İZMİR, Tel: (232) 388 40 00 / 2975 Faks: (232) 388 67 31
E-posta: erdem@ziraat.ege.edu.tr
3 Lefke Çevre ve Tanıtma
Derneği, KKTC
Tel: (392) 728 73 47Faks: (392) 728 70 72
E-posta: oktay@kktc.net
Özet
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Lefke beldesi’ nin Gemikonağı
Limanı yöresinde konumlanan bakır madeni işletmeciliğinin geçmişi, günümüzden
5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Yöre Trodos magmatik kompleksinin içinde bulunur
ve buradaki demir (pirit) ve bakır (kalkopirit) sülfürlü cevherleşme, Trodos yastık
lavları içerisinde yer alır. Kıbrıs adasındaki bakır işletmeciliğinin çok eski
tarihi içermesinin bir sonucu olarak, adının da bakır
sözcüğü ile eş anlamlı olan Cyprium, Cuprum ve Cyprus şeklinde gelişim
gösterdiği bilinmektedir. Bu bağlamda bakır’ ın cevherden ayrılarak metalik
şekilde ilk üretildiği yerin Kıbrıs adası olduğu arkeolojik olarak belirlenmiştir.
Lefke-Gemikonağı bakır madeni cevher
işletmeciliği, 1913 yılından itibaren Kıbrıs maden şirketi (CMC) tarafından yerine
getirilirken, 1974 yılında ise bu işletime son verilmiş ve sonuçta işletim
sürecindeki tüm atıklarda bölgede ölüm vadisi oluşturacak şekilde kaderine terk edilmiştir. Katı atıkların alansal genişliği 5 km2
ve kitlesel ağırlığı da 10 milyon ton
civarındadır. Bakır madeninin çıkarıldığı yöreler ile cevher üretimi
durdurulmuş açık işletme sahaları yanında, cevher ve cevher işleme sonrası ortaya
çıkan atıkların depolandığı alanlarda, yağmur suları ve bu bağlamda arazinin
eğimine koşut olarak oluşan yüzey akışları, çevreye ve denize doğru devinim
kazanmış ve sonuçta yörenin kirlilik parametreleri artarak yoğunlaşmıştır. Atık
havuzlarındaki asitlik (pH) 1.61-2.79 sınırlarında
dağılım gösterirken, metalik iyonlardan Fe, Cu, Pb ile metalik olmayan S' ün çok
yüksek içerikte nicel artışı analizlenerek ortaya konulmuştur. Kükürdün
oluşturacağı iyon ve kompleksleri ile H+ iyonu
yoğunluğu, toprak ve suda kirlilik oluşturarak, onun doğal özelliğini olumsuzluğa
doğru yönlendirmiştir. Benzer şekilde Gemikonağı göletinin yukarı bölümlerinde
ve maden deresinin göletle birleştiği noktalardaki mavimsi renkler doğrudan bakırdan
kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde Gemikonağında, denizden maden işletmesi ve yatağına doğru olan alanlarında
cevher atıkları, kimyasal madde artıkları, işletmenin kapatılmasıyla çevredeki
hurdalıklar, çevresel sorunları her geçen gün ağırlaştırarak özelde Doğu
Akdenizin, genelde ise tüm Akdenizin gerek kirlilik
ve gerekse biyolojik yaşamını tehdit eder konuma gelmiştir.
Liman Etkinliklerinin Çevresel
Boyutları
Dr. Serap İncaz-Güner1, Günay
Bilican2
1 Deniz
Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü, Tel: 0 216 395 10 64-313
E-posta: serapincazguner@yahoo.com
2 Temel Bilimler Bölümü İstanbul
Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi,
Tuzla/İstanbul/ Türkiye, Tel: 0 216 395 10 64-313
E-posta: gunaybilican@usa.net
Özet
Denizler yeryüzünde yaşamın
kaynağını oluşturmaktadır. Denizler; denizlerden, karalardan ve havadan çeşitli
şekillerde kirletilmektedir. Kanalizasyonlar, sanayi atıkları, tarımsal gübre ve
ilaçlar, deniz araçları, atmosferik taşınımlar, asit yağmurları gibi birçok
kaynak denizleri kirletmektedir. Deniz kirlenmelerinin diğer nedenleri ise, zararlı
maddelerin veya atıkların, uygun olmayan paketlenme,
ambalajlama, etiketlenme ve taşınması, deniz araçlarının standarda uygun olmaması
ve seyir kurallarına göre hareket etmemesi ve en önemlileri ise insan hatalarından
kaynaklanan kazalar sonucunda denize dökülmesi, yayılmasıdır. Yüzyıllar boyunca
yaşam kaynağı olan denizler, günümüzde zararlı atık atma alanı olarak
kullanılmaktadır
Limanlar ise, denizler yoluyla ülkeler arasında ticaretin
gerçekleştirildiği geçiş noktaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde
doğayı en fazla tehdit eden tehlikelerin başında deniz kirlenmesi gelmektedir. Bu
nedenle gerek denizlerde ve gerekse liman çevresinde oluşan kirlilikler ulusal değil
aynı zamanda uluslar arası nitelikte olduğu için, düzenlemeler de uluslararası
düzeyde gerçekleştirilmektedir. Bugün, dünya ticaretinin
% 95’inin denizyoluyla yapıldığı gözönüne alındığında, liman çevresi
faaliyetlerin önemi daha fazla ortaya çıkmaktadır. Limanlar ülke ekonomisi ve dünya
ticareti açısından mal ve hizmetlerin fiziksel dağıtımının gerçekleştirildiği
merkezi birimlerdir. Limanlar bu nedenle çeşitli
şekillerde ve miktarlarda kaynak yaratıcı unsurlardır. Limanların doğru
kullanılmaması yada kirlilik yaratacak şekilde faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi bu
kaynaklardan vazgeçmek anlamına gelmektedir. Deniz ulaştırmasının diğer ulaştırma sektörlerine göre maliyet avantajı
nedeniyle artış göstermesi, global olarak limanların önemini de arttırmaktadır. Bu
önemin artması liman faaliyetlerinin artmasına, bu durum ise liman alanlarında oluşan
çevresel problemlerin artışına neden olmuştur.
Bu amaçla bu çalışmada, liman
alanında oluşan kirlilik nedenleri gemilerden, liman etkinliklerinden ve endüstriyel
faaliyetlerden kaynaklanan kirlilik düzeyinde ortaya konulurken, liman alanında ortaya
çıkan çevresel etkinin minimuma indirilmesi için alınması gereken önlemler ve
ilgili mevzuat ele alınmıştır.
Limanların Kıyı Alanları Üzerindeki Etkilerine Bir Örnek: Filyos
Limanı Projesi
Doç. Dr. Meral Avcı1, Doç. Dr. Sedat Avcı2
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Müşküle Sokak No 1, 34470 Vefa/İSTANBUL
1 E-posta: mavci@istanbul.edu.tr
2 E-posta: sedtavci@istanbul.edu.tr
Özet
Zonguldak ve çevresinin ekonomisi,
maden kömürü ile buna bağlı olarak gelişen hizmet sektörüne dayanmaktadır.
Yörede yaşayanlar için maden ocaklarında veya bir resmi dairede çalışabilmek,
hayatı güvence altına almakla eşdeğerdir. Filyos havzası, Zonguldak ve çevresi
için maden ocaklarının kapatılması durumunda ekonomik açıdan kendine yeterliliğini
sağlayabileceği bir yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Çaycuma yakınına kurulan
organize sanayi bölgesi, Kokaksu’da yer alan havaalanı, Filyos çayı vadisi boyunca
iç kısımlara doğru kurulmalarına karar verilen serbest bölgeler bu konuda yapılan
bazı çalışmaları oluşturmaktadır. Bu yatırımların, bir liman ile ekonomik
açıdan daha anlamlı olacağı da açıktır. Sorun bu limanın nerede, hangi
büyüklükte, maddi ve manevi hangi maliyetlerle kurulacağının belirlenmesidir.
Yapılacak liman tesisleri ile deniz
içinde doldurma faaliyetlerinde bulunulacak, belli dönemlerde taşkın karakteri de
taşıyan Filyos nehrinin getirdiği alüvyonların kısa sürede limanı doldurmaması
için çeşitli tedbirler alınacak, kıyı çizgisi değiştirilecek, bu alanın doğal
türleri olan pek çok kumul bitkisinin yayılış alanı ortadan kalkacaktır.
Bu açıdan ele alındığında Filyos
limanı, kalkınma açısından büyük öneme sahip olmasına karşılık, doğa ile
dengeli olup olmadığı tartışmalı bir tesistir. Limanın yapımında
sürdürülebilir kalkınma ilkesinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Aksine hareket edildiğinde, tekrar geri kazanılması çok pahalı veya mümkün olmayan
bazı sonuçların da ortaya çıkması beklenmelidir.
Çanakkale Boğazı’ndaki Kirlilik Kaynakları ve Ekosisteme
Uygulanabilecek Modeller
Prof. Dr. Aysel Karafistan
Onsekiz Mart Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Terzioğlu II
Kampüsü, P.K. 56, 17100, Çanakkale. E-posta: akarafistan@yahoo.com
Özet
Önemli geçiş alanlarından birisi olan
Çanakkale Boğazı’na değişik kaynaklardan ulaşan kirlilik, su kalitesi ve akuatik
ekosistemin dengesini bozmaktadır. Çanakkale Boğazındaki Ötrifikasyonun boyutlarını belirlemek amacıyla sucul ortamdaki bazı su
kalitesi parametrelerini ölçmeye başlamış bulunuyoruz. Bu parametrelerin kirletici
kaynaklardan uzaklığa bağlı değişimleri istatistiksel ‘ana bileşenlere
ayırma’ yöntemi ile incelenerek ekolojik modellerle de kalibre edilecektir.
Sonuçlar Ötrifikasyon modelinde kullanılarak besin
elementleri ve biyokütlenin zamana bağlı değişimleri belirlenecektir. Bu bildirideki
amacımız kullanılacak değişik modelleri sunmaktır.
Dalyan Lagünü Nütrient Dinamiğine Bir Yaklaşım
Dr. Melike Gürel1, Doç. Dr. Erdoğan Okuş2,
Doç. Dr. Çolpan Polat Beken3
Doç. Dr. Ayşegül Tanık4 ve
Prof. Dr. İ. Ethem Gönenç5
1 İTÜ İnşaat Fakültesi,
Çevre Mühendisliği Bölümü, 80626 Maslak/İST, Tel: 0 212 285
65 79, Faks: 0 212 285 65 87, E-posta: mgurel@srv.ins.itu.edu.tr
2 İÜ Deniz Bilimleri ve
İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sok. No:1, Vefa/İST, Tel: 0 212 528 60
22, Faks: 0 212 526 84 33, E-posta: erokus@istanbul.edu.tr
3 İÜ Deniz Bilimleri
ve İşletmeciliği Enstitüsü, Müşküle Sok. No:1, Vefa/İST,
Tel: 0 212 528 60 22, Faks: 0 212 526 84 33, E-posta: scpb@istanbul.edu.tr
4 İTÜ İnşaat
Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 80626 Maslak/İST, Tel:
0 212 285 68 84, Faks: 0 212 285 65 87, E-posta: tanika@itu.edu.tr
5 İTÜ İnşaat
Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 80626 Maslak/İST, Tel:
0 212 285 37 86, Faks: 0 212 285 37 86, E-posta: iegonenc@srv.ins.itu.edu.tr
Özet
Bu çalışma ile kompleks ve dinamik
yapıda olan lagün sistemlerinde besi maddelerinin dinamiğinin değerlendirilmesi için
bir yaklaşım getirilmeye çalışılmıştır. Bu amaca yönelik olarak lagün tipi
açısından çok karmaşık bir yapıya sahip olan Dalyan Lagünü’nde halen
sürdürülmekte olan arazi çalışmalarının ilk iki mevsimlik sonuçları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Yapılan yaklaşımla,
tüm mekansal değişimlere rağmen, lagün sistemi iki tabakalı tek bir sistem gibi
düşünülmüştür. Çok sayıda istasyondan elde edilen veriler, yüzey ve dip
tabakaları için ayrı ayrı istatistiksel değerlendirmeye
tabi tutulmuş ve sonuçlar nütrient dinamiği açısından yorumlanmıştır.
Kapalı Koy ve Körfezlerde Hidrojen Sülfürden
Kaynaklanan Kokunun Giderimi:
İzmir Körfezi Uygulaması
Deniz Dölgen1, Delya
Sponza2, M. Necdet Alpaslan3,
Aysen Müezzinoğlu4, Zihni Yılmaz5, İlknur Köken6,
Adnan Akyarlı7
Ve Nezih Öztüre8
1, 2, 4, 5
Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği
Bölümü, Buca 35160 Izmir, Tel: 0 (232) 453 10 08, Faks: 0 (232) 453 11 53
E-posta: deniz.dolgen@deu.edu.tr; delya.sponza@deu.edu.tr; aysen.muezzinoglu@deu.edu.tr;
zihni.yilmaz@deu.edu.tr
3 Dokuz Eylül
Üniversitesi, ÇEVMER, Çevre Araştırma ve Uygulama Merkezi, Buca 35160, İzmir, Tel: 0
(232) 453 10 08, Faks: 0 (232) 453 42 79 E-posta: necdet.alpaslan@deu.edu.tr
6
İzmir Çevre İl Müdürlüğü, Alsancak, İzmir
7, 8 AKOKS
Çevre San. A.Ş. Sehit Nevres Bulvarı, Kızılay İş Merkezi, No: 3/7
Alsancak/ İzmir, Tel: 0 (232) 464 57 67, Faks: 0 (232) 464 53 63
E-posta: akoks@ozture.com.tr
Özet
İzmir Körfezi uzun yıllardır hızlı
kentleşmenin, evsel, endüstriyel, tarımsal ve deniz ulaşım faaliyetlerinin etkisiyle
yoğun kirliliğe maruz kalmıştır. Yapılan araştırmalar, özellikle iç körfez
bölgesinde organik ve inorganik madde konsantrasyonun yüksek, çamur birikiminin yoğun,
buna karşın su değişimi ve atıksu seyrelme
kapasitesinin sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Körfeze akan dereler ve yaygın
kaynaklar ile taşınan kirliliklerin zaman
içerisinde artması sonucu ortamda oksijen miktarı giderek azalmış, pek çok noktada
sıfırın altına düşerek anaerobik koşullar oluşmuştur. Özellikle yaz aylarında,
yüksek sıcaklıkların etkisiyle, anaerobik mikroorganizma faaliyetleri artmakta ve
su-sediment arakesitinde yeterli çözünmüş oksijen bulunmaması sonucu, ortamdaki
organik kükürtlü bileşikler ile inorganik sülfatlı bileşikler hızla parçalanarak karbondioksit, amonyak, hidrojen sülfür ve
metan gibi gaz ürünlere dönüşmektedir. Açığa çıkan hidrojen sülfür (H2S) gazı ise kendine has çürük yumurta kokusu ile İzmir şehri
için büyük bir koku problemine neden olmakta, iç körfezden başlayarak hakim rüzgarlarla İzmir’in yoğun
yerleşim bölgelerine yayılmaktadır.
Sunulan bildiride H2S gazının
neden olduğu kötü kokunun, katkılı sönmüş kireç ilave edilerek gideriminin
incelendiği bir saha çalışması tanıtılarak elde edilen sonuçlar
değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, öncelikle laboratuvar ortamında kurulan düzenek
ile dere ağzından alınan çamurlu sıvı örneklerine
değişik kireç dozları uygulanarak su-sediment arakesitindeki toplam bakteri, anaerobik
bakteri ve sülfat indirgeyen bakterilerin sayıları ile oluşan toplam gaz ve hidrojen
sülfür gazı konsantrasyonları izlenmiş; sonuçta, anaerobik reaktörlerde,
mikroorganizmaların en az etkilendiği ve hidrojen sülfürün oluşmadığı optimum
kireç dozları saptanmıştır. Laboratuvar araştırmalarını izleyen saha çalışmalarında ise iç körfeze ulaşan derelerden
birisi üzerinde katkılı kireç çözeltisi uygulaması yapılarak H2S oluşumunun zamanla değişimi izlenmiştir. Sonuç olarak, alan
çalışmalarından edinilen veriler doğrultusunda, körfezin rehabilitasyonu
başlayıncaya kadar geçecek süreçte, H2S’den
kaynaklanan istenmeyen kokunun, kireç uygulanması ile giderilmesi alternatifi teknik ve
ekonomik bakımlardan değerlendirilmiş ve bir ara çözüm olarak önerilmiştir.
Büyük Kapasiteli Endüstriyel Limanlarda
Arıtma Tesislerinin Kapasitelerinin Belirlenmesi
Doç. Dr. Işık Kabdaşlı1, Prof. Dr. Sedat Kabdaşlı2
1 İ.T.Ü.
İnşaat Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 80626, Maslak, İstanbul. Tel: (212)
285 65 86, Faks: (212) 285 33 36 E-posta:
ikabdasli@srv.ins.itu.edu.tr
2 İ.T.Ü.
İnşaat Fakültesi, Hidrolik Anabilim Dalı, 80626, Maslak, İstanbul. Tel: (212) 285 38
55, Faks: (212) 285 33 36 E-posta: skabdasli@srv.ins.itu.edu.tr
Özet
Büyük kapasiteli, özellikle, endüstriyel
amaçlı limanlarda liman işletilmesinden kaynaklanan kirlenmenin yanı sıra özellikle
gemilerden kaynaklanan atıksuların uluslararası standartlara uygun şekilde
belirlenmesi çevresel etkilerin minimuma indirilmesi açısından büyük öneme
sahiptir. Limanın birden fazla amaca yönelik olması
durumunda limana gelen gemilerin tip ve kapasitelerinin de çeşitlilik göstermesi
gemilerden kaynaklanan atıksuların miktarlarının değişmesine yol açmaktadır.
Dolayısıyla limandan aynı anda hizmet alacak gemilerin sayı, tonaj ve tipleri atıksu miktarının hesabında dikkate
alınması gereken parametrelerin de çoğalmasına yol açmaktadır. Bu çalışmayla,
yıllık 250 000 ton kapasitesi ile Türkiye’ nin önemli limanlarından biri olmaya
aday olacak şekilde projelendirilen; kömür ve
petrol dahil çok farklı yük kapasitesi bulunan Kardemir Filyos Limanı örneği ele
alınarak büyük limanlardan oluşacak atıksuların miktar ve karakter belirlenmesindeki
kriterler ortaya konmuş; söz konusu atıksuların standartları sağlayacak düzeyde
arıtma şemaları önerilmiştir.
Oşinografide Uzaktan Algılama
Şeniz Uçkaç1, Dr. A Hüsnü Eronat, Doç.Dr.Doğan
Yaşar
Dokuz Eylül
Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Haydar Aliyev Bulvarı, 35340
İnciraltı-İzmir Tel: (232) 278 50 83, Faks: (232) 278 50 82
1E-posta : uckac@imst.deu.edu.tr
Özet
Uydusal oşinografi teriminin
kullanılması 1978 yılında Seasat uydusunun uzaya fırlatılmasıyla başlamıştır.
Son 20 yıldır uydu teknolojisinde birçok gelişme kaydedilmiş olup çok sayıda
uydudan değişik oşinografik parametrelerin tayin edilmesine başlanmıştır.
Deniz ile ilgili veriler elektromanyetik
spekturumun görünür, kızılötesi ve mikrodalga kanallarıyla elde edilir. Uydular
yardımıyla elde edilen başlıca oşinografik parametreler; deniz yüzeyi sıcaklığı,
ışık geçirgenliği, deniz yüzeyi yükseltisi ve engebesi olarak sayılabilir. Deniz
yüzeyinden yansıyan ışınım görünür kanallar vasıtası ile algılanır ve bu veri
ile denizin ışık geçirgenliği ve buna bağlı olarak birincil üretim ve askıdaki
maddeler hakkında bilgi edilinir. Denizlerdeki
fitoplankton yoğunlukları aynı zamanda balik avlanma yerleri için de önemlidir.
Kızılötesi kanallar yardımıyla denizlerin yüzey suyu sıcaklık dağılımları
saptanır. Böylece su kütlelerinin dağılımları zaman ve yere bağlı olarak incelenir. Mikrodalga kanallar yardımıyla ise deniz yüzey yükseltisi
ve engebesi verileri elde edilir. Bu verilerden faydalanılarak deniz seviyesi
değişimleri ve denizlerin fiziksel proseslerinin incelenmesi mümkün olmaktadır.
Bu çalışmanın amacı deniz bilimlerinin temelini oluşturan
oşinografide uydu verilerinin kullanım olanaklarını tartışmak, elde edilen verilerin
kıyısal alanlarla beraber derin deniz alanlarındaki örneklerini incelemektir.
Kıyı Bölgelerinde Oluşturulacak CBS’de Uzaktan Algılama Verilerinin Kullanımı
Şinasi Kaya1, Dursun Z. Şeker2, Nebiye Musaoğlu3
İTÜ İnşaat Fakültesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü80626 Maslak
İstanbul
1 skaya@srv.ins.itu.edu.tr
2 dzseker@srv.ins.itu.edu.tr
3 nmusaoglu@srv.ins.itu.edu.tr
Özet
Yeryüzündeki ülkelerin yaklaşık
%90’ının denize kıyısı bulunmaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrili olan
Türkiye de bu ülkelere bir örnektir. Kıyıların kaynaklarıyla birlikte sahip
oldukları tarihi ve doğal güzelliklerinin korunabilmesi ve gelecek nesillere de aynı
şekilde aktarılabilmesi için kıyı bölgelerinin çok detaylı olarak ele alınarak
irdelendiği yönetim planlarına gereksinim vardır. Bu şekilde bir plansa ancak
Coğrafi Bilgi Sistemleri gibi bilgi teknolojilerinin
kullanılmasıyla mümkündür. Bu çalışmada, farklı zaman aralıklarına ait uydu
görüntülerinin bir CBS içerisinde kullanım olanakları araştırılmış ve söz
konusu uydu görüntüleri kullanılarak zamansal değişimleri incelenmiş ve sonuçları sunulmuştur. Çalışmada İstanbul ve çevresine ait farklı
tarihli (1975, 1984,1992,1993, 1997) uydu görüntüleri kullanılarak kıyı
bölgelerinde arazi kullanımındaki ve kıyı çizgisindeki değişimler irdelenmiştir.
LANDSAT ve SPOT uydularından elde edilen görüntüler
ile birlikte CBS içerisinde kullanılan verilerden arazi kullanımındaki değişimler
sınıflandırma yöntemleri ile, kıyı çizgisindeki değişimler ise
sayısallaştırılarak belirlenmiştir.
Deprem Öncesi ve Sonrası Gölcük’te Kıyı Çizgisi Değişiminin
İncelenmesi
Yrd. Doç. Dr. Bülent Bayram1, Doç. Dr. Zübeyde Alkış2
Yıldız Teknik Üniversitesi, İnş. Fak., Jeod. ve Fot. Müh. Böl.,
80750, Yıldız, İstanbul.
1 Tel: (212) 227 71 20, Faks: (212) 227 69 90
E-posta: bayram@yildiz.edu.tr
2 Tel: (212) 259 70 70 / 2719 , Faks: (212) 227 69 90
E-posta: zubeyde@yildiz.edu.tr
Özet
Sunulan çalışmada doğal afetlerin mekansal etkilerinin hızlı,
ekonomik ve güvenilir bir şekilde saptanması için uzaktan algılama yöntemi ile elde
edilen verilerin görüntü işleme teknolojilerinin kullanımına yönelik bir uygulama
geliştirilmiştir. Bu amaçla 17 Ağustos depremi sonrası Gölcük’ te meydana gelen
kıyı alanındaki değişimler incelenmiştir. Bunun için deprem öncesi ve sonrası hava fotoğraflarından yararlanılmıştır.
Çarşamba Deltasında
Kıyı Değişiminin Uydu Teknolojisiyle İzlenmesi
Doç. Dr. Erhan Alparslan1., Yasemin B.
Öztürk2,
Nalan Jale Divan3
TUBITAK-Marmara
Araştırma Merkezi, YDBAE, Uzaktan Algılama Grubu, Gebze Tel: 0.262.641 23
00 / 4805, Faks: 0.262.646 31 87
1 E-posta:Erhan.Alparslan@posta.mam.gov.tr
2 E-posta:YYasemin.ozturk@posta.mam.gov.tr
3 E-posta:Jale.Divan@posta.mam.gov.tr
Özet
Çarşamba deltasının kıyı çizgisinde olan zamansal
değişiklikler uydu teknolojisiyle izlenmiş, bölgenin on üç yıl aralıklı yapay
renklendirilmiş Landsat TM uydu görüntüleri PCI görüntü işleme sistemi yazılımı
yardımıyla bilgisayar ekranında gözle yorumlanarak farklılıklar ortaya
çıkarılmış, ekrandan sayısallaştırılarak görsel ürünler üretilmiştir.
Coğrafi Bilgi Sistemlerinin Kıyı ve Deniz Alanları Yönetiminde
Kullanılması
Recep Tan
Y.Müh.Kd.Yzb., Bilgi Sistemleri Şb. Md., Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı, Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, 81647, Çubuklu,
İstanbul. Tel: (216) 322 25 80 / 3283, Faks: (216) 331 05 25
E-posta: rtan@shodb.gov.tr
Özet
Günümüzde çağdaş yönetimin, yönetimi yapacak kişi ve guruplara
yönetilecek konu veya nesne hakkında devamlı bir bilgi akışı ile yapılabileceği
aşikardır. Bilgi ise konu veya nesne ile ilgili her türlü verinin bilimsel
platformlarda kabul görmüş veri işleme yöntemleri ile işlenmesi neticesinde elde
edilir.
Süreçlerimiz; yönetilecek şey ile ilgili veri toplanması,
verilerin işlenmesi ve yöneticilerin doğru kararlar vermeleri için kullanımlarına
sunulmasıdır.
Amacımız Türkiye’nin kıyı alanların yönetimi olduğu için
coğrafi bir konuyu yönetmeye talibiz demektir. Yöneticilere bilgileri sunmak için en
uygun platform grafiksel gösterim olacaktır yani harita. Harita üzerindeki belirli
alan, bölge, nesne veya çizgiyi, verilerimizin bulunduğu veri bankamız ile
ilişkilendirdiğimizde karşımıza günümüzde bir çok alanda kullanılan Coğrafi
Bilgi Sistemleri (Geographic Information System-GIS) çıkmaktadır.
Bu bildirinin amaçı; Türkiye Kıyı Alanları Yönetimi için
kullanılacak coğrafi bilgi sisteminin oluşturulması için Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı’nın harita ve
veri bankası imkanları hakkında katılımcılara bilgi vermektir.
Kıyı Alanların İzlenmesinde GIS İle Uydu ve
Yersel Veri Entegrasyonu
Prof.Dr.Derya Maktav1, Doç.Dr.Filiz Sunar Erbek2
İTÜ, İnşaat Fakültesi, Uzaktan Algılama Anabilim Dalı, 80626
Maslak, İstanbul
1 Tel: (212) 2853808, faks: 0212-5737027,
E-posta: dmaktav@srv.ins.itu.edu.tr
2 Tel: (212) 2853801, Faks: 0212-2856587, E-posta:
fsunar@srv.ins.itu.edu.tr
Özet
Kıyı alanlar her zaman toplumun büyük
ilgisini çeken bölgeler olmuştur. İnsanlar bu bölgelere, gerek, yerleşim, gerekse
ticari amaçlarla göç etmekte ve yerleşmektedir. Ülkemiz de bu tür kıyı alanlara
sahip şanslı ülkelerden biridir. Bu nedenle, kıyı alanların kullanımı ve
korunması büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla, kıyılarla ilgili stratejik
planların, yani kıyı yönetim planlarının hazırlanması gerekmektedir. Sağlıklı
kıyı yönetim planlarının hazırlanmasında alt yapının geniş bir zaman
sürecindeki değişiminin izlenmesi çok önemlidir.
Alt yapıyla ilgili parametrelerin de ortak bir formatta bir veri tabanında
toplanabilmesi ise, ancak coğrafi bilgi sistemleri ile mümkün olabilir. Bu
çalışmada, Akdeniz Bölgesi’nde yeralan Köyceğiz-Dalyan Koruma alanı çalışma
alanı olarak seçilmiş ve burada kıyı yönetim
planları için gerekli olan bilgisayar destekli bir kıyı bilgi sistemi
oluşturulmuştur. Bu sistem için gerekli olan istatistiksel veriler tablosal olarak
düzenlenmiş, haritalar ve paftalar dijitalleştirilmiş, batimetrik harita ve dijital arazi modelleri oluşturularak hazırlanan bilgi
sistemine aktarılmıştır. Ayrıca, geniş kıyı alanlarında, sinoptik görüşe sahip
uydu verilerinden de yararlanılmış ve bu veriler uzaktan algılama teknikleri
kullanılarak işlenmiş ve aynı bilgi sistemine
aktarılmıştır.
Akdeniz Kıyı
Peyzajının Uzaktan Algılama İle Sınıflandırılması
Yrd.Doç.Dr.
Süha Berberoğlu
Çukurova Üniversitesi, Peyzaj
Mimarlığı Bölümü, Balcalı, 01330 Adana
E-posta: suha@mail.cu.edu.tr, Faks: (322)-338 61 89, Tel: (322)-338
65 45 (127)
Özet
Bu çalışmanın amacı Akdeniz
kıyı peyzajının uzaktan algılama ile en yüksek doğruluk ile sınıflamasını
sağlayan bir yöntem geliştirmektir.
Akdeniz kıyı peyzajının uzaktan
algılama ile sınıflandırılması Avrupa’nın diğer bölgelerinden farklılık
göstermektedir. Bu farklılıklar Akdeniz bölgesinde uzaktan algılamayı zorlastıran
faktörlerdir. Bu zorluklardan birincisi, Akdeniz kıyı peyzajına ait arazi
örtülerinin yansıma karakterlerinin benzerlik göstermesi ve buna bağlı olarak arazi örtüsü ayırımının
güçleşmesidir. Bunun sonucunda arazi sınıflarında çakışmalar meydana gelmekte ve
istatistiksel modellemelere dayalı geleneksel sınıflama yöntemleri (Maksimum
olabilirlik vb.) yetersiz kalmaktadır. Karşılaşılan zorluklardan ikincisi, arazi örtüsü parsellerinin oldukça
küçük olması yüksek yersel frekansa sahip Akdeniz kıyı peyzajının uzaktan
algılanmış görüntülerinde arazi sınıflarının karışmasına neden olmaktadır.
Karşılaşılan üçüncü problem, arazi örtüsünde, özellikle vejetasyonda mevsimsel değişimlerdeki büyük
farklılıklardır. Konu edilen bu problemlerin en aza indirilmesi için Akdeniz kıyı
peyzajına ait bir uzaktan algılanmış görüntünün yansıma, yersel ve zamansal
özelliklerinden en iyi şekilde yararlanmayı hedefleyen
bir sınıflama yöntemi önerilmiştir. İlk problemin çözümlenmesi için istatiksel
modellemelere bağlı olmadan çalışan Yapay Sinir Ağları (YSA) yöntemi Maksimum
Olabilirlik sınıflama yöntemine karşı önerilmektedir. İkinci sorunun
çözümlenebilmesi için yersel çeşitliliği
tanımlayabilen tekstür bilgisinden yaralanılması hedeflenmiştir. Görüntüye ait
tekstür verisi çeşitli istatiksel hesaplamalarla üretildikten sonra sınıflamaya
dahil edilerek sınıflamanın doğruluğu artırılabilir. Üçüncü sorun ise bahar ve yaz aylarına ait görüntülerin kullanımıyla en aza
indirilecektir.
Dijital Arazi Modeli ve Batimetrik Verilerin
Kıyı Bilgi Sistemine Entegrasyonu
C. Aydöner1, Prof.Dr. D. Maktav2, Y.Doç.Dr. D. Yalın3 ,
Doç.Dr.R.Çelik4
1 TÜBİTAK-MAM,
YDBAE, Uzaktan Algılama Grubu, Gebze,KOCAELİ
E-posta: Cihangir.Aydoner@posta.mam.gov.tr
2 İTÜ Jeodezi ve Fotogrametri Müh.
Böl., Uzaktan Algılama Anabilim Dalı,İSTANBUL
3 İTÜ Jeodezi ve Fotogrametri
Müh. Böl., Ölçme Tekniği Anabilim Dalı,İSTANBUL
4 İTÜ Jeodezi ve Fotogrametri
Müh. Böl., Jeodezi Anabilim Dalı,İSTANBUL
Özet
Türkiye, Marmara Denizi, Akdeniz, Ege
Denizi, Karadeniz kıyıları ve çok sayıda göl ve akarsu kıyıları ile tam bir
kıyı ülkesi durumundadır. Bu kıyıların kullanımı, yönetimi, korunması ve
iyileştirilmesi açısından kıyı yönetim planlarının hazırlanması büyük önem
taşımaktadır. Bu planların hazırlanmasında en önemli altyapı olarak da, bilgisayar
destekli kıyı bilgi sistemlerine gereksinim vardır. Bir kıyı bilgi sisteminin
oluşturulmasında dijital arazi modelleri ve batimetrik haritalar da ana katmanlar
arasında yer alan önemli parametrelerdir.
Bu çalışmada, uygun coğrafi konumu ve
diğer birçok ekolojik özellikleri nedeniyle pilot bölge olarak seçilen
“Köyceğiz-Dalyan Özel Koruma Alanı”nda oluşturulmuş olan bir bilgi sistemi
için, ana katmanlardan biri olarak bölgeye ait dijital arazi modeli hazırlanmıştır.
Ayrıca, echosounder ve GPS kombinasyonu ile hazırlanan batimetrik harita da aynı bilgi
sisteminde ayrı bir katman olarak kullanılmıştır.
Üç Boyutlu Taşınım
Modellerinde Kullanılan Türbülans Modelleri
Yrd.Doç.Dr.Lale Balas1, Asu İnan2
İnşaat Mühendisliği Bölümü,
Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Gazi Üniversitesi, 06550, Ankara, Türkiye
1 Tel: 2317400/2231,Faks: 2318434,
E-posta:balas@mmf.gazi.edu.tr
2 Tel: 2317400/2254, Faks: 2318434, E-posta:asu@mmf.gazi.edu.tr
Özet
Kıyısal su alanlarındaki taşınım
olaylarının benzeştirilmesinde türbülans modellerinin büyük bir önemi vardır. Bu
çalışmada, sıfır-eşitlikli türbülans modeli, tek-eşitli türbülans modeli,
iki-eşitlikli k- e türbülans modeli, ve iki-eşitlikli k-w türbülans modeli sunulmaktadır.
Burada, k türbülansın kinetik enerjisi, e kinetik enerji
sönümlenme hızı ve w türbülans frekansıdır. Cebirsel
veya sıfır-denklemli türbülans modellerinin tümü, Boussinesq yaklaşımını temel
almaktadırlar. İki-eşitlikli k- e ve k-w türbülans modelleri, türbülans
viskozitesini, kinetik enerji, kinetik enerjinin sönümlenme hızı ve türbülans
frekansının taşınımı için yazılan eşitliklerden hesaplamaktadırlar.
İki-eşitlikli türbülans modellerinin, kıyısal sulardaki taşınım süreçlerinin
benzeştirilmesinde başarılı sonuçlar verdiği gösterilmektedir. Bu çalışmada,
herbir model denklem takımlarıyla ve özellikleri ile tanıtılmaktadır. Tanıtılan
modeller geliştirilen bir üç boyutlu modelin türbülans modeli bileşenleri olarak
kullanılmış ve sonuçlar birbirleri ile ve rüzgar etkenli akıntıların
ölçüldüğü deneysel bir çalışmanın verileriyle karşılaştırılmıştır
İzmir Körfezinde Kirleticilerin Akıntılarla Taşınımı
İdil Erden1, Dr.Erdem Sayın2
Dokuz Eylül Ü. Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Haydar Aliyev Bul. No:10 35340 İnciraltı
/ İzmir Tel: (232) 278 55 65 Faks: (232) 278 50 82 1 E-posta: idil@imst.deu.edu.tr 2 E-posta: sayin@imst.deu.edu.tr
Özet
Ege Denizi kıyı ekosistemini
olumsuz yönde etkileyen İzmir Körfezinde karasal kaynaklı kirletici dağılımının
incelenmesi için körfez akıntı sisteminin tanımlanması gereklidir. Bu çalışma,
ölçülmüş akıntı verileri ve 3 boyutlu Killworth matematiksel modelle tanımlanmış
körfez akıntı sistemi yardımıyla, herhangi bir kirlilik paremetresini simgeleyen
izleyici dağılımını incelemeyi amaçlamaktadır. Killworth matematiksel modelin
hidrolojik yapısını elde edebilmek için rüzgar
şiddeti ve yönü, deniz seviyesi bilgileri ve CTD verileri model ağına
aktarılmıştır. 4 ana yönden esen rüzgarların etkisi altında izleyici dağılımı
incelenmiştir. Doğu ve güney rüzgarları etkisindeki körfezde, izleyici körfez
dışına taşınmakta ve İç Körfez suyu temiz Ege
Denizi suyuyla yer değiştirmektedir. Batı ve kuzey rüzgarları etkisinde ise, İç
Körfezdeki kirli su körfez dışına taşınamamaktadır. Körfez genelinde seçilen 7
istasyon noktasında ölçülmüş izleyici değerleri incelenmiş, konsantrasyonların karasal kaynaklı kirleticilere bağlı olarak
Dış Körfezden İç Körfeze doğru arttığı görülmüştür. Maximum
konsantrasyonlar sırasıyla, İç Körfez ve Gediz Nehrinin getirdiği endüstriyel
kaynaklı kirlenmeye bağlı olarak nehir ağzındaki istasyonlarda ölçülmüştür. İzleyicinin derinlik boyunca
konsantrasyonları incelendiğinde, Gediz Nehri ağzındaki istasyonda yüzeyden dibe
doğru belirgin bir taşınım gözlenmiştir. Bu bölgedeki akıntı verileri dönel
spektral analize tabi tutulduğunda, anti-siklonik hareketlilik
gözlenmiş, buna bağlı olarak nutrientleri yüzeyden dibe taşıyan “downwelling”
sürecinin oluştuğu görülmüştür. Hakim rüzgar yönünün kuzey olduğu bilinen
körfezde, kuzey rüzgarları etkisi altındaki model akıntı desenleri aynı bölgede
anti-siklonik hareket oluşumunu doğrulamıştır.
Gerçek akıntı verileri ile model akıntı desenleri birbirleriyle düşük frekanslarda
uyum göstermektedir. Buradan hareketle, modelin körfez akıntı sisteminin yanısıra
bugün ve gelecekte kirlilik dağılımı tahminleri için kullanılması uygun görülmüştür.
Türkiye Kıyıları İçin
Rüzgar ve Derin Deniz Dalga Atlası
Prof.Dr.Erdal Özhan,
Doç.Dr.Saleh Abdalla, Dr. İ. Al-Hamech, A.A. Altınörs, Ş.E. Arıkan, İ.
Barut-Çoksayar, G. Buharalı, A.O.Gülçağ, S. Erkal, A.S.Papila, M.M. Turhan, N.
Yılmaz
Deniz Deşarjı Sistemlerinin
Yatırım ve
İşletme Süreci
Dr. Deniz Dölgen1, Prof.Dr.M. Necdet Alpaslan 2,
Kemal Uyan3
1
Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, Buca
35160 İzmir. Tel: (232) 453 10 08 (1139), Faks: (232) 453 11 53,
E-posta: deniz.dolgen@deu.edu.tr
2 Dokuz Eylül Üniversitesi,
ÇEVMER, Çevre Araştırma ve Uygulama Merkezi, Buca 35160, İzmir. Tel: (232) 453 10 08
(1097),
Faks: (232) 453 42 79,
E-posta: necdet.alpaslan@deu.edu.tr
3 İller Bankası, III. Bölge
Müdürlüğü, İzmir. Tel: (232) 255 41 15 (518), Faks: (232) 256 02 68, E-posta: kuyan@superonline.com
Özet
Derin deniz deşarjı sistemleri üç
tarafı denizlerle çevrili ülkemizde geniş bir uygulama potansiyeline sahiptir ve bu
sistemlerin gelecekte de yaygınlaşması beklenmektedir. Esas olarak İller
Bankası’nın, kısmen yerel yönetimlerin, nadiren bunların dışındaki kurumların
sorumluluğunda gerçekleştirilen derin deniz
deşarjları teknik, idari, yasal ve sosyal tartışmalara konu olabilen altyapı
tesisleridir. Bu tartışmaların boyutu zaman zaman deniz deşarjı sistemlerine
bütünüyle karşı çıkmak mertebesine gelmekte ancak beraberinde bir seçenek çözüm
önerilememekte; bazı kereler ise önerilen
çözümlerin gerçekçiliği veya uygulanabilirliği olmamaktadır. Dolayısıyla
ülkemiz koşullarında kalıplaşmış karşı (red edici) tutumlar yerine teknik ve
ekonomik olarak daha akılcı çözümleri arayan yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Bu arayışın en önemli araçlarından biri de konu hakkında
yeterli-bilgi-deneyime sahip olmak, mevcut bilgiyi arttırmak ve geliştirmek için
işbirliği yapmaktır.
Sunulan çalışma kapsamında belirtilen
problemlerden hareketle ülkemiz koşullarında deniz deşarjı sistemlerinin yapım
kararının alınması aşamasından başlayarak, projelerin hazırlanması, inşaatının
tamamlanması ve işletmesini kapsayan süreci incelenmiş; mevcut mevzuatımız göz
önünde tutularak bu süreçte sorumluluk alan kişi, kurum ve kuruluşlar,
karşılaşılan teknik ve bürokratik güçlükler değerlendirilmiştir. Bunlara ek
olarak, bildiri kapsamında, son yıllarda, atıksuların deniz ortamına verilerek
uzaklaştırılması alternatifine karşı özellikle sivil toplum örgütleri tarafından
gösterilen tepkiler dikkate alınarak deniz deşarjı
sistemlerinin elemanları tanıtılmış, alıcı ortamdaki olası zararlı etkilerinin en
aza indirilmesi için sahip olması gereken nitelikleri, deniz deşarjı öncesi
yapılacak karasal tesislerin, arıtma tesisi vb., özellikleri tartışılmıştır.
Yer Altı Su Seviyesinin Kıyı Stabilitesine Etkileri
Kemal Günaydın1, Prof. Dr. M. Sedat Kabdaşlı2,
Alparslan Aydıngakko3
1 Osmangazi Üniversitesi, Müh. Mim. Fak., İnşaat Müh.
Bölümü, Batı Meşelik, Eskişehir. Tel: (222) 239 28 40, E-posta: kgunaydi@ogu.edu.tr
İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi, Hidrolik Ana
Bilim Dalı, Maslak, İstanbul.
2 Tel: (212) 285 37 33, E-posta: skabdasli@srv.ins.itu.edu.tr
3 Tel: (212) 285 37 14, E-posta: agakko@srv.ins.itu.edu.tr
Özet
Morfolojik açıdan yumuşak yapıdaki
kıyılarda, özellikle kum malzemeden oluşan plajlarda doğal dengenin dalga etkileri
altındaki değişimleri kıyı mühendisliği araştırmalarında en çok ele alınan
konulardan biri olmaktadır. Normal ve fırtına profilinin arasında önemli farklar
olmakla birlikte özellikle fırtına sırasında kıyı çizgisinde yer altı suyu
yükselmesi sonucunda tabana sızan su miktarının azalarak dalga çevirimi sırasında
profil üzerinde geri dönüş akımını arttırmasının kıyıya dik taşınımın artmasına neden olduğu bilinmektedir. Bazı
araştırmacılar drenaj yöntemi ile geri dönüş akımını azaltarak kıyı
erozyonunun azaltılması konusunda çalışmalar yapmışlardır. Bu noktadan hareketle
kıyı çizgisinin hemen gerisinde yer altı su seviyesinin yapısal etkilerle ani yükselme veya alçalma göstermesinin
göz önüne alınan kıyıda dinamik denge profiline etki yapıp yapmadığının
araştırılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür. Özellikle kıyı
bölgesinde son yıllarda global mevsim değişimlerine de bağlı olarak yer altı su seviyelerinde büyük düşüşler olduğu
bilinmektedir. Bu konuda başlatılan uzun süreli araştırmaların ilk aşaması olarak
İ.T.Ü. Hidrolik Laboratuarında düzenli dalgalar kullanılarak gerçekleştirilen
deneysel çalışmalardan elde edilen sonuçlar yer
altı su seviyesindeki değişimlerin etkilerini ortaya koymaktadır.
Kıyı Profili Özelliklerinin İrdelenmesi
İ. Barış
Kukul, Murat İ. Kömürcü1, Doç. Dr. Ömer Yüksek2
KTÜ İnşaat
Mühendisliği Bölümü 61080 Trabzon
tel: (0462) 3772641, 3772633, faks: (0462) 3256682
1 E-posta: mikomurcu@hotmail.com
2 E-posta: yuksek@risc01.ktu.edu.tr
Özet
Kıyı yapılarının projelendirilmesinde
en önemli faktörlerden bir tanesi kıyı profilleridir. Dalga enerjisinin büyük bir
bölümünün sönümlendiği deniz taban profilleri, zaman içersinde ve çeşitli dalga
şartlarında farklı özelliklerde oluşabilirler. Dalga şartları (yükseklik ve
periyot), taban eğimi, tabandaki malzeme özelikleri vb. parametreler, sediment
taşınımını ve bunun sonucu olarak da taban profillerini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çalışmada, bu parametrelerden dalga
yüksekliği ve dalga periyodunun kıyıya dik taşınım sırasında ne gibi profiller
oluşturduğu ve profillere bağlı büyüklüklerin nasıl değiştiği fiziksel bir
modelle incelenmiş ve elde edilen veriler literatürdeki
çeşitli formüllerle karşılaştırılmıştır.
Fiziksel model çalışmaları, KTÜ
İnşaat Mühendisliği Hidrolik Laboratuarı’nın iki boyutlu dalga kanalında düzenli
dalgalar kullanılarak yapılmıştır. Deneylerde; kanaldaki su derinliği 62,5 cm, model
ölçeği 1/25 olarak seçilmiştir. Ortalama tane çapı 0,18 mm olan kum malzeme, sakin
su seviyesine kadar 1/25 eğimde oluşturulan taban üzerine 10 cm kalınlığında
serilerek deneyler yapılmıştır. Sakin su seviyesinden sonraki kıyıya dik 50 cm’lik
kısımda 1/15 ve takip eden diğer 50 cm’lik
kısımda ise 1/10 eğim kullanılmıştır.
Çalışmada, T=1,46 ve T=2,03 sn
periyodundaki dalgalar, H=16 cm, H=11,5 ve H=6,5 cm dalga yükseklikleri üretilerek
değişik varyasyonlarda kullanılmıştır. Toplam 18 deneyin 9 tanesi, T=1,46 sn
periyotta, diğer 9 tanesi ise T=2,03 sn periyotta gerçekleştirilmiştir. Deneylerde
kanalın x doğrultusunda 3, y doğrultusunda ise 60 noktadan olmak üzere toplam 180
noktadan ölçüm alınmıştır.
Yapılan deneyler sonucunda bar oluşumu ile ilgili elde edilen profil
verileri çeşitli formüllerle karşılaştırılmış ve aralarındaki ilişki ortaya
konulmuştur. Bar ile ilgili olarak bar yüksekliği, barın kıyı çizgisinden
uzaklığı, barın büyüklüğü gibi kriterler değerlendirilmiştir. Profilin denge
noktası ve bu noktanın kıyı çizgisine ve su seviyesine olan uzaklığı da
belirlenmiş ve literatürden elde edilen formüllerle karşılaştırılmıştır.
Ayrıca, oyulma ve yığılma kriterleriyle fiziksel model sonuçları
değerlendirilmiştir.
Bu çalışmada, oyulma profili üzerinde
oluşan barın, dalga yüksekliği ve periyodunun büyümesiyle açığa taşındığı ve
hacminin de arttığı; profilin denge noktasının sakin su seviyesine ve kıyı
çizgisine olan uzaklığının dalga yüksekliği ve periyodunun artmasıyla arttığı
tespit edilmiştir. Yapılan deneylerden elde edilen
bulguların, literatürde önerilen formüllerle uyumlu olduğu belirlenmiştir.
Suni Kıyı Beslemesinde Yapılı ve Yapısız Kıyı Beslemesinin Etkisi
Dr. Hülya Boğuşlu
KTÜ, İnşaat Mühendisliği
Bölümü, 61080, Trabzon
Tel: (462)-3772046/2656, E-posta: hboguslu@hotmail.com
Özet
Zaman içersinde hidrodinamik bir dengeye
ulaşmış olan kıyıların yapay etkenlerle (mahmuz, dalgakıran vb ) bu dengenin
bozulması durumunda, kısa zamanda geriye kazanılması için yapılan en etkin
önlemlerden biri suni kıyı beslemesidir. Kıyıların ve plaj alanlarının, yapay
besleme yöntemi olarak kum ile doldurulması, kıyı
koruma konusunda yürütülen araştırmaların vardığı son aşama olarak
gösterilmektedir. Diğer bir deyişle, en iyi koruma önlemi, kıyıların doğal
dengesini bozmadan alınan önlemler olup, bu amacı en iyi gerçekleştiren yöntemde yapay besleme yöntemidir. Bu yöntem ile elde edilen koruma, çok
pratikdir ve aynı zamanda uzun bir zaman süreci içinde ekonomik olmaktadır.
Bu çalışmada besleme genişliğinin
(Xìn) besleme için kıyıda kalan besleme hacmi oranına etkisi incelenmiştir.
Deneylerden elde edilen sonuçlar grafiksel olarak incelenerek ortalama eğrilerin
denklemleri elde edilmiştir. Dalga yüksekliğinin besleme kıyıda kalma hacmi oranına
etkisi incelendi. Grafiksel olarak gösterildi ve her eğrinin denklemi elde edildi.
Ayrıca her kıyı beslemesi için ve her bir dalga yüksekliği için deney
sonuclarından ortalama profiller elde edilerek grafikleri çizildi ve yorumlandı. Elde
edilen sonuçlardan Xm=39.99 cm`lik besleme
genişliği kıyıda en fazla kalmıştır. Besleme kalma oranı (RK)
olarak en fazla Xm=13.33 cm`lik besleme
genişliklerinin oranlarının kaldığı görülmüştür. Y1, Y2, Y3 batık dalgakıran
yerleri X=13.33 ve 26.66 cm‘lik besleme genişliklerinde besleme kıyıda kalma hacmi
oranı (RK) hacmi oranı artmaktadır.
X=39.99 cm‘lik besleme genişliğinde ise bu oran Y3 yapı yerinde artmaya devam
etmekte, Y1 ve Y2 yapı yerinde ise azalşma eğilimi göstermektedir. Batık
dalgakıranın dalga kırılması ve sediment hareketine olan etkisinden dolayı
yapısıza göre besleme malzemesinin daha fazla kalıcı olduğu görülmüştür.
Grafiklerde pratikte kullanımı kolaylaştırmak amacıyla veriler boyutsuz katsayılar
haline getirilerek verilmiştir. Bu katsayılar besleme kalma hacmi oranı: RK (=Vk/Vt; kıyıda kalan besleme hacminin toplam besleme hacmine
oranı), besleme genişlik oranı : X/BL (kıyı
besleme genişliğinin besleme boyuna oranı) ve dalga yüksekliği oranı : Ho/BL (dalga yüksekliğinin besleme boyuna oranı)’dır.
Kıyı Erozyon Projelerinde
Veriden Modele- Modelden Karar Mekanizmalarına Giden Bilgi-Ağı
Sezgi (Öğüt) Adalıoğlu1, Gündüz Gürhan
Dokuz Eylül Ü. Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü
Haydar Aliyev Bul. No:10 35340 İnciraltı / İzmir
Tel:0 232 278 55 65, Faks: 0 232 278 50 82
1 E-posta: Sezgi@imst.deu.edu.tr
Özet
Verilerin bir veri tabanında sistematik bir şekilde toplanmış
olması ve bunların değerlendirilebileceği bir modele aktarılabilir olması
araştırıcıya sunulan bir hizmet olmalıdır. Bir sonraki aşama teorisi ile
karşılaştırılabilecek uygun bir yazılım kullanırak olayın benzetiminin
yapılması gereklidir. Karar verirken ise alternatif çözümlerin model sonuçları arasındaki optimum seçenek
değerlendirmelidir. Ayvalığa 20 km kadar uzaklıkta yer alan Madra Çayı sediment
girdisinin kesintiye uğraması nedeniyle denizin kıyıya özellikle de madra çay
ağzından başlayarak kuzeye doğru etkisi görülmüş ve siddetli bir kıyı erozyonu gözlenmiştir. Bu çalışmada sorunun
çözümü için deniz çalışmalarında kullanılan verileri düzenleyen ve
birbirleriyle ilişkilerini kuran bilgi sisteminin oluşturulması gösterilmiştir. Daha
sonra ise bu veriler işlenerek Madra çayı örneğinde
SMS modeli kullanırak yapılan çalışma sunulmuştur.
Açıkdeniz Dalgakıran Parametrelerinin Dolmaya Etkileri
Dr. Ali Remzi Birben1, Dr. İsmail Hakkı Özölçer2,
Prof. Dr. Hızır Önsoy, Murat İhsan Kömürcü
KTÜ Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü 61080 Trabzon
Tel : (462)-377 26 33, Fax : (462)-325 66 85
1E-posta : birben@hotmail.com
2E-posta: ozolcer@hotmail.com
Özet
Kıyılardaki erozyonun ve dolmanın temel nedeni kıyısal katı madde
hareketidir. Bu nedenle kıyı koruma işlemlerinin esasını kıyısal katı maddenin
kontrolü teşkil eder. Bu araştırmanın konusu olan Açıkdeniz dalgakıranları,
dalgaların kıyıya kontrollü bir Şekilde ulaşmasını sağlar ve dolayısıyla katı
madde hareketini kontrol altına alırlar. Kıyı ile ilgili çalışmaların birçok
parametreye bağlı olması nedeni ile bu tür problemlerde
çoğunlukla fiziksel modelleme yolu ile çözümler aranmaktadır. Yapılan
çalışmalar, sayısal ve fiziksel modelleme yöntemlerinin, yaklaşık ve belirli
sınırlar içerisinde çözümler üretebildiğini göstermiştir. Bu çalışmada,
öncelikle dünyada açıkdeniz dalgakıranları ile
ilgili yapılmış olan çalışmalar incelenmiş ve daha sonra Doğu Karadeniz
Kıyılarına ait dalga parametreleri ve katı madde özellikleri kullanılarak, kıyı
korumasında açıkdeniz dalgakıran parametrelerinin dolma miktarına (dalgakıran boyu,
kıyıdan uzaklığı ve aralığı) etkileri deneysel olarak
incelenmiştir.
Kazıklı Rıhtımlarda Pervane Jetinden Kaynaklanan
Erozyon
Ayşe Yüksel1, Prof. Dr. Yalçın Yüksel2,
Yrd. Doç. Dr. Yeşim Çelikoğlu3, Doç. Dr. Esin Çevik4
Y.T.Ü. İnşaat Müh. Böl., Hidrolik ve Kıyı Liman Laboratuarı,
80750
Yıldız Beşiktaş İstanbul. Tel: (212) 2597070, Faks: (212) 2596762
1 E-posta: ayuksel@yildiz.edu.tr
2 E-posta: yuksel@yildiz.edu.tr
3 E-posta: ycelik@yildiz.edu.tr
4 E-posta: cevik@yildiz.edu.tr
Özet
Son yıllarda gemilerin manevra
kabiliyetlerinin ve makine kapasitelerinin artırılması deniz yolu
taşımacılığının hızında ve büyüklüğünde bir artışa neden olmuştur. Bu
artış sonucunda gemi pervanesinin ürettiği su jeti liman baseninde ve navigasyon
kanallarının tabanında ve şevlerinde zarara yol açmıştır. Liman yapısının yakınındaki gemi yanaşma ve ayrılma faaliyetleri eğimli
rıhtım duvarlarında ve kazıkların etrafında ciddi büyüklüklerde erozyon meydana
getirmektedir. Gemilerin demirlemeleri ve demir almaları sırasında pervane suyu ile
oluşan yığılmalara neden olmakta, bu da destek
yapılarının stabilitelerini bozmakla birlikte belirli bölgelerde su kesimini azaltarak
navigasyonu etkilemektedir. Projelendirme sırasında erozyon problemlerinin yaratacağı
elverişsiz şartlar dikkate alınmadığında liman yapılarının temellerinde oyulmalar oluşabilmektedir. Son yıllarda limanların bakımı ve
projelendirilmesinde pervanelerin meydana getirdiği oyulma problemleri önemli miktarda
artmıştır. Pervanelerin meydana getirdiği oyulma problemlerinin artması uluslararası
bir sorun haline gelmiştir. Bu çalışmada kazıklı
rıhtımlarda meydana gelen oyulmanın incelenmesi amaçlanmıştır. Yapılan deneysel
çalışmadan su jetinden dolayı meydana gelen oyulma çukurunun değişimi
belirlenmiştir.
Dalgakıran Altında
Oluşan Gözenekli Ortamdan Akışın Sonlu Farklarla Analizi
B. Gültekin Sınır1, Adem Eren2,
Doç. Dr. Ümit Gökkuş3
DEÜ DBTE İnciraltı/İzmir, Tel: (232) 2786525-146,
1 E-posta: bgsinir@imst.deu.edu.tr
2 E-posta: ademeren@imst.deu.edu.tr
3 CBÜ Müh. Fak. Muradiye Kampüsü/Manisa, E-posta:
ugokkus@superonline.com
Özet
Bu çalışma kapsamında ,
gözenekli bir ortamın söz konusu olduğu bir zemin üzerine oturan dalgakıranın ,
dalgalı kesiminde deniz tabanında oluşan hidrodinamik basıncın gözenekli ortamdaki
akış üzerindeki etkileri incelenmiştir.
Gözenekli ortam düzlemsel bir grid
sistemle tanımlanmış , yatay ve düşey eksenler boyunca akış özellikleri
belirlenmiştir. Dalganın deniz tabanında oluşturduğu kesimler sınır şartları
bilinen eksenlerdir.
Dalgalı kesimde değişen basınç
koşullarının grid sistem üzerindeki her noktada oluşturacağı basınç ve akış
karakteristikleri ; gözenekli ortamın fiziksel yapısına uygun olarak geliştirilen
Darcy kanunun diferansiyel biçiminin hakim denklem olarak alınmasıyla
hesaplanmıştır.
Problemin çözümünde sonlu farklar
yöntemi kullanılmıştır. Bir bilgisayar programı geliştirilerek , belirli bir
örneğe dayanan girdiler için program çalıştırılmış ve örneğe ilişkin
tatminkar çıktılar elde edilmiştir.
Kıyıboyu Katı Madde Taşınım Modellerinin Değerlendirilmesi
Dr. Mustafa Şaşal1, Prof. Dr. Necati Ağıralioğlu2
1Sakarya
Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü,
Esentepe-SAKARYA Tel.: (264)-346 03 53/374 Faks: (264)-346 03 59
E-posta : sasal@sakarya.edu.tr
2İ. T. Ü. İnşaat Fakültesi, İnşaat
Mühendisliği Bölümü, Hidrolik Laboratuvarı, Maslak-İSTANBUL Tel.: (212)-285 37 22 Faks
: (212)-285 67 85
E-posta : necati@itu.edu.tr
Özet
Dalgaların kıyı çizgisi ile bir açı
yaparak kumsala yaklaşmaları, kıyıya paralel akıntı ve dolayısıyla katı madde
taşınımı meydana getirirler. Ayrıca akıntılardan ve gel-git hareketlerinden
kaynaklanan katı madde taşınımı da olmaktadır. Taşınımın miktarı dalga, kumsal,
katı madde ve bölgenin sınır şartlarına göre
değişiklik gösterir. Son elli yıl içinde kıyıboyu katı madde taşınımı ve buna
bağlı olarak kıyı değişimleri pek çok araştırmacının ilgisini çekmiştir.
Bunun sonucu olarak geliştirilen pek çok modelden 49 tanesi burada kronolojik sıra
ile verilmiştir. Verilen modellerin büyük bir kısmı kum,
diğerleri ise çakıllı kumsallar için çıkarılmıştır. İçlerinden uygulanması
kolay ve güvenilir olan CERC, Inman ve Bagnold ile Kamphuis modelleri ele alınarak
tartışılmıştır.
Ağ Kafeslerde Çipura Ve Levrek Yetiştiriciliğinin Çevresel Etkileri
Gönül Tuğrul İçemer
Akdeniz Üniversitesi,
Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, Topçular, Antalya Tel: (242) 323 23 64-235, Faks: (242)
323 23 62
E-posta: gonul-icemer@usa.net
Özet
Su ürünleri yetiştiriciliği ülkemiz
dahil dünyanın birçok ülkesinde hızlı bir şekilde gelişmektedir. 1980’li
yıllardan itibaren Türkiye’de gelişmeye başlayan ağ kafeslerde Levrek (Dicentrarchus
labrax L.,1758) ve Çipura (Sparus aurata L. 1758)
yetiştiriciliği devlet teşvikleri ve özel sektör girişimleri ile son on yılda
büyük artış göstermiştir. Ağ kafeslerde balık yetiştiriciliği için özellikle
kıyısal bölgeler tercih edilmektedir. Levrek ve çipura üretimi için sığ ve su
sirkülasyonunun fazla olmadığı alanların tercih edilmesi, estetik görünüm, su
kolonunda hipernütrifikasyona bağlı ötrofikasyon ve sedimentte organik madde birikimi
nedeniyle oksijen azalması ve bentik fauna değişimleri gibi çevresel sorunların
ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu potansiyel
etki ve değişimler, ortam içindeki organik atıkların, genellikle fiziksel, kimyasal,
biyolojik özellikleri ve bölgenin batimetrik karakteriyle tayin edilebileceği gibi
işletmenin kurulacağı yerin önemi, örneğin su sirkülasyonu ve akıntılar, su derinliği, çözünmüş oksijen ve
doygunluğu koşulları, akuakültür uygulamalarında olumsuz etkilerinin indirgenmesinde
önemli bir stratejidir.
Su ürünleri üretim tesislerinin
sürdürülebilir gelişimi ve çevresel etkilerin azaltılması iyi planlanmış kıyı
yönetimi ile sağlanabilir. Ülkemizde kıyı yönetimi ve planlamasının yeterince
yapılmamış olması, aynı alanda faaliyet gösteren çeşitli sektörler (turizm,
şehirleşme, balıkçılık, deniz taşımacılığı, atık su deşarjları gibi) ve
balık yetiştiriciliği arasındaki sorunları
giderek arttırmıştır. Bu bildiride, Antalya kıyılarında, kafeslerde çipura ve
levrek yetiştiren işletmenin, bazı su kalite parametreleri ile fitoplankton ve bentik
fauna değişimleri iki yıl süresince izlenerek potansiyel çevresel etkileri değerlendirilmiştir.
Limanlar ve Özelleştirme
Jale Nur Ece
Başbakanlık, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Hüseyin Rahmi Gürpınar Sok.
No:2 Çankaya/ANKARA, Tel: (312) 441 15 00,Faks: (312) 441 14 94,
E-posta: jnece@oib.gov.tr
Özet
Denizyolu seyrinin varış ve ayrılış
noktaları olan limanları, gemilerin barındığı, yolcuların inip, bindiği ve
eşyaların yüklenip, boşaldığı noktalar olarak tanımlayabiliriz. Bu nedenle,
limanlar gemiler için bir barınak, yolcu ve yüklerin transferi için bir kesişim
noktası olmak üzere iki fonksiyonu yerine
getirmektedir. Ülkelerin dünyaya açılımını ve entegrasyonunu sağlayan ve
ulaştırma zincirinin önemli bir halkası olan limanlar bir ülkenin ekonomisinde çok
önemli yeri olan tesisler olup, bölgedeki sanayinin büyümesini ve ticaretin gelişmesini sağlamaktadır. Dünyada değişen ekonomik şartlar,
siyasi olaylar ve teknolojik gelişmelere paralel olarak deniz taşımacılığı dökme
taşımacılıktan konteyner, Ro-Ro taşımacılığına yönelmiş, taşıma sistemi
çoklu taşımacılık (kombine) taşımacılığa dönüşmüş
olup, böylece hinterlandına yük dağıtan tesisler haline gelen limanlar ekonomiyi
doğrudan etkileyen stratejik tesisler konumuna gelmiştir.
Dünya ticaretinin ve ulaştırma
sektörünün rekabetçi bir pazar içerisinde olması, denizyolu taşımacılığının
ucuz, güvenli ve kolay taşıma şekli olmasından dolayı konteyner taşımacılığına
yönelmesi, kapıdan kapıya taşımacılık sisteminin önem kazanması nedenleriyle
liman hizmetlerinin daha fazla etkin ve verimli olması ve liman kullanıcılarının
ihtiyaçlarına daha iyi cevap vermesi gerekmektedir.
Ancak, limanlarımız önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde artacak olan konteyner
trafiğine cevap verecek yeterli altyapı ve üst yapıya sahip olmamakta, liman
operasyonları etkin ve verimli olarak yürütülememekte ve dolayısıyla limanlarımız dünya standartlarında çalıştırılamamakta,
modern taşımacılık sistemine ve ticarete ayak uyduramamakta ve dolayısıyla liman
kullanıcılarının ihtiyaçlarına cevap verememekte ve bölge limanları ile rekabet
şansı düşük olmaktadır. Limanlarımızın ticaretin
ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde kendilerini yönlendirmeleri ve geliştirilmeleri
için en etkin yöntem özelleştirmedir.
Limanlarınmızın özelleştirilmesi
liman operasyonlarının etkinliğini ve verimliliğini artıracak, üst ve alt yapı
yatırım gereksinimlerininin karşılanmasını, limanlarımız çağdaş bir şekilde ve
ticari esaslara göre işletilmesini sağlayacak olup, bunun sonuncunda bölge limanları
ile rekabet şansımız artacak, limanlar bölgesel ve ulusal ekonomiye daha fazla katkı
sağlayacaktır.
Türkiye Limanlarından İhraç
Taşımaları
Dr. Muhsin Kadıoğlu1, Dr. Cemalettin Şahin2
1 İstanbul
Teknik Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma ve İşletme Mühendisliği
Bölümü, Tel: 0216-3954501/322, E-Posta:bleda@usa.net
2 Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi
Anabilim Dalı, Tel: 0216- 345 47 05 /101, E-Posta: sahin67@yahoo.com
Özet
Türkiye limanlarından yapılan
ihraç taşımalarında, özellikle 1984 yılından sonra Türkiye’nin dışa açık ve
ihracatı geliştirme politikalarına ağırlık vermesiyle, önemli artışlar
görülmüştür. Türkiye’nin ihracata dönük politikalar izlemesi sayesinde
geleneksel ihraç ürünlerinin dışında değişik ihracat kalemleri ve yeni ihraç
ürünleri ortaya çıkmış, buna bağlı olarak bazı limanlar ihracatta öne çıkmıştır.
Türkiye, ihracatının önemli bir
bölümünü denizyoluyla yapmaktadır. Bu nedenle limanlarımızdan yapılan ihraç
taşımalarının miktarı ve ihraç ürünlerindeki değişimler, ülkenin ekonomik
durumu ve gelişmişlik düzeyi ile yakından ilgilidir.
Dünya deniz ticaretindeki gelişmelere
rağmen Türkiye’nin dünya deniz ticareti içindeki payının büyük ölçekli bir
değişim göstermemiş olması dikkati çekmektedir. Diğer yandan, Türkiye’nin deniz
ticareti miktar olarak artış göstermesine rağmen, Türk bayraklı gemilerle yapılan
taşıma miktarlarında hissedilir bir azalma görülmüştür. Türk bayraklı gemilerin
taşıma paylarının azalması, Türkiye’nin büyük döviz kaybı yaşaması sonucunu
doğurmuştur.
Türkiye'nin ihraç taşımalarında,
özellikle taşınan yük miktarları bakımından, denizyolu taşımalarının önemli
bir yeri vardır. Bu nedenle, Türkiye ihracatının büyük bir bölümünün
gerçekleştirildiği limanlar oldukça önem kazanmıştır.
Çalışmada, Türkiye limanlarından
yapılan ihraç taşımaları, ihracatta önemli olan limanlar ve bu limanlardan yapılan
taşımalar incelenmiştir. Ayrıca ihraç taşımalarının önemli olduğu limanlardan
taşınan yük miktarı ve yıllık değişimleri, limanların hinterlandı ile ihraç
taşımaları arasındaki ilişkiye yer verilmiştir.
Limanlara göre ihraç taşımalarının
incelenmesinde önemli olan bir diğer konu da, Türkiye limanlarından ihraç edilen
ürünlerdir. Bu nedenle limanlardan yapılan ihraç taşımalarının yük cinslerine
göre dağılımı ve bu dağılıma etki eden faktörleri dikkate alarak çeşitli öneriler getirilmiştir.
Çalışmanın amacı, Türkiye
limanlarının ihracattaki genel özelliklerinin ortaya çıkartılması ve limanların
çağın gereklerine göre güçlendirilmesi için önerilerde bulunmaktır. Böylece,
Türkiye limanlarının ülke ekonomisine katkısının artırılabileceği
belirtilmektedir. Çalışmada, Türkiye'nin ihracatında önemli olan limanlar ve bu
limanlarda elleçlenen yük miktarlarının, 1993-1997 yılları arasındaki değişimleri
değerlendirilerek, bunların sebeplerine yer verilmiş ve geleceğe dönük olarak kısa vadeli bir projeksiyon üretilmeye çalışılmıştır.
Dünyada Konteyner Talebi veTürkiye de Konteyner Taşımacılığı
Dr. Muhsin KADIOĞLU1, Dr. Süheyla ÜÇIŞIK2
1 İstanbul
Teknik Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma ve İşletme
Mühendisliği, Deniz Ulaştırma ve İşletme Ana Bilim Dalı
Tuzla/İstanbul
Tel: 0216- 395 45 01/322 E-Posta:bleda@usa.net
2 Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Ortaöğretim
Sosyal Alanlar Eğitimi, Coğrafya Eğitimi Ana Bilim Dalı Göztepe/İstanbul - TÜRKİYE, Tel: 0216- 345 47 07/127, E-Posta:suheyla9@usa.net
Özet
Dünya deniz taşımacılığında
özellikle 1990 yılından sonra konteyner taşımacılığı büyük önem
kazanmıştır. Konteyner taşımacılığı sayesinde kapıdan kapıya taşımacılık
(door to door) gerçekleşmiştir. Konteyner taşımacılığının gelişmesiyle dev
konteyner terminalleri (container hub) kurulmuştur.
Konteyner taşımacılığının
gelişmesiyle Kuzey Amerika–Güneydoğu Asya hattı başta olmak üzere, Kuzey
Amerika-Avrupa hattında büyük ölçekli konteyner trafiği ortaya çıkmıştır. Buna
bağlı olarak Singapur, Hong Kong, Hamburg gibi konteyner taşımacılığında
uzmanlaşmış yeni limanlar kendini göstermiştir.
Dünya gemi inşasında, son dönemde
verilen gemi siparişleri göz önüne alındığında konteyner taşımacılığının
mevcut gelişme hızını arttırarak sürdüreceği düşünülmektedir.
Türkiye’de de konteyner
taşımacılığında son yıllarda büyük gelişmeler görülmesine rağmen, dünya
konteyner taşımacılığında Türkiye’nin payı yüzde 0,8 seviyesindedir. Halbuki
Türkiye coğrafi konumu, sahip olduğu denizcilik potansiyeli bakımından konteyner
taşımacılığında daha etkin bir düzeye yükselebilir.
Bu bildiride dünya konteyner
taşımacılığındaki gelişmeler geleceğe dönük projeksiyonlar çerçevesinde
incelenmektedir. Buna bağlı olarak, Türkiye’nin konteyner taşımacılığındaki
yeri değerlendirilerek geleceğe dönük önerilerde bulunulmaktadır.
Liman Alanlarında Tehlikeli Yük Operasyonları
Doç.Dr. Nil GÜLER1, Alper DİNÇ2
1 İTÜ
Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma ve İşl. Böl., Tel:0 (216) 395 10 64, Faks: 0 (216) 395 45 00, E-posta:
n-guler@usa.net
2 İTÜ Denizcilik Fak. E-posta:
alperdinc@hotmail.com
Özet
Taşınmaları ve liman operasyonları
özel dikkat ve hassasiyet gerektiren tehlikeli maddelerin canlı çevreye zarar vermeden
elleçlenebilmeleri maksadıyla ulusal ve uluslararası alanda çeşitli düzenlemeler
yapılmaktadır. Yapılan düzenlemelere bağlı olarak belirlenmiş olan eğitim
faaliyetleri, elleçleme donanımları ve liman tesisleri tehlikeli maddelerin liman
operasyonlarının emniyetli bir şekilde gerçekleşmesine yardımcı olmaktadır.
Tehlikeli maddelerin liman operasyonunun
ele alındığı bu bildiride tehlikeli maddelerin liman operasyonları incelenirken
maddelerin mevcut çevre koşullarına göre canlı hayata verilebilecekleri zararlar göz
önünde tutularak tehlikeli maddelerin IMDG Koda göre sınıflandırılmalarına yer verilmiştir. Daha sonra konu ile ilgili
yazılı ulusal ve uluslararası mevzuat irdelenerek, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada
ve Avrupa Birliği düzenlemeleri ele alınmış, ayrıca ülkemiz limanlarındaki
tehlikeli madde operasyonları için uygulanan mevcut
yasal düzenlemelere yer verilmiştir.
Güneybatı Karadeniz Plaj
Kumlarının Petrografisi
Prof.Dr.Mustafa Ergin1, Şeref Keskin, Çiğdem Duymaz, Yonca Yıldırım, Hakan Albayrak
Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi,
Jeoloji Mühendisliği Bölümü, Tandoğan, 06100 Ankara, Tel:
(312) 212 67 20; Faks: (312) 215 04 87;
1 E-posta: ergin@science.ankara.edu.tr
Özet
Güneybatı Karadeniz kıyılarında denizel maden ve endüstriyel
hammaddeler bulunma olasılığını araştırmak amacı ile gerçekleştirilen bu
çalışmada elde edilen ön sedimenter petrografik sonuçlar tartışılmaktadır.
Bulgaristan sınırına yakın İğneada
ile İstanbul Boğazı'na yakın Kilyos sahil şeridi arasında kalan 16 plajdan toplam
127 yüzeysel sediment örneği toplanarak tane boyu ve ağır-hafif mineral ayırım
analizlerine tabi tutulmuştur. Plaj sedimentlerinde tesbit edilen ve bölgesel önemli
farklılıklar sergileyen tane boyu dağılımları değişen jeomorfolojik ve
hidrodinamik koşulların özelliklerini yansıtmaktadır. Genelde % 5'den az miktarlar
gösteren ağır mineraller, Ormaniçi, İğneada,
Panayır, Ağaçlı, Turban ve Tatlısu sahillerinde yer yer % 50'ye varan değerler
vermektedir. %1-50 arasında değişen el-magnetik mineral fraksiyonları İğneada ve
kıyıköy plajlarında bulunmakta ve genelde demirce zengin magnetit mineralinin varlığına işaret etmektedir. Karaburun ve Gümüşdere
sahillerinde de bu minerale yer yer bolca rastlanılmaktadır. Elektromagnetik separatör
ile ayrılabilen ağır mineral verilerine göre, en fazla mineral gruplaşması 20d0.8A,
20d0.4A ve 20d1.2A ölçümlerinde belirlenmiştir.
İncelenen plajlara önemli ağır mineral veren jeolojik kaynaklar Istranca Masifi ve
Ergene Formasyonu olarak tahmin edilmektedir. Mineral tanımlama çalışmaları devam
etmektedir.
Marmara Denizi’nin İki Yüz Bin Yıllık
Fosil Kıyıları
Doç. Dr. Mehmet Sakınç1, Umut Barış Ülgen2, Cenk Yaltırak3
İ.T.Ü, Avrasya
Yerbilimleri Enstitüsü - Maden Fakültesi, Genel Jeoloji ABD, 80626, Maslak, İstanbul.
Faks: (212) 285 62 10
1 Tel: (212) 285 63 02, E-posta: sakinc@itu.edu.tr
2 Tel: (212) 285 62 11, E-posta: ulgenum@itu.edu.tr
3 Tel: (212) 285 62 11, E-posta: yaltirak@itu.edu.tr
Özet
200 bin yıl önce Eski Marmara’nın sahilleri, bugünkü kıyı
çizgisinden daha da içerideki bir çizgiye ilerlemesine neden olan bir deniz istilası
(Tirheniyen dönemi transgresyonları) nın etkisi altında kalır. Gelibolu
Yarımadası’nı Bolayır ve Eceabat boğazlarından aşarak Eski Marmara’yı bir adalar denizine çeviren bu deniz istilası
sonucu oluşan kıyı çizgisi, günümüz kıyılarından birkaç kilometre kadar
içeriye, vadi içlerine kadar ilerlemiştir. Genelde kum ve çakıl gibi kırıntılı
malzemeden oluşan kıyı çökelleri; littoral bölgenin
deniz kabukları Ostrea edulıs, Loripes lacteus, Mytilus galloprovincialis ve deniz
algleri ile birlikte fosilleşerek bugünkü fosil kıyıları meydana getirmiştir
(Fotoğraf 1). Günümüze kadar yer yer korunabilmiş, kimi erezyonla yok olmuş kimi de
insan tarafından yok edilmiş 200 bin yıllık bu kıyılar; Kuzey Marmara’da, ve de
güneyde Çanakkale-Lapseki arasında, doğuda İzmit Körfezi kıyılarında; özellikle
iri deniz kabuklusu Ostrea edulis ve
yalıtaşı işaretçi seviyeleri ile tanınan irili ufaklı çökel toplulukları
şeklinde gözlenir.
Çok Işınlı İskandil Verileri
ile Marmara Denizi’nin Makro Morfolojik Özellikleri
Cem Gazioğlu1, Zeki Yaşar Yücel1, Erkan Gökaşan1, Oya
Algan1, Buğser Tok2 ve Ertuğrul Doğan1
1 İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve
İşletmeciliği Enstitüsü, 34470, Vefa, İstanbul. Tel: (212) 520 65 72,
Faks: (212) 526 84 33,
E-posta: cemga@istanbul.edu.tr
2 Seyir,
Hidrografi ve Oşinografi Dairesi, Beykoz,
İstanbul.
Özet
Seyir, Hidrografi ve Oşinografi dairesi
tarafından Marmara Denizi’nin derin çukurlarını kaplayacak şekilde alınan Çok
Işınlı İskandil (Multi beam echo sounding) verileri sayesinde, yakın zamana kadar
fazla detaylı bilgiye sahip olmadığımız Marmara Denizi’ nin tabanına ait
bildiklerimiz bu hassasiyeti çok fazla olan veri sayesinde detaylandırılarak tanımlanmış ve ölçülebilir olmuştur. Marmara Denizinin
sahip olduğu morfoloji, esas olarak aktif tektonik tarafından kontrol edilmekte ve
şekillendirilmektedir. Elde edilen veriler ile oluşturulan sayısal arazi modelleri
yardımı ile Marmara Denizi’nin karmaşık
morfolojik gelişiminde etkili olan tektonik aktivitelerle tetiklenmiş deniz-altı
heyelanları ve kanyonları, ve fayların bu birimlerin üzerinde ki etkisi ve izleri net
olarak görülmektedir. Derin Marmara Çukurunun morfolojik değerlendirilmesi sonucunda, bu alanda yaklaşık D-B doğrultulu ve Marmara Denizi
yamaçlarını geliştirmiş olan eğim atımlı fayların varlığı kolaylıkla
belirlenmektedir. Özellikle Marmara Denizi’ nin orta ve batısında tüm morfolojik
yapıları kesen ve Derin Marmara Çukurunu sağ yanal
olarak öteleyen yeni bir fayın varlığı açıkça izlenmektedir. Bu yapı, tüm diğer
yapıları kesmiş olduğundan diğer yapılara göre genç olmalıdır. Marmara Denizi’
nin doğusunda yer alan Çınarcık Havzasının kuzey ve güney yamaçlarının
morfolojik olarak yaklaşık eşdeğer özellikler
taşıdığı dikkate alındığında, söz konusu doğrultu atımlı genç fayın bu
alanda Çınarcık Havzası’nın kuzey ve güney yamaçları boyunca İzmit Körfezi
içerisine girdiği düşünülmektedir.
Uydu Görüntüleri ile Gölcük ve Çevresi Kıyı Değişiminin İncelemesi
Aslı S. Dönertaş1, Cihangir Aydöner2,
Hilal Yüce3
TÜBİTAK-Marmara Araştırma
Merkezi YDBAE/Uzaktan
Algılama Grubu, Gebze/Kocaeli, Tel: 0 262 6412300 Faks: 0 262
6463187
1 E-posta: Asli.Donertas@posta.mam.gov.tr
2 E-posta: Cihangir.Aydoner@posta.mam.gov.tr
3 E-posta: Hilal.Yuce@posta.mam.gov.tr
Özet
“Uydu Görüntüleri ile Marmara
Depremine Bakış” (*) projesi başlığı altında TÜBİTAK-MAM, YDBAE/Uzaktan
Algılama Grubu’nca 17 Ağustos depremi öncesi ve sonrası güncel uydu görüntüleri
ile değerlendirilmesi için bir dizi çalışma yürütülmüştür. Yürütülen bu çalışmaları şu başlıklar altında özetliyebiliriz; Kentsel
dokudaki hasarın belirlenmesi, Gölcük ve çevresine görülen su altında kalmış
‘deniz işgal bölgeleri’nin belirlenmesi, TÜPRAŞ Rafineri yangının uydu
görüntüleri yardımı ile izlenmesi, İzmit Körfezi bitiminden sonra yerüstünde devam eden Kuzey Anadolu Fayı
(KAF)’nın İzmit Körfezinden Sapanca’ya kadar bölümünün ayrıntılı ve
bütününün genel hatlarının uydularla görsel olarak belirlenmesi. Bildiri ve afiş
bu çalışmaların bir adımını oluşturan Gölcük
ve Kavaklık mevki kıyı değişiminin belirlenmesi calışmalarını içermektedir.
Jeomatik Bilimi ile Kapıdağ Yarımadasının Jeomorfolojisi
Cem Gazioğlu1, Zeki Yaşar Yücel1,
Cem Güneysu1, Erkan Gökaşan1, Ahmet Ertek2
1 İÜ Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü 34470
VEFA ISTANBUL Tel: 0212 520 6572 Faks: 0212 526 8433 E-posta:
cemga@istanbul.edu.tr
2 İÜ Edebiyat Fakültesi,
Coğrafya Bölümü 34470 VEFA ISTANBUL
Özet
Güney Marmara Denizi kıyılarının
bugünkü şeklinin yorumlanmasında Kapıdağ yarımadası önemli bir referans
oluşturmaktadır. Bu çalışmada Kapıdağ yarımadasının jeomorfolojik özellikleri
güncel bir teknoloji olan jeomatik bilimi kullanılarak belirlenmeye
çalışılmıştır. Bu amaçla klasik uygulamalarla birlikte sağladığı sinoptik
görüş imkanlarından yararlanılmak üzere uydu görüntülerinden, arazinin bilgisayar
ortamında üç boyutlu ifade edilebilmesi için sayısal arazi modellerinden (SAM) ve pek
çok kaynaktan elde edilen verileri organize etmek içinde coğrafi bilgi sistemlerinden
(CBS) yararlanılmıştır.
Bu çalışma bize yüksek hassaslıkta
SAM üretimi yapıldığında makro morfolojik çalışmaların yanında mikro morfolojik
çalışmalarında yapılabildiği göstermektedir.
Bu çalışmada aynı zamanda Sayısal
Arazi Modelleri kullanılarak Kapıdağ Yarımadası’nın morfo-tektonik gelişimi
hakkında bir deneme yapılmaktadır.
Gps ile Yermerkezcil Deniz Düzeyi Belirleme
Yrd.Doç.Dr. D. Uğur Şanlı
Yıldız Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Müh. Böl.
80750, Yıldız/İSTANBUL Tel: 0-212-2597070/2503, Faks: 0-212-2596762
E-posta: usanli@yildiz.edu.tr
Özet
Deniz düzeyinin geçtiğimiz yüzyılda
küresel ısınma nedeniyle 1-3 mm/yıl yükseldiği ileri sürülmekte ve bu yükselmenin
önümüzdeki yıllarda daha da artarak 2100 yılına kadar toplam 40-60 cm’ye
çıkabileceği iddia edilmektedir. Eğer bu spekülasyonlar gerçekleşirse kıyı bölgeleri sular altında kalacak, bu da ekonomik,
sosyal, ekolojik vb. sorunları gündeme getirecektir. Bu nedenle deniz düzeyinin
duyarlı bir şekilde ölçülmesi gündeme gelmektedir. Çünkü deniz düzeyi
ölçümleri gelecekteki deniz düzeyi artışını tahmin eden “iklim değişimi” modellerine girdi teşkil
etmektedir. Bu bağlamda, yazıda öncelikle toplu deniz düzeyi artışını inceleyen
çalışmalardan ve deniz düzeyi değişimini belirlemede kullanılan jeodezik
yöntemlerden bahsedilmektedir. (Global Positioning System)
GPS’in yermerkezcil deniz düzeyi değişimini ölçmedeki rolü ve önemi güncel
deneylerden örnek verilerek açıklanmaktadır. Daha sonra da Türkiye'deki deniz düzeyi
belirleme çalışmalarına göz atılarak, dünyadaki gelişmeler paralelinde irdelemeler
yapılmaktadır.
Gökçeada Kıyılarında Holosen Deniz Seviyesi
ve Kıyı Çizgisi Değişmeleri
Doç. Dr. Ertuğ Öner
Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi
Coğrafya Bölümü, 35100 Bornova/İzmir
Tel: (232) 388 01 10/1680 Faks: (232) 388 11 02
E-posta: oner@egenet.com.tr / eoner@edebiyat.ege.edu.tr
Özet
Gökçeada’da kıyı jeomorfolojisi ve özellikle Holosen deniz
seviyesi-kıyı çizgisi değişmeleri konusundaki çalışmalarımız, adanın
KD’sundaki Yeni Bademli höyüğü arkeolojik kazılarını sürdüren arkeoloji
ekibinin daveti ile başlamıştır. Bu nedenle çalışmanın öncelikli amacı höyük
alanının jeomorfolojik-paleocoğrafik gelişimini belirlemek ve bunun buradaki kültür gelişimi ile ilişkisini
değerlendirmek olmuştur. Bununla birlikte çalışmalarımızın alanı zamanla
genişletilmiş ve adanın bütünüyle ilgilenilmeye başlanmıştır. Burada Büyükdere
vadisi aşağı kesimindeki ilk değerlendirmelerimizin
sonuçları üzerinde durulacaktır.
Adanın en büyük akarsuyu olan
Büyükderenin güneybatı-kuzeydoğu yönündeki uzanışı, Zeytinli ve Gökçeada
yerleşim merkezleri arasında kuzeye doğru yönelir. Bu dönüş kısmından denize
döküldüğü Kale koyuna kadarki bölümde Büyükdere geniş bir vadi tabanı
oluşturmuştur. Burada yer alan Yeni Bademli höyüğü çevresinde yoğunlaşacak
şekilde vadi tabanında yaptığımız alüvyon delgi sondajlarından sağlanan
sedimantolojik ve stratigrafik bilgilerle yörenin paleocoğrafya özellikleri yorumlanmıştır. Bu çerçevede kıyıdan 1,5 km kadar içeride vadi
tabanının doğusundaki Yeni Bademli höyüğünün de çevresel değişmeleri ortaya
konmuştur. Buna göre Holosen öncesinde Büyükdere aşağı vadisi bugünkü tabandan
itibaren 35 metreyi aşan bir derinliğe sahip
olmuştur. Holosen’de yükselen deniz, transgresyonun sonlarında Büyükdere vadisine,
güneye doğru dar ve uzun bir koy oluşturacak şekilde sokulmuştur. Yeni Bademli
höyüğü, doğudan bu koya doğru uzanan küçük bir sırt halindeki fliş ana kaya
üzerinde 5000 yıl kadar önce gelişmeye
başlamıştır. “Ria” özelliğindeki bu koy başta Büyükdere olmak üzere
akarsuların getirdiği sedimanlarla hızla dolmaya başlamıştır. Koy içindeki sediman
birikimi, derinlerde ince unsurlu denizel çamurlar, sığ kıyı bölümlerinde altta ince kumlu, üstte kaba kumlu birimler olacak şekilde
sürmüştür. Kıyı çizgisine bağlı olarak, Büyükdere, delta sedimanları üzerine
yaydığı taşkın sedimanları içinde yatağını kuzeye doğru ilerletmiştir.
Ege Denizi Kıyılarında Gözlenen Deniz Seviyesi Değişimlerine Yeni Bir Örnek; Aliağa Kıyı
Erozyonu
Doç.Dr.Doğan Yaşar1,
Yeşim Köksal2,
Şeniz Uçkaç1,
Hüsnü Eronat1
1Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz
Bilimleri ve Teknolojisi EnstitüsüHaydar
Aliyev Bul. 35340 İnciraltı-İzmir Tel: (232) 2785565
2 Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi,
E-posta: yasar@.imst.deu.edu.tr
Faks: (232) 2785082
Özet
Son yüzyılın ortalarından sonra
kıyısal bölgelerde ve ardalanında insan aktivitelerinin artması, denizel ortama gelen
sediman yüklerinde azalmalara ve kıyı boyunca taşınım sistemlerinin oluşturduğu
doğal sahillerin değişmesine neden olmaktadır. Nehir yatakları üzerine enerji ve
sulama amaçlı yapılan baraj, gölet gibi
yapılarla, nehir yataklarından ve deltalardan inşaat amaçlı alınan kumlar sahillerin
kıyı çizgilerinin değişmesinde önemli rol oynamaktadırlar. Özellikle Ege Denizi
kıyılarında gözlenen kıyıboyu (longshore) akıntılarının etkileri dikkate
alınmadan yapılan barajlar ile nehir yataklarından
inşaat amaçlı alınan kumlar, söz konusu kıyılarımızda hızlı bir erozyona neden
olmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda Altınova sahillerinde gözlenen kıyı erozyonuna son
yıllarda Aliağa kıyılarında saptanan kıyı erozyonu eklenmiştir. Geçtiğimiz 25 yıl içerisinde bu bölgeye kurulan
baraj ile nehir yatağından alınan inşaat amaçlı kumlar kıyının çok hızlı bir
şekilde gerilemesine neden olmuş ve söz konusu gerileme halen devam etmektedir. Eski ve
yeni kıyı çizgisi arasında 50 metre gibi bir fark oluşan bu kıyılarımızda
yapılması planlanan her türlü aktivitenin detaylı olarak incelenerek yapımlarına
izin verilmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir.
Marmara Denizinde Isı Akıları ve Kinetik Enerjilerin Mevsimsel
Değişiminin İncelenmesi
Yrd. Doç. Dr. Gökhan Kara1, E.Gül Emecen2
İstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Deniz Ulaştırma
İşletme Mühendisliği Bölümü, 34850, Avcılar, İstanbul
1 karagok@istanbul.edu.tr
2 meceng@istanbul.edu.tr
Özet
Bu çalışmada Marmara Denizi’nin üst
katmanlarındaki düşey sıcaklık profilleri elde edilerek, bu profillerin mevsimsel
değişimleri incelenmiştir. Denizin üst kısmını şekillendiren ısı akıları ve
kinetik enerji miktarları genel ısı akısı formülleri ile bulunmuştur. Bu amaçlara
yönelik olarak Marmara Denizinde dört farklı noktada belirli aralıklarla ölçülmüş
deniz suyu sıcaklıkları ve aynı noktalar için basınç, sıcaklık, nem, rüzgar, bulutlanma ve güneşlenme şiddeti verileri kullanılmıştır.
Marmara denizindeki düşey sıcaklık profillerini oluşturan atmosferik güdümlemenin
ne olduğu sorusuna cevap aranmaya çalışılmıştır.
Türkiye'nin Ege Bölgesi Kıyı Kesiminde
Deprem Aktivitesi ve Riski
Yrd. Doç. Dr. Lütfi İhsan Sezer
Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, 35100,
Bornova, İzmir. Tel.:
(232) 388 01 10 / 39 22; Faks: (232) 388 11 02;
E-posta: lisezer@edebiyat.ege.edu.tr; sezer@bornova.ege.edu.tr
Özet
Depremler, “aniden bastıran, can ve mal kaybına yol açabilen
büyük yıkım”olarak tanımlanabilmekte ve doğal afetlerin “jeolojik-jeomorfolojik
karakterli afetler” grubuna dahil olmaktadır. Ege Bölgesi kıyılarında oluşan
depremler, Ege Denizi kıyılarının tektonik olaylarla şekillenmiş olmasıyla
bağlantılı tektonik depremlerdir. Büyük bir kısmı, kıyıları şekillendiren
faylarla ilişkilidir ve başta nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu kıyı kesimi olmak
üzere, bütün bölgeyi tehdit etmektedir. Bu
nedenle, Türkiye Kıyıları 2001 toplantısı için hazırlanan bu bildiride, gerek
nüfus gerekse çarpık yapı yoğunluğunun hızla arttığı Ege Bölgesi kıyı
kesimindeki deprem aktivitesi ve riskinin gözler önüne serilmesi suretiyle acil önlemlerin alınmasına ışık tutulması
amaçlanmıştır.
Bu çalışmada Ege Bölgesi kıyı
kesimi, sismotektonik bakımdan yakın çevresiyle birlikte bir bütün olarak
36.00°-40.00°N enlemleri ve 25.50°-29.00°E boylamları ile sınırlandırılmıştır
(zor ve karmaşık sayısal analizlerin kolaylaştırılması amacıyla analiz sahaları,
coğrafî koordinatlar yardımıyla dörtgen olarak belirlenip sınırlanmaktadır).
Bu çalışmanın birinci kısmında
çeşitli deprem kataloglarından elde edilen deprem kayıtlarına dayanılarak Ege
Bölgesi kıyı kesiminin deprem etkinliği, tarihsel ve aletsel olmak üzere iki dönem
halinde incelenmektedir. İkinci kısmında ise standart sapma analizi ve
Gumbel-Gutenberg-Richter ve üstel olasılık dağılım yöntemlerinden yararlanılmak
suretiyle, İstanbul, İzmir ve Muğla sismotektonik
yöreleri ile karşılaştırmalı olarak "Türkiye’nin Ege Bölgesi kıyı
kesimindeki deprem riski" ortaya konulmaktadır ki, elde edilen sonuçlar özetle
aşağıdaki gibidir:
Sismolojik bakımdan Akdeniz Deprem
Kuşağı’da yer alan yöre, Edremit Körfezi, Bakırçay grabeni, İzmir Körfezi,
Gediz, Küçük Menderes grabenleri, Büyük Menderes ve Gökova Körfezi grabenlerinin
fayları gibi, günümüzde de aktivitesini sürdüren diri faylarla Türkiye’de 1.
Deprem Zonu’nun sınırları içinde kalmaktadır.
Tektonik hareketler günümüzde deprem denilen hafif yer hareketleri olarak devam ederek
hayatî bir tehlike oluşturmaktadır. Ege Bölgesi kıyı kesiminin tarih boyunca
tsunamiye sahne olmuş olması (Soysal, 1979), bu tehlikenin boyutlarını daha da
artırmaktadır. Nitekim yapılan analizlere göre, Ege Bölgesi kıyı kesiminde M.S.
11-2000 yılları arasında magnitüdü 4 ve daha büyük 2194 meydana gelmiştir. Bu
depremlerin 106 kadarı şiddetli (M 5.5) olmuş, onbinlerce insan hayatını
kaybetmiştir. Depremlerin büyük bir kısmı Bodrum,
Marmaris, Rodos Adası, İzmir Körfezi ve Ege grabenlerinde toplanma göstermiştir. Bu
yörede oluşan depremlerin en büyüğü 8.39 Ms büyüklüğünde 27 Ağustos 1886
Bodrum depremidir. Ege Bölgesi kıyı kesiminde her yıl kaydedilebilecek bir depremin
büyüklüğü 5.0 M'dir. Bu değer İstanbul yöresinde 4.5
M, İzmir ve Muğla yörelerinde 4.9 M'dir. Ege Bölgesi kıyı kesiminde 100 yıl içinde
meydana gelebilecek depremin büyüklüğü ise 7.9 M'dir.
Büyükçekmece Gölü Doğal Görünümü Üzerine Doğal Afetlerin
Etkisi
Y.Doç.Dr. T. Ahmet Ertek1 ve Hakan Kaya2
1 İstanbul
Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Anabilim Dalı,
34470 Vefa/İST. Tel: (212) 528 60 22-23, Fax: (212) 528 32 37 E-posta: taertek@yahoo.com
2 T.C.
M.E.B. Altınyıldız İlköğretim Okulu, Coğrafya Öğretmeni, B.Çekmece/İstanbul. E-posta: kaya.hakan@superonline.com
Özet
B.Çekmece Gölü, Marmara Denizi’nin
kuzeyinde yer alan eski bir kıyı setti gölüdür. 1989’dan itibaren göl, içme suyu
amaçlı kullanılan bir baraja dönüştürülmüştür. Ancak, hem B.Çekmece
Gölü’nün, hem de B.Çekmece Koyu’nun doğu kıyıları potansiyel heyelan ve kütle
hareketlerinin tehdidi altındadır. Bununla da kalmayıp, yeni yapılan barajın içme suyu ana isale hattı boruları, bu potansiyel heyelan
sahalarının birinden geçirilmiş ve sahada yeni heyelanların gelişimine neden
olmuştur. Bunlardan sonuncusu 2 Şubat 2000’de meydana gelmiş bir heyelandır ve
barajın içme suyu isale hattı borularını parçalamıştır. Zarar 5,5 milyon
$’dır. Ayrıca B.Çekmece Gölü ve çevresi, aktif Kuzey Anadolu Fayı’nın 15 km
kuzeyinde yer alır. Heyelan riskinin yanı sıra saha NW-SE yönlü ve gölün her iki
yakasından geçen, özellikle de 1999’daki Marmara depremleri ile, B. Çekmece’de yıkımlara neden olan ve tekrardan aktivite
kazanmış fayların da tehdidi altındadır.
Bu çalışmada, B.Çekmece Gölü’nün
insan eliyle değiştirilen doğal görünümü üzerine deprem ve heyelan gibi doğal
afetlerin etkisi açıklanmaya çalışılmış ve çözüm önerileri sunulmuştur.
|